Sitemizin Araç Kutusunu İndirin
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) =Tirmizi (3502)=

YAZI ARŞİVİ

28 Nisan 2007 Cumartesi

YÜCE ALLAH ANCAK RÂSULUNE UYANLARI SEVİYOR!

YÜCE ALLAH ANCAK RÂSULUNE UYANLARI SEVİYOR!
Demek ki ,ancak Resulüne uyanları seviyor Yüce Allah. Demek ki, Resulüne uymuş olanlar gerçekten sevmiş oluyorlar Allah'ı, başkaları değil... Resule uymak ise, ancak kulluğun ne olduğunu araştırıp öğrenmekle mümkün olacak bir iştir. Halbuki ise, Allah'a muhabbeti olan pek çok kimse, Allah'ın gönderdiği şeriattan ve sünnetinden çıkmakta ve bu küçücük kitap da sayıp dökemeyeceğimiz çeşitli sapıklıklar ileri sürmektedirler. Hatta bunlardan bazıları, emirlerin kendisinden iskat olduğunu ve haramların kendisine helâl kılındığını ve daha birçok Allah'ın şeriatına, Resulün sünnetine aykırı iddialarda bulunuyor. Bir âyeti kerimede, Yüce Allah, yalnız kendisine ve Resulüne itaat edip muhabbet duymayı ve Allah ve Resul için cihat etmeyi imanın temeli sayıyor. Cihat, Allah'ın emrettiğini sevip yüceltmek, yasak ettiği şeylerden de nefret edip defetmek için yapılan mücadeledir. Allah ve Resul sevgisinin en tabii sonucudur cihad. Yüce Allah kendisini sevenlerin ve kendisinin sevdiklerinin tarifini yaparken şöyle buyurmaktadır: "Müminlere şefkatli, müşriklere ve kâfirlere izzetli ve şeci (şiddetli! davranırlar, Allah yolunda mallarıyla canları ile cihat ederler ve dedikoducunun dedikodusundan korkmazlar" (Maide: 54)
İşte bunun içindir ki, bu ümmetin Allah'a olan muhabbeti, diğer geçmiş ümmetin muhabbetinden çok daha şiddetli ve ileridir. Bu ümmetin Allah'a olan kulluğu eski ümmetlerin kulluğundan çok daha üstündür. Bu ümmetin en üstünü ise, Allah Resulünün ashabıdır. Onların içinde de en ileri olanı, Resule en çok benzeyenidir. Durum böyle olunca, muhabbet edenlerin durumu acaba nerede kalır?
Şeyhlerden şöyle sözler duyulmuştur: "Muhabbet kalpte var olan bir ateştir ki, mahbubu, sevileni murat etmekten gayri her şeyi yakar kül eder." Bu sözlerle, meydana gelen her şey, vakıa halinde ortaya çıkan her oluş ancak Allah istediği için var olur. Allah'ın istemediği hiç bir şey meydana gelemez. Böyle olunca da, elbette ki Allah'ı sevdiğimiz için, onun murad edip ortaya çıkardığı her ne varsa sevmemiz gerekmektedir. Hatta küfür, fasıklık ve isyanı bile. Evet böyle zannetmektedirler. Madem ki, kalpte doğan bir hali Allah'a olan sevgi yakmamıştır, öyleyse o şey güzeldir telakkisi.
Halbuki bir insanın varlık âleminde bulunan her şeyi sevmesine imkân yoktur. İnsan ancak kendisine iyi gelen, faydası olan şeyleri sever. Kendisine zıt olan, karşı koyan, zarar veren şeyleri ise hiç sevmez. Bu adamlar hiç şüphe yok, kendi nefsi isteklerine uyarak böyle hatalara düştüler. Tabii ki, kendi nefislerinin istediği şeye uydukları için, nefsî istekleri gelişip çoğaldı, böylece şehvetlerine daldıkça daldılar, nefislerinin istediği ve sevdiği şeyleri Allah sevgisi içinde görmeye başladılar. Her türlü sapıklığı Allah sevgisinden ötürü sevdiklerini iddia ettiler.
