Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



18 Nisan 2007 Çarşamba

Mehdî Hakkında

Ali(ra)’dan Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “Mehdî bizden Ehl-i Beyt’tendir. Allah O’nu bir gecede ıslah eder.”[1]
Ahir zamanda Ehl-i Beyt’ten birisi çıkar, Allah O’nunla bu dini güçlendirir. Yedi sene idarede bulunur. Yeryüzü O’ndan önce nasıl zulüm ve haksızlıkla dolmuşsa o geldikten sonra adaletle dolar. Ümmet ondan önce görmediği bolluk ve bereketi O’nun zamanında görür. Gökyüzü yağmurunu yağdırır, yeryüzü ürününü çıkarır. Sayılmayacak kadar mal çoğalır.
İbn Kesir şöyle diyor: “O’nun zamanında ürün bol olur, ziraat gürler, mal çoğalır, Sultan galip gelir, din güçlü olur.O’nun zamanında iyilikler devamlı olur.”[2]
Mehdî’nin ismi Rasulullah(sav)’ın ismidir: Muhammed b. Abdullah veya Ahmed b. Abdullah. O Hz. Fâtıma’nın soyundan Hz. Hasan yoluyla gelir.
İbn Kesir O’nun hakkında şöyle diyor: “O, Muhammed b. Abdullah el-Alevî el-Fatımî el- Hasanî (ra)’dır.”[3]
Şekli ise şöyledir: Alnı şakaklarına kadar açık, burnu uzun ve kıvrık, uç tarafı ince ortası kemerlidir.
Bir Şüphe:
“Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, daha önceki semavi kitaplarda Ahmed ismiyle müjdelenmişti. Ama doğduğu devirde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ahmed ismiyle bilinmiyordu. Ona iman eden etti. Şu halde, ahirzamanda çıkacak olan Mehdi a.s.’ın ismi hakkındaki bu rivayetler de, Mehdi a.s.’ın isminin Ahmed veya Muhammed dışında başka bir isim olabileceği düşünülemez mi?
Cevap;
Bu iddia iki açıdan mesnedsizdir; birincisi, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, önceki kitaplarda sadece Ahmed diye değil, Muhammed ismiyle de müjdelenmiştir. Sahihi Buhari’de rivayet ediliyor;
Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma'ya rastladım ve: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Tevrat'ta zikredilen vasıflarını bana söyle" dedim. Bunun üzerine hemen:
"Pekala dedi ve devam etti: Allah'a yemin olsun! O, Kur'an'da geçen bazı sıfatlarıyla Tevrat'ta da mevsuftur (ve şöyle denmiştir:) "Ey peygamber, biz seni insanlara şahid, müjdeleyici ve korkutucu (Ahzâb 45) ve ümmiler için de koruyucu olarak gönderdik. Rasulullah’ın sıfatı Tevratta “Kulum ve rasulüm Muhammed ki onu mütevekkil diye tesmiye ettim. O, ne katı kalpli, ne de kaba biri değildir. Çarşı pazarda rastgele bağırıp çağırmaz. Kötülüğü kötülükle kaldırmaz, bilakis affeder, bağışlar. Allah, bozulmuş dini onunla tam olarak ikame etmeden onunla kör gözleri, sağır kulakları, paslanmış kalpleri açmadan onun ruhunu kabzetmez."[4]
Araştırmacıların birçoğunun bildiği gerçek şudur; Ehli Kitap, kitapları Arapça ismi kabul etmediği için, bir isim yerine diğer bir ismi koymak istediklerinde sayısal yöntemi (ebced hesabını) kullanıyorlardı. Cümlede kaldırılması istenen ismin yerine, sayısal olarak ona denk gelen bir ismi yerleştiriyorlardı. Bu isim herkesin bilemeyeceği bir sembol şeklini alıyordu.[5]
Mesela, Muhammed isminin sayısal toplamı 92 dir. Bu ismin yerine eski Ahit’te “Bimadmad” (ya da; Mimadbad) ismini kullanmışlardır ve bu ismin sayısal toplamı da 92dir.[6] Yine sayısal değeri 53 olan “Ahmed” isminin yerine aynı değeri taşıyan “İlya” ismini kullanmışlardır. Daha sonraları bu sayısal yöntemin yerine yeni bir metod icad ettiler. Bu metoda göre; Muhammed ismi yerine, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bilinen sıfatlarını koydular.
Yukarıda İbni Amr r.a. rivayetine göre “Muhammed” isminin geçtiği bölüm, elimizdeki tahrif edilmiş Kitabı Mukaddes’in Eş’iya 42/1-21 bölümleriyle benzerlikler taşımaktadır. Mesela şöyle geçiyor; “İşte desteklediğim kulum, ruhumun kendisinden hoşlandığı ve seçilmişim (muhtar’ım, mustafa’m)… O hiç bağırmayacak, sesini hiç yükseltmeyecek ve onu sokaklarda işittirmeyecek.”[7]
Burası anlaşıldıktan sonra mezkur iddianın geçersizliğini ortaya koyan ikinci sebep olarak deriz ki, İncil’in ilk bölümü olan Tevrat’ta (Eski Ahit’te) Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Muhammed ismiyle kesin olarak müjdelenmiştir. Yeni Ahid denilen İncil’in ikinci bölümünde ise Ahmed ismiyle müjdelenmiştir. Nitekim Allah Azze ve Celle buyurur ki;
“ Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.”(Saf 6)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e peygamberlik gelmeden önce, doğumunda Ahmed isminin de verildiğine dair rivayetler vardır.[8]
Alimler, Allah tarafından koruma olarak, peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den başkasının İsa a.s. tarafından müjdelenen; “Ahmed” ismini almadığını belirtmişlerdir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e de doğduğunda “Muhammed” ismiyle birlikte aynı kökten türeyen ve aynı manada olan “Ahmed” ismi de verilmiş, fakat Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bu ismini peygamber olup, mucizelerle desteklendikten sonra ilan etmiştir. Ondan önce ne Ahmed isminde biri vardı, ne de peygamberlik davasında bulunmuştu.
