İBADET ETMEK DIŞINDA İLİM ELDE ETMENİN HOŞ GÖRÜLMEMESİ
[119] … El-Evzai: “İbadet etmekten başka bir gaye için ilim öğrenenlere ve şüpheli kanıtlar aracılığı ile gayri meşruluklara müsaade edenlere(olanak tanıyanlara) eyvahlar olsun.”
[120] … Vehb bin Munebbih: Allah İsrailoğullarından olan alimlere kınama olarak şöyle buyurdu:“Siz Dinden başka şeyler için öğreneceksiniz ve amel etmenin dışında şeyler için ilim elde edeceksiniz. Sizler ahiret için olacak amelleri kullanmak pahasına dünya hayatını elde edeceksiniz. Koyun postları giyen fakat kurtların ruhlarını kendi içlerinde saklayan kişiler olursunuz. İçeceklerinize düşen pislikleri çabucak temizlersiniz, ancak haramlardan dağlar kadarını kolayca boğazınızdan geçirirsiniz. Sizler, insanlar üzerine dağlar kadar ağır sorumluluklar yüklersiniz. Bununla beraber siz, o insanlara serçe parmağınızı kaldırmakla da olsa yardımcı olmazsınız. Siz, namazı uzatırsınız ve giysileri beyazlatırsınız. Siz, dul ve yetimin malına haksız olarak el korsunuz. Vallahi, ben sizi muhakkak aranızdaki her fikrinde inatçı kişinin fikrinde ve her akıllı kişinin akıllılığındaki sapkınlığa kılavuzluk edecek bir felaket ile korkuturum.”
[121] … Eş-Şabi: “Gerçekten biz, fukaha değiliz. Biz, sadece hadis dinler sonra onu başkalarına naklederiz. Daha ziyade, fukaha, öyle kimselerdir ki, bir şey öğrendiklerinde onunla amel ederler.”
[122] … El-Evzai: “Allah bir topluluk için kötülük istediği zaman, onlar için tartışmaların (anlaşmazlıkların) kapısını açar ve onların amellerine (salih amel işlemelerine) mani olur.”
[123] … Maruf bin Feyruz El-Kurhi: “Allah bir kul için hayır istediğinde, onun için amellerin kapısını açar ve tartışmaların (anlaşmazlıkların) kapısını kapatır. Allah bir kul için kötülük istediği zaman, tartışmaların (anlaşmazlıkların) kapısını açar ve amellerin kapısını kapatır.”
[124] … Ebu Nuaym El-Fadl bin Dukayn: “Ölümü sırasında, Zaferin huzuruna girdim, bunun üzerine o, başını bana doğru kaldırdı ve şunu söyledi: “ Ey Ebu Nuaym, şu bulunduğumuz hal yerine Allah’ı tesbih etmek olmasını dilerdim.”
ÖVÜNMEK İÇİN VEYA MÜRİDLER EDİNİP TOPLANTILAR YAPMAK İÇİN HADİS ELDE ETMENİN HOŞ GÖRÜLMEMESİ
[125] …“Amel etmemek ve sadece başkalarına rivayet etmek için hadisleri uğraşı edinen kişi cennetin kokusunu duymayacak.”
[126] … Halid bin El-Huceymi: İbn Şabram’a: ‘Bize hadis aktar ki sende ondan ecir alasın, dendi.’ Bunu üzerine o, şöyle cevap verdi: ‘ Onlar benim büyük bir mükafat alacağımı umarlar, oysa ki ben, yeterli olacak olan ile kurtarılabilsem, onların zanları benim ne aleyhime ne de lehimedir.’
[127] …“(Bir gün) hadis talebeleri erkenden el-Evzai’ye gitmek ve onu görmek için yola çıktılar, bunun üzerine O, onlara karşı döndü ve şöyle dedi:
“Nice ilim talipleri vardır ki,
İlim araştırır ve onu elde etmeyi arzularlar,
Ama onlar ilimden ne kendileri fayda görür
Ne de başkalarına faydalı olurlar.”
[128] … El-Fudayl: “Eğer sen benden dinarlar isteseydin, benim için benden hadis istemenden daha kolay olurdu. Ben ona dedim ki: ‘ Bana hadisler yerine benim haberdar olmadığım faydalardan rivayet etmen, dinarlar vermenden daha sevimli gelir.’ O: sen gerçekten baş belasısın. İnşallah eğer sen işittiklerinle amel etsen, şüphesiz bu hal, senin henüz işitmediklerinden alıkoyar idi, dedi. Ve sonra şöyle dedi: Sülayman bin Merhemi şöyle derken duydum: Eğer önünde yemekte olduğun yemeğin olsaydı ve sende her defasında ondan bir parça alıp(ağzına götürmek yerine) arkana atsaydın, açlığın ne zaman geçer idi?”
[129] … Ubeydullah bin Umer El-Kevadiri: “Sufyan bin Uyaynenin manevi kardeşinin Fudayl’e (ilim için) geldiğini gördüm. Fudayl ona şöyle dedi: ‘Senin evinde yeterli kötülük yok mu ki sen buraya gelmek zorunda kaldın?’
[130] … Halid bin Hidaş: “El-Fudayl bana şöyle dedi: ‘Sufyan’a gidecek misin?’ Ben: ‘Evet.’ Dedim. O dedi ki: ‘O ne muhteşem bir adam, keşke hadis ehlinden biri olmasaydı.’”
[131] … Sufyan bin Uyeyneh: “Niçin hadis(ilmini) araştırdığım bana sorulsa, ne söyleyeceğimi bilmiyorum.”
[132] … El-Gilabi: “Bir defasında bir adam Sufyan bin Uyayneye bir hadisin isnadından sordu. Bunun üzerine O, şunu dedi: ‘Onun isnadını ne yapacaksın? Seninle ilgili olarak, hadisdeki hikmet(anlayış) çoktan sana bildirildi, ve senin için hadisdeki nasihat senin yapmakla yükümlü olduğun şeydir’”
[133] … Sufyan bin Uyeyne: “Gerçekten seni buraya getiren şey cehalettir, ilim elde etmek arzusu değil. Eğer senin komşuların kendilerini sadece senin ilmin ile kısıtlasalardı, bu onlar için yeterli olurdu. Sonra o, bir parça çamur topladı ve onu parmağıyla yarıya böldü ve o: “Bu ilim-sen onun yarısını elde ettin, şimdi sen onun diğer yarısını arıyorsun. O halde sana şöyle sorulsa: Çoktan edindiğin ilmi kullandın mı(onunla amel ettin mi)? Eğer sen doğru olsan ve hayır diye cevaplasan. Sonra sana şu sorulsa: Peki o zaman, hüccetini fazlalaştıracak mesuliyet üzerine mesuliyet almanı gerektiren şey nedir? Öncelikle şu ana kadar edindiğini(ilmi) kullan(onunla amel et).”
[134] …Naim(İbn Hemmad): Ben veya başka biri Sufyan bin Uyeyneh’e: “Alim kimdir?” O şöyle cevapladı: “ Her hadise (gereğince amel ederek)gereken hakkını verendir.”
[135] …Sufyani Es-Sevri: “Keşke hadis araştırmasaydım ve ellerim buradan(bileklerden) kesilseydi; daha ziyade buradan(omzunun daha aşağısını gösterdi). Sonra omzunun daha üstünü işaret ederek hayır buradan dedi.”
[136] …Sufyani Es-Sevri: “İnsanlar sadece hadis duymakla yetinirler(hoşnut olurlar), oysaki hadis ile amel etmeyi terk etmişlerdir.”
[137] …Sufyani Es-Sevri: “İlk olarak bildiğin ile amel et; daha sonra bana gel ki ben sana hadis rivayet edeyim.”
O ayrıca dedi ki: Sufyan’ın şunu dediğini duydum: “Onlar giysilerini kirletirler ve sonra şöyle derler: ‘Gel ve onları (bizim için) yıka.”
[138] …Yahya bin Said: “Ahirette, Sufyan için onun hadis sevgisi haricinde başka bir şeyden korkmam.”
[139] …İbn Avf: İbn Avnı şöyle derken işittim: “Keşke ilimden yeterli olanı konuşsaydım.”
Ebu Katandan, Şubah şöyle dedi: “Bu hadisten başka ateşe girmeme sebep olacağından korktuğum bir şey üzerine emin olmam.”
[140] …El-Bekr El-Esrem: Ahmed bin Hanbel’den, Şubahın şu sözünü söylediğini duydum: “Bunun (hadisin) haricinde herhangi bir şeyin, benim Cehennem ateşine girmeme sebep olacağından korkmam.”
Bunun üzerine İmam Ahmed: ”Onun amellerinde salih biri olduğunu bilin” dedi.
[141] …Şebabeh “Ölümü esnasında Şuhabın yanına girdim, o ağlıyordu.Bunun üzerine ona şöyle dedim: ‘Ey Ebu Bustam, bu matem niye? Mutlu ol, sen İslam’da yüksek bir konuma sahipsin.’ Bunun üzerine o dedi ki: “Beni yalnız bırak. Keşke buhar banyosu yapılan yerler için ısıtıcı olsaydım ve hadis bilmeseydim.”
[142] …Muhammed bin Harun Ebu Neşit El-Harbi: Bişr bin El-Haris bir keresinde yolda bana rastladı ve beni hadisten ve hadisçilerden menetti. Ve ben Yahya bin Said El-Kattanın yanına gittim. Bana onun şöyle dediği bildirildi: ‘Ben bu genç adamı severim aynı zamanda ondan nefrette ederim.’ Bunun üzerine ona : ‘Niçin onu seviyor ve ondan nefret ediyorsunuz? Dendi.’ O: ‘Onu inancından(akidesinden) dolayı seviyorum, fakat hadis araştırmasından nefret ediyorum.’”
[143] …Bişr bin El-Haris: “Eğer hadisten fayda sağlamak istersen, hadislerden çok fazla yığıp biriktirme ve hadisçilerin topluluklarında oturma.”
[144] …Bişr bin El-Haris: “Sen sıklıkla benimle beraber ders halkalarına oturmaya geldin. Ve şimdi benim sende ihtiyacım olan bir şey var. Sen hadis sahibi olan birisin ve ben onların benim kalbimi bozacağından korkuyorum. Bu yüzden tekrardan bana gelmemeni istiyorum. Bundan sonra ben ona tekrardan gitmedim.”
[145] …Bişr bin El-Haris: Benim için ve hadis için ne var? Benim için ve hadis için ne var? Hadis ile Allah rızasının aranması haricinde o, sadece bir fitnedir. O, ayrıca şöyle dedi: Ve Bişr, şöyle dedi: Onlar şöyle der: “ Muhakkak ben hadis araştırılmasından men ederim… Fakat ben : hadis ile amel eden için, hadisten daha faziletli hiçbir şey olmadığını, Ama biri hadis ile amel etmede başarısız ise hadis araştırmayı terk etmek daha faziletli olandır.”
[146] …Muhammed bin Yusuf El-cevheri: Bir defasında Bişr bin El-Harise: size, Salimin, sizden olan Ebul-Velid Et-Teyalisiye olan karşılaşmasından bildireyim mi? Basra’ya yola çıkmak istedim. O zaman Salim : Muhakkak ki Ebul-Velid ölecek ve sen de öleceksin. Sana şöyle söylenmesini ister misin? “Salim işitti. Daha ziyade sende (hadis) işittin. Ne işittiğine dikkat et, gerçekten, eğer sen işittiğin ile amel etmez isen, Kıyamet Gününde, o duyduğun senin için bir lanetlenme olur.”
[147] …Ebul-Velid: “Yığmaktan başka onlar, bu hadislerden ne isterler ki? Doğru bir şekilde Allah’tan korkan biri için, onun sadece birazı ona yeterlidir. Daha sonra O: “ onlardan biri, hadisi rivayet zinciriyle toplar ve bu türden şeyler ile insanların kendisine itibar etmelerini amaçlar, dedi.”
[148] …Abdillah bin Cafer: “Ahmed bin Hanbele hadisler yazıp onu kaydeden adam hakkında bahsedildiğinde onu şöyle derken duydum: “Adamın hadislerden topladığı kadarıyla amel etmesi gerekir.” Sonra O şöyle dedi: İlmin sonuçları varlığın(servetin) sonuçları gibidir. Varlık arttığında onun zekatı da artar.”
[149] …İbrahim bin İsmail bin Mecma: “Hadislerle amel etmek sayesinde bizler, onları ezberlemede yardım elde etmeye çalışırdık.”
GURUR VE KİBRE SEBEP OLDUĞU İÇİN GRAMER ÖĞRENİLMESİNİ HOŞ GÖRMEYENLER
[150] …El-Kasım bin Muheyrimeh: “Nahiv bir oyalanma(zihin dağınıklığı) ile başlar ve sınırı aşmak(günah işlemek) ile biter.”
[151] … Malik bin Dinar: “Bir adama rastlanacak ve o, bir harfte bile (gramer) yanlışı yapmayacak, fakat onun davranışları hatalar ile dolu olacak.”
[152] … İbrahim bin Azem: “Biz sözlerimizi eksiksiz bir biçimde uygulardık, bunun sonucu olarak sözde hiç kusur olmazdı. Her ne kadar amellerimizde ciddi hatalar yaptıksa, bunun sonucu olarak ta amelleri tam olarak uygulayamadık.”
[153] … Es-Suli: Zahidlerden bazıları şunu bize bildirdi:
Bize cahillik verilmedi, buna rağmen
Biz ilmin yüzünü cehalet ile örteriz
Sözlerimizde(gramer) hatası yapmaktan hoşlanmayız
Ancak amellerimizde hata yapmaya dikkat etmeyiz.
[154] … Ali bin Nasir: “Halid bin Ahmed’i rüyamda gördüm. Rüyamda şöyle dedim: Halidden daha zeki birinin olduğuna inanmam. Sonra Halide şöyle dedim: Allah sana ne yaptı? O, şöyle dedi: Bizim (dil ve gramer olarak) ne hal üzere olduğumuzu düşündün mü? Gerçekten, Subhanallah, Elhamdulillah, La İlahe İllallah, ve Allahu Ekber sözlerini söylemekten daha hayırlı bir şey yoktur.”
[155] … Nasr bin Ali: Babamı şöyle derken duydum: “Ben Halid bin Ahmed’i rüyamda gördüm ve ona şunu sordum: ‘Rabbin sana ne yaptı?’ O: ‘Beni bağışladı, dedi.’ Ben: ‘Ne ile kurtuluşa erdin?’ dedim. O: ‘La Havla Ve La Kuvvete İlla Billahil-Alil Azim ile’ dedi. Ben: ‘ilminin(edebiyat ve şiir ilmi) hiç faydasını gördün mü?’ dedim. O : ‘Ben onu dağınık toz parçacıkları gibi buldum’ dedi.
[156] … Hilal bin El-Ela El-Bahili:
“Dilbilgisi hatası yapmaksızın konuşan bir dil, yakında ahirete göçüp gidecek
Bu dilin Kıyamet Gününde kurtulacağı umulur
Takva olmaksızın düzgün bir dilbilgisi ile konuşmada fayda yoktur
Ve takva sahibi olan biri, Arap diline sahip olmadığı için cezalandırılmaz.”
[157] … Muhammed bin El-Mesna Es-Simsar: EL-Abbas bin Abdil-Azim El-Anbari, Bişr bin El-Haris ile beraber bulunduğu bir sıra bizde oradaydık. O, yüksek karakterli Müslümanlardandı. O, Bişr’e şöyle dedi: ‘Ey Ebu Nasır, sen Kuran okuyan ve hadis yazan birisin. Bununla beraber niçin Arapça öğrenmiyorsun ki böylece hiç dilbilgisi hatası yapmadan konuşabilesin.’ Bişr: ‘tamam, bana kim öğretecek Ebul Fadl?’ dedi. O:’Ben öğretirim, Ebu nasır’dedi. El-Abbas :’Şunu yap ’dedi. O: ‘Darebe Zeydun Amre(Zeyd Amra vurdu), de’ dedi. Bişr ona dedi ki: ‘Kardeşim, neden o, ona vurdu?’ El- Abbas dedi ki: ‘Ey Ebu Nasr, o, ona gerçekten vurmadı. O, sadece (Arapça öğrenirken) söylenen bir örnek.’ Bunun üzerine Bişr : ’Bu iş yalan ile başlıyor. Benim buna ihtiyacım yok.’”
[158] … İbn Ebi Uveys: “Bir defasında asillerden bir adam ipek bir kıyafet giydiği halde, imam Malikin dilbilgisi hataları da yaparak bazı sözler söylediği bir ders halkasına katıldı. Bunun üzerine asil adam :’bu adamın ebeveyninin iki dirhemi yokmuydu da bu adamı biraz nahiv öğrenmeye gönderselerdi?’dedi. Adamın bu sözlerini duyması üzerine İmam Malik : Senin için neyi giyinmenin helal ve neyi giymenin haram olduğunu bilmen ‘Darabe Abdullahi Zeyden’ ile Darbi Zeydin Abdullah’ cümleleri arasındaki farkı bilmekten daha hayırlıdır.”
AHİRETTE MEYDANA GELECEK OLANLARA İNANMAK
[159] … Mutarraf bin Abdillah bin Eş-Şahir: “Ey kardeşler! Salih ameller işlemeye gayret edin. Çünkü durum, bizim Allahın bağışlaması ve merhametinden umduğumuz gibi ise, bizler cennette derecelere sahip olacağız. Ve eğer durum, bizim sakındığımız ve korktuğumuz gibi çetin olur ise, biz: "Rabbımız! Bizi çıkar da, dünyada iken yapmış olduklarımızdan başka, faydalı iş yapalım.”[1](Daha da ziyade) Biz:‘İlim edinmiştik fakat o, bize hiç faya sağlamadı, diyeceğiz.”
[160] … Sufyan:“Bir defasında bir adam, Muhammed bin El-Munkadire ve Kureyşten başka bir adama: ‘Dikkat edin, dikkat edin!’ ve ‘uzak durun, uzk durun!’ dedi. Çünkü durum sizin umduğunuz gibi ise, ileriye gönderdiğiniz (salih amellerden)herşey bir üstünlük(iyilik) olacaktır. Ancak durum bu şekilde olmaz ise(yani dünya hayatında salih amel işlememişseniz), o zaman, kendinizi ayıplamayın.”
[161] … Muhammed bin En-Nasr El-harisi kardeşlerinden birine şöyle dedi: “Kesinlikle ikisinden birine ait olacağın iki evin dışında olmadan önce, ilk evinde bulunmaktasın. Sana eminlik garanti edilmez ki kendini güvende bulabilesin ve sana aklanmış olmak lütfedilmedi ki, ölmüş olmayı ve hesabı vermeyi kolay bilesin.”
SALİH AMELLER AHİRETTE KİŞİ İÇİN FAYDALI AZIKTIR
[162] … El-Hasan: “İnanan, kabrinde önceden gönderdiği amellerine güvenecek. Eğer o, hayır ise, onun için hayır olur; ve eğer o, şer ise, onun için şer olur. Bu yüzden, Allahın rahmeti üzerinize olsun, meşgul olmadığınız, salih amel işlemenize olanak tanıyan imkanları değerlendirmede acele edin.”
[163] … Mucahid: Allahın “…dünyadan da nasibini unutma…”[2] ayetiyle ilgili “Bu dünyadaki hayatın amacı ahiretteki hayatın için amel işlemektir, dedi.”
[164] … Malik bin Dinar:
“Tevratta şu yazılıdır: Sen başkalarına nasıl muamele edersen, sana da öyle muamele edilecek. Ve ne tohum(amel) eker isen, sonuçta ektiğinin akibetini hasat edeceksin.”
[165] … Basra’dan olan bir adam:
“Toplanma günü için ölümünden önce, gönderdiğin azık haricinde
Hesap gününde, senin için hiçbir şey olmayacaktır.
Eğer sen tohum ekmez isen ve hasat zamanını ümit etmez isen,
Hesabın görüldüğü zamanda bu ihmalkarlığına pişmanlık duyacaksın.”
[166] … El-Aşa:
Allaha olan itaatkar bir azık ile yola koyulmaz isen
Ölümü karşılarsın salih ameller ile yüklü iyi hazırlanmış biri gelirde
Sen onun gibi kendini hazırlamadığın için pişman olusun.
[167] … El-Hasan: “Genç adam, mücadele edeceği hastalığın şuuruna vardığında
Önceden Allaha gönderdiği ibadetleriyle mutludur.”
[168] …Yahya bin Main: “Eğer sen (ahirette fayda verecek )azıktan yoksun isen, hiç salih ameller gibisini azık olarak bulamazsın.”
GENÇLİK, SAĞLIK VE BOŞ VAKİT ELDEN GİTMEDEN ONLARIN KIYMETİNİ BİLMEDE VE SALİH AMELLER İŞLEMEDE ACELE ETMEK
[169] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Boş vakit ve sağlık çoğu insanın değerini bilmedi iki nimettir.”[3]
[170] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Beş şeyi ganimet bil: yaşlanmadan önce gençliğinin; hastalanmadan önce sağlığının; fakir olmadan önce varlığının; meşgul olmadan önce boş vaktinin ve ölmeden önce hayatının.”[4]
[171] … Ganim bin Kays: “İslamın başlangıcında bizim uyarıldığımız tembih şuydu: ‘Ey Adem oğulları! Zihninizin dalgın ve meşgul olacağı zamanlar için boş vakitlerinizde; oldukça yaşlı olacağınız zamanlar için gençliğinizde; hasta olacağınız zamanlar için sağlığınızda; Ahiretteki zamanınız için bu dünyada; ve ölümünüzün olacağı zaman için hayatınızda (salih) ameller işleyin.”
[172] … Mahmud bin El-Hasan:
“Yaşlanmadan önce gençliğinin,
Hasta olmadan önce sağlığının,
Ölümden önce hayatta olduğun günlerin kıymetini bil
Kişinin yaşadığı anın devam etmesi kesin değil
Bu yüzden geceleri şu ana kadar yaptklarından fazla salih ameller işleyerek
Boş vaktini değerlendir.”
[173] … El-Ameş: Bir defasında, Şureyhin komşularından bazılarına şöyle dediğini duydum: O, bir defasında amaçsızca dolaşan bazı komşularını gördü, bunun üzerine onlara şöyle dedi: “Sizin derdiniz ne?” Onlar: “Bugün boş vaktimiz var, dediler”. Bunun üzerine O: Boş vakti olanlara, yapmaları emredilen şey bu mu (başı boş dolaşmak mı?), dedi.”
[174] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:“Kıyamet Gününde en kötü hesaba sahip olan kişi yeterli imkanı (yaşam rahatlığı) olanlar ile boş vakti olan kişilerdir.”[5]
[175] … Muaviyeh bin kurrah: “Kıyamet Gününde hesabı en çetin olacak kişiler sağlıklı olanlar ile boş vakti olanlardır.”
[176] … Ebud Derda Selmana şöyle yazdı: “Ebud Derda’dan Selmana: Ey kardeşim, insanlardan hiçbirinin senden uzaklaştıramayacağı ıstıraplar(üzücü vakıalar) başına gelmeden önce, sağlığından ve boş vaktinden faydalan.”
[177] … El-Evzai kardeşlerinden birine şöyle yazdı: “… etrafınız her cihetten kötülükle çevrilidir ve şeytan devamlı olarak her gün size fısıldıyor. Bu yüzden Allahtan ve O’nun huzurunda heap için durmaktan korkun.”
[178] … Ata bin Muslim: Sufyan Es-Sevri şöyle dediğinde Mescid-i Haramda onunla beraberdim: ’Ey Ata, gün yapılacak ameller ile meşgul iken, biz oturuyoruz.’ Dedi. Ben: ‘İnşallah ben iyi bir haldeyim, dedim.’ O: ‘ Evet, ancak kişi zamanını değerlendirme de aceleci olmalı.’ Sonra bana şunu dedi: ‘ Ey Ata, gerçekten inanan kişi ölüm sekaratında olduğu zaman, Allahın cennette onun için ne hazırladığını gözleriyle görecek, yine de o, içinde bulunduğu korkudan dolayı asla yaratılmamış olmayı dileyecek.’
[179] … Ebu Bekr En-Nahşelinin kuzeni: İbn Es-Semak, Ebu Bekr En-Nahşali, pazar yerinde baş hareketleriyle namaz kılıyor iken onun yanına girdi ve bu duruma şaşarak ‘Subhanallah’ dedi. Bunun üzerine, Ebu Bekr: ’Ey İbn Es-Semak, amel kitabım kapanmadan önce zamanımı değerlendiriyorum.’”
[180] … İbn El-Mubarek: “Meşgul olmadığın ve dinlenmiş olduğun bir zamanda Allaha yakınlaşmak için iki rekat namaz kılmaktan yararlan. Ve canın, doğru olmayan sözler söylemek istediği zaman, onu tesbih (subhanallah vb.) ile yer değiştir.”
[181] … Ebu Ahmed Mansur bin Muhammed bin Abdillah El-Azdi:
“Fayda verecek bir saati küçük görme
O saatte sen, elini ibadet için açabilirsin
Çünkü her canlı, ölümle karşı karşıyadır ve umutlar bir aldatmadır
Ve durum her zaman bir saatten diğer saate değişir.”
