Güneşin Hareketli, Dünyanın İse Sabit Oluşunun Delilleri
Abdulaziz b. Baz
aşağıdaki linkten indirebilirsiniz:
http://www.4shared.com/file/87582930/a9f0ddfb/gunes_ve_ayin_hareketi.html
Daru's-Sunne Dersanesi Satışı Yapılan Kitaplar
Ey İnsanlar Seti: 50 Tl.
Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97
* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...
! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.
Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler
Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.
Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97
* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...
! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.
Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler
Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.
28 Ocak 2009 Çarşamba
8 Ocak 2009 Perşembe
İslamdan Uzaklaşma ve İhtilafın Nedenleri
İslam'dan Uzaklaşma ve İhtilafın NedenleriTe'lif: Serkan KÖYLÜ
Satış Fiyatı: 5 YTL
Bu Kitabın Satışından Elde Edilen Tüm Gelir Gazze'de Zulme Uğrayan Müslümanlara Bağışlanacaktır
sipariş için: ebumuaz7@gmail.com adresine e-mail atabilir veya http://www.rahmet.org/ sitesinden bilgi alabilirsiniz.
5 Ocak 2009 Pazartesi
Musa aleyhisselam ile Firavun Kıssası
MUSA -ALEYHİSSELÂM- İLE FİRAVUN KISSASI
Musa -aleyhisselâm- ile kendisine îmân edenler, yola çıktıkları zaman Firavun ve askerleri, onları takip etmeye başladılar. İki topluluk birbirini görünce, Musa -aleyhisselâm- ile kendisine îmân edenler denize doğru, Firavun ve askerleri de onlara doğru ilerlediler. Musa -aleyhisselâm-'a îmân edenler: İşte yakalandık! dediler. Musa-aleyhisselâm- onlara: Asla! (Durum, sizin belirttiğiniz gibi değildir. Onlar bizi yakalayamazlar.) Şüphesiz ki Rabbim (yardımıyla) benimle beraberdir. O bana, (benim ve sizin kurtuluşunuz için) yol gösterecektir. Allah Teâlâ, Musa -aleyhisselâm-'a: 'Asân ile denize vur!' diye vahyetti. (Musa -aleyhisselâm- asâsı ile denize vurunca, deniz) derhal yarıldı ve İsrailoğulları topluluğu sayısınca denizde on iki yol açıldı. Musa -aleyhisselâm- ile kendisine îmân edenler, açılan yollara girip diğer taraftan çıktılar. Firavun ve askerleri de denizde açılan bu yollara girip onları takip etmeye başladılar. Allah Teâlâ denize emredince deniz onların üzerine kapandı. Böylelikle bedenleri denizde boğulmaya, ruhları da sabah-akşam cehennemde ateşle azap görmeye maruz kaldı.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Onlar (Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah akşam ateşe sunulurlar:[1] Kıyâmetin kopacağı gün de (yaptıkları kötü amellerine karşılık olarak) Firavun âilesini en şiddetli azaba sokun!"[2]
Firavun ve askerleri, günah ve mâsiyetlerinin akibeti sebebiyle, alanlar için bir ibret ve ders olmuştur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik.Firavun ve askerleri, zulmetmek ve düşmanlık etmek için onları takip ettiler.Nihâyet onu boğulma çepeçevre kuşatınca, (Firavun): Gerçekten, İsrâiloğullarının îmân ettiği ilâhtan başka bir ilâhın olmadığına ben de îmân ettim. Ben de müslümanlardanım, dedi "[3]
Bunun üzerine Allah Teâlâ Firavun'a şöyle seslendi:
"(Ey Firavun!Ölüm sana gelip çattıktan sonra Allah'ın ibâdete lâyık yegâne ilâh olduğuna) şimdi mi îmân ettin. Oysa (ölüm gelmeden önce) sen, Allah'a karşı gelmiş ve (O'nun yolundan yüz çeviren) bozgunculardan olmuştun. (Dolayısıyla can çekiştiğin ve ölümü gördüğün anda tevbe etmen sana hiçbir fayda vermez).Bugün, (helâk olmanı yalanlayanın sana bakması için) senden sonra gelecek olanlara ibret olman için seni bedeninle yüksek bir yere koyacağız. Şüphesiz ki insanların bir çoğu, âyetlerimizden habersizdirler (âyetlerimizi ne düşünürler, ne de onlardan ibret alırlar)."[4]
Firavun:
"(Firavun:) Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi."[5]
ve:
"Ey ileri gelenler! Ben, sizin için benden başka (ibâdeti hak eden) bir ilâh bilmiyorum/tanımıyorum."[6]
Deyip durduktan sonra, insanlar onun ölümünün gerçek olduğundan emîn olabilmeleri için deniz onu ölü olarak dışarı attı. İşte zulmün ve haddi aşmanın akibeti, böyle olur.
Âhiret azabı ise daha çetin ve daha kalıcıdır.
Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, kendisine Âşûrâ günü orucu hakkında sorulduğunda o şöyle demiştir:
(( مَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ rيَتَحَرَّى صِيَامَ يَوْمٍ فَضَّلَهُ عَلَى غَيْرِهِ إِلاَّ هَذَا الْيَوْمَ يَوْمَ عَاشُورَاءَ وَهَذَا الشَّهْرَ يَعْنِي شَهْرَ رَمَضَانَ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i, bu Âşûrâ günü orucu ile bu Ramazan orucunun dışında, üstün tuttuğu başka bir günün orucunun fazîletini ararken görmedim."[7]
Âşûrâ gününün büyük bir fazîleti ve geçmişten gelen bir kudsiyeti vardır. Âşûrâ günü orucunun fazîleti, peygamberler -Allah'ın salât ve selâmı onların üzerine olsun- arasında bilinmekteydi.
Nitekim Nuh ve Musa -Allah'ın salât ve selâmı, her ikisinin üzerine olsun- bu günde oruç tutmuşlardı.
Yine Ehl-i kitap da bu günde oruç tutmuştur. Aynı şekilde Kureyş kabilesi de câhiliye döneminde bu günde oruç tutardı.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Âşûrâ orucu konusunda dört hali vardı:
1. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'de iken bu orucu tutar, ancak insanlara tutmalarını emretmezdi.
Nitekim Âişe -Allah ondan râzı olsun- bu konuda şöyle der:
(( كَانَ يَوْمُ عَاشُورَاءَ تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَكَانَ النَّبِيُّ r يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ، وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ رَمَضَانُ الْفَرِيضَةَ، وَتُرِكَ عَاشُورَاءُ، فَكَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لَمْ يَصُمْهُ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Kureyş, câhiliye döneminde Âşûrâ günü oruç tutardı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu orucu tutardı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiğinde bu orucu tutmayı emretti.Ramazan orucu farz kılınınca, Ramazan orucu farz olarak kaldı, Âşûrâ orucu ise (tutulması emri) terkedildi. Dileyen onu tutar, dileyen de tutmazdı."[8]
2. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiği zaman Ehl-i kitabın bu günde oruç tuttuklarını ve bu güne tâzim gösterdiklerini gördü. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda emrolunmadıkça Ehl-i kitap ile mutabık kalmaktan hoşlanırdı. Bu sebeple kendisi bu günde oruç tutmuş, insanlara da bu günde oruç tutmalarını emretmiş ve onları bu konuda teşvik etmiştir. Hatta sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, çocuklarına bile bu günde oruç tuttururlardı.
Nitekim Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunan hadiste o şöyle der:
(( أَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ r غَدَاةَ عَاشُورَاءَ إِلَى قُرَى الْأَنْصَارِ الَّتِي حَوْلَ الْمَدِينَةِ مَنْ كَانَ أَصْبَحَ صَائِمًا فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، وَمَنْ كَانَ أَصْبَحَ مُفْطِرًا فَلْيُتِمَّ بَقِيَّةَ يَوْمِهِ، فَكُنَّا بَعْدَ ذَلِكَ نَصُومُهُ وَنُصَوِّمُ صِبْيَانَنَا الصِّغَارَ مِنْهُمْ إِنْ شَاءَ اللَّهُ، وَنَذْهَبُ إِلَى الْمَسْجِدِ فَنَجْعَلُ لَهُمْ اللُّعْبَةَ مِنْ الْعِهْنِ،فَإِذَا بَكَى أَحَدُهُمْ عَلَى الطَّعَامِ أَعْطَيْنَاهَا إِيَّاهُ عِنْدَ الْإِفْطَارِ ))[ رواه البخاري ومسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü sabahı Medine'nin çevresindeki Ensâr'ın köylerine elçiler yollar (ve onlara şöyle söylemelerini emrederdi): Kim bugün oruçlu halde sabahladıysa, orucunu tamamlasın.Kim de bugün yemiş veya içmişse, günün geri kalan kısmını oruçlu olarak tamamlasın.Bu emirden sonra bizler de bugünde oruç tutar, çocuklarımızdan küçük olanlara Allah'ın izniyle oruç tuttururduk.Onları alıp mescide götürür ve onlara yünden oyuncak yapardık.Çocuklardan birisi yemek için ağladığı zaman, iftara kadar oyalanması için o oyuncağı kendisine verirdik."[9]
3. Ramazan orucu farz kılınınca, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sahâbeye Âşûrâ orucunu tutmalarını emretmeyi ve bunun üzerinde durmayı bıraktı. Nitekim bu konuda Âişe'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadis daha önce geçmişti. İslâm âlimlerinin çoğunluğu, Âşûrâ orucunun müstehap olduğunda emin değillerdir.
4. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hayatının sonunda, Âşûrâ orucunu sadece onuncu günde tutmamaya, hatta orucunda Ehl-i kitaba aykırı hareket etmek için bu güne başka bir gün eklemeye karar vermiştir.
Nitekim İbn-i Abbas'tan -Allah ondan ve babasindan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, o şöyle der:
((حِينَ صَامَ رَسُولُ اللَّهِ rيَوْمَ عَاشُورَاءَ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ،قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّهُ يَوْمٌ تُعَظِّمُهُ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ r : فَإِذَا كَانَ الْعَامُ الْمُقْبِلُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ صُمْنَا الْيَوْمَ التَّاسِعَ. قَالَ: فَلَمْ يَأْتِ الْعَامُ الْمُقْبِلُ حَتَّى تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ r)) [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü oruç tuttuğu ve ashâbına da bu günde oruç tutmalarını emrettiğinde, onlar şöyle dediler: Ey Allah'ın elçisi! Âşûrâ günü, yahûdi ve hıristiyanların yücelttiği bir gündür, dediler.Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: O halde gelecek yıl olursa, inşaallah (onuncu gün ile birlikte) dokuzuncu günü de tutarız.İbn-i Abbas der ki: Gelecek yıl gelmeden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefât etti."[10]
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- de bu konuda şöyle der:
"Âşûrâ orucunun dereceleri üç şekildedir:
1. En mükemmeli: 9, 10 ve 11. günlerin tutulmasıdır.
2. 9 ve 10. günlerin tutulmasıdır.Hadislerin çoğu da buna delâlet etmektedir.
