Sitemizin Araç Kutusunu İndirin
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) =Tirmizi (3502)=

YAZI ARŞİVİ

28 Nisan 2007 Cumartesi

Halis Din

HALİS DİN ve SAMİMİYET
İhlas ve samimiyet hususunda Hz. Ömer şunu söylemektedir: "İşlerimin hepsinde beni samimi kabul et, ihlaslı kıl. Bütün yaptığım işleri yalnız senin için yapmama izin ver." İyaz oğlu Fudayl Yüce Allah'ın "O hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için ölümü de dirimi de yaratandır." (Mülk: 2) âyeti kerimesini şöyle açıklamıştır: "Amellerin en güzeli, en iyisi, işlerin en sağlamı, ihlasla, hiç bir nefsî art niyet taşınmadan yapılanıdır." Sordular: "Peki ihlaslı amel nasıldır?"Cevap verdi: "Dosdoğru, Allah'ın dediği biçimde yapılmayan işler, ihlaslı olsa da makbul olmaz. Hem doğru hem de ihlaslı olması gerekmektedir. Allah indinde makbul olması için. îhlaslı işler, sadece Allah için yapılmış olan işlerdir. Doğru amel ise, sünnete uygun olarak yapılmış olandır." Allah'ın sevdiği bütün işler şayet ibadet kavramı içine giriyorsa; neden başka kelimelerle de ifade edilmektedir ibadet? Meselâ; Fatiha sûresinde geçen; "Yalnız sana ibadet eder ve sadece senden yardım isteriz!" Hz. Resule "O'na ibadet et ve sadece O'na tevekkül eyle!" (Hud: 123) ve Hz. Nuh; "Allah'a ibadet edin!Sadece O'ndan korkarak bana itaat edin!" (Nuh sûresi) gibi sûrelerde, bütün peygamberler aynı şeyleri söylemektedir. İbadet kavramına daha birçok kelimeler ilâve edilmiş, ve bu kavram içine birçok deyim sokulmuştur, diye sorulacak olursa şöyle cevap veririz bu soruya: Aşağıdaki âyetler bu konuya biraz daha açıklık getirmektedir:
"Muhakkak ki, namaz aşırılıktan, kötülüklerden ve gerçekleri unutmaktan kurtarır insanı." (Ankebut: 45) Dikkat edilirse, fuhuş, yani aşırılık kötülüklerden bir cüz olduğu halde ayrıca ifade edilmiştir. "Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder. Aşırılığı, kötü işleri ve âyetlerin gerçeklerini unutmayı da yasaklar." (Nahl: 90)
Akrabalara vermek adalet ve ihsana, aşırılık ve unutmak da kötülüğe dahil olduğu halde, Yüce Allah bunları ayrı ayrı zikretmiştir.Ve yine, "Onlar ki kitaba yönelirler ve sımsıkı sarılırlar ve namazı ikame ederler..." (A'raf: 168) âyeti kerimesinde de böyledir. Namaz, kitaba yönelmenin ve ona sımsıkı sarılmanın ta kendisi olduğu halde, yönelmeye ilâve olarak eklenmiştir. Allah 'kendi Resullerinin hallerini anlatırken de aynı tavır görülmektedir:
"…Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler." (Enbiya: 90)
Halbuki korku da umut da hayra dahil iki prensiptir. Fakat buna rağmen, iyi işler deyimine ilâve ediliyorlar. Buna benzer ifadeler birçok âyetlerde birçok kere geçmektedir.Kur'an'ı Kerimde, bir kavram, diğerinin bir parçası olduğu halde, perçinlemek için, önemini vurgulamak için özel olarak zikredilirler. İçinde olduğu kavramın dışında ayrıca dile getirilirler.