[182] … Ebu Abdillah Ahmed bin Eyub:
“Namazda fazlasını yaparak boş vaktini değerlendir
Çünkü ansızın ölüm başına gelebilir
Her ne kadar sağlıklı biri hastalık sahibi olmasa da
Onun sağlıklı ruhu beklenmedik bir şekilde bedenden ayrılır”
[183] … Ebul-Velid Süleyman bin Half bin Sad El-Endelusi:
“Ben, tüm hayatımın bir saat gibi olduğuna
Eğer kesin bir bilgiyle sahip isem
O zaman, neden hayatıma karşı cimri olmadım
Ve onun tamamını ibadete ve doğruluğa adamadım.”
[184] … Es-Sarri Es-Sekati:
“Geçen her güne, sen bir daha kavuşamazsın, bu yüzden,
Şu an yaşadığın günü adamakıllı, ziyadesiyle değerlendir.”
[185] … Said bin Salim: Revh bin Zinba bir yaz gününde Medine ve Mekke arasındaki bir eve geldi ve yiyeceğini beraberinde eve getirdi. O sırada bir çoban, bir tepeden iniyordu, Revh bin Zinba çobana: Ey çoban yemek için buraya gelsene, dedi. Çoban: ben orucum, dedi. Revh: bu şiddetli sıcakta oruç mu tutuyorsun? Dedi. Çoban: günlerimin beyhude yere geçmesine izin mi vereyim? Dedi. Bunun üzerine Revh şu sözü söyledi:
Ey çoban sen günlerine karşı cimri oluyorsun
Oysaki Revh bin Zinba, ona karşı cömerttir.
[186] … Abdullah bin Muhammed bin Ubeyd El-Kurşi: İlim ehlinden biri bana şöyle dedi: “İnsanlardan bir grup, şiddetli hararetin olduğu yakıcı sıcak bir günde bir adamı kendileriyle beraber yemek yemeye davet ettiler, fakat adam: Ben oruçluyum dedi. Bunun üzerine onlar: Böyle bir günde oruçlu musun? dediler. Adam: Muhtemelen sonradan(yaşlandığımda) günlerimin tamamının kıymetini bilemeyeceğim dedi.’”
[187] … Ebu Bekr bin Ebi Ed-Dunya: İlim ehlinden biri bana şöyle dedi: “Bazı insanlar bir defasında bir adamı kendileriyle beraber yemek yemeye davet ettiler, bunun üzerine adam: Ben oruçluyum dedi. Onlar: orucu boz ve yarın tut dediler. Adam: Yarını bana kim garanti edebilir, dedi?
[188] … Abdullah bin El-Mutaz: “Sen elindeki mevcut fırsatlara tutun ve yarını bekleme. Zira kim, sana yarının olacağını garanti edebilir?”
[189] … Ali şöyle derdi: “Sen, her güne amellerden hak ettiği değeri ver, (o zaman) doğru olarak yönlendirileceksiniz.”
[190] … Hafsah bint Sirin şöyle derdi: “Ey gençler topluluğu! Salih ameller işleyin, çünkü gerçekten amel işlemenin zamanı gençlik çağı sırasındadır.”
[191] … Ubeydullah bin Muhammed bin Hafs El-Kurşi, babasından şöyle rivayet etti: Bir alim, kardeşlerinden genç olan birine şunu yazdı: “…Gerçekten ben ölenlerin çoğunluğunun gençler olduğunu görüyorum. Ve bunun kanıtı da yaşlıların çok az olmalarıdır.”
[192] … Ed-Dahak bin Mazahim : “Amel işleyemeyecek vaziyete gelmeden önce salih ameller işleyin, çünkü bugün ben amel yapmak istiyorum, ama yapamıyorum.”
[193] … Muhammed bin Eşkab Es-Sefar: Davud Et-Taiye şöyle dedim: Ey Ebu Süleyman! Sen bizim ve senin aramızdaki akrabalık bağlarını bilirsin, bu yüzden bize nasihat et. Onun gözleri yaşardı ve şöyle dedi: ‘Ey kardeşim, gece ve gündüz insanların aşama aşama geçtikleri merhalelerdir. Bu, ömürlerinin sonuna kadar böyledir. Bu yüzden sen her günün merhalesinde (ahiret için) bir azık ortaya koyabiliyorsan, öyle yap. Muhakkak ki ömrün sonu olabildiğince yakın olabilir ve Kıyamet ondan daha da çabuktur. Bu yüzden ömrün için azık tedarik et. Kendini hesaba çek, çünkü kıyamet Günü böyle bir hesap yapamayacaksın. Senin kıyametin sana gelmiş gibi. Ve bu konuya benden daha dikkatsiz hiç kimseyi tanımıyorum.’ Sonra o, kalktı ve oradan ayrıldı.”
[194] … Umer bin Muhammed bin Ahmed:
“Siz pervasız umutlara kendinizi kaptırırsınız
Ölümün ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz
Sağlıklı olmak sizi aldatmasın, çünkü
Ölüm hastalıkların en acı olanındandır
Her can şu anki ana bağlıdır
Çünkü yarın umutları kesilir
Bu yüzden, hayır yap ve onda azimli ol
Amel işleyemez hal gelmeden önce. “
[195] … Abdullah bin Muhammed El-Eşari El-Medini, mahmuddan şu şiiri söyledi:
“Dünün sadece bir şahit olarak geçti
Ve sen, aleyhine olan bir günü karşıladın
Bu yüzden, eğer ki kötü bir amel işledin ise,
Sonrasında iki salih amel işle ki takdire şayan olasın
Bugün amel işlemeyi yarına erteleme
Belki yarın olacak, ancak sen yaşamayacaksın
Eğer bugününe kusur bulursan, onun faydası hatırına gelecek
Fakat dün yaptığına gelince, o, hatırına gelmeyecek.“
[196] … El-Velid bin Salih, bir adamın şöyle dediğini rivayet etti: Ben Peygamberi rüyamda gördüm o, bana şöyle dedi: “İki gününü eşit olarak geçiren her kişi aldanır. Yarını, bu iki günün en kötüsü olan her kişi Allahın kahrına layıktır. Kendinde noksanlık olduğunu kabul etmeyen her kişiye noksanlık(eksiklik) verilir. Ve her kime de noksanlık verilirse, ölüm onun için daha hayırlıdır.”
ERTELEME YAPMANIN HOŞ GÖRÜLMEMESİ
[197] … Ebul-Cevza, Allahın “Ve işi gücü(amelleri) aşırılık olan…”[6] ayetiyle ilgili: “yani, ertelemek, dedi”
[198] … Ebu İshak: “Abdul Kayslardan bir adama bir defasında şöyle dendi: ‘Bize nasihat et.’ Bunun üzerine O, şunu dedi: ’Savfa(kelimesini kullanmak) dan kaçının.’”[7]
[199] … Hasanı Basri:“Ertelemekten kaçının, çünkü muhakkak siz şu an bulunan gündesiniz ve yarında değilsiniz. Bu yüzden eğer bir yarın varsa, siz bugünde olduğunuz gibi yarında da olursunuz. Ve eğer sizin için yarın yoksa, bugün ihmal ettiğin şeye pişmanlık duyma.”
[200] … Ebul Celed: “Bazı kitaplarda (şu cümleyi) okudum: ‘Savfa(ertelemek) kelimesi gerçekten iblisin ordusundaki askerlerden biridir.’”
[201] … Yusuf bin Esbat: Muhammed bin Semurah Es-Saih, bana şu mektubu yazdı: " Ey kardeş! Ertelemenin seni kontrol etmesine ve kalbinde sıkı kök salmasına izin verme. Çünkü ertelemek zaman israfına ve bitkinliğe sebep olur. Ertelemeden dolayı, arzular kısaltılır ve kararlaştırılmış vakitler kavuşmazlar. Eğer bunun olmasına izin verirsen, seni istila etmesine, azmine engel olmasına müsade etme. Seni istila etmiş olan rehavetten bedenini kurtar. Fakat o, sana tekrar döndüğü zaman, ruhun bedeninden bir fayda görmeyecektir, acele et, çünkü sen acele ediliyorsun. Ciddi ol, çünkü mesele ciddidir. Uykundan uyan ve düşüncesizlikten kendini kurtar. Arkanda ne bıraktığını, neleri elde edemediğini, neyi ihmal ettiğini, hangi hataları yaptığını ve hangi ameller işlediğini hatırla. Şüphesiz tüm bunlar kaydedilmekte ve sen onlardan dolayı hesaba çekileceksin. Unutma ki ölüm ansızın gelir ve böylece sen, ya yaptığı Salih amellerle mutlu olan ya da yapmayıp da ihmal ettiklerinden dolayı pişmanlık duyan olursun.”
Burası kitabın son bölümüdür.
Hamd, bizleri hakka hidayet eden ve kendisine uymayı nasip eden Allah’adır. Allah kulu ve Rasulu, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- ‘e ve bütün ailesine salat eyle
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Bu cümle Fatir suresi 37’de bulunur.
[2] Kasas:77
[3] (Sahih): Buhari
[4] (Sahih): İbn Ebid Dunya, Kesrul Amel’de; Hakim, Mevsul’de.
[5] (Zayıf)
[6] Kehf:28
[7] “Safva” kelimesi gelecek zamana işaret eder. Örneğin: “Ben şöyle şöyle yapacağım.” Diyerekten bir erteleme söz konusudur ve yarın , daha sonra yapacağım anlamları verir.
Daru's-Sunne Dersanesi Satışı Yapılan Kitaplar
Ey İnsanlar Seti: 50 Tl.
Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97
* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...
! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.
Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler
Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.
Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97
* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...
! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.
Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler
Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.
30 Kasım 2010 Salı
İlim Amel Etmeyi Gerektirir -2-
ÖĞRENDİĞİ İLİMLE AMEL ETMEYENLERİN KINANMASI
[64] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Bilmeyenin vay haline! Ve bilipte bildiği ile amel etmeyenin vay haline.” [1][Bunu üç kez söyledi]
[65] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Bilmeyenin vay haline! Eğer Allah dileseydi, ona ilim verirdi. Bilipte bildiği ile amel etmeyenin vay haline.” [2]
[66] … Ebu Derda da benzer bir ifade söylemiştir. [3]
[67] … Ebud Derda: “Bilmeyenin vay haline! Bilipte bildiği ile amel etmeyenin vay haline.” [4]
[68] … Ebud Derda: “Bilmeyen ve amel etmeyenin vay haline.”[Bir kez]İbn Halid dedi: “Ve bilipte amel etmeyenin vay haline.” .[Bir kez] “Vay onun haline ki, bildiği ile amel etmedi.” [5][Yedi kez]
[69] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Bir alim bir şeyi bilipte onunla amel etmediği zaman, o, insanları aydınlatan ama kendini yakan(tüketen) bir sokak lambası gibi olur.” [6]
[70] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “İnsanlara hayrı öğreten fakat kendini unutan bir alimin misali, insanları aydınlatan fakat kendini tüketen bir lamba gibidir.” [7]
[71] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “İnsanlara hayrı öğreten fakat kendini unutan bir alimin misali, insanları aydınlatan fakat kendini tüketen bir el feneri gibidir.” [8]
[72] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Cennet sakinlerinden bir grup insan, cehennemden bir grup insanlarla karşılaştılar, bunun üzerine onlara şunu sordular: ‘Biz sadece sizin bize öğrettikleriniz vasıtasıyla cennete girdiğimiz halde, sizin cehennem ateşine girmenize ne sebep oldu?’ Onlar şöyle cevap verdi: ‘Doğrusu, biz size (hayrı) emrederdik ama kendimiz onu yapmazdık.’” [9]
[73] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Cennet sakinlerinden bir gurup insan, Cehennem sakinlerinden bir grup insanlar ile karşılaşacak ve onlara şunu söyleyecek: ‘Biz sadece sizden öğrendiklerimiz sebebiyle cennete girdiğimiz halde sizin cehenneme girmenizin sebebi nedir?’ Bunu üzerine onlar şöyle cevap verecekler: ‘Doğrusu biz, bir şey söylerdik ve biz onu yapmazdık.’” [10]
[74] … Usame bin Zeyd: Usame bin Zeyd’e: ‘Neden Usman bin Affanın yanına giripte onunla konuşmazsın?’ denildi. Usame şöyle cevap verdi: ‘Siz, Usmanla konuştuğumu duymadıkça, beni onun ile konuşmuyorum sanırsınız……… Ve ben Rasulullah den duyduğum bir sözden sonra, bir kişiye o, üzerimde emir olduğundan dolayı: ‘Sen insanların en hayırlısısın.’ Demem ’dedi. Orada bulunan sahabiler : ‘Sen Rasulullahın ne dediğini duydun? Diye sordular.’ Usame şöyle dedi: ‘Rasulullah dedi ki: “ Kıyamet gününde bir kişi getirilir, cehennemin içine atılır ve onun bağırsakları dışarı çıkar. Böylece ona şöyle denir: ‘Sen bize iyiliği emreder ve bizleri kötülükten nehyeder değil miydin?’ O şöyle cevap verir: ‘Ben size iyiliği emrederdim, fakat onu kendim yapmazdım, Ve ben sizleri kötülükten nehyederdim de onu kendim yapardım.’’ [11]
[75] … Mansur bin Zazan: “Bana bildirildi ki, insanlardan biri Cehennem ateşine fırlatılacak-hatta cehennem sakinleri onun pis, kötü kokusunu bulacaklar. Bunun üzerine ona şöyle söylenecek: ‘Vay haline senin! Sen (dünyada) ne yaptın? Bizim bu kötü şartlar altında olmamız yeterli değil mi ki bir de seninle ve tiksindirici, pis kokunla imtihan edilmemiz gerekti?’ Bunun üzerine o, şöyle cevap verecek: ‘Ben bir alimdim ancak ilmim bana fayda vermedi.’”
[76] … Yahya bin Muaz Er-Razi: “Mahrum olan kişi odur ki, ilmi, aleyhine bir hüccet olarak hizmet eder; dili aleyhine bir hasım olarak hizmet eder; anlayışı özrünü kesmek için hizmet eder.”
[77] … Onlardan birine şöyle söylendi: “İlim araştırmayacak mısın?” Bunun üzerine o, şöyle dedi: “İlimden rakiplerim(amele dökmediğim ilmim) çok oldukça, bu yüzden, daha fazla kendime rakip edinmeyeceğim.”
[78] … Seri bin El-Muğlis Es-Sakati: “ilmini çoğalttığın her an, sana karşı daha güçlü bir hüccet(delil) olur.”
[79] … Ebul-Huseyn Muhammed bin Ahmed bin Semud: “Sahip olduğu ilimden dolayı Allahın kendisine ne emrettiğine önem vermeyen herkese, ilim aleyhine bir hüccet ve bir bela olur.”
[80] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Gerçekten Allah Hesap Gününde alimleri bağışlamayacağı şeyler için ümmi insanları bağışlayacak.” [12]
[81] … Ebu Bekr Muhammed bin Abdillah bin Aban El-Heysi’nin kitabının arkasında şunları okudum:
Eğer ilimle amel edilmezse, o, aleyhine bir delil olur
Ve sen taşıdığın ilim sebebiyle bağışlanmazsın
Eğer bu gerçeği anladı isen, şunu da bilesin ki
Bir kişinin sözünün doğruluğu, onun amellerinde bulunmasıdır.
[82] … Eş-Şabi:
“Keşke ilim sahibi birinden hiçbirşey öğrenmeseydim.”
[83] … Sufyan Es-Sevri: “Keşke ilim kaydetmeseydim ve sadece ilmimden yeterli olan ile (hesap gününde) kurtarılabilsem, kaydettiğim ilim ne lehime ne de aleyhimedir.”
[84] … İbn Uyeyne “Eğer ilim sana fayda vermezse, o sana zarar verir.” Ben derim ki: “Bu şu anlama gelir: eğer ilim onunla amel etmek sayesinde ona fayda vermez ise, onun aleyhine bir hüccet sağlayarak ona zarar getirir.”
[85] … Lokman, oğluna şöyle dedi: “Ey oğlum, evvela daha önceden öğrendiklerinle amel edene kadar, bilmediğini öğrenme.”
[86] … Malik bin Dinar: “Kayda değer sözlerin bazılarında şunu yazılı buldum: ‘Daha önceden bildiğin ile amel etmediğin zaman, bilmediğini öğrenmede sana hayır yoktur. Bunun örneği, odun toplayıp, onu bohça yapan ve daha sonra sırtında taşıyan bir adam gibidir. O adam, odun bohçasını taşıyamayacağını anladığında,(bohçadan odun eksilteceği yerde) bohçaya daha fazla odun kor.’”
[87] … Sufyan:“İsrailoğulları arasında bir alim ve bir de abid vardı. Bir keresinde alim abide şöyle dedi: ‘Senin bana gelipte benden ilim almana engel olan nedir? İnsanların bana geldiğini görmüyor musun?’ Alim şu cavabı verdi: Ben bir şey öğrendim. Evvela onunla amel etmeliyim. O öğrendiğimle amel ettiğim zaman sana gelirim.”
[88] … Ebu Abdillah Muhammed bin Ali bin Abdilah Es-Suri:
Daha ne zamana kadar ilim için çabalayıp,
Onu toplamak için sıkı çalışıp ve onu samimiyetle karşılayacağım
İlmin zor mevzularını tahsil etmeye çalışacağım
Oysa ki, hiç amel işlemiyorken
Eğer ilim arayan biri edindiği ilim ile amel işlemez ise,
O, zavallı bir kuldur ve sadece menfaati için ilme tamah eder
Ki; bunlar riyakar bir kişi olarak, amel edenlerdir.
[89] … Avf bin Malik El-Eşcai: “Allahın Rasulu bir gün gökyüzüne baktı ve şöyle dedi: ‘Bu ilmin göğe çekildiği bir zamandır.’ Ensardan biri(Ziyad bin Lubeyd): ‘Ey Allahın Rasulu, ilim sağlamca kalplere yerleştirilmiş ve kalplerde korunduğu zaman nasıl olurda ilim göğe kaldırılır?’ Allahın Rasulu şöyle cevap verdi: ‘Ben de seni Medine insanları arasında en bilgililer arasında sayardım.’ Rasulullah sonra şunu ifade etti: ‘Yahudi ve Hıristiyanlar ellerinde Allahın Kitabı olduğu halde sapıttılar.’ Daha sonra, ben Şeddad bin Avs ile karşılaştım ve ona, Avf bin Malikin hadisini aktardım. Bunun üzerine o, bana: ‘Avf gerçeği söylemiş. Göğe ilk kaldırılacak şeyi sana bildirmemi ister misin? dedi.’ Ben: ‘Elbette, dedim.’ O: ’O, huşu olacak, öyle ki bir tane bile (namazda)huşu sahibi kişi göremeyeceksin.’” [13]
[90] … İbn El-Mubarek: “Bir zamanlar ilim aldığı bir alim haricinde başka bir alimin varlığından haberi olmayan servet sahibi bir adam vardı. Bir defasında şöyle şöyle bir yerde bir alim olduğunu duydu. Bunun üzerine, o alimi ziyaret etmek için bir gemiye bindi. Gemi yolculuğunda bir kadın adama şunu sordu: ’Burada ne yapıyorsun?’ Adam şöyle cevapladı: ‘Bende derin bir ilim sevgisi var, bu yüzden şöyle şöyle bir yerde bir alim var diye duyduğum zaman, o alimi ziyaret etmek için yolculuğa çıkarım.’ Kadın şöyle dedi: ‘Her ne zaman ilmini çoğaltsan, aynı zamanda amellerini de çoğaltman gerektiğini bilmiyor musun? Amellerin hareketsiz(çoğalmayan) olduğu halde, sen ilmini mi fazlalaştıracaksın?’ Bunun üzerine adam kadının söyledikleri üzerine dikkatlice düşündü ve daha sonra memleketine geri dönüp ameller işlemeye başladı.”
[91] … İbrahim bin Azem: “Bir zaman bir adam ilim elde etmeye koyulduğunda, yolu kapatan kocaman bir kaya ile karşılaştı. Kayanın üzerinde şu ifadeler yazılıydı: ‘Beni hareket ettir, ilginç ve düşündürücü bir şey göreceksin.’ Bunun üzerine adam kayayı oynattı ve o zaman kayanın üzerinde şöyle yazılı olduğunu gördü: ‘Çoktan bildiklerinle amel etmezsin, bu halde sen nasıl olurda bilmediğini elde etmeye çalışırsın?’ Bunun üzerine adam (geldiği yere)geri döndü.”
[92] … Ata: “Müminlerin annesi, Aişe’nin yanına sık sık giden ve ona sorular soran bir genç vardı. Böylece Aişe ona hadis aktarırdı. Bir gün genç ona gitti ve bazı sorular sordu. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: ‘Benim güzel çocuğum! Benden daha önce duyduğunla amel ettin mi? Çocuk: ’ Hayır, kıymetli anneciğim.’ Dedi. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: ’Ey evladım! O halde, niçin sana ve bize karşı (hüccet olacak) Allahın delillerinden daha fazla elde etmeye çabalıyorsun?’”
[93] … Fudayl “Bu adamın, bu hadisi duymadığı, duyupta onunla amel etmemesinden, onun için daha hayırlıdır.”
[94] … Ebu Hazim: “İnsanlar, ilmiyle amel eden ve söylediğini kendi yapan kişiden hoşnut olurlar.”
[95] … İbn Avn: “Keşke ilimden yeterli olanı konuşsaydım.” Ebu katandan, Şubah şöyle dedi: “Hadisten, daha fazla ateşe girmeme sebep olacağından korktuğum bir şey üzerine emin olmam.”
[96] … İbn Mesud: “Gerçekten ben şuna inanıyorum ki, kişi işlediği bir günah yüzünden önceden bildiği ilmi unutur.”
[97] … Malik bin Dinar: Tevrat’ta şunu okudum: “Muhakkak ki, alim ilmiyle amel etmediği zaman, yağmur damlalarının taşın üzerinden kayıp gitmesi gibi, onun nasihatı(ikazı)da kalplerden kayıp gider.”
[98] … Malik bin Dinar: “İlmiyle amel etmeyen bir alim, üzerine yağmur damlaları düştüğünde, damlaların kayıp gittiği bir kaya parçası gibidir.”
[99] … Ebul-Fadl Er-Riyaşi:
“İlmi bildirip onunla amel etmeyen kişi
İlmiyle amel edene kadar, ilim değildir hevadan kaçmak,
Salih ameller işleyerek ayıplanmaktan kurtulacaksın
Hak üzere olan bir kişi çok nadir bulursun
Onun amelleri de hakka uygun değildir.”
BAŞKALARIYLA TARTIŞMAK İÇİN VE ŞAHSİ MENFAATLER ELDE ETMEK İÇİN İLİM ÖĞRENMENİN HOŞ GÖRÜLMEMESİ
[100] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:“ Her kim alimlerle çekişmek, aptallarla tartışmak veya insanların yüzlerini kendine çevirmeleri için ilim öğrenirse, o kişi, ilminden dolayı Cehennem ateşine sahip olacak.” [14]
[101] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Her kim akılsızlarla tartışmak, alimleri sayıca geçmek, veya insanların yüzlerini kendine çevirmeleri için ilim öğrenirse, o kişiye, cehennemde oturacağı yeri bulmasına izin verilir.” [15]
[102] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Her kim Allahın vechinin istenmesi hakkı haricinde, ilmi bazı dünyalık kazançlar elde etmek için öğrenir ise, hesap gününde cennetin kokusunu duymayacak.” [16]
[103] … El-Hasan: “Her kim onunla Ahireti arzulayarak, ilim elde eder ise, o kişi onu(cenneti) elde edecektir. Ve her kimde dünya hayatını arzulayarak ilim elde eder ise, o(dünya hayatı), kişinin ilimden elde edeceği hisse(kazancı) olacaktır.”
Ez-Zuhri dediki:” Bunun anlamı: O, onun ilimden nasibidir.”
[104] … Vuheyb bin El-Verd: “Kötü bir alimin şöyle bir kıssası vardır: “ Kötü alimin misali, su kanalına iteklenmiş kocaman bir kaya parçası gibidir. Öyle ki, kaya ne suyu emer ne de ağaçlara hayat vermesi için akmasına izin verir. Keşke şer alimleri Allahın kullarına söylediği şu ayeti hakkında Allah’a karşı samimi olsalardı: ’Ey Allahın kulları! Bizim peygamber ve öncekilerden(seleften) size bildirdiklerimizi dinleyin, bu öğrendikleriniz üzerine amel edin ve bizim değersiz amellerimize bakmayın, çünkü biz, yanlış düşüncelere sebep olabilecek kişileriz(yani Allahın elçisini ve ona güzelce uyan selef gibi olamayız.) Onlar kullara nasihat etmede gerçekten ihlas sahibiydiler. Buna rağmen, Allahın kullarını sadece kötü amellerine davet ederler ve böylece onların günah işlemelerine sebep olurlar.’
