Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir. Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Sahihu Muslim no: 867)
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) Tirmizi (3502) Şeyh Elbani "Hasen" demiştir Sahihu't-Tirmizi (2783)

Başlıkları görmek için resme tıklayın

Daru's-Sunne Dersanesi Satışı Yapılan Kitaplar


Darussunne Derneği Satışı Yapılan Arapça Kitaplar
Satışı yapılan diğer kitaplar:
Ehl-i Sünnet'e Göre İman ve Tevhid Akidesi
Sünnet Anlayışı mı, Sünnet'e Yabancılık mı?
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97


Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler

Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 20:00-21:00 arası sorulara cevap programı yapılacaktır.
21:00-22:00 saatleri arasında Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler devam etmektedir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin
darussunne@hotmail.com adresine e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Detaylı bilgiler, ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Allah Yolunda Cihad

ALLAH YOLUNDA CİHAD

Fazileti ve Düşmanlara Üstün Gelmenin Yolları

Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtu Selâm Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar onları dost edinen herkesin üzerine olsun.
Bu, yeryüzünün doğusunda ve batısında Allah’ın kelimesini yüceltmek için cihad eden herkese sunduğumuz, cihadın faziletinden ve düşmanlara üstün gelmeyi sağlayan sebeplerden bahseden bir risaledir. Allah’tan her yerdeki mücahidlere yardım etmesini, başarıyı getirecek etkenlerle ve sebeplerle amel etmeyi onlara nasip etmesini, hepimiz için söz ve amelde ihlaslı olmayı dünya ve ahiret mutluluğuna ve katındaki büyük sevaba rağbet duymayı dileriz.
“Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığı satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürür ve öldürülürler. Bu, Tevrat, İncil ve Kur’an’da hak bir vaaddir. Kim Allah ile olan ahdine sahip çıkarsa onunla anlaşma yaptığınız satışınızı müjdeleyin. Büyük kazanç işte budur! (Tevbe, 9/111)
Cihad sözlük anlamıyla, söz ve fiil olarak elden gelen çabayı göstermektir.
Cihad şer’i anlamıyla, kafirler, bâğiler, mürtedler vb. ile savaşırken müslümanların ortaya koyduğu çabanın adıdır.[1]

Allah Yolunda Cihadın Hükmü

Müslümanlardan bu görevi yerine getirecek bir grubun varlığı sözkonusu olduğu vakit diğerlerinden sorumluluk kalkar.
“Mü’minler, topluca cihada çıkmazlar” (Tevbe, 9/122)
Bu durumda cihad farz-ı kifâye hükmündedir.
Cihad şu üç durumda farz-ı ayn olur:
1) Mükellef bir müslüman cephede olur da İslam ordusu ile küfür ordusunun safları birbirine girip savaş başlarsa...
“Ey iman edenler! Bir toplulukla karşı karşıya gelirseniz sebat edin.” (Enfal, 8/45)
Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur;
“Savaştan kaçmak yedi büyük günahtan birisidir”[2]
2) Düşman ordusu bir İslam beldesine girerse, belde halkının tümüne düşmanı çıkarmak vacip olur. Eğer o belde bundan aciz kalırsa oraya en yakın İslam beldesinde yaşayanlar yardım etmekle mükelleftirler...
“Ey iman edenler! Yanıbaşınızdaki kafirlerle savaşın. Onlar, sizde şiddet ve sertlik bulsunlar.” (Tevbe, 9/123)
3) Müslümanların imamı insanları cihada davet ederse...
“Hafif ve ağır donanmış olarak çıkın. Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edin. Bilseniz, bu sizin için en hayırlısıdır.” (Tevbe, 9/41)
Cihad ibadeti tür olarak farzdır. Yani müslümanın kalb ile, dil ile, mal ile veya el ile yapılan cihad türlerinden, mutlaka ortaya koymaya gücü yettiği birisi ile cihad etmesi farzdır.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Müşriklerle, dilleriniz, canlarınız, mallarınız ve ellerinizle cihad edin”[3]

