Sitemizin Araç Kutusunu İndirin
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) =Tirmizi (3502)=

YAZI ARŞİVİ

Yeni Web Adresimiz Yayında

28 Nisan 2007 Cumartesi

Allah'a Karşı Alçak Gönüllülük ve Sevgi

ALLAH'A KARŞI ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK VE SEVGİ
Sevginin en ileri derecesi kulluk, en alt derecesi ise ilgidir, ilk başta insan kalbi sevgiliye ilgi ve alaka duyar, zaman geçtikçe, sevgi derinleştikçe sevdiğini sayıklamaya başlar.Daha ilerde kalpten bir sevgiyle insan çılgına döner. İşte bundan sonra sevgi aşka dönüşür.Aşktan sonra ise.kulluk, itaatkârlık derecesine yükselir.Allah'a itaatkarlıkla kul olan kişi O'nu son derece seviyor, hürmet duyuyor, alçak gönüllülük gösteriyor demektir.
Bir kimse sevmediği, nefret ettiği bir insana hürmet edip boyun eğerse, ona kulluk ediyor sayılmaz. Bir başka şekilde, tersine olarak, bir kimse bir kimseyi sevse ve fakat hürmet ve saygı duymasa, gene kulluk ediyor sayılmaz. Bir insan çocuklarını yahut arkadaşlarını sever, fakat bu sevgi kulluk değildir. İşte aynen bu durumdadır yukarda tanımlanan kişiler.
Bundan ötürü, Allah'a kulluk yapmada, sevgi yahut saygıdan birinin bulunması yeterli olamaz. Allah, kula her şeyden daha sevgili ve saygıdeğer olmalı, Kul Allah'ı her şeyden daha yüce, daha azametli bulmalı. Yani, Allah'ı her şeyden daha fazla sevmeli, boyun eğmeli, alçakgönüllülük göstermeli ki, insanoğlu KUL olabilsin. Kul bilmelidir ki. Allah'tan başkasına beslenen aşırı sevgi aldatıcı, aşırı saygı da çirkin ve batıldır. Bu durumu âyeti kerime ne kadar da güzel açıklamaktadır:
"De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinizdeki mallar, zarar etmekten korktuğunu ticaret ve hoşunuza gitmekte olan konutlar ,size, Allah'tan, O'nun Resulünden ve O'nun yolundaki cihattan daha sevgili ise, artık Allah'ın emri ve hükmü gelinceye kadar bekleyedurun. Allah günahkârlar güruhunu asla himaye etmez, doğruluklarını kabul etmez." (Tevbe.- 24)
Belli oluyor ki, en ileri derecedeki sevgi ve muhabbet, sadece Allah'a ve O'nun Resulüne gösterilenidir. Zira itaat sadece Allah'a ve O'nun resulüne yapılır. KUL sadece Allah'ı ve resulünü razı etmek zorundadır. Ayette şöyle buyruluyor: "…Allah'ı ve resulünü razı etmeleri kendileri için daha hayırlıdır." (Tevbe: 62)
İtaat ve kulluk ve buna uygun düşen tevekkül, korku ve benzeri şeylere gelince; bunlar da sadece Allah için olur. Çünkü yegâne terbiyeci Allah'tır. Yüce Allah buyuruyor:
"Resulüm, de ki : "Ey ellerinde kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar! Bizim ve sizin aranızda müşterek olan kelâma gelin. Allah'tan başkasına itaat ve kulluk yapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş ve ortak tutmayalım. Allah'ı bırakıp birbirimizi terbiyeci kabul etmeyelim. Şayet ellerinde kitap bulunanlar bu davetine icabet etmezlerse, o zaman şöyle söyle: Şahit olun ki, biz gerçekten Müslüman olanlarız." (Âlî-İmran: 64)
Başka bir âyette de şöyle buyrulmaktadır: "Eğer onlar Allah'ın ve Resulünün kendilerine verdiklerine razı olsalardı da, "bize bu yeter, bize Allah yeter ki, o Allah Lütuf ve kereminden biz acizlere verendir, Resulü de öyle. Biz ancak Allah'ın verdiklerine itibar ederiz." deselerdi." (Tevbe: 59)
İnsanların uygulayacağı hükümleri koymak sadece Allah'a ve Resulüne ait bir iştir. İşte bu hususta Allah'ın buyruğu:
"Resulüm size ne verdiyse alın, neyi de yasakladıysa ondan sakının!" (Haşr. 7)
Güvenilmek ve yeterli bulunmak gibi yüce vasıflar da yalnız Allah'ındır. Nitekim Yüce Allah buyurmaktadır: "Onlar o kimselerdir ki, insanlar onlara; "düşmanlarınız size karşı büyük ordular hazırladı, korkun onlardan!" dedikleri zaman, bu sözler onları korkutmadı, aksine imanlarını artırdı ve bir de üstüne "Allah bizim için yeterli bir koruyucudur ve o ne güzel bir koruyucudur!" dediler." (Âlî-İmran: 173) Bir başka Allah kelâmı: "Ey Nebi! Allah sana ve senin izinde olanlara yeterlidir, başka desteklere ihtiyaç yoktur." (Enfal: 64) Bir başka âyetinde de şöyle buyuruyor: "Allah kuluna her konuda yeterli değil mi?" (Zumer 36)