[105] … İsa bin Meryem-aleyhiselam-: “Ey şerrin savunucusu olan alimler! Siz, dünya hayatını başınızın üzerine koydunuz ve ahreti ayaklarınızın altına koydunuz. Sizin sözleriniz bir şifa ancak, amelleriniz bir hastalık. Sizin örneğiniz, Zakkum ağacının örneği gibidir-ki; o ağaç kendine bakanlara hoşnutluk verir ama ondan yiyen kişiyi öldürür.”
[106] … İsa bin Meryem-aleyhiselam-: “Yazıklar olsun size, ey dünya hayatı için ibadet edenler! Güneş ışığının büyüklüğünün bir adama ne faydası var, eğer o adam güneş ışığını göremiyor ise? Aynı bunun gibi, eğer ilmiyle amel etmiyorsa bir alimin çok ilme sahip olmasının da kendine faydası yoktur. Ağacın meyvaları ne kadar çok olursa olsun, fakat onların tamamı yararlı değildir veya yenmez. Yine alimler ne kadar fazla olursa olsun yine de sizin tamamınız alimin bildiklerini uygulamaz. Bu yüzden siz kendinizi düzenbaz, yalancı alimlerden koruyun, onlar, yünden elbiseler giyerler, başlarını yere eğerek selam verirler, aldatıcı maskelerinin altından sineklerin baktıkları gibi gözlerini kısarak barklar. Onların sözleri amellerinin tersinedir. Kim dikenli üzümlerden ve … hurmalardan hasat yapabilir? Bunun gibi, düzenbaz alimin sözü de yalandan başka bir şey üretmez. Hakikaten, deve, sahibi tarafından yeryüzüne hapsedilmez ise, deve memleketini terk edecektir. Ve hakikaten ilim, sahibi tarafından uygulanmaz ise, o ilim, onun kalbinden ayrılacak, kendini ondan serbest bırakacak ve o adamı, önemsemeyecektir. Şüphesiz, ekinler toprak ve suya sahip olmadıkça elverişli değillerdir. Aynısı iman içinde geçerlidir; ilim ve amel eşlik etmedikçe imanda hayır yoktur. Yazıklar olsun size ey dünya için ibadet edenler! Şüphesiz, her şey kendisi onunla bilinen bir işarete sahiptir. Ve şüphesiz din de kendisinin bilindiği üç işareti vardır ve onlar: İman, ilim ve ameldir.”
KUR’AN-I AMEL ETMEK İÇİN DEĞİL DE NAM VE ŞÖHRET ELDE ETMEK İÇİN OKUYANLARA UYARI
[107] … Ebu Hureyre’den Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde aleyhinde ilk önce hüküm olunacak insanlar şunlardır: Şehit olmuş kimse. O, huzura getirilir ve Allah ona nimetlerini hatırlatır. O da mashar oduğu bütün nimetleri tanır. Kendisine, Allah: Bu nimetlere karşı sen ne amel işledin diye sorar. O kul: Senin yolunda cihad ettim sonunda şehid edildim der. Allah: Sen yalan söyledin! Bilakis sen cüretlidir denilmek için mukatele ettin de hakkında öyle denilmiştir buyurur. Sonra emir verilir de bu kimse yüzü üzerinde sürüklenir, nihayet cehenneme atılır. Sonra muhakemesi görülecek kimse ilim öğrenmiş, öğrendiğini başkasına öğretmiş ve Kuran okumuş olandır. O da getirilir. Allah ona da kendisine olan nimetlerini anlatır. Bu da nimetleri tanıyıp itiraf eder. Allah ona da: Bu nimetlere karşı sen ne amel işledin diye sorar. O kul: İlim öğrendim, onu başkalarına da öğrettim ve senin rızan için Kuran da okudum der. Allah ona da: Sen yalan söyledin! Bilakis sen alim denilmek için ilim öğrendin ‘o, okuyucudur’ denilmek için Kuran okudun da hakikaten senin hakkında bunlar söylendi der. Sonra emir verilir de o kul yüzü üzerinde sürüklenerek cehenneme atılır. Sonra muhakemesi olunacak olan, Allahın kendisine nimetlerini bollaştırdığı ve her türlü maldan ihsan ettiği kimsedir. Bu da getirilir ve buna da Allah nimetlerini hatırlatır. O da bu nimetleri hatırlayıp itiraf eder. Allah ona da: Bu nimetlere karşı sen ne amel işledin diye sorar. O kul: Hakkında infak edilmesini istediğin hiçbir yol bırakmadım da bütün bu yollardan senin rızan için infak eyledim der. Allah: Yalan söyledin! Bilakis sen bu infak ve harcamaları ‘o, cömert bir kimsedir’ denilmek için yaptın da böyle denildi de buyurur. Sonra emir verilir ve o kimse yüzü üzerinde sürüklenerek cehenneme atılır.” [17]
[108] … El-Hasan: ‘Gerçekten, bu Kur’an onun ayetlerinin tefsirini bilmeyen ve onun mushafından onu(n ayetlerini) düşünüp, tefekkür etmeyen genç çocuklar ve hizmetçiler tarafınan okunur. Allah şöyle buyurur: ‘Bu Kur'ân, akıl sahiplerinin, âyetlerini düşünmeleri ve ibret almaları için sana indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır.’ (Sad:29)Onun ayetlerini düşünmek ne anlama geliyor? Baştan sona buyruklarına uymak anlamına gelir. Kur’an-a en çok hakkını verenler onu ezberden okuyamasalar da, onun buyruklarına uyanlardır. Onlardan biri şöyle der: ‘Ey falanca, buraya gel. Sana Kuranı nasıl ezberden okunacağını öğreteceğim. Ezberden Kuran okuyucuları bunu her ne zaman yaptılarsa? Onlar ne ezberden Kuran okuyucuları, ne sabırlı olanlar ve ne de akıllılardır. Dilerim ki Allah insanlar arasında onların benzerlerinin sayılarını artırmaz.”
[109] … Umer bin El-Hattab: “Kuranı ezberden okuyan kişi seni yanıltmasın(ona aldanma). Daha ziyade Kuran ile amel eden kişiye bak(ona imren).
KUR’AN-IN HARFLERİNİN EZBERLENİPTE EMİRLERİNİN İHMAL EDİLMESİYLE İLGİLİ SÖYLENENLER
[110] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Kuran asla onunla amel etmeyen biri tarafından (ezbere)okunmamalıdır.” [18]
[111] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Göğe yükseltildiğim gecede, ateşten yapılmış makaslar ile dudakları kesilen bir insan topluluğu gördüm. Dudakları her defasında çok şiddetli acı verecek şekilde oldu, sonra eski hallerine geri getirilirlerdi. Bunun üzerine ben dedim ki: ‘Ey Cibril, bu insanlar kimler?’ O, dedi ki: ‘Onlar senin ümmetinden hatiplerdir, söz söylerler (kendileri) amel işlemezler ve Allahın Kitabını okurlar ama onunla amel etmezler.’” [19]
[112] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Kıyamet Günün’de Kuran bir adam şeklinde olacak. Bunun üzerine Kuranı taşıyan ama onun emirlerine muhalefet eden bir adam öne çıkarılacak. Kuran, adam ile tartışacak ve diyecek ki: ‘Rabbim, Sen beni ona taşıttırdın, o ne kötü bir taşıyıcıydı. O benim hudutlarımı çiğnedi, emirlerimi önemsemedi, bende belirtilen nehiyleri işledi ve bende belirtilen helalleri terk etti.’ Kuran, ona istediğin gibi davran denene kadar, adamı deliller ile suçlamaya devam eder. Sonra eliyle adamı tutar ve burnu üzerinde ateşe atılana kadar, adamı bırakmaz. Daha sonra Kuranın emirlerini koruyarak taşıyan Salih bir adam getirilir. Kuran adam ile tartışacak ve diyecek ki: Rabbim Sen beni ona taşıttın, böylece o benim hudutlarımı gözetti, emirlerimi yerine getirdi, yasaklarımdan kaçındı ve bendeki ibadetlere razı olarak itaat etti. Kuran, ona istediğin gibi davran denilinceye kadar, konuşmaya devam eder. Bunun üzerine adamı eliyle tutar ve adama ipekten bir elbise giydirilip, bir kralın hükümdarlığı verilip ve eline de içmesi için bir fincan şarap verilene kadar, onu bırakmaz.” [20]
[113] … Bekr bin Huneys: “ Gerçekten, cehennemde bir vadi var ki; ateş günde yedi kez ondan sığınacak bir yer arar. Ve bu vadide bir çukur var ki; vadi ve ateş her gün ondan sığınacak bir yer arar. Ve o çukurda bir yılan var ki; çukur, vadi ve ateş günde yedi kez ondan sığınacak bir yer arar. Yılan ilk olarak şerir(melun) Kuran taşıyıcılarıyla başlayacak. Bunun üzerine onlar şöyle der: ‘Ya Rab! Bizi puta tapanlardan önce mi (cezalandırmaya) başlayacaksın?’ Onlara şöyle denecek: ‘Bilen biri bilmeyenle bir değildir.’”
[114] … Eyub Es-Sahtiyani: “Günahkar bir Kur’an okuyucudan daha aşağılık olan kötü kimse yoktur.”
[115] … Malik bin Dinar: “Gerçekten, ben açıktan kötülüğünü gösteren kişiden ziyade, daha çok günahkar Kuran okuyucusundan korkarım, çünkü bu (günahını açıkça gösteren kişi) ikisinin en az aldatanı(hile yapanı)dır.”
[116] … Fudayl: “ Gerçekten, Kur’an sadece onunla amel edilmesi için açıklandı. Ama insanlar yalnızca onun okunuşunu bir amel olarak aldılar.” Şöyle soruldu: “Kuran ile nasıl amel edilmeli?” O, şöyle cevap verdi: “ Emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınır, helallerine izin verir, haramlarını yasaklar ve mucizeleriyle ilgili kendini alıkoyarak.”
[117] … Ebu Ruzeyn: “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu, hakkını gözeterek okurlar.” [21]
“Anlamı: onlar kuranı takip edilmesi gerektiği şekliyle takip ederler ve onlar Kuranın amel edilmesi gerektiği gibi Kuran ile amel ederler.”
[118] … İbn Umer: Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- : “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu, hakkını gözeterek okurlar.” [22]
“Anlamı: Onlar Kuranı takip edilmesi gerektiği şekliyle takip ederler.” [23]
[1] (Zayıf)
[2] (Zayıf)
[3] (Zayıf)
[4] (Zayıf)
[5] (Zayıf)
[6] (Mevzu)
[7] (Sahih): Taberani, Mucemul Kebir
[8] (Sahih): Taberani, Mucemul Kebir
[9] (Zayıf)
[10] (Zayıf)
[11] (Sahih): Buhari,Muslim,Ahmed
[12] Hadis olarak kabul edilmez. Abdullah: Babam(Amed b. Hanbel) bunun hadis olarak kabul edilmeyeceğini söyledi ve onu bana sadece bir kez rivayet etti. Ben(Albani) derim ki: Hadisi el-Muntahabda ifade etmiş ve şunu eklemiştir: el-Mervezi şöyle dedi: Ebu Abdullah şöyle dedi:”Hata Caferden kaynaklanmaktadır, Siyarden değil.” Bu imam Ahmedin söylediğidir. Fakat Cafer Siyarden daha iyidir, Müslim onu rivayetlerinde kullanmıştır. Allah en iyisini bilir.
[13] (Sahih): Ahmed,Hahim. Rivayet zinciri müslümin şartlarına göre sahihtir.
[14] (Zayıf)
[15] (Zayıf)
[16] (Sahih): Ahmed(2/338), Ebu davud, İbn Mace, İbn Hibban
[17] (Sahih): Muslim
[18](Zayıf)
[19] (Hasen)
[20] (Zayıf)
[21] Bakara:121
[22] Bakara:121
[23] (Mevkuf)
[64] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Bilmeyenin vay haline! Ve bilipte bildiği ile amel etmeyenin vay haline.” [1][Bunu üç kez söyledi]
[65] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Bilmeyenin vay haline! Eğer Allah dileseydi, ona ilim verirdi. Bilipte bildiği ile amel etmeyenin vay haline.” [2]
[66] … Ebu Derda da benzer bir ifade söylemiştir. [3]
[67] … Ebud Derda: “Bilmeyenin vay haline! Bilipte bildiği ile amel etmeyenin vay haline.” [4]
[68] … Ebud Derda: “Bilmeyen ve amel etmeyenin vay haline.”[Bir kez]İbn Halid dedi: “Ve bilipte amel etmeyenin vay haline.” .[Bir kez] “Vay onun haline ki, bildiği ile amel etmedi.” [5][Yedi kez]
[69] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Bir alim bir şeyi bilipte onunla amel etmediği zaman, o, insanları aydınlatan ama kendini yakan(tüketen) bir sokak lambası gibi olur.” [6]
[70] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “İnsanlara hayrı öğreten fakat kendini unutan bir alimin misali, insanları aydınlatan fakat kendini tüketen bir lamba gibidir.” [7]
[71] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “İnsanlara hayrı öğreten fakat kendini unutan bir alimin misali, insanları aydınlatan fakat kendini tüketen bir el feneri gibidir.” [8]
[72] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Cennet sakinlerinden bir grup insan, cehennemden bir grup insanlarla karşılaştılar, bunun üzerine onlara şunu sordular: ‘Biz sadece sizin bize öğrettikleriniz vasıtasıyla cennete girdiğimiz halde, sizin cehennem ateşine girmenize ne sebep oldu?’ Onlar şöyle cevap verdi: ‘Doğrusu, biz size (hayrı) emrederdik ama kendimiz onu yapmazdık.’” [9]
[73] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Cennet sakinlerinden bir gurup insan, Cehennem sakinlerinden bir grup insanlar ile karşılaşacak ve onlara şunu söyleyecek: ‘Biz sadece sizden öğrendiklerimiz sebebiyle cennete girdiğimiz halde sizin cehenneme girmenizin sebebi nedir?’ Bunu üzerine onlar şöyle cevap verecekler: ‘Doğrusu biz, bir şey söylerdik ve biz onu yapmazdık.’” [10]
[74] … Usame bin Zeyd: Usame bin Zeyd’e: ‘Neden Usman bin Affanın yanına giripte onunla konuşmazsın?’ denildi. Usame şöyle cevap verdi: ‘Siz, Usmanla konuştuğumu duymadıkça, beni onun ile konuşmuyorum sanırsınız……… Ve ben Rasulullah den duyduğum bir sözden sonra, bir kişiye o, üzerimde emir olduğundan dolayı: ‘Sen insanların en hayırlısısın.’ Demem ’dedi. Orada bulunan sahabiler : ‘Sen Rasulullahın ne dediğini duydun? Diye sordular.’ Usame şöyle dedi: ‘Rasulullah dedi ki: “ Kıyamet gününde bir kişi getirilir, cehennemin içine atılır ve onun bağırsakları dışarı çıkar. Böylece ona şöyle denir: ‘Sen bize iyiliği emreder ve bizleri kötülükten nehyeder değil miydin?’ O şöyle cevap verir: ‘Ben size iyiliği emrederdim, fakat onu kendim yapmazdım, Ve ben sizleri kötülükten nehyederdim de onu kendim yapardım.’’ [11]
[75] … Mansur bin Zazan: “Bana bildirildi ki, insanlardan biri Cehennem ateşine fırlatılacak-hatta cehennem sakinleri onun pis, kötü kokusunu bulacaklar. Bunun üzerine ona şöyle söylenecek: ‘Vay haline senin! Sen (dünyada) ne yaptın? Bizim bu kötü şartlar altında olmamız yeterli değil mi ki bir de seninle ve tiksindirici, pis kokunla imtihan edilmemiz gerekti?’ Bunun üzerine o, şöyle cevap verecek: ‘Ben bir alimdim ancak ilmim bana fayda vermedi.’”
[76] … Yahya bin Muaz Er-Razi: “Mahrum olan kişi odur ki, ilmi, aleyhine bir hüccet olarak hizmet eder; dili aleyhine bir hasım olarak hizmet eder; anlayışı özrünü kesmek için hizmet eder.”
[77] … Onlardan birine şöyle söylendi: “İlim araştırmayacak mısın?” Bunun üzerine o, şöyle dedi: “İlimden rakiplerim(amele dökmediğim ilmim) çok oldukça, bu yüzden, daha fazla kendime rakip edinmeyeceğim.”
[78] … Seri bin El-Muğlis Es-Sakati: “ilmini çoğalttığın her an, sana karşı daha güçlü bir hüccet(delil) olur.”
[79] … Ebul-Huseyn Muhammed bin Ahmed bin Semud: “Sahip olduğu ilimden dolayı Allahın kendisine ne emrettiğine önem vermeyen herkese, ilim aleyhine bir hüccet ve bir bela olur.”
[80] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Gerçekten Allah Hesap Gününde alimleri bağışlamayacağı şeyler için ümmi insanları bağışlayacak.” [12]
[81] … Ebu Bekr Muhammed bin Abdillah bin Aban El-Heysi’nin kitabının arkasında şunları okudum:
Eğer ilimle amel edilmezse, o, aleyhine bir delil olur
Ve sen taşıdığın ilim sebebiyle bağışlanmazsın
Eğer bu gerçeği anladı isen, şunu da bilesin ki
Bir kişinin sözünün doğruluğu, onun amellerinde bulunmasıdır.
[82] … Eş-Şabi:
“Keşke ilim sahibi birinden hiçbirşey öğrenmeseydim.”
[83] … Sufyan Es-Sevri: “Keşke ilim kaydetmeseydim ve sadece ilmimden yeterli olan ile (hesap gününde) kurtarılabilsem, kaydettiğim ilim ne lehime ne de aleyhimedir.”
[84] … İbn Uyeyne “Eğer ilim sana fayda vermezse, o sana zarar verir.” Ben derim ki: “Bu şu anlama gelir: eğer ilim onunla amel etmek sayesinde ona fayda vermez ise, onun aleyhine bir hüccet sağlayarak ona zarar getirir.”
[85] … Lokman, oğluna şöyle dedi: “Ey oğlum, evvela daha önceden öğrendiklerinle amel edene kadar, bilmediğini öğrenme.”
[86] … Malik bin Dinar: “Kayda değer sözlerin bazılarında şunu yazılı buldum: ‘Daha önceden bildiğin ile amel etmediğin zaman, bilmediğini öğrenmede sana hayır yoktur. Bunun örneği, odun toplayıp, onu bohça yapan ve daha sonra sırtında taşıyan bir adam gibidir. O adam, odun bohçasını taşıyamayacağını anladığında,(bohçadan odun eksilteceği yerde) bohçaya daha fazla odun kor.’”
[87] … Sufyan:“İsrailoğulları arasında bir alim ve bir de abid vardı. Bir keresinde alim abide şöyle dedi: ‘Senin bana gelipte benden ilim almana engel olan nedir? İnsanların bana geldiğini görmüyor musun?’ Alim şu cavabı verdi: Ben bir şey öğrendim. Evvela onunla amel etmeliyim. O öğrendiğimle amel ettiğim zaman sana gelirim.”
[88] … Ebu Abdillah Muhammed bin Ali bin Abdilah Es-Suri:
Daha ne zamana kadar ilim için çabalayıp,
Onu toplamak için sıkı çalışıp ve onu samimiyetle karşılayacağım
İlmin zor mevzularını tahsil etmeye çalışacağım
Oysa ki, hiç amel işlemiyorken
Eğer ilim arayan biri edindiği ilim ile amel işlemez ise,
O, zavallı bir kuldur ve sadece menfaati için ilme tamah eder
Ki; bunlar riyakar bir kişi olarak, amel edenlerdir.
[89] … Avf bin Malik El-Eşcai: “Allahın Rasulu bir gün gökyüzüne baktı ve şöyle dedi: ‘Bu ilmin göğe çekildiği bir zamandır.’ Ensardan biri(Ziyad bin Lubeyd): ‘Ey Allahın Rasulu, ilim sağlamca kalplere yerleştirilmiş ve kalplerde korunduğu zaman nasıl olurda ilim göğe kaldırılır?’ Allahın Rasulu şöyle cevap verdi: ‘Ben de seni Medine insanları arasında en bilgililer arasında sayardım.’ Rasulullah sonra şunu ifade etti: ‘Yahudi ve Hıristiyanlar ellerinde Allahın Kitabı olduğu halde sapıttılar.’ Daha sonra, ben Şeddad bin Avs ile karşılaştım ve ona, Avf bin Malikin hadisini aktardım. Bunun üzerine o, bana: ‘Avf gerçeği söylemiş. Göğe ilk kaldırılacak şeyi sana bildirmemi ister misin? dedi.’ Ben: ‘Elbette, dedim.’ O: ’O, huşu olacak, öyle ki bir tane bile (namazda)huşu sahibi kişi göremeyeceksin.’” [13]
[90] … İbn El-Mubarek: “Bir zamanlar ilim aldığı bir alim haricinde başka bir alimin varlığından haberi olmayan servet sahibi bir adam vardı. Bir defasında şöyle şöyle bir yerde bir alim olduğunu duydu. Bunun üzerine, o alimi ziyaret etmek için bir gemiye bindi. Gemi yolculuğunda bir kadın adama şunu sordu: ’Burada ne yapıyorsun?’ Adam şöyle cevapladı: ‘Bende derin bir ilim sevgisi var, bu yüzden şöyle şöyle bir yerde bir alim var diye duyduğum zaman, o alimi ziyaret etmek için yolculuğa çıkarım.’ Kadın şöyle dedi: ‘Her ne zaman ilmini çoğaltsan, aynı zamanda amellerini de çoğaltman gerektiğini bilmiyor musun? Amellerin hareketsiz(çoğalmayan) olduğu halde, sen ilmini mi fazlalaştıracaksın?’ Bunun üzerine adam kadının söyledikleri üzerine dikkatlice düşündü ve daha sonra memleketine geri dönüp ameller işlemeye başladı.”
[91] … İbrahim bin Azem: “Bir zaman bir adam ilim elde etmeye koyulduğunda, yolu kapatan kocaman bir kaya ile karşılaştı. Kayanın üzerinde şu ifadeler yazılıydı: ‘Beni hareket ettir, ilginç ve düşündürücü bir şey göreceksin.’ Bunun üzerine adam kayayı oynattı ve o zaman kayanın üzerinde şöyle yazılı olduğunu gördü: ‘Çoktan bildiklerinle amel etmezsin, bu halde sen nasıl olurda bilmediğini elde etmeye çalışırsın?’ Bunun üzerine adam (geldiği yere)geri döndü.”
[92] … Ata: “Müminlerin annesi, Aişe’nin yanına sık sık giden ve ona sorular soran bir genç vardı. Böylece Aişe ona hadis aktarırdı. Bir gün genç ona gitti ve bazı sorular sordu. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: ‘Benim güzel çocuğum! Benden daha önce duyduğunla amel ettin mi? Çocuk: ’ Hayır, kıymetli anneciğim.’ Dedi. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: ’Ey evladım! O halde, niçin sana ve bize karşı (hüccet olacak) Allahın delillerinden daha fazla elde etmeye çabalıyorsun?’”
[93] … Fudayl “Bu adamın, bu hadisi duymadığı, duyupta onunla amel etmemesinden, onun için daha hayırlıdır.”
[94] … Ebu Hazim: “İnsanlar, ilmiyle amel eden ve söylediğini kendi yapan kişiden hoşnut olurlar.”
[95] … İbn Avn: “Keşke ilimden yeterli olanı konuşsaydım.” Ebu katandan, Şubah şöyle dedi: “Hadisten, daha fazla ateşe girmeme sebep olacağından korktuğum bir şey üzerine emin olmam.”
[96] … İbn Mesud: “Gerçekten ben şuna inanıyorum ki, kişi işlediği bir günah yüzünden önceden bildiği ilmi unutur.”
[97] … Malik bin Dinar: Tevrat’ta şunu okudum: “Muhakkak ki, alim ilmiyle amel etmediği zaman, yağmur damlalarının taşın üzerinden kayıp gitmesi gibi, onun nasihatı(ikazı)da kalplerden kayıp gider.”
[98] … Malik bin Dinar: “İlmiyle amel etmeyen bir alim, üzerine yağmur damlaları düştüğünde, damlaların kayıp gittiği bir kaya parçası gibidir.”
[99] … Ebul-Fadl Er-Riyaşi:
“İlmi bildirip onunla amel etmeyen kişi
İlmiyle amel edene kadar, ilim değildir hevadan kaçmak,
Salih ameller işleyerek ayıplanmaktan kurtulacaksın
Hak üzere olan bir kişi çok nadir bulursun
Onun amelleri de hakka uygun değildir.”
BAŞKALARIYLA TARTIŞMAK İÇİN VE ŞAHSİ MENFAATLER ELDE ETMEK İÇİN İLİM ÖĞRENMENİN HOŞ GÖRÜLMEMESİ
[100] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:“ Her kim alimlerle çekişmek, aptallarla tartışmak veya insanların yüzlerini kendine çevirmeleri için ilim öğrenirse, o kişi, ilminden dolayı Cehennem ateşine sahip olacak.” [14]
[101] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Her kim akılsızlarla tartışmak, alimleri sayıca geçmek, veya insanların yüzlerini kendine çevirmeleri için ilim öğrenirse, o kişiye, cehennemde oturacağı yeri bulmasına izin verilir.” [15]
[102] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Her kim Allahın vechinin istenmesi hakkı haricinde, ilmi bazı dünyalık kazançlar elde etmek için öğrenir ise, hesap gününde cennetin kokusunu duymayacak.” [16]
[103] … El-Hasan: “Her kim onunla Ahireti arzulayarak, ilim elde eder ise, o kişi onu(cenneti) elde edecektir. Ve her kimde dünya hayatını arzulayarak ilim elde eder ise, o(dünya hayatı), kişinin ilimden elde edeceği hisse(kazancı) olacaktır.”