Halbuki ise, Allah'a muhabbet, sadece Resulün getirdiklerini sevmekle, yasakladıklarını sevmemekle mümkün olacak bir Yüce haldir. O'nun sevmediğini sevmek, bu hali kesinlikle siler süpürür. Allah'ın, sevmediği, nefret edip gazap ettiği, hasılı yasakladığı şeylere ait kaza ve kader konusuna gelince. Şayet bir insan O'nun buğz ve gazab ettiği şeyleri, aynı şekilde göremezse, yani, gazab ve nefretine muhatab saymazsa, Allah'ı sevmemiş olur. Aksine buğz ve gazab ettiklerini sevmiş olur ve böyle bir kişinin başına geleceklerden şikâyeti olamaz. Gelelim İslâm şeriatına uymak ve onun adına cihat etmek meselesine: Bu gerçek müminlerle, sahtelerini birbirinden ayıran en geçerli endazedir. Allah'ı sevenlerle, Allah'ın sevdiklerini, yani, Allah'a muhabbet duyanla, genel rububiyete bakarak Allah'a muhabbet ettiklerini iddia edenlerin arasını ayıran en kesin çizgidir cihad. Kur'an'a uyanlarla, İslâm'da olmayanların arkasında koşanları birbirinden ayırt eden, çok kesin bir şablondur cihad.
Gönderdiği kanunlara uymadan, Allah'a muhabbet beslediğini söyleyenlerin muhabbeti, Hıristiyanlarla Yahudilerin beslediği muhabbete benzer. Hatta bunların durumu Yahudi ve Hıristiyanlardan kötüdür. Şirki onlarınkinden daha beter bir şirktir. Çünkü, onları cehennemlik yapan saik, aralarında var olan nifaktır. Yahudi ve Hıristiyanları küfür seviyesine inemedikleri zaman, Tevrat ve İncil'de Allah sevgisinin teşvik edildiği, onların ittifak ettiği bir görüş olmaktadır. Nitekim İncil'de Hz. İsa şöyle söylemektedir: "Bütün, kalbinle, nefsinle ve aklınla Allah'ı seveceksin!"
Hıristiyanlar, çoğu zaman bu sevgiye sahip olduklarını ileri sürerler. Onlarda ibadet çoğunlukla sevgi üzerine oturur. Fakat, Allah'ın kanunlarına uymadıkları için, bu sevgileri boş bir sevgidir. Allah'ın sevdiklerini sevmedikçe, iddia ettikleri sevginin onlara hiçbir faydası yoktur. Allah'ın sevdiklerine uymuyorlar ve tam tersine, gazab ettiklerine uyuyorlar ve böylece Allah'ın rızasına kulak asmıyorlar. Bunun için de bütün amelleri heba olup gitmektedir. Zira Allah kâfirlere lanet etmektedir. Ancak kendisini sevenleri sever. Kul Allah'ı sevmediği takdirde, Allah'ın öyle bir kulu sevmesi bahis konusu bile edilemez. Ancak, kul Allah'ı hangi miktarda seviyorsa, Allah da o kulu sevdiği miktarca sever. Her ne kadar, Allah kulun yaptığından daha çok verecektir ama, kul bir verirse Allah on verecektir ama... Bir hadiste buyrulduğu üzere: "Her kim bana bir karış yaklaşırsa, ben ona on karış yaklaşırım; Kim bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona on kulaç yaklaşırım; kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim." (Buhari ve Müslim)
