Sitemizin Araç Kutusunu İndirin
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) =Tirmizi (3502)=

YAZI ARŞİVİ

26 Nisan 2007 Perşembe

Kırk Hadis Şerhi/İmam Ebu Bekr el-Âcurrî

Terceme ve Tahkik: Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş




بسم الله الرحمن الرحيم
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH`IN ADIYLA
MUKADDiME
Şüphesiz hamd Allah içindir, O'na hamd eder, O'ndan hidayet ve bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden Allah Teala'ya sığınırız. Şüphesiz Allah'ın hidayet eylediğini saptıracak, O'nun saptırdığını da hidayete ulaştıracak yoktur. Allah'tan başka İlah olmadığına, O'nun birliğine ve ortağı olmadığına, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem)'in O'nun kulu ve Rasulü olduğuna şehadet ederim.
Bundan sonra; Muhakkak ki; sözlerin en doğrusu Allah'ın Kitabı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur. İşlerin şerlisi sonradan ortaya çıkarılanlardır. Her sonradan çıkan şey; bid'at, her bid'at; dalalet (sapıklık) ve her dalalet de ateştedir.
Eserin metninde görüleceği gibi, Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem`in hadislerini nakletmenin fazileti sahih hadisler ile belirtilmiş, zayıf rivayetlerde de “Kırk Hadis” ezberleyip, başkalarına ulaştıranın, alimlerin zümresinde haşr olunacağı beyan edilmiştir. “Kırk Hadis” rivayet etmenin fazileti hakkındaki hadisler her ne kadar “zayıf” diye değerlendirilmiş ise de hemen hemen Ehl-i Hadis`in tamamı bunun ile amel etmişlerdir.
İşte bu “Kırk Hadis” kitaplarının en meşhurlarından biri de İmam Acurri`nin Kırk Hadisi`dir. Pek çok konuda bolca eser te`lif etmiş olan İmam Acurri, ülkemizde pek tanınamamıştır. Bu sebeple tercememizin başına O`nun hayatı hakkında bulabildiğimiz malumatı koyduk. Sonra da kitabı terceme ederek, her bir hadisi yeniden tahric ve tahkik ettik. Kitaptaki hadislerin bir kaçı zaif olup, diğerleri sahih ve hasen derecededirler.
Selefi Salih`in yoluna mutabık, ilmi ile amil bir takva önderi olan İmam Acurri, Kırk Hadis kitabında, görüleceği üzere konuları ve ilgili hadisleri gerçekten güzel seçmiş ve aynı güzellikte izah etmiştir. Böylesine hoş bir eseri tercemeye bizi muvaffak kılan Allah Azze ve Celle`ye hamdeder, O`ndan hatalarımızın affını dileriz. Ve yine Allah`tan niyaz ederiz; bu eserdeki ilimler ile bizi ve sizleri faydalandırsın ve bizleri ilmi ile amil olanlardan eylesin. (Amin)
Tevfik Allah`tandır. Bütün işlerimizde O`ndan yardım isteriz. O bize yeter, O ne güzel vekildir.
Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş
Bezirhane - Gölbaşı/ANKARA
23.01.2003

Not: Tercemeye esas tutulan nüsha, 1995`te Beyrut`ta basılan, Muhammed Bin el Hasan İsmail tarafından tahkik edilmiş olan Kitabuş Şeria`ya ilave edilmek süreti ile neşredilen nüshadır.


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

MÜELLİF: İMAM EL ÂCURRÎ
Aslı Bağdat şehrinin batı yakasındaki Âcurr mahallesindendir. Son derece güvenilir bir muhaddis olan Acurri aynı zamanda fıkıh ilmini de iyi bilen abid bir zat idi. Fıkıh ve hadis hakkında bir çok eseri günümüze kadar gelmiştir.
Önce Bağdat’ta hicri 330 senesinde hadis nakline başlayan Âcurrî Oradan Mekke’ye geçmiş vefat edene kadar (30 yıl) burada kalmıştır.[1]
İmam Zehebî, İmam Âcurrî hakkında şu malumatı veriyor; “İmam, muhaddis, örnek şahsiyet Ebu Bekr Muhammed bin Hüseyn bin Abdullah el Bağdadi. Sünnet hakkında Kitabuş Şeria, Erbain ve başka eserler sahibi… Mekke’ye mücavir yaşadı. İlmi ile amel eden, Sünnete tabi olan bir zat idi. Hatib (el-Bağdadi) dedi ki; “Dindar ve güvenilir bir ravidir. Eserleri vardır.” 360 senesi Muharrem ayında Mekke’de vefat etti. Allah rahmet eylesin.” [2]

HOCALARI:
1- Ebu Müslim İbrahim Bin Abdullah el Keccî
2- Ebu Abdullah Ahmed Bin el Hasen Bin Abdulcebbar es Sufî
3- Ebu Halife Fadl İbnu Habbab el Cumahî el Basrî
4- Ebul Abbas Ahmed Bin Zencuye el Kattan
5- Ebu Şuayb Abdullah Bin el Hasen el Harranî
6- Ebu Muhammed Halef Bin Amr el Ukberî
7- Ebu Bekr Ca’fer Bin Muhammed el Firyabî
8- Ebu Bekir Abdullah Bin Süleyman Bin Eş’as (İbni Ebu Davud) es Sicistanî
9- Ebu Cafer Ahmed Bin Yahya el Hulvanî
10- Ebu Bekr el Kasım Bin Zekeriya el Mutriz el Bağdadî
11- Harun Bin Yusuf Bin Ziyad
12- Ebul Kasım Abdullah Bin Muhammed Bin Abdulaziz Bin el Merzuban el Begavî
13- Ebu Bekr Abdullah Bin Abdulhamid el Vasıtî
14- Ebu Said el Mufaddal Bin Muhammed el Cendî el Yemanî
15- Ebul Abbas Ahmed Bin Sehl Bin el Feyzuran el Uşnanî
16- Ömer Bin Eyyub es Sakatî
17- Ebu Muhammed Yahya Bin Muhammed İbni Saad
18- Ebul Fazl Cafer Bin Muhammed es Sandelî ve başkaları
TALEBELERİ:
1- Ebu Nuaym Ahmed Bin Abdullah el İsbehanî (Hilye sahibi)
2- Ebu Muhammed Abdurrahman Bin Ömer Bin en Nehhas
3- Ebul Hasen Ali Bin Ahmed el Hamamî
4- Mahmud bin Ömer el Ukberî
5- Ebul Kasım Abdulmelik Muhammed Bin Abdullah Bin Bişran
6- Ebul Huseyn Ali Bin Muhammed Bin Abdullah Bin Bişran
7- Ebu Bekr Bin Ahmed el Hemedani el İsbehanî
8- Ebul Huseyn Muhammed Bin el Huseyn Bin Fadl el Kattan
9- Ebu Talib el Mekkî (Kutul Kulub adlı eserin sahibi)
10- Ebu Muhammed Asîlî ve başkaları
ALİMLERİN ÖVGÜLERİ:
1- İbni Nedim; “Fakih, Salih, ibadet ehli idi.”[3]
2- Sem’anî; “Süka (Güvenilir), doğru sözlü ve dindar idi”[4]
3- İbni Hallikan; “Salih, abid, fakih bir muhaddis idi”[5]
4- Yakut el Hamevî; “Şafiî fakihlerinden, süka, çok eser sahibi”[6]
5- Hatîbul Bağdadi; “Süka (güvenilir), dindar, çok eserler sahibi”[7]
6- Tac es Subkî; “fakih bir muhaddis, çok eserleri var.”[8]
7- Hafız Suyuti; “Muhaddisler imamı, önder, ilmiyle amil, dindar, sünnete bağlı, süka idi.”[9]
8- İbnul Cevzî; “Süka, dürüst, dindar, alim, eserler sahibi”[10]
9- Zehebî Tezkiratul Huffaz’da; “İmam, Muhaddis, örnek, Haremi Şerif Şeyhi, Sadık, hayırlı, abid”[11] Siyeri A’lamin Nubela’da; “sünnete bağlı, alim, abid, güzel eserler sahibi”[12]
10- İbni Kesîr; “Süka, dürüst, dindar, faydalı eserleri çok”[13]
11- İbnul İmad el Hanbelî; “Muhaddisler İmamı, Süka, Zabit, tasnifler ve sünnet sahibi”[14]
12- İbni Tağriberdî; “Hafız, muhaddis, dindar, Salih, vera sahibi, musannif idi.”[15]
13- Muhammed Bin Cafer el Kettanî; “Salih ve abid idi”[16]
ESERLERİ:
1- Ahlaku Hamaletil Kur`an: Muhammed Amr Bin Abdullatif tahkiki ile Beyrut`ta 1406`da Aziz Bin Abdülfettah el Kari tahkiki ile Medine`de 1408 yılında basılmıştır.
2- Ahlakul Ulema; elinizdeki bu eserin tercemesidir. Kahire`de 1931`de basılmıştır. 1978`de de İsmail Bin Muhammed el Ensari tarafından yapılan tashih ile Suud baskısı yapılmıştır. Biz de tercemede bu baskıyı esas aldık. Ocak 1993`te Ankara`da Mehmed Emin Akın tarafından yapılan tercemesi de “Alimlerin Ahlakı” adıyla basılmıştır.
3- Ahbaru Ömer Bin Abdulaziz: Dr.Abdullah Useylan tarafından Beyrut`ta 1980 yılında basılmıştır.
4- El Guraba: Bedrul Bedr tarafından Kuveyt`te basılmıştır. Ramazan Eyyub tarafından da neşredildiğini internette bulduğum Malayu dilindeki bir yazıda gördüm. Ancak nerede ve ne zaman basıldığına dair bilgi verilmiyordu.
5- Edebün Nüfus: Yazması Zahiriye kütüphanesinde Hadis bölümü no: 248`dedir. 23-29 ve son sayfası noksandır. (G.A.S.;195)
6- Fardu Talebil İlm: Yazması Berlin`de 101 no`dadır.87-101 noksan – 459 H.(G.A.S.;194)
7- Tahrimu Nerd veş Şatranc vel Melahi: 1980`de Riyad`da basılmıştır.
8- Fevaidul Müntehabe An Ebu Şuayb el Harrani ve Gayrihi: Yazması Zahiriye Mec. 40`dadır. (G.A.S.; 195)
9- Kitabut Teheccüd: Bern`de Tüceybi no:254`de yazması vardır.
10- El Erbain ve Şerhul Erbain[17]: Beyrut`ta 1995`te Şeria kenarında basılmıştır.
11- et Tasdik Bin Nazar Billah: (bkz.: Sehmî Tarihu Cürcan(v.101/b2) Emin ez Züheyri neşri 1408`de Beyrut`ta yapılmıştır.
12- Kitabuş Şeria: Kahire`de1369`da, Beyrut`ta 1403`te ve Muhammed Bin Hasan İsmail tahkiki ile 1416`da Beyrut`da basılmıştır. Kenarında Şerhu Erbain basılmıştır.
13- Er Rü`yet: Riyad`da Muhammed Gıyas el Canbaz neşri 1405’te yapılmıştır.
14- es Semanun fil hadis: (Meşyehatul Halebi,329, Meşyehatu ibni Sellame 216, İ22. B.Cem Meşyeha 22 ab)
15- Ahkamun Nisa; (TDVİA ;1/329)
16- Turuku Hadisi İfk: (Silatul Halef; 84-28,31)
17- İhtilaful Ulema; (Sila 83-27,441)
18- Kitabuş Şübühat: ( İbni Hayr Fehrese; 235)
19- Hüsnül Hulk: (TDVİA 1/329), Ahlakul Ulema Mukaddimesi s.10)
20- Kıyamul Leyl ve Kıyamur Ramadan: (Büyük ihtimalle Kitabut Teheccüd ve Fadlu Kıyamul Leyl ile aynı eserdir.)
21- Teferrüd ve Uzlet: (İbni Hayr Fehrese 325, sila 84-28,32)
22-Tağyirul Ezmine: (TDV;A 1/329) Ahlakul Ulema(s.10)
23- Vusulül Müştakin ve Nüzhetul Müstemiin: Yazması; Bursa Ulu Cami 2067/1 (G.A.S.195)
24- Muhtasarul Fıkh: (TDVİA 1/329)
25- Fadlul İlm: (ibni hayr Fehrese,285)
26- Ahlakul Ehlil Birr ve Takva: (ibni Hayr Fehrese 285)
27- Kitabut Tevbe (ibni Hayr Fehrese 285-286)
28- Risale ila Ehli Bağdat (TDVİA 1/329) Ahlakul Ulema(s.10)
29- Şerhu Kasidetus Sicistani (TDVİA 1/329) Ahlakul Ulema Muk. S.10)
30- Sıfatu Kabrin-Nebi (S): (TDVIA 1/329)
31- Kitabun Nasihat: İbni Kesir Nihaye`de bu kitabdan rivayette bulunmuştur.(Nihaye terc.s.399)
32- Cüz`ün Fihi Hikayatuş Şafii ve Gayrihi (T.D.V.I.A 1/329, Fuad Sezgin 7/195)
33- Evsafus Seb`a (T.D.V.I.A 1/329) Ahlakul Ulema(s.10)
34- Ma Vüride Fi leyletin Nısfı Min Şa`ban: Yazma; Kahire 1/ 142 hadis 26 (G.A.S. 195)
35- Mes`eletül Cehri Bil Kur`an Fit Tavaf (Fuad Sezgin 7/197)
36- Firdevsül ilm.(T.D.V.İA 1/329)
37- Kitabu Kıssatul Hacer il Esved ve Zemzem (Ahlakul Ulema s.10)
38- Rucu’u İbni Abbas (müellif hakkında İnternette bulduğum Malayu dilindeki bir yazıda bu eser İmam Acurrîye nisbet edilmekte, orada yukarıda saydıklarımızdan 33 tanesinin adı zikredilmektedir. Kaynak olarak Acurri’nin el Guraba adlı eserinin Ramazan Eyyub tarafından yapılan neşri gösterilmektedir.)
VEFATI
Mekke`de 1 Muharrem Hicri 360 Cuma günü Miladi 970 yılında vefat etmiştir. Kabri de oradadır. Vefat ettiğinde yaşının 80 veya 96 olduğu rivayet edilmektedir. Allah ona rahmet eylesin ve güzel ecirler versin. Bizlere onun eserlerinden faydalanmayı nasib eylesin. Velhamdulillahi rabbil alemin vessalatu vessalamu ala hayri halkillahi ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Mütercim ve Muharric
Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş
08.08.1999 Çubuk/ANKARA