Bu ayeti kerimede abid, yani Kul; Allah karşısında aciz ve yetersiz olduğunu Allah'ın lütuf ve keremine muhtaç olunduğunu bilmek; sadece O'nun tasarruf ve hüküm sahibi öldüğüne kesin inanç anlamına gelmektedir. Bu anlamda ki kullukta, ister sadık olsun isterse fasık ister mümin olsun isterse de kâfir, ister cennet ehli olsun isterse de cehennem, bütün insanlar Allah'ın kuludur. Çünkü Allah bütün insanların yaratıcısı ve tedbirleriyle kuşatıcısıdır. O'nun tespit ettiği tabii kanunların dışına hiç kimse çıkamaz. İstese de istemese de. O'nun koyduğu doğa kanunlarına uymak zorundadır.Hiç kimse O'nun kudretinin ve isteklerinin dışına çıkamaz, ister Allah'a verdiği iman sözünden dönen fasık, isterse verdiği bu söze sadık olsun, kimse Allah'ın hükümlerini değiştiremez.İnsanlar ister istesinler ister istemesinler Allah'ın istediği şey mutlaka olur. Allah istemediği taktirde kimsenin istekleri sonuca ulaşamaz.
"Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Boşuna! Göklerde ve yerde her ne varsa, isteseler de istemeseler de O'na çevrilip götürüleceklerdir." (Âlî-İmran: 83)
Demek ki Allah bütün varlıkların yaratıcısı, terbiye edicisi, rızık vericisi, öldürücüsü ve dirilticidir. Temayülleri istediği yöne çeviren ve işlerinde ortaksız yetki ve tasarruf sahibi yegâne kudret Allah'u Teâlâ'dır.. Hiç kimsenin, hiç bir varlığın Allah'tan başka terbiyecisi ve sahibi yoktur. Her şeyi yaratan, yarattıkları için kanun koyan, hareket ettiren sadece O'dur. İnsanlar ister kabul etsinler isterlerse etmesinler, ister bilsinler isterlerse de bilmesinler, sonuç değişmez, gerçek asla bozulmaz.
İnsanlardan Allah'a, Resulüne, Resul aracılığı ile indirilen kitaba inananlar bunları bilirler. Bildikleri için imanları daha da çok artar. Allah'ın acımasını umarak, azabından korkarak, O'na teşekkürle kulluklarını pekiştirirler. Bu gerçekleri kendilerini büyük sayanlardan başkası reddetmez. Kendilerini bir kudret sahibi sandıkları için gerçekleri reddedenler çok kötü bir durum içindedirler. Onlar Allah'ın yegane yaratıcı ve terbiyeci olduğunu bildikleri halde, bu bilgilerini açıklamaz, itiraf etmez ve O'na boyun eğmezler. Bildikleri halde, kibirlerinden ve kendilerini bir şey zannetmelerinden ötürü gerçeği kabul etmeyenler gerçekten büyük zarardadır. Zira Allah şöyle buyurmaktadır:
"Kalpleri ve vicdanları bunların tam doğru olduğuna kanaat getirdiği halde, büyüklenmeleri ve zulüm etme temayülleri sebebiyle gerçekleri inkâr ettiler. O art niyetli bozguncuların halleri bak nice oldu!" (En-Neml: 14)
Bir başka âyeti celile: "Kendilerine kitap verdiklerimiz, resul ve nebilerimizi öz oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle olduğu halde bazı rabbaniler gerçeği halktan, sade insanlardan saklarlar, bile bile insanlarla hakkın arasına girer, gerçeği örterler." (Bakara: 146)
İşte o gözümün nuru âyetlerden biri daha: "Onlar senin doğru söylediğini biliyorlar. Ama gene de o zalimler, Allah'ın âyetlerini inatla inkâr ediyorlar." (Enam: 83)
Kul, Allah'ı gerçek terbiyeci, yaratıcı olarak kabullenir kendisini O'nun kudreti karşısında aciz ve muhtaç durumda görürse, Allah'ın gerçek emir sahibi olduğunu görür ve kendisinin sadece bir kul olduğunu idrak eder. Böyle kullar, istediklerini yalnız Allah'tan ister, yalnız O'ndan yardım bekler. Sadece O'na boyun eğer ve yalnız O'na alçak gönüllülük tevazu içinde yalvarır, O'nun verdiklerine ve vereceklerine gönüllü bir biçimde razı olur.