Nitekim Said Bin el Müseyyib r.a. der ki; “Peygamber olması maksadı ve ümidi ile Araplardan pek çok kimse, “Muhammed” isminde bir peygamber geleceğini Yahudi ve hristiyanlardan işittikleri için oğullarının adını “Muhammed” koymuşlardı.[9]
"eş-Şifa" adlı kitabında Kadı İyaz şöyle der: "Kur'ân-ı Kerîm'den ön­ceki kitaplarda geçen ve peygambere müjdelenen 'Ahmed' adına gelince Cenâb-ı Allah, kendi hikmetinin bir gereği olarak Rasûlullah'tan başka­sının o ismi almasını ve ondan önce bir kimsenin 'Ahmed' adıyla çağırılmasmı menetmiştir ki, kalbi zayıf kimselerin içine şüphe düşmesin ve Allah Rasûlünü başkalarıyla karıştırmasınlar.
Muhammed kelimesi de böyledir. "Muhammed adında bir peygam­ber gelecek..." haberi yayılıncaya ve Rasûlullah'ın doğumundan kısa süre öncesine kadar ne Araplardan ne de başkalarından hiçbir kimse bu ismi almamıştı. Ancak mezkur haberin yayılmasından sonra ve Rasûlullah'ın doğumuna yakın bir zamanda, gelmesi beklenen peygam­berin kendi oğulları olması umuduyla Araplardan bazı kimseler, oğulla­rına Muhammed adını vermişlerdi. Ve Allah, peygamberliğini nereye (kime) bırakacağım daha iyi bilir.
Rasûlullah (s.a.v.)'dan önce Muhammed adını alanlar şunlardır:
1- Muhammed b. Uheyha b. Cülah el-Evsî.
2- Muhammed b. Mesleme el-Ensarî
3- Muhammed b. Berra el-Berkî
4- Muhammed b. Süfyan b. Mücaşî
5- Muhammed b. Humran el-Cu'fî
6- Muhammed b. Huzaî es-Sülemt
Bu altı kişiden başka Muhammed adını alan başkası yoktur.
ilk olarak Muhammed adını alan şahsın, Muhammed b. Süfyan b. Mücaşî olduğu söylenmektedir. Yemenlilerse, Esd kabilesinden Mu­hammed b. Yuhmud olduğunu söylemişlerdir.
Sonra Cenâb-ı Allah, bu adı alanların, peygamberlik iddiasında bu­lunmalarım veya bunlardan birinin peygamber olduğunun başkaları tarafından ileri sürülmesini menetmiştir. Hz. Peygamber'in nübüvveti­ni tartışılmaz derecede ispatlayan iki vasfı görülünceye kadar da, Muhammed adlı diğer şahıslarda peygamberlik intibaı verecek bir duru­mun zuhur etmesini engellemiştir."[10]
İbni Ömer r.a.’den rivayete göre Mehdi a.s. Medine’de doğacaktır.[11] Ümmü Seleme R.a.’nın rivayet ettiği hadiste de Medine’li olacağı belirtilmiştir.[12]
Bu hadislerde marife olarak “el Medine” lafzıyla geldiği için, herhangi bir şehir olduğunun belirtildiği söylenemez. Zaten bu, Mehdi’nin ayırıcı özelliklerinin zikri bahsinde geçtiği için, onun herhangi bir şehirde doğduğunun bildirildiğini iddia etmek mantıksız olurdu. Zira zaten herkes herhangi bir şehirde doğmaktadır. Ayrıca O’nun Medine’den Mekke’ye geçeği belirtilmiştir ki, bu da malum Medine şehrinin kastedildiğinin belgesidir!
Mehdî doğu tarafından çıkacaktır. Sevbân(ra)’dan gelen hadiste Rasulullah(sav) şöyle buyurmaktadır: “Sizin hazineleriniz için üçü savaşır. Hepsi de Halife çocuğudur. Sonra onlardan hiçbiri galip gelemez. Sonra doğu tarafından siyah bayraklılar çıkar. Sizi öyle bir öldürürler ki daha önce hiçbir kavim sizi onlar gibi öldürmemiştir.....(Sevbân diyor ki: Sonra bir şey söyledi onu iyi ezberleyemedim) Eğer siz O’nu görürseniz, buz üstünde sürünseniz dahi O’na tâbi olun. Çünkü O Allah’ın halifesi Mehdî’dir.”[13]
İbn Kesir şöyle diyor: “Bu hadisteki, hazinelerden kasıt Kâbe’nin hazineleridir. Halife çocuklarından üç kişi onu almak için birbirleriyle savaş yapacaklardır. Ahir zaman olunca doğu tarafından Mehdî çıkacaktır. Yoksa O, Şia’nın iddia ettiği gibi şimdi mevcud olup da karanlık bir mağarada kaybolup sonra ortaya çıkacak değildir. Onların bu görüşü boş bir şeytan uydurmasıdır. Ne Kur’an’da ne sünnette ne akli olarak ne de güzel görülür hiçbir delili yoktur.”
Sonra şöyle devam ediyor: “Doğu tarafından olan insanlar O’nun zaferine yardımcı olacak, O’nun gücünü oluşturacak ve alt yapısını kuracaklardır. Bayrakları siyah renkli olacaktır. Çünkü bu renk üstünlüğü temsil eder. Zira Rasulullah (sav)’in bayrağı da siyah renkli idi ve adına “ikâb” denirdi.”