MUSANNİFİN MUKADDİMESİ

1- Şeyh Muhammed bin el Huseyn el Acurri der ki; Allah bütün halleri ile övülmüştür. Bütün isabetli işlere muvaffak kılan O’dur. Hidayet yollarına ulaşmamda yardımcım O’dur. Allah Teala Peygamberimiz Muhammed’e ve bütün ehli beytine salat etsin. Allah’a tevekkül ederiz, O ne güzel vekildir.

Bundan sonra;

Birisi, Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen şu hadisin manası hakkında sordu; “Kim ümmetim için kırk hadis ezberlerse, Allah Azze ve Celle onu kıyamet gününde fakih bir alim olarak diriltir.” [18]

Yine bu hadisin manasında Muaz Bin Cebel ve İbni Abbas (r.a)’den Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem‘in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir; “Kim ümmetime sünneti öğrenmeleri için kırk hadis ezberlerse kıyamet gününde onun için şefaatçi olurum.” [19]

Ebu Hureyre (r.a)’ın rivayetinde ise; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur; “Kim ümmetime sünneti öğrenmeleri için kırk hadis ezberlerse kıyamet gününde alimler zümresi içinde gelir.” [20]

2-Bizden şöyle bir istekte bulunuldu; “Sen Rasulullah (S)’in sayılamayacak çoklukta sünnetlerini biliyorsun. Nitekim eski ve yeni hadis ashabı birçok tasniflerde bulunmuşlardır.

Onlar taharet konusunda, namaz konusunda, oruç, hac, boşanma, hudud, yeminler, adaklar ve diğer hükümler hakkında birçok sünnetleri kitap kitap, bölüm bölüm tasnif etmişlerdir. Bununla Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetine izin veriyor, bu hususlara teşvik etmiş oluyor. Mesela selam edebi, oturma edebi, giyim edebi, yemek yeme edebi, içme edebi, kardeşlik edebi ve bundan başka konularda bu meselelerdeki bir çok sünnetleri bilen ilim ve edeb ehli uzun uzun açıklamışlar, insanları buna zorlamışlar hatta hadis tasnifinde gevşek davrananlara demişlerdir ki;

“Sana o kadar çok şeyler bıraktık ki, sen onları toplamaktan ve hıfzetmekten aciz olup, önceden getiremezdin.”

Bize şöyle sordular; “Bu kırk hadisi ilim kitaplarından Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti için ezberlersek bu ecre ve büyük fazilete kavuşur muyuz?” Manasını bilme hususunda şüphesiz biz O’nun ilmine muhtacız bu yeterli olur mu?

3- Allah bize Rahmet etsin. Bil ki; Kendisinden sorulduğum şey hakkındaki fikrimi belirtmeyi erteledim ve buna ihtimali bulunan bir vecihten başka bu hadise böyle bir vecih bulamadım. Vallahu a’lem .

Eğer o nedir? denilirse; “İnsanlar Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında diğer uzak Arap diyarlarından uzak köylerden geliyorlar, Müslüman oluyorlar, kendilerine ne zaman nelerin gerektiğini öğreniyorlar, sonra kabilelerine dönüyorlar ve onlara İslam’ın emirlerini, nelerin onlara helal, nelerin haram olduğunu öğretiyorlar ve diyorlar dı ki;

“Bize Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, şunu emretti, şundan nehyetti”. Kur’anın zahiri de buna delalet eder. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; “Onlardan her topluluktan bir grup din (ilimlerin)de geniş bilgi elde etmek ve kavimleri savaştan döndüklerinde (onları Allah’ın azabı) ile korkutmak için geride kalmalıdır. Umulur ki dikkatli olurlar.” (Tevbe 122)

4- “Bu elçiler Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiklerinde Müslüman oluyorlar, kabilelerindekilere sünnetleri öğretmeleri için ezberlemeye teşvik ediyorlar, ezberledikleri zaman da kabilelerine dönüp, kardeşlerine aşiretlerine Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem, kendilerine ne öğretmişse öğretiyorlardı. İhtiyaç duydukları zaman onu ezberlemeleri için yakınlaşıyorlardı, ancak bu yakınlaşma zikrettiğimiz vasıflar üzerine oluyordu

5- Nitekim Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem bir hutbede bulunmuşlar ve şöyle buyurmuşlardır; “ Allah Azze ve Celle söylediklerimi dinleyip, işitemeyenlere ulaştıran kulun yüzünü nurlandırsın. Nice fakih olmadığı halde fıkıh ilmini kendisinden daha fakih olana taşıyan kimseler vardır“ [21] Bu vecihten başkasını bulamadım. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem her manada bir çok hadisleri bir çok insanın taşıyamayacağı genişliktedir; nasıl taşısınlar ki, Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;

“İlmi talep etmek her Müslüman üzerine farzdır “ [22]

6- Ebu Abdullah bin Muhammed bin Muhalled el Attar - Ebu Cafer Muhammed bin Sa’d bin el Huseyn es Sufi - Said Huseyn bin el Hasen – babası – dedesi - Atiye el Avfi - ibni Abbas (ra) senediyle; İbn Abbas (r.a), Allah Azze ve Celle’nin;
“Mü’minlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir onlarda her topluluktan bir grup dinde geniş bilgi elde etmek ve kavimleri döndüklerinde korkutmak için geride kalmalıdır umulur ki dikkatli olurlar” (Tevbe 122) mealindeki kavli hakkında dedi ki;

“Arapların her kabilesinden gruplar Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’e geliyorlar dinlerinin emirlerinden dilediklerini soruyorlardı. Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle diyorlardı;

“Aşiretimize döndüğümüzde onlara neleri haber vermemizi, neleri söylememizi emredersiniz?” Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem de onlara; Allah Azze ve Celle’ye itaat etmelerini, Rasulü’ne itaat etmelerini emrediyor, onları kavimlerine namazı, zekatı bildirmek üzre gönderiyordu. Onlar da kavimleri ile karşılaştıkları zaman şöyle nida ediyorlardı;

“Kim Müslüman olursa, O bizdendir” Onları uyarıyorlar, bildiriyorlar, Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in onlara Allah’ın razı olduğu şeyleri bildirmesi gibi, onlar da kavimlerine haber veriyorlardı. Bu hususta kişi kardeşinden, anne ve babasından ayrılmak pahasına bunu yapıyordu. Kavimlerini uyarıyorlar islam’a davet ediyorlar, cehennemden sakındırıyor ve cennet ile müjdeliyorlar idi”[23]

7- Onların kavimlerine; “Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle buyurdu, şunu haram kıldı, şunu helal kıldı, şundan nehyetti” demeleri ile, adeta onları din işlerinden kırk hadis ezberlemeye teşvik ediyorlar ve kendilerine gereken ilmi fazlasıyla öğrenmek için gönderiyorlardı. Vallahu Alem. Bu hadise bundan başka bir vecih bulamıyorum.

8- Eğer birisi derse ki “Bizim için Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in Sünnetinden kırk hadis te’lif etsen, bizler de onu manalarıyla ezberlesek, hem biz ondan faydalansak, hem de bizden işitenler ondan faydalansa olmaz mı? Umarız ki Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in;

“Kim ümmetim için din işleri ile ilgili kırk hadis ezberlerse….”[24] hadisi şerifinde buyurduğu daha önce de zikri geçen fazilete erişiriz değil mi?”

Bende onlara derim ki, Senin için Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerinden kırk hadisi, ondan faydalanman için te’lif etmeye çalışacağım. Onlara bunu gönderirsin. Seni birçok ilimde derinleşmekten sakındırırım! Sana gerekmeyen ilimler ile cehaletini artırma! Allah muvaffak kılan ve yardım edendir. Ve la havle vela guvvete illa billahil aliyyil azim.





