Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Daru's-Sunne kitaplarını kitap satış sitelerinden temin edebilirsiniz. Sitemizden perakende kitap satışı yapılmamaktadır.

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



20 Haziran 2010 Pazar

Kıyas hakkında bir soru ve cevabı

Sıkça sorulan konulardan olması hasebiyle Daru's-Sunne Forum'unda sorulan bir soru için cevabımı burada
 nakletmem gerekti:

 selamun aleykum hocam kıyas hakkında bir kaç sorum olacak.
Önce şunu sormak istiyorum Kuran ve Sünnette bulunmayan (öyle zannedenler) günümüz meselelerinde mesela trafik ışıkları, vergi kanunları, veya gündelik hayatta var olan kural ve kaideler neye göre koyulacak gibi itirazları var? (Bu durumun kıyasla alakalı durumu var mı)
kıyası delil kabul edenler Peygamberimizin ve sahabenin kıyas yaptığını söyleyerek aşağıdaki delilleri getiriyorlar.
1.Sünnet-i seniyyede de kıyasın işletildiği görülmektedir. Mesela, Has'am kabilesinden bir kadın, Hz. Peygambcr'e gelerek şunları söyledi: "Annem hac­cetmeyi adadı ve haccetmeden öldü. Onun yerine hac yapayım mı?" Hz. Pey­gamber: "Evet. Onun yerine hac yap. Annenin bir borcu olsaydı onu öder miy­din?" buyurdu. Kadın: "Evet" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Alacak­lının hakkını Öde. Çünkü hakkı ödenmeye Allah Teala daha lâyıktır"[14] buyurdu.
Burada haccetme, borçlara kıyaslanmıştır. Diğer bir hadis-i şerifte şunlar beyan edilmiştir.
Sahabeler, Resulullah (sav)'a şunu sordular: "Nasıl olur da bizden birimiz meşru yolda şehvetini giderince hem şehvetini gidermiş olur, hem de sevap alır?" Hz. Peygamber de onlara şunu sordu: "Harama düşseydi günahkâr olur muydu?" Onlar "evet" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Harama düş­tüğünde günahı olduğu gibi, helal yolla şehvetini giderdiğinde de sevabı vardır"[15] buyurmuştur. Burada Resulullah, iyi amelin sevaba sebep olacağını, kötü amelin günaha sebep olacağına kıyaskımıştır.
2-)Sahabe-i Kiram, kıyası delil kabul etmişlerdir. Mesela: Hz. Ebu Bekir'i seçerken dünyevi imamlığını dini imamlığına kıyaslamış ve şöyle demişler­dir: "O'nu, Allah'ın Rasulü dinimiz için seçti de, biz dünyamız için nasıl seç-meyelim?"[19] Hz. Ömer, içki içen adam hakkında istişarede bulunduğu zaman Hz. Ali (r.a), içki içeni fuhuş İftirasında bulunana kıyaslayarak şöyle buyur­muştur: "Kişi içtiğinde sarhoş olur. Sarhoş olunca pervasızca konuşur. Per­vasızca konuşunca iftirada bulunur. Dolayısıyla bu kişiye zina iftirasında bu­lunanın cezası gerekir."[20]
Hz. Ömer (r.a), Ebu Musa el-Eş'ari'yi Basra'ya vali tayin ettiğinde O'na şun­ları söylemiştir:
"Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın sünnetinden sana delili gelmeyen mese­leler, içini tırmaladığında üzerinde iyice düşün ve anla! Birbirine benzeyen veya birbirinin aynı oian meseleleri İyi tanı. Aralarında kıyas yap."[21]

Cevap:
ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh
Kıyas dinde ictihat malzemelerindendir, dinin delillerinden değildir. Zira din tamamlanmış, dine hüküm ilave etmek veya çıkarmak için kıyasa veya içtihada ihtiyaç bırakmamıştır. Bir kimse dine hüküm eklemek için değil, ancak dinde mevcut olan hükmü icra etmek için içtihat edebilir. Mesela hakim hırsızı tespit ederken şahitlerin şehadetinin geçerliliği hususunda içtihat eder, hırsızın tespitinde içtihat eder ama hırsızın cezalandırmasında içtihat edemez. zira hırsızın elinin kesilmesi emredilmiştir. Başka bir ceza verilmesine içtihat edemez. yani hüküm değişmez.