Sonra şöyle diyor: “Ahir zamanda gelmesi beklenilen ve hakkında övgü ile söz edilen Mehdî’nin esas çıkış yeri doğu tarafı olacak ama kendisine Kâbe’de beyat edilecektir. Bununla ilgili bazı hadisler vardır.”[14]
Mehdî’nin çıkacağına dair sahih hadisler vardır. Bu hadislerin kiminde direk O’ndan bahsedilmiş, bazılarında ise O’nun şeklinden bahsedilmiştir.[15] Biz burada onlardan bazılarını aktaracağız. Bu hadislerde O’nun ahir zamanda çıkışının kıyamet alametlerinden olduğunu göstermeye yeter:
1-Ebu Said el-Hudrî (ra)’dan Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin son zamanlarında Mehdî çıkar. O’nun zamanında Allah bol yağmur yağdırır. Yer bol ürün çıkarır, mal herkes arasında eşit olarak paylaştırılır, sığırlar artar. Ümmet güçlü olur. Yedi veya sekiz sene yaşar.”[16]
2-Yine Ebu Said (ra)’dan Rasulullah (sav) şöyle buyur-muştur: “Sizi Mehdî ile müjdeliyorum. O, insanlar arasında anlaşmazlık ve depremler olduğu zaman çıkar. Yeryüzü O’ndan önce zulüm ve haksızlıkla dolu olduğu gibi O’nun gelmesiyle adalet ve doğrulukla dolar. Gökte ve yerde kim varsa O’ndan razı olur. İnsanlar arasında mal eşit olarak paylaştırılır.”
Sonra şöyle diyor: “Allah, Muhammed ümmetinin gönüllerini zenginleştirir, adaletini ortaya koyar. Öyle ki bir görevli şöyle bağırır: “Kimin mala ihtiyacı varsa gelsin” Bunu duyan bir adam kalkar: “Bana ver. Mehdî bana mal vermen için sana emrediyor, çabuk ol, çabuk!” der. Fakat görevli ona mal vermekten engel olur ve daha ileri gitmemesi için uyarır. Adam pişman olur ve şöyle der: “Ben Ümmeti Muhammed”in en aç gözlü insanıyım. Sizin bu kadar çok malınızdan bana bir şey düşmez mi?” Görevli ona verir ama adam geri çevirir. O’na şöyle denilir: “Biz verdiğimiz şeyden geri almayız.” Bu durum yedi sene veya sekiz sene veya dokuz sene böyle devam eder. O’ndan sonra yaşamanın bir hayrı olmaz. Veya O’ndan sonra hayatın bir hayrı olmaz.”[17]
Bu hadis, mehdî öldükten sonra fitne ve kötülüklerin çoğalacağına delildir.
3- Ali(ra)’dan Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “Mehdî bizden Ehl-i Beyt’tendir. Allah O’nu bir gecede değiştirir.”[18]
İbn Kesir diyor ki: “Yani: O Allah’a tevbe eder, kabul edilir. Allah O’na ilham eder ve irşad eder. Eski halinden başka hale çevirir.”[19]
4-Ebu Said el-Hudrî(ra)’dan Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “Mehdî benim soyumdandır. Alnı şakaklarına kadar açık, burnu uzun ve kıvrık uç tarafı ince ortası kemerlidir. Yeryüzü O’ndan önce zulüm ve haksızlıkla dolu olduğu gibi O geldikten sonra adalet ve doğrulukla dolup taşar. Yedi sene hükmeder.”[20]
5-Ümmü Seleme(ra) şöyle demiştir: “Ben Rasulullah(sav)’i şöyle derken işittim: “Mehdî benim soyumdan, Fâtıma’nın çocuklarındandır.”[21]
6-Cabir(ra)’dan Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “İsa b. Meryem iner. Emirleri olan Mehdî, O’na şöyle der: “Gel bize namaz kıldır.” İsa: “Hayır. Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak onların bazısı, bazılarına emir olur” der”[22]
7-Ebu Said el- Hudrî(ra)’dan Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “İsa b. Meryem bizden birinin arkasında namaz kılacaktır.”[23]
8-Abdullah b. Mesud(ra)’dan Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Beyt’imden, ismi benim ismim olan bir adam arapların başına geçmedikçe bu dünya yok olmaz.”[24] Başka bir rivayette: “İsmi benim ismime, babasının ismi babamın ismine uyar.”[25]
1- Ebu Hureyre(ra)’dan Rasulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “İsa b. Meryem indiğinde, imamınız sizden olunca haliniz nasıl olur?!”[26]
2- Cabir b. Abdullah(ra) Rasulullah(sav)’i şöyle derken işitmiştir: “Ümmetimden bir grup, hak üzerinde çarpışarak kıyamete kadar devam eder. Sonra İsa b. Meryem iner. Emirleri ona: “Gel bize namaz kıldır” der. İsa: “Hayır. Allah’ın bu ümmete ikramı olarak sizin bazınız, bazınıza emir olur” der.”[27]
3-Cabir b. Abdullah (ra)’dan Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin son zamanlarında bir halife çıkar, malı sayısını bilmeyecek şekilde çok saçarak dağıtır.” Ravi Cerir der ki: “Ben, Ebu Nadra ve Ebu’l-Alâ’ya: O halifenin Ömer b. Abdülaziz olmasını düşünür müsünüz? dedim” Onlar: “Hayır” dedi[28]
Buharî ve Müslim’de geçen bu hadislerden iki sonuç çıkar:
1-İsa (as)’ın gökten indiği sırada müslümanların başında bir emir bulunur.