BİRİNCİ HADİS : DİN’DE FIKIH (ANLAYIŞ)’IN FAZİLETİ

9- Ebu Müslim İbrahim Bin Abdullah el Kecci - Süleyman Bin Davud Eş Şezakuni - Abdul Vahid Bin Ziyad - Ma’mer – Zuhri - Said Bin el Museyyeb - Ebu Hüreyre (Ra) senedi ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

من يرد الله به خيرا يفقهه في الدين

“Allah kimin hakkında hayır dilerse, Onu dinde anlayış sahibi (fakih) kılar” [25]
10- Bu gösteriyor ki, dinde anlayış sahibi olmayanda hayır yoktur. Eğer; “Allah Azze ve Celle’nin dinde fakih kıldığı kimsenin sıfatı nedir ki, Allah’ın hakkında hayır dilediği kimselerden olabilelim?” denilirse;

11- Akıl sahibi Müslim kişi, o kimsedir ki(……)[26] üzerine vacip olanları dilediği gibi değil! Emrolunduğu gibi öğrenir. Kendisine ilim vacip olduğu zaman, Allah Azze ve Celle’ye ibadette farzların edası, haramlardan sakınma hususlarında anlayışlı olmak için talep eder. Cehaletini artırmaz, ulemanın terk ettiklerini mazeret göstermez, böylece mesela taharet hususunda farzları, sünnetleri nedir, onu neler bozar, neler ıslah eder bunları öğrenir. Bir günde beş vakit namazı, Allah için onun nasıl eda edileceğini öğrenir, zekatı öğrenir, Allah için kendisine ondan ne gerekir öğrenir, Ramazan ayında Allah Azze ve Celle’nin kendisine vacip kıldığı orucu öğrenir, cihadı, haccı, ne zaman vacip olduğunu, vacip olunca gerekli hükümleri öğrenir. Kazançta helal ve haramı öğrenir, helali alır, ilmiyle haramdan uzak durur. Nafakanın vacip olanlarını ve olmayanlarını, anne babaya iyiliği öğrenir, haksızlıktan ilmi onu nehyeder

Akrabalık bağlarını gözetmeyi öğrenir ve bu bağı kesmekten nehyeder. Bütün komşularının haklarını bilir ve Allah Azze ve Celle’nin emrine göre muhafaza eder. Birçok ilmi genişce şerh eder, ilminden ayrılmaz ve onunla amel eder. Allah size rahmet eylesin şunu bilin ki; PeygamberimizSallallahu aleyhi ve sellem her neye teşvik etmiş ise onda; Dünya ve ahirette, övülmüş hayırlı akibetler vardır.

İKİNCİ HADİS : İLİM TALEBİNE TEŞVİK

12- Ebu Bekr Cafer Bin Muhammed el Firyabi - Hişam Bin Amr ed Dımışki - Sadaka Bin Halid - Usman Bin Ebi Atike -Ali Bin Yezid El Kasım - Ebu Umametül Bahili(Ra) senedi ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu;

عليكم بالعلم قبل ان يقبض و قيل ان يرفع ثم جمع بين أصبعه الوسطى والتي تلي الأبهام ثم قال العلم و المتعلم شريكان في الأجر ولا خير في سائر الناس بعد

“Kaldırılmazdan önce size ilmi tavsiye ederim” Sonrada orta parmağı ile işaret parmağını bir araya getirdi ve buyurdu ki; “Alim ve (ondan) ilim öğrenen, ecirde ortaktırlar. Böyle olamayan insanlarda hayır yoktur” [27]

13- Düşün! Allah bize rahmet eylesin. Seni, Nebi Sallallahu aleyhi ve selemin, sana hitab ettiği şeyle sakındırırım! Şüphesiz sen, daha önce zikri geçtiği gibi ilim talebine teşvik edilmektesin. Sonra bil ki, ilim ve ilim ehli kabzedilecektir. Bize öğretiliyor ki; hayr, ilim talep edende ve ilim öğrenendedir. Kim böyle değil ise onda hayır yoktur!

Sonra hitab nidasını düşün! Senden cehaleti kaldıracak olan ilmi öğren! Şüphesiz kendisiyle, Allah Teala’ya ibadet edeceğin, Allah’ı onunla isteyeceğin ilim senin üzerine farzdır. Ayrıca her Müslüman üzerine farzdır. Nitekim şöyle buyurulmuştur;

اطلبوا العلم ولو بالصين
“İlim Çin’de bile olsa onu taleb ediniz”[28]


ÜÇÜNCÜ HADİS : AMELLER NİYETLER İLEDİR.

14- Ebu Cafer Ahmed Bin Yahya el Hulvani, Ahmed Bin Abdullah Bin Yunus, Züheyr (yani İbni Muaviye), Yahya Bin Said, Muhammed Bin İbrahim et Teymi, senedi İle dedi ki; “Alkame Bin Ebi Vakkas’ı Şöyle derken işittim; “Ömer Bin Hattab şöyle diyordu; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

إنما الأعمال بالنيات وإنما لكل امرئ ما نوى فمن كانت هجرته إلى الله و رسوله فهجرته إلى الله و رسوله و من كانت هجرته إلى دنيا يصيبها أو إلى امرأة يتزوجها فهجرته إلى ما هاجر إليه

“Şüphesiz ameller, niyetlerle beraberdir. Kişiye de ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah ve Rasulu için ise, hicreti Allah ve Rasulünedir. Kimin hicreti de kavuşacağı bir dünyalık veya bir kadın nikahlamak için ise, onun hicreti de ancak niyet ettiği şeyedir.”[29]

15- Allah bize rahmet etsin. Şunu bil ki; bu hadis dinin esaslarından bir esasdır. Müslümanların hiç birine Allah Azze ve Celle’nin kendisine farz kıldığı farzlardan birini eda etmesinde ve nafile ibadetlerle O’na yaklaşmasında, içinde riya, sum’a bulunmayan, halis sadık bir niyet, kendisi ile ancak Allah Azze ve Celle murad edilen, içinde Allah’dan başkasına şirk içermeyen bir halis niyeti terk etmesi caiz olmaz. Şüphesiz Allah Teala niyette ihlas olmadıkça, sadece O’nun rızası istenmedikçe hiçbir ameli kabul etmez. Bunda Ulema ihtilaf etmemiştir.

Eğer; “Bu hadiste “hicret” ile ne kastediliyor?” dersen;
Şüphesiz Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman Mekke’de bulunan bütün Müslümanlara hicret etmeleri vacip oldu. Halklarını, aşiretlerini, zürriyetlerini çağırdılar, Bunda ancak Allah Azze ve Celle’nin rızasını diliyorlar idi. Başka şey değil.

İnsanlar da bu vasıf üzerine hicret ettiler. Bunun üzerine Allah’u Teala muhacirleri kitabında övdü. Ve özürsüz olarak hicret etmeyenleri yermiştir. Mekke’den hicret için insanlarla sefere çıkmaya güç yetiremeyenleri ise mazur görmüştür. Kasd ve niyeti Allah ve Rasulü olmayan, niyeti kendisinden önce hicret etmiş kadınlardan bir kadını nikahlamak olan, dünyayı taleb eden muhacirlerden sayılmamıştır. İnsanlara karışıp yola çıkmıştı, vatanını terk etmişti ancak, onun niyeti onların niyetlerinden farklı idi. Onlar Allah ve Rasulünü murad ediyorlar, O ise Ümmü Kays ile evlenmeyi murad ediyordu. Bu yüzden “muhaciri Ümmü Kays” diye isimlendirildi. Bunu böyle bil.

DÖRDÜNCÜ HADİS : İSLAMIN ŞARTLARI

16- Ebu Ahmed Harun Bin Yusuf et Tacir, Ebu Ömer el Adeni, Sufyan Bin Uyeyne, Hubeyb Bin Ebi Sabit, İbni Ömer (r.a) senediyle; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
بني الإسلام على خمس شهادة ان لا إله إلا الله و أن محمدا رسول الله و اقامة الصلاة و إيتاء الزكاة و صوم شهر رمضان و حج البيت

“İslam şu beş üzerine bina edilmiştir; Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in Allah’ın rasulü olduğuna şehadet etmek, Namaz kılmak, Zekat vermek, Ramazan ayında Oruç tutmak ve Beyt’i Haccetmek.”[30]

17- Bu hadisin manasını iyi bil! Kavrarsın inşallah.

Bil ki; Allah Teala peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem’i, insanları Allah’tan başka ilah olmadığına Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadete davet etmek üzere göndermiştir. Kim bu şehadet kelimesini kalbinden sadakat ile söylerse ve bu şehadet üzere ölürse cennete girer. Bundan sonra onlara aynı şekilde namaz farz kılınmıştır. Onlarda namazı kıldılar sonra Medine’ye hicret ettiler. Sonra zuhur eden durumlara göre farzlar emredildi. Hepsi de kendilerine neler farz kılındı ise kabul ettiler. Mesela Ramazan ayında oruç, zekat, sonra onlara, güç yetirebilen ve yol bulabilene hac farz kılındı. Böylece iman ettiler. Bu farzlar ile amel ettiler. Allah Teala burdu ki;
“Bu gün dininizi tamamladım ve üzerinizde ki nimetimi tamamladım.Size din olarak islam’ı razı oldum.”(Maide 3)

Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “İslam beş şey üzerine bina edilmiştir” Herkim bu beş farzdan birini terk ederse onu inkar (küfür) etmiş, onunla mücadele etmiştir, Tevhidi ona fayda vermez. Müslüman değildir. Nitekim Peygamber efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki;
بين العبد والكفر ترك الصلاة فمن ترك الصلاة فقد كفر
“Kul ile küfür arsında namazın terki vardır. Kim namazı terk ederse kafir olmuştur.”[31]

18- İbni Mesud (ra.) dedi ki; “Allah Azze ve Celle namaz ile zekatı beraber bağlamıştır. Kim zekat vermez ise onun namazı da yoktur.”[32]

Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem Yemame halkının zekat vermekten çekinmesi üzerine sıkıldı. Dediler ki; “Oruc tutarız, namaz kılarız, fakat mallarımızdan zekat vermeyiz. Bunun üzerine Ebu Bekr es Sıddık (ra.) ile beraber bütün sahabe onlar ile, onları katledip esir alana kadar harp ettiler. Dedi ki; “Şahit olun ki sizin öldürdükleriniz ateşte, bizden ölenler cennetdedir.”

Bütün bunlar şüphesiz islamdır. Biri olmadan diğeri kabul edilmez. Bunu böylece bil!

BEŞİNCİ HADİS : İMANIN ŞARTLARI


19- El Firyabi, İshak Bin Rahuye, En-Nadr Bin Şümeyl, Kehmes bin el Hasen, Abdullah Bin Büreyde , Yahya Bin Ya’mer senedi ile Yahya dedi ki;

عن يحيى بن يعمر القيسي قال كان أول من قال في القدر معبد الجهني بالبصرة فانطلقت أنا وحميد بن عبد الرحمن الحميري حجاجاً فلما قدمنا قلنا لو لقينا بعض أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم فسألناه عما يقول هؤلاء القوم في القدر فلما دخلنا المسجد إذا نحن بعبد الله بن عمر فأتيناه فسلمنا عليه فاكتنفته أنا وصاحبي أحدنا عن يمينه والآخر عن شماله قال يحيى فظننت أن صاحبي سيكل الكلام إليّ فقلت يا أبا عبد الرحمن إن قبلنا ناسـاً يقرءون القرآن ويتفقدون العلم ويزعمون أن لا قدر وإنما الأمر أُنف قال فقال عبد الله أبلغوهم أني منهم بريء وأنهم مني برآء ولو كان لأحدهم مثل أُحد ذهبـاً ثم أنفقه ما قبله الله منه حتى يؤمن بالقدر كله خيره وشره ثم أنشأ يحدثنا فقال حدثني عمر بن الخطاب قال كنا ثم رسول الله صلى الله عليه وسلم جلوسـاً فجاء رجل شديد يخلو الشعر شديد بياض الثياب لا نرى عليه أثر سفر منا أحد والحاصل إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم وألصق ركبتيه قال بشر إلى ركبتيه ووضع كفيه على فخذيه ثم قال يا محمد أخبرني عن الإسلام فقال النبي صلى الله عليه وسلم الإسلام أن تشهد أن لا إله إلا الله وأن محمداً رسول الله وتقيم الصلاة وتؤتي الزكاة وتصوم رمضان وتحج البيت إن استطعت إليه سبيلا فقال صدقت فقال عمر عجبنا له يسأله ويصدقه قال يا محمد أخبرني عن الإيمان ما الإيمان قال النبي صلى الله عليه وسلم الإيمان أن تؤمن بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر والقدر كله خيره وشره فقال صدقت ثم قال يا محمد أخبرني عن الإحسان ما الإحسان فقال النبي صلى الله عليه وسلم الإحسان أن تعبد الله كأنك تراه فإن لم تكن تراه فإنه يراك ثم قال يا محمد فأخبرني عن الساعة متى الساعة فقال النبي صلى الله عليه وسلم ما المسؤل عنها بأعلم من السائل فقال له صدقت ثم قال يا محمد فأخبرني عن إمارتها فقال النبي صلى الله عليه وسلم أن تلد الأمة ربتها وأن ترى الحفاة العراة العالة رعاة الشاء يتطاولون في البنيان ثم ذهب فقال عمر ولبث مليـاً ثم لقيت رسول الله صلى الله عليه وسلم قال يا عمر هل تخبرني عن السائل قلت الله ورسوله أعلم فقال النبي صلى الله عليه وسلم ذلك جبريل عليه السلام أتاكم يعلمكم أمر دينكم