3. Sadece 10 gün oruç tutulmasıdır.
İbn-i Abbas gibi ilk müslümanlardan bir topluluk, Âşûrâ orucunu yolculuk halinde de tutarlardı. Nitekim bu konuda şöyle demişlerdir: Ramazan orucundan yolculukta tutulmayan günler sayısınca, Ramazan dışında yılın başka günlerinde kaza edilebilir. Fakat Âşûrâ orucu kaza edilemez.
Âşûrâ orucu hakkında rivâyet edilen en ilginç şey ise, vahşi hayvanlar, sürüngenler ve karıncalar bugünde oruç tutarlardı. Bu orucun fazîletlerinden birisi de bugün, Allah Teâlâ'nın bir topluluğu bağışladığı, başka bir topluluğu da bağışlayacağı bir gündür.
Nitekim aşağıdaki hadis bu konuda delildir:
(( عَنْ عَلِيٍّ قَالَ: سَأَلَهُ رَجُلٌ فَقَالَ: أَيُّ شَهْرٍ تَأْمُرُنِي أَنْ أَصُومَ بَعْدَ شَهْرِ رَمَضَانَ؟ قَالَ لَهُ: مَا سَمِعْتُ أَحَدًا يَسْأَلُ عَنْ هَذَا إِلاَّ رَجُلاً سَمِعْتُهُ يَسْأَلُ رَسُولَ r وَأَنَا قَاعِدٌ عِنْدَهُ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَيُّ شَهْرٍ تَأْمُرُنِي أَنْ أَصُومَ بَعْدَ شَهْرِ رَمَضَانَ؟ قَالَ: إِنْ كُنْتَ صَائِمًا بَعْدَ شَهْرِ رَمَضَانَ، فَصُمْ الْمُحَرَّمَ؛ فَإِنَّهُ شَهْرُ اللَّهِ فِيهِ يَوْمٌ تَابَ فِيهِ عَلَى قَوْمٍ، وَيَتُوبُ فِيهِ عَلَى قَوْمٍ آخَرِينَ )) [ رواه الترمذي ]
"Ali b. Ebî Tâlib'den-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle der: Bir adam kendisine: 'Ramazan ayından sonra hangi ayda oruç tutmamı emredersin? diye sordu. Ali-Allah ondan râzı olsun- ona dedi ki: 'Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında otururken bir adamdan başka hiç kimsenin bu konuda sorduğunu işitmedim. Adam: 'Ey Allah'ın elçisi! 'Ramazan ayından sonra hangi ayda oruç tutmamı emredersin?' diye sordu.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: 'Ramazan ayından sonra oruç tutmak istersen, Muharrem ayında oruç tut.Çünkü Muharrem ayı, Allah'ın ayıdır.Bu ayda öyle bir gün vardır ki Allah o günde bir topluluğu bağışlamış, yine o ayda başka bir topluluğu bağışlayacaktır."[11]
[1] Bu âyet, kabir azabının delillerinden birisidir. Ehl-i sünnet ve cemaat'in ittifakıyla kabir azabı hem ruh, hem de bedene olur. (Tahâviye Akîdesi Şerhi, s: 385)
[2] Ğâfir (Mü'min) Sûresi:46
[3] Yunus Sûresi:90
[4] Yunus Sûresi:91-92
[5] Nâziât Sûresi: 24
[6] Kasas Sûresi: 38
[7] Buhârî ve Müslim
[8] Buhârî ve Müslim
[9] Buhârî ve Müslim
[10] Müslim
[11] Tirmizî
Daha geniş bilgi için: İbn-i Receb'in: "Letâifu-l-Meârif" (s:45-53) adlı eseri ile İbn-i Kayyim'in "Zâdu'-l-Meâd" (c:1, s:349) adlı eserine bakınız.
