ÖĞRENİLMESİ GEREKEN İLİMLER
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Allah Azze ve Celle, dünya işlerinin alimi, Ahiret işlerinin cahili olan kimseye buğz eder”[1]
Şunu esefle belirtelim ki; Müslümanlar kendilerine farz olan ilimleri öğrenmek için hiçbir gayret göstermedikleri halde, İslami ilimlerin verildiği medreseler Müslümanlar tarafından öksüz bırakıldığı halde nafile ilimler için okul öncesi eğitiminden yüksek okuluna kadar her türlü masraf ve çabaya katlanmaktadırlar.
Medreselerin kapanmasının vebalini sadece zalimlere mal etmek yanlış olur. Bunun hesabı maalesef biz Müslümanlara hesap gününde sorulacaktır. Allah’a iman ettiğini iddia eden bazıları Allah’ın kaderine iman etmemiş kafirler gibi, iş, aş, eş, prestij gibi menfaatlerin temini için dinden taviz vererek - buna bir de “İslam’a hizmet için okuyoruz” kılıfını uydurarak - farz ilimleri terk etmişlerdir. Bu samimiyetsizliklerin neticesi olarak imam hatip okulları kapandı, tesettürlü hanımların yüksek okul okuma hakları ellerinden alındı.
“…Kur’an, Allah adıyla başlaması ve gelen ilk vahyin de insana “Rabbinin adıyla oku” diye hitap etmesi çok anlamlıdır. Ne var ki bu, en çok istismar edilen, Allah’ın davası dışındaki gayelere zaman zaman alet edilen bir husustur. Millete okuma mı öğretilecek; hemen siyah çerçeve gözlüklü bir profesör televizyon ekranlarına çıkartılır ve şöyle konuşturulur;
“Sayın dinleyicilerim, gerici olmayın; kız çocuklarınızı da okullara gönderin..başlarını açsınlar medeni olsunlar..Onun için okuma yazma seferberliği başlattık. Zaten Allah’ın ilk emri de, “oku” değil midir?... okumayı öğrenin..gazete, dergi okuyun da kültürünüz artsın!.. Kur’an kurslarına gidip gerici olmayın.. Medeni ve çağdaş insanlar olun!..”
Diyelim ki; bunlar güzel şeyler de, bunun Allah’ın emriyle alakası yok! Allah, “Rabbinin adıyla oku!” diye emrediyor.. Rabbin adıyla okumak, Onun emrettiği şekilde okumak, Onun emrettiği şekilde de yaşamaktır. Kur’an’ın ilk emri olan “oku”, dergi, gazete, magazin okumak değil, Rabbin kanunu olan Kur’anı okumak ve Onun istediği gibi yaşamaktır. Bir taraftan, yazdığımız bir kitabın başına Allah’ın adını, Besmeleyi koymayı yasaklayacaksınız, diğer yandan da, hangi kültüre hizmet ettiği bilinmeyen kitabınızı okutmak için Allah’ın “Oku!” emrini hatırlatacaksınız. Bu göz göre göre ayetin, Kur’anın sömürüsüdür, münafıklıktır. Allah’a savaş açmış bir zihniyet, bu zihniyeti işlediği kitabı satmak ve okutmak için Allah’ın emri olan “Oku”yu hatırlatıyor! Ve onların öyle yapabilmeleri, Müslümanların gerçek dinlerini bilmemelerinden, dinlerini, bu gibi Allah düşmanlarının yazmış oldukları “din kitapları”ndan öğrenmelerinden kaynaklanıyor…
…(“İnsan, kendisini zengin olmuş görünce muhakkak azar.” Alak; 6-7) ayetinde geçen “gına”, sadece zenginlik değil, aynı zamanda makamdır; ve Allah, beşeri makamların tehlikesine işaret ediyor ve diyor ki; “insan makamlara gelince, baği olur, yani sapıtır. O makama oturduktan sonra, sadece kendisini ve makamının devamını düşünür..
Günde beş defa namaz kılıyorsa da kıldığı o namaz, onu Allah’ın rızası dahilinde değil, makamının rızası dahilinde, düşünmeye, hareket etmeye sevk ve idareye götürür. Burada şu inceliği kaybetmemek lazım; insan ve insanın sahip olduğu bütün dünyevi makamlar Allah içindir, öyle olmak lazım… Çünkü hüküm, sadece O’na aittir. İnil hükmü illa lillah! İşte bu incelik unutulduğundan, bazı dünyevi makamlara gelen Müslümanlar; “Efendim, gerçi ben falan dinsizin emrine göre hareket ediyorum amma; beş vakit namazımı kılıyor, oruç tutuyor, hacca gidebiliyorum. Mühim olan, Müslüman’ın bu makamlara gelebilmesidir. Beynamaz birisi bu makama gelse, daha mı iyi olur?”
