1 - Kafirleri genel anlamda veli edinmek.
2 - Kafirleri sevmek.
3 - Kafirlere meyletmek.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık onlara bir parça meyledecektin. O taktirde sana hayatın da ölümün de kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın." (İsra: 17/74-75)
Eğer böyle bir uyarı, yaratılanların en şereflisine -Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun- yapılıyorsa, ya başkalarının durumu nasıl olur?
4 - Kafirlere yağcılık yapmak ve onları idare etmek.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Onlar, senin kendilerine yumuşak davranmanı arzu ettiler. O zaman onlar da sana yumuşak davranacaklardı." (Kalem: 68/9)
5 - Kafirlere itaat etmek.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Rasulüm! Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan laf getirip götüren, iyiliği daima engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış, kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın ilgi duyma (uyma). Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, 'Öncekilerin masalları!' der. Biz yakında onun burnunu yere sürteceğiz." (Kalem: 68/10-16)
"...Kalbini bizi anmaktan alıkoyup, nefsinin arzusuna uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme." (Kehf: 18/28)
6 - Meclis ve oturumlarda onlara yakın olmak, onlarla birlikte hareket etmek. İslam'a aykırı konularda onlara uymak, işlerine müdahalede bulunmamak.
7 - Yapılacak iş ve hizmetlerde onlara danışmak, onlardan danışmanlar edinmek.
8 - Müslümanların hizmetlerinde ve önemli işlerinde onları kullanmak.
Örneğin; onlara emirlik, valilik, yazı işleri vb. iş ve görevler vermek.
9 - Mü'minleri bırakıp onları sırdaş ve dost edinmek.
10 - Onlarla birlikte oturmak, vekaletlerini kabullenmek,yer almak.
11 - Onlara hep güler yüzlü ve iyi davranmak.
12 - Genel anlamda onlara ikram ve saygıda kusur etmemek.
13 - Allah'ın (c.c.) emirlerine ihanet ettikleri halde, onlara güven duymak.
14 - Az da olsa işlerinde onlara yardımcı olmak. Mesela; kalemlerini açmak, yazı yazmaları için okkayı kendilerine vermek gibi.
15 - Onlarla nasihatleşmek, onlardan öğüt almak.
16 - Onların isteklerine uymak.
17 - Onlarla oturup kalkmak. Onların yanlarında yer almak.
18 - Onların yaptıklarını hoşgörüyle karşılamak, onlar gibi olmaya gayret etmek, onlar gibi giyinip kuşanmak.
19 - Onlardan saygı ifade edecek şekilde sözetmek.
Örneğin: "Bey, Beyefendi" demek ya da tağuta: "Falan Bey" demek.
20 - Onların beldelerinde onlarla birlikte oturmak.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim müşriklerle birarada bulunur, onlarla birlikte oturursa, o da onlar gibidir."
İşte bu gerçekler iyice anlaşıldıktan sonra, kim, ister kendi yakınlarına, isterse başka müşriklere karşı olsun, bu sayılan davranışlarda bulunursa, onlarla arasında (akide bakımından) hiçbir fark yok demektir. Nitekim, Mücadele Suresinin 22. ayetinde bu gerçek dile getirilmiştir. O halde herhangi bir kimse, aralarındaki bir yakınlık sebebiyle müşriklerden bir sıkıntıyı giderir, onların eksikliklerini gizleyerek müslümanların onlara dokunmamalarını sağlarsa, mürted ve münafıklara (özellikle de mürtedlere) sevgi ve saygı gösterir mahiyette hareket ederse, işte böyle bir durumda bunlara karşı takınılacak tavır gerçek kafirlere takınılacak olan tavırdan daha şiddetli ve katı olmalıdır. Çünkü bu gibiler bile bile Allah'a (c.c.) ve O'nun Rasulü'ne (s.a.v.) karşı düşmanlık etmektedirler. Zira bunlar, hakta ve gerçeği bildikten ve öğrendikten sonra, inkara kalkışmış ve düşmanlığa başlamışlardır. Böyle bir durumdan Allah'a (c.c.) sığınırız.
Bir zalime yardım eden, yaptığı zulümde de ona yardımcı olmuş gibidir. O halde kafirlerin küfründe ve münafıkların nifakında onlara yardımcı olanlar için ne demeli? Madem ki zalim bir müslümanla, davasında ona yardım edip arka çıkan kimse hakim katında ortaksa, o zaman kafirlere arka çıkıp, emirler katında onları savunanların durumu ne olur?
Halkın mallarını çalan haramiler (yol kesiciler), çaldıkları maldan emire de bir pay verirlerse, o takdirde bu emir onların başı olmaz mı? Elbette olur. O halde kafirlere sevgi göstermekten mutluluk duyanlara ne buyrulur? Onlara, sırf kendileriyle buluştuğunda saygı görmek için, kendilerini sevdiklerini bildirenler hakkında ne denir?
Nitekim, İbni Teymiyye bu konuya ilişkin delilleri bir bir zikretmişti. Ezilen bir müslümandan sıkıntıyı kaldırmak, o konuda ona yardımcı olmak, görüşünü bildirerek onu ezilmekten kurtarmak, güzel bir şeydir. Fakat bir mürtede iyilik yapmak caiz değildir.