Musa -aleyhisselâm- ile kendisine îmân edenler, yola çıktıkları zaman Firavun ve askerleri, onları takip etmeye başladılar. İki topluluk birbirini görünce, Musa -aleyhisselâm- ile kendisine îmân edenler denize doğru, Firavun ve askerleri de onlara doğru ilerlediler. Musa -aleyhisselâm-'a îmân edenler: İşte yakalandık! dediler. Musa-aleyhisselâm- onlara: Asla! (Durum, sizin belirttiğiniz gibi değildir. Onlar bizi yakalayamazlar.) Şüphesiz ki Rabbim (yardımıyla) benimle beraberdir. O bana, (benim ve sizin kurtuluşunuz için) yol gösterecektir. Allah Teâlâ, Musa -aleyhisselâm-'a: 'Asân ile denize vur!' diye vahyetti. (Musa -aleyhisselâm- asâsı ile denize vurunca, deniz) derhal yarıldı ve İsrailoğulları topluluğu sayısınca denizde on iki yol açıldı. Musa -aleyhisselâm- ile kendisine îmân edenler, açılan yollara girip diğer taraftan çıktılar. Firavun ve askerleri de denizde açılan bu yollara girip onları takip etmeye başladılar. Allah Teâlâ denize emredince deniz onların üzerine kapandı. Böylelikle bedenleri denizde boğulmaya, ruhları da sabah-akşam cehennemde ateşle azap görmeye maruz kaldı.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Onlar (Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah akşam ateşe sunulurlar:[1] Kıyâmetin kopacağı gün de (yaptıkları kötü amellerine karşılık olarak) Firavun âilesini en şiddetli azaba sokun!"[2]
Firavun ve askerleri, günah ve mâsiyetlerinin akibeti sebebiyle, alanlar için bir ibret ve ders olmuştur.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik.Firavun ve askerleri, zulmetmek ve düşmanlık etmek için onları takip ettiler.Nihâyet onu boğulma çepeçevre kuşatınca, (Firavun): Gerçekten, İsrâiloğullarının îmân ettiği ilâhtan başka bir ilâhın olmadığına ben de îmân ettim. Ben de müslümanlardanım, dedi "[3]
Bunun üzerine Allah Teâlâ Firavun'a şöyle seslendi:
"(Ey Firavun!Ölüm sana gelip çattıktan sonra Allah'ın ibâdete lâyık yegâne ilâh olduğuna) şimdi mi îmân ettin. Oysa (ölüm gelmeden önce) sen, Allah'a karşı gelmiş ve (O'nun yolundan yüz çeviren) bozgunculardan olmuştun. (Dolayısıyla can çekiştiğin ve ölümü gördüğün anda tevbe etmen sana hiçbir fayda vermez).Bugün, (helâk olmanı yalanlayanın sana bakması için) senden sonra gelecek olanlara ibret olman için seni bedeninle yüksek bir yere koyacağız. Şüphesiz ki insanların bir çoğu, âyetlerimizden habersizdirler (âyetlerimizi ne düşünürler, ne de onlardan ibret alırlar)."[4]
Firavun:
"(Firavun:) Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi."[5]
ve:
"Ey ileri gelenler! Ben, sizin için benden başka (ibâdeti hak eden) bir ilâh bilmiyorum/tanımıyorum."[6]
Deyip durduktan sonra, insanlar onun ölümünün gerçek olduğundan emîn olabilmeleri için deniz onu ölü olarak dışarı attı. İşte zulmün ve haddi aşmanın akibeti, böyle olur.
Âhiret azabı ise daha çetin ve daha kalıcıdır.
Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, kendisine Âşûrâ günü orucu hakkında sorulduğunda o şöyle demiştir:
(( مَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ rيَتَحَرَّى صِيَامَ يَوْمٍ فَضَّلَهُ عَلَى غَيْرِهِ إِلاَّ هَذَا الْيَوْمَ يَوْمَ عَاشُورَاءَ وَهَذَا الشَّهْرَ يَعْنِي شَهْرَ رَمَضَانَ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i, bu Âşûrâ günü orucu ile bu Ramazan orucunun dışında, üstün tuttuğu başka bir günün orucunun fazîletini ararken görmedim."[7]
Âşûrâ gününün büyük bir fazîleti ve geçmişten gelen bir kudsiyeti vardır. Âşûrâ günü orucunun fazîleti, peygamberler -Allah'ın salât ve selâmı onların üzerine olsun- arasında bilinmekteydi.
Nitekim Nuh ve Musa -Allah'ın salât ve selâmı, her ikisinin üzerine olsun- bu günde oruç tutmuşlardı.
Yine Ehl-i kitap da bu günde oruç tutmuştur. Aynı şekilde Kureyş kabilesi de câhiliye döneminde bu günde oruç tutardı.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Âşûrâ orucu konusunda dört hali vardı:
1. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'de iken bu orucu tutar, ancak insanlara tutmalarını emretmezdi.
Nitekim Âişe -Allah ondan râzı olsun- bu konuda şöyle der:
(( كَانَ يَوْمُ عَاشُورَاءَ تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَكَانَ النَّبِيُّ r يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ، وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ رَمَضَانُ الْفَرِيضَةَ، وَتُرِكَ عَاشُورَاءُ، فَكَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لَمْ يَصُمْهُ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Kureyş, câhiliye döneminde Âşûrâ günü oruç tutardı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu orucu tutardı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiğinde bu orucu tutmayı emretti.Ramazan orucu farz kılınınca, Ramazan orucu farz olarak kaldı, Âşûrâ orucu ise (tutulması emri) terkedildi. Dileyen onu tutar, dileyen de tutmazdı."[8]
2. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiği zaman Ehl-i kitabın bu günde oruç tuttuklarını ve bu güne tâzim gösterdiklerini gördü. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda emrolunmadıkça Ehl-i kitap ile mutabık kalmaktan hoşlanırdı. Bu sebeple kendisi bu günde oruç tutmuş, insanlara da bu günde oruç tutmalarını emretmiş ve onları bu konuda teşvik etmiştir. Hatta sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, çocuklarına bile bu günde oruç tuttururlardı.
