Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Daru's-Sunne kitaplarını kitap satış sitelerinden temin edebilirsiniz. Sitemizden perakende kitap satışı yapılmamaktadır.

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



29 Nisan 2007 Pazar

Günahın Neticeleri/İ. Kayyım-el-Fevaid'den

Günahın Neticeleri

Günah işleyen insanın; başarısı azalır,
- O kötü görüşlü olur,
- Hakkı gizler,
- Kalbi bozulur,
- Zikrin şuurunda olmaz.
- Vakti zayi eder,
- Halk ondan nefret eder,
- Kul ile Rabbi arasında yabancılaşma baş gösterir,
- Duasına karşılık verilmez,
- Kalbi katılaşır,
- Rızıkta ve ömürde bereket gider.
- İlimden mahrum olur,
- Zillet elbisesi giyer,
- Düşmanın pençesine düşer,
- İçi daralır,
- Kalbini ifsat eden ve vaktini öldüren arkadaşlara müptela olur,
- Daimi sıkıntı ve tasa duyar,
- Geçim sıkıntısı görür,
- Üzgün olur.
- Ekinlerin sudan ve yanma ve sıcaklığın da ateşten meydana gelmesi gibi, o kimsede, Allah'ı (c.c.) zikretmekten gafillik ve asi olma durumu meydana gelir.
İşte bunların zıtlarıyla da itaat meydana gelir.


Günahlar yara demektir. Nice yaralar vardır ki savaş alanında meydana gelmiştir.

Şayet aklın, hevanın kontrolünden çıkarsa, geriye dönecek olan değişmedir.

Heva diyarına girdin. Öyleyse ömrünle kumar oynamaktasın demektir.

Helal olmayan bir bakış arız olunca, bil ki bu, savaşın ateş küreğidir. Bu bakıştan:
"Mü'minlere de ki..." âyetinin örtüsüyle sakın. O takdirde bundan eser kalmaz. Allah şüphesiz ki savaşta mü'minlere yeter.

Heva / heves denizi yükseldikçe gireni boğuverir. Korkarım buna kapılan bir yüzücü, gözleri denizin içinde açık gider.
Kabrinde amellerinin kendisine dostluk yaptığı,
Yalnız kimseden daha cömert kimse bulunmaz ona
Bahçe olmuş kabri içinde nimetler gören kimse,
Olmaz kabri kendisine hapis olmuş kimse gibi.
* * *
Kişinin fazlı kadar ayağına işi gelir.
Uğrayacağı musibetlerde ise sabır bilinir.
Sakınıp sabır göstermesini az yapan,
Kuşkusuz nasibinden umduğunu da az umar.

Tamamlanmadan önce ne kadar ekin biçilir. Hasad edenin ekin hakkındaki zannı ne olabilir ki?

Nefsini sat. Kuşkusuz pazar açıktır ve karşılığı da mevcuttur.

Gafletin uykuda ve hevanın dinlenmede olması mümkündür. Ancak hafif uykuda ol. Sonra şehir bekçileri: "Sabah oldu" diye bağırıverirler.

Aklın ışığı heva gecesinde aydınlık olur ve doğruların nimetleri parlar. Bu ışıkla bakan kimseye ise, işlerin mükâfatı parlar.