Ez-Zuhri dediki:” Bunun anlamı: O, onun ilimden nasibidir.”
[104] … Vuheyb bin El-Verd: “Kötü bir alimin şöyle bir kıssası vardır: “ Kötü alimin misali, su kanalına iteklenmiş kocaman bir kaya parçası gibidir. Öyle ki, kaya ne suyu emer ne de ağaçlara hayat vermesi için akmasına izin verir. Keşke şer alimleri Allahın kullarına söylediği şu ayeti hakkında Allah’a karşı samimi olsalardı: ’Ey Allahın kulları! Bizim peygamber ve öncekilerden(seleften) size bildirdiklerimizi dinleyin, bu öğrendikleriniz üzerine amel edin ve bizim değersiz amellerimize bakmayın, çünkü biz, yanlış düşüncelere sebep olabilecek kişileriz(yani Allahın elçisini ve ona güzelce uyan selef gibi olamayız.) Onlar kullara nasihat etmede gerçekten ihlas sahibiydiler. Buna rağmen, Allahın kullarını sadece kötü amellerine davet ederler ve böylece onların günah işlemelerine sebep olurlar.’
[105] … İsa bin Meryem-aleyhiselam-: “Ey şerrin savunucusu olan alimler! Siz, dünya hayatını başınızın üzerine koydunuz ve ahreti ayaklarınızın altına koydunuz. Sizin sözleriniz bir şifa ancak, amelleriniz bir hastalık. Sizin örneğiniz, Zakkum ağacının örneği gibidir-ki; o ağaç kendine bakanlara hoşnutluk verir ama ondan yiyen kişiyi öldürür.”
[106] … İsa bin Meryem-aleyhiselam-: “Yazıklar olsun size, ey dünya hayatı için ibadet edenler! Güneş ışığının büyüklüğünün bir adama ne faydası var, eğer o adam güneş ışığını göremiyor ise? Aynı bunun gibi, eğer ilmiyle amel etmiyorsa bir alimin çok ilme sahip olmasının da kendine faydası yoktur. Ağacın meyvaları ne kadar çok olursa olsun, fakat onların tamamı yararlı değildir veya yenmez. Yine alimler ne kadar fazla olursa olsun yine de sizin tamamınız alimin bildiklerini uygulamaz. Bu yüzden siz kendinizi düzenbaz, yalancı alimlerden koruyun, onlar, yünden elbiseler giyerler, başlarını yere eğerek selam verirler, aldatıcı maskelerinin altından sineklerin baktıkları gibi gözlerini kısarak barklar. Onların sözleri amellerinin tersinedir. Kim dikenli üzümlerden ve … hurmalardan hasat yapabilir? Bunun gibi, düzenbaz alimin sözü de yalandan başka bir şey üretmez. Hakikaten, deve, sahibi tarafından yeryüzüne hapsedilmez ise, deve memleketini terk edecektir. Ve hakikaten ilim, sahibi tarafından uygulanmaz ise, o ilim, onun kalbinden ayrılacak, kendini ondan serbest bırakacak ve o adamı, önemsemeyecektir. Şüphesiz, ekinler toprak ve suya sahip olmadıkça elverişli değillerdir. Aynısı iman içinde geçerlidir; ilim ve amel eşlik etmedikçe imanda hayır yoktur. Yazıklar olsun size ey dünya için ibadet edenler! Şüphesiz, her şey kendisi onunla bilinen bir işarete sahiptir. Ve şüphesiz din de kendisinin bilindiği üç işareti vardır ve onlar: İman, ilim ve ameldir.”
KUR’AN-I AMEL ETMEK İÇİN DEĞİL DE NAM VE ŞÖHRET ELDE ETMEK İÇİN OKUYANLARA UYARI
[107] … Ebu Hureyre’den Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde aleyhinde ilk önce hüküm olunacak insanlar şunlardır: Şehit olmuş kimse. O, huzura getirilir ve Allah ona nimetlerini hatırlatır. O da mashar oduğu bütün nimetleri tanır. Kendisine, Allah: Bu nimetlere karşı sen ne amel işledin diye sorar. O kul: Senin yolunda cihad ettim sonunda şehid edildim der. Allah: Sen yalan söyledin! Bilakis sen cüretlidir denilmek için mukatele ettin de hakkında öyle denilmiştir buyurur. Sonra emir verilir de bu kimse yüzü üzerinde sürüklenir, nihayet cehenneme atılır. Sonra muhakemesi görülecek kimse ilim öğrenmiş, öğrendiğini başkasına öğretmiş ve Kuran okumuş olandır. O da getirilir. Allah ona da kendisine olan nimetlerini anlatır. Bu da nimetleri tanıyıp itiraf eder. Allah ona da: Bu nimetlere karşı sen ne amel işledin diye sorar. O kul: İlim öğrendim, onu başkalarına da öğrettim ve senin rızan için Kuran da okudum der. Allah ona da: Sen yalan söyledin! Bilakis sen alim denilmek için ilim öğrendin ‘o, okuyucudur’ denilmek için Kuran okudun da hakikaten senin hakkında bunlar söylendi der. Sonra emir verilir de o kul yüzü üzerinde sürüklenerek cehenneme atılır. Sonra muhakemesi olunacak olan, Allahın kendisine nimetlerini bollaştırdığı ve her türlü maldan ihsan ettiği kimsedir. Bu da getirilir ve buna da Allah nimetlerini hatırlatır. O da bu nimetleri hatırlayıp itiraf eder. Allah ona da: Bu nimetlere karşı sen ne amel işledin diye sorar. O kul: Hakkında infak edilmesini istediğin hiçbir yol bırakmadım da bütün bu yollardan senin rızan için infak eyledim der. Allah: Yalan söyledin! Bilakis sen bu infak ve harcamaları ‘o, cömert bir kimsedir’ denilmek için yaptın da böyle denildi de buyurur. Sonra emir verilir ve o kimse yüzü üzerinde sürüklenerek cehenneme atılır.” [17]
[108] … El-Hasan: ‘Gerçekten, bu Kur’an onun ayetlerinin tefsirini bilmeyen ve onun mushafından onu(n ayetlerini) düşünüp, tefekkür etmeyen genç çocuklar ve hizmetçiler tarafınan okunur. Allah şöyle buyurur: ‘Bu Kur'ân, akıl sahiplerinin, âyetlerini düşünmeleri ve ibret almaları için sana indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır.’ (Sad:29)Onun ayetlerini düşünmek ne anlama geliyor? Baştan sona buyruklarına uymak anlamına gelir. Kur’an-a en çok hakkını verenler onu ezberden okuyamasalar da, onun buyruklarına uyanlardır. Onlardan biri şöyle der: ‘Ey falanca, buraya gel. Sana Kuranı nasıl ezberden okunacağını öğreteceğim. Ezberden Kuran okuyucuları bunu her ne zaman yaptılarsa? Onlar ne ezberden Kuran okuyucuları, ne sabırlı olanlar ve ne de akıllılardır. Dilerim ki Allah insanlar arasında onların benzerlerinin sayılarını artırmaz.”
[109] … Umer bin El-Hattab: “Kuranı ezberden okuyan kişi seni yanıltmasın(ona aldanma). Daha ziyade Kuran ile amel eden kişiye bak(ona imren).
KUR’AN-IN HARFLERİNİN EZBERLENİPTE EMİRLERİNİN İHMAL EDİLMESİYLE İLGİLİ SÖYLENENLER
[110] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Kuran asla onunla amel etmeyen biri tarafından (ezbere)okunmamalıdır.” [18]
[111] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Göğe yükseltildiğim gecede, ateşten yapılmış makaslar ile dudakları kesilen bir insan topluluğu gördüm. Dudakları her defasında çok şiddetli acı verecek şekilde oldu, sonra eski hallerine geri getirilirlerdi. Bunun üzerine ben dedim ki: ‘Ey Cibril, bu insanlar kimler?’ O, dedi ki: ‘Onlar senin ümmetinden hatiplerdir, söz söylerler (kendileri) amel işlemezler ve Allahın Kitabını okurlar ama onunla amel etmezler.’” [19]
[112] … Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Kıyamet Günün’de Kuran bir adam şeklinde olacak. Bunun üzerine Kuranı taşıyan ama onun emirlerine muhalefet eden bir adam öne çıkarılacak. Kuran, adam ile tartışacak ve diyecek ki: ‘Rabbim, Sen beni ona taşıttırdın, o ne kötü bir taşıyıcıydı. O benim hudutlarımı çiğnedi, emirlerimi önemsemedi, bende belirtilen nehiyleri işledi ve bende belirtilen helalleri terk etti.’ Kuran, ona istediğin gibi davran denene kadar, adamı deliller ile suçlamaya devam eder. Sonra eliyle adamı tutar ve burnu üzerinde ateşe atılana kadar, adamı bırakmaz. Daha sonra Kuranın emirlerini koruyarak taşıyan Salih bir adam getirilir. Kuran adam ile tartışacak ve diyecek ki: Rabbim Sen beni ona taşıttın, böylece o benim hudutlarımı gözetti, emirlerimi yerine getirdi, yasaklarımdan kaçındı ve bendeki ibadetlere razı olarak itaat etti. Kuran, ona istediğin gibi davran denilinceye kadar, konuşmaya devam eder. Bunun üzerine adamı eliyle tutar ve adama ipekten bir elbise giydirilip, bir kralın hükümdarlığı verilip ve eline de içmesi için bir fincan şarap verilene kadar, onu bırakmaz.” [20]
[113] … Bekr bin Huneys: “ Gerçekten, cehennemde bir vadi var ki; ateş günde yedi kez ondan sığınacak bir yer arar. Ve bu vadide bir çukur var ki; vadi ve ateş her gün ondan sığınacak bir yer arar. Ve o çukurda bir yılan var ki; çukur, vadi ve ateş günde yedi kez ondan sığınacak bir yer arar. Yılan ilk olarak şerir(melun) Kuran taşıyıcılarıyla başlayacak. Bunun üzerine onlar şöyle der: ‘Ya Rab! Bizi puta tapanlardan önce mi (cezalandırmaya) başlayacaksın?’ Onlara şöyle denecek: ‘Bilen biri bilmeyenle bir değildir.’”
[114] … Eyub Es-Sahtiyani: “Günahkar bir Kur’an okuyucudan daha aşağılık olan kötü kimse yoktur.”
[115] … Malik bin Dinar: “Gerçekten, ben açıktan kötülüğünü gösteren kişiden ziyade, daha çok günahkar Kuran okuyucusundan korkarım, çünkü bu (günahını açıkça gösteren kişi) ikisinin en az aldatanı(hile yapanı)dır.”
[116] … Fudayl: “ Gerçekten, Kur’an sadece onunla amel edilmesi için açıklandı. Ama insanlar yalnızca onun okunuşunu bir amel olarak aldılar.” Şöyle soruldu: “Kuran ile nasıl amel edilmeli?” O, şöyle cevap verdi: “ Emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınır, helallerine izin verir, haramlarını yasaklar ve mucizeleriyle ilgili kendini alıkoyarak.”
[117] … Ebu Ruzeyn: “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu, hakkını gözeterek okurlar.” [21]
“Anlamı: onlar kuranı takip edilmesi gerektiği şekliyle takip ederler ve onlar Kuranın amel edilmesi gerektiği gibi Kuran ile amel ederler.”
[118] … İbn Umer: Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- : “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu, hakkını gözeterek okurlar.” [22]
“Anlamı: Onlar Kuranı takip edilmesi gerektiği şekliyle takip ederler.” [23]
[1] (Zayıf)
[2] (Zayıf)
[3] (Zayıf)
[4] (Zayıf)
[5] (Zayıf)
[6] (Mevzu)
[7] (Sahih): Taberani, Mucemul Kebir
[8] (Sahih): Taberani, Mucemul Kebir
[9] (Zayıf)
[10] (Zayıf)
[11] (Sahih): Buhari,Muslim,Ahmed
[12] Hadis olarak kabul edilmez. Abdullah: Babam(Amed b. Hanbel) bunun hadis olarak kabul edilmeyeceğini söyledi ve onu bana sadece bir kez rivayet etti. Ben(Albani) derim ki: Hadisi el-Muntahabda ifade etmiş ve şunu eklemiştir: el-Mervezi şöyle dedi: Ebu Abdullah şöyle dedi:”Hata Caferden kaynaklanmaktadır, Siyarden değil.” Bu imam Ahmedin söylediğidir. Fakat Cafer Siyarden daha iyidir, Müslim onu rivayetlerinde kullanmıştır. Allah en iyisini bilir.
[13] (Sahih): Ahmed,Hahim. Rivayet zinciri müslümin şartlarına göre sahihtir.
[14] (Zayıf)
[15] (Zayıf)
[16] (Sahih): Ahmed(2/338), Ebu davud, İbn Mace, İbn Hibban
[17] (Sahih): Muslim
[18](Zayıf)
[19] (Hasen)
[20] (Zayıf)
[21] Bakara:121
[22] Bakara:121
[23] (Mevkuf)
İLİM AMEL ETMEYİ GEREKTİRİR - 1 -
MÜELLİF İmam Ebu Bekr Ahmed b. Ali b.Sabit el-Hatibu’l-Bağdadi (öl.H.463)
TASHİH ve TAHRİÇ İmam Muhammed Nasiruddin el-Elbani
Terceme: Ebu Rumeysa
بسم الله الرحمن الرحيم
Hamd, ancak Allah içindir. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa ona hidayet verecek yoktur.
Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür.
“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” (Âl-i İmrân:102)
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinize gözetleyicidir” (Nisâ:1)
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki, Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Rasûlün’e itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur”(Ahzâb:70-71)
Şüphesiz, sözlerin en doğrusu Allah’ın kelâm’ı, yolların en güzeli Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yoludur, ve işlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her yenilik bid’at ve her bid’at sapıklıktır ve her sapıklık da ateştedir.
ÖNSÖZ
Özgün adı “iktiza’u’l-ilm el-amel” olan bu eseri, kendi dilimize İngilizce’den çevirdim. Eserin doğru anlaşılabilmesi için çaba sarfettim. Bu çalışmanın Arapça bilen kardeşlere bir esin kaynağı olup, Arapça aslından kendi dilimize kazandırılmasına vesile olabilirsem hayır yolda bir çığır açmış olmayı umarım.
Müellif, eserinde ilim sevdalılarının samimi niyete ve ihlasa sahip olmaları gerektiğini, yine öğrendikleriyle amel etmeleri gerektiğini Rasulullah’ın hadisleriyle ve selefin sözleriyle ele almıştır.
Yine eser, Muhammed Nasiruddin el-Elbani tarafından tahriç edilip notlar eklenerek yayımlanmıştır.
Çeviriyi yaparken rivayet zincirinin tamamını ve dipnotlardaki hadislerin tahriçleriyle ilgili uzun açıklamaları çevirmedim.
Rabbim bizleri öğrendiği doğrularla amel eden ve amellerinde takva ve ihlası gözetenlerden eylesin. Bu çalışmayı Allah’ın dinine hizmet olması şartıyla isteyen istediği gibi sahiplene bilir. Tüm hakkı Allah’a aittir. Bu çalışmadaki hatalar bendendir, doğrular ise Allah’tandır.
Çeviren
Ebu Rumeysa
22.08.2010/ANKARA
Hatibul Bağdadi
Tam adı Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. Sabit el-Bağdadi olan Hatibul Bağdadi H. 392’de Mekke-Medine yolu üzerindeki Vadilmelel’in Guzeyye kasabasında dünyaya geldi. Onun soyu Küfe civarında oturan bir Arap aşiretine dayanmaktadır. Hatib lakabı kendisine, kıraat alimi ebu Hafs el-kettani’den Kuran öğrenen ve Bağdatın güney batısında Dicle nehri üzerindeki Derzican köyünde yirmi yıl hatiplik yapan babası Ebul Hasan Ali’den intikal ettiği söylenmişse de muhtemelen kendisideaynı vazifeyi devam ettirmesi sebebiyle Hatib diye tanınmıştır. Kendisi babasının yönlendirmesiyle bir çok alimden hadis dersleri aldı… Tahsilini tamamladıktan sonra yirmi yıldan fazla bir süre bütün vaktini Tarihu Bağdad’ı yazmaya ayırdı.
Hatibul Bağdadi vakur bir insandı. Giyimine önem vermesine ve heybetli görünmesine rağmen son derece mütevazi olduğu kaydedilir. Düzgün konuşur,haidseri gür esiyle, süratli fakat noksansiz olarak okurdu. Vaktini boşa geçirmez, yolda yürürken bile elindeki bir cüzünü okuyarak giderdi. Takva sahibi olduğu ve hayatının hiçbir döneminde resmi göreve talip olmadığı bilinmektedir. O bütün zamanını ilme vermiştir. Zaman zaman talebelerine para yardımında bulunur ve elindeki imkanları onlar ile paylaşmaktan zevk alırdı. Kendisi insanın bildikleriyle ve öğrendikleriyle amel etmesine büyük önem vermiş ve “İktiza’u’l- ilm el-amel” adlı eserinde de bu konuyu işlemiştir.
Hatibul Bağdadi yüze yakın eser bırakarak ilmin yayılmasındaki gayretlerle dolu bir hayattan sonra H.4632’te vefat etmiştir.
Faydalı Bir Açıklama
Biri şöyle diyebilir: Eğer müellif rivayetlerin hangisinin sahih ve hangisinin zayıf olduğunu tespit edebilecek bir ilme sahip idiyse, niçin bizler onun bu kitabında ve diğer kitaplarında zayıf rivayetler görüyoruz.
Cevap: Hadis alimlerine göre temel kaide şudur; eğer bir muhaddis rivayet zinciriyle beraber bir hadisi aktarır ise, hadisin mesuliyeti o kişiden kalkmış olur, ve o kişi üzerinde hadisin rivayet edilmesinde bir sorumluluk yoktur. Sonraki bir alim hadisin sahihini zayıfından ayırabilir ve bu da sened ilmidir.
Evet, eğer muhaddisler her bir hadisi sahihlik veya zayıflık derecelerinin bir açıklamasını belirtselerdi iyi olurdu. Bazı sebeplerden dolayı bu mümkün olmamıştır, özellikle de hacimce hadislerin miktarı göz önüne alınırsa bu daha iyi anlaşılır.
Onlar arasından en önemli olan bir tanesinden bahsedeceğim. O da şudur ki; hadisler tüm rivayet yolları ve rivayet zincirleri bir arada toplanmadan, hadisin kolay bir şekilde sahihliği veya zayıflığı kolayca anlaşılmaz. Bu, bir hadisin kusurlarını anlamaya yaklaşan birine yardım edecek şeylerden biridir. Ve böylece bir birini destekleyen rivayetler sahih hadislerdir.
Eğer hadis alimlerin tamamı tüm çaba ve gayretlerini hadislerin sahihini zayıfından ayırmaya verselerdi, bizler bu harkülade hadis mecmualarından ve onların rivayet zincirlerinden mahrum kalabilirdik, Allah en iyisini bilir.
Muhaddislerden bazıları hadisleri sadece bir araya getirip rivayet etmişlerdir. Ve bazıları da hadisleri ezberlemişler ve onların sahihini sahih olmayanından ayıran çalışmalar yapmışlardır.
“Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”(Bakara:148)
KİTABIN METNİ
[1] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Hesap gününde şu dört şeyden sorulmadıkça kulun iki ayağı da olduğu yerden kımıldamayacak: Hayatından ve onu nasıl harcadığından; ilminden ve onun ile ne yaptığından; varlığından ve onu nerede kazanıp onu nasıl harcadığından; bedeninden ve onu ne yolda kullandığından.”[1]
[2] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Hesap gününde şu dört şeyden sorulmadıkça kulun iki ayağı da olduğu yerden kımıldamayacak: Hayatından ve onu nasıl harcadığından; varlığından ve onu nerede kazanıp onu nasıl harcadığından; ilminden ve onun ile ne yaptığından.”[2]
Not:Bu hadisin başında “dört şeyden” diyor fakat devamında üç şey açıklanıyor. İngilizceye eksik çevrilmiş olabilir.(çeviren)
[3] …Muaz bin Cebel şöyle dedi: “Hesap gününde şu dört şeyden sorulmadıkça kulun iki ayağı da olduğu yerden kımıldamayacak: bedeninden ve onu ne yolda kullandığından; hayatından ve onu nasıl harcadığından; varlığından ve onu nerede kazanıp onu nasıl harcadığından; ilminden ve onun ile ne yaptığından.”[3]
[4] …Ali şöyle dedi: Bir adam : “ Ey Allahın Rasulu bendeki cahillik yükünü(mesuliyetini) ne kaldırır? Dedi. O-sallallahu aleyhi ve sellem-:”ilim.” Dedi. Adam dedi ki:“ O zaman ilmin mesuliyetini benden ne kaldırır(dengeler)?” O-sallallahu aleyhi ve sellem-: “Amel, dedi ”[4]
[5] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle dedi: “Ey Uveymir: ‘İlim sahibi miydin yoksa cahil miydin?’ diye sana sorulduğunda. Bunun üzerine eğer sen: ‘İlim sahibiydim.’ Diye cevaplarsan; ‘ilminle ne amel ettin?’ diye sorulacağı; Ve eğer sen: ‘ Ben cahildim’ dersen ‘Cahil olmanın mazereti neydi; ilim elde etmeye çalışmadın mı?’ diye sana söyleneceği hesap gününde halin nice olur?”[5]
[6] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:“ ilim elde et ve onunla amel işle, ve onu başkalarına da öğret, yine ilme layık olmayanlardan da ilmi engelle(uzak tut).”[6]
[7] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Her ne istersen öğren, bildiğin ile amel edene kadar Allah Teala sana hiç bir fayda sağlamayacak.”[7]
[8] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Her ne istersen öğren, şu bir gerçek ki, amel edene kadar Allah seni asla mükafatlandırmayacak.”[8]
[9] …Ali şöyle dedi: “ Ey ilim sahipleri! İlminizle amel edin, hakikaten ilim ehli sadece ilmiyle amel edendir. İlim taşıyacak bir topluluk olacak, fakat onlar, biri diğeriyle rekabet edecekler ve bu rekabet öyle bir noktaya gelecek ki; bir adam, başka birinin sohbetinde oturduğu için öğrencilerinden birine öfkelenecek. Bunlar amelleri cennete yükselmeyecek olan insanlardır.”[9]
[10] …Abdullah ibn Mesud şöyle dedi: “ Öğren! Öğren! Bunun sonucunda öğrendiğin vakit amel et.”[10]
İbn el-Münzirin hadisinde “ öğren”, sadece bir kez söylenmiştir.
[11] …Abdullah ibn Mesud şöyle dedi: “ Öğren! Böyle her kim ilim sahibi olursa, (bildiği üzere) amel etmeli.”[11]
[12] …Ebu Hureyre şöyle dedi: “ Amel edilmeyen ilmin örneği, Allah yolunda harcanmayan hazine gibidir.”[12]
[13] …Zuhri şöyle der: “ İnsanlar, ilmi olmayan fakat amel eden kişinin hareketine güvenmezler ve yine onlar, ilmi olup amel etmeyenin sözlerine de itibar etmezler.”[13]
[14] …Zuhri şöyle der: “ insanlar, ne ilim sahibi olup amel etmeyenin ve ne de amel edip ilim sahibi olmayan kişinin sözlerinden asla hoşnutluk duymazlar.”
[15] …Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ İman ve amel (birbirini tamamlayan)iki eştir- iman ve amelden birinin yokluğu diğerini geçersiz kılar.”[14]
[16] …Ebud Derda şöyle dedi: “Hakikaten, sen her şeyden önce bir ilim araştıranı olana kadar asla bir alim olamayacaksın. Ve her şeyden önce bildiğinle amel edene kadar asla gerçek bir ilim araştıranı olamayacaksın.”[15]
[17] …Ebud Derda şöyle dedi: “ Siz evvela, bir talebe olana kadar, bir alim olamazsınız. Ve evvela, ilminizle amel edene kadar sahip olduğunuz ilmin alimi olamazsınız.”
[18] … Ebud Derda şöyle dedi: “ Ey Ademoğlu! Allah’a O’nu görüyor gibi amel işle, kendini ölülerin arasındaymışsın gibi say, ve mazlumun duasından kork.”[16]
[19] … Şeddad bin Evs, zannediyorum ki Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- den diyerek şunu dedi: “Allahtan, hakkıyla korkarak amel işleyin. Allaha kavuşacağınızı ve (hesap için) amellerinizi sunacağınızı bilin-ki bundan kurtuluş yoktur. Her kim zerre ağırlığında bir hayır işlerse onu görecek; ve her kim de zerre ağırlığında bir şer işlerse, onu görecek.”[17]
[20] … Sehl bin Abdullah şöyle der: “ İlmin tamamı dünyalıktır. Ancak, Ahiret için olanı, kendisiyle amel edilen ilimdir.”