Nitekim Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunan hadiste o şöyle der:
(( أَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ r غَدَاةَ عَاشُورَاءَ إِلَى قُرَى الْأَنْصَارِ الَّتِي حَوْلَ الْمَدِينَةِ مَنْ كَانَ أَصْبَحَ صَائِمًا فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، وَمَنْ كَانَ أَصْبَحَ مُفْطِرًا فَلْيُتِمَّ بَقِيَّةَ يَوْمِهِ، فَكُنَّا بَعْدَ ذَلِكَ نَصُومُهُ وَنُصَوِّمُ صِبْيَانَنَا الصِّغَارَ مِنْهُمْ إِنْ شَاءَ اللَّهُ، وَنَذْهَبُ إِلَى الْمَسْجِدِ فَنَجْعَلُ لَهُمْ اللُّعْبَةَ مِنْ الْعِهْنِ،فَإِذَا بَكَى أَحَدُهُمْ عَلَى الطَّعَامِ أَعْطَيْنَاهَا إِيَّاهُ عِنْدَ الْإِفْطَارِ ))[ رواه البخاري ومسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü sabahı Medine'nin çevresindeki Ensâr'ın köylerine elçiler yollar (ve onlara şöyle söylemelerini emrederdi): Kim bugün oruçlu halde sabahladıysa, orucunu tamamlasın.Kim de bugün yemiş veya içmişse, günün geri kalan kısmını oruçlu olarak tamamlasın.Bu emirden sonra bizler de bugünde oruç tutar, çocuklarımızdan küçük olanlara Allah'ın izniyle oruç tuttururduk.Onları alıp mescide götürür ve onlara yünden oyuncak yapardık.Çocuklardan birisi yemek için ağladığı zaman, iftara kadar oyalanması için o oyuncağı kendisine verirdik."[9]
3. Ramazan orucu farz kılınınca, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sahâbeye Âşûrâ orucunu tutmalarını emretmeyi ve bunun üzerinde durmayı bıraktı. Nitekim bu konuda Âişe'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadis daha önce geçmişti. İslâm âlimlerinin çoğunluğu, Âşûrâ orucunun müstehap olduğunda emin değillerdir.
4. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hayatının sonunda, Âşûrâ orucunu sadece onuncu günde tutmamaya, hatta orucunda Ehl-i kitaba aykırı hareket etmek için bu güne başka bir gün eklemeye karar vermiştir.
Nitekim İbn-i Abbas'tan -Allah ondan ve babasindan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, o şöyle der:
((حِينَ صَامَ رَسُولُ اللَّهِ rيَوْمَ عَاشُورَاءَ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ،قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّهُ يَوْمٌ تُعَظِّمُهُ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ r : فَإِذَا كَانَ الْعَامُ الْمُقْبِلُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ صُمْنَا الْيَوْمَ التَّاسِعَ. قَالَ: فَلَمْ يَأْتِ الْعَامُ الْمُقْبِلُ حَتَّى تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ r)) [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü oruç tuttuğu ve ashâbına da bu günde oruç tutmalarını emrettiğinde, onlar şöyle dediler: Ey Allah'ın elçisi! Âşûrâ günü, yahûdi ve hıristiyanların yücelttiği bir gündür, dediler.Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: O halde gelecek yıl olursa, inşaallah (onuncu gün ile birlikte) dokuzuncu günü de tutarız.İbn-i Abbas der ki: Gelecek yıl gelmeden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefât etti."[10]
İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- de bu konuda şöyle der:
"Âşûrâ orucunun dereceleri üç şekildedir:
1. En mükemmeli: 9, 10 ve 11. günlerin tutulmasıdır.
2. 9 ve 10. günlerin tutulmasıdır.Hadislerin çoğu da buna delâlet etmektedir.
3. Sadece 10 gün oruç tutulmasıdır.
İbn-i Abbas gibi ilk müslümanlardan bir topluluk, Âşûrâ orucunu yolculuk halinde de tutarlardı. Nitekim bu konuda şöyle demişlerdir: Ramazan orucundan yolculukta tutulmayan günler sayısınca, Ramazan dışında yılın başka günlerinde kaza edilebilir. Fakat Âşûrâ orucu kaza edilemez.
Âşûrâ orucu hakkında rivâyet edilen en ilginç şey ise, vahşi hayvanlar, sürüngenler ve karıncalar bugünde oruç tutarlardı. Bu orucun fazîletlerinden birisi de bugün, Allah Teâlâ'nın bir topluluğu bağışladığı, başka bir topluluğu da bağışlayacağı bir gündür.