Afetlerle sarılı bu dar yerden kararlılıkla hiçbir gözün görmediği o rahat yere çık. Şüphesiz ki orada istenilen verilir ve sevilen de kaybolmaz.
Ey sevgisi hastalık, geçişi eziyet ve güzelliği geçici olup da nefsini hevasına satan kimse!
Andolsun ki sen en güzel şeyleri değersiz ve düşük olan şeyler karşılığında sattın. Sanki sen değerin ve pahanın ne olduğunu bilmemektesin. Teğabun (aldanma) gününe geldiğinde, mutlaka sana alışverişte aldanmanın sonucu gelecektir. "Lâ ilâhe illallah - Allah'tan başka ibadete layık hiç bir ilah yoktur-" çok değer ifade eder. Allahu Teâlâ bunun müşterisidir. Bunun kazancı cennettir. Bunu haber veren ise Hz. Peygamber'dir. Hepsi bir sineğin kanadına denk olmayan şeylerden de oldukça az bir bölümünü satarak razı olursun.
Kölesi olduğun kimse yanında,
Toplam bir sineğin kanadına denk olmayan bir şey olsa,
Ondan bir parçasına basit bir kimse sahip olsa,
Bu durumda onun yanında değerin nice olur?!
Ve o basit kimseye canını satsan,
O da kendindeki en güzellerinden onu satın almış olsa,
Şüphesiz değerin de gitmiş olur.

Ey azmi gevşek olan kimse! Neredesin?! Bu yolda Âdem çok yoruldu.
Nuh bu sebeple ağladı.
Halil ateşe atıldı,
İsmail kurban edilmek için yatırıldı.
Yusuf oldukça düşük bir pahaya satıldı ve senelerce hapiste kaldı.
Zekeriya ise testereyle ikiye biçildi.
Yahya da ablukaya alınıp kesildi.
Eyüb'e sıkıntı ve hastalık isabet etti.
Davud'un ağlamaları ise oldukça çoğaldı.
İsa ise, silahsız olarak kaçmak zorunda kaldı ve
Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) her türlü eziyet ve fakirlik dokundu.
Öyleyse oyun ve eğlenceye sen hala devam mı edeceksin?!

Ey hüzünlü yere! Şüphesiz âhireti görmek yakındır
Ancak ona ulaşana kadar musibetler vardır.

Savaş ayaktadır ve her an başlayabilir. Sen ise onu gözetmeden oldukça uzakta isen ve özengini (savaşmamada) sabitlersen, o takdirde hezimete uğradın demektir.

Her kim yükseğe ulaşmak için enerjisini stoklamazsa, şerefin gölgesinde uyku çekemez.
Süleyman diyor ki:
"Önceden bizim memleketimizde ikamet etmen olmasaydı O takdirde benim makamı tavaf ettiğimi bilmezdin."

Bazı abid kullara:
"Nefsini kaça kadar ya da ne kadar yoruyorsunuz?" diye sorulduğunda:
"Rahatlığını istemekteyim!" diye cevap verirler.

Ey kendisine afiyet süsünden sonra iman süsü ikram edilmiş kimse!
Cömert olan Allah bunları sana bahşetmiş; öyleyse bunlarda yaratana muhalefet etme sakın!
Yanlışlarını inkâr etme. Yanlışlarını hoş görmeyen kimse Allah'ın verdiği nimetleri daha ziyade kullanmaya hak sahibi olur.

Kainatın gelinleri, görücüler için süslenmiştir. Onlardan hangisinin bu gelinlerden âhiret gelinlerini izlediği onlar için açığa çıksın diye...
Öyleyse her kim dünya ve âhiret gelinleri arasındaki farkı anlamışsa izlenilmesi gerekli olanı izlemiş demektir.
Kainatın güzelliği ortaya çıktığında Bana yönelir ve bana "gel" der Sanki hiç görmemiş gibi kör olurum İstediğimi yanımda gördüğüm zaman.

Arif kimselerin himmet yıldızları, hiçbir zuhal olmaksızın kendi kuvvet burçlarında gezinmektedir.

Ey yollarından sapan kimse! Kafilenin sonunda bulun. Yolda uyuklamak istediğinde uyuyuver, çünkü kafilenin öncüsü güttüklerini kontrol eder.

Hasan'a:
"Bir topluluk var ki, bizleri hızlı koşan atlarla geçtiler. Bizler ise kısır eşekler üzerinde bulunmaktayız?!" denilince, kendisi şöyle cevap verdi:
"Onların yolu üzere olmak istiyorsan, o zaman onlara yetişmek için çaban nerede?"