2-Müslümanların namaz kıldıran bir emirinin olması ve bu emirin, İsa(as)’a namaz kıldırması için ön tarafa geçmesini teklif etmesi, bu emirin emirliğe uygun ve yerinde olduğunu gösterir. Her ne kadar bu hadislerde onun ismi “Mehdî” lafzıyla geçmiyorsa da, bu hadislerde geçen o kişinin müslümanların emiri ve imamı olması onun Mehdî olduğunu gösterir. Nitekim Sünen ve Müsned kitaplarında bulunan hadisler Sahihayn’daki bu hadisleri açıklamaktadır ve bu şahsın Muhammed b. Abdullah isimli Mehdî olduğunu göstermektedir. Zira bazı hadisler diğer bazı hadisleri tefsir eder.
Yine bu hadislere delil olarak Hâris b. Ebî Usame’nin “Müsned”inde geçen Cabir (ra)’dan rivayet ettiği şu hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “İsa b. Meryem iner. Müslümanların emiri Mehdî der ki....” Bu hadis, Sahih-i Müslim’de geçen İsa(as)’a namaz kıldırması için teklifte bulunan müslümanların emirinin “Mehdî” isimli kişi olduğunu gösterir.
Sıddık Hasan Han kıyamet alametlerinden bahseden kitabında Mehdî ile ilgili hadislerin sonuncusu olarak Müslim’deki Cabir hadisini verdikten sonra şöyle diyor: “Bu hadiste açıkça Mehdî ismi geçmemektedir. Fakat daha önce geçen benzeri hadis ve delillerden onun beklenen Mehdî olduğu anlaşılır.”[29]
Şimdiye kadar aktardığımız bu hadisler ve konu uzamasın diye aktaramadığımız diğer hadisler Mehdî konusundaki hadislerin manevi mütevâtir olduğunu gösterir. Bununla ilgili alimlerin sözleri vardır. Şimdi size onlardan bazılarını aktaralım:
1-Hafız Ebu’l-Hasan el-Âbirî şöyle diyor: “Mehdî konusundaki Rasulullah (sav)’dan gelen hadislerin çokluğu mütevâtir olmuştur. O Ehl-i Beyt’tendir. Yedi sene yeryüzünde adaletle hüküm sürer. İsa (as) iner, Deccal’i öldürme de O’na yardımcı olur. Bu ümmete imamlık eder, İsa O’nun arkasında namaz kılar.”[30]
2-Muhammed Berzencî şöyle diyor: “Kıyamet alametleri çoktur. Onlardan biri ve ilki Mehdî’dir. Bu konuda birbirinden farklı rivayetler sayılamayacak kadar çoktur.” Sonra şöyle diyor: “Sizinde gördüğünüz gibi Mehdî’nin ahir zamanda çıkması, peygamberin soyundan Hz. Fâtıma’nın çocuklarından olması manevi tevâtür derecesine ulaşmıştır. Bu yüzden bunu inkar etmenin manası yoktur.”[31]
3-Muhammed Sefârînî şöyle diyor: “O’nun çıkmasıyla ilgili rivayetler çoktur, öyle ki manevi mütevâtir derecesine ulaşmıştır. Bu hadisler ehl-i sünnet alimleri arasında yaygındır, öyle ki onların temel akidelerinden sayılmıştır.” Sonra Mehdî’nin gelmesiyle ilgili hadisleri ve onları rivayet eden sahabeleri saymaktadır. Şöyle devam ediyor: “Yukarıda ismi geçen veya geçmeyen sahabe ve tabiinlerden bir çok rivayetler vardır. Bütün bunlar kesin ilim ifade etmektedir. Ehl-i sünnet alimlerinin görüşüne göre Mehdî’nin gelmesine iman vacibtir.”[32]
4-Şevkâni diyor ki: “Mehdî’nin gelmesinin mütevâtir olduğunu elli tane hadisle açıklamak yeterlidir. Bunlar sahih, hasen ve zayıf hadistir. Şüphesiz bunlar mütevâtir olmuştur. Bu hadislerin mütevâtir olduğunu bütün usul kaideleri kabul etmektedir. Mehdî’nin gelmesiyle ilgili sahabeden gelen sözler ile bu konuda ictihad etmeye imkan yoksa da onlar en azından merfu hükmündedir.”[33]
5-Sıddık Hasan Han şöyle diyor: “Mehdî hakkındaki hadisler farklı olsa da gerçekten çoktur ve manevi mütevâtir derecesindedir. Bu hadisler sünen, mu’cem ve müsnedlerde bulunmaktadır.”[34]
6-Kettânî diyor ki: “Sonuç olarak, beklenen Mehdî hakkındaki hadisler mütevâtir olmuştur. Yine Deccal ve İsa(as)’ın inmesiyle ilgili hadislerde mütevâtir olmuştur.”[35]
Daha önce geçen satırlarda, Mehdî’nin ahir zamanda kesin olarak çıkacağını, müslümanların imamı olacağını ve adaletle hüküm süreceğine dair sahih hadisleri gösterdik. Ayrıca Mehdî hadislerinin mütevâtir olduğunu açıklayan alimlerin sözlerinden ve bu konuda yazdıkları eserlerden bahsettik.
Fakat maalesef son zamanlarda türeyen yazarlardan bir grup[36], Mehdî’nin gelmesini inkar etmekte, Onunla ilgili hadislerin çelişkilerle dolu olup batıl olduğunu ve Mehdî’nin sadece Şia’nın halk hikayelerinde icat edildiğini ve sonradan ehl-i sünnetin kitaplarına karıştığını söylemektedirler.