Nitekim aşağıdaki hadis bu konuda delildir:
(( عَنْ عَلِيٍّ قَالَ: سَأَلَهُ رَجُلٌ فَقَالَ: أَيُّ شَهْرٍ تَأْمُرُنِي أَنْ أَصُومَ بَعْدَ شَهْرِ رَمَضَانَ؟ قَالَ لَهُ: مَا سَمِعْتُ أَحَدًا يَسْأَلُ عَنْ هَذَا إِلاَّ رَجُلاً سَمِعْتُهُ يَسْأَلُ رَسُولَ r وَأَنَا قَاعِدٌ عِنْدَهُ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَيُّ شَهْرٍ تَأْمُرُنِي أَنْ أَصُومَ بَعْدَ شَهْرِ رَمَضَانَ؟ قَالَ: إِنْ كُنْتَ صَائِمًا بَعْدَ شَهْرِ رَمَضَانَ، فَصُمْ الْمُحَرَّمَ؛ فَإِنَّهُ شَهْرُ اللَّهِ فِيهِ يَوْمٌ تَابَ فِيهِ عَلَى قَوْمٍ، وَيَتُوبُ فِيهِ عَلَى قَوْمٍ آخَرِينَ )) [ رواه الترمذي ]
"Ali b. Ebî Tâlib'den-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle der: Bir adam kendisine: 'Ramazan ayından sonra hangi ayda oruç tutmamı emredersin? diye sordu. Ali-Allah ondan râzı olsun- ona dedi ki: 'Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında otururken bir adamdan başka hiç kimsenin bu konuda sorduğunu işitmedim. Adam: 'Ey Allah'ın elçisi! 'Ramazan ayından sonra hangi ayda oruç tutmamı emredersin?' diye sordu.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: 'Ramazan ayından sonra oruç tutmak istersen, Muharrem ayında oruç tut.Çünkü Muharrem ayı, Allah'ın ayıdır.Bu ayda öyle bir gün vardır ki Allah o günde bir topluluğu bağışlamış, yine o ayda başka bir topluluğu bağışlayacaktır."[11]
[1] Bu âyet, kabir azabının delillerinden birisidir. Ehl-i sünnet ve cemaat'in ittifakıyla kabir azabı hem ruh, hem de bedene olur. (Tahâviye Akîdesi Şerhi, s: 385)
[2] Ğâfir (Mü'min) Sûresi:46
[3] Yunus Sûresi:90
[4] Yunus Sûresi:91-92
[5] Nâziât Sûresi: 24
[6] Kasas Sûresi: 38
[7] Buhârî ve Müslim
[8] Buhârî ve Müslim
[9] Buhârî ve Müslim
[10] Müslim
[11] Tirmizî
Daha geniş bilgi için: İbn-i Receb'in: "Letâifu-l-Meârif" (s:45-53) adlı eseri ile İbn-i Kayyim'in "Zâdu'-l-Meâd" (c:1, s:349) adlı eserine bakınız.
Aşura Orucunun Fazileti
Not: Hilale göre 6 Ocak 2009 (Salı Günü), Muharrem ayının 10. günüdür.
Âşura Orucunun Fazileti
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'adır. Salât ve selâm, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, âlinin ve ashabının hepsinin üzerine olsun.
Hiç şüphe yok ki Allah Teâlâ'nın kulları üzerindeki nimetlerinden birisi de, onlara mükâfatlarını vermek ve onları lütfundan fazlalaştırmak için günler ve aylar boyu hayır ve bereket mevsimlerini birbiri ardınca peşpeşe onlara bahşetmesidir. Mübârek hac mevsimi biter birmez, onu kıymetli ay olan Allah'ın Muharrem ayı takip etmiştir.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan'dan sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[1]
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Muharrem ayını, Allah'ın ayı olarak adlandırması, bu ayın şeref ve fazîletine delâlet eder.Çünkü Allah Teâlâ, yarattığı kimi varlıklara özellikler verir, kimisini de kimisinden üstün tutar.
Hasan Basrî -Allah ona rahmet etsin- Muharrem ayı hakkında şöyle der:
"Allah Teâlâ seneyi, mukaddes bir ayla açmış, yine mukaddes bir ayla sona erdirmiştir. Allah katında 12 ay içerisinde kudsiyeti Ramazan ayından daha büyük başka bir ay yoktur."
Âşûrâ orucunun fazîleti hakkında ise Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
{سُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ: يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةََ } [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü orucu hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Geçmiş yılın (küçük) günahlarına keffâret olur." [2]
{ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَوَجَدَ الْيَهُودَ صِيَامًا يَوْمَ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: مَا هَذَا الْيَوْمُ الَّذِي تَصُومُونَهُ؟ فَقَالُوا: هَذَا يَوْمٌ عَظِيمٌ، أَنْجَى اللَّهُ فِيهِ مُوسَى وَقَوْمَهُ وَغَرَّقَ فِرْعَوْنَ وَقَوْمَهُ، فَصَامَهُ مُوسَى شُكْرًا فَنَحْنُ نَصُومُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: فَنَحْنُ أَحَقُّ وَأَوْلَى بِمُوسَى مِنْكُمْ، فَصَامَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ } [ متفق عليه ]
"Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret ettiği zaman yahûdileri Âşûrâ günü oruç tutarlarken gördü. Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: Bugün tuttuğunuz oruç nedir? diye sordu. Onlar: Bugün Allah'ın, Musa ve kavmini Firavun'dan kurtardığı,Firavun ve kavmini (denizde) boğduğu büyük bir gündür.Musa, Allah'a bir şükrün ifâdesi olarak bugün oruç tuttuğu için, biz de oruç tutuyoruz, dediler.Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Biz Musa'ya, sizden daha hak sahibi ve layıkız. Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bugün oruç tuttu ve bugünde oruç tutmayı emretti."[3]
Rivâyetin devamında şöyle buyurmuştur:
{ لَئِنْ بَقِيتُ إِلَى قَابِلٍ لَأَصُومَنَّ التَّاسِعَ }[ رواه مسلم ]
"Şayet gelecek yıla kavuşursam, onuncu gün ile birlikte dokuzuncu günü de oruç tutacağım." [4]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{خَالِفُوا الْيَهُود,صُومُوا يَوْمًا قَبْله,أَوْ يَوْمًا بَعْده} [ رواه أحمد ]
"Yahûdilere aykırı hareket edin.Âşûrâ günü ile birlikte bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [5]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{ صُومُوا يَوْمَ عَاشُورَاءَ،وَخَالِفُوا فِيهِ الْيَهُودَ،صُومُوا قَبْلَهُ يَوْمًا أَوْ بَعْدَهُ يَوْمًا } [ رواه أحمد وابن خزيمة ]
"Âşûra günü oruç tutun ve o günde yahûdilere aykırı hareket edin.O günden bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [6]
Bu sebeple müslümanın aşağıdaki birçok faydaları elde edebilmesi için 9, 10 ve ve 11. günler olmak üzere üç gün oruç tutması gerekir:
1. Üç gün oruç tutmakla kendisine tam bir aylık oruç sevabı yazılır. Çünkü her iyilik, on katıyla mükafatlandırılır.
Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- her aydan üç gün oruç tutar ve ashâbına da tutmalarını emrederdi.
2. Bu aydaki oruç, Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruçtur.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan ayından sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[7]
3. Muharrem ayının 10. günü ile birlikte 9. ve 11. günlerini tutmakla yahûdilere aykırı hareket edilmiş olur.
4. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- örnek alınmış olur.
Nitekim Abdullah b. Abbastan-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu gün oruç tutmuş ve ashâbına da o günde tutmalarını emretmiştir. [8]
5. Bu oruç, büyük günahlardan kaçınmak şartıyla bir yıl boyunca işlenen küçük günahlara keffâret olur.
Haddi zâtında orucun sevap ve mükâfatı, sınırsızdır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ يُضَاعَفُ لَهُ، الْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا إِلَى سَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ. قَالَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ: إِلاَّ الصَّوْمَ فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ } [ متفق عليه ]
"Adem oğlunun her ameli için kendisine kat kat sevap verilir. Her iyilik, on katından yedi yüz katına kadar mükafatlandırır.Allah Teâlâ buyurdu ki: Oruç bunun dışındadır. Zirâ oruç benim içindir ve onun mükafatını da ben veririm." [9]
Bu da orucun sabırdan olmasından dolayıdır.,
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"(Âhirette) sadece sabredenlere, mükâfatları (tarafımızdan) hesapsız olarak verilecektir."[10]
Kışın tutulan oruç; gündüzü kısa ve soğuk ve sevabı yorulmadan kolayca elde edilen ganimettir.Aynı şekilde yazın tutulan oruç, amellerin en fazîletlisidir.
[1]Müslim
[2] Müslim
[3] Buhârî ve Müslim
[4] Müslim
[5] Ahmed
[6] Ahmed ve İbn-i Huzeyme rivâyet etmiştir.Hadisin senedinde İbn-i Ebî Leylâ vardır ki bu şahsın ezberi zayıftır.Ayrıca hadisi Abdurrezzak da rivâyet etmiştir.Beyhakî da İbn-i Abbas'tan mevkûf olarak şu lafızla rivâyet etmiştir:"Dokuz ve onuncu günleri oruç tutun ve yahûdilere aykırı hareket edin." Hadisin senedi sahîhtir. Abdulkâdir el-Arnaût'un tahkik ettiği İbn-i Kayyim'in 'Zâdu'l-Meâd' adlı eserine (c:2, s: 69) bakınız.
[7] Müslim
[8] Buhârî ve Müslim
[9] Buhârî ve Müslim
[10]Zümer Sûresi: 10
Âşura Orucunun Fazileti
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'adır. Salât ve selâm, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, âlinin ve ashabının hepsinin üzerine olsun.
Hiç şüphe yok ki Allah Teâlâ'nın kulları üzerindeki nimetlerinden birisi de, onlara mükâfatlarını vermek ve onları lütfundan fazlalaştırmak için günler ve aylar boyu hayır ve bereket mevsimlerini birbiri ardınca peşpeşe onlara bahşetmesidir. Mübârek hac mevsimi biter birmez, onu kıymetli ay olan Allah'ın Muharrem ayı takip etmiştir.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan'dan sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[1]
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Muharrem ayını, Allah'ın ayı olarak adlandırması, bu ayın şeref ve fazîletine delâlet eder.Çünkü Allah Teâlâ, yarattığı kimi varlıklara özellikler verir, kimisini de kimisinden üstün tutar.
Hasan Basrî -Allah ona rahmet etsin- Muharrem ayı hakkında şöyle der:
"Allah Teâlâ seneyi, mukaddes bir ayla açmış, yine mukaddes bir ayla sona erdirmiştir. Allah katında 12 ay içerisinde kudsiyeti Ramazan ayından daha büyük başka bir ay yoktur."