Her kim Allah'a olan samimiyetini insanlar arasında kaybetmiş ise ve onu tek başına iken kendinde bulmuşsa, işte bu kimse doğrudur; ancak zayıf olan bir kimsedir.
Kim de bunu insanlar arasında bulmuş ve onu halvette iken (yalnızken) kaybetmişse, bu kimse de kusurlu kimsedir.
Kim de bunu insanlar arasında ve halvette kaybetmişse, bu kimse de dışlanmış bir ölüdür. Her kim de bunu yalnızken ve insanlar arasında iken bulmuşsa, işte bu kimse başlı başına doğru ve sevilen bir kimsedir.
Her kimin yalnız iken Allah'a samimiyeti varsa, bunun artış göstermesi yine bunu muhafaza etmesine bağlıdır.
Kimde de o insanlar arasında iken, onlarla nasihatlaşırken ve irşad ederken bu durum varsa, bunun artış göstermesi de bunlarla beraber olmasına bağlıdır.
Kul nerede olursa olsun ve neyi yaparsa yapsın, Allah'ın muradına uygunluk gösterirse, işte bunun artış göstermesi de yalnız ve insanlar arasında iken söz konusu olur.
Buna göre; durumların en şerefli olanı şu ki, sadece senin için belirtilen ve sadece sana dair buyurulan durumları seçmen ve dışındakileri seçmemendir.
Senin için buyurduğu ile birlikte ol ve sakın kendi kafana göre takılıp da O'nun istemediğiyle birlikte olma!

Şeriatlerden önce temiz kalplerin lambaları fıtrat (ağacının) kökünde ışık vermektedir:
"(Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir." (Nur, 35)

Sular dökülmekte. İçen de var içmeyen de... Nice göllerde olup susayan da!

Musa'nın (a.s.) peygamberliği ve Firavun'un karısı Âsiye'nin imanı ile ilim (kader) öne geçti...
Musanın kundaktayken bedeni sandıkta Firavun'un sarayına yürütüldü. Annesi kendisini (sanduka ile suya bıraktı) ve tek başına, bebek olduğu hâlde çocuğu olmayan bir kadına geldi. Allahuekber!
Bu kıssada gerçekten ne kadar büyük bir ibret var! Firavun ki Musa'nın gelmemesi için nice çocukları keserken, kader ona şöyle diyordu:
"Biz Musayı senin sarayında büyüteceğiz."

