Sitemizin Araç Kutusunu İndirin
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) =Tirmizi (3502)=

YAZI ARŞİVİ

28 Nisan 2007 Cumartesi

Kalbin Esareti ve Kulluğu

KALBİN ESARETİ ve KULLUĞU
Mükâfata veya azaba hak kazanmak, ancak kalbin esareti veya kulluğuna bağlıdır. Mükâfatı veya cezayı kalbin durumu tayin eder. Şayet bir müslümanı herhangi bir kâfir haksız yere esirleştirir ve köleleştirirse, böyle bir köle, gücünün yettiği oranda kendisini 'köle eden efendisinin emirlerini yerine getirdiği takdirde, böyle bir esaret Müslüman'a o kadar büyük bir zarar vermez. Bir kimse haklı olarak, yerinde köle olarak köle edilirse, böyle bir köle kendisini hak olarak köle eden efendisine gönüllü bir biçimde hizmet verirse, böyle bir köleye iki kat mükâfat vardır.
Bir kimse küfretmeye zorlansa ve o da zorluğa dayanamayıp küfretse, fakat bu küfrü yaparken, kalbi Allah'a îman ile dolu olsa, böyle bir durumda küfrü ona zarar vermez. Fakat bir kimsenin kalbi Allah'tan başkalarına kul köle olduğu takdirde, isterse dille küfretmesin, büyük zararlara uğrar. İsterse böyle bir kimse halkın hükümdarı olsun. Demek ki hürriyet veya kölelik kalbin işidir. Kalple ilgili bir konudur. Hürriyet veya kölelik aslında kalbin halleriyle ilgili birer kavramdır. Şayet kulluk kalple ilgili değilse, öyle bir kulluğun zerrece değeri yoktur. Allah'ın yüce Resulü şöyle buyuruyor: "Gerçek zenginlik kalbidir, dünyalık değil." (Buhari ve Müslim)
Allah'a yemin ederim ki, bir kimsenin kalbini Allah'a bağlamaması halinde, kurtuluşu yoktur. Hiç kimse kendisini kalben Allah'a bağlamadan kurtaramaz. Hele de, kalbini, meselâ kadına ve çocuklarına bağlamış, onlara köleleştirmişse, yanmıştır böyle bir adam. Böylesi için çok acıklı azab vardır, hem de eşi benzeri olmayan bir azab.Bu suret ve şekil aşkları, insanların azab bakımından en ağırı ve tevbe bakımından kabulü en zor olanıdır. Surete, zahirî görüntüye âşık olanların tevbesi çok zor kabul edilir ve böyle olduğu için de büyük azaplara en yakın olanlarıdır. Çünkü bir surete, geçici zevkler veren herhangi bir zahirî görüntüye âşık olanlar, kalpleri bu surete bağlı kaldığı sürece, köleliğe devam ettiği müddetçe, kendilerinde sayısını ancak Yüce Allah'ın bileceği çeşitli şer, fesat ve hüsranlar toplanır. İsterse bunlar büyük bir suç olan zinadan uzak dursunlar. Bir insan zina sucu işlemese, fakat kalbî bağı devam etse, böyle bir durum suçu işleyip, sonradan tevbe etmekten daha beter sonuçlar doğurur. Bir başka deyişle, kalben bağlı olmayarak işlenen bir suçtan sonra, tevbe insanı kurtarır da, kalben suçu benimseyip onu işlememek çok daha büyük bir sorumluluk getirir insana.
Şu satırlarda denildiği gibi: Bunlar kalplerini bir surete bağlayan âşıklardır, bu aşkla sarhoş ve çılgındırlar; sarhoşluk, nefsî istek ve içki sarhoşluğu gibidir. Kendisinde sarhoşluk bulunan bir kimsenin ayılması ne zamandır? Dediler ki; aşk delilikten daha beter bir haldir, ondan insan kendisini uzun yıllar kurtaramaz. Deli ise, bazen ayılır, bazen delidir. Aşk ayılmaya hiçbir zaman meydan vermez.