Ona diyoruz ki; namaz kılan bir Müslüman’ın, dinsiz bir amirin emirlerine göre oturup, kalkması elbette binamazın böyle hareket etmesinden daha büyük bir cinayettir! Namaz kılıyorsun amma amirinin emriyle Müslümanlar aleyhinde soruşturmalar açıyor, Müslüman üniversiteli kızların başörtülerini açıyor, Müslüman gençlerin sakalını kestiriyor, İslam’ı tebliğ etmek isteyen elemanına yasaklar koyabiliyorsan, kıldığın namaz, seni hiçbir şekilde yönetmiyor demektir. Sen, Allah’ın, tehlikesine işaret ettiği makamın cazibesine kapılmış, Allah’ın değil, dinsiz amirinin hoşnutluğunu, rızasını gözetir olmuşsun!..”[2]
Yüksek öğrenim yapmak kişiye ancak üzerine farz olan ilimleri öğrendikten sonra mümkün olur. Demek istediğimiz budur. Hadisi şerifte gelir ki;
- العلم ثلاثة وما سوى ذلك فهو فضل آية محكمة أو سنة قائمة أو فريضة عادلة “Asıl ilim üçtür, bunların dışındakiler (bilinmesi zaruri olmayıp) fazilettir; muhkem ayetler, sabit (amel edilen) sünnet ve adil fariza(miras payı)”[3]
İmam Şafii der ki; “Kur’an öğrenenin kadri yüce, hadisle uğraşanın delilleri kuvvetli, hesab bilenin görüşü keskin, Arapça ilimler öğrenenin tabiatı ince ve duygulu olur. Nefsini şehevi arzulardan men etmeyenin ise işleri boşa gider.”[4]
İbni Ömer r.a. der ki; “İlim üçtür; şeriatı anlatan Kitab (Kur’an), Sünnet, bir de “bilmiyorum” demek.”[5]
İLMİN GAYESİ
İmam Evzai der ki; “İlim, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den ve ashabından nakledilendir. Başkası değildir.”[6]
“Kim tüm tasaları tek tasa; Ahiret tasası kılarsa, dünya tasalarına karşı Allah ona yeter. Kimin de dünya ahvali, tasalarını çoğaltırsa, Allah, dünya vadilerinin hangisinde helak olursa olsun, onunla ilgilenmez.”[7]
“Kim ilmi, alimlerle çekişmek, sefihlerle cedelleşmek ve insanların teveccühünü kazanmak için taleb ederse Allah onu ateşe sokar.”[8]
İmam Şafii der ki; “Kur’an’dan başka ilimlerin hepsi boş uğraştır. Ancak hadis ve dinde fıkıh hariç”[9]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem faydasız ilimden Allah’a sığınırdı.[10]
Süfyan es Sevri; “İlim, ancak Allah’a takva üzere kul olmak için öğrenilir. İlmin diğer şeylere karşı fazileti, kendisiyle Allah’tan korkulduğu içindir.”[11]
Sihir, tılsım, hokkabazlık, ispritizma(ruh çağırma), astroloji, edebiyatın müstehcen sözler içeren, Allah’a isyan, kadere isyan gibi her türlü haram ihtiva eden şiir, hicviye, nesir gibi türleri, heykeltıraşlık, bale, müzik, opera gibi şeylerle iştigal caiz değildir.[12]
KADINLAR VE İLİM TAHSİLİ
“Genç kızların şu altı ilmi tahsil etmekten başkasına zayıf bünyeleri ve nazik ruhları müsait değildir;
1- Dinden ihtiyaç kadarını ilk önce öğrenmelidirler.
2- Evin işini görecek kadar bilgiyi elde etmeleri gerekir.
3- Çocuk büyütmek, terbiye etmek bilgilerini öğrenmeleri gerekir. Kadın için bunlar mühimdir.
4- Hayat ortaklığından ibaret olan evliliğe devam etmek için, iki eş hukukunu öğrenmek gerekir. Ahlaktan bir parça, ilmihalden bir parça öğrenmek yeterlidir.
5- Nakış ve dikiş ilimlerini bilmeleri güzeldir.