Allah Yolunda Cihad’ın Mertebeleri

1) Nefis İle Cihad: Kişi önce dininin gereklerini öğrenecek sonra bunlarla amel edecektir. Amelsiz ilim fayda vermez. Daha sonra da basiretli bir şekilde davette bulunacak, bilmeyene öğretecek ve bu yolda insanlardan gelecek her türlü eza ve meşakkate Allah için sabredip tahammül edecektir.
2) Şeytan İle Cihad: Kişi, şeytanın sokuşturmaya çalıştığı şüphe ve kuruntuları savıp imanına iliştirmeyecek, şeytanın boyayarak takdim ettiği şehvetleri elinin tersiyle itecektir.
3) Kafirler ve Münafıklarla Cihad: Bunlara karşı kişi, kalbi, dili, hâli ve eli ile cihad edecektir. Kafirlerle cihad, daha çok el ile, münafıklarla cihad ise daha çok dil ile yapılır.
4) Zulüm, Düşmanlık, Bid’at ve Münkerat Sahipleriyle Cihad: Kişi gücü yetmezse dili, buna da güç yetiremezse kalbiyle cihad etmelidir. Allah Rasûlü’nün buyurduğu gibi:
“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Buna güç yetiremezse diliyle, buna da güç yetiremezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf hâlidir.”[4]
Allah katında insanların en mükemmeli tüm bu aşamaları mükemmel bir surette yerine getirendir. İnsanların Allah katında en mükemmeli ve en değerlisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’dir. O, cihad mertebelerinin tümünü mükemmel bir şekilde yerine getirmiş ve Allah yolunda hakkıyla cihad etmiştir. [5]

Cihad’ın Amacı

Allah azze ve celle Cihad’ın amacını şöyle açıklamıştır.
“Fitne/şirk kalmayıp, din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfre) son verirlerse (onları bırakın). Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını çok iyi görendir.” (Enfal 8/39)
Bu ayet ışığında cihadın amacı şu şekilde özetlenir.
- Allah’ın kelimesini yüceltmek (İ’lâyı Kelimetullah): Yukarıdaki ayette “Fitne” lafzı şirkin bütün çeşitlerini kapsamaktadır. Cihadın birinci amacı şirki yer yüzünden silmektir. Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın Kelimesi yücelsin diye savaşan kimse Allah yolundadır.”[6]
- Mazlumlara Yardım Etmek: Allahu Teala şöyle buyurmaktadır.
“Erkek, kadın ve çocuklardan oluşan zayıf kimseler ‘Rabbimiz! Ehli zalim olan bu ülkeden bizi çıkar’ derken size ne oluyor da Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa: 4/75)
- Düşmanları Püskürtmek ve İslamı Korumak: Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır.
“Size saldırana size saldırdıklarının misliyle siz de saldırın” (Bakara: 2/194) [7]

Düşmanlarla Cihad’ın Türleri

a) Kafirler, münafıklar ve mürtedlerle cihad
b) İslami hükümleri uygulayan yöneticilere başkaldıran bağiler ve taşkınlık yapanlarla cihad
c) Dini, canı, aileyi ve malı savunmak için yapılan cihad, Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur.
“Malı için öldürülen şehiddir. Ailesi için öldürülen şehiddir. Dini için öldürülen şehiddir. Kanı için öldürülen de şehiddir.”[8]