Fakat insan Allah'ın emirlerine bazen itaat eder, bazen isyan ederse, kulluğu ve itaati bazen Allah'a, bazen şeytana yaparsa, emirlerini kendini rab ilan edenlerden alırsa, bu hal cennet ehli ile cehennem ehlini birbirinden ayıran bir ölçek olur.Böyle kişiler, bu şekildeki kullukları ile müminler safına giremez. Çünkü Allah'ımız şöyle buyuruyor: " Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler." (Yusuf-106)
Gerçekten de yaratıp rızk verici olarak kabul ettikleri halde gene de Allah'tan başkasına itaat ve kulluk etmektedirler insanların bir çoğu. İşte âyet: "Andolsun ki, o müşriklere "şu gökleri ve bu yeri kim yarattı" diye soracak olsan, onlar; "muhakkak ki Allah'tır" diye cevap vereceklerdir." "De ki: "Kimin o arz ve ondaki bütün varlıklar, biliyor musunuz?" Onlar; "Allah'ındır" diyeceklerdir. Öyleyse "onları düşünüp Allah'ın kudretini idrak edemiyor musunuz?" diye sor. Yine onlara de ki: "O yedi göğün sahibi kim? O çok büyük arşın rabbi kim? Onlar; Allah'tır" diyecekler. O halde de ki: "Bunları bildiğiniz halde, bütün varlıkların sahibi olan Allah'tan niçin korkmuyorsunuz? Yine de ki: "Her şeyin mülkiyeti ve bütün hazinelerini elinde tutan kimdir? Kimdir hiçbir şeye ihtiyacı olmayan? Korunmaya muhtaç olmayan? Eğer biliyorsanız bana bildirin," Onlar yine şöyle cevap verecekler: "Allah'tır." O halde onlara söyle. "Bunları biliyorsunuz da, neden aldatılıyor ve Allah'a ortaklar koşuyorsunuz?" (EI-Müminun:84-88)
Gerçekten de, varlıklar âleminin sahibini bilmek hususunda bütün insanlar birbirinin aynıdır. İnsanoğlu fasık da olsa, mümin de olsa, kâfir de olsa, sadık da olsa, bütün bu varlıkların sahibinin Allah olduğunu bilir, bilebilir ve itiraf da eder. Hatta o kadar ki şeytan ve ona bağlı cehennem ehli de bilir ve itiraf eder. Nitekim iblis demektedir ki:
"Ey Rabbim! O halde insanların tekrar diriltilecekler! güne kadar bana mühlet ver!" Yine İblis şöyle demişti: "İblis; "Rabbim" dedi: Beni azdırmandan ötürü and olsun ki ben de insanları günahlarla süsleyeceğim ve onların hepsini de azdıracağım." (Hicr: 39) Ve gene İblis: "Öyleyse yüceliğine yemin ederim ki, onların hepsini azdıracağım" (Şad; 89) Yine İblis: "Şu benden üstün saydığını gördün mü Nesi varmış onun da benden üstün tuttun onu? Yemin ederim ki, bana kıyamet zamanına kadar izin verirsen, onun soyundan gelecek olanları çok azı müstesna olarak kötülükte peşimden sürükleyeceğim." (İsra: 62)
Bu varlıklar alemindeki her şeyin sahibinin, yaratıcısının, terbiyecisinin Yüce Allah olduğunu İblis de yukarıdaki ve daha birçok âyetlerdeki iradelerine bakılırsa kabul ediyor ve kabul ettiğini itiraf ediyor. Cehenneme hak kazanmış olanlar da bu gerçeği kabul ederler ve şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Aldanmışlığımız bize hakim olmuştu. Onun için doğru yolda olanlardan ayrılmış olduk." (Muminun 106)
Gene cehennem ehli şöyle der.-"Rablerinin huzurunda suçlu suçlu durdukları zaman sen onları bir görsen! Allah huzurunda duran o cehennem ehline: "Size bildirdiklerim hak değil miymiş. Emirlerimi yerine getirmediğiniz takdirde sizin için vaat ettiğim şu cehennem de sizin için hak değil midir?" Onlar: "Evet, Rabbimize yemin ederiz ki, bizim için belirlediğin ceza haktır." (Enam: 31)
İşte cehennem ehli de, varlık âleminin gerçeklerini olduğu gibi kabul ve ikrar etmektedir. Bir kimse bu varlıklar âleminin gerçeklerinden bir gerçeği müşahede eder, fakat Allah'ın uluhiyetine ait kulluktan, Allah'ın Resulüne itaatten ibaret olan dini hakikati yerine getirmez, itaatten ve kulluktan geri durursa, iblis'in ve cehennem ehlinin yaptığı işlerden birini yapmış olur.Böyle olmalarına rağmen, Allah'ın kevni âlemini müşahede edebildiklerinden dolayı, onlar için Allah indinde güçlü bir yer, makbul bir makam var kabul ederek, onların itaat ve kulluktan muaf oldukları zannedilirse; bunlar Allah'ın evliyası ve marifet ehli olarak kabul edilirlerse, böyle itikat edenler, İblis ve cehennem ehli zümresinden olurlar.