Bu konuyla ilgili olarak İbni Mes'ud şöyle rivayet etmiştir:
"Bedir gününde esirler getirilmişti. Aralarında Abbas da vardı. Rasulullah (s.a.v.):
"Bu esirlerle ilgili olarak bana nasıl bir yol gösterirsiniz?" diye istişarede bulundu. Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a.):
"Ey Allah'ın Rasulü! Bunlar senin kavmin ve ailendir. Onlara birşey yapma, bırak. Belki Allah tevbelerini kabul eder." dedi.(Ahmed, Tirmizi, İbni Ebu Hatim, Taberani, Hakim. Hakim bu hadis için sahih dedi.)
Enes'ten (r.a.) rivayet edilen hadiste ise:
"Onları bağışlayıp affetmeni, onlardan fidye kabul etmeni bekleriz." dedi.(Tirmizi Siyer: 1714, Tefsir: 3085, Mecmaü'z-zevaid: 6/86-87 Ebu Ya'la, Taberani.)
Ömer de (r.a.) şöyle dedi:
"Ey Allah'ın Rasulü! Bunlar seni yalanladılar. Seni ülkenden attılar, seninle savaştılar. Bırak da onların boyunlarını vuralım."
Rasulullah (s.a.v.) onlara birşey söylemeden içeri girdi. Daha sonra dışarı çıktı ve şöyle buyurdu:
"Ey Ebu Bekir! Senin gibisi tıpkı İbrahim (a.s.) gibidir. Çünkü o şöyle demişti:
"... Artık bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir,kim bana karşı gelirse (o da Senin merhametine kalmıştır),şüphesiz Sen bağışlayan, esirgeyensin." (İbrahim: 14/36)
Ey Ömer! Senin gibisine gelince, o da tıpkı Nuh (a.s.) gibidir. O da şöyle demişti:
"... Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden tek bir kişi bırakma." (Nuh: 71/26) (İbn Münzir)
Onlardan herbiri fidye karşılığında serbest bırakıldılar. Bir kısmıda da öldürüldü. İşte bunun üzerine haklarında şu ayet nazil oldu:
"Yeryüzünde ağır basıp küfrün belini iyice kırıncaya kadar hiçbir peygambere esir sahibi olmak yakışmaz..." (Enfal: 8/67)
Enes hadisinde ise şu ayetin indiği bildirilmiştir:
"Eğer Allah'tan (yanılma ile verilen hükümlerden ötürü azab etmemek hakkında) verilmiş bir hüküm geçmemiş olsaydı, aldığınızdan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu." (Enfal: 8/68) (Ahmed, Mecmaü'z-zevaid.)
İbni Ömer hadisinde ise, Rasulullah (s.a.v.) Ömer (r.a.)ile karşılaştı ve şöyle buyurdu:
"Neredeyse, sana muhalefetten dolayı bize bir şer (kötülük) dokunacaktı."
Yine İbni Ömer'den (r.a.) gelen bir rivayette Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlar:
"Neredeyse Hattab'ın oğluna (Ömer'e) muhalefetten ötürü bize bir azap dokunacaktı. Eğer bir azap inseydi, Ömer dışında kimse kurtulamazdı." (Hakim: 2/329, Ebu Nuaym, İbni Münzir, İbni Merduyeh. Hakim "isnadı sahihtir" demiş, Zehebi de ona katılmıştır.)
Bu meselede doğru olan Allah'ın Kitabında kesin bir şekilde bildirdiği gibi Ömer'in (r.a.) düşüncesi, hatalı olan da Ebu Bekir'inkidir. Eğer Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.) için nasihatta bulunan Ebu Bekir Sıddık (r.a.) hakkında, ictihadda bulunduğu bir konudan dolayı böyle bir uyarı söz konusu olmuşsa, (bu konudaki hüküm açık bir şekilde belli olduktan sonra) kendi yakınlarına karşı, sırf dünyevi bir maksatla ilgi duyanlar hakkında ne demeli? Kafir ve münafıklara nasihata kalkışanlar, onlara yumuşaklık gösterenler, sıkıntılarını giderenler, cezalarının kaldırılmasını savunanlar, hem de şer'i hiçbir dayanakları olmaksızın sırf dünyevi sevgiyle böyle yapanlar için ne söylenmeli? Kaldı ki, böyle davrananların bu yaptıklarında Allah (c.c.) rızası hiç söz konusu değildir.
Müslümanların onlara dokunmamalarının gerekli olduğunu ileri sürenlerin maksatları, onların İslam'a girmelerini sağlamaksa veya onlardan pek yakın bir tarihte müslüman olacaklarına dair söz almışlarsa, o zaman onları öldürmemek gerekir. Ancak amaç, müslümanlarm onlara dokunmamalarını, onlarla savaşmamalarını sağlamaksa, bu onlara yapılan en büyük yardımdır. Bu yardım ülkeleri birbirine çok uzakta da bulunsa, sırf onlara olan dostluk ve sevgiden kaynaklanmaktadır.
Müslüman olan bir kimse irtidat ettiği takdirde kendi haline bırakılmaz. Zira mürted, saldırarak, soygun yaparak müslümanlara zarar vermeyi amaçlar. Böyle bir şey yaptığında verdiği zararın kesinlikle ödetilmesi gerekir. Yaptığı zararları kendisine bırakıp birşey yapmamak, bu kimseye günah ve düşmanlıkta yardım etmek demektir. Ayrıca ona birşey yapmamak, birtakım kimselere dinden dönme kapısı da açabileceğinden, bu şekilde bırakılması kesinlikle doğru değildir. Aksi takdirde her taraftan ona katılanlar olabilir. Kimi zaman emirler maslahat gereği bunları hemen öldürtmeyebilirler. Fakat bu durumu genelleştirmemek gerekir.