“Kader hakkında ilk konuşan Mabed (el Cüheni) idi.Ben ve Hümeyd Bin Abdurrahman el Himyeri Hac veya umre için gittik. Dedi ki; “Eğer Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabelerinden biri ile karşılaşırsak kader hakkında neler söylediklerinden sorarız ” bunda karar kıldık. Abdullah Bin Ömer (ra.) mescide girdi. Ben ve arkadaşım hemen yanına gittik. Birimiz sağına, birimiz soluna geçtik. Arkadaşımın sözü bana bıraktığını düşündüm ve ona dedim ki;

“Ey Eba Abdurrahman! Şüphesiz bizim oralarda Kur’an okuyan ilim ehlinden sayılan fakat kaderi inkar ederek bid’at çıkaran, buna burun büken insanlar zuhur etti.” İbni Ümer (ra.) dedi ki;

“Onlarla karşılaştığımız zaman benim onlardan, onların da benden uzak olduğunu haber veriniz. Abdullah Bin Ümer olarak yemin ederim ki Eğer onlardan birinin yeryüzü dolusu altını olsa ve hepsini Allah yolunda infak etse, kadere iman edinceye kadar Allah bunu kabul etmez.” Sonra dedi ki; “Ümer Bin el Hattab bana şu hadisi söyledi;

“Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında idik. Birden bembeyaz elbiseli, simsiyah saçlı, üzerinde yolculuk alameti görünmeyen bizden kimsenin tanımadığı bir adam beliriverdi. Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in karşısına oturdu, dizlerini O’nun dizlerine dayadı, ellerini de uyluklarının üzerine koydu. Sonra dedi ki;

“Ey Muhammed! Bana islam’dan haber ver! İslam nedir? Buyurdu ki;

-Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, Ramazan ayı orucunu tuman ve güç yetirip yol bulabilirsen Beyt’i Haccetmendir. Dedi ki;

-Doğru söyledin. Bizler O’nun sorup ta tasdik etmesine şaşırdık. O kişi dedi ki;

“Bana İman’dan haber ver” Buyurdu ki;

“Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret gününe, Hayır ve Şerri ile Kadere iman etmendir.” Dedi ki;

“Doğru söyledin” Onun önce sorup sonra tasdik etmesine hayret ettik. Dedi ki;

“Bana ihsandan haber ver” Buyurdu ki;

“Allah’ı görür gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de şüphesiz O seni görmektedir.

“Doğru söyledin”. Bana saatten (kıyamet gününden) haber ver” Buyurdu ki;

“Kendisinden soru sorulan, soruyu sorandan daha iyi bilici değildir.”

Ümer (ra) dedi ki; “Bir müddet bekledim. Sonra Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bana buyurdu ki; “Ey Ümer! Bilir misin soran kimdi? Dedim ki; ”Allah ve Rasulu daha iyi bilir, buyurdu ki;

“Şüphesiz O Cibril (as) idi. Size dininizi öğretmeye gelmişti.[33]

20-Allah bize Rahmet eylesin.. Bil ki ! Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bu hadiste Cibril (as)’ın dinlerini öğretmek için sahabenin huzurunda NebiSallallahu aleyhi ve sellem’e soru sorduğunu size öğretmiştir. Her müslümana da bunları öğrenmesi gereklidir.

İslam’dan sorması ile ilgili kavlini önceki hadiste sana beyan etmiştik. İman’a gelince; Her Müslüman Allah Teala’ya bütün meleklere, Allah’ın Rasulüne inzal eylediği bütün kitaplara, bütün peygamberlerine, ölüme, ölümden sonra dirilişe, cennete, cehenneme, sırata iman hakkında gelen hadislere, mizana, havza, şefeate, kabir azabına, bir kavmin cehennemden çıkıp cennete gireceğine, kıyamet gününe ve buna benzer Hak ve İlim ehlinin iman ettiği şeylere iman etmesi gerekir. (Hak ve ilim ehli) Heva ve Bid’at ehliyle, Delalet ehli ile mücadele etmiştir.

Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in ve sahabenin sakındırdığı şeylerden onları sakındırırız, onlara güzellikle tabi oluruz. Müslümanların, alimlerin yolundan gideriz. Hayrı ve şerri ile kader’e iman etmeli ve kadere iman etmeyenlerden Tıpkı İbni Ümer (ra) gibi uzak olmalısın.

21- Şu kavle gelince; “Bana ihsandan haber ver” dedi. Buyurdu ki; Allah’a O’nu görür gibi iman etmendir. Sen Onu görmesen de şüphesiz O seni görmektedir.”

Şunu bil ki! Kim Allah Teala’ya ibadet etmekteyse, şüphesiz Allah Azze ve Celle onun ameline muttalidir. Onun gizlisini ve açığını, amelinden sakladığını ve açığa vurduğunu, amelinde ne dilediğini, Allah’ı mı yoksa başkasını mı murad ettiğini, gizliyi ve gizlinin de gizlisini, gözlerin hain bakışını, gönüllerde saklı olanı bilir. Sizin nelerden sakındığınızı bilir. Kim bunlardan kalbiyle yüz çevirir, ilmi ile Allah Azze ve Celle ‘den haşyet duyar, O’ndan korkarsa, O’na emredildiği gibi ibadet etmiş olur. Eğer böyle bir dikkatten gaflette isen şüphesiz O seni görmektedir. Sonra dönüşün O’nadır. Neyle amel etti isen O seni temsil edecektir. İbadetinde O’ndan gafil olmandan seni sakındırırım. O’na emronulduğun gibi ibadet et, kendi dilediğin gibi değil! O’ndan yardım dile, O’na sarıl. Şüphesiz O kendisine iltica edeni kovmaz! Nitekim kim O’na sarılır ise onun sıratı müstakime hidayet edileceği garanti edilmiştir.

ALTINCI HADİS : KAZA VE KADER

22- Ebu Ca’fer Ahmed Bin Yahya el Hulvani, Muhammed Bin es Sabah, ed Dulabi, İsmail Bin Zekeriya, A’meş, Zeyd Bin Vehb, Abdullah Bin Mes’ud (ra) senedi ile; “Sadıkul Masduk olan Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bize şunu haber verdi;

إن خلق أحدكم يجمع في بطن أمه أربعين يوما ثم يكون علقة مثل ذلك ثم يكون مضغة مثل ذلك ثم يبعث الله إليه ملكا بأربع كلمات فيكتب عمله وأجله ورزقه وشقي أو سعيد ثم ينفخ فيه الروح فإن احدكم ليعمل بعمل أهل الجنة حتى ما يكون بينه وبينها إلا ذراع فيسبق عليه الكتاب فيعمل بعمل أهل النار فيدخل النار وإن احدكم ليعمل بعمل حتى ما يكون بينه وبينها إلا ذراع فيسبق عليه الكتاب فيعمل بعمل أهل الجنة فيدخل الجنة فيدخلها

“Sizden biri anasının karnında kırk gün nutfe, sonra alaka, sonra mudga olarak(kırk gün) kalır .[34] Sonra Allah ona bir melek gönderip dört kelimeyi emr eder; amelini, ecelini, rızkını, cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olduğunu yazar. Sonra ona ruh üflenir. Sizden biri cennet ile arasında bir dirsek boyu mesafe kalana kadar cennetliklerin amelini işler de, kitap(yazgı) onu geçer ve cehennemliklerin amelini işlemeye başlar. Bunun üzerine cehenneme girer. Yine sizden biri cehennem ile arasında bir dirsek boyu mesafe kalana kadar cehennemliklerin amelini işler de, yazgı onu geçer ve cennetliklerin amelini işlemeye başlar, Bunun üzerine cennete girer.” [35]

23- Ey isteyen kişi bil ki, şüphesiz Allah Azze ve Celle, kullar için rızık işini bitirmiştir. Ve her rızık isteyen kendi rızkını yer, onda artma olmaz, eksilme de olmaz, ta eceli gelinceye kadar… Eceller de bunun gibi ne artar, ne eksilir. Allah Azze ve Celle onun hayırlı ve şerli amelini de yazmıştır. Şaki veya said oluşunu yani cehennemliklerden mi yoksa cennetliklerden mi olduğunu da yazmıştır. Kullar bitmiş olan bu işlerde gayret ederler. Buna iman etmek vaciptir. Kim buna iman etmez ise kafir olur.


YEDİNCİ HADİS : KAZA VE KADERE TABİDİR


24- Ebu Bekr Ca’fer Bin Muhammed el Firyabi, Osman Bin Ebi Şeybe, Cerir Bin Abdül Hamid, Mansur, Said Bin Ubeyd, Abdurrahman es Sülemi, Ali Bin Ebi Talib(ra) senedi ile; Ali(ra) dedi ki;

“Bakiul Garkad’da bir cenezede idik. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve oturdu. Biz de yanına oturduk. Elindeki değneği çevirmeğe başladı. Değneği ile yere iz yaptı. Sonra buyurdu ki;

ما منكم من نفس منفوسة إلا كتب مكانها من الجنة والنار وإلا قد كتب شقية أو سعيدة فقال رجل يا رسول الله أفلا نتكل على كتابنا وندع العمل فمن كان منا من أهل السعادة فسيصير إلى عمل أهل السعادة و من كان منا من أهل الشقاوة سيصير إلى عمل أهل الشقاوة فقال اعملوا فكل ميسر أما أهل السعادة فييسرون لعمل أهل السعادة وأما أهل الشقاوة فييسرون لعمل أهل الشقاوة ثم قرأ فأما من أعطى واتقى وصدق بالحسنى فسنيسره لليسرى وأما من بخل واستغنى وكذب بالحسنى فسنيسره للعسرى

“İçinizden hiçbir kimse yoktur ki cennetlik mi, cehennmlik mi olduğu yazılmış olmasın. Şaki veya said oluşu yazılmıştır. “Bir adam dedi ki; “Ya Rasulallah! O halde hakkımızda yazılana güvenip ameli bırakırız. İçimizden her kim saadet ehlinden ise, saadet ehlinin ameli ona kolaylaşır, her kim de şekavet ehlinden ise şekavet amelinin ameli ona kolaylaşır değil mi?” Buyurdu ki; “Amel ediniz zira herkese ameli kolaylaştırılacaktır. Kim saadet ehlinden ise ona saadet ehlinin ameli müyesser olur, kim de şekavet ehlinden ise ehli şekavetin ameline o kişi müyesser olur.” Sonra şu ayeti okudu; “Kim Allah’ın hakkını verirse O’ndan korkup korunur ve O güzel(tevhid kelimesini) tasdik ederse, biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırz.” (Leyl ;5-7) Ama kim cimrilik eder ve kendini (Allah’ın sevabına) muhtaç görmezse ve o en güzel olanı yalanlarsa onu en zor olana (cehenneme) muvaffak kılarız. “(Leyl;8-10)”[36]
25- Allah sana Rahmet etsin, bil ki, buna iman etmek vaciptir Allah kullarına, emr olundukları taatleri yapmalarını emr etmiştir, ve nehy ettiği günahlardan uzak durmalarını da emr etmiştir. Allah bundan sonra sevdiklerini taatine muvaffak kılar. Hakkında kendisine isyanı mukadder kılmayı dilediğine, bu, zulüm değildir. O dilediğini saptırır, dilediğini hidyet eder. O’nun yaptığından sual olunmaz, ancak kullar mes’uldürler. Kullarından taat edenleri sever, itaati emr eder, muvaffak kılar, isyandan uzak tutar, isyanı sevenlerden olmamalarını diler, isyanı emr etmez, Allah Azz ve Celle kötülük emr etmekten yücedir, mülkünde dilemediğinin olmasından yücedir.[37]

Allah size rahmet eylesin işte bu sahabeden ilim ehlinin ve onlara güzellikle tabi olanların ve Müslümanların imanlılarının yoludur.