Bu yazarlar, Tarihçi İbn Haldun’un meşhur Mukaddime’sinde Mehdî hadislerini zayıflamasından etkilenmektedirler. Oysa İbn Haldun bu sahada geniş bir ilme sahip değildir ki o hadislere sahih veya zayıf diyebilsin. Fakat o, bir çok Mehdî hadisine karşı çıktıktan sonra şöyle diyor: “Bu gördüğünüz Mehdî’nin ahir zamanda çıkacağına dair rivayet edilen hadislerdir. Sizin de gördüğünüz gibi bu hadislerin çok azı hariç hepsi tenkid edilmekten kurtulamamaktadır.”[37]
İbn Haldun’un bu sözünden anlaşıldığına göre Mehdî hadislerinden çok azı tenkid edilmekten kurtulabilmiştir. Öyleyse şöyle diyebiliriz: Eğer bir hadis dahi sahih olursa bu, Mehdî’nin varlığına dair delil olarak yeter. Kaldı ki Mehdî hadisleri sahih olarak mütevâtir olmuştur!?.
Ahmed Şakir, İbn Haldun’a şöyle cevap veriyor: “İbn Haldun, hadisçilerin: “Eleştirmek, övmekten önce gelir.” Kuralını iyi bilmiyor. Eğer onların görüşlerini ve fıkıhlarını iyi bilseydi o dediği şeyleri söylemezdi. Ama bunları okumuş ve öğrenmiş de olabilir. Fakat O, içinde bulunduğu siyasi ortamdan dolayı Mehdî hadislerini zayıf kılmıştır.”[38]
Ahmed Şakir, daha sonra İbn Haldun’un Mehdî hakkında yazdıkları şeylerin hadis tenkidi açısından bir çok hata ve yanlışlıklarla dolu olduğunu açıklamaktadır. Bunların O’nun eseri Mukaddime’yi çoğaltanlardan kaynaklandığını veya gözden geçirenlerin ihmali olduğunu söylemektedir. Doğrusunu Allah bilir.
Şimdi size özet olarak Reşid Rıza’nın Mehdî hakkındaki sözlerini aktaralım: Zira O’nun bu görüşü Mehdî hadisini inkar edenlere örnektir. Reşid Rıza şöyle diyor:
“Mehdî hadislerindeki çelişkiler ve şüpheler açıkça görülmektedir. Bu rivayetleri bir bütünü oluşturacak şekilde bir araya toplamak çok zordur. O hadisleri inkar edenler ise çoktur. Nitekim Buharî ve Müslim sahihlerinde o hadislere yer vermemişlerdir. Zaten en çok fitne ve fesad yaygaraları İslam aleminde olmaktadır.”[39] Sonra –aklınca- Mehdî hadislerindeki çelişkilere örnek vermektedir: “Ehl-i Sünnet’teki en meşhur rivayetlerde O’nun ve babasının ismi Muhammed b. Abdullah’tır. Başka bir rivayette ise Ahmed b. Abdullah. Şia’da ise Muhammed b. Hasan el-Askerî’dir. O da 11. ve 12. masum imamlarıdır ve O’nu Huccet, Kaim ve Muntazar diye lakablandırırlar....Şia’nın bir grubu olan Kiysanîye’ye göre Mehdî, Muhammed b. Hanefiye’dir ve şu an Radvâ diye bir dağda yaşıyordur.....”[40]
“O’nun soyu hakkında en meşhur olan Hz. Ali ile Hz. Fâtıma’nın çocukları olan Hz. Hasan’dan geldiğidir. Bazı rivayetlerde O, Hz. Hüseyin’in soyundandır. Bu İmamiye Şia’sının görüşüdür. Abbas’ın soyundan geldiğine dair de bir çok rivayetler vardır.”[41]
Sonra Reşid Rıza bir çok israiliyatın hadis kitaplarına girdiğini söylüyor: “Alevi, Abbasi ve İran taraftarlarının Mehdî hakkında bir çok hadis uydurmada önemli rolleri olmuştur. Her grup Mehdî’nin kendilerinden olduğunu iddia ederler. Zaten Yahudi ve Mecusîler Müslümanları etkisiz hale getirmek için bu hadisleri ortada dolaştırıyorlar ki, Allah’ın O’nunla bu dini destekleyecek ve her tarafta adaleti yayılacak olan Mehdî’nin çıkması oyalamasıyla bayram ediyorlar.”[42]
Reşid Rıza’ya şöyle cevap verilir: Bir kere Mehdî’nin gelmesiyle ilgili rivayetler daha önce de geçtiği gibi sahihtir ve manevi mütevâtir olmuştur. Alimlerden bir grup bunu belirtmiştir.
Buharî ve Müslim’in Mehdî hadislerini rivayet etmemelerine gelince, bütün sahih hadisler bu iki kitapta toplanmamıştır. Bilakis sünen, müsned ve mu’cemlerde ve diğer hadis kitaplarında da bir çok sahih hadis vardır.
İbn Kesir şöyle diyor: “Buharî ve Müslim kitaplarında sahih olarak verilen bütün hadisleri toplamamışlardır. Bununla birlikte onların sahih deyip de bu kitaplarına almadıkları hadisler vardır. Nitekim Tırmizi ve diğerleri, Buhari’nin sahih deyip de kitabına almadığı ama diğer sünenlerde bulunan hadisler olduğunu söylemişlerdir.”[43]
Hadiste israiliyat meselesine gelince, doğru bunların bir kısmı Şia’dan bir kısmı da taassupçulardan gelmiştir. Fakat hadis alimleri bunları belirtmiş ve bunlarla ilgili özel olarak uydurma ve zayıf hadisleri içeren kitapları yazmışlardır. Ayrıca hadis ravileri için özel ince kaideler koymuşlardır. Öyle ki hadis uydurucusu bidat sahibleri ortaya çıkmıştır. Böylelikle Allah u Teala, Rasulullah(sav)’ın temiz sünnetini kirli ellerden ve hain kişilerden korumuş ve dini muhafaza buyurmuştur.