Yüce Allah, muttakileri, muhsinleri, tevbe ederek günahlarından temizlenenleri sevmekte olduğunu haber vermektedir. Daha başka bir deyimle, aşağıdaki sahih hadiste beyan buyrulduğu üzere, Yüce Allah, emrettiklerini yapan, yasakladıklarını da yapmayan herkesi sever. Kudsî hadiste şöyle buyrulmaktadır: "Kulum kendisine farz kıldığım şeyleri yapmakla bana yaklaştığı gibi hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafilelerle bana yaklaşmaya devam eder, ta ki onu sevdiğim zamana kadar. Onu sevdiğim zaman ise, sevdiğimin işiten kulağı, gören gözü olurum." (Yani, benim istediğim biçimde görür, istediğim biçimde işitir denmek istenmektedir). (Buhari)Sayısız hataya düşen bu akılsızlar, zühd ve takva adına misli görülmedik sayıda bid'at uydurdular. Aynen Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, şeriata, yani kanunlara uymadıkları ve o kanunların egemen olması için hiç bir teşebbüse ve mücadeleye girişmedikleri halde, Allah'a muhabbet iddia etmelerine benzer bir duruma düşmüşlerdir. Düşünün siz sapıklığın derecesini…
Sözde Rablerine yakınlaşmak maksadıyla, aynen Hıristiyanların yaptıkları gibi, müteşabih âyetlere, yahut da doğrumudur eğrimidir bakmadan bazı veli zannedilen insanların sözlerine itibar ettiler. Bunları dinin değişmez ölçüsü olarak kabul ettiler. Tabii ki, sözlerini kabul ettiği şeyhleri kendileri için hüccet olarak kabul ediyor, gide gide her sözleri birer kanun oluyor bu şeyhlerin. Hayatlarını böyle yanılmaz kabul ettikleri şeyhlerin sözlerine göre yaşıyor ve elbette ki böylece onları Rab yerine koymuş oluyorlar.
Tabii ki sözleri senet olarak kabul edilen kişiler daha da çok şaşırıyor, şaşırdıkça da bidatleri artıyordu. Aynen Hıristiyan ruhbanlarının durumuna benziyordu bunların durumu. Onlarda aynen Hıristiyanların Hz. İsa'da, yahut kendi azizlerinde var olduğunu ileri sürdükleri yetkiler ve kabiliyetler gibi, kabiliyetler görüyorlar şeyhlerinde. Hatta Allah'ın yetkilerini onlarda var sanıyorlar. Ve bu inançlarını da şiddetle savunuyorlar. Böylece Hıristiyan telakkilerini benimsemiş ve müşrik olmuş oluyorlar.
Hak din İslâm, her yönüyle Allah'a kulluğu, sadece O'na itaat ve ibadet etmeyi gerçekleştirmektedir. Bu da elbette her derecesi ile Allah'a muhabbeti gerçekleştirmektedir. Kulluk geliştiği oranda, Allah'a muhabbet de çoğalır ve doruğa ulaşır. Kulluk eksildiği oranda da, sevgi eksilir ve nihayet yok olur gider. Bir insanın kalbinde Allah'tan başka şeylere karşı ne kadar sevgisi varsa, o kişi de sevgi duyduğu şeylere o nispette kulluk var demektir. Allah, için olmayan her şey batıldır. Bir işte, bir harekette Allah'ın rızası murad edilmemişse, iş ve hareket batıldır. Dünya ve onun içindekiler melun olur, eğer onun içindeki ihsanlar dünyada var olanları Allah rızası için kullanmazsa. Uzun sözün kısası Allah ve Resulünün sevdiği ve meşru saydığı şeylerin dışında her hareket batıldır ve asla insana fayda vermez.
Herhangi bir iş ki, Allah rızası için yapılmamıştır, Allah'tan başka bir amaç için işlenmiştir, Allah için işlenmemiş ve yapılmamış sayılır. Bir iş Allah'ın belirttiği kanunlar çerçevesinde yapılmamışsa, o iş Allah için olamaz. Sözün kısası, şu iki şeyi birleştirmeyen hiçbir şey Allah için olamaz: Bir iş Allah için olmalı, Resulün sevdiği bir iş olmalı. Bunlar da Allah'ın Kur'an'da belirlediği farz ve müstehab işlerdir. (Vacib farz, sünnet de müstehaba dahildir) Yüce Allah Mealen şöyle buyuruyor:
"Her kim Rabbinin rızasına kavuşmayı arzu ederse salih bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin." (Kehf: 110)