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) henüz küçük iken yetim kalmıştı. Kendisine amcası bakmaktaydı. Kendi nefsi bir türlü Resûlullah'a tabi olmuyordu. Hatta O'nu ortadan kaldırmayı bile aklına sokmuştu. Hayatının diğer yarısını hastalıkla geçirmesi onu bundan engellemişti. Bir defasında Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) oturmuş amcasını bekliyordu. Amcasının hastalığı iyileşmiş ve sabrı da tükenmişti. Peygamberin içindeki bağrı ona şöyle nida ediyordu:
Hasta olduğunu daha artık ne zamana kadar
Zorluklarla şikayet eder
Artık hastalığa esir olursa belki bir yol buluverir
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Ey amcacığım! İslâm'a girmeni çok uzun zamandır bekliyorum ve senden buna karşı bir istek göremiyorum." diye buyurdu ve devamla:
"Şayet müsiüman olursan sana verilecek her şeyi kuşkusuz yanımdan çıkartıp veririm." diye buyurdu.
İşte bu sözü karşında şevke gelen dil şunları haykırmaz mı:
Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) bir bakışı dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.
Şayet Mecnun'a:
"Leyla'nın kalmasını mı yoksa bütün ihtişamı ile dünyayı mı istersin?" denilse,
Kuşkusuz şöyle cevaplar:
"Dünyanın musibetlerine uğramaktansa, Leyla'nın ayak tozu bana daha tatlı ve daha yararlıdır."
Amcası O'nun giysilerini çıkardı ve sefer için iki parçaya ayırdı. Birisine gömlek olarak, öbürüne de rida olarak verdi. Savaşa çağrıcı nida edince, sevilenler / dostlar yanında olmasını kanaat getirdi. Nitekim seven kimse, yolun uzak olmasına aldırış etmez. Çünkü maksadı zaten ona yardımcı olmaktır.
Şunu bil ki; Allah kendisini isteyen kimselere Korumasını nasib eder Koruduğuna destek çıkmak isteyenlere de Korumasını nasib eder
Artık ruhunu teslim edince, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onun naşını alıp lahide yerleştirdi ve:
"Ey Allah'ım! Ben ondan razı ayrıldım. Sen de ondan razı ol" buyurdu.
(Bak: "Siretu İbn Hişam", 2/527,528. İbn Hacer "el-İsabe" 6/149 adlı eserde der ki: "Bu yönüyle İmam Beğavi uzun rivayet etmiştir. Ricali sikadır; ancak içinde kopukluk vardır." "el-İsabe" 6/149 adlı eserde yine belirtildiği üzere, İbn Mendeh bunu Sa'd b. es-Salt yoluyla, o da el-Ameş, o da Ebû Vail, o da İbn Mes'ud'dan rivayet etmiştir. Bununla beraber Kesir b. Abdullah b. Amr b. Avf yoluyla, o da babası ve o da dedesi yoluyla rivayet de mevcuttur.)
Bunun üzerine İbn Mes'ud:
"Keşke bu kabrin sahibi ben olsaydım." dedi.
Ey azimsiz kul! Havadaki yırtıcı kuş oldukça küçük görünür; ancak yere inince avını parçalayıverir.

Bazı hikmet sahibi kimseler sadece sulama işlerinde ve yük taşımada kullanılan at hakkında:
"Şayet rahat gidebilmiş olsaydı ona aynı zamanda binilirdi de..." demişlerdir.

Azimkar adımlarla ilerlemek kuşkusuz önündeki engellerine ve zorluklarına set çeker.

Zorluklar ve engeller, doğrularla yalancıların ayrıştırıldığı imtihanlar demektir. İmtihanı geçersen sana yardımcı olup, seni maksadına ulaştırıverir.
Kul ancak şu iki şekilde haram olan bir şeye duçar olur.
Birincisi: Rabbine beslediği kötü zan. Şayet bu kimse Allah'a itaat etseydi ve O'nun dediklerini yapsaydı o takdirde bu kimseden helaller noktasında işleyeceği bir hayır beklenmezdi.
İkincisi: Bunu bilen bir kimse. Şöyle ki, bu kimse Allah için bir şeyi terk eder ve daha hayırlısıyla ifa eder, ancak şehvet ve arzusu sabrının önüne geçmiş, hevası aklının önüne geçmiştir.
İşte bu ilk maddedeki kimsenin bu durumu, ilminin zayıflığından, öbürü de aklının ve basiretinin zayıflığından kaynaklanmaktadır.
Yahya b. Muaz der ki:
"Allahu Teâlâ her kimin duasında kalbini cem edip toplamışsa, işte bu kimsenin duasını red etmez."
Ben de derim ki:
Kalbi eğer (huşuyla) toplanmış ise, zarureti ve durumu bunu doğruluyorsa ve ümitvar oluşu da güçlüyse, işte o zaman duasının reddedilmeyeceği söz konusudur.