26-İbni Abbas (ra) der ki; “Kader, tevhidin nizamıdır. Kim Allah’a iman eder ve kaderi doğrularsa kopukluk olmayan sağlam bir kulba tutunmuştur. Kim de Allah’a iman eder ve kaderi yalanlarsa tevhidi noksanlaştırılmıştır.[38]



SEKİZİNCİ HADİS : RASULULLAH (Sallallahu aleyhi ve sellem)’İN VASİYETLERİNDEN


27-İbrahim Bin Musa el Himyeri, Davud Bin Ruşeyd, Velid Bin Müslim, Sevd Bin Yezid, Halid Bin Ma’dan, Abdurrahman Bin es Sülemi ve Hücr el Kilai senedi ile; dediler ki;

دخلنا على العرباض بن سارية وهو ممن نزل فيه ولا على الذين إذا ما أتوك لتحملهم قلت لا أجد ما أحملكم عليه تولوا واعينهم تفيض من الدمع دخلوا عليه فهو مريض قال فقالوا له إنا جئناك زائرين وعائدين ومقتبسين فقال العرباض إن رسول الله صلى الله عليه وسلم صلى بنا صلاة الغداة ثم أقبل علينا فوعظنا موعظة بليغة ذرفت منها العيون ووجلت منها القلوب فقال قائل يا رسول الله أن هذه موعظة مودع فماذا تعهد إلينا قال أوصيكم بتقوى الله والسمع والطاعة وإن عبدا حبشيا مجدعا فإنه من يعش منكم فسيرى اختلافا كثيرا فعليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين المهديين عضوا عليها بالنواجذ وإياكم ومحدثات الأمور فإن كل محدثة بدعة وكل بدعة ضلالة

“İrbad Bin Sariye’nin (R.a) yanına girdik O, hakkında şu ayetin nazil olduğu kimselerden idi; “Binek vermen için sana geldiklerinde; “sizi üzerine bindireceğim (ve harbe çıkacağım bir binek) bir şey bulamıyorum” deyince, sarf edecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselerin üzerine sorumluluk yoktur.” (Tevbe;92) onun yanına girdiler. O, hasta idi. Dediler ki;

“Biz seni ziyaret maksadıyla geldik ve nasibimizi de alıp gideceğiz.” İrbaz (ra) dedi ki; “Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bize sabah namazını kıldırdı. Sonra bize döndü ve gözleri yaşartan, kalpleri ürperten etkili bir vaaz etti. Birisi dedi ki;

“Ey Allah’ın Rasulü! Sanki bu vaaz, veda eden bir kimsenin öğütleridir. Bizlere ne ahdediyorsunuz.?” Buyurdu ki;

“Size Allah’tan korkmanızı, Habeşi bir köle olsa dahi (idarecinizi) dinleyip itaat etmenizi vasiyet ederim. Sizden kim Benden sonra yaşarsa bir çok ihtilaflar görecektir. Bu yüzden sünnetime ve hidayete erdirilmiş raşid halifelerin sünnetine sarılmanız gereklidir. Ona azı dişlerinizle ısırır gibi sarılıp, bırakmayın, sizleri sonradan ortaya çıkmış işlerden sakındırırım. Şüphesiz her sonradan icad edilmiş şey bid’at tir. Her bid’at de cehennemdedir.”[39]
28- Bu hadiste ilmine bütün Müslümanların muhtac olduğu, bilmemelerinin mazeret olmadığı bir çok ilimler vardır. Onlardan biri de; Şüphesiz Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in onlara Allah’tan korkmayı emr etmiş olmasıdır. Allah korkusu (takva), amel olmadıkça bilinmez.

29- Bazı hikmet sahipleri dedi ki; “Takvanın nasıl olduğunu bilmeyen, nasıl muttaki olabilir?”

30- Ömer Bin el Hattab (ra) dedi ki; “Dinde fakih olmayan kimse çarşılarımızda ticaret yapmasın. Zira O ancak faiz yer”[40]

31- Bütün Müslümanlar üzerine Allah’ın farz kıldıklarının edasında ve haram kıldıklarından uzaklaşmada Allah’tan takva gereklidir.

Onlardan biri de; Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in onlara yönetici olan kimse, siyah bir köle veya siyah olmayan bir köle olsa bile dinleyip itaat etmelerini emretmiş olmasıdır. Taat ancak ma’ruftadır. Şüphesiz onlara insanlar arasında bir çok ihtilafların çıkacağını bildirmiştir. Onlara, sünnetine ve sahabelerinden hidayete ermiş raşit halifelerinin sünnetlerine sarılmalarını emretmiştir. Bu sarılma için de şu misali vermiştir; İnsanın azı dişleri ile bir şeyi ısrması gibi sünnetlere sarılmaya, temessük etmeye, çok sıkı tutup bırakmamaya teşvik etmiştir.

Her müslümana; Rasullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerine tabi olması, ancak onun sünneti ile amel etmesi ve raşit halifelerinin, kendisinden sonra ki Ebu Bekr, Ümer, Usman ve Ali Rıdvanullahi Aleyhim ecmein’in sünnetleri ile amel etmesi vaciptir. Böylece O’nun (Sallallahu aleyhi ve sellem) sahabelerinin kavlinden çıkmamış oluruz. Şüphesiz Allah dilerse, O bizi irşad eder.

Onlardan biri de; Şüphesiz onları bidatten sakındırmış, bidatin sapıklık olduğunu, Kur’an’a Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in raşit halifelerinin sünnetlerine ve sahabelerin kavline uygun olmayan her amelin veya konuşulan kelamın bidat olduğunu, onun sapıklık olduğunu, onu söyleyen veya yapan kişiye reddedilmiş olduğunu onlara bildirmiştir. Onlardan biri de; İbrad Bin Sariye’nin; “Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bize gözleri yaşartan, kalpleri titreten belagatlı bir vaaz etti” demesidir.

32- Bu kelamı iyi temyiz edin! Onun vaazında, bayıldık, bağırdık, başlarımıza vurduk, göğüslerimizi yumrukladık, kendimizi attık, (cahillerin çoğunun yaptığı gibi ) raks ettik demiyor! (O cahiller) vaaz esnasında bağırır, bayılır düzenbazlık yapmaya çalışırlar. Bütün bunlar şeytanın onlarla oynamasıdır. Bunların hepsi bid’at ve delalettir.

Böyle hareket edenlere denilir ki; Bil ki şüphesiz Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem insanların en doğrusudur, Ümmetine en güzel nasihat edenidir. Kalbi en rikkatli olanıdır. Ashabı da kalbi en rikkatli olanlardır. Onlardan sonra gelen insanların en hayırlılarıdır. Akıl sahibi için bunda şüphe yoktur. Onlar vaaz esnasında çığlık atmazlar, bağırmazlar, raks etmezler, hoplayıp zıplamazlar idi. Bu doğru bir şey olsaydı buna insanların en hak sahibi, Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında olanlar olurdu. Ancak bu, bid’attir, batıldır, münkerdir. Böylece bil! Onun sünnetine ve ondan sonra ki hidayete ermiş raşit halifelerin ve diğer sahabelerin (Rıdvanullahi aleyhim ecmain) sünnetlerine temessük edip sarılmalısınız.

DOKUZUNCU HADİS : KUR’ANIN YEDİ HARF ÜZERE NUZULÜ



33- Ebu Bekr Bin Ebu Davud es Sicistani, Ebu Tahir Ahmed Bin Ümer el Misri, İbn Vehb, Hayve Bin Şüreyh , Ukayl Bin Halid, Seleme Bin Ebi Seleme Bin Abdurrahman, babasından, İbni Mesud (R) senedi ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

كان الكتاب الأول ينزل من باب واحد على وجه واحد ونزل القرآن من سبعة أبواب على سبعة أحرف زاجر وأمر وحلال وحرام ومحكم ومتشابه وأمثال فأحلوا حلاله وحرموا حرامه وافعلوا ما أمرتم وانتهوا عما نهيتم واعتبروا بأمثاله واعملوا بمحكمه وآمنوا بمتشابهه وقولوا آمنا به كل من عند ربنا

“İlk kitab bir babdan bir vecih üzere inmiştir. Zecr( Nehiy ) , emir, helal , haram muhkem, Müteşabih ve emsaldir. Helalini helal, haramını haram sayınız. Ne ile emrolunmuş iseniz onları yapın, nelerden nehy edilmiş iseniz onlardan sakının. Misallerden ibret alınız. Muhkemi ile amel ediniz. Mütaşabihlerine iman ediniz ve deyiniz ki ; “Bunların hepsi Rabbimizin katındandır. O’na iman ettik.” (Ali imran, 7)[41]
34- Bilmen gerekir ki; Kur’an, Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem’e yirmi küsür seferde nazil olmuştur. Yani yedi lügat üzere Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’e her kabilenin en güzel bulduğu lügat telkin oluyordu. Bazısının bazısına kusur bulması gerekmez. Bilakis kime hangi harf telkin ediliyorsa ona mülazemet etmesi gerekir, onu hıfzetmesi gerekir. Başka telkinler ile oyalanmamalıdır. Usman (Ra)’ın mushafındakinin dışına çıkmamalıdır. Helalini helal, haramını haram sayar. Bu (Kur’an) ilmi sünnetler olmadan idrak edilemez, tam anlamıyla anlaşılamaz. Şüphesiz sünnetler, Allah’ın kullarına emrettiği ve nehy ettiği şeylerdeki muradını açıklar, beyan eder. Allah Azze ve Celle’nin kullarına şu buyruğunda ne emrettiğini işitmedin mi?;

“Sana zikri indirdik ki insanlara, kendilerine ne indirdiğimizi açıklayasın. Umulur ki tefekkür ederler” (Nahl 44)
Nitekim Rasullullah Sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine, kendilerine nelerin helal, nelerin haram, nelerin farz kılındığını açıklamıştır.

Kim helali ve haramı bilmek isterse sünnete başvursun. Böylece Allah’ın emri ile Rasulü Sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat eder, nelerden nehy etmiş ise onlardan sakınır, O’na muhalefetten sakınır. Allah Azze ve Celle’nin şu kavlinde olduğu gibi:

“O’nun emrine muhalefet edenleri korkut ki, başlarına bir bela veya kendilerine çok elemli bir azab isabet etmesinden sakınsınlar”(Nur 63)

Sonra Kur’an’ın müteşabihleri hakkında re’y (şahsi görüş)’ten, mücadeleden sakınmayı tavsiye eder. Şüphesiz Allah zaten seni bundan sakındırmıştır. Kur’andaki mesellerden ibret almayı, muhkem ayetleri ile amel etmeyi ve içinde ne varsa hepsine iman etmeyi tavsiye eder.