Allah Yolunda Cihad’ın Fazileti

Cihad’ın fazileti ve sevabının çokluğu hakkında bir çok nas mevcuttur. Bunlardan birkaçı:
• Allah Yolunda Nöbet Tutmak: Düşmanların İslam ülkesine giriş yollarını engellemek hakkında Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:
“Geceli-gündüzlü bir günlük nöbet bir aylık nafile oruç ve namazdan daha hayırlıdır.”[9]
• Gözcülük Yapmak: Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur.
“İki göze ateş dokunmaz; Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda uykusuz kalarak gözcülük yapan göz.”[10]
• Allah Yolunda Gece-Gündüz Yürümek: Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:
“Kulun Allah yolunda gece veya gündüz yürümesi dünya ve üzerindeki herşeyden daha hayırlıdır.”[11]
• Cennet Kılıçların Gölgesi Altındadır: Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur.
“Bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.”[12]
• Cihad’ın Dengi Yoktur: Allah Rasûlü’ne cihada denk olabilecek bir amelden sorulduğunda şu karşılığı vermiştir:
“Böyle bir amel bilmiyorum.” [13]
• Şehidlerin Rableri Katındaki Konukluğu: Allah Rasûlü şöyle buyurmaktadır.
“Allah katında şehidin altı özelliği vardır. Kanı ilk aktığında tüm günahları bağışlanır, cennetteki yerini görür, kabir azabından korunur, büyük korkudan güvende olur, iman hilyesi ile süslenir, hurilerle evlenir, yakınlarından yetmiş kimseye şefaat eder.”[14]
• Kıyamet Gününde Şehid: Allah Rasûlü şöyle buyurmaktadır.
“Şehid kıyamet günü, kanı kan renginde olduğu halde kokusu misk kokusu olarak gelir.” [15]
• Şehid, On Kere Daha Allah Yolunda Öldürülmeyi Temenni Eder: Allah Rasûlü şöyle buyurur:
“Şehid, Allah katında görmüş olduğu ikramdan dolayı dünyaya dönerek on kere daha öldürülmeyi diler.” [16]
• Şehid, Ölüm Acısı Duymaz: Allah Rasûlu şöyle buyurur:
“Şehid, ölüm esnasında sizden birinizin bir çimdikten duyduğu acıdan fazlasını duymaz” [17]
• Allah Yolunda İnfak: Allah Rasûlü şöyle buyurur:
“Allah yolunda infakta bulunan kimseye yedi yüz misli sevap yazılır.”[18]
• Şehidler Diri Olarak Rableri Katında Rızıklandırılırlar:
“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayınız. Bilakis diri olarak Rableri katında rızıklandırılırlar.” (Âl-î İmran, 3/170)
• Şehidlerin Mertebesine Ulaşma Yolu:
“Kim samimi bir şekilde Allah’tan şehadeti isterse, yatağında ölse bile Allah onu şehitlerin mertebesine ulaştırır.”[19]
• Mücahidlerin Diğer Kimselere Karşı Fazileti:
“Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri oturanlardan derece olarak üstün kılmıştır” (Nisa, 4/95)
• Allah Yolunda Öldürülmek Borç Dışındaki Herşeye Keffarettir:
“Şehidin, borçtan başka tüm günahları bağışlanır.”[20]
• Canı ve Malıyla Cihad Eden, İnsanların En Faziletlisidir:
Allah Rasûlü’ne “insanların en üstünü kimdir?” diye sorulunca şu karşılığı vermiştir.
“Allah yolunda canı ve malıyla cihad eden kimse.”[21]
• Evinden Cihad İçin Çıkan Kimse Ölürse Ecri Allah’a Aittir:
“Kim evinden Allah ve Rasulü’ne hicret için çıkar da yolda ölürse onun ecri Allah’a düşer Allah bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir.” (Nisa, 4/100)
• İslam’ın Zirvesi Cihaddır:
“İslamın başı ve direği namaz, zirve noktası ise cihaddır.”[22]
• Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Ümmetinin Seyahati Cihaddır:
“Ümmetimin seyahati ancak; Allah yolunda cihad etmektir.”[23]
• Allah Yolunda Ok Atmak Köle Azad Etmek Gibidir:
“Allah yolunda ok atan kimse köle azad edenin sevabını alır.” [24]
• Gazaya Gideni Donatan da Gazidir:
“Gazaya gideni donatan gazidir, ardında bıraktığı ailesine bakan kimse de gazidir.”[25]

Cihadı Terkten Sakındırmak

a) “Cihad etmeden, cihada niyet etmeden ölen kimse münafıklık şubelerinden biri üzerine ölür”[26]
b) “Faiz alıverir, öküzlerin kuyruklarına yapışarak ziraatle uğraşmayı kabullenir ve cihadı terkederseniz Allah sizi öyle bir zillete düşürür ki dininize dönmedikçe kurtulamazsınız.”[27]

Savaş Dışında Şehid Olanlar

a) “Şehidler beş kısımdır: Vebadan ölen, karın ağrısından ölen, suda boğulan, enkaz altında kalan ve Allah yolunda şehid olan.” [28]
b) “Veba, her mü’minin şehadetidir.” [29]
c) “Doğum esnasında ölen kadın şehiddir.” [30]