Trafik kuralları ve benzerleri de din değil, dünya işleri ile ilgili olmakla beraber, kulların maslahatlarına ve hukukuna dair meseleleri de içermektedir. Bunlar dine yeni bir hüküm eklemez yada çıkarmaz. Ancak zarar vermeme, zarara zararla karşılık vermeme, zarar verenin cezalandırılması gibi, dinde mevcut hükümlerin uygulanabilmesi ile ilgili düzenlemelerde dayanak kıyaslar değil, yine dinin naslarıdır. Yani insanları bağlayan şey naslardır. Bir kimse içtihadında kıyası kullanıp bir neticeye varır ve ben bu sonuca vardım der, dayandığı naslardan delilini söyler, bu çıkardığı sonuç ya kabul edilir ya da edilmez. Bu bakımdan bağlayıcı değildir, ama nassın kendisi bağlayıcıdır. Şayet bütün alimler bu şekilde nas üzerinde içtihat veya kıyas ile ortaya konan sonucu ittifakla kabul ederlerse, nassın bu sonuca delalet ettiğinde birleşirlerse buna icma denilir ve söz konusu nassın o şekilde anlaşılması gerektiğine dair bir delil olarak, nas üzerindeki bu icma sunulur. Yani yine bağlayan şey nassın kendisidir. Kıyası ayrıca zikretmek bu takdirde abes olur. Zira üzerinde ihtilaf edilmiş görüş kıyas ya da içtihat boyutunda kalırken, üzerinde ittifak edilen görüş icma adını alır. Şayet bu icma Kitap ve sünnet naslarından biri üzerinde gerçekleşmisse nas üzerindeki bu icma edilmiş anlayış bağlayıcı olur. İcma ne zaman delil olur, ne zaman olmaz meselesi için dinin kaynakları adıyla 5 seri yaptığımız dersi dinlemelisiniz. Burada konu icma olmadığından detaya girmiyorum. Sadece kıyasın edille-i şeriyeden sayılmasının batıllığı ile alakalı olarak burada zikretmek gerekti.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ve sahabelerinin kıyas yapmalarıyla örneklere gelince:

1- Nebi sallallahu aleyhi ve sellem lugavi manada kıyas denilen bir şeyi yapmış olabilir, ancak fıkıh ıstılahında kullanılan kıyası yapmış olması söz konusu değildir. Yani Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in hükmü tespit etmek için değil, muhatabın anlamasını kolaylaştırmak için dinde mevcut olan bir hüküm hakkında benzetme yapmış olması kıyasın dini hüküm kaynağı olduğu anlamına gelmez. Şayet öyle olsaydı, verilen örnekten hareketle ölen kimsenin yerine namaz kılmak da buna kıyaslanabilirdi. Diğer taraftan Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ‘in din alanındaki sözleri vahiy kaynaklıdır. Hükmün kaynağının kendisidir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kendisine bildirilen vahiyle hükmederdi. İçtihadıyla hükmettiğinde ise şayet yanılırsa Allah Azze ve Celle onu vahyiyle düzeltirdi. Böylece her açıdan Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in din alanındaki hükümleri masum idi. Dinin tamamlanmasından ve vahyin kesilmesinden sonra kim içtihat ya da kıyasının isabetli olduğunu, kıyas ve içtihadının Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in içtihadı gibi olduğunu iddia edebilir?