6- Namus ve haysiyet dairesini korumak ve cemiyete yararlı olmak için ebelik, doktorluk yani tıp ilmini öğrenmek te kadınlar için fazilettir. Ancak bunları öğrenmek esnasında namus ve iffetin korunması farzdır. Dikkat edilsin ki, vacibi alel kifaye yahut faziletleri kazanmak için namaz, tesettür gibi farzlar terk edilemez. Zira namazı terk etmek dini, örtünmeyi terk etmek te ahlakı ihlal eder.( “Kadın doktora da ihtiyaç var, İslama hizmet için okuyorum bahanesi ile Allah’ın tesettür emrini hiçe sayarak, başını açıp, erkeklerin içinde okuyanlar ve İslam’a hizmet ettiğini zannedenler, İslam’a zarar vermesinler yeter. İslam onlardan böyle bir hizmet istemez.” )
Nitekim (sahih) bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur;“Kadınları odalarda (erkeklerle karışık sınıflarda) oturtmayın, dışarı salmayın. Yazı yazmayı da öğretmeyin. Onlara Nur suresini öğretin.”[13] Yani onlar hakkında dışarıya çıkmaları ve saymış olduğumuz ilimlerin dışında ilim tahsil etmeleri mekruhtur.
Kurtubi diyor ki; “Kadın hakkında yazı yazmak mekruhtur.” Zevacir ve Fetavayı Hadisiye adlı eserinde İbni Hacer Heytemi de aynısını söyler[14]. Nizamu Hükümetin Nebeviye ve Teratibul İdariye adlı eserinde Abdulhayy el Kettani, bu hadisin üzerinde özellikle durmuş ve demiştir ki;
“Kadınların yazı öğrenmeleri tenzihen mekruhtur. Yukarıdaki hadis sahihtir. Şu halde yazı öğrenmekten sakındırmak, ilim öğrenmekten sakındırmayı gerektirmemektedir. Yazı yazmadan da kendilerine lüzumlu olan bilgileri öğrenebilirler. Hayrete şayandır ki, bazı alimler devlet korkusundan bu hadisi inkar etmektedir…”[15]
Bu hadis, Aişe, İbni Mesud, İbni Abbas ve Ebu Hureyre r.a.’den rivayet edilmiş olup sahihtir.
Bu Hadisin Senedleri;
1- Taberani – Muhammed Bin Abdullah el Hadrami – Muhammed Bin İbrahim eş Şami – Şuayb Bin İshak – Hişam – Urve – Aişe R.A.
2- Beyhaki – Ebu Nasr Bin Katade – Ebul Hasen Muhammed Bin Hasen es Serrac – Mutayr – Muhammed Bin İbrahim eş Şami – Şuayb Bin İshak – Hişam – Urve – Aişe R.A.
Bu iki isnada bulunan Muhammed Bin İbrahim eş Şami münker bir ravidir.
3- Hakim ve Beyhaki – Ebu Abdullah – Ebu Ali Hafız – Muhammed Bin Muhammed Bin Süleyman – Abdulvehhab Bin Dahhak – Şuayb Bin İshak – Hişam – Urve – Aişe R.a.
Bu İsnad da geçen Abdulvehhab’ın; müttehem ravi Abdulvehhab Bin Dahhak el Humusi olduğunu zanneden İbni Cevzi ve onun bu hatasına tabi olanlar bu hadisi inkar etmeye kalkışmıştır. Lakin Ebu Hatem bu isnaddaki Abdulvehhab’ın güvenilir bir ravi olan Nisaburlu Abdulvehhab Bin Dahhak olduğunu tasrih etmiştir. Bkz.: Ebul Vefa et Trablusi Keşful Hasis(s.176). Abdulvehhab Nisaburi hakkında Zehebi; “ma’ruf, güvenilir” dedi. bakınız.: Zehebi Muğni(3891) Takrib(1/368) Mizan(4/433)
4- İbnu Katan; Cafer Bin Nasr - Hafs Bin Gıyas – Leys – Mücahid – İbni Abbas R.a.bu isnadda bulunan Cafer müttehemdir. Hafs el Kari – Leys – Mücahid – İbni Abbas R.a. senediyle gelen tarike Münavi sahih demiştir. Suyuti Leali’de bu hadisin uydurma olmadığını belirtmiştir.
5- Deylemi; Ebu Hüreyre R.a.’den.
6- Hakiym üt Tirmizi ve Kurtubi; İbni Mes’ud R.a.’den rivayet ettiler.
Bazıları kadına yazı öğretmenin mekruh olduğunu gösteren bu hadise karşı, Şifa R.A. rivayeti ile gelen;
“Hafsa’ya yazı öğrettiğin gibi nemle efsununu da öğret”[16] hadisini delil getirip bunun mekruh olmadığını iddia ediyorlar. Bu hadis hakkında İmam Suyuti; “zayıftır” dedi. Münavi de mürsel olduğunu belirtmiştir.