Uykularından uyananlar, dünya ve ehlinin şatavatlarını, onlara hazırlanmış emel tuzaklarını, şeytanın yönlendirmesini, nefisleri nasıl komuta ettiğini ve nefsi emmarenin nasıl dönüp dolaştığını gördüklerinde, tıpkı perişan bir kölenin efendisinin evine iltica etmesi gibi tevazu ve huşu sarayına iltica ederler. (Nefsi Emmare: Kişiye şer olarak çokça emreden nefis demektir. (Mütercim)

Dünya şehvetleri hayal oyunu gibidir. Cahil olan bir kimse dış görünüşüne bakarak bu konuda kısır olduğunu ortaya koyarken, bilen bir kimse ise; örtünün arkasında nelerin olduğunu düşünerek bakar.

Onlara şehvetli şeyler görünüverdi. Bunun üzerine uzattıkları ellerinin (kendilerini helak edecek olan) tuzağın ipi olduğunu basiret gözleriyle bakarak anladıklarında, bundan kaçacak kanatlarla alabildiğince uçmaya başladılar. Sonra ikinci göçe ulaştılar. O da "Dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!" âyetinin mânasındaki hakikattir. Böylece bu topluluk varlıklarını anladılar ve hedeflerini kavramış oldular. Bunun üzerine göçten önce toplanıverdiler ve yolun ortasına gitmek için birlik gösterdiler. Öbür insanlar da bu esnada fuzuli işlerle uğraşmakta ve bomboş yerlerde vakit öldürmektedirler. Heva ve hevesin serçeleri de işte bu esnada tuzak kapanında ölümü beklemektedirler..!

Bir Tilki bir gün tuzağa düşünce diğerine:
"Bundan sonra buluşma yeri neresi olur? " diye sorar, o da:
"İki gün sonra tabaklanma yerinde" diye cevap verir.

Allah'a yemin olsun ki, günler ancak uykulardır. Dolayısıyla uyanın artık! Bu takdirde zafere ulaşırsınız.

Dünyadan geçip gidenler rüyalardır, ondan kalanlar ise kuruntulardır. Vakit ise, her ikisi arasında zayi olup gitmektedir.

Bir kimsenin merhameti olmayan bir eşi, özür dilemesini bilmeyen bir evladı, güveni olmayan bir komşusu, nasihat etmeyen bir arkadaşı, adaletli olmayan bir ortağı bulunursa, bu kimseye nasıl güvenilir ki?
Buna ek olarak kendisini yok etmeye çalışan bir düşmanı da bulunursa nasıl güvenilir ki?
Nefsi kendisine hep kötülükleri emrediyorsa, dünyayı süslü gösteriyorsa, çokça şehvet ve hevaya uymayı aşılıyorsa, kahreden bir kini besliyorsa, süslü bir şeytan meydana getiriyorsa, kendisinde zayıflık peyda ediyorsa...
O zaman bu kimseye nasıl güvenilir ki?
Eğer Allahu Teâlâ'ya dost olursa, bu sayılanların hepsi kahrolup gider. Şayet yüz çevirecek olursa, o zaman bu kimsenin nefsinde yine bunlar toplanıverecektir. Bu takdirde de helâka gidecektir.

İnsanlar Kitap ve Sünnetle hüküm vermekten ve onlarla muhakeme olmaktan yüz çevirip, sadece bunların yeterli gelmeyeceğine inandıkları ve bunların dışında görüşlere, kıyaslara baş vurdukları, bunları ve şeyhlerin görüşlerini güzel saydıkları zaman;
Bu kimselerin fıtratlarında bir değişme baş gösterir.
Kalplerinde zulüm oluşuverir ve anlayışlarında bir sakatlık ve akıllarında bir ahmaklık meydana gelir.
İşte bu tip insanları bu hasletler kuşatıverir ve ona galip gelir.
Hatta küçükleri bunlarla eğitmekte, yaşlıları ise buna sevk etmektedirler. Bunu kötü bir iş olarak da görmezler.
Bu öyle bir hâl alır ki;
- Artık doğrunun yerini bid'at,
- Aklın yerini cehalet,
- Rüşdün yerini heva,
- Hidâyetin yerini sapıklık,
- İyiliğin yerini kötülük,
- İlmin yerini cahillik,
- İhlasın yerini riya,
- Hakkın yerini bâtıl,
- Doğrunun yerini yalan,
- Nasihatin yerini vurdumduymazlık ve
- Adaletin yerini de zulüm alır.
Galip gelen bu faktörlerin ve bunu işleyenlerin bizzat kendilerine işaret edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim bundan önce bu faktörler tersiyle bulunurlarken, bu faktörleri (cürümleri) işleyenlerin kendilerine işaret edildiği söz konusu olur.
Dolayısıyla galip gelen bu faktörlerin / cürümlerin kişiye yönelmiş, sancağını dikmiş olduğunu ve ordularının (binitlerine) binmiş olduklarını görürsen, anla ki artık bu esnada yerin altında yaşamak yerin üzerinde yaşamaktan, dağın tepelerinde kalmak alt taraflarında kalmaktan ve yabani hayvanların yanında bulunmak insanların yanında bulunmaktan daha hayırlıdır.