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hayatında iken bazı sahabeler içtihatlarda bulunmuşlar, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bunlardan bazısını onaylamış, bazısını onaylamamıştır. Onaylamadığına örnek olarak, hasta olduğu halde cünüp olan kimsenin su varken teyemmüm edip edemeyeceğine dair sorusuna, su varken teyemmüm olamayacağını, mutlaka yıkanmasının gerektiğini söyleyen sahabelerini kınamıştır. Onayladığına dair örnekler ise çok sayıda mevcuttur. Mesela Hubeyb radıyallahu anh’ın katledilmeden önce iki rekat namaz kılması, Bilal radıyallahu anh'ın her abdestten sonra iki rekat namaz kılması gibi. Bu ve benzerleri, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in onayından geçmesiyle bu hüküm dinden olmuştur. Zira o vahye muhatap idi. Ancak en son inen Maide 3. Ayetinden sonra dinin tamamlandığı bildirilmiş, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatıyla vahiy kesilmiştir. Kıyas veya içtihatla varılmış hükmü onaylayacak delil artık mevcut değildir ki bunlar dinde bağlayıcı delil olsun? Ancak Allah bu ümmete rahmetinden dolayı ümmetin sapıklık üzerinde birleşmeyeceğini Rasulünün diliyle bildirmiştir. Yeni çıkan meselelerde ümmetin alimlerinin nas ile delil getirip, ortak karara varmaları halinde yeni çıkan meseleye söz konusu nassın delil olacağı üzerinde bir icma hasıl olmuş olur. Bu insanı bağlar. Ancak üzerinde ihtilaf edilen içtihat yahut kıyası nasıl herkesi bağlayıcı görebiliriz?

İkinci maddede Ali radıyallahu anh’ın içtihadı hakkında verilen örnek de inşaallah cevabını bulmuştur.

Ömer radıyallahu anh’ın mektubuna gelince, yukarıdakilere ek olarak şunu söyleyelim;

İnsanların kadıya müracaat etmesinden sonra başvurulan konunun karara bağlanması gerekir. Kadı da bu konuda naslardan bir delil bilmiyorsa, içtihat eder, hükmü bildiklerine kıyas eder. Yani bu zaruret halinden sayılır. Ancak bu durumda kadı’nın verdiği hüküm dine ne bir hüküm ekler, ne de bir hüküm çıkarabilir. Kadıların verdiği bütün hükümler dine eklenecek olursa – ki bu şirktir – talmut şerhleriyle dinlerine katmalar yapan yahudilerden ve dinde fırkalaşan mezhep taklitçilerinden farkımız kalmaz. İnsanlar bu sefer günümüzde olduğu gibi, ihtilaf ettikleri meseleleri kitap ve sünnete değil, alimlerin içtihatlarına arz etmeye kalkar, işin içinden çıkamaz olur, “mutlaka mezheplerden birine uyman gerekir” deme acizliğine düşer.

Halbuki Allah Teala “Allah’a itaat edin, Rasule itaat edin, sizden olan emir sahiplerine de. Bir şey hakkında niza ederseniz, eğer Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız onun hükmünü Allaha ve rasulüne döndürün. ..” (Nisa 59) buyurmuştur. Yani Allah’a kayıtsız şartsız itaat ve rasulüne kayıtsız şartsız itaat emredilirken, emir sahipleri kapsamında olan alimlere, Allah’a ve rasulüne uygunluk şartı ve kaydıyla itaat emredilmiştir. İhtilaf halinde ise alimler ve yetki sahipleri devreden çıkmış, hükmü sadece Allah’a ve rasulüne döndürmek emredilmiştir. Demek ki edille-i şer’iyye ikidir: kitap ve sünnet. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de sapıtmamaları için ümmete bu iki kaynağı tembihlemiştir.

Yine bir numune olarak Ömer radıyallahu anh’ın kıyasla vardığı bir hükmü ve nassın bu hükmü bozmasını zikretmekte fayda var: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem el için elli (deve diyet) hükmetmiştir. Elin de farklı şekilde güzellik ve faydası bulunan beş parmağı vardır. Ömer radıyallahu anh de bu beş parmağı değerlendirerek, elin diyetini onların durumuna göre taksim etmiş ve böylece karar vermiştir. Ne zaman ki Amr b. Hazm ailesinde bulunan mektubu ve onda Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in “Her parmak için on deve (diyet) gerekir” (Tirmizi (diyat 4) Ebu Davud (diyat 18) buyurduğu insanlara ulaştı, bunun üzerine herkes hadisle hükmetmeye başladı.

Demek ki kıyas, şaşmaz sınırları olan kesin bir hüccet değildir. Zira öyle olsaydı en sahih kıyası her halde Ömer radıyallahu anh yapardı.

Allah bizleri hakkı anlayan ve ona tabi olan kullarından eylesin. Amin

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)