Eğer taassubdan dolayı bir takım rivayetler varsa bunlar, diğer sahih olan rivayetleri terk etmemizi gerektirmez. Sahih olan rivayetlerde Mehdî’nin ismi ve sıfatı geçmektedir. Eğer insan, sahih hadislerde özellikleri kayıtlı olan bir şahsı Mehdî olarak belirler ve onun Mehdî olduğuna inanırsa artık onun Mehdî olduğunu inkar edemez.
Sonra gerçek Mehdî kimseyi kendisine uyması için davet etmez. Allah istediği zaman onu insanlara gösterir ve insanlar onu kendine has özelliklerinden tanırlar. Ama hadislerde çelişkiler olduğu görüşü sahih olmayan rivayetlerden çıkmaktadır. Sahih hadislerde böyle bir şey yoktur.
Ayrıca Mehdî konusunda, Şia ile Ehl-i Sünnet arasında farklılıklar olması bir şey ifade etmez. Gerçek kararı Kur’an ve sahih hadis verir. Şia’nın bu konuda batıl ve hurafe görüşleri sahih hadisleri kabul etmemeyi gerektirmez.
İbn Kayyım şöyle diyor: “İmamiye şiasına göre Mehdî, Hz. Hasan’ın değil Hz. Hüseyin’in evlatlarından Muhammed b. Hasan el- Askerî el-Muntazar’dır.”[44] Gözlerden uzak, her yerde hazır, Musa(as)’ın asasına sahip olup, beşyüz yıl kadar önce Samarrâ’daki mağaraya girip ondan sonra kendisini gören kimse olmamış, kendinden ne haber alınmış ne de izine rastlanmıştır. İşte şiiler her gün onu beklerler ve bu mağaranın kapısında bir atla durup, kendi yanlarına çıkması için: “Yâ Mevlâna, çık. Yâ Mevlâna, çık” diye çağırırlar, sonra da perişan ve bitkin olarak geri dönerler. İşte onların durumu budur.
Bu adamlar bu tür sapık görüşleri yüzünden âdemoğlunun utancı ve her akıllının alaya aldığı gülünç duruma düştüler.”[45]
Mehdî hadislerini kabul etmeyenler, İbn Mâce ve Hakim’in Enes b. Malik (ra)’dan rivayet ettikleri: “İşler zorlaşmadıkça, dünyadan kaçmak istenmedikçe, insanlar cimrileşmedikçe kıyamet kopmaz ve İsa b. Meryem’den başka Mehdî de yoktur.”[46]
Bu hadis zayıftır. Çünkü Muhammed b. Halid el-Cundî etrafında toplanmaktadır. Zehebî onun hakkında şöyle diyor: “Ezdî diyor ki: Hadisi kabul edilmez. Hakim diyor ki: Tanınmamaktadır. Ben (Zehebî) derim ki: “İsa b. Meryem’den başka bir Mehdî yoktur” hadisi münkerdir. Bu hadisi İbn Mâce rivayet etmiştir.”[47]
İbn Teymiye diyor ki: “Bu hadis zayıftır. Bu hadisi Ebu Muhammed b. Velid el-Bağdadî ve diğerleri kabul etmiştir. Fakat kabul edilmez. Bu hadisi İbn Mâce, Yunus’tan o da Şafii’den rivayet etmiştir. Şafii ise Yemen’li Muhammed b. Halid el-Cundî adlı birinden rivayet etmiştir. Bu kişi hadis alınacak biri değildir. Ayrıca hadis Şafii’nin müsnedinde de yoktur. Söylenildiğine göre Şafii bu hadisi el-Cundî’den duymamıştır. Dolayısıyla Yunus’da Şafii’den duymamış olur.”[48]
İbn Hacer onun hakkında: “Bilinmemektedir” demiştir.[49]
Fakat İbn Kesir bunun tersini söylemektedir: “Bu hadis San’alı müezzin Muhammed b. Halid el-Cundî ile meşhurdur ve o Şafii’nin hocasıdır. Ondan başkaları da rivayet etmiştir. Hakim’in zannettiği gibi meçhul değildir. İbn Main’den aktarıldığına göre o sikadır. Fakat ondan rivayet edenlerden Ebân b. Ebî Ayaş, Hasan Basrî’den mürsel olarak rivayet etmektedir. Hocamız Mizzî’nin “Tehzib”de[50] söylediğine göre o, rüyasında Şafii’yi şöyle söylerken görmüştür: “Bu benim söylediğim hadis değil. Yunus b. Abdulala es-Sadfî benim adıma yalan uydurmuş.”Ben (İbn Kesir) derim ki: Yunus sika ravilerdendir. Bir rüyadan dolayı kötülenemez. Gözüken o ki bu söz bir bedevi sözüdür ve Mehdî hakkında rivayet ettiğimiz hadislere de terstir. O ya İsa inmeden ya da indikten sonra çıkar. Eğer iyi düşünülürse bu iki hadis birbirini yok etmez. Bundan kasıt Mehdî vardır ve gerçek Mehdî İsa b. Meryem’dir. Ayrıca bu ondan başka Mehdî olmayacağını yasaklamaz. Doğrusunu Allah bilir.”[51]
Kurtubî şöyle diyor: “Rasulullah (sav)’in: İsa’dan başka Mehdî yoktur hadisinin manası: Tam olarak hatasız Mehdî ancak İsa’dır. Böylece hadislerin arası bulunur ve problem ortadan kalkar.[52]Bu hadisin sabit olduğunu varsaysak bile Mehdî hakkındaki diğer bir çok hadisin önüne geçemez. Kaldı ki, alimlerin o hadisin olup olmadığı konusunda anlaşmazlığa düşmesine rağmen bu sened o hadisin en sağlam senedidir. Doğrusunu Allah bilir.