Yeryüzünün yeşili değişmiş, gökyüzü kararmış, kara ile deniz zalimlerin zulmü sebebiyle karanlıklara boğulmuştu. Bereketler gitmiş, hayırlar azalmış, vahşiyat çoğalmış ve hayat da bu fışkı fücurun kötülüğünden bunalıvermişti. Hep bu çirkin işlerden dolayı gündüzün ışığı ve gecenin karanlığı ağlayıvermiş, fena işler sebebiyle Kiramen Katibin melekleri onları şikayet etmiş, Rab Teâlâ'yı gazaplandıracak birçok fuhşiyatı işlemişler ve çirkin hâllere ve pisliklere bürünmüşlerdir... İşte böyle...
Şu var ki, Allahu Teâlâ azap selini oluşturacak bulutlarını sevk etmekle beraber uyarmakta ve bunların gölgelerinden bela ve musibetlerin inmesine izin vermekle beraber bundan (azabından) kaçmalarını istemektedir.
Öyleyse bu selden kurtulmanın yollarını da arayın ve kabul edilmesi mümkün olana ve kapısı açılana dek nasuh tevbesi yapmayı unutmayın!
Ancak (samimi olmamanızdan dolayı) tevbe kapısı sanki sizler için kapanmış, sanki sizler rehin alınmışsınız ve sanki uçacak kanadınız da kırılmıştır!
"Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara, 227)

Bugün canını satıver! Kuşkusuz pazar açık, karşılığı mevcut ve değeri de ucuzdur. Nitekim bu pazara ve değere öyle bir gün gelecektir ki, az ya da çok bu cana ulaşamayacaktır.
"Toplanma günü için sizi topladığı zaman var ya, işte o gün, kimin aldandığının açığa çıkacağı aldanma günüdür." (Teğabun, 9),
"O gün zalim kimse ellerini ısıracak: "Eyvah!" diyecek, "keşke Peygamberin yanında bir yol tutsaydım!" (Furkan, 27)

Yolculuğa takva azığın olmadan çıktığın zaman,
Kıyamet günü ise azıklı birini gördüğün zaman,
İşte o zaman keşke onun gibi olsaydım deyip pişman olursun,
Çünkü dine O'nun gibi bakmamışsındır.

İhlas ve istikamet olmadan yapılan bir amel, tıpkı yolculuğunda yanındaki torbalarına kum doldurup da yararı olmadan boş yere ağırlık yapıp onları yanında taşıyan misafire benzer.

Kalbine dünyanın tasalarını ve ağırlıklarını yüklendiğinde ve dünyanın kuvvetini ve diriliğini gösteren meşgalesini ve boş şeylerini omuzladığında tıpkı atını sırtlayan bir yolcuya benzersin. Senden ağır olduğu için onu ne taşıyabilirsin, ne de ona yem verebilirsin. Hatta hemen yerinde duruverirsin!