Eğer Şifa R.a. hadisi sahih kabul edilirse, ulema buna şöyle bir izah getirmiştir; İbnül Esir, en Nihaye’de; “Denildi ki, bu efsun Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaşlı bir kadına
“Yaşlı kadın cennete giremez (yani Cennete genç bir halde girileceğini kastediyorlar)” demesinde olduğu gibi latife maksadıyla söylenen bir sözdür. Şöyle ki, nemle efsunu, kadınların yaptığı ve duyan kimsenin ne fayda ne zarar vermeyen bir söz olarak bildiği şeydir.”[17]
Şeyh Muhammed Tahir el Fetteni’nin Mecmau Biharil Envar adlı eserinde şöyle denir; “Burada yazı öğretmeyi reddetmek ve efsunu teşvik etmek ihtimali söz konusudur. Yani “zararlı olan yazıyı öğrettiğin gibi, kendisine faydalı olacak, kocasına karşı gelmekten sakınması hususunu öğretmeli değil miydin?” Demektir.[18]
Ümmü Seleme radıyallahu anha yazı bildiği halde yazmazdı.[19] Ali Radıyallahu anh, kadına yazı öğreten birine; “Şerrin şerrini artırma” buyurmuştur.[20] Ömer Radıyallahu anh; “Kadınlara yazı ve hat öğretmeyin, salonlarda oturtmayın” demiştir.[21]
Aliyyül Kari; “Kadınlara yazı öğretmek, selef için caiz, zamanımızda ise caiz değildir.” Der.[22]
İbrahim Hakkı Erzurumi ve Hakiym et Tirmizi; “Hanımına yazı öğretmemelidir. Zira bunda fitne vardır.” Demişlerdir.[23]
Seharenfuri ve İbni Müflih el Hanbeli gibi bazı ulema, bu hadisi yazı öğrenmesi halinde fesada düşmesinden korkulan kadınlara hamletmişlerdir.[24]
Kurtubi; “Kadınların yazı yazmayı öğrenmesi nice fitnelerin sebebidir. Kadın yazmayı öğrendiği zaman hevasının doğrultusunda mektup gibi şeyler yazar. Yazı gönderilen bir gözdür.” Der.[25]
Merhum Elbani; “Burada kadına yazı öğretmenin yasaklığına gerekçe olarak, bunun fitneye düşmesinden korkulan kadınlara hamledilmesi gereksizdir. Zira aynı şey erkekler için de geçerlidir” diyor ve bazı sahabe hanımların yazı yazdığına dair rivayetleri göstererek “Kadına yazı öğretmeyin” hadisini inkara çalışıyor.[26]
Elbani’nin ilk şüphesine cevap olarak şunları söyleyebiliriz; bahsi geçen hadiste mekruh görülen yazı, eğer Arapça yazının kastedildiğini düşünürsek; ulemanın getirdiği izah gayet yerindedir. Zira kadınların muskalarla büyü yapan azgınların kapılarında kuyruğa girdikleri, inkar edilemeyecek şekilde meşhurdur. Büyünün şirk olduğu söylenerek ikaz edilmelerine rağmen bunu ısrar ile talep eden kadınlara çok rastlanır. Bu, kadınların dirayet bakımından ne kadar zayıf olduklarını gösteriyor. Üstelik yine böyle zayıf oluşlarındandır ki, kadın ile kocasını ayıran büyüleri yapanlar, aşk büyüsü yapanlar, duyduğumuza göre ekseriyetle kadınlardır. Bu durumda içerisinde şirk ihtiva eden muska kitaplarının kolayca elde edilebildiği günümüzde onların fitneye düşmeleri kuvvetle muhtemeldir.
Kadınlara yazı öğretmenin mekruh oluşu, sadece Arapça yazı için geçerli değildir. Zira kadının hevası yönünde mektup yazabileceğine alimler dikkat çekmiştir. Erkeklere gelince, onların yoldan çıkmışları, kadınlara sataşmak için mektup yazmaya ihtiyaç hissetmeden bunu yapıyorlar.
Hadisin baş tarafında kadınların odalarda, salonlarda oturtulması yasaklanıyordu. Burada kastedilen şey de, kız erkek karışık şekilde olan sınıflardır.