Böyle ayılmaz sarhoşluğa götüren en büyük sebep, kalbi Allah'tan başkasına bağlamaktır. Bir kalp Allah'a bağlandığında, bu bağlılığın tadını aldığında, bundan başka bir sevgi aramaz. Böyle bir kalbe sahip insana, Allah sevgisinden daha tatlı, daha lezzetli bir şey yoktur. İnsan bir sevgiliyi ,ancak ondan daha çok yer verdiği bir başka sevgiliye sahip olmakla terk edebilir. Bir sevgiliyi, sevgisini yitirmekten daha çok ürktüğü bir başka sevgili uğruna terk edebilir. kalp, kendisini esir eden bir basit sevgiden, daha yüce sevgiyle kurtulur. Yüce Allah Hz. Yusuf hakkında şöyle buyurmuştur:
"İşte biz önden, yani Yusuf'tan kötülüğü ve fuhuşu uzaklaştıralım diye böyle deliller gösterdik. Çünkü o ihlasa erdirilmiş kullarımızdan idi." (Yusuf: 24)
Yüce Allah Hz. Yusuf'u kendisine ihlasla bağlayarak, ondan suret aşkı olan fuhşu ve diğer kötülükleri uzaklaştırmıştır. Çünkü bu kötü fuhuş ve diğer kötülükler, ancak Allah'a tam bağlılıktan önce olagelen işlerdendi. Zira kadının davetine nefsi arzuladığı için icabet etmek durumundaydı. Fakat, kalbini Allah sevgisi doldurduktan sonra, bu kötü işten kendisini uzak tutabilmişti. Başka bir ilâca ihtiyaç hissetmeden, sadece Allah'a olan meyli, onu bu kötülükten korumuştu. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut: 45)
Namazda kötülükleri defetme, çirkin işlerden kaçındırma hasleti ve fazileti vardır. Defettiği kötülükler bütün haddi aşmalar ve diğer yasaklardır. Yine namazda çok hayırlı ve de, sevimli bir vasıf vardır ve bu hayır, ecir kazandırıcı vasıf, Allah'ı hatırlayıp, O'nun emirlerini tekrarlamaktır. Böyle bir hayrın meydana gelmesinin kıymeti, men ettiği yasaklardan daha ileri derecededir. Zira Allah'ı anıp, emirlerini tekrarlamak en büyük ibadetlerdendir. Bir insanın ibadetinin sahih olması için, kalbin o ibadete coşku ile iştirak etmesi gerekmektedir. kalp Allah'a kul olmadıkça, ibadet sahih olmaz. Halbuki ise, kötülüklerden kaçındırmaya vesile olmak, zincirleme birbirini takip etmesi gereken olaylara bağlıdır. Bir bakıma, bir başka şeyin vücuda gelmesi için lâzımdır, kendisi için değil.Zira kalp hakkı sever.Böyle yaratılmıştır kalp.Kötülüğe ne kadar itilecek ve zorlanacak olsa, gene de kalp daima iyi işleri güzel şeyleri arar. Kötü ve çirkin hastalıklardan kurtulmaya çalışır.Şerri, kötüyü irade etme hastalığı ona musallat olursa da, her zaman bu hastalıktan kurtulmayı talep eder.Zira kötüyü irade etmek yabancı ve parazit otların ekini ifsad ettiği gibi, kalbi ifsat eder, bozar.Yüce Allah onun için şöyle buyurmuştur:
"Nefsini tertemiz yapan muhakkak ki umduğuna ermiştir. Onu alabildiğince günahla örten ise, elbette ki büyük bir ziyana uğramıştır." (Şems: 9, 10)
Bir başka âyeti kerime: "Gerçek o ki, iyice temizlenen ve Rabbinin şanını zikrederek namazını kılan kimse umduğu iyiliklere ermiştir." (Âla: 14, 15)
Bir başkası: "Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendilerini koruyan çok temiz bir harekettir." (Nur: 21)
Görülüyor ki. Yüce Allah, gözü haramdan kaçırmayı ve ırzı korumayı en güzel temizlik ve arınma olarak kabul buyurmuştur. Fuhşu terk etmenin, ondan uzaklaşmanın nefsi temizleyen hareketlerden olduğunu beyan buyurmuştur. Nefislerin temizlenmesi, kirliliklerden arınması için, fuhuş, zulüm, şirk, yalan ve benzeri hareketlerin terk edilmesi gerekmektedir.
