Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir. Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Sahihu Muslim no: 867)
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) Tirmizi (3502) Şeyh Elbani "Hasen" demiştir Sahihu't-Tirmizi (2783)

Başlıkları görmek için resme tıklayın

Daru's-Sunne Dersanesi Satışı Yapılan Kitaplar


Darussunne Derneği Satışı Yapılan Arapça Kitaplar
Satışı yapılan diğer kitaplar:
Ehl-i Sünnet'e Göre İman ve Tevhid Akidesi
Sünnet Anlayışı mı, Sünnet'e Yabancılık mı?
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97


Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler

Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 20:00-21:00 arası sorulara cevap programı yapılacaktır.
21:00-22:00 saatleri arasında Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler devam etmektedir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin
darussunne@hotmail.com adresine e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Detaylı bilgiler, ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.

17 Mart 2009 Salı

Bazı Fetvalardan Tercemeler

Fetvalar
Tercüme: Ebu Muaz
Şeyh Muqbil b. Hadi el-Vadii Rahimehullah’ın İki Fetvası
1- Soru: Hüküm yalnız Allahın olmasına rağmen, “Halkın kendi kendini yönetmesi” sözlerinin anlamı nedir? Oylama Allahın şeriatına muhalif olursa tabi olunabilir mi?
Cevap: Halkın kendi kendini yönetmesi demokrasidir ve bu küfürdür. Zira Allah Teala:
“Hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (Kehf 26) buyurmuştur. Demokrasi küfürdür başlıklı sesli kaydımız da vardır.
Oylamaya gelince, bu Müslümanlara karşı taraf olmaktır. Bu dinde pazarlıktır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Bütün cahiliye işleri ayaklarımın altındadır” (Müslim (2137) Bizim de: “Partilerin, Ba’asçıların, Nasırilerin görüşleri ayaklarımızın altındadır” dememiz gerekir. Ama Allah’ın kitabını millet meclisine koymamız halinde Kitap ve sünnete aykırı bir oylama yapıldığında, “Millet meclisinin söylediğini alırız” demek küfürdür. “Öyleyse bu haksız bir paylaşma“ (Necm 22) Allah yardımcımız olsun.
(Mecmuul Fetava’l-Vadii 1/154)
2- Soru: İnsanların bir çoğu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Şeytan arap yarımadasında kendisine ibadet edilmesinden ümit kesmiştir” hadisini delil getirerek Arap yarımadasında şirk olmayacağını söylüyor.
Cevap: Şeytanın ümit kesmesi hüccet değildir. O namaz kılanların ibadetinden ümit kesmiş ve namaz kılmayanlara çıkmıştır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Devs kabilesinin kadınlarının kıçları Zu’l-Halasa putu için sallanmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhari (6583) Müslim (5173)
İşte Arap yarımadasında Allah’tan başkasına dua edenler! İşte Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmedenler! Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmek şirktir. İşte Allah’tan başkasına itikad besleyenler!
Bu sadece şeytanın bir zannıdır ve o zannında hata etmiştir. Şirk günümüzde de kol gezmektedir. Mesela Müslümanların yöneticilerinin hükümde bulunduğu meclisler buna bir örnektir. Bu şekilde muhakeme şirk ve küfürdür. Birleşmiş Milletlerin hükümleri şirk ve küfürdür.: “Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır?“ (Şura 21)
İşte Irak tagutu Saddam! İşte Kaddafi! Savtu’l-Ummal ve el-Mesar gazeteleri: “el-Vadii Müslümanları tekfir ediyor” diyorlar! Bilakis ben ehl-i sünnetim ey gafiller! Müslümanları değil, kafirleri tekfir ediyorum! Allah’ın kendilerine vacip kıldıklarını yerine getirerek namaz kılanlara gelince, ben onları tekfir etmiyorum. Size meydan okuyorum: bir müslümanı tekfir ettiğimi ispatlayın!