[21] … Sehl bin Abdullah Et-Tusteri şöyle der: “ Alimler haricinde, insanların tamamı sarhoş bir haldedirler. Ve ilimleriyle amel edenler haricinde, alimlerin tamamı da şaşkın bir haldedirler.”
[22] … Sehl bin Abdullah şöyle dedi: “Dünya hayatı ilim dışında cahillik ve ruhsuzluktur. Kendisiyle amel edilen haricinde tüm ilim senin için bir hüccettir. İhlasla (Allah rızası gözetilerek) yapılanlar haricinde bütün ameller sabit olmayan çok küçük zerreciklerdir (yani geçersizdir). Bu yüzden ihlas, amelin kendisiyle tamam olacağı şeyin mükemmel sonucudur.”[18]
[23] … Sehl bin Abdullah şöyle dedi: “ İlim, dünya hayatının hazlarından birdir. Fakat kişi, ilim üzerine amel ettiğinde, işte o zaman, o ilim, ahiret için olur.”
[24] … El Havas şöyle der: “İlim birçok rivayeti aktarmaya dayanmaz. Daha ziyade, gerçek ilme sahip olan kişi, odur ki, çok az ilme sahip olmasına karşın elde ettiği ilmi uygular ve sünnetin öğretilerini takip eder.”
[25] …Abbas bin Ahmed, “Bizim uğrumuzda cihad edenleri biz mutlaka kendi yolumuza irşad ederiz.”[19] Ayeti ile ilgili şunu aktardı: “Bunlar bildikleriyle amel edenlerdir, biz mutlaka onları bilmedikleri şeye rehberlik ederiz.”
[26] … Yusuf bin El Huseyn: “Dünyada azgınlığın iki şekli vardır: İlmin azgınlığı ve varlığın(servetin) azgınlığı. Sizi ilim azgınlığından kurtaracak şey ibadettir(onunla amel etmektir). Ve mal varlığın azgınlığından kurtaracak olan ise ona bağlanmamaktır.”
[27] … Yusuf ayrıca şunu dedi: “ Güzel ahlak ile ilmi anlarsınız. İlim ile amellerinizi düzeltirsiniz. Amelleriniz ile akla, irfana(anlayışa) ulaşırsınız. İrfan ile, zühdü idrak edersiniz ve o, size verilir. Zühd ile dünya hayatından yüz çevirirsiniz. Dünyayı terk etmek ile Ahireti arzularsınız. Ve Ahireti arzulamak ile Allahın rızasını kazanırsınız.”
[28] … Ebul Kasım El-Cuneyd: “Sahip olduğun ilim ile hürmet edilmeyi; ilme atfedilmeyi; ve ilmin amellerden olan hakkını vermeden önce, ilim ehlinden olmayı arzuladığın zaman, ilmin kandili senden saklı olur ve sende sadece onun işareti ve dış görünüşü olur. Sana karşı (aleyhine) olan ilim de sana fayda getirmez. Çünkü ilim, onu uygulamaya koymaya yönlendirir. Bu yüzden, eğer ilim, gerektiği yerlerde uygulamaya konmaz ise, onun faydası ve inayeti olmaz.”
[29] … Ebu Abdullah Er-Rozebari: “Her kim ilmi, sadece elde etmek niyetiyle ilim yolculuğuna çıkarsa, ilim ona fayda vermez. Ve herkim de ilimle amel etmek niyetiyle ilim yolculuğuna çıkarsa –azda olsa, ilim ona fayda verir.”
[30] … Ebu Abdullah Er-Rozebari: “ilim, amele tabidir, ve amel de ihlasa tabidir. Ve her şeyi(ameli) ihlasla Alah için yapmak, Allahı (Rab ve ilah olarak) anlamayı sağlar.”
[31] … Malik bin Dinar: “ Kul amel etmek için ilim elde etmeye çalıştığı zaman, onun ilmi kibrini kırar. Ve kul amel etmenin dışında başka bir sebep için ilim elde etmeye çalıştığı zaman, kişi kötülüğünü ve gururunu arttır.”
[32] … Malik bin Dinar:“ Her kim amel etmek için ilim elde eder ise, ilmi onun kibrini kırar; ve her kimde amel etmenin dışında başka bir amaç için ilim elde etmeye çalışır ise, ilmi onun kibrini arttırır.”
[33] … Malik bin Dinar: “ Kul onunla amel etmek için ilim aradığı zaman, ilim onun kibrini kırar. Ve kul amel etmekten başka şey için ilim aradığı zaman, ilim onun kibrini arttırır.”
[34] … Mater “ En iyi ilim, fayda verendir. Ve hakikaten, Allah sadece elde ettiği ilimle amel edenlere (sahip olduğu) ilim ile fayda verir. Ve Allah elde ettiği ilmi terk edenlere (sahip olduğu) ilim ile fayda vermez.”
[35] … Habib bin Ubeyd Er-Rahbi: “İlme sahip ol, onu idraket ve onu uygula. İlmi, onunla kendinizi süslemek için edinmeyin. Muhakkak ömrünüz olur ise, şunun olması yakındır, ilim birinin güzel görünmesi(insanların dikkatini üzerine çekmek) için araç olarak kullanılacak, tıpkı kıyafetiyle kendini güzelleştiren, süsleyen bir adam gibi.”
[36] … Ebu Said El-Harraz: “ ilim senin ( hareketlerinde) uygulamaya koyduğun şeydir, ve yakin (kalbinde) taşıdığın şeydir.”
[37] … Ebu Kulabeh: “Eğer Allah sana ilim takdim ederse, sen Allaha ibadeti takdim et. Ve senin uğraşın sadece ilmi insanlara anlatmak olmasın.”
[38] … Ebu Kulabeh, Eyuba şöyle dedi: “ Ey Eyüp! Eğer Allah sana ilim takdim ederse, sen Allaha ibadeti takdim et. Ve senin uğraşın sadece ilmi insanlara anlatmak olmasın.”
[39] … Hasanı Basri: “Alimlerin temel meselesi(önemsedikleri şey) riayettir, buna karşın akılsızların asıl meselsi rivayet etmektir.”
[40] … Ali bin Ebi Talib: “İlim eyleme(amele) çağrıda bulunur. Böylece eğer o, ilme icabet eder ise, onlar(ilim ve amel) bir arada olur, kaynaşırlar; eğer o, ilmin çağrısına cevap vermez ise, ilim ondan ayrılır.”
[41] … İbn El Munkadir: “ İlim amele çağrıda bulunur(onu davet eder). Eğer amel karşılık verir ise, (onlar birbirleriyle birleşirler); yok eğer amel karşılık vermez ise ilim ondan ayrılır.”
[42] … Ebud Derda: “Allah sahip olduğu ilim ile salih ameller işlememesi haricinde, Kıyamet Günün’de ilim sahibi olan bir kulu ilminden dolayı bağışlamaz ve ona ihsanda bulunmaz.”[20]
[43] … Fudayl İbn İyad: “İlim sahibi olan kişi, ilmiyle amel edene kadar bildiğinin cahili olmaktan kurtulamaz. Bu yüzden kişi ilmiyle amel ettiği zaman, ilim ehli olur.”
[44] … Fudayl: “ (Kuran Ve sünnette) ‘ilim’ kelimesiyle kastedilen şey sadece ‘eylem(amel)’dir. Ve ilim eyleme(amele) işaret eder.”
[45] …Fudayl: “İnsanlara düşen ilim elde etmektir. Öyle ki ilme ulaştıklarında da, insanlara düşen şey onunla amel etmektir.”
[46] … Abdullah bin El-Mutaz: “ Eylemsiz(amelsiz) ilim meyvesiz ağaç gibidir
[47] …Abdullah bin El-Mutaz: “ Bir münafığın ilmi onun sözlerindedir, buna karşın bir müminin ilmi onun hareketlerindedir.”
[48] … Muhammed bin Ebi Ali El-Esbehani:
İlminle amel etki onun sana faydası olsun ey adam
Kişi amellerini düzeltmediği sürece ilmin bir yararı olmaz
İlim güzelliktir ve takva onun süsüdür
Takva sahipleri daima ilimleriyle meşguldürler
Allahın delili, O ilim sahipleri çok büyüktürler
İlmi uygulamada düzenbazlık yapmazlar
İlim edin ve olabildiğince ilminle amel işle
Zamanın boşa geçmesine ve argümantların seni meşgul etmesine izin verme
İnsanları bir araya topla ve hedefin onlara faydalı olmak olsun
Yorgunluğun ve bitkinliğin sana galebe gelmesinden sakın
Kardeşini hata yaptığı zaman nezaket ile uyar
Çünkü ilim, hatalarla zayıf düşmüşlere şefkatli olmaktır
Ve eğer din ahlakına sahip olmayan bir topluluk arasında olursan
O vakit, onlar münker işlediklerinde, onlara iyiliği emret
Ve onlar sana uymazlar ise, onlara kızmadan hatırlat
Sabret ve sabırlı olmaya çabala; onların davranışlarına nefsi olarak üzülme
Her keçi kendi ayaklarının bağımlısı olduğu için
Sen onların zalim veya dürüst hallerinde sabırlı ol.
[49] … Ebu Hureyre’den, Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Ey Müslümanlar topluluğu! Sizin için, sizin bilmemenizden korkmuyorum. Fakat daha çok siz, bildiğinizle nasıl amel ettiğinize dikkat edin.”[21]
[50] … Yunus bin Meyserah bin Helbas El-Cilani: “ Akıl(irfan) şöyle der: ‘ Ey Ademoğlu sen beni ararsın(elde etmeye çalışırsın), ancak beni iki sözde bulabilirsin: ‘ Bildiklerinin iyileriyle amel et ’ ve ‘Bildiklerinin kötü olanlarını yapmaktan vazgeç.’ “
[51] … Ebud Derda:“Muhakkak ki Hesap Gününde kula şu soru sorulacak: ‘Bildiğin ile ne amel işledin?’”
[52] … Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Gerçekten ben sizin bilmemenizden korkmuyorum. Ancak siz, bildiklerinizle ilgili nasıl amel ediyorsunuz ona dikkat edin.”[22]
[53] … Ebud Derda: “ Gerçekten ben sadece şundan korkuyorum ki Rabbımın bana hesabını soracağı ilk şey O’nun şu sözü olacak: ‘ Sen ilim elde etmiştin. O halde ilminle ne amel ettin?’“[23]
[54] … Ebud Derda: “Kendim için en çok korktuğum şey, bana şöyle söylenmesidir: ‘ Ey Uveymir, ilmin var mıydı?’ Bunun üzerine ben: ‘Evet.’ Diye cevaplayacağım. Sonar bana şöyle sorulacak: ‘Öyleyse ilmin ile hangi amelleri işledin?’”
[55] … Ebud Derda: “Ben, bana :’ Ey Umeymir, ne biliyordun?’ diye sorulmasından korkmam. Ama bundan ziyade, ‘Ey Umeymir bildiklerin ile ne amel işledin?’ şeklinde sorulacağından korkarım.”
[56] … El-Hasan:“İman ne bir dış süslemesi ve ne de sırf umuttur. Daha ziyade, iman kalplere yerleşen ve ameller ile tasdik edilendir(doğrulanandır). Her kim hak olan bir söz söyler ve doğru olmayan ameller işler ise, Allah onun amellerini kabul etmez. Her kim de hak olan bir söz konuşur ve doğru olan ameller işler ise, onun Salih amelleri sözünün yükselmesine hizmet eder. Bu Allah’ın şu ayetinde söylediğidir: “O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır.”(Fatır:10)
[57] … El-Hasan: “Her insanın kaderini boynuna bağladık.”[24] Bu (kaderini), onun amellerini demektir.
[58] … Bişr bin El-Haris: “İlmin fazileti onunla amel ediliyor halde bulunmasıdır. Öyle ki, kişi onun sayesinde yükselir.”
[59] … Bişr bin El-Haris: “ilim onunla amel eden kişi için hayırlıdır. Ama ne var ki, ilimle amel etmeyen için, kişiye ondan daha zararlı bir şey yoktur.”
[60] … İsa bin Meryem-aleyhiselam-: “Kendiniz sapıklığı kabulleniyorken, ne zamana kadar karanlık gecede yürüyenlerin yolunu göstereceksiniz. Gerçekten, amelden elde edilen çok fazla olması gerekirken, ilimden elde edilmesi gereken daha az olması gerekir .”
[61] … Hafs bin Hamid: Bir meselede soru sormak için Davud et-Tai’nin huzuruna girdim. O çok kibar ve cömert biriydi. O dedi ki:
“Sen hiç savaşmak için yola çıkmaya niyet eden bir cengaver gördün mü? İlk olarak o, silahlarını toplamaz mı? Eğer o, hayatının tamamını bu savaş malzemelerini toplamakta harcar ise, ne zaman savaşacak? Şüphesiz ilimde, amelin vasıtasıdır(savaş malzemesi). Bu nedenle eğer biri, hayatının tamamını ilim toplamak ile geçirirse, ne zaman salih ameller işleyecek?”
[62] … Ebu Ubeyd El-Kasım bin Selam: Abdullah bin İdris benim bir ölü için ağladığımı duydu ve şöyle dedi: “Ey Ebu Ubeyd, ilmin senden her ne geçtiğini aldırmayarak, çoktan bildiğin ilmin seni geçmesine (göz yumma)izin verme.”
[63] … Ali: “Bize göre zahid, bilen ve onunla amel eden ve yakin sahibi de ihtiyatlı olandır. Bu yüzden o, meşakkatte akşama ulaşırsa, Allaha hamd eder. Ve eğer sabah uyanacak olursa, Allaha şükreder. İşte zahid budur.”[25]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] (Sahih): Darimi,Tirmizi
[2] (Sahih): Münziri ,Tergib, el-Bezar, Taberani
[3] (Zayıf)
[4] (Zayıf)
[5] (Zayıf)
[6] (Uydurma)
[7] (Zayıf)
[8] (Zayıf)
[9] (Mevkuf,Munkati)
[10] (Mevkuf)
[11] (Mevkuf)
[12] (Merfu): İmam Ahmed
[13] (Hasen)
[14] (Zayıf)
[15] (Zayıf, Mevkuf)
[16] (Zayıf, Mevkuf)
[17] (Uydurma)
[18] Sehl bin Abdillah, Ebu Muhammed et-Tusteri dir ve Sufi olarak bilinir. Belkide bu sözü bilinen şu mevzu hadis için bir kaynaktır: “ Alimler dışında insanlığın tamamı helak edilir. Amel edenlerin dışında da tüm alimler helak edilir. İhlas sahibi olanların dışında da tüm amel edenler helak edilir…”
[19] Ankebut:69
[20] (Uydurma)
[21] (Zayıf)
[22] (Zayıf)
[23] (Hasen,Mevkuf)
[24] İsra:13
[25] (Zayıf)
TASHİH ve TAHRİÇ İmam Muhammed Nasiruddin el-Elbani
Terceme: Ebu Rumeysa
بسم الله الرحمن الرحيم
Hamd, ancak Allah içindir. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa ona hidayet verecek yoktur.
Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür.
“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” (Âl-i İmrân:102)
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinize gözetleyicidir” (Nisâ:1)
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki, Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Rasûlün’e itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur”(Ahzâb:70-71)
Şüphesiz, sözlerin en doğrusu Allah’ın kelâm’ı, yolların en güzeli Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yoludur, ve işlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her yenilik bid’at ve her bid’at sapıklıktır ve her sapıklık da ateştedir.
ÖNSÖZ
Özgün adı “iktiza’u’l-ilm el-amel” olan bu eseri, kendi dilimize İngilizce’den çevirdim. Eserin doğru anlaşılabilmesi için çaba sarfettim. Bu çalışmanın Arapça bilen kardeşlere bir esin kaynağı olup, Arapça aslından kendi dilimize kazandırılmasına vesile olabilirsem hayır yolda bir çığır açmış olmayı umarım.
Müellif, eserinde ilim sevdalılarının samimi niyete ve ihlasa sahip olmaları gerektiğini, yine öğrendikleriyle amel etmeleri gerektiğini Rasulullah’ın hadisleriyle ve selefin sözleriyle ele almıştır.
Yine eser, Muhammed Nasiruddin el-Elbani tarafından tahriç edilip notlar eklenerek yayımlanmıştır.
Çeviriyi yaparken rivayet zincirinin tamamını ve dipnotlardaki hadislerin tahriçleriyle ilgili uzun açıklamaları çevirmedim.
Rabbim bizleri öğrendiği doğrularla amel eden ve amellerinde takva ve ihlası gözetenlerden eylesin. Bu çalışmayı Allah’ın dinine hizmet olması şartıyla isteyen istediği gibi sahiplene bilir. Tüm hakkı Allah’a aittir. Bu çalışmadaki hatalar bendendir, doğrular ise Allah’tandır.
Çeviren
Ebu Rumeysa
22.08.2010/ANKARA
Hatibul Bağdadi
Tam adı Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. Sabit el-Bağdadi olan Hatibul Bağdadi H. 392’de Mekke-Medine yolu üzerindeki Vadilmelel’in Guzeyye kasabasında dünyaya geldi. Onun soyu Küfe civarında oturan bir Arap aşiretine dayanmaktadır. Hatib lakabı kendisine, kıraat alimi ebu Hafs el-kettani’den Kuran öğrenen ve Bağdatın güney batısında Dicle nehri üzerindeki Derzican köyünde yirmi yıl hatiplik yapan babası Ebul Hasan Ali’den intikal ettiği söylenmişse de muhtemelen kendisideaynı vazifeyi devam ettirmesi sebebiyle Hatib diye tanınmıştır. Kendisi babasının yönlendirmesiyle bir çok alimden hadis dersleri aldı… Tahsilini tamamladıktan sonra yirmi yıldan fazla bir süre bütün vaktini Tarihu Bağdad’ı yazmaya ayırdı.
Hatibul Bağdadi vakur bir insandı. Giyimine önem vermesine ve heybetli görünmesine rağmen son derece mütevazi olduğu kaydedilir. Düzgün konuşur,haidseri gür esiyle, süratli fakat noksansiz olarak okurdu. Vaktini boşa geçirmez, yolda yürürken bile elindeki bir cüzünü okuyarak giderdi. Takva sahibi olduğu ve hayatının hiçbir döneminde resmi göreve talip olmadığı bilinmektedir. O bütün zamanını ilme vermiştir. Zaman zaman talebelerine para yardımında bulunur ve elindeki imkanları onlar ile paylaşmaktan zevk alırdı. Kendisi insanın bildikleriyle ve öğrendikleriyle amel etmesine büyük önem vermiş ve “İktiza’u’l- ilm el-amel” adlı eserinde de bu konuyu işlemiştir.
Hatibul Bağdadi yüze yakın eser bırakarak ilmin yayılmasındaki gayretlerle dolu bir hayattan sonra H.4632’te vefat etmiştir.
Faydalı Bir Açıklama
Biri şöyle diyebilir: Eğer müellif rivayetlerin hangisinin sahih ve hangisinin zayıf olduğunu tespit edebilecek bir ilme sahip idiyse, niçin bizler onun bu kitabında ve diğer kitaplarında zayıf rivayetler görüyoruz.
Cevap: Hadis alimlerine göre temel kaide şudur; eğer bir muhaddis rivayet zinciriyle beraber bir hadisi aktarır ise, hadisin mesuliyeti o kişiden kalkmış olur, ve o kişi üzerinde hadisin rivayet edilmesinde bir sorumluluk yoktur. Sonraki bir alim hadisin sahihini zayıfından ayırabilir ve bu da sened ilmidir.
Evet, eğer muhaddisler her bir hadisi sahihlik veya zayıflık derecelerinin bir açıklamasını belirtselerdi iyi olurdu. Bazı sebeplerden dolayı bu mümkün olmamıştır, özellikle de hacimce hadislerin miktarı göz önüne alınırsa bu daha iyi anlaşılır.
Onlar arasından en önemli olan bir tanesinden bahsedeceğim. O da şudur ki; hadisler tüm rivayet yolları ve rivayet zincirleri bir arada toplanmadan, hadisin kolay bir şekilde sahihliği veya zayıflığı kolayca anlaşılmaz. Bu, bir hadisin kusurlarını anlamaya yaklaşan birine yardım edecek şeylerden biridir. Ve böylece bir birini destekleyen rivayetler sahih hadislerdir.
Eğer hadis alimlerin tamamı tüm çaba ve gayretlerini hadislerin sahihini zayıfından ayırmaya verselerdi, bizler bu harkülade hadis mecmualarından ve onların rivayet zincirlerinden mahrum kalabilirdik, Allah en iyisini bilir.
Muhaddislerden bazıları hadisleri sadece bir araya getirip rivayet etmişlerdir. Ve bazıları da hadisleri ezberlemişler ve onların sahihini sahih olmayanından ayıran çalışmalar yapmışlardır.
“Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”(Bakara:148)
KİTABIN METNİ
[1] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Hesap gününde şu dört şeyden sorulmadıkça kulun iki ayağı da olduğu yerden kımıldamayacak: Hayatından ve onu nasıl harcadığından; ilminden ve onun ile ne yaptığından; varlığından ve onu nerede kazanıp onu nasıl harcadığından; bedeninden ve onu ne yolda kullandığından.”[1]
[2] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “Hesap gününde şu dört şeyden sorulmadıkça kulun iki ayağı da olduğu yerden kımıldamayacak: Hayatından ve onu nasıl harcadığından; varlığından ve onu nerede kazanıp onu nasıl harcadığından; ilminden ve onun ile ne yaptığından.”[2]
Not:Bu hadisin başında “dört şeyden” diyor fakat devamında üç şey açıklanıyor. İngilizceye eksik çevrilmiş olabilir.(çeviren)
[3] …Muaz bin Cebel şöyle dedi: “Hesap gününde şu dört şeyden sorulmadıkça kulun iki ayağı da olduğu yerden kımıldamayacak: bedeninden ve onu ne yolda kullandığından; hayatından ve onu nasıl harcadığından; varlığından ve onu nerede kazanıp onu nasıl harcadığından; ilminden ve onun ile ne yaptığından.”[3]
[4] …Ali şöyle dedi: Bir adam : “ Ey Allahın Rasulu bendeki cahillik yükünü(mesuliyetini) ne kaldırır? Dedi. O-sallallahu aleyhi ve sellem-:”ilim.” Dedi. Adam dedi ki:“ O zaman ilmin mesuliyetini benden ne kaldırır(dengeler)?” O-sallallahu aleyhi ve sellem-: “Amel, dedi ”[4]
[5] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle dedi: “Ey Uveymir: ‘İlim sahibi miydin yoksa cahil miydin?’ diye sana sorulduğunda. Bunun üzerine eğer sen: ‘İlim sahibiydim.’ Diye cevaplarsan; ‘ilminle ne amel ettin?’ diye sorulacağı; Ve eğer sen: ‘ Ben cahildim’ dersen ‘Cahil olmanın mazereti neydi; ilim elde etmeye çalışmadın mı?’ diye sana söyleneceği hesap gününde halin nice olur?”[5]
[6] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:“ ilim elde et ve onunla amel işle, ve onu başkalarına da öğret, yine ilme layık olmayanlardan da ilmi engelle(uzak tut).”[6]
[7] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Her ne istersen öğren, bildiğin ile amel edene kadar Allah Teala sana hiç bir fayda sağlamayacak.”[7]
[8] …Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Her ne istersen öğren, şu bir gerçek ki, amel edene kadar Allah seni asla mükafatlandırmayacak.”[8]
[9] …Ali şöyle dedi: “ Ey ilim sahipleri! İlminizle amel edin, hakikaten ilim ehli sadece ilmiyle amel edendir. İlim taşıyacak bir topluluk olacak, fakat onlar, biri diğeriyle rekabet edecekler ve bu rekabet öyle bir noktaya gelecek ki; bir adam, başka birinin sohbetinde oturduğu için öğrencilerinden birine öfkelenecek. Bunlar amelleri cennete yükselmeyecek olan insanlardır.”[9]
[10] …Abdullah ibn Mesud şöyle dedi: “ Öğren! Öğren! Bunun sonucunda öğrendiğin vakit amel et.”[10]
İbn el-Münzirin hadisinde “ öğren”, sadece bir kez söylenmiştir.
[11] …Abdullah ibn Mesud şöyle dedi: “ Öğren! Böyle her kim ilim sahibi olursa, (bildiği üzere) amel etmeli.”[11]
[12] …Ebu Hureyre şöyle dedi: “ Amel edilmeyen ilmin örneği, Allah yolunda harcanmayan hazine gibidir.”[12]
[13] …Zuhri şöyle der: “ İnsanlar, ilmi olmayan fakat amel eden kişinin hareketine güvenmezler ve yine onlar, ilmi olup amel etmeyenin sözlerine de itibar etmezler.”[13]
[14] …Zuhri şöyle der: “ insanlar, ne ilim sahibi olup amel etmeyenin ve ne de amel edip ilim sahibi olmayan kişinin sözlerinden asla hoşnutluk duymazlar.”