Zamanımızda ise kadının okula gönderilmesinin caiz olması şu şartlara bağlıdır; tesettüre riayet etmesi, yanında mahremi olmadan yalnız başına sefer mesafesi yola çıkmaması, kız – erkek karışık olmaması, eğitim müfredatının İslam aleyhinde unsurlar içermemesi…[27]
İşte tesettürlü kızların, üniversitelerde nafile ilim okumak uğruna, kendilerine farz olan tesettürü terk etmek yada okuldan atılmak arasında nasıl ikilemde kaldığını, bir kısmının takdire şayan bir şekilde Allah’ın emrini bir tarafa, dünyayı bir tarafa koyup, Allah’ın rızasını tercih ettiğini, bir kısmının alim zannedilen hain ve yağcılardan “tesettür füruattır” diye nefsin hevası ve şeytanın rızası için fetva aldığını, diğer bir kısmının da “peruk caizdir” diye heva ehlinden fetva alıp tesettürü terk ettiğini gördük. İşte fitneye düştüler!..
Bu kardeşlerimiz tesettürlü bir şekilde okuyabilseydi bile sınıflar kadın erkek karışıktır, mezun olmalarından sonra da tesettürsüz çalışamayacak, yada erkeklerle beraber çalışacaklardır.
Peki kadın doktora, ebeye v.s. ihtiyaç yok mu? Evet var. Daha sonra şerhini vereceğimiz sahih bir hadiste; “Allah Teala İslam’ı, bu dinden nasibi olmayan kimseler ile de destekler” buyuruluyor. Allah’a tevekkül etsek O en güzel bir vekil değil midir? Buna iman etmeyen var mı? Nitekim bayan doktor ve hemşireler her zaman vardır.
İslam’a hizmet için de tesettür terk edilemez. Kalpleri hidayet eden ancak Allah’tır. Öyleyse, Allah’ın dinine hizmet etmek, ancak O’nun ve Rasulü’nün istediği ve emrettiği, belirlediği çerçeve içerisinde olmalıdır. Herkesin kafasına göre bir hizmet anlayışı öngörülürse, Allah yoluna hizmet ediyoruz diyerek dinden taviz verenler sadece şeytan yoluna hizmet etmiş olurlar.
Elbani’nin ikinci şüphesine gelince, alimler buna da cevap vermişlerdir. Mesela Aişe radıyallahu anha’nın mektup yazdığına dair rivayette O’nun bizzat mı yazdığı, yoksa başkasına mı yazdırdığı hususu açık değildir. Katibe de yazdırmış olabilir. Hem bu husus Aişe radıyallahu anha’dan sabit olsa bile, başka kadınlar buna kıyas edilemez.[28]
Kur’ân ve Sünnetin Terkedilip, Değişik Hevâ ve Görüşlere Uymaya Dair
Bu esas şeytanın ortaya koymuş olduğu Kur’ân ve sünnetin terk edilip, farklı ve değişik görüş ve hevalara tabi olmayı öngören şüphenin reddedilmesi ile alakalıdır. Söz konusu şüphe şöyle ifade edilir: Kur’ân ve sünneti ancak mutlak müçtehid bilebilir. Mutlak müçtehid ise şu şu birtakım niteliklere sahib olan kimsedir. Belki bu niteliklerin tamamı Ebu Bekir’de de, Ömer’de de bulunmayabilir. Bir kimse bu halde olamayacağına göre o halde kesin ve kaçınılmaz bir fark olarak onlardan yüz çevirmek gerekir. Bunda da herhangi bir şüphe ve bir tereddüt söz konusu olamaz. Buna göre Kur’ân ve sünnetten hidayeti bulmak isteyen bir kimse ya zındık birisidir, yahut ta delidir. Çünkü bunları anlamak çok zordur.
Fesubhanallah! Allah’a hamd olsun ki yüce Allah hem şer’î olarak, hem haberi olarak, hem de emriyle bu lanetli şüpheyi o kadar değişik yönleriyle reddedip, çürütmüştür ki (bu şüphenin çürütülmüşlüğü) adeta genel ve kesin bilgiler seviyesine ulaşmıştır. Ancak insanların çoğu bilmezler.
“And olsun ki onların çoğunun üzerine o söz (azab) hak olmuştur. Artık onlar imana gelmezler. Şüphe yok ki biz onların boyunlarına, çenelerine varan demir halkalar koyduk. O bakımdan başlarını kaldırmış haldedirler. Hem biz onların önlerinden bir set ve artlarından da bir set çektik, gözlerini de perdeledik artık onlar görmezler. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, artık onlar inanmazlar. Sen ancak zikre (öğüt dolu Kur’ân’a) uyan ve gayb ile (kimsenin görmediği hallerde) Rahmandan kalbinden saygı duyarak korkan kimseleri uyarırsın, işte böylesini bir mağfiret ve kerim bir ecirle müjdele.” (Yasin, 36/7-11)
İçtihad sözlükte zor bir işi gerçekleştirmek için olanca gayreti ortaya koymak demektir.