Düşmanlara Üstün Gelmenin Yolları

1) İman ve Salih Amel: Allah mü’minlere, düşmanlarına karşı üstün geleceklerini vaad etmiştir. Bu dinlerini üstün kılıp, düşmanlarını eninde sonunda helak etmesiyle gerçekleşecektir.
“Şüphesiz biz, dünya hayatında elçilerimize ve iman edenlere yardım edeceğiz.” (Mü’min, 40/51)
“Mü’minlere yardım etmek bizim görevimizdir.” (Rum, 30/47)
2) Allah’ın Dinine Yardım Etmek: Sözle, inançla, amelle ve davetle bu amaca odaklanmak.
“Allah, şüphesiz kendine yardım edenlere yardım eder. Allah, kuvvet sahibidir. Aziz’dir. Onlar öyle kimselerdir ki yeryüzünde onlara iktidar verirsek namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emredip kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah’adır.” (Hac, 22/40-41)
“Şüphesiz galip olanlar bizim askerlerimizdir” (Saffat, 37/173)
3) Allah’a Tevekkül Edip Sebeplere Yapışmak:
“Eğer mü’min iseniz Allah’a tevekkül edin” (Maide, 5/11)
4) Orduyu Düzenlerken Sorumlu Kimselerle İstişare Etmek: Allah Rasûlü akılca olgun, görüş açısından da isabetli bir kimse olduğu halde Ashabı ile istişarede bulunmuştur.
5) Düşmanla Karşılaşınca Sebat Etmek: Allah Rasûlü hiçbir savaşta düşmandan yüzünü çevirip geri adım atmamıştır. Ashabı da onu örnek almıştır.
6) Cesaret ve Kahramanlık: Zira cihad, ölümü ne çabuklaştırır ne de erteler. Önderimiz sallallahu aleyhi ve sellem, büyük savaşlarda insanların en cesurlarındandı. Sahabi’nin dediği gibi: “O, aramızda düşmana en yakın olandı ve savaş günü insanların en şiddetlilerindendi”[31]
7) Dua ve Çokça Zikir: Galibiyette rol oynayan en kuvvetli etkenlerden biri de Allah’tan yardım dilemek, düşmanı hezimete uğratmak için O’na el açıp O’nun adını anmaktır.
“Rabbinizden yardım dilemiştiniz de size karşılık vermişti.” (Enfal, 8/9)
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Rabbine dua ederek O’ndan yardım dilerdi. Allah da Bedir gününde olduğu gibi onu ordularıyla destekler, galip getirirdi.
8) Allah’a ve Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e İtaat Etmek: Bu, zaferi getiren en kuvvetli etkenlerdendir. Allah yolunda cihad eden her mücahidin göz açıp kapayıncaya kadar dahi Allah’a isyan etmemesi gerekir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin” (Nisa: 4/59)
“Kim, Allah’a ve Rasulü’ne itaat eder, Allah’tan korkar ve takvâ sahibi olursa işte onlar kazananlardır.” (Nûr, 24/52)
9) Birlik Olmak-Ayrılığa Düşmemek: Özellikle Allah’a dayanıp birlikte hareket etmek, ayrılığa düşmemek çok önemlidir.
“Aranızda çekişip ayrılığa düşmeyin, yoksa zaafa uğrarsınız, gücünüz gider” (Enfal, 8/46)
10) Sabır ve Metanet: Sabır, her işte olduğu gibi Allah ve Rasûlü’nün düşmanlarıyla savaşırken de gerekli bir olgudur. Sabır üç kısımdır:
a) Allah’a itaatte sabır.
b) Allah’ın takdir ettiği eleme sabır.
c) Haramlardan uzak durmada sabır.
“Ey iman edenler!... Sabredin, metanet gösterin, kararlı bir şekilde dimdik durun ve Allah’tan korkun, umulur ki başarıya erersiniz.” (Âl’i İmran, 3/200)
11) İhlaslı Olmak: İhlas kavramından kopuk bir cihad anlayışı düşünülemez. Allah yolunda halis bir niyet taşımalıdır.
“Allah’ın kelimesi yücelsin diye savaşan var ya işte o Allah yolundadır.”[32]
12) Allah Katındaki Nimetlere Rağbet Duymak: Allah’ın lütfunu aramak ve nimetlerini arzulamak. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem cihada çağırırken şöyle buyurmuştur,
“Genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun”[33]
13) Komutayı İman Ehli Kimselere Vermek: “Allah katında en kıymetliniz en takvalı olanınızdır” (Hucurat, 49/13) Allah, takva sahiplerini sever. Allah’ın kuluna sevgi duyması, kulun düşmanlarına karşı galip gelmesinde önemli bir etkendir.
14) Helaka, Hezimete ve Azap İnmesine Karşı Kurtarıcı Etkenlere Sığınmak:
a) Tevbe ve istiğfar: Tevbenin şartları şunlardır.
- Halis bir niyetle günahı terketmek
- Günahı bir daha işlememe hususunda kararlı olmak
- İşlediği günahtan pişmanlık duymakb) Allah’tan korkmak: Allah’a taatte bulunmak, tüm farz ibadetleri yerine getirip nafilelerle takviye etmek, iyilği emredip kötülükten sakınmak, tüm inanç, söz ve fiillerde Allah Rasûlu sallallahu aleyhi ve sellem’i örnek almak ve Allah’a dua edip yakarmak suretiyle kulun Allah’ın gazabıyla kendi arasına siper edinmesi gerekir. [34]
[1] Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[2] Müttefekun Aleyh.
[3] Ahmed-Sahih.
Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[4] Müslim.
[5] Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[6] Buhârî.
[7] Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[8] Nesaî-Sahih.
Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[9] Muslim.
[10] Tirmizî-Sahih.
[11] Buhârî.
[12] Buhârî
[13] Buhârî
[14] İbn Mâce-Sahih.
[15] Buhârî
[16] Buhârî
[17] Buhârî
[18] Tirmizî-Sahih.
[19] Muslim.
[20] Muslim.
[21] Muttefekun aleyh.
[22] Tirmizî-Sahih.
[23] Ebû Dâvûd-Sahihtir
[24] Tirmizî-Sahih.
[25] Müttefekun Aleyh
Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[26] Müslim.
[27] Ahmed-Sahihtir
Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[28] Müttefekun Aleyh
[29] Müttefekun Aleyh
[30] Ebû Dâvûd-Sahihtir
Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.
[31] Ahmed-Sahihtir
[32] Müttefekun Aleyh
[33] Müslim.
[34] Abdullah Yolcu, Allah Yolunda Cihad, Guraba Yayınları El Broşürleri.