[15] …Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ İman ve amel (birbirini tamamlayan)iki eştir- iman ve amelden birinin yokluğu diğerini geçersiz kılar.”[14]
[16] …Ebud Derda şöyle dedi: “Hakikaten, sen her şeyden önce bir ilim araştıranı olana kadar asla bir alim olamayacaksın. Ve her şeyden önce bildiğinle amel edene kadar asla gerçek bir ilim araştıranı olamayacaksın.”[15]
[17] …Ebud Derda şöyle dedi: “ Siz evvela, bir talebe olana kadar, bir alim olamazsınız. Ve evvela, ilminizle amel edene kadar sahip olduğunuz ilmin alimi olamazsınız.”
[18] … Ebud Derda şöyle dedi: “ Ey Ademoğlu! Allah’a O’nu görüyor gibi amel işle, kendini ölülerin arasındaymışsın gibi say, ve mazlumun duasından kork.”[16]
[19] … Şeddad bin Evs, zannediyorum ki Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- den diyerek şunu dedi: “Allahtan, hakkıyla korkarak amel işleyin. Allaha kavuşacağınızı ve (hesap için) amellerinizi sunacağınızı bilin-ki bundan kurtuluş yoktur. Her kim zerre ağırlığında bir hayır işlerse onu görecek; ve her kim de zerre ağırlığında bir şer işlerse, onu görecek.”[17]
[20] … Sehl bin Abdullah şöyle der: “ İlmin tamamı dünyalıktır. Ancak, Ahiret için olanı, kendisiyle amel edilen ilimdir.”
[21] … Sehl bin Abdullah Et-Tusteri şöyle der: “ Alimler haricinde, insanların tamamı sarhoş bir haldedirler. Ve ilimleriyle amel edenler haricinde, alimlerin tamamı da şaşkın bir haldedirler.”
[22] … Sehl bin Abdullah şöyle dedi: “Dünya hayatı ilim dışında cahillik ve ruhsuzluktur. Kendisiyle amel edilen haricinde tüm ilim senin için bir hüccettir. İhlasla (Allah rızası gözetilerek) yapılanlar haricinde bütün ameller sabit olmayan çok küçük zerreciklerdir (yani geçersizdir). Bu yüzden ihlas, amelin kendisiyle tamam olacağı şeyin mükemmel sonucudur.”[18]
[23] … Sehl bin Abdullah şöyle dedi: “ İlim, dünya hayatının hazlarından birdir. Fakat kişi, ilim üzerine amel ettiğinde, işte o zaman, o ilim, ahiret için olur.”
[24] … El Havas şöyle der: “İlim birçok rivayeti aktarmaya dayanmaz. Daha ziyade, gerçek ilme sahip olan kişi, odur ki, çok az ilme sahip olmasına karşın elde ettiği ilmi uygular ve sünnetin öğretilerini takip eder.”
[25] …Abbas bin Ahmed, “Bizim uğrumuzda cihad edenleri biz mutlaka kendi yolumuza irşad ederiz.”[19] Ayeti ile ilgili şunu aktardı: “Bunlar bildikleriyle amel edenlerdir, biz mutlaka onları bilmedikleri şeye rehberlik ederiz.”
[26] … Yusuf bin El Huseyn: “Dünyada azgınlığın iki şekli vardır: İlmin azgınlığı ve varlığın(servetin) azgınlığı. Sizi ilim azgınlığından kurtaracak şey ibadettir(onunla amel etmektir). Ve mal varlığın azgınlığından kurtaracak olan ise ona bağlanmamaktır.”
[27] … Yusuf ayrıca şunu dedi: “ Güzel ahlak ile ilmi anlarsınız. İlim ile amellerinizi düzeltirsiniz. Amelleriniz ile akla, irfana(anlayışa) ulaşırsınız. İrfan ile, zühdü idrak edersiniz ve o, size verilir. Zühd ile dünya hayatından yüz çevirirsiniz. Dünyayı terk etmek ile Ahireti arzularsınız. Ve Ahireti arzulamak ile Allahın rızasını kazanırsınız.”
[28] … Ebul Kasım El-Cuneyd: “Sahip olduğun ilim ile hürmet edilmeyi; ilme atfedilmeyi; ve ilmin amellerden olan hakkını vermeden önce, ilim ehlinden olmayı arzuladığın zaman, ilmin kandili senden saklı olur ve sende sadece onun işareti ve dış görünüşü olur. Sana karşı (aleyhine) olan ilim de sana fayda getirmez. Çünkü ilim, onu uygulamaya koymaya yönlendirir. Bu yüzden, eğer ilim, gerektiği yerlerde uygulamaya konmaz ise, onun faydası ve inayeti olmaz.”
[29] … Ebu Abdullah Er-Rozebari: “Her kim ilmi, sadece elde etmek niyetiyle ilim yolculuğuna çıkarsa, ilim ona fayda vermez. Ve herkim de ilimle amel etmek niyetiyle ilim yolculuğuna çıkarsa –azda olsa, ilim ona fayda verir.”
[30] … Ebu Abdullah Er-Rozebari: “ilim, amele tabidir, ve amel de ihlasa tabidir. Ve her şeyi(ameli) ihlasla Alah için yapmak, Allahı (Rab ve ilah olarak) anlamayı sağlar.”
[31] … Malik bin Dinar: “ Kul amel etmek için ilim elde etmeye çalıştığı zaman, onun ilmi kibrini kırar. Ve kul amel etmenin dışında başka bir sebep için ilim elde etmeye çalıştığı zaman, kişi kötülüğünü ve gururunu arttır.”
[32] … Malik bin Dinar:“ Her kim amel etmek için ilim elde eder ise, ilmi onun kibrini kırar; ve her kimde amel etmenin dışında başka bir amaç için ilim elde etmeye çalışır ise, ilmi onun kibrini arttırır.”
[33] … Malik bin Dinar: “ Kul onunla amel etmek için ilim aradığı zaman, ilim onun kibrini kırar. Ve kul amel etmekten başka şey için ilim aradığı zaman, ilim onun kibrini arttırır.”
[34] … Mater “ En iyi ilim, fayda verendir. Ve hakikaten, Allah sadece elde ettiği ilimle amel edenlere (sahip olduğu) ilim ile fayda verir. Ve Allah elde ettiği ilmi terk edenlere (sahip olduğu) ilim ile fayda vermez.”
[35] … Habib bin Ubeyd Er-Rahbi: “İlme sahip ol, onu idraket ve onu uygula. İlmi, onunla kendinizi süslemek için edinmeyin. Muhakkak ömrünüz olur ise, şunun olması yakındır, ilim birinin güzel görünmesi(insanların dikkatini üzerine çekmek) için araç olarak kullanılacak, tıpkı kıyafetiyle kendini güzelleştiren, süsleyen bir adam gibi.”
[36] … Ebu Said El-Harraz: “ ilim senin ( hareketlerinde) uygulamaya koyduğun şeydir, ve yakin (kalbinde) taşıdığın şeydir.”
[37] … Ebu Kulabeh: “Eğer Allah sana ilim takdim ederse, sen Allaha ibadeti takdim et. Ve senin uğraşın sadece ilmi insanlara anlatmak olmasın.”
[38] … Ebu Kulabeh, Eyuba şöyle dedi: “ Ey Eyüp! Eğer Allah sana ilim takdim ederse, sen Allaha ibadeti takdim et. Ve senin uğraşın sadece ilmi insanlara anlatmak olmasın.”
[39] … Hasanı Basri: “Alimlerin temel meselesi(önemsedikleri şey) riayettir, buna karşın akılsızların asıl meselsi rivayet etmektir.”
[40] … Ali bin Ebi Talib: “İlim eyleme(amele) çağrıda bulunur. Böylece eğer o, ilme icabet eder ise, onlar(ilim ve amel) bir arada olur, kaynaşırlar; eğer o, ilmin çağrısına cevap vermez ise, ilim ondan ayrılır.”
[41] … İbn El Munkadir: “ İlim amele çağrıda bulunur(onu davet eder). Eğer amel karşılık verir ise, (onlar birbirleriyle birleşirler); yok eğer amel karşılık vermez ise ilim ondan ayrılır.”
[42] … Ebud Derda: “Allah sahip olduğu ilim ile salih ameller işlememesi haricinde, Kıyamet Günün’de ilim sahibi olan bir kulu ilminden dolayı bağışlamaz ve ona ihsanda bulunmaz.”[20]
[43] … Fudayl İbn İyad: “İlim sahibi olan kişi, ilmiyle amel edene kadar bildiğinin cahili olmaktan kurtulamaz. Bu yüzden kişi ilmiyle amel ettiği zaman, ilim ehli olur.”
[44] … Fudayl: “ (Kuran Ve sünnette) ‘ilim’ kelimesiyle kastedilen şey sadece ‘eylem(amel)’dir. Ve ilim eyleme(amele) işaret eder.”
[45] …Fudayl: “İnsanlara düşen ilim elde etmektir. Öyle ki ilme ulaştıklarında da, insanlara düşen şey onunla amel etmektir.”
[46] … Abdullah bin El-Mutaz: “ Eylemsiz(amelsiz) ilim meyvesiz ağaç gibidir
[47] …Abdullah bin El-Mutaz: “ Bir münafığın ilmi onun sözlerindedir, buna karşın bir müminin ilmi onun hareketlerindedir.”
[48] … Muhammed bin Ebi Ali El-Esbehani:
İlminle amel etki onun sana faydası olsun ey adam
Kişi amellerini düzeltmediği sürece ilmin bir yararı olmaz
İlim güzelliktir ve takva onun süsüdür
Takva sahipleri daima ilimleriyle meşguldürler
Allahın delili, O ilim sahipleri çok büyüktürler
İlmi uygulamada düzenbazlık yapmazlar
İlim edin ve olabildiğince ilminle amel işle
Zamanın boşa geçmesine ve argümantların seni meşgul etmesine izin verme
İnsanları bir araya topla ve hedefin onlara faydalı olmak olsun
Yorgunluğun ve bitkinliğin sana galebe gelmesinden sakın
Kardeşini hata yaptığı zaman nezaket ile uyar
Çünkü ilim, hatalarla zayıf düşmüşlere şefkatli olmaktır
Ve eğer din ahlakına sahip olmayan bir topluluk arasında olursan
O vakit, onlar münker işlediklerinde, onlara iyiliği emret
Ve onlar sana uymazlar ise, onlara kızmadan hatırlat
Sabret ve sabırlı olmaya çabala; onların davranışlarına nefsi olarak üzülme
Her keçi kendi ayaklarının bağımlısı olduğu için
Sen onların zalim veya dürüst hallerinde sabırlı ol.
[49] … Ebu Hureyre’den, Rasulullah-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Ey Müslümanlar topluluğu! Sizin için, sizin bilmemenizden korkmuyorum. Fakat daha çok siz, bildiğinizle nasıl amel ettiğinize dikkat edin.”[21]
[50] … Yunus bin Meyserah bin Helbas El-Cilani: “ Akıl(irfan) şöyle der: ‘ Ey Ademoğlu sen beni ararsın(elde etmeye çalışırsın), ancak beni iki sözde bulabilirsin: ‘ Bildiklerinin iyileriyle amel et ’ ve ‘Bildiklerinin kötü olanlarını yapmaktan vazgeç.’ “
[51] … Ebud Derda:“Muhakkak ki Hesap Gününde kula şu soru sorulacak: ‘Bildiğin ile ne amel işledin?’”
[52] … Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: “ Gerçekten ben sizin bilmemenizden korkmuyorum. Ancak siz, bildiklerinizle ilgili nasıl amel ediyorsunuz ona dikkat edin.”[22]
[53] … Ebud Derda: “ Gerçekten ben sadece şundan korkuyorum ki Rabbımın bana hesabını soracağı ilk şey O’nun şu sözü olacak: ‘ Sen ilim elde etmiştin. O halde ilminle ne amel ettin?’“[23]
[54] … Ebud Derda: “Kendim için en çok korktuğum şey, bana şöyle söylenmesidir: ‘ Ey Uveymir, ilmin var mıydı?’ Bunun üzerine ben: ‘Evet.’ Diye cevaplayacağım. Sonar bana şöyle sorulacak: ‘Öyleyse ilmin ile hangi amelleri işledin?’”
[55] … Ebud Derda: “Ben, bana :’ Ey Umeymir, ne biliyordun?’ diye sorulmasından korkmam. Ama bundan ziyade, ‘Ey Umeymir bildiklerin ile ne amel işledin?’ şeklinde sorulacağından korkarım.”
[56] … El-Hasan:“İman ne bir dış süslemesi ve ne de sırf umuttur. Daha ziyade, iman kalplere yerleşen ve ameller ile tasdik edilendir(doğrulanandır). Her kim hak olan bir söz söyler ve doğru olmayan ameller işler ise, Allah onun amellerini kabul etmez. Her kim de hak olan bir söz konuşur ve doğru olan ameller işler ise, onun Salih amelleri sözünün yükselmesine hizmet eder. Bu Allah’ın şu ayetinde söylediğidir: “O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır.”(Fatır:10)
[57] … El-Hasan: “Her insanın kaderini boynuna bağladık.”[24] Bu (kaderini), onun amellerini demektir.
[58] … Bişr bin El-Haris: “İlmin fazileti onunla amel ediliyor halde bulunmasıdır. Öyle ki, kişi onun sayesinde yükselir.”
[59] … Bişr bin El-Haris: “ilim onunla amel eden kişi için hayırlıdır. Ama ne var ki, ilimle amel etmeyen için, kişiye ondan daha zararlı bir şey yoktur.”
[60] … İsa bin Meryem-aleyhiselam-: “Kendiniz sapıklığı kabulleniyorken, ne zamana kadar karanlık gecede yürüyenlerin yolunu göstereceksiniz. Gerçekten, amelden elde edilen çok fazla olması gerekirken, ilimden elde edilmesi gereken daha az olması gerekir .”
[61] … Hafs bin Hamid: Bir meselede soru sormak için Davud et-Tai’nin huzuruna girdim. O çok kibar ve cömert biriydi. O dedi ki:
“Sen hiç savaşmak için yola çıkmaya niyet eden bir cengaver gördün mü? İlk olarak o, silahlarını toplamaz mı? Eğer o, hayatının tamamını bu savaş malzemelerini toplamakta harcar ise, ne zaman savaşacak? Şüphesiz ilimde, amelin vasıtasıdır(savaş malzemesi). Bu nedenle eğer biri, hayatının tamamını ilim toplamak ile geçirirse, ne zaman salih ameller işleyecek?”
[62] … Ebu Ubeyd El-Kasım bin Selam: Abdullah bin İdris benim bir ölü için ağladığımı duydu ve şöyle dedi: “Ey Ebu Ubeyd, ilmin senden her ne geçtiğini aldırmayarak, çoktan bildiğin ilmin seni geçmesine (göz yumma)izin verme.”
[63] … Ali: “Bize göre zahid, bilen ve onunla amel eden ve yakin sahibi de ihtiyatlı olandır. Bu yüzden o, meşakkatte akşama ulaşırsa, Allaha hamd eder. Ve eğer sabah uyanacak olursa, Allaha şükreder. İşte zahid budur.”[25]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] (Sahih): Darimi,Tirmizi
[2] (Sahih): Münziri ,Tergib, el-Bezar, Taberani
[3] (Zayıf)
[4] (Zayıf)
[5] (Zayıf)
[6] (Uydurma)
[7] (Zayıf)
[8] (Zayıf)
[9] (Mevkuf,Munkati)
[10] (Mevkuf)
[11] (Mevkuf)
[12] (Merfu): İmam Ahmed
[13] (Hasen)
[14] (Zayıf)
[15] (Zayıf, Mevkuf)
[16] (Zayıf, Mevkuf)
[17] (Uydurma)
[18] Sehl bin Abdillah, Ebu Muhammed et-Tusteri dir ve Sufi olarak bilinir. Belkide bu sözü bilinen şu mevzu hadis için bir kaynaktır: “ Alimler dışında insanlığın tamamı helak edilir. Amel edenlerin dışında da tüm alimler helak edilir. İhlas sahibi olanların dışında da tüm amel edenler helak edilir…”
[19] Ankebut:69
[20] (Uydurma)
[21] (Zayıf)
[22] (Zayıf)
[23] (Hasen,Mevkuf)
[24] İsra:13
[25] (Zayıf)
17 Kasım 2010 Çarşamba
Tekfir Meseleleleriyle İlgili Sorular
Sorular:
Esselamu aleykum;
Hocam bayramınız mubarek olsun.
1- Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenleri tekfir etmek bizim görevimiz mi?
2-Tekfir etmediğimiz takdirde -fakat kalben buğz ederek ircaya düşmeden tevakkuf yaparak- hata işlemiş mi oluruz?
3- Biz kabirde sorulacak rabbin kim? nebin kim? dinin ne? sorularının haricinde Allah bizi şu kişiyi neden tekfir etmedin diyeceğine dair bir delil var mı?
4- Maide 44'ü Seyyid Kutub'un anladığı gibi anlamak durumunda mıyız? Selef menhecinde başka türlü anlayanlar var mı?
5-Mecliste olanları, okula devam edenleri - öğretmen ve öğrencileri-, devlet kurumlarında memur olarak çalışanları tekfir mi edeceğiz? Bid'a mı işliyorlar?
6-Mecliste deyip sonra karşıdaki muhatabın mecliste bulunan şu kişiyi tekfir ediyor musun? sualine evet diyen biri muayyen tekfirde bulunmuş olmuyor mu?
7-"Cehalet özürdür" kaziyesini Ahmed Ferid'in Bidatçı Tekfirçilere Reddiye kitabında sanki daha farklı anladım. Bu bağlamda sorum şu: Diyelim ki bir adama anlattık. O da inkar etmedi sadece ayete bizim verdiğimiz manada anlam vermediğini -yine diyelim ki tefsir kitaplarından - örneklendirerek anlattı. Bu adam özür sahibi midir? Yoksa bizim gibi düşünmüyor diye tekfir mi edelim?
8- Hocam Türkiye'de insanların nasıl bir din algısıyla yetiştiğini hepimiz biliyoruz. Yanlışı düzeltmek sıfırdan bilgi vermekten daha zor malumunuz. O halde bu insanların anlatıldığı anda hemen kabul edip dönmelerini beklemek doğru mu?
9- Oy kullanmadığı ve oy kullanmanın reddedilmesi gerektiğini söylemesine rağmen oy verenleri tekfir etmemek çelişki değil mi? Meclisi tekfir ediyor- zaruratı bilmek zorunda diyor- fakat oy kullananlar içinde de aynı durumda olanlar var, dendiğinde susuyor. Bu bir çelişki değil mi?
10-Muhammed el-Makdisi'nin Otuz Risalesi tekfirden sakındırıyor mu? Tekfiri özendiriyor mu?Ben karar veremedim.
11- Hucurat 2-7-9-10. ayetleri tekfir için delil midir?
12- Cuma namazlarını devlet camiilerinde namaz kılmak tağuta hizmet midir? Ölünün cenaze namazının camii imamlarına kıldırılması hakeza?
13- Ben şahsi olarak eskiden İbn Arabi, Hallac gibi kişileri tekfir ediyordum, bundan döndüm. Sadece tevakkuf ediyorum. Bu insanlar kendilerini kafir saymıyorlar. Fakat adı müslüman olmayan kafir olan insanlara da tevillerle başka adlar takmıyorum.
14- Hırıstiyan ve Yahudilerden kimse için cennete girer demiyorum ancak böyle demeye getirenlere - açıkça diyeni dinlemedim- sadece buğz ediyorum, tekfir etmiyorum.
Hocam açıkça ve ilmi gizlemeden açıklayacağınızı umuyorum.
Esselamu aleykum.
Cevap:
aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuh.
amin, sizin de bayramınız mubarek olsun Allah bizden ve sizden salih amelleri kabul eylesin.
öncelikle bir endişeyi izale etmem gerek. ne internet ortamında ne de bunun dışında inandığımın haricinde bir şey söylemiyorum. ancak bazen yüzyüze anlaşılabilmesi mümkün iken yazı dilinin maksadı ifade edememesi/yanlış anlaşılmaya müsait olması ve bunun teyidinin internet ortamında mümkün olamaması sebebiyle yazılmayan şeyler olabilir.
1- Allah'ın hükmüyle hükmetmemek kafirlere ait bir ameldir. bir müslümanda bu fiil sadır olursa onun küçük küfür yani büyük günah işlemiş biri olduğunu anlarız. sahabe ve tabiinden yani ümmetin selefinden gelen rivayetler bu şekilde olduğu gibi, Bera radıyallahu anh'ten gelen rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bunu açık ifade etmiştir. bu fiilden dolayı tekfir edenler ise sahabe asrından itibaren ancak hariciler olmuşlardır. hicri 3. asır imamlarından Ebu Ubeyd'in İman adlı kitabına bakarsanız bu meselede selefin menhecinin bu meselede açık olduğunu görebilirsiniz.
2- Kendisini islamdan başka bir dine nispet eden, islamdan teberri eden kimseleri tekfir etmek şarttır. hristiyanım diyen, yahudiyim diyen, komunistim, ateistim diyenler ve benzerlerinde durum açıktır. laik'im, demokratım diyenlere gelince, bunların tekfir edilmelerinden önce mutlaka bunun islam ile birlikte olamayacağını, iki dinden birini seçmek zorunda olduklarını açıklamak, ondan sonra tercihlerinin hangisinin olduğunu anlamak gerekir. zira pek çok kimse laiklik ve demokrasinin kişiyi islamdan çıkaran birer din olduğunu bilmemekte, hatta "laik müslümanım", demokrat müslümanım" gibi sözler de edebilmektedirler. tekfir için bu cehalet engelinin ortadan kaldırılması gerekir. bu ortadan kalkıp da islamdan başka tercihte bulunanları tekfir etmemek ise elbette kişinin itikadını tehlikeye sokar.
3- Bizlere vacip olan, şahıslardan ziyade, küfrü küfür olarak bilip ondan sakınmak, iman ve tevhidi bilip gereklerini yerine getirmektir. Bir kimse - günümüzde sulandırılmış kapalı meselelerde olduğu gibi değil! - dinde bilinmesi zaruri olan apaçık küfür bir fiili işlediğinde, kendisini islamdan başka bir dine nispet ettiğinde, bile bile bir ayet inkar ettiğinde, peygamberlik iddia ettiğinde vb. bu gibi durumlarda tekfir edilmezse, bu şüphesiz kulun kabrinde karşısına çıkar. çünkü rabbin kim, peygamberin kim, dinin nedir gibi kabirde sorulacağı bildirilen esasların kapsamındadır. ancak durumu kapalı olan, alimlerin dahi tekfirinde ihtilaf ettikleri kimseleri tekfir etmekten de, elde apaçık bir delil olmadıkça uzak durmak en selametlisidir. böyle bir tekfir yapılırsa yine bu da kabrinde karşısına çıkar. zira bir kimse Allah indinde kafir olmadığı halde ona kafir diyen kimse, hükmü kendi aleyhine döndürmüş olur. Ebu Zer ve İbn Ömer radıyallahu anhum hadislerinde olduğu gibi.
4- Maide 44'ü de tıpkı diğer ayetlerde olduğu gibi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in açıkladığı, sahabelerin ittifak ettiği şekilde anlamak mecburiyetimiz vardır. Seyyid Kutup gibi selefin menhecinden ayrılıp hatalı anlayanlar için de bağışlanma dileriz.