Bu dünyada yücelik, üstünlük ve hakimiyet isteyen kimseler de böyledir. İnsanoğlu kendisini hükümdar kılan, büyüten, güçlendiren kimselere bağlı olduğu için, bir bakıma köledir. İsterse, kendisini o hakimiyet makamına çıkaranların üstünde olsun, lideri gibi görünsün, onlar kendilerine itaat ediyormuş gibi davransınlar. Gerçekte, kendisine güç kazanmak için destek verenlerden korkar, bir takım şeyleri de umut eder. Onun için de, onları itaat ve yardımlarını devam ettirmeleri için, mal ve makam vererek kazanmaya çalışır. Yardımlarını devam ettirmeleri için, kendisine karşı işledikleri suçları affetmek yoluna gider. Durum bu olunca da, kendisine itaat ettikleri zannedilen destekçiler, aslında efendi durumuna çıkmış olur. Böylesi, görünüşte başkan, ama gerçekte köledir.
Bir başka deyimle, gerçek anlamda bu iki taraf da birbirinin kulu ve kölesidir. Çünkü her iki taraf da Allah'a kul olmayı terk etmişler birbirlerini kul edinmişlerdir. Bunların birbirleriyle yardımlaşmaları, bu dünyada haksız bir güç elde etmek içinse, o zaman bunlar yol kesen eşkıyaların birbirleriyle yardımlaşmalarına benzer bir hal içinde olurlar. Bu iki kesim de, nefsinin istediklerine ulaşmak için, diğerinin kulu olmuş olurlar. Mal istemede aşırı olanların durumu da aynen böyledir. Zira, aşırı mal istemek .istediği malın kulu yapar insanı. Bu mesele iki türlü vasfa sahiptir:
1 - Yiyecek, içecek, mesken, cinsî tatmin ve benzeri, bir insanın doğal ihtiyacı olan şeyler. Bir kimse bunları Allah'tan ister, elde etmek için sadece O'ndan yardım beklerse, ihtiyacı olan bu şeyler insana basit ve tabii gelir. Adeta bindiği herhangi bir binek, yahut oturduğu bir iskemle gibi. Ve hatta hacetini giderdiği yüz numara gibi basit bir şeydir bütün ihtiyaçlar, onları Allah'tan isteyen için.
Fakat o eşyaya, yahut ihtiyaçlara hırsla sarılan, onu elde etmek için her işi mubah sayan bir aşırı muhteris insan için bunlara malik olmamak, tabii ihtiyaçlarında kendi arzusunca tatmin bulmamak dehşetli bir azaptır. Hırsına mağlup olan insan, kendi nefsine istemediği bir belâ geldiği zaman feryadı basar, şikâyetleri ayyuka çıkar. Fakat kendisine hayır ve zenginlik isabet ederse cimrileşir ve kendisinde iyiliğe doğru herhangi bir hareket göremezsin.
2 - Kulun hiç de ihtiyacı olmayan, hayatını sürdürmesi için mutlak gerekli olmayan şeyler. Meselâ, bir binek, yahut şatafatlı yatak yorgan, yahut haddinden fazla gösterişli bina, veya kullanacağından fazla ev eşyası gibi...
İnsanın, kalbini böyle şeylere meylettirmemesi gerekir. Çünkü kalbi bunlara bağlayan insan, bağlandığı eşyanın kulu kölesi olur. Hemen hemen her zaman, Allah'tan başka destek aramak zorunda kalır. O zaman da Allah'a kul olmanın bütün mânası ve gerçeği yok olur gider. Hatta Allah'tan başkasını ihtiyaç gidermede güvenen bir insan, bir bakıma Allah'tan başkasına kul köle olma girdabına yuvarlanır ve Allah'tan başkasına ibadet etmiş duruma düşer. Böyle bir duruma düşmüş kimseler Allah Resulünün şu sözlerine muhatap olurlar: "Paranın kulu kölesi yüz üstü sürünsün, helak olsun. Dinarın kulu yüzüstü sürünüp helak olsun. Midesinin kulu yüzüstü sürünüp helak olsun." (Buharî ve İbni Mace)
Allah Resulünün saydığı şeylere kalben meyleden kişi, meylettiği o şeylerin kulu kölesi olmuştur. Bütün bunları Allah'tan istediği zaman, Allah isteğini karşılarsa razı olur, sevinir, fakat karşılamazsa kızar ve küser. Halbuki ise, Allah'ın kızdığına kızan, sevdiğini seven, gene, Allah Resulünün sevdiğini seven, sevmediğini ise sevmeyen, Allah'ın dostlarını dost, düşmanlarını ise düşman sayan kimseler, ancak Allah'ın kulu ve hizmetçisidir. Hadiste belirtildiği üzere ancak bu kimseler iman açısından yüce makamlara ermiş, Allah'ın kulu olmuşlardır!