28 Aralık 2008 Pazar

Muharrem Ayında Oruç

Muharrem ayının çoğunda ve aşure günü oruç;Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’den; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Alah’ın Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra namazların en faziletlisi gece namazıdır.”[1]
Aişe (radiyallahu anhâ) anlatıyor: "Ramazan (farz olmazdan) önce Aşura orucu tutuluyordu. Ramazanın farziyeti indikten sonra onu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı."[2]
İbnu Abbâs (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine'ye gelince, yahudileri Aşura günü oruç tutar gördü. Onlara: "Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu. "Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrâil'i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu '' dediler. Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emretti.[3]
Diğer bir hadiste; “Aşure gününde oruç tutunuz, bir gün öncesinde veya bir gün sonrasında da oruç tutarak yahudilere muhalefet ediniz.”[4]
Buyrulmuştur. Aşure gününde yapılan bidatler; sürme çekmek, musafaha yapmak, aşure yemeği pişirmek, sevinç gösterisi, gusül, kına yakmak, hüzün günü olarak değerlendirmek, o günü açlık ve susuzluk günü yapmak, ağıt yakmak, zincirlerle dövünmek bütün bunlar aşure günü yapılan çirkin fiillerdir. Ne peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, ne sahabeden, ne de tabiinden bu konuda gelen bir şey yoktur. “Kim aşure gününde ev halkına bolluk gösterirse Allah bütün sene ona bolluk verir” sözü ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına uydurulmuş bir yalandır.[5]
Ankara’da sapık bir takım Rıfai tarikatı mensupları aşure gününe kadar on gün boyunca akşamları toplanır, Kerbelayı yad ederler, siyah elbiseler giyerler, su içmezler, matem ilan ederler. Bu sapıklıkları çıkaranlar, şeytanın adımlarını takip ederken, iyi bir iş yaptıklarını zannederler. Sapmaktan ve saptırılmaktan Allah’a sığınırız.“Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık. De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”(Kehf 102-104)
[1] Müslim(1162)
[2] Buhari(2002) Müslim(1152) Muvatta, 33, Ebu Dâvud(2442, 2443) Tirmizi(753)
[3] Buhari(2004) Müslim(1130) Ebu Dâvud(2444)
[4] Tahavi ve Beyhaki Sahih senetle; İbni Huzeyme(2095)
[5] bkz. Mecmuul Fetava(25/299)