Terim olarak: Şer’î bir hükmü öğrenebilmek için olanca gayreti harcamaktır.
İçtihadın birtakım şartları vardır. Bazıları şunlardır:
1- İçtihadında kendisine gerek duyacağı ahkam âyetleri ve ahkam hadisleri gibi şer’î delilleri bilmesi.
2- İsnadı, isnaddaki ravileri ve buna benzer hususlar gibi hadisin sıhhati ve zayıflığı ile ilgili hususları bilmesi.
3- Mensuh olan delil ile hüküm vermemek yahut ta icmaa muhalefet etmemek için. Nasihi ve mensuhu ve icma yapılmış hususları bilmesi.
4- Bu hususlarda muhalif hüküm vermemek için hükmün farklı olmasını gerektiren delillerdeki tahsis, takyid ya da buna benzer hususları bilmesi.
5- Amm, has, mutlak, mukayyed, mücmel, mübeyyen ve buna benzer delaletler gereğince hüküm verebilmesi için delaletler ile ilgili dil ve fıkıh usulü bilgilerine sahib olması.
6- Hükümleri, delillerinden çıkartabilecek imkanı kendisine veren bir güç ve kudrete sahib olmak.
İçtihad kısımlara bölünebilir. İlim bahislerinin herhangi birisinde yahut ta herhangi bir meselede içtihad bulunabilir. Önemli olan müçtehidin hakkı bilmek yolunda bütün gücünü ortaya koymakla yükümlü olmasıdır. Sonra da kendisince kuvvetli gördüğüne göre hüküm verir. Şâyet isabet ederse iki ecri vardır: İçtihad ettiği için bir ecir, hakka isabeti dolayısıyla bir ecir. Çünkü hakka isabet etmesi hakkı güçlendirmesi ve hak gereğince amel etmesi söz konusudur. Şâyet hata ederse bir ecri vardır. Hatası da bağışlanır, çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Hakim içtihad edip, hüküm verir de sonra hakka isabet ederse onun iki ecri vardır. Eğer içtihad edip, hüküm verdikten sonra hata ederse onun için bir ecir vardır.”
Eğer hükmün hangisi olduğu onun için açığa çıkmayacak olursa, bu durumda hüküm vermekten kaçınması icab eder ve o vakit zaruret dolayısıyla ve yüce Allah’ın:
”Eğer bilmiyor iseniz, zikir ehline sorunuz.” buyruğu dolayısıyla taklid etmesi caiz olur. Bundan dolayı Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye şöyle demiştir:
“Taklid leş eti yemek gibidir. Eğer bizatihi kişi kendisi delili ortaya koyabilecekse onun için taklid helal olmaz.” Merhum İbnu’l-Kayyım da en-Nuniye diye bilinen kasidesinde şöyle demektedir:
“İlim hidayeti delil ile bilmektir. Elbetteki bu ve taklid eşit olamazlar.”
Taklid iki yerde sözkonusu olur:
1- Mukallid eğer bizatihi hükmü bilemeyen avamdan birisi olursa, onun için taklid farz olur. Bunun gerekçesi de yüce Allah’ın:”Eğer bilmiyor iseniz, zikir ehline sorunuz.” buyruğudur. Bu durumda olan bir kimse alim ve takvalı bulduğu en faziletli kimseyi taklid eder. Eğer ona göre iki kişi birbirine eşit ise ikisi arasından birisini tercih eder.
2- Müçtehid bir olay ile karşı karşıya kalır ve derhal onun hakkında hüküm vermesi gerekmekle birlikte meseleyi tetkik etmek imkanını bulamayacak olursa, o vakit onun için taklid etmek caizdir.
Taklid de genel ve özel olmak üzere iki türlüdür:
Genel taklid bir kimsenin muayyen bir mezhebe bağlı kalarak dini ile ilgili bütün hususlarda o mezhebin ruhsatlarını ve azimetlerini alıp amel etmesidir. Bu hususta ilim adamlarının farklı görüşleri vardır.
Kimisi müteahhirler arasında içtihadın imkansızlığı sebebiyle vacib olduğunu nakletmiştir.
Kimisi de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den başkaları hakkında mutlak bir bağlılık ihtiva ettiğinden dolayı haram olduğunu nakletmiştir. Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye de şöyle demektedir:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in dışındakiler hakkında vermiş olduğu bütün emir ve yasaklarında itaat etme gereğini söylemek elbetteki icmaa aykırıdır. Bunun caiz olduğunu söylemek ise pek o kadar mümkün bir şey değildir.”