5- Aslı itibariyle müslüman kabul edilen kimselerde küfür ve şirk amellerinin bulunuyor olması onları bir kalemde tekfir etmemizi gerektirmez. verdiğiniz örnek sınıfların her birinde ayrı durumlar sözkonusu;
a- meclistekiler: bunların herbirini kuşatan küfür/şirk fiili Allah'tan başkası adına yemin etmeleridir. doğrusu bu büyük şirktir. lakin ehli sünnet alimlerinden bir çok kimse Allah'tan başkası adına yeminin küçük şirk olduğunu söylemiş, türkiyede yayınlanan tevhide dair kitapların hemen hemen hepsinde de bu küçük şirk olarak takdim edilmiştir. diğer taraftan bu kimselere kalbinin kastı olmaksızın takiyye icabı yapılan böylesi yeminlerin kendilerine bir zararı olmayacağını telkin eden din adamı kabul ettikleri kimseler vardır. yeminin eden tarafından benimsenen niyete göre değil, yemin ettirenin niyetine göre olması hakkındaki hadis ya çok yaygın değildir, bilinmemektedir, ya da bu hadisin bu gibi meseleleri ilgilendirdiği hakkındaki şuur yerleşmemiştir. yani mesele hüccet ikamesini gerektirmektedir. yine memurların yaptıkları yeminlerde de aynı durum geçerlidir. Meclistekilerin memurlardan ayrı olarak kanun çıkarmada rol alma gibi durumları vardır. Allah'ın indirdikleriyle hükmetmemenin durumuna yukarıda işaret etmiştim. dolayısıyla bir kimsenin kalbindeki itikadı; islamın ahkamına "çöl kanunları" demesi, "gericilik" gibi sözlerle açık bir küfür ortaya koymadan, sadece ilahi hükmü terk etmeleri, başka kanunlar koymaları sebebiyle tekfir edilemezler. ancak küçük küfür işlemektedirler. Bunların teşri'de bulundukları gerekçesiyle tekfir edilmesi gerektiğini söyleyenler olmuştur. ancak böyle fetva veren alimlere dikkat edilirse, onların haklarında fetva verdikleri kimseler teşri sıfatının yerine geldiği kimselerdir. yani teşri; dinden bir hüküm çıkarmak veya eklemeyi yahut değiştirmeyi ifade eder. sözü geçen ilim ehlinin teşriden bahsettikleri ülkelerde verilen hükümler dini bir mahiyet arz etmektedir. ama türkiyede halihazırda meclisten çıkan kararlar dine bir ekleme, çıkarma, değiştirme ifade etmemektedir. her ne kadar bu ülkedeki kafirler bunu islamın alternatifi olarak yerleştirmek isteseler de müslümanlar için böyle bir durum sözkonusu değildir. bu açıklamalar, bu sistemin böyle devam edebileceği, bunda sakınca olmadığı anlamına gelmemelidir. şüphesiz bunun böyle devam etmesini isteyenler ancak kafirlerdir.
b- Okula gidenler/gönderenler ve öğretmenler: İstiklal marşında ve diğer bazı sebeplerle saygı duruşunda bulunmak, and törenleri, putun karşısında selamlama gibi şirk eylemlerine muhataptırlar. ancak içlerinde tevhid ehli bir çok kimsenin de bulunduğu büyük bir kitle bu sayılanların şirk olduğunu bilmemektedir. bilmek ile kastım deliliyle bilmektir. yoksa mücerret kanaat ortaya koymak değildir. zira kanaatler tarışılabilir ancak açık ve kuvvetli delil tartışılamaz. ona ancak teslim olunur. burada mesele sağlam bir hüccet ikamesine muhtaçtır. hüccet ikamesinden sonra ortaya tekfire mani başka bir durum daha ortaya çıkmaktadır ki o da ikrah halidir. elbette ikrah hali konusunda da bir sürü cehalet sergilenmektedir. ancak mesele sonuç bakımından tekfire mani bir hal arzetmektedir. devlet organları çocuklara el koymak, velileri hapse göndermek gibi tehditlerde bulunmaktadır ve bunu yapabilecek yetki ellerinde vardır, hatta yapmışlardır. ancak burada müslümanların bilinçli olması, onlar tarafından anayasada vaad edilen din ve vicdan hürriyeti maddesini kullanmaları gerekir. zira din ve vicdan hürriyeti islamın da öngördüğü bir husustur. öğretmenlere ve onların pozisyonunda bulunan diğer bütün memurlara gelince, bunların da şirk olan eylemlerden uzak durmaları zorunludur. ama önce neyin şirk olduğu sağlam bir hüccet ikamesiyle, açık delillerle ortaya konulmalıdır. Kişinin sadece kendisini ikna eden delille muhataplarını tekfir etmesi doğru bir hareket olarak görülemez. hülasa, tekfir edilecek kimse; küfrü ve şirki mahiyetiyle bilmesine rağmen onu işleyen kimsedir. buna karar verebilmek için de hüccet ikamesi şarttır. dolayısıyla bu kararı da hüccetin ne olduğunu bilen, muhatabın durumunu bilen bir kimse verebilecektir.
c- Genel olarak memurlar: bunları tekfir edenlerin gerekçesi galiba yemin meselesi. buna da yukarıda değindim. Memur olacak bir müslümanın bu şirkten de sakınması gerekir. memurların tekfir edilmesine ise bir yol yoktur. 1- yemin ettiğinde bunun büyük şirk olduğunu, hatta haram olduğunu dahi bilmiyor olabilir. 2- yemin etmeyi reddetmiş olabilir. Bazıları yemin etmeden memur olunmaz diye biliyorlar. bu doğru değildir. uygulamada bunun bir çok yolları vardır. din ve vicdan hürriyeti maddesi gereğince kendi itikadına göre yemin etmesi de mümkündür. 3- yemin etmemiş olabilir ve hükmen (asalet tasdiki için iki sene geçmesi üzerine) memurluğu onaylanmış olabilir.
6- Evet, muayyen tekfirde bulunmuş olur.
7- Verdiğiniz örnek, cehaletle mazur olan değil, tevil sebebiyle tekfir edilemeyecek kimseye örnektir.
8- Bu tespitiniz gayet yerinde. basit cehaletin değil, mürekkeb cehaletin giderilmesi için mücadele sözkonusuysa hakkın anlaşılması elbette daha fazla zamana muhtaçtır.
9- Oy kullanmayı ve meclisi reddetmenin ne mahiyette olduğu bilinmelidir. bugün oy kullanmak küfürdür diyenler Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hüküm koymaktadırlar. "Biz oy kullanmaya, şu ayetten dolayı küfür diyoruz, oy kullanmak şu ve şu anlama gelmektedir" gibi savunanlara "Lazımu'l-mezheb leyse bimezheb" kaidesini hatırlatırız. yani bir söz veya bir fiilin gerektirdiği muhtemel anlam, o söz veya fiilin kendisi değildir. "oy kullanmak küfürdür ama oy kullanan herkesi tekfir etmiyoruz" diyenler fiil ile faili ayırmak kaidesini dile getirmek istiyorlar. ancak aşağıdaki maddede dile getirdiğiniz gibi, bunu söyleyen arkadaşlar "biz ancak şunları tekfir ederiz" diyerek öyle tarifler yapıyorlar ki, bu tarifin dışında yine kimse kalmıyor, oy kullananların hepsi sonuçta yine aynı hükmün altına giriyorlar.
10- Tekfirden sakındırmaya dair otuz risale kitabını demek ki dikkatli okumuşsunuz. çünkü bu kitap, Kuran ve sünnette küfür olarak açıkça belirtilmeyen bazı fiilleri küfür olarak takdim ettikten sonra, "bu fiillerden dolayı tekfir edilmemelidir, çünkü şu durumlar vardır" diyor. bir önceki maddede belirttiğim gibi, tekfire mani olarak zikredilen halleri incelediğinizde de sonuçta bahsedilen ve icad edilen bu küfür fiillerinden dolayı yine herkesin ya da çoğunluğun tekfir edilmesi gerektiği sonucu anlaşılıyor. Allah Makdisi'yi affetsin, ıslah etsin. bu kitabın yazılması esnasında hislerin kendisine galebe çaldığını düşünüyorum.
11- Bahsettiğiniz ayetler tekfire nasıl, ne açıdan delil oluyor bilmiyorum
12- Cuma ve cenaze namazları hakkında bu yorumlar biraz zorlamayla elde edilmişe benziyor. Aynı düşünce tersine çevrilerek Allah’ın emri olan Cuma namazına engel olanlar taguttur ve cumaları terk eden tagutu desteklemiş olur denilirse bu daha isabetli olur.
13- İbn Arabi ve Hallac gibilerle biz muasır değiliz, küfürlerine bizzat şahit olmadık, lakin onunla muasır olan ilim ehli onların küfürlerine şahitlik ettikleri için onların şehadetlerine tabi oluyoruz. burada şahıslarının durumu değil, ortaya koyduklarının veya kendilerine nispet edilenlerin küfür ve şirk olduğunu bilmek önemlidir. yoksa onların küfürlerini ve şirklerini başka şekilde reddettiği halde, isimleri söylendiğinde onların müslüman olduğunu söyleyen/öyle bilen kimseler, onların küfür işlediğini bilmedikleri için bundan mesul olmayabilirler. çünkü mesul oldukları şey, şirki ve küfrü reddetmeleridir.
14- Yahudiler ve Hristiyanları Allah Teala tekfir etmiş ve yerlerini cehennem olarak belirlemiştir. muayyen bazı şahıslarında istisnalar sözkonusu olursa, buna da hükmedecek olan yine Allah Azze ve Celledir. bu konuda (yahudi ve hiristiyanların cennete girebileceğini iddia konusunda) samimi bir gayret ortaya koyup te'vil ile yanılan tekfir edilmez, hüccet ikame edilir. ancak günümüzdeki ilahıyatçıların çoğunun samimiyetsizlikleri ortadadır. yıllardır aksini savunanların dinler arası diyalog gündeme geldikten sonra rota değiştirmeleri, tevil ile mazur görülmelerini engellemektedir. Allah en iyi bilendir.
bu soruların internet ortamında sorulmasından yahut verdiğim cevaplardan herhangi bir çekincem sözkonusu değildir. nerede sorulursa sorulsun cevabım aynı olur. hatta siz de onaylarsanız, derli toplu sorulan bu soruları, gerekirse soru sahibinin ismi gizli kalmak suretiyle websayfamda da yayınlayabilirim. aynı sorular böylece tekrar tekrar sorulmaz.
Allah ayaklarımızı istikamet üzerinde sabit kılsın, bize hakkı sevdirsin, batıldan uzaklaştırsın.
amin ecmain
Allah razı olsun. Allah cennetiyle ikramlandırsın sizi.
Allah Resulü'nün ve sahabenin bizatihi tekfirleri için haberler sunabilir misiniz? (Örneğin şu adam şöyle yaptı kafir.)
Ebu Ubeyd'in İman kitabını nereden bulabilirim?
Mahkemeleri unutmuşum. Cevabınızı okurken aklıma geldi. Mahkemelere başvurmak, resmi nikahla evlenmek gibi meselelerde de tekfir işletilebilir mi?
Yazıyı sitenizde yayımlayabilirsiniz.
Cevap:
Allah rasulü ve sahabelerden; kendisini islama nispet eden bir kimseyi muayyen olarak tekfir ettiklerine dair örnekler oldukça az. Museylemetul Kezzab bu konuda örnek verilebilir. o ve takipçileri namaz kılıyor, la ilahe illallah muhammedun rasulullah diyorlardı. ancak müseyleme; Muhammed Allah'ın rasulüdür ama ben de Allahın rasulüyüm diyordu. bunun dışında Allah rasulüne bazı münafıkların küfürlerine delalet eden halleri şikayet ediliyor, öldürmek talebinde bulunuyorlar, fakat rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: namaz kılıyor mu diye soruyor, namaz kılanlardan ise öldürülmesini yasaklıyordu. küfrü sabit olduğu halde kendini islama nispet edenlerde uygulama budur. şüphesiz onlar munafıklardır, lakin dünya hayatında onlara müslüman gibi muamele yapılır. fakat nifaklarını açık ortaya koyup, müseylemenin yaptığı gibi küfre davet de sözkonusu olursa o zaman onlarla savaşılır. Yine bu konuda diğer bir delil, İbn Sayyad'ın yanına Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte giden Ömer radıyallahu anh'ın onun hakkında vallahi bu deccaldir, bırak onu öldüreyim demesi karşısında, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin: şayet o deccal ise onu sen öldüremeyeceksin, deccal değilse öldürmende fayda yoktur buyurması da bizim küfür söz ve fiiller işleyenler karşısındaki tavrımızın ne olacağına ışık tutar.
Ebu Ubeyd'in Kitabul İman tercemesi, Kitabiyat yayınlarından: İslam düşüncesinde ilk gelenekçiler/sönmez kutlu kitabının sonunda ek olarak mevcuttur.
Mahkemelere başvurma konusudan Selefin Sabit Akidesinden Cevaplar adlı çalışmamda detaylı olarak bahsettim. burada kısaca şunu söyleyebilirim: herhangi bir meseleyi islamın hükümlerine göre halletme imkanı varken, islama aykırı hüküm veren kişi ve kurumlara başvurmak münafıklıktır. Nisa 60. ayetinde belirtilen durum budur. zulmü def etmenin mevcut mahkemelere başvurmaktan başka yolu yoksa, bu mahkemeden sadece islama uygun olan hükmü kabul etmek, islama uygun olmayan hükmü reddetmek şartıyla başvurulması halinde bu fiilin nifakla ya da küfürle bir alakası yoktur. yine nikah da islamın emrettiği, meşru kıldığı bir fiildir ve resmi dairelerde nikah kıydırmanın islama aykırı bir yönü - bildiğim kadarıyla - yoktur.
Esselamu aleykum;
Hocam bayramınız mubarek olsun.
1- Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenleri tekfir etmek bizim görevimiz mi?
2-Tekfir etmediğimiz takdirde -fakat kalben buğz ederek ircaya düşmeden tevakkuf yaparak- hata işlemiş mi oluruz?
3- Biz kabirde sorulacak rabbin kim? nebin kim? dinin ne? sorularının haricinde Allah bizi şu kişiyi neden tekfir etmedin diyeceğine dair bir delil var mı?
4- Maide 44'ü Seyyid Kutub'un anladığı gibi anlamak durumunda mıyız? Selef menhecinde başka türlü anlayanlar var mı?
5-Mecliste olanları, okula devam edenleri - öğretmen ve öğrencileri-, devlet kurumlarında memur olarak çalışanları tekfir mi edeceğiz? Bid'a mı işliyorlar?
6-Mecliste deyip sonra karşıdaki muhatabın mecliste bulunan şu kişiyi tekfir ediyor musun? sualine evet diyen biri muayyen tekfirde bulunmuş olmuyor mu?
7-"Cehalet özürdür" kaziyesini Ahmed Ferid'in Bidatçı Tekfirçilere Reddiye kitabında sanki daha farklı anladım. Bu bağlamda sorum şu: Diyelim ki bir adama anlattık. O da inkar etmedi sadece ayete bizim verdiğimiz manada anlam vermediğini -yine diyelim ki tefsir kitaplarından - örneklendirerek anlattı. Bu adam özür sahibi midir? Yoksa bizim gibi düşünmüyor diye tekfir mi edelim?
8- Hocam Türkiye'de insanların nasıl bir din algısıyla yetiştiğini hepimiz biliyoruz. Yanlışı düzeltmek sıfırdan bilgi vermekten daha zor malumunuz. O halde bu insanların anlatıldığı anda hemen kabul edip dönmelerini beklemek doğru mu?
9- Oy kullanmadığı ve oy kullanmanın reddedilmesi gerektiğini söylemesine rağmen oy verenleri tekfir etmemek çelişki değil mi? Meclisi tekfir ediyor- zaruratı bilmek zorunda diyor- fakat oy kullananlar içinde de aynı durumda olanlar var, dendiğinde susuyor. Bu bir çelişki değil mi?
10-Muhammed el-Makdisi'nin Otuz Risalesi tekfirden sakındırıyor mu? Tekfiri özendiriyor mu?Ben karar veremedim.
11- Hucurat 2-7-9-10. ayetleri tekfir için delil midir?
12- Cuma namazlarını devlet camiilerinde namaz kılmak tağuta hizmet midir? Ölünün cenaze namazının camii imamlarına kıldırılması hakeza?
13- Ben şahsi olarak eskiden İbn Arabi, Hallac gibi kişileri tekfir ediyordum, bundan döndüm. Sadece tevakkuf ediyorum. Bu insanlar kendilerini kafir saymıyorlar. Fakat adı müslüman olmayan kafir olan insanlara da tevillerle başka adlar takmıyorum.
14- Hırıstiyan ve Yahudilerden kimse için cennete girer demiyorum ancak böyle demeye getirenlere - açıkça diyeni dinlemedim- sadece buğz ediyorum, tekfir etmiyorum.
Hocam açıkça ve ilmi gizlemeden açıklayacağınızı umuyorum.
Esselamu aleykum.
Cevap:
aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuh.
amin, sizin de bayramınız mubarek olsun Allah bizden ve sizden salih amelleri kabul eylesin.
öncelikle bir endişeyi izale etmem gerek. ne internet ortamında ne de bunun dışında inandığımın haricinde bir şey söylemiyorum. ancak bazen yüzyüze anlaşılabilmesi mümkün iken yazı dilinin maksadı ifade edememesi/yanlış anlaşılmaya müsait olması ve bunun teyidinin internet ortamında mümkün olamaması sebebiyle yazılmayan şeyler olabilir.
1- Allah'ın hükmüyle hükmetmemek kafirlere ait bir ameldir. bir müslümanda bu fiil sadır olursa onun küçük küfür yani büyük günah işlemiş biri olduğunu anlarız. sahabe ve tabiinden yani ümmetin selefinden gelen rivayetler bu şekilde olduğu gibi, Bera radıyallahu anh'ten gelen rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bunu açık ifade etmiştir. bu fiilden dolayı tekfir edenler ise sahabe asrından itibaren ancak hariciler olmuşlardır. hicri 3. asır imamlarından Ebu Ubeyd'in İman adlı kitabına bakarsanız bu meselede selefin menhecinin bu meselede açık olduğunu görebilirsiniz.
2- Kendisini islamdan başka bir dine nispet eden, islamdan teberri eden kimseleri tekfir etmek şarttır. hristiyanım diyen, yahudiyim diyen, komunistim, ateistim diyenler ve benzerlerinde durum açıktır. laik'im, demokratım diyenlere gelince, bunların tekfir edilmelerinden önce mutlaka bunun islam ile birlikte olamayacağını, iki dinden birini seçmek zorunda olduklarını açıklamak, ondan sonra tercihlerinin hangisinin olduğunu anlamak gerekir. zira pek çok kimse laiklik ve demokrasinin kişiyi islamdan çıkaran birer din olduğunu bilmemekte, hatta "laik müslümanım", demokrat müslümanım" gibi sözler de edebilmektedirler. tekfir için bu cehalet engelinin ortadan kaldırılması gerekir. bu ortadan kalkıp da islamdan başka tercihte bulunanları tekfir etmemek ise elbette kişinin itikadını tehlikeye sokar.
3- Bizlere vacip olan, şahıslardan ziyade, küfrü küfür olarak bilip ondan sakınmak, iman ve tevhidi bilip gereklerini yerine getirmektir. Bir kimse - günümüzde sulandırılmış kapalı meselelerde olduğu gibi değil! - dinde bilinmesi zaruri olan apaçık küfür bir fiili işlediğinde, kendisini islamdan başka bir dine nispet ettiğinde, bile bile bir ayet inkar ettiğinde, peygamberlik iddia ettiğinde vb. bu gibi durumlarda tekfir edilmezse, bu şüphesiz kulun kabrinde karşısına çıkar. çünkü rabbin kim, peygamberin kim, dinin nedir gibi kabirde sorulacağı bildirilen esasların kapsamındadır. ancak durumu kapalı olan, alimlerin dahi tekfirinde ihtilaf ettikleri kimseleri tekfir etmekten de, elde apaçık bir delil olmadıkça uzak durmak en selametlisidir. böyle bir tekfir yapılırsa yine bu da kabrinde karşısına çıkar. zira bir kimse Allah indinde kafir olmadığı halde ona kafir diyen kimse, hükmü kendi aleyhine döndürmüş olur. Ebu Zer ve İbn Ömer radıyallahu anhum hadislerinde olduğu gibi.
4- Maide 44'ü de tıpkı diğer ayetlerde olduğu gibi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in açıkladığı, sahabelerin ittifak ettiği şekilde anlamak mecburiyetimiz vardır. Seyyid Kutup gibi selefin menhecinden ayrılıp hatalı anlayanlar için de bağışlanma dileriz.
5- Aslı itibariyle müslüman kabul edilen kimselerde küfür ve şirk amellerinin bulunuyor olması onları bir kalemde tekfir etmemizi gerektirmez. verdiğiniz örnek sınıfların her birinde ayrı durumlar sözkonusu;
a- meclistekiler: bunların herbirini kuşatan küfür/şirk fiili Allah'tan başkası adına yemin etmeleridir. doğrusu bu büyük şirktir. lakin ehli sünnet alimlerinden bir çok kimse Allah'tan başkası adına yeminin küçük şirk olduğunu söylemiş, türkiyede yayınlanan tevhide dair kitapların hemen hemen hepsinde de bu küçük şirk olarak takdim edilmiştir. diğer taraftan bu kimselere kalbinin kastı olmaksızın takiyye icabı yapılan böylesi yeminlerin kendilerine bir zararı olmayacağını telkin eden din adamı kabul ettikleri kimseler vardır. yeminin eden tarafından benimsenen niyete göre değil, yemin ettirenin niyetine göre olması hakkındaki hadis ya çok yaygın değildir, bilinmemektedir, ya da bu hadisin bu gibi meseleleri ilgilendirdiği hakkındaki şuur yerleşmemiştir. yani mesele hüccet ikamesini gerektirmektedir. yine memurların yaptıkları yeminlerde de aynı durum geçerlidir. Meclistekilerin memurlardan ayrı olarak kanun çıkarmada rol alma gibi durumları vardır. Allah'ın indirdikleriyle hükmetmemenin durumuna yukarıda işaret etmiştim. dolayısıyla bir kimsenin kalbindeki itikadı; islamın ahkamına "çöl kanunları" demesi, "gericilik" gibi sözlerle açık bir küfür ortaya koymadan, sadece ilahi hükmü terk etmeleri, başka kanunlar koymaları sebebiyle tekfir edilemezler. ancak küçük küfür işlemektedirler. Bunların teşri'de bulundukları gerekçesiyle tekfir edilmesi gerektiğini söyleyenler olmuştur. ancak böyle fetva veren alimlere dikkat edilirse, onların haklarında fetva verdikleri kimseler teşri sıfatının yerine geldiği kimselerdir. yani teşri; dinden bir hüküm çıkarmak veya eklemeyi yahut değiştirmeyi ifade eder. sözü geçen ilim ehlinin teşriden bahsettikleri ülkelerde verilen hükümler dini bir mahiyet arz etmektedir. ama türkiyede halihazırda meclisten çıkan kararlar dine bir ekleme, çıkarma, değiştirme ifade etmemektedir. her ne kadar bu ülkedeki kafirler bunu islamın alternatifi olarak yerleştirmek isteseler de müslümanlar için böyle bir durum sözkonusu değildir. bu açıklamalar, bu sistemin böyle devam edebileceği, bunda sakınca olmadığı anlamına gelmemelidir. şüphesiz bunun böyle devam etmesini isteyenler ancak kafirlerdir.
b- Okula gidenler/gönderenler ve öğretmenler: İstiklal marşında ve diğer bazı sebeplerle saygı duruşunda bulunmak, and törenleri, putun karşısında selamlama gibi şirk eylemlerine muhataptırlar. ancak içlerinde tevhid ehli bir çok kimsenin de bulunduğu büyük bir kitle bu sayılanların şirk olduğunu bilmemektedir. bilmek ile kastım deliliyle bilmektir. yoksa mücerret kanaat ortaya koymak değildir. zira kanaatler tarışılabilir ancak açık ve kuvvetli delil tartışılamaz. ona ancak teslim olunur. burada mesele sağlam bir hüccet ikamesine muhtaçtır. hüccet ikamesinden sonra ortaya tekfire mani başka bir durum daha ortaya çıkmaktadır ki o da ikrah halidir. elbette ikrah hali konusunda da bir sürü cehalet sergilenmektedir. ancak mesele sonuç bakımından tekfire mani bir hal arzetmektedir. devlet organları çocuklara el koymak, velileri hapse göndermek gibi tehditlerde bulunmaktadır ve bunu yapabilecek yetki ellerinde vardır, hatta yapmışlardır. ancak burada müslümanların bilinçli olması, onlar tarafından anayasada vaad edilen din ve vicdan hürriyeti maddesini kullanmaları gerekir. zira din ve vicdan hürriyeti islamın da öngördüğü bir husustur. öğretmenlere ve onların pozisyonunda bulunan diğer bütün memurlara gelince, bunların da şirk olan eylemlerden uzak durmaları zorunludur. ama önce neyin şirk olduğu sağlam bir hüccet ikamesiyle, açık delillerle ortaya konulmalıdır. Kişinin sadece kendisini ikna eden delille muhataplarını tekfir etmesi doğru bir hareket olarak görülemez. hülasa, tekfir edilecek kimse; küfrü ve şirki mahiyetiyle bilmesine rağmen onu işleyen kimsedir. buna karar verebilmek için de hüccet ikamesi şarttır. dolayısıyla bu kararı da hüccetin ne olduğunu bilen, muhatabın durumunu bilen bir kimse verebilecektir.
c- Genel olarak memurlar: bunları tekfir edenlerin gerekçesi galiba yemin meselesi. buna da yukarıda değindim. Memur olacak bir müslümanın bu şirkten de sakınması gerekir. memurların tekfir edilmesine ise bir yol yoktur. 1- yemin ettiğinde bunun büyük şirk olduğunu, hatta haram olduğunu dahi bilmiyor olabilir. 2- yemin etmeyi reddetmiş olabilir. Bazıları yemin etmeden memur olunmaz diye biliyorlar. bu doğru değildir. uygulamada bunun bir çok yolları vardır. din ve vicdan hürriyeti maddesi gereğince kendi itikadına göre yemin etmesi de mümkündür. 3- yemin etmemiş olabilir ve hükmen (asalet tasdiki için iki sene geçmesi üzerine) memurluğu onaylanmış olabilir.
6- Evet, muayyen tekfirde bulunmuş olur.
7- Verdiğiniz örnek, cehaletle mazur olan değil, tevil sebebiyle tekfir edilemeyecek kimseye örnektir.
8- Bu tespitiniz gayet yerinde. basit cehaletin değil, mürekkeb cehaletin giderilmesi için mücadele sözkonusuysa hakkın anlaşılması elbette daha fazla zamana muhtaçtır.
