Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

8 Aralık 2008 Pazartesi

Kurban bayramı üzerine bir kaç not

Bismillahirrahmanirrahim. velhamdulillahi rabbil alemin. vessalatu vesselamu ala Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
1-Bayram tebrikleşmesi hakkında İbn Teymiyye rahimehullah İmam Ahmed'den şöyle rivayet etmiştir: "Bayramlaşmaya ilk ben başlamam. başkasının başlaması daha çok hoşuma gider. çünkü selamı almak vaciptir. bayramlaşmaya ilk başlamak ise ne farz ne de yasaklanan bir sünnettir. kim bunu yaparsa onun için bir örnek, kim de terk ederse onun için bir örnek vardır. Allah daha iyi bilir." (Mecmuu'l-Fetava 24/253)
2- Bayramlarda ziyaret caiz olmakla beraber, sıla-i rahmi bayramlara tahsis etmek, akrabalar, arkadaşlar ve komşuların bayramda ziyaret edilmediği takdirde günaha girildiğine veya sünnetin terk edildiğine inanılması bidattir. Zira - bildiğimiz kadarıyla - dinde; bayramda ziyaretleşerek tebrikleşmeye dair bir teşvik varid olmamış, sahabeler de bayrama mahsus ziyaretleşmeler yapmamışlar, bayram namazında buluşup bayramlaşmışlardır. Ziyaretleşme ve sılayı rahm hakkındaki teşvikler geneldir. Bunların bayramlara tahsis edilmesi için şer'î delil gerekir. Allah en iyi bilendir.
3- Öncekilerin; hristiyanlardaki cadılar bayramına özenerek bayramlarda çocukların şeker toplamaya çıkmalarının müslümanlar arasında sıradan hale gelmesi gibi, son günlerde de hristiyanların noel babalarına özenerek bayram dede bidati uydurulmaktadır. müslümanların dinlerinin selameti için bu çirkinliklerden uzak durması, çocuklarını da sünnet üzere terbiye etmeleri gerekir.
4- Şeyh Muhammed Abdusselam eş-Şukayri, es-Sunen ve'l-Mubtediat'ta (s.115) şöyle der: "Bayram namazından sonra mezarlıkları veya evliya kabirlerini ziyaret de bidattir. Ramazan ve Kurban bayramı geceleri ve gündüzleri ve arafe günü kılınan namazın faziletinden bahseden hadisler uydurulmuş birer yalandan ve atılmış birer iftiradan başka bir şey değildir. sizlere tavsiyem Buhari ve Müslim'den bayram namazı konularını okuyarak bilgi sahibi olmanız ve gerçeği öğrenmenizdir. Sonra bayramlarda çörek, börek, balık vb. etler ve benzerlerine (türkiyede; baklava, dolma vs. adettir) yapılan harcamalarda aşırı gitmek şüphesiz ki haramdır. çünkü Allah "Yiyiniz, içiniz fakat aşırı gitmeyiniz" (Araf 31) buyurmaktadır. ancak israfa kaçılmazsa bunlar mubah olan şeylerdir. zira hadiste: "Teşrik günleri yeme, içme ve Allah'ı zikretme günleridir." buyrulmuştur.
5- Su içerken bile "ya seyda" diyecek kadar sapık, azgın menzil sufilerinin, şiaların ve diğer müşriklerin yaşadığı bir ülkede bulunduğumuzdan, kurban keserken Allah'tan başkasının da adını ilave ederek şirk koşanların kestikleri kurban etlerine dikkat edilmelidir. zira şirk üzerine kesilen bir hayvan murdardır.

Allah salih amelleri bizden ve sizden kabul etsin, bizleri Allahın hükmüyle hükmeden bir islam devletine kavuşturarak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve ashabının sünnetine göre bayramlar yaşamayı nasip etsin.