Özel taklid ise belirli bir meselede, belirli bir kimsenin görüşünü alıp, kabul etmektir. Bir kimse eğer içtihad ile hakkı bilmekten yana aciz kalacak olursa caizdir. Onun bu acizliğinin gerçek bir acizlik olması ile pek büyük meşakkat ile birlikte bu işe güç yetirebilmesi anlamındaki bir acizlik olması arasında bir fark yoktur.
Ömer radıyallahu anh, ordu komutanlarına şöyle bir talimat göndermişti; “Dini iyice öğrenin. Zira kişinin hak diye batıla uyması, batıl diye hakkı terk etmesi özür kabul edilmez.”[29]
Selman radıyallahu anh, Huzeyfe radıyallahu anh’e dedi ki; “Ey Beni Abs’ın kardeşi! İlim sonsuz, ömür kısa. Bunun için dini meselelerde ihtiyacın olan bilgileri öğren, diğer meselelerde uğraşma!”[30]
İlim ile ilgili olan bu bölümü “Mu’cem” adlı eseri ile meşhur olan hadis alimi Ebu Muhammed Dimyati’nin manidar bir şiiri ile kapatıyoruz;
و ما العلم إلا في كتاب و سنة
و ما الجهل إلا في كلام ومنطق
وما الخير إلا في سكوت بحسبة
وما الشر إلا في كلام و منطق
“İlim ancak Kitap ve Sünnet’te mevcut olandır,
Cahillik ise, kelam ve mantık ilimlerindedir.
Hayır, ancak Allah için susmaktadır,
Şer ise ancak konuşma (Kelam ve mantık) dadır.”[31]
[1] İbni Hibban(1/273) Mevariduz Zaman(1975) Beyhaki(10/194) Feyzul Kadir(2/285) Deylemi(558) Camius Sağir(1856) Tergib(1/252) Kutul Kulub(1/152) Kunuzul Hakayık(1588) Cemül Cevami(5174) Hatib(4/426) Elbani Sahiha(195) hasendir.
[2] İhsan Süreyya Sırma Mekke Dönemi ve İşkence(s.28-30)
[3] Ebu Davud(2885) İbni Mace(54) Darekutni(4/68) Hakim(4/369) Beyhaki(6/208) Ramuzül Ehadis(223/4) Cem'ül Fevaid(1/216) Hatib Tarih(4/24) Deylemi(4197) Camius Sağir(5709) Feyzul Kadir(4/387) Fethul Kebir(7995) Cemül Cevami(11299) Kenz(28659) İbni Kesir(1/458) Mişkat(239) Kadı Iyad Şifa(s389) İhya(1/80) Iraki Muğni(162) Dümeyri Hayatül Hayevan(1/52) Kurtubi(5/56) Fevakihud Devvani(2/249) Hacı Bektaş Veli Makalat(s60) İbni Abdilberr Temhid(4/266) Haris(1/199) Buğyetul Bahis(58) Tehzibüt Tehzib(6/159)zayıftır.
[4] Ebul Hasen el Maverdi Edebid Dünya Ved Din(s.117)
[5] hasendir. Taberani Evsat(1/299) Hatib(4/24) Mecma(1/172) İbni Abdilberr Cami(2/24) İbn Hazm İhkam(8/1072) İbni Adiy(1/175) Temhid(4/266) Zehebi Siyeri A’lamin Nübela(15/61) Cerh ve Ta’dil(6/128) Kayserani Tezkira(3/808) Feyzul Kadir(4/387) Suyuti Miftah(s.154) Camiüs Sağir(5710) el Fakih vel Mütefekkıh(2/172) Kenz(28660) Kutul Kulub(2/107) Iraki elMuğni(162)
[6] İbni Kesir El Bidaye(10/197)
[7] İbni Mace(mukaddime,257) İbni Ebi Asım Zühd(s.80) Acurri Ahlakul Ulema(s.97) Metalibu Aliye(3269) Mecmauz Zevaid(10/247) Busayri İthaf(8150) İbni Ebi Şeybe(8/126) Hakim(2/443) Hakiym Tirmizi Nevadir(4/134) Hilye(2/105) Haşiyetu Sindi(1/168) Dürrün Nadid(s.373)
[8] İbni Mace(mukaddime,253) Tirmizi(ilm,6) Tergib(1/116) Mesabihus Sünne(1/172) Acurri Ahlakul Ulema(s.94) Darimi(373) Ahmed(1/190) Tenbihul Gafilin(s.503) Cem’ül Fevaid(257-258) Feyzul Kadir(6/108)