35- Bil ki; Şüphesiz Kur’an’ın nesh eden ve nesh olunan ayetleri vardır. Ulemaya mücadele ve tartışma kastı olmaksızın, öğrenmek niyeti ile bunu sor. Allah Teala buyuruyor ki;
“Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de mütaşabihtir. İşte kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun te’viline yeltenmek için müaeşabih ayetlere sarılıp onlarla uğraşıp dururlar, Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise; “O’na inandık hepsi Rabbimizin katındardır” derler. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar” (Ali imran 7)

Allah sana rahmet eylesin,bil ki; Muhkem ayetler vardır. İbni Abbas(Ra) der ki; “Nasihi, Mensuhu, helali, haramı, farzları, hududu Kur’an’ın Muhkemleridir. Onlarla emredilir, amel edilir ve o din edinilir.”[42] İşte bu Müslüman fakihlerin yoludur.

Allah Azze ve Celle’nin “Bunlar Kitabın esasıdır” kavli hakkında Said Bin Cübeyr Dedi ki; “Kitabın aslıdır. Allah Azze ve Celle’nin onu “ümmül Kitab” diye isimlendirmesi onların bütün kitablarda yazılı oluşundandır.”[43]

36- Mücahit (Ra) “Diğerleri Müteşabihlerdir” ayeti hakkında der ki; “Bazısı bazısını tasdik eder.”[44]


ONUNCU HADİS : CENNET’TEKİLER



37- El Firyabi, Kuteybe Bin Said, Abdülaziz Bin Muhammed ed Deraverdi senedi ile; ve

38- Ebul Kasım Bin Abdullah Bin Muhammed Bin Abdülaziz, Yahya Bin Abdülhamid, Abdülaziz Ed Deraverdi, El Kasım Bin Zekeriyya el Mutriz, İshak Bin İbrahim El Mervezi, Abdurrahman Bin Humeyd Bin Abdurrahman, babasından, dedesinden, Abdurrahman Bin Afv (Ra) senedi ile; Rasullullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

أبو بكر في الجنة وعمر في الجنة وعلي في الجنة وعثمان في الجنة و علي في الجنة وطلحة والزبير في الجنة في الجنة وسعد و سعيد في الجنة وأبو عبيدة بن الجراح في الجنة

“Ebu Bekir cennettedir, Ümer cennettedir, Usman cennettedir, Ali cennettedir, Talha cennettedir, Zubeyr cennettedir, Sa’d ve Said cennettedir, Ebu Ubeyde Bin El Cerrah cennettedir.”[45] (Rıdvanullahi Aleyhim Ecmain.)

39- Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem kimin için şehadette bulunmuş ise Müslümanların da ona şehadet etmesi vaciptir. Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem onlara şehadet ettiği takdirde onları seviyor demektir ve kim onları severse hiçbir sahabeyi ayırmadan onların cennetlik olduklarına şehadet eder. Onların hilafetine şu sıra ile şahitlik eder; Onların ilki Ebu Bekr , sonra Ümer , sonra Usman , sonra Ali (R.anhum)’dır.

Onlar ki haklarında Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şu dördünün muhabbeti ancak müminin kalbinde toplanır; Ebu Bekr, sonra Ümer, sonra Usman, sonra Ali (R.anhum)’dır.[46]

40- Denilir ki; “Kim Ebu Bekr’i severse dinini ikame etmiştir. Kim Ümeri severse yolunu açık etmiştir. Kim Usmanı sevmişse Allah’ın nuru ile aydınlanmak istemiştir. Kim Ali ‘yi severse sağlam kulpa tutunmuştur. Kim Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı hakkında güzel düşünür ve söylerse nifaktan uzaklaşmıştır.”

ON BİRİNCİ HADİS : ASHABI KİRAMIN FAZİLETİ




41- Halid Bin Amr el Ukberi, El Hümeydi (Abdülaziz Bin ez Zübeyr), Muhammed Bin Talhatüt-Teymi, Abdurrahman Bin Salim Bin Abdurrahman Bin Uveym Bin Es Saide, Babası, Dedesi senedi ile; Rasululah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

إن الله تبارك وتعالى اختارني واختار بي أصحابا فجعل لي منهم وزراء وأنصارا وأصهارا فمن لعنهم فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين لا يقبل منهم يوم القيامة صرفا ولا عدلا

“Muhakkak ki Allah beni ve Ashabımı seçti, onlardan bana vezirler, yardımcılar ve akrabalar kıldı. Kim onlara la’net ederse, Allah’ın laneti onun üzerine olsun, Meleklerin ve bütün insanların laneti de o kimsenin üzerine olsun. Allah kıyamet gününde onların kurtuluşu için ne bir fidye ne de bir yardımcı kabul etmez.” [47]

42- Kim işitmişse, Allah onu ilimle ve hepsinin sevgisi ile faydalandırsın. Muhacirlerle, Ensarın, Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’in akrabalarının, onlarla evlenenlerin ve kiminle evlenmişse onların, bütün ehlinin, bütün hanımlarının sevgisi ile faydalandırsın. Onlar hakkında Allah’tan korksun. Onlardan hiç birine sebbedilmez, aralarındaki ihtilaftan söz edilmez. Onlardan birine söveni işiten olursa, onu nehyetmeli, bundan sakındırılmalı ve onu kınamalıdır.

Eğer vazgeçmese ondan ayrılıp onunla oturulmaz. Kim bu mezheb üzere olursa dünyada ve ahirette Kerim olan Allah, ona bütün hayırları verir diye ümit ederim.

ON İKİNCİ HADİS : İMANIN KISIMLARI

43- Ebul Abbas Ahmed Bin İsa Bin es Seken El Beledi, Ali Bin Harb el Mavsili , Abdüselam Bin Salih el Horasani, Er Rıda Ali Bin Musa, babası Musa Bin Cafer, babası Cafer Bin Muhammed, babası Muhammed Bin Ali, Ali Bin el Hüseyin, babası Ali Bin Ebi Talib (R) senedi ile; Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

الإيمان قول بالسان وعمل بالأركان ويقين بالقلب

“İman; dil ile ikrar, erkan ile amel, kalp ile yakîndir”[48]
44- Eski ve yeni Fakihlerin indinde bu hadis büyük bir esastır. Bu Allah Azze ve Celle’ nin kitabına muvafıktır. Dininde ta’n edilmiş, Terk edilmiş habisler dışında buna muhalefet eden yoktur. Mü’minlere nasihat olsun diye öğrenmeleri için manasını açıklıyorum.

45- Allah bize rahmet eylesin, biliniz ki; O (iman) kalbin tasdiki, dilin ikrarı, azaların amelidir. Şüphesiz O(iman ) kalp ile marifet, dil ile söylemek; beraberinde azalarla amel etmek olmadıkça cereyan etmez. Eğer bu üç hasleti tamam edersen Mü’minsin. Buna kitap, sünnet ve Müslüman alimlerini sözleri delalet etmektedir.

İmanın Kalp ile tasdik şartının gerekliliğini Allah Azze ve Celle’nin Maide suresinde şu kavli gösteriyor; “Ey Rasülüm Küfürde yarışanlar seni mahzun etmesin. onlardan kalpleriyle inanmadıkları halde ağızları ile iman ettik diyenleri vardır”(Maide; 41)

“ Onlar için dünyada bir kepazelik Ahirette’de büyük bir azap vardır.”(Maide;41)Yine Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; “Kalbi iman ile sükünette olduğu halde küfre zorlanan müstesna”(Nahl;106)

Yine buyuruyor ki; “Bedeviler iman ettik derler…(Hucurat;14) Bu kalp ile imanın farziyetini gösteriyor. İşte O tasdik Ma’rifettir. Dilin söylediğini Kalp tasdik etmiyorsa, bu sözün hiç faydası olmaz. Dil ile imanın farziyetine gelince Allah Azze ve Celle’nin Bakara süresindeki şu kavli; “ (Ey iman edenler) siz şöyle deyin; ”Biz Allah’a ve bize inzal edilen (Kur’an)a iman ettik….”(Bakara;136) ayetinden “O hakkıyla bilen ve işitendir.”(Bakara;137) ayetine kadar bu iki ayete bakınız.

Allah Azze ve Celle Ali İmran suresinde; “De ki; ”Biz Allah’a ve bize inzal edilen (kur’an) a iman ettik” (Ali imran;84) buyuruyor. Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem de;

“İnsanlarla ”Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah “deyinceye kadar harp etmekle emrolundum.”[49] buyuruyor .

Bu hadiste imanın dil ile söylenmesinin vacip oluşu zikrediliyor. İman ancak, azalarla Allah’ın farz kıldıklarını yerine getirmek, Allah’ın emrini Kalp ile tasdik ve dil ile söylemektir. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki;

“Ey iman edenler! Rüku edin , Secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki felah bulasınız”(Hac;77)

“Namazı kılınız, Zekatı veriniz ” (Bakara; 43, 83, Nur;56, Müzemmil; 20)

Ve Kur’anın başka yerlerinde haccın farz oluşu, cihadın bedenin bütün organlarına farz oluşu belirtiliyor. Yani azalarla ameller; kalp ve dil ile imanın tasdikidir. Kimin azalarının ameli, Mesela taharet, namaz, Zekat, Oruç, Hac, Cihad, ve benzerleri gibi amelleri ile imanı tasdik etmezse imanı kamil olmaz.

(-Bu hususta Müellifin Kitabuş Şeria adlı eserine (s.102-114) bakınız . -mütercim- )

46- Kim kendisi için dil ile ikrar ve amel olmadan kalp ile bilmekle yetinirse o kimse mü’min değildir. Ve kim de ma’rifetle itikat etmez, ameli terk ederse dili ile iman ettiğini söylerse imanını kendi kendine yalanlamış olur. Zikrettiğimiz şekilde amel ederse, imanını tasdik etmiş olur. Bunu böylece bil.

İşte bu önceki ve sonraki müslüman alimlerin mezhebidir. Kim bunun haricinde bir şey söylerse o habis bir mürciedir. Dinin hakkında seni sakındırırım. Buna delil Allah Azze Celle’nin şu kavlidir;

“Halbuki onlara dini yalnız kendisine has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları, zekat vermeleri için ancak müslüman olmaları emrolundu. İşte sağlam din odur.”(Beyyine , 5)

ON ÜÇÜNCÜ HADİS : ÜMMETİN FIRKALARI



47- Ebul Fadl Ca’fer Bin Muhammed es Sandeli, Ebu Bekr Bin Zencuye, Muhammed Bin Yusuf el Firyabi, Süfyan es Sevri, Abdurrahman Bin Ziyad Bin En’am senedi ile; ve

48- Ebu Abdullah Ahmed Bin El Huseyn Bin Abdülcebbar es Sufi, Heysem Bin Harice, İsmail Bin Iyaş, Abdurrahman Bin Ziyad, Abdullah Bin Zeyd Abdurrahman Bin Amr Bin el As (Ra) senedi ile; Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

ليأتين على أمتي ما أتى على بني إسرائيل تفرقوا بنو إسرائيل على اثنتين وسبعين ملة وستفترق أمتي على ثلاث وسبعين ملة تزيد عليهم واحدة كلهم في النار إلا ملة واحدة قالوا ومن هذه الملة يا رسول الله قال ما أنا عليه وأصحابي

“İsrailoğullarının başına ne geldi ise, ümmetimin başına da gelecektir. İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya bölünmüştü. Ümmetim ise, bir fırka fazla olarak yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Biri dışında hepsi cehnnemdedir.” Dediler ki; O kurtulan fırka hangisidir?” Buyurdu ki; “Benim ve Ashabımın üzerine olduğumuz (yolda olanlar)”[50]
49- Akıl sahibi mü’min gayret edip kurtuluş olan bu fırkaya dahil olmaya çalışır. Allah’ın Kitabına ve NebiSallallahu aleyhi ve sellem ile Sahabenin sünnetlerine, onlara en güzel şekilde tabi olanların, müslüman fakihlerin kavillerine tabi olur. Görüşünde yalnız kalmış fakihlere uymaz. Sufyan es Sevri, el Evzai, Malik Bin Enes, Eş Şafii, Ahmed Bin Hanbel , El Kasım Bin Sellam gibi şeyhlerin (müctehit imamların) yolunda olanlara tabi olur.