[1] Ahmed(1/84, 2/58 Hadis no: 645) Ahmed Şakir “İsnadı Sahih” demiştir. İbn Mâce(4085) Ebu Davud(4284) Albâni Sahihul Cami(6/22 Hadis no: 6611,6735) Camiüs Sağir(9243) Deylemi(6669) Buhari Tarihul Kebir(1/317) Nablusi Zehairul mevaris(5413) Taberani(10/164) Suyuti el Havi(2/69) İbni Kesir Nihaye(s.45) İbni Kayyım Menar(135) Nuaym Bin Hammad(s.223)
[2] el-Fiten ve’l-Melâhim(1/31)
[3] A.g.e.(1/29)
[4] Buhari(buyu 50, tefsir 48/3) Ahmed(2/174) aynısı Abdullah Bin Selam ve Kabul Ahbar tarafından da rivayet edilmiştir; Darimi(mukaddime 2) Suyuti Hasais(1/28, 271) İbni Kesir Şemail(112)
[5] Said Eyyub Mesihud Deccal(s.97)
[6] Bkz.: İbni Kayyım Cilaul Efham(s.195)
[7] La Sainte Bible, E’sa’ie 42/1,2
[8] İbnul Cevzi el Vefa(s.34 no:34) Asım Köksal İslam Tarihi(2/8) İbni Sad(1/162-163) Hakim(2/601) Beyhaki Delailün Nübüvve(1/89) İbni Kesir el Bidaye(2/263) Mevahibu Leduniye(1/34-35) Halebi İnsanul Uyun(1/112)
[9] Bkz.: Asım Köksal İslam Tarihi(2/102-103) İbni Habib Kitabul Muhabber(s.130) İbni Sad(1/169)
[10] Kadı îyaz, eş-Şifa, s. 190. (Osmanlı baskısı.) İbn Kesîr, El Bıdaye Ve'n-Nıhaye, Çağrı Yayınları: 2/400-410.
[11] Nuaym Bin Hammad(1/366) Berzenci İşaa(s.162) Muttaki el Hindi(s.23) Heytemi el Kavlul Muhtasar(s.41) Mizanul İtidal(4/433) Nurul Ebsar(s.188)
[12] İbni Hibban(15/158) Allame ed Dani Sunenul Varide Fil Fiten(595)
[13] İbn Mâce(2/1367) Hakim(4/463-464) Hakim: “Buharî ve Müslim’in şartlarına göre sahihtir.” demiş, Zehebî de ona katılmıştır. İbn Kesir: “İsnadı güçlü ve sahihtir” demiştir. Bak: el-Fiten ve’l-Melâhim(1/29). Albâni diyor ki: “Hadis ‘ O Allah’ın halifesi Mehdî’dir.’ Sözü hariç sahihtir.” İbn Mâce, Osman es-Sârî’nin benzer hadisini Alkame –İbn Mesud yoluyla rivayet etmiştir ve senedi hasendir. O hadiste “Allah’ın halifesi” sözü yoktur. Olsa bile doğru olmaz. Çünkü dinde “Allah’ın halifesi” demek caiz değildir. Zira Allah’ın şanına yakışmayan acizlik anlamı ortaya çıkar.” Bak: Daife(1/119-121 Hadis no: 85)
[14] el-Fiten ve’l-Melâhim(1/29-30)
[15] Abdulalim Abdulazim’in yazdığı “el-Ehadisü’l-Varide fi’l-Mehdî fi Mizani’l-Cerh ve’t-Ta’dil” adlı yüksek lisans tezi bu konuda yazılmış en geniş eserdir. O, bu kitapta Mehdî hadislerini, alimlerin sözlerini ve vardığı neticeyi toplamıştır. Mehdî hakkında yazılan en geniş kitap bu kitaptır. Bu konuda daha geniş bilgi isteyenler oraya bakabilir. Mehdî hadislerini bir çok alim sahihlemiştir. Onlardan bazıları şunlardır: İbn Teymiye Minhacu’s-Sünne(4/211), İbn Kayyım “el-Menâru’l-Mûnîf”(s:142), İbn Kesir: “el- Fiten ve’l-Melâhim”(1/24-32)
[16] “Müstedrek” (4/557-558) Hakim: “İsnadı sahihtir. Buharî veya Müslim rivayet etmemiştir” demiş Zehebî’de ona katılmıştır. Albâni şöyle diyor: “Bu sened sahihtir, ravileri sikadır.” Bak: Elbani Sahiha(2/336 Hadis no:711)
[17] Müsned (3/37) Heysemî diyor ki: “Tirmizî, Ebu Ya’lâ ve diğerleri çok kısa olarak, Ahmed ise senedleriyle rivayet etmiştir. Ravileri sikadır.”Bak: “Mecmau’z-Zevâid” (7/313-314)
[18] Müsned (2/58 Hadis no: 645) Ahmed Şakir “İsnadı Sahih” demiştir. İbn Mâce (2/1367). Albâni hadisi sahihlemiştir. Bak: “Camıu’s-Sağır’in Sahihleri” (6/22 Hadis no: 6611)
[19] “el-Fiten ve’l-Melâhim” (1/29)