Bazen de, özel, yalnız, ya da bir başka deyim içinde zikredildiği zaman, manalar değişik mahiyet kazanırlar. Yalnız, özel olarak zikredildiği zaman genel, bir başkasıyla birlikte zikredildiği zaman da özel, kendine has bir mâna taşır. Meselâ ,fakir ve miskin kelimelerinde olduğu gibi. Bunların her biri tek başına ifade edildiği zaman, diğerinin anlamını da birlikte taşır. Yani bir mânada genel anlam kazanır: "Sadakalar kendini Allah yoluna adamış fakirler içindir." (Bakara: 273)
Buradaki fakir kelimesi aynı zamanda miskin kelimesini de içine alarak genelleşmektedir. Bir başka örnek: "Yemini bozmanın kefareti ailenize yedirmekte olduğunuz ortalama yemekten on miskini de doyurmanızdır." (Maide: 89) Burada geçen miskin kelimesi de, aynı zamanda fakir kelimesini de içine alarak genelleşmektedir. "Sadakalar ancak fakirler ve miskinler içindir." (Tevbe: 60) Bu âyette olduğu gibi, iki deyim ayrı ayrı kullanıldığı zaman anlamları özelleşir ve iki ayrı anlam taşır.
Fakir, gerekli ihtiyacından artırıp zekât veremeyecek durumda olana, miskin ise hiç bir şeyi olmayana denir. Genel mâna taşıyan bir kelime ile üzerine yüklenilen özel bir anlam taşıyan kelimenin ikisi birden zikredildiği zaman, genel anlam mahiyeti taşımaz denilirse; deriz ki, izahını yapmaya çalıştığımız şu şekil içindedir: "Kim Allah'a, meleklerine, Resullerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, Allah da bu şekildeki kâfirlerin düşmanı olur." (Bakara: 98) Burada genel bir anlam taşıyan MELEK kelimesine, özel isim olan Cebrail ve Mikâil ilâve edilmiştir. Eğer genel anlam taşıyan kelimenin içine sokulmamış, yan yana zikredilmemiş olsaydı, o zaman o özel isimler genel anlamın içine sokulamazdı. Yani, Cebrail ve Mikâil melek sayılamazdı.
"Hatırla o zamanı ki, biz Resullerden misaklarını almıştık. Senden de, Nuh'dan da, İbrahim'den de, Musa ve Meryem'in oğlu İsa'dan da,. Evet biz onlardan öyle bir misak, yani ahit aldık." (Ahzab: 7)
Burada genel bir kavram olan Resuller deyiminin yanına, özel isimler ilâve edilmiştir. Şayet o özel isimler, genel görev sıfatı olan Resul kelimesinin ardından zikredilmeseydi, o özel isimlerin Resul olmaları gerekirdi. Ki durum tamamen aksine, özel olarak isimleri zikredilmiş o insanlar, aynı zamanda genel deyim olan Resul içindedir.
Özel anlamlı bir kelimenin genel anlam taşıyan bir kelime içinde zikredilmesi çeşitli sebeplere dayanmaktadır. Bazen genel anlam taşıyanın diğer fertlerinde bulunmayan bir hususiyeti olduğu için, yukarda zikredilen âyet içinde isimlen zikredilen Resul ve nebilerin, bu özelliklerinden ötürü, resul kelimesinden sonra teker teker isimleri zikredilmiştir. Onlar da diğer resul ve nebiler gibidir ama, kendilerine ait özellikleri de vardır, anlamında bir zikir.