Ömrünü harcayan yükleri yüklendim durdum
Hayret! Ortada ne bir zafer ve ne de bir kazanç var.
Aceleci bir şoför işini hiç kontrol edebilir mi?
Her sefer yolculuklarında sürat yapan bulunmaz
Bineği yavaşlat bakalım, onun yanağına toslayıverdin
Onunda altında da senin ezilen yanağın bulunmakta

Her kim için afiyetin tadı parlayacak olursa, işte bu kimseye, sabır gösterilecek acılar uzak olmuş demektir.

Gaye, kader de ilk olarak olan, varlıkta ise en son olan, aklın görüntüsünde ise başı çeken ve ulaşılması gereken yerde de son bulan şeydir.

Normal acizliği sevdin. Öyleyse düşündükçe sorunların çoğalıyorsa, o zaman azim nurları sana parıldıyor demektir.

Toplulukların farklılaşmaları düşünceleriyledir, şekilleriyle değil...

Alçak bir kişinin düşüncelerinin inişi, pislik barındıran bir kuyuya uzatılan kovanın inişi gibidir.

Seninle kurtulanların arasında heva dağı bulunmaktadır. Onlar önlerinde bulunan engeli aşıp gittiler. Sen ise engelin içinde kaldın. Öyleyse sen de bu engeli parçala ve onlara yetiş!

Dünya bir yarış arenasıdır. Tozlar yükselir ve kazanan belli değildir. İnsanlar da bu arenada bulunurlar, kimisi atlı, kimisi yaya ve kimisi de kısır eşeklerle katılır....
Tozlar kalkınca kimin kazandığını görürsün Altında at mı yoksa eşek mi olan kazanmış!?

Aç gözlülük bir kimsenin tabiatında bulunabilir. Ancak kanaatkar olmak daha fedakarcadır.

Hırs peşinde olan hırsız adam, ancak hevasının gölgesinde yürür.

Şehvet tohumu telef kapanın altında bulunur. Kapana yem olmayı bir düşün! Bu sefer sabretmek gerçekten sana yakınlaşıverir.

Emellere ulaşmada tamahkar olmanın gücü, isteklerde çalışmayı gerektirir ve emellerin girmesine dair sakındırmayı artırır.

Cimri kimse fakirdir ve fakirliği sebebiyle bir ecir alamaz.

Sıkıntı susuzluğuna sabretmek ve minnet altında kalma tulumundan da içmemek gerek!

Emzikli kadın acıkınca bile kendi sütünden içmez.

Efendinden başkasından dünyalık bir şey isteme! Çünkü kölenin efendisinden başkasından bir şey istemesi, ona bir hakarettir.

Sevgi ağacı dikilirse dostluk meyvesini verir.

Seninle beraber olmayanlara yabancı ol ve senden ayrılmayanlarla da birlikte ol!

Cahil ile yolculuk fesatlıktır. Ama âlimle yolculuğa gelirsek, onun beraberinde hem ayağında ayakkabısı ve hem de yanında su kabı vardır.

Uzlet evinde akıl ile yakîn beraber olunca ve tefekkür de hazır bulununca, ikisi arasında şunlar nida olur:

Bıkıp usanmayan bir söz sana gelince
Sözü ve nizamı bize hoş gelir
Nefis onu hatırlarsa şayet o zaman nefsin kast ettiği
Ve maksatlı kalbin karanlığı gitmiş olur

Aranızda tartışma geçmiş olan bir kimseden bunakça bir söz çıkarsa, onu hemen bir yere ulaştırma, sonra sen altında kalabilirsin! Kuşkusuz tartışma nesli, yerilen nesildir.

Nefsini himaye etmek, ona cehaletle davranmanın bir göstergesidir. Çünkü nefsini gereği gibi, hak üzere bilmiş olsaydın o takdirde hasmına karşı da yanlışa düşmemesi için yardımcı olurdun.