Onlar neyi inkar etmişse bizde onları inkar eder, neyi kabul etmişlerse biz de onu kabul ederiz ve onu söyleriz. Onların yolu üzerinde oluruz.

50- Bize Ebu Bekr Bin Ebu Davud, Yusuf Bin Esbat’ın şöyle dediğini işittiğini haber verdi; “Bid’at (fırkaların) esası dörttür; Rafıza(şiiler), hariciler, kaderiyye ve mürcie. Sonra her fırka on sekiz fırkaya bölündü, yetmiş iki fırka oldu. Kurtulmuş olan yetmiş üçüncü fırka; Ehl-i Sünnet vel cemaat’in edipleri ve akıl sahipleridir. Onlar Kur’anın Allah’ın Kelamı olduğuna, nazil edilmiş olup mahluk olmadığına inanırlar. Allah Azze ve Celle’nin mü’minler tarafından kıyamet gününde görüleceğini tasdik ederler.[51]

51- Bu On üçüncü hadis ile, müslümanların kendilerine gerekli olan din ilimlerine sarılmaları, din işlerinde cahil kalmamaları gerektiği sabit oldu. Aksi takdirde Hakkın yolundan sapar, insanların dini üzere olurlar.

52- Müslümanın malının başı (en kıymetli serveti) dinidir. Evi nerde ise o evi ile beraberdir, yolculuğa çıkamaz, kimselere emanet edemez. İnşeallah ben bundan sonra müslümanlara edeb olsun diye, daha fazla ilmi (kendilerine gerekli olanları) talep etmeleri için, sünnetleri zikredeceğim. Muvaffak kılan Allah’tır.


ON DÖRDÜNCÜ HADİS : ABDEST HALLERİ

53- Ebu Bekr Bin Ebu Davud, Ebut Tahir Ahmed Bin Ümer el Mısri ve Muhammed Bin Abdullah bin Ümer el Adeni, İsmail bin Mesleme Bin Ka’neb, Abdullah Bin Irade, Zeyd Bin el Haravi, Muaviye Bin Kurre, Ubeyd Bin Umeyr, Ubeyd Bin Ka’b (Ra) senedi ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem, (uzuvlarını birer kere yıkayarak abdest eldı ve) buyurdu ki;

هذا الوضوء الذي لا يقبل الله الصلاة إلا به

“Bu şekilde abdest almayanların namazını Allah kabul etmez!” Sonra azalarını ikişer kere yıkayarak abdest aldı ve buyurdu ki;

هذا وضوء من توضأه أعطاه الله كفلين من الأجر

“Kim bu şekilde abdest alırsa Allah ona ecrini iki kat verir.” Sonra azalarını üçer kere yıkayarak abdest aldı ve buyurdu ki;

هذا وضوئي و وضوء الأنبياء من قبلي

“İşte bu Benim ve Benden önceki peygamberlerin abdestidir.”[52]
54- Bu gösteriyor ki her insana farz olan abdest, her uzvu birer kere yıkamak ile gerçekleşir. Bunda ihtilaf yoktur.

Kim her uzvunu ikişer defa yıkayarak abdest alırsa bu daha faziletlidir. Kim de her uzvunu üçer defa yıkayarak abdest alırsa, hakkını vermiştir, artık bundan fazlası yoktur. Kim bundan fazla yıkarsa haddi aşmış ve zulüm etmiş olur. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen şu hadisin kapsamına girer;

“Allah haddi aşanları sevmez”
ON BEŞİNCİ HADİS : ABDES’TE TABİDİR





55 - Ebu Bekr Ca’fer Bin Muhammed el Firyabi , Kuteybe Bin Said , Ebu Avea , Halid Bin Alkame , babası, Abdi Hayr senedi ile; “Ali Bin Ebi Talib kerremallahü vechehü bize geldi. Namazı kılmıştı. Bizden Abdest için su istedi. Dedi ki; “Onunla ne yapacaksın? Namazı kıldın, yok eğer bize bir şey öğreteceksen o başka” ... (Ravi) dedi ki; “Ona içinde su bulunan bir kap ve leğen getirildi. Eline o kap’dan boşaltarak üç defa yıkadı. Sonra üçer defa ağızına ve burnuna su verdi. Bunu avucuna döktüğü su ile yaptı. Sonra yüzünü üç defa yıkadı. Sonra sağ kolunu üç defa ve sol kolunu üç defa dirseklerine kadar yıkadı. Başını bir kere meshetti. Sağ ayağını üç defa ve sol ayağını üç defa yıkadı. Sonrada buyurdu ki;

“Kimi Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in abdestini bilmek sevindirirse; işte bu onun abdestidir.”[53]

56- Bu abdest konusunda olanların tamamlayıcısı ve en güzelidir. Elhamdülillah.
ON ALTINCI HADİS : NEBİ ALEYHİS SELAM’IN GUSLÜ


57- Ebu Ca’fer Ahmed Bin Yahya el Hulvani, Muhammed Bin es Sabah ed Dulabi, Veki Bin el Cerrah, A’meş, Salim Bin ebil Ca’d, Küreyb, İbni Abbas (R) senedi ile;

İbni Abbas dedi ki; “Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımı, halam Meymune(R) dedi ki;

“Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in cenabetten Gusletmesi için gusul malzemesi koydum. Kabı sol eliyle tutup, Sağ tarafını yıkadı. Sonra fercine su döküp yıkadı. Sonra elini duvara veya yere sürdü. Sonra Mazmaza ve istinşak yaptı. Yüzünü ve kolunu yıkadı. Başından üç defa su döktü, sonra bütün bedenine su döktü. Sonra yıkandığı yerden çekilip ayaklarını yıkadı. [54] Dedi ki; (Kurulanması için) bez getirdim. Şöyle buyurdu; “Hayır”
ON YEDİNCİ HADİS : BEŞ VAKİT NAMAZ VE EMANET

58- İbrahim Bin Musa el Cevzi, Nasr Bin Muhammed el Mervezi, Ubeydullah Bin Abdülmecid, Ebul Evvam el Kattan, Katade ve Eban Bin Iyaş, Huleyd el Asri, Ebud Derda (R) sene ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

خمس من جاء بهن يوم القيامة مع إيمان دخل الجنة من حفظ على الصلوات الخمس على وجوههن و ركوعهن وقراءتهن وأعطى الزكاة من ماله طيب النفس بها و كان يقول و أيم الله لا يفعل ذلك إلا مؤمن وصام شهر رمضان و حج البيت إن استطاع إليه سبيلا و أدى الأمانة

“Kim kıyamet gününde imanı ile beraber şu beşi ile gelirse, cennete girer; Kim beş vakit namazı şartlarına, rukusuna, kıraatine dikkat ederek muhafaza eder(kılarsa), malından zekatını gönül hoşluğuyla verirse - Allah’a yemin olsun ki ancak mü’min böyle yapar -, Ramazan ayı orucunu tutar, güç yetirir ve yolunu bulduğu taktirde Beyt’i Haccederse ve emaneti eda ederse cennete girer.”[55]

Dediler ki; “Ey Ebud Derda! Emanetin edası nedir? Dedi ki; “Cünüplükten gusletmektir. Şüphesiz ki Allah Teala kulu için, dininden daha kıymetli bir şey emanet etmemiştir.”

59-Bu akıl sahipleri için şunu gösterir ki; şüphesiz, İman; dediğimiz gibi ancak amel ile tamam olur. Şüphesiz Allah Azze ve Celle Mü’minler için her bir gün ve gecede ruku ve secdelerini tam yapmak şartıyla beş vakit namazı farz kılmıştır.

Bunun fıkhındandır; rukudan sonra doğrulmayı tam yapmak, secdesinden doğrulmayı tam yapmak, iki secde arasında tekbirine dikkat ederek oturmak, Allah’a hamd için kıraatı güzel yapmak, abdesti, tahareti ilimle tam yapmak, namazı bilinçli olarak eda etmek. İslam şeriatinin bütün farzları ancak ilimle eda edilir. Muvaffak kılan Allah’tır.


ON SEKİZİNCİ HADİS : NAMAZA TABİDİR





60- El Firyabi, Kuteybe Bin Said, Abdullah Bin Lehia, Yezid Bin Huleyd, Muhammed Bin Amr Bin Talha, Muhammed Bin Amr el Amiri (Ra) senedi ile ;

“Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in namzından bahsedilen bir mecliste idim. Ebu Humeyd es Saidi (Ra) dedi ki; “Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellemin namazını en iyi bileniniz benim. Bu benim gayretimle oldu. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüm;

إذا قام إلى الصلاة كبر ثم قرأ فإذا ركع أمكن كفيه من ركبتيه و فرج بين أصابعه ثم هصر ظهره غير مقنع رأسه ولا صافح بخده

Namaz kılacağı zaman tekbir getirir, sonra Kur’an okur, rükuya vardığında avuçlarını dizlerine yerleştirirdi. Parmaklarının arasını bu esnada açardı. Sırtını düz tutar, başı aynı hizada olurdu. Yanağını çevirmezdi.”

61- (Acurri der ki); Hadisin metninde geçen “gayri mukanna” kelimesinin manası; “Ruku’unda başını sırtını yukarısında veya aşağısında değil aynı hizada tutması, boynunu içe çekmemesi, bilakis sırtını uzatıp başıyla aynı hizada tutması demektir. Hadise tekrar dönelim; Ravi dedi ki; Başını rüku’dan kaldırdığında, bütün azaları yerleşene kadar mutedil şekilde kıyamda dururdu. Secde ettiği zaman; alnı ve burnu yere değer, dizi, göğsü ve ayakları itminan buluncaya kadar secdede kalırdı. Başını secdeden kaldırdığında itminan buluncaya kadar otururdu. İki rek’attan sonraki oturuşunda sol ayağının içi üzerinde oturur ve sağ ayağının parmaklarını dikerdi. Dördüncü rekat sonundaki oturuşda ise sol kalçası üzerine oturur, sol ayağını (sağ) ayağının yanından dışarıya çıkarırdı.”[56]

ON DOKUZUNCU HADİS : NAMAZA TABİDİR

62- El Firyabi, Kuteybe Bin Said, Bekr Bin Mudar Bin Muhammed, Ali Bin Yahya er Rızki, Babasından o da amcasından (ki o bedevi idi) senedi ile;

Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Mescide bir adam geldi. Mescidin bir köşesinde namaz kılıyorken Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem ona yan gözle bakıyordu. Sonra gözünü çevirdi. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve selam verdi. O’nun selamını cevapladı. Sonra buyurdu ki;

ارجع فصل فإنك لم تصل

“Dön namazını kıl! Namazın olmadı.”