7 Aralık 2008 Pazar

Kurban bayramı üzerine bir kaç not

Bismillahirrahmanirrahim. velhamdulillahi rabbil alemin. vessalatu vesselamu ala Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
1-Bayram tebrikleşmesi hakkında İbn Teymiyye rahimehullah İmam Ahmed'den şöyle rivayet etmiştir: "Bayramlaşmaya ilk ben başlamam. başkasının başlaması daha çok hoşuma gider. çünkü selamı almak vaciptir. bayramlaşmaya ilk başlamak ise ne farz ne de yasaklanan bir sünnettir. kim bunu yaparsa onun için bir örnek, kim de terk ederse onun için bir örnek vardır. Allah daha iyi bilir." (Mecmuu'l-Fetava 24/253)
2- Bayramlarda ziyaret caiz olmakla beraber, sıla-i rahmi bayramlara tahsis etmek, akrabalar, arkadaşlar ve komşuların bayramda ziyaret edilmediği takdirde günaha girildiğine veya sünnetin terk edildiğine inanılması bidattir. Zira - bildiğimiz kadarıyla - dinde; bayramda ziyaretleşerek tebrikleşmeye dair bir teşvik varid olmamış, sahabeler de bayrama mahsus ziyaretleşmeler yapmamışlar, bayram namazında buluşup bayramlaşmışlardır. Ziyaretleşme ve sılayı rahm hakkındaki teşvikler geneldir. Bunların bayramlara tahsis edilmesi için şer'î delil gerekir. Allah en iyi bilendir.
3- Öncekilerin; hristiyanlardaki cadılar bayramına özenerek bayramlarda çocukların şeker toplamaya çıkmalarının müslümanlar arasında sıradan hale gelmesi gibi, son günlerde de hristiyanların noel babalarına özenerek bayram dede bidati uydurulmaktadır. müslümanların dinlerinin selameti için bu çirkinliklerden uzak durması, çocuklarını da sünnet üzere terbiye etmeleri gerekir.
4- Şeyh Muhammed Abdusselam eş-Şukayri, es-Sunen ve'l-Mubtediat'ta (s.115) şöyle der: "Bayram namazından sonra mezarlıkları veya evliya kabirlerini ziyaret de bidattir. Ramazan ve Kurban bayramı geceleri ve gündüzleri ve arafe günü kılınan namazın faziletinden bahseden hadisler uydurulmuş birer yalandan ve atılmış birer iftiradan başka bir şey değildir. sizlere tavsiyem Buhari ve Müslim'den bayram namazı konularını okuyarak bilgi sahibi olmanız ve gerçeği öğrenmenizdir. Sonra bayramlarda çörek, börek, balık vb. etler ve benzerlerine (türkiyede; baklava, dolma vs. adettir) yapılan harcamalarda aşırı gitmek şüphesiz ki haramdır. çünkü Allah "Yiyiniz, içiniz fakat aşırı gitmeyiniz" (Araf 31) buyurmaktadır. ancak israfa kaçılmazsa bunlar mubah olan şeylerdir. zira hadiste: "Teşrik günleri yeme, içme ve Allah'ı zikretme günleridir." buyrulmuştur.
5- Su içerken bile "ya seyda" diyecek kadar sapık, azgın menzil sufilerinin, şiaların ve diğer müşriklerin yaşadığı bir ülkede bulunduğumuzdan, kurban keserken Allah'tan başkasının da adını ilave ederek şirk koşanların kestikleri kurban etlerine dikkat edilmelidir. zira şirk üzerine kesilen bir hayvan murdardır.

Allah salih amelleri bizden ve sizden kabul etsin, bizleri Allahın hükmüyle hükmeden bir islam devletine kavuşturarak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve ashabının sünnetine göre bayramlar yaşamayı nasip etsin.

6 Aralık 2008 Cumartesi

Bayram Namazına Gidiş

Bayram namazına gitmek

Mümin kimse, bayram namazına çıktığı zaman; giderken başka yol­dan gitmeli; dönüşte dahi, bir başka yoldan dönmelidir.