Âşûrâ orucunun fazîleti hakkında ise Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
{سُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ: يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةََ } [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü orucu hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Geçmiş yılın (küçük) günahlarına keffâret olur." [2]
{ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَوَجَدَ الْيَهُودَ صِيَامًا يَوْمَ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: مَا هَذَا الْيَوْمُ الَّذِي تَصُومُونَهُ؟ فَقَالُوا: هَذَا يَوْمٌ عَظِيمٌ، أَنْجَى اللَّهُ فِيهِ مُوسَى وَقَوْمَهُ وَغَرَّقَ فِرْعَوْنَ وَقَوْمَهُ، فَصَامَهُ مُوسَى شُكْرًا فَنَحْنُ نَصُومُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: فَنَحْنُ أَحَقُّ وَأَوْلَى بِمُوسَى مِنْكُمْ، فَصَامَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ } [ متفق عليه ]
"Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret ettiği zaman yahûdileri Âşûrâ günü oruç tutarlarken gördü. Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: Bugün tuttuğunuz oruç nedir? diye sordu. Onlar: Bugün Allah'ın, Musa ve kavmini Firavun'dan kurtardığı,Firavun ve kavmini (denizde) boğduğu büyük bir gündür.Musa, Allah'a bir şükrün ifâdesi olarak bugün oruç tuttuğu için, biz de oruç tutuyoruz, dediler.Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Biz Musa'ya, sizden daha hak sahibi ve layıkız. Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bugün oruç tuttu ve bugünde oruç tutmayı emretti."[3]
Rivâyetin devamında şöyle buyurmuştur:
{ لَئِنْ بَقِيتُ إِلَى قَابِلٍ لَأَصُومَنَّ التَّاسِعَ }[ رواه مسلم ]
"Şayet gelecek yıla kavuşursam, onuncu gün ile birlikte dokuzuncu günü de oruç tutacağım." [4]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{خَالِفُوا الْيَهُود,صُومُوا يَوْمًا قَبْله,أَوْ يَوْمًا بَعْده} [ رواه أحمد ]
"Yahûdilere aykırı hareket edin.Âşûrâ günü ile birlikte bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [5]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{ صُومُوا يَوْمَ عَاشُورَاءَ،وَخَالِفُوا فِيهِ الْيَهُودَ،صُومُوا قَبْلَهُ يَوْمًا أَوْ بَعْدَهُ يَوْمًا } [ رواه أحمد وابن خزيمة ]
"Âşûra günü oruç tutun ve o günde yahûdilere aykırı hareket edin.O günden bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [6]
Bu sebeple müslümanın aşağıdaki birçok faydaları elde edebilmesi için 9, 10 ve ve 11. günler olmak üzere üç gün oruç tutması gerekir:
1. Üç gün oruç tutmakla kendisine tam bir aylık oruç sevabı yazılır. Çünkü her iyilik, on katıyla mükafatlandırılır.
Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- her aydan üç gün oruç tutar ve ashâbına da tutmalarını emrederdi.
2. Bu aydaki oruç, Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruçtur.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan ayından sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[7]
3. Muharrem ayının 10. günü ile birlikte 9. ve 11. günlerini tutmakla yahûdilere aykırı hareket edilmiş olur.
4. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- örnek alınmış olur.
Nitekim Abdullah b. Abbastan-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu gün oruç tutmuş ve ashâbına da o günde tutmalarını emretmiştir. [8]
5. Bu oruç, büyük günahlardan kaçınmak şartıyla bir yıl boyunca işlenen küçük günahlara keffâret olur.
Haddi zâtında orucun sevap ve mükâfatı, sınırsızdır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ يُضَاعَفُ لَهُ، الْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا إِلَى سَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ. قَالَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ: إِلاَّ الصَّوْمَ فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ } [ متفق عليه ]
"Adem oğlunun her ameli için kendisine kat kat sevap verilir. Her iyilik, on katından yedi yüz katına kadar mükafatlandırır.Allah Teâlâ buyurdu ki: Oruç bunun dışındadır. Zirâ oruç benim içindir ve onun mükafatını da ben veririm." [9]
Bu da orucun sabırdan olmasından dolayıdır.,
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"(Âhirette) sadece sabredenlere, mükâfatları (tarafımızdan) hesapsız olarak verilecektir."[10]
Kışın tutulan oruç; gündüzü kısa ve soğuk ve sevabı yorulmadan kolayca elde edilen ganimettir.Aynı şekilde yazın tutulan oruç, amellerin en fazîletlisidir.
[1]Müslim
[2] Müslim
[3] Buhârî ve Müslim
[4] Müslim
[5] Ahmed
[6] Ahmed ve İbn-i Huzeyme rivâyet etmiştir.Hadisin senedinde İbn-i Ebî Leylâ vardır ki bu şahsın ezberi zayıftır.Ayrıca hadisi Abdurrezzak da rivâyet etmiştir.Beyhakî da İbn-i Abbas'tan mevkûf olarak şu lafızla rivâyet etmiştir:"Dokuz ve onuncu günleri oruç tutun ve yahûdilere aykırı hareket edin." Hadisin senedi sahîhtir. Abdulkâdir el-Arnaût'un tahkik ettiği İbn-i Kayyim'in 'Zâdu'l-Meâd' adlı eserine (c:2, s: 69) bakınız.
[7] Müslim
[8] Buhârî ve Müslim
[9] Buhârî ve Müslim
[10]Zümer Sûresi: 10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)