Bu gazeteleri rezil ederek onların partici olduklarını Müslümanlara bildiren Allah’a hamd olsun. Onların partici olduklarını söylediğimizde hakkımızda: “Siz çok sertsiniz, siz şöylesiniz, siz böylesiniz…” diyorlardı. Bizim bu gazetelerin partici olduğunu yazmaktaki amacımız; Müslümanlara onların partici olduklarını ve küfre hizmet ettiklerini bildirmekti.
Bu zamanda tagutlar çoktur. Millet meclisi taguttur, ülkemizdeki partici bakanlar taguttur. Ey Cezayirli’ler! Şazeli b. Cedid taguttur. Fransa Şazeli b. Cedid’e öfkelenmiş ve ülkesine girmekle tehdit etmiştir. Bu, Şazeli b. Cedid’in Fransa için çalıştığını ve onlara vekalet ettiğini gösterir.
Mecmuu’l-Fetava’l-Vadii (1/139-140)
Şeyh Bin Baz’ın Fetvalarından:
Peygamberler ve Salihler Hakkında Aşırılık Yaptığı Bilinen Kimsenin Arkasında Namaz Kılmanın Hükmü
Hamd Allah içindir. Allah rasulüne, ehli beytine ve ashabına salat ve selam olsun. Bundan sonra
Yemen’deki Suudi öğretim heyeti üyeleri h.1395 yılında bana zeydiyye mensuplarının arkasında namaz kılmanın hükmünü sordular. Ben de 3.9.1395 hicri tarihinde “onların arkasında namaz kılınmaz” şeklinde cevap vermiştim. Zira onlarda bulunan genel durum; ehli beyt hakkında aşırılık, dualarında onlardan yardım isteme, onlar için adak adama ve buna benzer şeylerdir. Buna binaen pek çok yoldan bana ulaştığına göre Zeydîler ehli beyt hakkında, onlara seslenerek yardım isteme gibi şirk türleriyle aşırı gittiklerinden benden bu şekilde bir cevap sadır olmuştu. Sonra bana bu günlerde yani h.1396 yılı Şaban ayında ulaştı ki, Yemen’deki ilim ehlinden bu fetvamı garip bulan birçok kimse ve Medine’deki Camiatu’l-İslamiye’den ilmine ve dinine güvenilenlerden olup, bu fetvamı garip bulan bir cemaat şöyle dediler: “Bizim bildiğimize göre Zeydiyye alimlerinde galip olan durumda ehli beyt hakkında aşırılık yoktur. Bu aşırılığa düşenler ise bazı Zeydiyye mensuplarından ilmi ve basireti olmayan, tevhidin hakikatini ve şirkin hakikatini bilmeyen avam olanlarıdır.” Böylece Zeydiyye alimlerinin ehli beyt hakkında aşırı gidenlere ve şirke karşı çıktıklarını bildiklerini, bazılarının veya avamından bazısının şirke düşmesiyle genelinin töhmet altında bırakılmasının caiz olmayacağını zikrettiler. Bu yüzden bu fetvanın tekrar düşünülmesi gerekir. Vacip olan hakkı almaktır. Hak, müminin yitiği olup nerede bulursa alması gerekir. Diyorum ki:
Şüphesiz zikri geçen bu fetva, içinde bulunan genelleme ve mutlaklaştırmaya nisbetle dönüş yaptığım bir fetvadır. Zira amaç hakkı almak ve ona davet etmektir. Bir Müslüman’ı tekfir etmekten veya şer’i bir delil olmadan bir Müslüman’ın arkasında namaz kılmaya engel olmaktan Allaha sığırım. Her insanın suçundan dolayı sorumlu tutulması ve sözlerinden ve amellerinden zahir olanları ile ona hükmedilmesi vaciptir. Ehli beyt hakkında veya bir başkası hakkında aşırılığı olduğu bilinen her imamın, ister zeydî olsun ister başkalarından olsun, Yemen’li veya başka bir yerden olsun fark etmez, onun arkasında namaz kılınmaz. Böyle bir hali bilinmeyen zeydiyye mensubu veya Müslümanlardan bir başkasının arkasında namaz kılınır. Müslüman’ın arkasında namaz kılınmasına engel olmayı gerektiren hallerden selamette olması asıldır. Aynı şekilde şirk işlediğine veya bunu caiz gördüğüne dair açık bir durum, adil bir delil bulunmadıkça müslümana şirk ile hükmetmekten selamette bulunması asıldır. İtikad ettiğim ve şuan Yemen’de ve başka yerlerde bulunan kardeşlerim için ilan ettiğim işte budur. Hakkın müminin yitiği olduğu ve nerede bulursa alması gerektiği daha önce geçmişti. Bilinmektedir ki, ismet Allah’a aittir ve Allah Azze ve Celle’den bildirdiklerinde rasulüne aittir. Her müftü, her alim ve her ilim talibi bazı hatalara veya bazı genellemeye düşmüştür. Hakkın apaçık ortaya çıkıp zuhur etmesinden sonra da ona dönüş yapmak, şeref ve fazilettir. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem’in zamanından bu güne kadar ilim ehlinin tuttuğu yol da budur. Nitekim ilim ehli böyle bir davranışı övmüşler, bu övülmüş yolu tutanlara teşekkür etmişlerdir. Bütün durumlarda bize ve başkalarına vacip olan hakka dönüş yapıp onu almaktır. Allah Azze ve Celle’den bizi razı olduğu şeylere muvaffak kılmasını, bizi, Yemen’deki ve başka yerlerdeki kardeşlerimizi söz ve amelde hakka isabetle nimetlendirmesini dileriz. Muhakkak ki Allah Subhanehu ve Teala hakkıyla işitendir, yakındır. Allah peygamberimiz Muhammed’e, ehli beytine ve ashabına salat ve selam etsin.
Bu cevabın yazılış tarihi: 24/9/1396 h. Cüz no: 4 sayfa no: 313
Beyşe’den A.İ.B. sorusunda şöyle diyor: “Bazı insanların şaşırtıcı bir söz işittiklerinde veya garip bir şey gördüklerinde “Ya Vechallah (ey Allah’ın yüzü)” dediklerini işitiyorum. Böyle söylemenin hükmü nedir? Allah size hayırlı karşılıklar versin. (Bu soru, Mecelletu’l-Arabiye dergisi tarafından kendisine sorulan sorulardandır. Bu soruyu Hicri 19.4.1419 tarihinde cevaplamıştır.)
Bütün ilim ehline göre; Müslümanlardan hiç biri için “Ya vechalllah (ey Allah’ın yüzü) ya ilmallah (ey Allah’ın ilmi) ya rahmetallah (ey Allah’ın rahmeti)” veya buna benzer şekilde Allah’ın sıfatlarıyla seslenerek dua etmesi caiz değildir. Vacip olan ancak Allah Subhanehu’nun güzel isimleriyle dua etmektir. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Allah'ın güzel isimleri vardır; O'na bu isimlerle duâ edin.” (A’raf suresi 180. Ayet)
Ya Allah, Ya Rahman, Ya Rahim ve buna benzer isimlerle dua edilir. Allah Azze ve Celle’nin sıfatlarıyla tevessül ederek: “Allah’ım! Senden istiyorum muhakkak sen Azimsin. Veya; Yüce kudretinle senden istiyorum yahut; hilmin ile senden istiyorum ve buna benzer şekilde dua etmek müstehaptır. Tevfikin sahibi Allah’tır.
28. cilt 403. sayfa
Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’in kabir azabı hakkındaki akidesi nedir? Azap sadece ruha mıdır yoksa ruh ile birlikte cesede midir?
Kabir azabına ve nimetlerine iman etmek Ehli sünnet vel-cemaatin akidesindendir. Ölü ya nimet yahut azap görür. Ehli Sünnet ve’l-Cemaat buna iman eder. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu haber vererek: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut ateş çukurlarından bir çukurdur” buyurmuştur. Müslüman’ın buna iman etmesi gerekir. Allah Azze ve Celle peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem’i kabrinde azap gören iki şahsın duruma muttali kılmış, birinin laf taşıdığını diğerinin de idrar sıçrantılarından sakınmadığını haber vermiştir.
Ehli sünnet vel-Cemaat kabir azabı ve nimetlerinin ruh ile birlikte cesede olduğuna, bunun hak olduğuna iman ederler. Lakin ruhun nasibi daha fazladır. Allah Azze ve Celle Firavun ailesi hakkında şöyle buyurmuştur: “Onlar, sabah akşam ateşe sunulmaktadırlar.” (Gafir (Mumin) suresi 46. Ayet) Aynı şekilde Salih mevta da kabrinde nimet görür. Salih olmayanlar kabrinde azaba uğrar. Diriliş ve ruhların neşrinden sonra kıyamet gününün azabı daha şiddetli, nimetleri ise daha büyüktür.
28. cilt 66, 67. sayfa

0 yorum:

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)
pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" name="obj1" width="468" height="60" /> Cevâmiu'l-Kelim Programı Ücretsiz