Bu manada, İbn-i Ömer’den (r.a) gelen rivayet şöyledir;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz, bayram namazına çıktığı zaman; gi­derken ayrı yoldan, dönerken de ayrı yoldan dönerdi.
Bu mana, bir başka rivayette ise, şöyle anlatıldı;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz; bir yoldan bayram namazına çıkardı, bir yoldan da dönerdi.
Anlatılan manada, ulema, değişik görüş ileri sürdüler. Çoğunluk şu görüşü ileri sürdü;
- Resulullah (s.a.v) efendimizin böyle etmekten kastı; Müşrikler, Resulullah (s.a.v) efendimizin askerleri hakkında kesin bilgi edinemesinler. Zira toplu bir yerde görürlerse, kesine yakın bir tahmin yapabilir­ler. Yollarını değiştirmekten maksat, müşrikleri şaşırtmaktı.
Bazıları dahi, bu durumu şöyle manalandırdılar;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz, böyle etmekle, kısa yoldan dönüşü murad etmiştir. Sevabı artırmak için, giderken, uzun yolu tercih etmiş olup dönüşte dahi, kısadan dönmüştür.
Bir başka zümre ise, şöyle yorumladı;
- Bir yerden gidildiği zaman, o yer bayram namazına gittiğine şahadet eder. Dönüşte de, bir başka yoldan gelir ise, o yol dahi ken­disine şahadet eder.
Şöyle anlatıldı;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz, kabilelerden birine gitti. Dönüşte, bir kabileden geçerek döndü. Şunun için yapıyordu; Ta ki, onlar ara­sında kereme nail olmak dağılsın. Zira Resulullah (s.a.v) efendimizi gör­mek sırf rahmettir.
Allah-û Teâlâ, bu manada şöyle buyurdu;
- “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (21/107)
Şöyle anlatıldı;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz ve daha başka peygamberlerin, üzerinde gezip durmasından yer iftihar eder.
Bu manadan olarak, Resulullah (s.a.v) efendimiz, her yerden geç­miştir ki; Onlar birbirlerine karşı böbürlenmeyeler.
Denildi ki;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz, namazgaha çıkarken, Yüce Allah’a ulaşmayı murad ediyordu. Gerçek niyeti bu idi.
Bundan sonra; çoluk çocuğa, vatana, çamura, suya bilinen şekli ile dönüşe geçiyordu.
Anlatılan manadan olarak; Yüce Allah’a ulaşmak niyeti ile çık­tığı yoldan dönmeyi niyetine almıyor ve oradan dönmüyordu; başka yola giriyordu.
Şöyle anlatıldı;
- Şayet, Resulullah (s.a.v) efendimiz, dönüşte başka yola girmemiş olsaydı; aynı şekilde yapmak, ümmetine de gerekli olurdu. Bu durum­da da, onlara namazdan sonra, evlerine dönmek zor olurdu.
Bu manadan olarak, ümmetine rahatlık yolunu tuttu. Ta ki onlar; Arzu ettikleri yoldan hanelerine döneler.
Denilmiştir ki;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz, münafıkların ve kâfirlerin hilelerin­den çekiniyordu; onun için de dönüşte yolunu değiştiriyordu.
Denilmiştir ki;
- Resulullah (s.a.v) efendimiz, beraberinde bulunanlara sadaka ve­rirdi. Başka yoldan dönmesinin sebebi; Daha başka kimselere de sa­daka dağıtabilmekti.
Yine denilmiştir ki;- Resulullah (s.a.v) efendimizin böyle etmesi, halkın üzerine kalaba­lık bir şekilde gelmesini önlemekti. Dağınık yoldan gittiklerine göre; Hepsi Resulullah (s.a.v) efendimizin peşine düşüp sıkıntı vermezlerdi.