7 Aralık 2008 Pazar

Şeyh Abdulkadir el-Geylani'den Bayram Manzarası

Bayramın özelliği
- Bayram denince, akla güzel şeyler giymek, tatlı ye­mekler yemek, lezzetlere ve şehvetlere dalmak gelmemelidir.
Asıl bayram taatin makbul olduğunun bilin­mesi; günahların ve hataların bağışlandığının anlaşılması; kötülüklerin iyiliğe çevrilmesi; yüksek derecelere ermenin müjdesini almak; rütbelere, yeni iyiliklere, armağanlara, ikramlara nail olmakla olur.
Bu arada, kalbin iman nuru ile genişlemesini, kalbin yakin kuvveti ve kendisinde zuhur eden bazı alâmetlerle sükûn bulmasıdır.
İlim denizleri dahi, kalpten taşıp dile akmalıdır. Hikmetler, fesahatler, belâgatler ortaya çıkmalıdır.
Şöyle anlatıldı; Bir adam, bayram günü, Hazret-i Ali’nin (r.a) yanına gitti. Gör­dü ki; Hazret-i Ali (r.a) kuru ekmek yiyor!
Hazret-i Ali’ye (r.a) şöyle dedi;
- Bugün bayram olduğu halde, sen kuru ekmek yiyorsun!
Hazret-i Ali (r.a) ona şöyle dedi;
- Bayram o kimse içindir ki; Orucu makbul olmuş, çalışması ye­rinde görülmüş, günahları da bağışlanmıştır.
Bugün bize bayramdır; yarın bize bayramdır, Allah’a asi olmadı­ğımız her gün bize bayramdır.
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca; akıllı olan herkes, dışa bakmayı bırakmalı ve görünüşe takılıp kalmamalıdır.
İnsan bayram gününe tefekkür ve ibret nazarı ile bakmalıdır.
Bayram günü, bir manada, kıyamet gününe benzer.
Bayram gecesi, sultanın kapısından boru sesi işitildiği zaman, kı­yamet günü sura üflenme hatıra gelmelidir.
Bayram gecesi insanlar yatarlar ve bayrama hazırlıklı uyurlar. Bu uyku, iki sur arasındaki uykuyu hatırlatmalıdır.
Bir kimse bayram sabahına çıktığı zaman çevreye bir göz atma­lıdır, insanlar; köşklerinden, evlerinden değişik halleri ve çeşitli giy­sileri içinde çıkarlar. Onların hemen biri, bir süste ve bir başka kılık kıyafettedir.
Onlardan birine bakarsın, sevinçli görürsün.
Bir başkasına bakarsın; kederli görürsün.
Onlardan kimi yaya, kimi bineklidir.
Birine bakarsın ki, zengin; bir başkasına bakarsın ki fakirdir.
Biri ferahlık içindedir; diğeri de, sıkıntı içindedir.
Bütün bunlara baktıktan sonra; kıyamet halkının hallerini düşün­melidir.
Orada taat ehli, mesrurdur; masiyet ehli de kederli ve üzüntülüdür.
Muttakiler binek üzerinde giderler, günahkâr ve müşrikler ise, tö­kezleyerek ve yüzüstü sürünerek giderler. Yahut zorla yürürler.
Nitekim bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
- “Biz o gün, muttakileri süvari olarak Rahman’a doğru yollarız.” (19/87)
Yani; Güzel atlara binmiş olarak.
- “Mücrimleri dahi, sosuz olarak cehenneme sevk ederiz.” (19/86)
O gün; Zahid, arif, varlığını hak varlığı ile değiştiren bedellerden hemen her biri, bir rahatlık, zenginlik içindedirler. Hem de meliklerinin ve sevdikleri Yüce Zat’ın katında.
Üzerlerinde çeşitli giysiler ve takılarla arşın gölgesinde bulunacak­lardır.
Taat ve marifet nurları onların yüzlerinde görünmektedir. Parlar, aydınlık verir.
Önlerinde çeşitli sofralar vardır. O sofralarda çeşitli yemekler, iç­kiler ve meyveler vardır.
Taa kulların hesabı görülünceye kadar böylece kalıp giderler.
Bundan sonra, cennetteki konaklarına giderler. Oradaki konaklarını, Allah-û Teâlâ kendileri için hazırlamıştır.
Orada nefislerin istediği, gözlerin hoşlandığı hemen her şey vardır. Hem de öyle şeylerdir ki; Onları ne bir göz görmüştür; ne kulaklar duymuştur; ne de bir beşer kulun hatırına onların varlığı gelmiştir.
Bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
- “Hiçbir nefis bilemez ki; öbür âlemde göz aydınlatan cinsten kendisine neler hazırlanmıştır?
Bu, onların iyi işlerine bir mükâfattır.” (32/17)
Dünyaya hevesi olanlara gelince, onların hâlini de şöyle anlatabiliriz;
Onlar bir ağlama ve inleme içindedirler. Bir zorluk çemberine gir­mişlerdir.
Dünyaya dalması sebebi ile; Büyük zatların erdiği nimetlere ere­mezler.
Böyle olan bir kimse cennetteki yerini görür; ama üzerindeki haklar yerine gelmedikçe oraya varamaz.
Zira dünya ehlinden hemen her biri; Harama dalmıştır; şüpheli yemekler yemiştir. Rabbin taatında karışık işlere girmiştir.
Kâfirin durumuna gelince, bir ahtan vahtan ibarettir. Zira kendisi için hazırlanan çeşitli azapları, cezaları, düşüklükleri, helâki görmüştür. Cehennemde sonsuzlara kadar kalacağını anlamıştır.
Bayram günü çekilen bayrakları, dikilen sancakları gören bir kimse; kıyamet günü Müslümanlardan sancak sahiplerini hatırlamalıdır. Bunlar için bir nidacı şöyle seslenecek;
- Selâm emri ile, dar-ı selâmda yaratılmışların Rabbini ziyarete gelin. Rahman Zat’a yönelin.
Bayram günü safların tamamlandığını ve halkın tam bir içtima hâline geldiğini gören kimse; Mahlûkatın, Yüce Yaratıcı Allah’ın hu­zurunda divan durmalarını hatırlamalıdır.
O gün, Yüce Hakkın huzurunda iyiler ve kötüler saf saf duracak­lardır. O gün, bütün sırlar meydana çıkacaktır.
Bayram namazı yerinden dağıldıktan sonra, hemen herkes, kendi­sine mahsus bir yere gidecektir. Kimi bir eve, kimi bir mescide, kimi de bir hana kapanacaktır.
Halkın bu dağılış şeklini gören kimse; Kıyamet günü, Melik Mennan Deyyan huzurundan dağılan halkın dağılışını hatırlamalıdır. Onlar, ya cennete gideceklerdir yahut cehennem ateşine.
Nitekim azamet ve ihsan sahibi Yüce Allah bu manada şöyle buyurdu;
- “Kıyamet koptuğu gün, müminler, kâfirler birbirlerinden ayrılırlar.” (30/14)
Bir başka ayet-i kerime ile onların durumu şöyle anlatıldı;
- “Bir kısmı cennete, bir kısmı da cehenneme gideceklerdir.” (42/7)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)