Öfke ateşinden intikam ateşi tutuşturulunca o zaman tutuşan artık yanmaya başlar.

Öfkeni hilm zincirleriyle bağla. Çünkü öfke köpek gibidir. Telef için gönderilirse telef eder.

Kimden saadet öne geçmiş ise, talep etmeden önce deliline ulaşıverir.

Kader herhangi bir şahıs hakkında bir şeyler yapmayı murat ettiği zaman o kimsenin kalbinde tevfik tohumları eker. Sonra bu tohumların üzerine ümit ve korku suyu döker. Sonra da bunların üzerine gözetme direkleri diker ve ona ilim bekçileri ikame eder... Bir de bakarsın ki, bu ekin kendi dalı ve kökü üzere ayakta kalmış durmaktadır.

Himmet yıldızı açık bir gecenin karanlığında doğduğu ve azimkar ay da peşini takip ettiği zaman Rabbinin nuru ile kalbin yeri doğuverir.

Gece karanlıklara büründüğü zaman uyku ve yorgunluk çöküverir. Korku ve şevkin başı ise, uyanık olan askerler bölüğünde bulunurken, tembellik ve umursamazlık ise, gaflette bulunan asker grubunda olur. Dolayısıyla azim gösterilince askerler toparlanıverirken, öbür tarafta uyanık olmayan ve tefritte bulunan askerler hezimete uğratılır. Artık gün doğar ve paylar taksim edilir. Ganimetler de ehline dağıtılır..!

Gece yolculuğuna sadece açlığı içinde gizleyen güç yetirebilir. Asiller başında; azığı taşıyanlar ise somundadırlar...

Kovulsan bile kapılarda durmaktan bıkma! Seni geri çevirseler bile mazeretini bildirmekten kaçınma. Şayet senden başkalarını içeriye alıyorlarsa, o zaman yalancılara hücum edildiği gibi onlara karşı da hücum et ve bir küçük kız çocuğunun içeriye girdiği gibi giriver ve elini uzat, "ayrıca sadaka da ihsan eyle." (Yusuf, 88)

Ey takva anahtarı olmadan geçim kapısını açan kimse! Nasıl da sana hatalı yollar alabildiğince açılmakta...
İşte rızkın daralmasından dolayı da bu sefer şikayet eder durursun.

Takvanın maksadı konusunda şayet tevakkuf edecek olursan, maksadı senden gitmez.

Günahlar kazanç kapısının önünde bir duvardır. "Şüphesiz ki kul, günahından dolayı rızıktan mahrum olur." (Ahmed b. Hanbel, "Müsned"de (22386) Sevban hadisinden rivayet etmiştir. Hadisin tahrici için adı geçen esere bakınız.)
Allah yemin olsun ki sizi ziyaret için gelmiş değilim Ancak gördüm ki yeryüzü beni alıp dürmüştür Kapınızdan da ümidimi ve azmimi kırmış değilim Ancak yaptıklarıma sebep ayağım tökezleyivermiştir.

Ruhlar yüksek yerlerde bulunurlar; tıpkı kuşların saray burçlarında bulundukları gibi. Doğurdukları yavrularına verecekleri bir rızık da hazırlanmadığı hadde kuşlar orada bulunurlar...
İşte bunların bu hâli, tıpkı yarışmaya hazırlanmış bir kimse gibidir.

Çalışan işçilerden her kim kendisinin ne kadar çalıştığını işverenin yanında görmek isterse, işleri nasıl evirip çevirdiğine ve hangi işle meşgul olduğuna bir baksın!

Âhiretin çocuklarından ol, dünyanın çocuklarından olma! Çünkü çocuk anneye tabidir.

Dünya pis bir leştir. Aslan ise pislik üzerinde olmaz.

Dünya mecazdır. Âhiret ise vatandır. Gerekli olan ihtiyaçlar, ancak vatanlarda istenir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)