(ravi dedi ki;) “Bilmiyorum bunu üç sefer mi yoksa iki sefer mi tekrar yaptı.” Adam dedi ki “Sana kitabı indirene yemin ederim ki çalışıyorum, gayret ediyorum. Bana öğret ve edeblendir.” Buyurdu ki;

إذا أردت الصلاة فأحسن الوضوء ثم قم فاستقبل القبلة ثم كبر ثم اقرأ ثم اركع حتى تطمئن راكعا ثم ارفع حتى تعتدل قائما ثم اسجد حتى تطمئن ساجدا فإذا صنعت ذلك فقد قضيت الصلاتك وما أنقصت من ذلك فإنما تنقصه من الصلاتك

“Namaz kılacağın zaman güzelce abdest al, sonra kıbleye dön, tekbir al, Kur’an oku, rükuda itminan buluncaya kadar rükuda kal, sonra kıyama kalk ve mu’tedil olarak dur. Sonra secde et ve itminan buluncaya kadar secdede kal. Eğer böyle yaparsan namazını eda etmiş olursun. Eğer bundan eksik yaparsan namazın noksandır.” [57]

Bu hadisin benzeri cemaat tarafından Ebu Hureyre (Ra)’dan merfuan rivayet edilmiştir.[58]


YİRMİNCİ HADİS : NAMAZIN HÜKÜMLERİNDEN





63- El Firyabi, Safvan Bin Salih, Velid Bin Müslim, Şeybe Bin El Ahmed el Evzai, Ebu Selam el Esved, Ebu Salih Ebu Abdullah el Eşari (Ra) senedi ile ;

Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem ashabına namaz kıldırdı. Sonra onlardan bir topluluk ile oturdu. Bir adam girdi ruku etmeden namaz kıldı, secdeyi de çabuk yaptı. Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem ona baktı ve buyurdu ki;

ترون هذا لو مات على هذا لمات على غير ملة محمد ينقر صلاته كما ينقر الغراب الدم مثل الذي يصلي ولا يركع وينقر في سجوده كالجائع لا يأكل إلا تمرة أو تمرتين فما يغنيان عنه فأسبغوا الوضوء و ويل للأعقاب من النار و أتموا الركوع و السجود

“Eğer bu gördüğüm halde ölseydin Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in dini dışında bir hal üzere ölürdün. Namazını karganın yem yediği gibi kılanlar ruku yapmamıştır, secdesini çabuk yapan, bir seferde veya iki seferde yiyemeyip doyamayan aç gibi ondan fayda görmez. Abdesti tam alın, ateşten dolayı vay topukların haline! Rukuyu ve secdeyi tam yapınız !”[59]
64- Ebu Salih dedi ki; Ebu Abdullah el Eşari’ye; Bu hadisi sana kim nakletti? dedim. Dedi ki; “Ordu komutanları, Halid Bin Velid, Amr Bin el As, Yezid Bin Ebi Sufyan, Şurahbil Bin Hasene (Radıyallahu anhüm ecmein). Bunların hepsi Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiler bunu.

YİRMİ BİRİNCİ HADİS : TAHARET İLMİ



65- El Firyabi, Eyyub, Süleyman Bin Abdurrahman ed Dımışki, İsmail Bin Iyaş, Abdullah Bin Abdurrahman, Şehr Bin Havşeb, senedi ile; (Şerh Bin Havşeb) Ebu Umametül Bahili (Ra) ile karşılaşmış ve O’na Amr Bin Abdüs Sülemi hadisnden sorduğunda O Şürahbil Bin es Semt ve ashabının Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini söylemiştir;

من رمى سهما في سبيل الله فبلغ أخطأ او أصاب فإن سهمه له كعدل رقبة من ولد إسماعيل ومن خرجت به شيبة في سبيل الله كانت له نور يوم القيامة و من أعتق رقبة مسلمة كانت له فكاكة من نار جهنم ومن قام إلى الوضوء يراه حقا عليه واجبا فمضمض فاه غفرت له ذنوبه مع أول قطرة من طهوره فإذا غسل وجهه مثل ذلك وإذا غسل يديه فمثل ذلك فإذا مسح رأسه فمثل ذلك فإذا غسل رجليه فمثل ذلك فإذا جلس جلس سالما وإذا صلى تقبل منه

“Kim Allah yolunda bir ok atarsa, attığı ok isabet etsin veya etmesin, O’na İsmail (A.s.) evladından bir köle azad etmiş gibi ecir verilir. Kimin Allah yolunda bir saçı ağarırsa o saç onun için kıyamet gününde bir nur olur. Kim müslüman bir köleyi azad ederse, o, onun için cehennem ateşinden bir kurtuluş olur. Ve kim abdest almak için kalkar, onu üzerine vacip bir hak olarak görürse, ağzını çalkaladığında, ilk damlası ile günahları affedilir. Yüzünü yıkadığıda, ellerini yıkadığında, başını meshettiğinde, ayaklarını yıkadığında hep böyledir. Oturursa selametle oturur, namaz kılarsa kabul olunur.”[60]

(Ravi) dedi ki; Ebu Umame (Ra), bu hadisi Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiğini bana haber verdi.

66-Taharet ilminden, Namaz ilminden, Taharetin faziletinden bir çok ilimler ihtiva eden hadisleri zikretmiş oldum. Bunu akıl sahipleri, ziyadesi ile ilmi taleb etsinler ve bu ilmin gerekleri ile amel etsinler diye yaptım.

Bu hadisleri, akıl sahiplerinin kalplerinin, dinleri hakkında basireti artsın diye açıkladım. Ta ki Rablerine (Azze ve Celle’ye) ibadeti güzelleştirsinler, farzları eda etsinler, haramlardan emrolundukları gibi uzaklaşsınlar, kendi diledikleri gibi değil! Bunu böylece bil. Doğruya muvaffak kılan Allah’tır.


YİRMİ İKİNCİ HADİS : TAHARETE TABİDİR


67- Ebu Bekr Muhammed Bin Yahya Bin Süleyman el Mervezi, Ebu (Ubeyd) el Kasım Bin Sellam, Abdullah Bin Salih, Leys Bin Sa’d, Ebuz Zübeyr, Süfyan Bin Abdurrahman, Asım Bin Sufyan Es Sekafi, Ebu Eyyub el Ensari(Ra) senedi ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

من توضأ كما أمر وصلى كما أمر غفر له ما تقدم من عمل أكذلك يا عقبة؟ قال نعم

“Kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu gibi namaz kılarsa önceki amelleri bağışlanır.”[61]

“ Öyle değil mi ey Ukbe ?” dedi ki; “Evet”

68- Kim ilmiyle abdest alır, ilmiyle cenabetten gusl eder ve ilmiyle namazı kılarsa onun fazileti büyüktür. Kim de böyle yapmaz, kafasına göre abdest alır, kafasına göre ilimsiz olarak namaz kılarsa, o yok hükmündedir. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Bunda ki musibet gerçekten büyüktür. Taharet ve namaz hakkında ikna olmadığımdan bunu da ekledim. İlmi ziyadesi ile taleb edenlere gönderin inşeallahü teala.

YİRMİ ÜÇÜNCÜ HADİS : ZEKATI TERK EDENİN CEZASI


69- Ebu Bekr Cafer Bin Muhammed el Firyabi, İshak Bin Rahuye, Nadr Bin Şümeyl, Hammad Bin Seleme, Asım, Ebu Salih, Ebu Hureyre(Ra) senedi ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

أيما رجل له مال لم يعط حق الله منه إلا جعله شجاعا أقرعا على صاحبه يوم القيامة له زبيبتان ينهشه حتى يقضى بين الناس فيقول ما لي و لك؟ فيقول أنا كنزك الذي جمعت لهذا اليوم فيضع بيده في فيه فيقضمها

“ Hangi adam malı olup ta Allah’ın hakkı (olan zekatı)nı vermemişse o mal, kıyamet gününde sahibi için dazlak başlı ve iki gözü arasında siyah bir nokta bulunan büyük bir ejderha şeklinde gelip boynuna dolanacak ve insanlar arasında hüküm verilene kadar onu ısırıp duracaktır. Adam diyecek ki; “Bana neden böyle yapıyorsun?” o da diyecek ki; “Ben senin bu güne kadar toplayıp biriktirdiğin hazinenim.” Elini bıraktığında adamın elinde dişinin parçaları kalacaktır.”[62]

70- O mal, şüphesiz ki zekatı verilmeyen maldır. Ama zekatı eda edilmiş mala gelince o temiz bir kazançtır, kenz değildir. Eğer sahibi ondan infakta bulunuyorsa onu temizlemiş olur. Kendinden sonrakilere kalırsa da, temiz ve mübarek bir mal bırakmış olur. Allah’ın dilemesi ile.

71- Nitekim Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir;

نعم المال الصالح للرجل الصالح“ Salih insan için, salih mal ne güzeldir.”[63]


YİRMİ DÖRDÜNCÜ HADİS : ZEKATIN AHKAMINDAN

72- El Firyabi, Ebu Bekr Bin Ebi Şeybe, Veki Bin el Cerrah, El A’meş, El Mağrur Bin Suveyd, Ebu Zerr (Ra) senedi ile;

“Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’e gittiğimde Kabe’nin gölgesinde oturuyordu. O henüz beni görmemişti ve şöyle diyordu; “Kabe’nin Rabbi’ne yemin olsun ki onlar zarar ediyorlar.” Yanına varıp, oturup oturmamakta karasız kaldım ve dedim ki;

“ Ey Allah’ın Rasulü! Anam babam sana feda olsun, kimdir onlar?” buyurdu ki;

هم الأكثرون إلا من قال هكذا وهكذا من بين يديه ومن خلفه وعن يمينه وعن شماله و قليل ما هم ما من صاحب إبل ولا غنم لا يؤدي زكاتها إلا جاءت يوم القيامة كأعظم ما كانت تنطحه بقرونها و تطؤه بأخفافها كلما نفدت عليه آخرها عاد أولها حتى يقضى بين الناس

“ Onlar mal çoğaltanlardır. Ancak önünden, arkasından, sağından ve solundan şöyle şöyle (infak edip) verenler müstesnadır. Böyleleri ise çok azdır. Zekatları verilmemiş hiçbir deve sahibi, koyun sahibi yoktur ki, kıyamet gününde hayvanları çok diri, cüsseli ve semiz olarak gelip sahiplerini boynuzlayıp toslamasınlar ve ayakları altında ezmesinler. Her bir hayvanı diğeri takip eder ve bu insanlar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devam eder durur.”[64]
YİRMİ BEŞİNCİ HADİS : ZEKATIN AHKAMINA TABİDİR


73- Ebu Bekr Bin Ebu Davud, Ebit Tahir Ahmed Bin Amr el Mısri ve Abdullah Bin Muhammed ez Zuhri, Süfyan İbni Uyeyne, Amr Bin Yahya el Mazine, Babasından Ebu Said el Hudri (Ra) senedi ile; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;

ليس فيما دون خمس أواق صدقة وليس فيما دون خمس ذود صدقة وليس فيما دون خمس أوسق صدقة

“ Beş ukiye (ikiyüz dirhem)’den, aşağı olan miktarda ki (gümüşten) zekat yoktur. Beş deveden az sayıdaki deveden zekat yoktur. Beş vesk (§)’ten aşağı miktarda ki (hurma, üzüm ve tahıllardan) zekat yoktur.”[65]

74- “Beş Ukye’nin altında sadaka yoktur” kavlinin manası; İkiyüz dirhemden aşağısından zekat alınmaz demektir. İkiyüz dirhemi bulan mal üzerinden bir yıl geçince ondan kırkta bir vacip olur ki; O da beş dirhemdir.

“Beş zevd’den aşağısında sadaka yoktur” kavlindeki “zevd” deve demektir. Bir kimsede beş deveden az sayıda deve varsa ona zekat düşmez. Sayısı beşi bulduğu zaman, çoban tarafından otlatılır ve bir sene üzerinden geçmesi ile ona bir koyun zekat gerekir.