Varlık âleminin bazı gerçeklerini keşfetmek, kavramak bâşka, itaat ve kul olmak gene başkadır. Herhangi bir kimse "hızır ve benzeri şeyler bana ilahî emirler getirdi" derse, bu ve buna benzer sözleri Allah'a ve Resulüne karşı çıkan ve kâfir olan zümrenin sözlerine benzer.
KUL - İLAH
Kul
KULLUK - Abidlik bir ikinci mânaya gelir ki, bu mâna özeldir, lokaldir. Belli ölçüleri vardır. Böyle bir kulluğa herkes, bütün insanlar sahip olamaz. Böyle bir abidlik, bu çeşit bir kulluk insan için en bulunmaz bir nimettir. Allah'ın vermiş olduğu bütün kabiliyetleri ve o kabiliyetlerle ulaşılacak her türlü ihtiyaç maddesini, Allah'ın dediği biçimde kullanmak mânasına gelen bu tür kulluk, sadece Kur'an âyetlerine bağlanmakla mümkün olur. Allah'tan başkasına ibadet etmeyen, Resulü vasıtasıyla gönderdiği Kur'an'dan başka kitap kabul etmeyen, kabul ettiği Kur'an'ın bütün prensiplerini elinden geldiğince yerine getirmeye çalışan; Allah'ın dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilen bir ibadettir bu üstün kulluk makamı. Böyle bir kulluk sadece Allah'a ait kılınır. Her türlü hükümdarlık hakkı Allah'a aittir böylesi bir kullukta. Bu yüce kulluk makamı, 'LÂ İLAHE İLLALLAH' kelimesiyle ifadesini bulmaktadır.
Allah'ın yegâne terbiyeci olduğunu kabul etmek ve kabul ettiğini de gerek dil ve gerekse fiilen ikrar etmek bu kulluğun gereğidir.Yalnız O'na itaatle kulluk etmek, O'ndan başka hüküm ve marifet sahibi, kudret merkezi kabul etmemek bu ikinci tür yüce kulluktur ki, bu tiplerden başkası imkânı yok bu tür kulluğun ifade ettiği mâna içine giremezler. Bir insan Allah'ın her şeyin yaratıcısı, terbiye edicisi, geliştireni olduğuna inanır, fakat O'nu yegâne itaat ve ibadet edilecek kudret bilmez, başkalarının sözlerine ve emirlerine de itaat ederse, gerçek anlamda ikinci kulluk makamına girmez.
İlah
İlah; yüce ve tam tecezzi kabul etmez sevgi ve saygıyla, yüceltme ve ikramla, korku ve ümitle kalbin titreyerek yöneldiği, tâbî olduğu kudrettir. İşte bu çeşit itaatle kulluktan razıdır yüce Allah. Böylesi bir kulluğa abidlik demektedir İslâm dini. Yüce Allah seçkin kullarını bu şekilde tanımlamıştır. Resul ve nebilerini de bu maksadı hasıl ettirmek için göndermiştir. Abd, kulluk, yaratık ve mahlûk anlamına gelirse, böyle bir anlam içinde Allah'a inanan da inanmayan da birbiriyle eşittir. Böyle bir anlamda mümin de müşrik de aynı statü içindedir. Herkes Allah'ın yarattığı mahlûk ve dolayısı ile kuludur. Abdin, kulluğun bu iki mâna arasındaki farktan, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu kulluğuna, ibadetine, dinine, şer'î emirlerine dahil olan ve bu işleri mükemmel bir biçimde yerine getiren insanları kendisine dost ve veli edineceği, cenneti onlara ikram edeceği çıkmaktadır. Dinî hakikatlerle, müminin, kâfirin, sadıkın, facirin müşterek ve eşit olduğu ve varlıklar alemindeki gerçeklere bağlılık arasındaki fark anlaşılır.Bir kimse,sadece varlıklar alemindeki muşahhas gerçeklerle yetinir, dini gerçeklere aldırış etmezse lanete uğramış iblisin arkasında olan cehennemlik grubundan olur.Bir kimse dini hakikatlerden bir bölümünü kabul, bir bölümünü inkar ederse, inkar ettiği oranda, Allah'a yakınlık makamını kaybeder.