[9] Ebu Nuaym Hilye(9/153) İbni Cevzi Sıfat us Safve(2/165) İbni Kesir el Bidaye(10/428)
[10] Müslim(zikr,73) İbni Mace(3837) Ebu Davud(1553) Nesai(istiaze,18) Tirmizi(3478) Deylemi(1833) İbni Hibban(2426) Mecma(10/182) Ahmed(2/340) Hakim(1/404,534)
[11] Şatıbi el Muvafakat(1/32) Şa’rani Tabakat(1/175) Ebu Nuaym Hilyetul Evliya(6/631) Şa’rani Tenbihul Muğterrin(s.29)
[12] Fetavayı Hindiye(12/191) Şiratul İslam(s.39) Berika(2/242) İbni Abidin(9/44-47)
[13] SAHİHTİR, Hakim(2/396=2/430) Beyhaki Şuab(2/477 no;2453-2454) Taberani Evsat(6/34) Deylemi(5/18 no;7318) Hatib Tarih(14/224) İbni Kuteybe Uyunul Ahbar(4/78) İbnu Katan Kitabun Nazar(s.178,364) Mecmauz Zevaid(4/93) Balbeki Matla’(1/107) Kalkeşendi Subhul Aşa(1/64) Hakiym et Tirmizi Nevadir(2/117,3/82) Kenzul Ummal(44991, 44999) Kurtubi(4/29, 12/158, 20/121) Abdulhayy Kettani Teratibul İdariye(1/49) İbnül Kayserani Tezkira(979) İbni Müflih Adab(3/296) İbnül Cevzi Zadul Mesir(6/3) Ramuzül Ehadis(5970) Kunuzül Hakayık(9157) İbni Hibban Mecruhin(2/302) Mevduat(2/269) Fevaidul Mecmua(126) Tezkiratul Mevdua(129) Tenzihuş Şeria(2/208) Suyuti Lealiul Masnua(2/142) İbni Adiy(2/575) Suyuti el Havi(1/346) Bezlül Mechud(16/217) Avnul Mabud(10/268) Mizanul İtidal(6/33) Lisanul Mizan(2/162) Feyzul kadir(3/488) Neylul Evtar(8/240) Dürrül Mensur(6/124) Tefsiru Begavi(3/360) Fethul Kadir(4/3) Keşful Hasis(s.176) sahihtir. İspatı sonraki dipnotlarda gelecek.
[14] İbni Hacer el Heytemi Fetaval Hadisiye(s.85)
[15]İsmail Çetin Mufassal Medeni Ahlak(s.449) Teratibul İdariye(1/49 tercemesi; 1/132-133)
[16] hadis mürsel olup isnadı da zayıftır. Hakim(4/414) Ebu Ubeyd Garibul Hadis(1/83) Ebu Davud(3389) Ahmed(6/372) el İstiab(4/340) el İsabe(4/341) Üsdül Gabe(5/162) Camiüs Sağir(5483)
[17] en Nihaye(5/20)
[18] Abdulhayy el Kettani Teratibul İdariye(1/133)
[19] Belazuri Fütuhul Buldan(458)
[20] Kalkeşendi Subhul Aşa(1/64) Teratibul İdariye(1/134)
[21] Rüşdül Lebib(s.83) Subhul Aşa(1/64) İbni Kuteybe Uyunul Ahbar(4/78) Teratibul İdariye(1/134)
[22] Mirkatul Mefatih(4/512) Avnul Mabud(10/268)
[23] Marifetname(s.1108) Hakiym üt Tirmizi Nevadir ul Usul(2/118)
[24] Bezlül Mechud(16/217) İbni Müflih Adab(3/296) Fatma Temir Tarihte Kadın Ve Cilbab(s.49) Şevkani Neylul Evtar(9/103)
[25] Kurtubi(20/121) bkz.: Ehvani Ta’lim(s.96) Kınalızade Ahlakı Alai(2/73) Kabusname(s.209)
[26] bkz.: Elbani Sahiha(1/295 v.d.)
[27] Bkz.: Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi Kadınlarla İlgili Görüşüm(s.98)
[28] Kalkaşandi Subhul Aşa(1/64) Teratibul İdariye(1/135)
[29] Ebu Yusuf Kitabul Harac(s.41) Kenzul Ummal(5/228) Hayatus Sahabe(2/501)
[30] Ebu Nuaym Hilye(1/189) Ahmed Zühd(158) Mecmauz Zevaid(10/324) Hayatus Sahabe(4/1523)
[31] Dehlevi Bustanul Muhaddisin(s.170) (Birinci beyitteki kelam ve mantık kelimeleri, kelam ve mantık ilimlerini, ikinci beyittekiler ise konuşmak manasına gelmektedir.)