[20] Ebu Davud(4265) Hakim “Müstedrek”(4/557) Ahmed(3/17) Mişkat(3/24) Ebu Yala(2/987) Heysemi Maksadul Ali(1820) Mecmauz Zevaid(7/313) İbni Hibban(1880) Elbani Sahiha(1529) Hakim: “Bu hadis Müslim’in şartlarına göre sahihtir, fakat rivayet etmemişlerdir.”demiştir. Zehebî: “Hadisin ravilerinden olan İmran zayıf birisidir. Müslim ondan hadis rivayet etmemiştir.”demiştir. Münzirî, Ebu Davud’un rivayeti için şöyle demiştir: “Senedinde İmran vardır. Buharî onu şahid olarak kullanmıştır. Yahya b. Said el-Kattan ondan övgü ile bahsetmiş, Yahya b. Main ve Nesaî ise onu zayıflamıştır.” Bak: Avnu’l-Ma’bud(11/375). Zehebî Mizan’da(3/236) şöyle demiştir: “Ahmed: Umarım hadisi düzgündür, demiştir. Ebu Davud: Zayıf, demiştir.” İbn Hacer “Takrib”de(2/83) onun hakkında: “Saduktur, fakat yanılır. Haricilikle suçlanmıştır.” demiştir. İbn Kayyım, Ebu Davud’un senedi hakkında: “iyi” demiştir. Bak: el-Manâru’l-Munif (s:144). Albâni şöyle diyor: “İsnadı hasendir.” Sahihul Cami(6/22-23 no: 6612)
[21] Ebu Davud (11/373) İbn Mâce (2/1368). Albâni: “Sahih” demiştir. Bak: “Camiu’s-Sağir’in Sahihleri” (6/22 Hadis no: 6610)
[22] İbn Kayyım “el-Menâru’l-Mûnif” te (s: 157-148) bu hadisin Müsned-i Hâris’te olduğunu ve senedinin iyi olduğunu söylemektedir. “el-Hâvî li’l-Fetâvi” Suyutî(2/64)
[23] Suyutî “Hâvî”de(2/64) bu hadisi Ebu Nuaym’ın “Ahbaru’l-Mehdî” de rivayet ettiğini ve hadisin zayıf olduğunu söylüyor. Münâvi “Feyzu’l-Kadir” (6/17). Albâni: “Sahih” demiştir. Bak: “Camiu’s-Sağir’in Sahihleri” (5/219 Hadis no: 5796)
[24] Müsned (5/199 Hadis no: 3573) Ahmed Şakir: “İsnadı sahihtir” demiştir. Tirmizî (6/485): “Hasen Sahih” demiştir. Ebu Davud(11/371)
[25] Ebu Davud(4282) Tirmizi(2231) Albâni: “sahih” demiştir. Bak: “Camiu’s-Sağir’in Sahihleri” (5/70-71 Hadis no: 5180). Bu iki rivayet Asım b. Ebî Necud etrafında toplanmaktadır. Asım sikadır, hadisi hasendir.
[26] Buharî, Enbiya (6/491-Fethu’l-Bâri), Müslim, İmân (2/193-Nevevî Şerhi)
[27] Müslim, İmân (2/193-194)
[28] Müslim, Fiten (18/38,39- Nevevî Şerhi) Begavî Şerhu’s-Sünne(15/86,87) Begavî şöyle diyor: “Sahih hadistir, Müslim rivayet etmiştir.”
[29] “İzâa”(s: 144)
[30] Tehzibu’l Kemal(3/1194) el-Menâru’l Munîf(s:142) Fethu’l Bâri(6/493,494)
[31] “el-İşâa”(s: 87 ve 112)
[32] “Levamiu’l-Envâr”(2/84)
[33] “et-Tevzîh”, “el-İzâa”(s:113,114)
[34] “el-İzâa”(s:112)
[35] “Nizamu’l-Mütenasir mine’l-Hadisi’l-Mütevâtir.”(s:147)
[36] Onlardan bazıları şunlardır: “Reşid Rıza, Menâr Tefsiri” (9/499-504) Ahmed Emin “Duha’l-İslam”(3/237-241). Bütün bunlara Abdulmuhsin el-Abbad, “Mehdî hakkında gelen sahih hadisleri yalanlayanlara cevap”adlı kitabında geniş olarak cevap vermektedir. Allah ondan razı olsun.
[37] İbn Haldun, “Mukaddime”(s: 574)
[38] “Şerh Müsned-i Ahmed”(5/197-198)
[39] “Menâr Tefsiri”(9/499)
[40] a.g.e.(9/501)
[41] a.g.e.(9/502)
[42] a.g.e.(9/501-504)
[43] “el-Baisu’l-Hasis Şerhu İhtisari Ulumi’l-Hadis”(s:25)
[44] Böyle birisi olduğu kabul edilirse, 256 h. yılında doğmuş 275 h. yılında vefat etmiştir. İbn Teymiye böyle birisinin olmadığını söylemektedir. Bak: “Minhacu’s-Sünne” (2/131)
[45] “el-Menârû’l-Munîf”(s: 152-153)
[46] İbn Mâce(2/1340-1341) “Müstedrek”(4/441-442) Hakim şöyle diyor: “Bu hadisi illetinden dolayı ilginç olduğu için sonuna kadar verdim, yoksa delil olsun diye değil. Oysa bu konuda Süfyan... Abdullah b. Mesud yoluyla gelen: “Ehl-i Beytimden biri arapların başına geçmedikçe bu dünya yok olmaz.” hadisi daha önce gelir.
[47] “Mizanu’l-İtidâl” (3/535)
[48] “Minhacu’s-Sünne”(4/211)
[49] “Takribu’t-Tehzîb”(4/157)
[50] “Tehzibu’l-Kemâl”(3/1193-1194)
[51] “el-Fiten ve’l-Melâhim”(1/32).
[52] “Tezkire”(s: 617).

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)