Bazen de genel anlam taşıyan kelimede, hudutları belli mutlak bir vasıf vardır ,sağa sola çekilecek yönü yoktur. Onun için genel olmasına rağmen özel bir mahiyette kabul edilir: "O takva sahipleri ki, önler gayba inanırlar, namazlarını en iyi bir biçimde, hakkını vererek yerine getirirler, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah'ın istediği yerlerde kullanılmak üzere dağıtırlar. Onlar sena indirilene de, senden evvelki Resuller vasıtasıyla indirilenlere de inanırlar." (Bakara: 3-4)
Yukarda ki âyette geçen "Gayba inanırlar" deyimi, inanılması gereken bütün gayb kavramını içine alır. Çünkü genel anlamlı bir deyimdir. Fakat bu deyimde aynı zamanda özümleme ve dolayısı ile de mutlaklık vardır. "Sana indirilene ve senden evvelki Resullere indirilene" cümlesinin, gayb anlamı içine girdiğine dair bir delâlet yoktur. Onun için de ayrıca zikredilmiştir. Bu âyetin kastı şöyle de olabilir: "Haber verilene inanırlar, ki işte bu gaybdır. Gayb ile bildirilene de inanırlar ki, bu da; "sana ve senden evvelki Resullere indirilene" cümlesidir. Şu âyetler de aynı durumdadır: "Sana vahyedilen kitabı oku!" (Ankebut:45) "Bir de kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı da gereklerini yerine getirerek kılanlar." (A'raf:170) Kitabı okumak, emir almak ve alman emirleri yerine getirmek, uygulamak demektir.
"Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu gerçek anlamda okurlar!" (Bakara :121) İbni Mesud yukarda zikredilen âyeti şöyle açıklamıştır: "Kitabın helâl kıldığını helâl, haram ettiğini de haram sayarlar. Geniş anlamlar taşıyan, açıklanması zor müteşabih âyetlere olduğu gibi inanırlar, hüküm âyetleriyle ise hayat ilanını tanzim ederler, onlarla amel ederler." Demek ki, kitaba uymak, aynı zamanda, namazı ve diğer bütün ibadetleri de içine alan bir hadisedir. Fakat yukarıda ki âyette, özelliği itibariyle namaz ayrıca zikredilmiştir. Yüce Allah'ın Hz. Musa'ya hitabı da böyledir; "Hiç şüphe yok ki, Yüce Allah benîm, ben! Benden başka itaat edilecek hiç bir ilâh yoktur. Öyleyse bana itaatle ibadet et; beni hatırlamak ve emirlerimi anlamak için namaz kıl!" (Taha: 14) O'nu hatırlamak için, emir tekrarı yapmak için namaz kılmak, ibadetlerin en faziletlilerinden biri olmasına rağmen, namaz ayrıca zikredilmiştir. Aşağıda zikredeceğimiz âyeti kerimeler de aynı mahiyettedir:
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve her zaman doğruyu söyleyicilerden olun!" (Ahzab: 70)
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun, emirlerini yerine getirerek rızasını kazanın!" (Maide: 35)
"Ey imân edenler! Allah'tan korkun, Allah'a sadakatle itaat eden kullarının yanında, onlarla birlik olun!" (Tevbe: 120)
Bu âyetlerde zikredilen, doğru söz, rızasını kazanarak yakınlaşma ve sadıklarla birlikte bulunma gibi haller, Allah'tan korkmanın ta kendisidir. "O'na kulluk et, O'na güvenerek tevekkül et!" (Hûd: 123) Bu âyeti kerime de, aynı espri içindedir. Zira tevekkül, istemek, niyaz etmekten ibarettir. Bu ise Allah'a ibadetin ta kendisidir. Fakat ibadet eden ,aynı zamanda istesin diye ayrıca zikredilmiştir. Zira tevekkül, bütün ibadetlerin sonucuna etki yapacak bir yardımdır. Zira Allah'a ancak istekle, niyazla ibadet edilir.
Anlatmak isteğimiz espri anlaşıldığına göre, artık, mahlûkun yücelmesi ancak, Allah'a kulluk yapmakla mümkündür, esprisi anlaşılmış olmaktadır. İnsanoğlu Allah'a itaatle kulluğunu ne kadar üst derecede yaparsa, o derecede yücelir, büyür. Herhangi bir kimse kulluk dışında bir yücelik, bir üstünlük ararsa, kulluk yapmadan da bir takım dereceler kazanacağına inanırsa, böyle bir kimse insanların en cahili ve en sapığı olur. Bütün yaratıkların Allah'ın kulu olduğunu bildiren o kadar çok âyeti kerime vardır ki, bunları zikretsek bir büyük kitap tutar.