Şeyh Abdulkadir el-Geylani'den Bayram Manzarası

Bayramın özelliği
- Bayram denince, akla güzel şeyler giymek, tatlı ye­mekler yemek, lezzetlere ve şehvetlere dalmak gelmemelidir.
Asıl bayram taatin makbul olduğunun bilin­mesi; günahların ve hataların bağışlandığının anlaşılması; kötülüklerin iyiliğe çevrilmesi; yüksek derecelere ermenin müjdesini almak; rütbelere, yeni iyiliklere, armağanlara, ikramlara nail olmakla olur.
Bu arada, kalbin iman nuru ile genişlemesini, kalbin yakin kuvveti ve kendisinde zuhur eden bazı alâmetlerle sükûn bulmasıdır.
İlim denizleri dahi, kalpten taşıp dile akmalıdır. Hikmetler, fesahatler, belâgatler ortaya çıkmalıdır.
Şöyle anlatıldı; Bir adam, bayram günü, Hazret-i Ali’nin (r.a) yanına gitti. Gör­dü ki; Hazret-i Ali (r.a) kuru ekmek yiyor!
Hazret-i Ali’ye (r.a) şöyle dedi;
- Bugün bayram olduğu halde, sen kuru ekmek yiyorsun!
Hazret-i Ali (r.a) ona şöyle dedi;
- Bayram o kimse içindir ki; Orucu makbul olmuş, çalışması ye­rinde görülmüş, günahları da bağışlanmıştır.
Bugün bize bayramdır; yarın bize bayramdır, Allah’a asi olmadı­ğımız her gün bize bayramdır.
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca; akıllı olan herkes, dışa bakmayı bırakmalı ve görünüşe takılıp kalmamalıdır.
İnsan bayram gününe tefekkür ve ibret nazarı ile bakmalıdır.
Bayram günü, bir manada, kıyamet gününe benzer.
Bayram gecesi, sultanın kapısından boru sesi işitildiği zaman, kı­yamet günü sura üflenme hatıra gelmelidir.
Bayram gecesi insanlar yatarlar ve bayrama hazırlıklı uyurlar. Bu uyku, iki sur arasındaki uykuyu hatırlatmalıdır.
Bir kimse bayram sabahına çıktığı zaman çevreye bir göz atma­lıdır, insanlar; köşklerinden, evlerinden değişik halleri ve çeşitli giy­sileri içinde çıkarlar. Onların hemen biri, bir süste ve bir başka kılık kıyafettedir.
Onlardan birine bakarsın, sevinçli görürsün.
Bir başkasına bakarsın; kederli görürsün.
Onlardan kimi yaya, kimi bineklidir.
Birine bakarsın ki, zengin; bir başkasına bakarsın ki fakirdir.
Biri ferahlık içindedir; diğeri de, sıkıntı içindedir.
Bütün bunlara baktıktan sonra; kıyamet halkının hallerini düşün­melidir.
Orada taat ehli, mesrurdur; masiyet ehli de kederli ve üzüntülüdür.
Muttakiler binek üzerinde giderler, günahkâr ve müşrikler ise, tö­kezleyerek ve yüzüstü sürünerek giderler. Yahut zorla yürürler.
Nitekim bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
- “Biz o gün, muttakileri süvari olarak Rahman’a doğru yollarız.” (19/87)
Yani; Güzel atlara binmiş olarak.
- “Mücrimleri dahi, sosuz olarak cehenneme sevk ederiz.” (19/86)
O gün; Zahid, arif, varlığını hak varlığı ile değiştiren bedellerden hemen her biri, bir rahatlık, zenginlik içindedirler. Hem de meliklerinin ve sevdikleri Yüce Zat’ın katında.
Üzerlerinde çeşitli giysiler ve takılarla arşın gölgesinde bulunacak­lardır.
Taat ve marifet nurları onların yüzlerinde görünmektedir. Parlar, aydınlık verir.
Önlerinde çeşitli sofralar vardır. O sofralarda çeşitli yemekler, iç­kiler ve meyveler vardır.
Taa kulların hesabı görülünceye kadar böylece kalıp giderler.
Bundan sonra, cennetteki konaklarına giderler. Oradaki konaklarını, Allah-û Teâlâ kendileri için hazırlamıştır.
Orada nefislerin istediği, gözlerin hoşlandığı hemen her şey vardır. Hem de öyle şeylerdir ki; Onları ne bir göz görmüştür; ne kulaklar duymuştur; ne de bir beşer kulun hatırına onların varlığı gelmiştir.
Bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
- “Hiçbir nefis bilemez ki; öbür âlemde göz aydınlatan cinsten kendisine neler hazırlanmıştır?
Bu, onların iyi işlerine bir mükâfattır.” (32/17)
Dünyaya hevesi olanlara gelince, onların hâlini de şöyle anlatabiliriz;
Onlar bir ağlama ve inleme içindedirler. Bir zorluk çemberine gir­mişlerdir.
Dünyaya dalması sebebi ile; Büyük zatların erdiği nimetlere ere­mezler.
Böyle olan bir kimse cennetteki yerini görür; ama üzerindeki haklar yerine gelmedikçe oraya varamaz.
Zira dünya ehlinden hemen her biri; Harama dalmıştır; şüpheli yemekler yemiştir. Rabbin taatında karışık işlere girmiştir.
Kâfirin durumuna gelince, bir ahtan vahtan ibarettir. Zira kendisi için hazırlanan çeşitli azapları, cezaları, düşüklükleri, helâki görmüştür. Cehennemde sonsuzlara kadar kalacağını anlamıştır.
Bayram günü çekilen bayrakları, dikilen sancakları gören bir kimse; kıyamet günü Müslümanlardan sancak sahiplerini hatırlamalıdır. Bunlar için bir nidacı şöyle seslenecek;
- Selâm emri ile, dar-ı selâmda yaratılmışların Rabbini ziyarete gelin. Rahman Zat’a yönelin.
Bayram günü safların tamamlandığını ve halkın tam bir içtima hâline geldiğini gören kimse; Mahlûkatın, Yüce Yaratıcı Allah’ın hu­zurunda divan durmalarını hatırlamalıdır.
O gün, Yüce Hakkın huzurunda iyiler ve kötüler saf saf duracak­lardır. O gün, bütün sırlar meydana çıkacaktır.
Bayram namazı yerinden dağıldıktan sonra, hemen herkes, kendi­sine mahsus bir yere gidecektir. Kimi bir eve, kimi bir mescide, kimi de bir hana kapanacaktır.
Halkın bu dağılış şeklini gören kimse; Kıyamet günü, Melik Mennan Deyyan huzurundan dağılan halkın dağılışını hatırlamalıdır. Onlar, ya cennete gideceklerdir yahut cehennem ateşine.
Nitekim azamet ve ihsan sahibi Yüce Allah bu manada şöyle buyurdu;
- “Kıyamet koptuğu gün, müminler, kâfirler birbirlerinden ayrılırlar.” (30/14)
Bir başka ayet-i kerime ile onların durumu şöyle anlatıldı;
- “Bir kısmı cennete, bir kısmı da cehenneme gideceklerdir.” (42/7)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)
pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" name="obj1" width="468" height="60" /> Cevâmiu'l-Kelim Programı Ücretsiz