9- Oy kullanmayı ve meclisi reddetmenin ne mahiyette olduğu bilinmelidir. bugün oy kullanmak küfürdür diyenler Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hüküm koymaktadırlar. "Biz oy kullanmaya, şu ayetten dolayı küfür diyoruz, oy kullanmak şu ve şu anlama gelmektedir" gibi savunanlara "Lazımu'l-mezheb leyse bimezheb" kaidesini hatırlatırız. yani bir söz veya bir fiilin gerektirdiği muhtemel anlam, o söz veya fiilin kendisi değildir. "oy kullanmak küfürdür ama oy kullanan herkesi tekfir etmiyoruz" diyenler fiil ile faili ayırmak kaidesini dile getirmek istiyorlar. ancak aşağıdaki maddede dile getirdiğiniz gibi, bunu söyleyen arkadaşlar "biz ancak şunları tekfir ederiz" diyerek öyle tarifler yapıyorlar ki, bu tarifin dışında yine kimse kalmıyor, oy kullananların hepsi sonuçta yine aynı hükmün altına giriyorlar.
10- Tekfirden sakındırmaya dair otuz risale kitabını demek ki dikkatli okumuşsunuz. çünkü bu kitap, Kuran ve sünnette küfür olarak açıkça belirtilmeyen bazı fiilleri küfür olarak takdim ettikten sonra, "bu fiillerden dolayı tekfir edilmemelidir, çünkü şu durumlar vardır" diyor. bir önceki maddede belirttiğim gibi, tekfire mani olarak zikredilen halleri incelediğinizde de sonuçta bahsedilen ve icad edilen bu küfür fiillerinden dolayı yine herkesin ya da çoğunluğun tekfir edilmesi gerektiği sonucu anlaşılıyor. Allah Makdisi'yi affetsin, ıslah etsin. bu kitabın yazılması esnasında hislerin kendisine galebe çaldığını düşünüyorum.
11- Bahsettiğiniz ayetler tekfire nasıl, ne açıdan delil oluyor bilmiyorum
12- Cuma ve cenaze namazları hakkında bu yorumlar biraz zorlamayla elde edilmişe benziyor. Aynı düşünce tersine çevrilerek Allah’ın emri olan Cuma namazına engel olanlar taguttur ve cumaları terk eden tagutu desteklemiş olur denilirse bu daha isabetli olur.
13- İbn Arabi ve Hallac gibilerle biz muasır değiliz, küfürlerine bizzat şahit olmadık, lakin onunla muasır olan ilim ehli onların küfürlerine şahitlik ettikleri için onların şehadetlerine tabi oluyoruz. burada şahıslarının durumu değil, ortaya koyduklarının veya kendilerine nispet edilenlerin küfür ve şirk olduğunu bilmek önemlidir. yoksa onların küfürlerini ve şirklerini başka şekilde reddettiği halde, isimleri söylendiğinde onların müslüman olduğunu söyleyen/öyle bilen kimseler, onların küfür işlediğini bilmedikleri için bundan mesul olmayabilirler. çünkü mesul oldukları şey, şirki ve küfrü reddetmeleridir.
14- Yahudiler ve Hristiyanları Allah Teala tekfir etmiş ve yerlerini cehennem olarak belirlemiştir. muayyen bazı şahıslarında istisnalar sözkonusu olursa, buna da hükmedecek olan yine Allah Azze ve Celledir. bu konuda (yahudi ve hiristiyanların cennete girebileceğini iddia konusunda) samimi bir gayret ortaya koyup te'vil ile yanılan tekfir edilmez, hüccet ikame edilir. ancak günümüzdeki ilahıyatçıların çoğunun samimiyetsizlikleri ortadadır. yıllardır aksini savunanların dinler arası diyalog gündeme geldikten sonra rota değiştirmeleri, tevil ile mazur görülmelerini engellemektedir. Allah en iyi bilendir.
bu soruların internet ortamında sorulmasından yahut verdiğim cevaplardan herhangi bir çekincem sözkonusu değildir. nerede sorulursa sorulsun cevabım aynı olur. hatta siz de onaylarsanız, derli toplu sorulan bu soruları, gerekirse soru sahibinin ismi gizli kalmak suretiyle websayfamda da yayınlayabilirim. aynı sorular böylece tekrar tekrar sorulmaz.
Allah ayaklarımızı istikamet üzerinde sabit kılsın, bize hakkı sevdirsin, batıldan uzaklaştırsın.
amin ecmain
Allah razı olsun. Allah cennetiyle ikramlandırsın sizi.
Allah Resulü'nün ve sahabenin bizatihi tekfirleri için haberler sunabilir misiniz? (Örneğin şu adam şöyle yaptı kafir.)
Ebu Ubeyd'in İman kitabını nereden bulabilirim?
Mahkemeleri unutmuşum. Cevabınızı okurken aklıma geldi. Mahkemelere başvurmak, resmi nikahla evlenmek gibi meselelerde de tekfir işletilebilir mi?
Yazıyı sitenizde yayımlayabilirsiniz.
Cevap:
Allah rasulü ve sahabelerden; kendisini islama nispet eden bir kimseyi muayyen olarak tekfir ettiklerine dair örnekler oldukça az. Museylemetul Kezzab bu konuda örnek verilebilir. o ve takipçileri namaz kılıyor, la ilahe illallah muhammedun rasulullah diyorlardı. ancak müseyleme; Muhammed Allah'ın rasulüdür ama ben de Allahın rasulüyüm diyordu. bunun dışında Allah rasulüne bazı münafıkların küfürlerine delalet eden halleri şikayet ediliyor, öldürmek talebinde bulunuyorlar, fakat rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: namaz kılıyor mu diye soruyor, namaz kılanlardan ise öldürülmesini yasaklıyordu. küfrü sabit olduğu halde kendini islama nispet edenlerde uygulama budur. şüphesiz onlar munafıklardır, lakin dünya hayatında onlara müslüman gibi muamele yapılır. fakat nifaklarını açık ortaya koyup, müseylemenin yaptığı gibi küfre davet de sözkonusu olursa o zaman onlarla savaşılır. Yine bu konuda diğer bir delil, İbn Sayyad'ın yanına Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte giden Ömer radıyallahu anh'ın onun hakkında vallahi bu deccaldir, bırak onu öldüreyim demesi karşısında, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin: şayet o deccal ise onu sen öldüremeyeceksin, deccal değilse öldürmende fayda yoktur buyurması da bizim küfür söz ve fiiller işleyenler karşısındaki tavrımızın ne olacağına ışık tutar.
Ebu Ubeyd'in Kitabul İman tercemesi, Kitabiyat yayınlarından: İslam düşüncesinde ilk gelenekçiler/sönmez kutlu kitabının sonunda ek olarak mevcuttur.
Mahkemelere başvurma konusudan Selefin Sabit Akidesinden Cevaplar adlı çalışmamda detaylı olarak bahsettim. burada kısaca şunu söyleyebilirim: herhangi bir meseleyi islamın hükümlerine göre halletme imkanı varken, islama aykırı hüküm veren kişi ve kurumlara başvurmak münafıklıktır. Nisa 60. ayetinde belirtilen durum budur. zulmü def etmenin mevcut mahkemelere başvurmaktan başka yolu yoksa, bu mahkemeden sadece islama uygun olan hükmü kabul etmek, islama uygun olmayan hükmü reddetmek şartıyla başvurulması halinde bu fiilin nifakla ya da küfürle bir alakası yoktur. yine nikah da islamın emrettiği, meşru kıldığı bir fiildir ve resmi dairelerde nikah kıydırmanın islama aykırı bir yönü - bildiğim kadarıyla - yoktur.
11 Kasım 2010 Perşembe
Sigortanın Hükmü
SİGORTININ HAKİKATİ VE HÜKMÜ
Günümüzde yaygın olan ticârî sigortanın hükmü nedir?
Hamd, yalnızca Allah'adır.
1. Ticârî sigortanın her türlüsünün, açık fâiz olduğunda şüphe yoktur. Bu sigorta; parayı, daha az parayla veya daha çok parayla ve iki paradan birisini geciktirmek sûretiyle (sonradan ödemek şeklinde) satmak demektir. Bu alış-verişte, fazlalık fâizi ile erteleme fâizi olmak üzere iki türlü fâiz vardır. Çünkü sigorta sahipleri, insanın parasını almakta ve onun aleyhine belirli bir kaza olduğu zaman kendisine az veya fazla para olarak vereceklerini vâdetmektedirler ki bu, fâizin tâ kendisidir. Fâiz ise, Kur'an-ı Kerim'in ifâdesi ile birçok âyette haram kılınmıştır.
2. Ticârî sigortanın her türlüsü, Kur'an-ı Kerim'in şu ifâdesi ile haram kılınmış olan kumar üzerine kurulmuştur:
" يا أيها الذين آمنوا إنما الخمر والميسر والأنصاب والأزلام رجس من عمل الشيطان فاجتنبوه لعلكم تفلحون "[ سورة الـمـائدة الآية: ٩٠]
"Ey îmân edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (tâzim amacıyla kendisine adaklar kesilen putlar), fal ve şans okları, şeytanın işi pisliktir (bütün bunlar, şeytanın insana süslü gösterdiği günahlardır.) (Bu günahlardan) uzak durun ki kurtuluşa (cennete) eresiniz." (Mâide Sûresi: 90)
Bundan dolayı sigortanın her türlüsü, şans oyunudur.
Örneğin sigorta sahipleri sana: "Şu kadar öde. Başına bir olay veya kaza geldiği zaman sana şu kadar veririz" demektedirler. İşte bu, kumarın tâ kendisidir.
Hiç şüphe yok ki sigorta ile kumarı birbirinden ayırmak ve ikisinin ayrı şeyler olduğunu iddiâ etmek, akl-ı selim bir insanın kabul etmeyeceği bir büyüklenme ve hakkı kabul etmemektir.Sigorta şirketlerinin sahipleri bile, sigortanın kumar olduğunu itiraf etmişlerdir.
3. Ticârî sigortanın her türlüsü, başkasını aldatma ve sahtekârlıktır. Aldatma ve sahtekârlık ise birçok hadis ile haram kılınmıştır.
Nitekim bunlardan birisi de Ebu Hureyre'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu hadistir:
(( نَهَى رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهِ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ بَيْعِ الْـحَصَاةِ وَعَنْ بَيْعِ الْغَرَرِ. ))[ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, çakıl taşının alış-verişini[1] ve (denizdeki balıkları, havadaki kuşları, hayvanın memesindeki sütü satmak gibi) riskli (tehlikeli) alış-verişleri yasakladı." (Müslim)
Hiç şüphe yok ki ticârî sigortanın her türlüsü, aldatma ve sahtekârlığa dayanır. Hatta fâhiş aldatmaya ve sahtekârlığa dayanır.
Bunun içindir ki bütün sigorta şirketleri ile sigorta işiyle uğraşan herkes, vuku bulması ihtimal dışı olan bir tehlikeyi kesinlikle sigortalamazlar. Yani (onlara göre) tehlikenin mutlaka vuku bulup- bulmama ihtimalinin olması gerekir ki kişi o şeyi sigortalatabilsinler.
Aynı şekilde bütün sigorta şirketleri ile sigorta işiyle uğraşan herkes, tehlikenin, ne zaman vuku bulacağını ve zararın miktarının ne kadar olacağını bilmeye de engel olurlar.
Böylelikle sigortada, fâhiş aldatma ve sahtekârlığın üç türlüsü biraraya gelmiş olur.
4. Ticârî sigortanın her türlüsü, insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla yemek demektir. Bu ise, Kur'an-ı Kerim'in şu ifâdesi ile haramdır:
" يا أيها الذين آمنوا لا تأكلوا أموالكم بينكم بالباطل " .[ سورة النساء الآية: ٢٩]
"Ey îmân edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticâret olması dışında, mallarınızı, bâtıl (haksız) yollarla aranızda (alıp vererek) yemeyin.Kendinizi öldürmeyin.Şüphesiz Allah, size (emrettiği ve size yasakladığı her şeyde) çok merhametlidir." (Nisâ Sûresi: 29)
Bundan dolayı ticârî sigortanın her türlüsü, insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla yemek amacıyla yapılan bir sahtekârlık ve düzenbazlıktır.
Nitekim bu konuda bir Alman uzmanın, titizlikle yaptığı istatiklerin birisinde, sigorta şirketlerinin, insanlara geri verdikleri paranın oranının, aldıklara paraya göre ancak % 2.9 oranına tekâbül ettiği ortaya çıkmıştır.
Sigorta, İslâm ümmetine büyük bir zarardır. Bağları kopan ve sigortaya zorla yönelen kâfirlerin, ölümden nefret edercesine sigortadan nefret ettikleri halde, sigorta işini yapmaları, bizim için bir gerekçe ve mazeret olamaz.
Bu saydığımız şeyler, sigortanın üzerine kurulu olduğu ve İslâm dînine çok aykırı hükümleri içeren yönleridir. Bunun yanında başka birçok aykırı yönleri vardır ki bu aykırı yönleri burada zikretmeye zaman ve yer ayırmak mümkün değildir, zaten onları zikretmeye de gerek yoktur.Çünkü yukarıda İslâm dînine aykırı olduğu zikredilen hükümlerden bir tanesi bile, sigortanın, Allah Teâlâ'nın dîninde en büyük haramlardan ve münkerlerden birisi olması için yeterlidir.
Bazı kimselerin, sigorta şirketlerinin, "Yardımlaşma Sigortası" veya "Dayanışma Sigortası" veyahut da "İslâmî Sigorta" gibi, sigortanın bâtıl hakikatini değiştirmeyen isimlerle, sigortanın ismini değiştirerek onlara süslü göstermelerine aldanmaları, gerçekten üzüntü duyulması gereken şeylerdendir.
Sigorta şirketlerinin, âlimlerin, yardımlaşma sigortası diye adlandırılan sigortanın helâl olduğuna dâir fetvâ verdiklerini iddiâ etmelerine gelince, bu, tamamen yalan ve iftirâdır. Bu konudaki karmaşıklığın sebebi; bazı sigorta şirketlerinin sahiplerinin, âlimlere sigorta ile ilgisi olmayan sahte şeyler arzedip: "Bu, sigorta çeşitlerinden birisidir" demeleri ve onu "Yardımlaşma Sigortası" diye adlandırmalarıdır (ki bu davranış, onların bâtılı süsleyip hak gibi göstermeleridir.) Yine, onların; bu, sadece teberrudan ibâret olup, Allah Teâlâ'nın emrettiği şu sözündeki yardımlaşma kâbilindendir, demeleridir:
وتعاونوا على البر والتقوى [ سورة المائدة من الآية: ٢]
"İyilik ve takvâda birbirinizle yardımlaşın..." (Mâide Sûresi:2)
Ve insanın başına gelen belâyı hafifletmek amacında olduklarını söylemeleridir. Gerçekte ise, onların "Yardımlaşma Sigortası" diye adlandırdıkları sigortanın, diğer sigorta çeşitlerinden hiçbir farkının olmamasıdır.İki isim arasındaki fark, sadece şekilden ibârettir. İşin hakikat ve özü, sigortanın tâ kendisidir. Bu ise, teberrudan, iyilik ve takvâda yardımlaşmaktan çok uzaktır. Çünkü bu davranışın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşma olduğunda şüphe yoktur. Yoksa bununla insanların başlarına gelen belâları hafifletmek ve bu belâları onarmak, kastedilmemiştir.Aksine insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla soymaktan başka bir şey kastedilmemiştir.Bu sigorta da diğer sigorta çeşitleri gibi haramdır.Bunun içindir ki sigorta şirketlerinin sahiplerinin (hükmünü öğrenmek için) âlimlere arzettikleri şeyin, sigorta ile yakından-uzaktan hiçbir ilgisi yoktur.
Bazı sigorta sahiplerinin, artan paraları iâde ettiklerini iddiâ etmelerine gelince, bu hiçbir şeyi değiştirmez ve sigortayı,fâiz ve kumar olmaktan,aldatma, sahtekârlık, insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla yemek ve Allah Teâlâ'ya tevekkülü ortadan kaldırmak gibi haramlardan kurtarmaz. Sigorta, aldatmaktan ve bâtılı hak göstermekten başka bir şey değildir. Bu konuda daha detaylı bilgi öğrenmek isteyen, "Sigorta ve Hükümleri" adlı kitapçığa başvurabilir.
Dîni için gayret eden, Allah Teâlâ'yı ve âhiret gününü arzulayan her müslümanı, bu konuda Allah Teâlâ'dan korkmaya, ne kadar haramdan uzak olduğu söylenirse söylensin, ne kadar berrak elbiseler içinde süslü gösterilirse gösterilsin, sigortanın her türlüsünden uzak durmaya çağırıyorum. Çünkü sigortanın haram olduğunda şüphe yoktur. Böyle yaparsa müslüman dînini ve malını korumuş olur. Emniyet ve güvenin sahibi Allah Teâlâ tarafından emniyet ve güven içerisinde müreffeh bir hayat yaşar.
Allah Teâlâ, beni ve sizi, dînde bilgili kılmak ve âlemlerin Rabbini râzı ve hoşnut edecek amelleri işlemekte muvaffak kılsın.
[1] Çakıl taşı alış-verişi; âlimler tarafından üç şekilde yorumlanmıştır:
Birincisi:Satıcının alıcıya şöyle demesidir:"Bu çakıl taşını yukarıya attığımda şu elbiselerden hangisinin üzerine düşerse, o elbiseyi sana satmışım demektir. Veya bu çakıl taşını attığımda onun ulaşacağı yere kadar bu tarla veya arsayı sana satmışım demektir."
İkincisi: Satıcının alıcıya şöyle demesidir: "Ben, çakıl taşını atıncaya kadar sen bu malı alıp-almamakta hürsün, attıktan sonra bu malı sana satmışım demektir."
Üçüncüsü: Satıcı ile alıcının, çakıl taşının atılışını alış-veriş olarak kabul etmeleridir.Örneğin alıcının satıcıya şöyle demesidir: "Ben, bu elbiseyi, şu çakıl taşıyla birlikte atarsam, elbise senden şu fiyata satın alınmış demektir." "Müslim'in Şerhi" (Çeviren)
Kassim Üniversitesi, Şeriat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Süleyman b. İbrahim Âl Süneyyân'ın
Günümüzde yaygın olan ticârî sigortanın hükmü nedir?
Hamd, yalnızca Allah'adır.
1. Ticârî sigortanın her türlüsünün, açık fâiz olduğunda şüphe yoktur. Bu sigorta; parayı, daha az parayla veya daha çok parayla ve iki paradan birisini geciktirmek sûretiyle (sonradan ödemek şeklinde) satmak demektir. Bu alış-verişte, fazlalık fâizi ile erteleme fâizi olmak üzere iki türlü fâiz vardır. Çünkü sigorta sahipleri, insanın parasını almakta ve onun aleyhine belirli bir kaza olduğu zaman kendisine az veya fazla para olarak vereceklerini vâdetmektedirler ki bu, fâizin tâ kendisidir. Fâiz ise, Kur'an-ı Kerim'in ifâdesi ile birçok âyette haram kılınmıştır.
2. Ticârî sigortanın her türlüsü, Kur'an-ı Kerim'in şu ifâdesi ile haram kılınmış olan kumar üzerine kurulmuştur:
" يا أيها الذين آمنوا إنما الخمر والميسر والأنصاب والأزلام رجس من عمل الشيطان فاجتنبوه لعلكم تفلحون "[ سورة الـمـائدة الآية: ٩٠]
"Ey îmân edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (tâzim amacıyla kendisine adaklar kesilen putlar), fal ve şans okları, şeytanın işi pisliktir (bütün bunlar, şeytanın insana süslü gösterdiği günahlardır.) (Bu günahlardan) uzak durun ki kurtuluşa (cennete) eresiniz." (Mâide Sûresi: 90)
Bundan dolayı sigortanın her türlüsü, şans oyunudur.
Örneğin sigorta sahipleri sana: "Şu kadar öde. Başına bir olay veya kaza geldiği zaman sana şu kadar veririz" demektedirler. İşte bu, kumarın tâ kendisidir.
Hiç şüphe yok ki sigorta ile kumarı birbirinden ayırmak ve ikisinin ayrı şeyler olduğunu iddiâ etmek, akl-ı selim bir insanın kabul etmeyeceği bir büyüklenme ve hakkı kabul etmemektir.Sigorta şirketlerinin sahipleri bile, sigortanın kumar olduğunu itiraf etmişlerdir.
3. Ticârî sigortanın her türlüsü, başkasını aldatma ve sahtekârlıktır. Aldatma ve sahtekârlık ise birçok hadis ile haram kılınmıştır.
Nitekim bunlardan birisi de Ebu Hureyre'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu hadistir:
(( نَهَى رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهِ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ بَيْعِ الْـحَصَاةِ وَعَنْ بَيْعِ الْغَرَرِ. ))[ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, çakıl taşının alış-verişini[1] ve (denizdeki balıkları, havadaki kuşları, hayvanın memesindeki sütü satmak gibi) riskli (tehlikeli) alış-verişleri yasakladı." (Müslim)
Hiç şüphe yok ki ticârî sigortanın her türlüsü, aldatma ve sahtekârlığa dayanır. Hatta fâhiş aldatmaya ve sahtekârlığa dayanır.
Bunun içindir ki bütün sigorta şirketleri ile sigorta işiyle uğraşan herkes, vuku bulması ihtimal dışı olan bir tehlikeyi kesinlikle sigortalamazlar. Yani (onlara göre) tehlikenin mutlaka vuku bulup- bulmama ihtimalinin olması gerekir ki kişi o şeyi sigortalatabilsinler.
Aynı şekilde bütün sigorta şirketleri ile sigorta işiyle uğraşan herkes, tehlikenin, ne zaman vuku bulacağını ve zararın miktarının ne kadar olacağını bilmeye de engel olurlar.
Böylelikle sigortada, fâhiş aldatma ve sahtekârlığın üç türlüsü biraraya gelmiş olur.
4. Ticârî sigortanın her türlüsü, insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla yemek demektir. Bu ise, Kur'an-ı Kerim'in şu ifâdesi ile haramdır:
" يا أيها الذين آمنوا لا تأكلوا أموالكم بينكم بالباطل " .[ سورة النساء الآية: ٢٩]
"Ey îmân edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticâret olması dışında, mallarınızı, bâtıl (haksız) yollarla aranızda (alıp vererek) yemeyin.Kendinizi öldürmeyin.Şüphesiz Allah, size (emrettiği ve size yasakladığı her şeyde) çok merhametlidir." (Nisâ Sûresi: 29)
Bundan dolayı ticârî sigortanın her türlüsü, insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla yemek amacıyla yapılan bir sahtekârlık ve düzenbazlıktır.
Nitekim bu konuda bir Alman uzmanın, titizlikle yaptığı istatiklerin birisinde, sigorta şirketlerinin, insanlara geri verdikleri paranın oranının, aldıklara paraya göre ancak % 2.9 oranına tekâbül ettiği ortaya çıkmıştır.
Sigorta, İslâm ümmetine büyük bir zarardır. Bağları kopan ve sigortaya zorla yönelen kâfirlerin, ölümden nefret edercesine sigortadan nefret ettikleri halde, sigorta işini yapmaları, bizim için bir gerekçe ve mazeret olamaz.
Bu saydığımız şeyler, sigortanın üzerine kurulu olduğu ve İslâm dînine çok aykırı hükümleri içeren yönleridir. Bunun yanında başka birçok aykırı yönleri vardır ki bu aykırı yönleri burada zikretmeye zaman ve yer ayırmak mümkün değildir, zaten onları zikretmeye de gerek yoktur.Çünkü yukarıda İslâm dînine aykırı olduğu zikredilen hükümlerden bir tanesi bile, sigortanın, Allah Teâlâ'nın dîninde en büyük haramlardan ve münkerlerden birisi olması için yeterlidir.
Bazı kimselerin, sigorta şirketlerinin, "Yardımlaşma Sigortası" veya "Dayanışma Sigortası" veyahut da "İslâmî Sigorta" gibi, sigortanın bâtıl hakikatini değiştirmeyen isimlerle, sigortanın ismini değiştirerek onlara süslü göstermelerine aldanmaları, gerçekten üzüntü duyulması gereken şeylerdendir.
Sigorta şirketlerinin, âlimlerin, yardımlaşma sigortası diye adlandırılan sigortanın helâl olduğuna dâir fetvâ verdiklerini iddiâ etmelerine gelince, bu, tamamen yalan ve iftirâdır. Bu konudaki karmaşıklığın sebebi; bazı sigorta şirketlerinin sahiplerinin, âlimlere sigorta ile ilgisi olmayan sahte şeyler arzedip: "Bu, sigorta çeşitlerinden birisidir" demeleri ve onu "Yardımlaşma Sigortası" diye adlandırmalarıdır (ki bu davranış, onların bâtılı süsleyip hak gibi göstermeleridir.) Yine, onların; bu, sadece teberrudan ibâret olup, Allah Teâlâ'nın emrettiği şu sözündeki yardımlaşma kâbilindendir, demeleridir:
وتعاونوا على البر والتقوى [ سورة المائدة من الآية: ٢]
"İyilik ve takvâda birbirinizle yardımlaşın..." (Mâide Sûresi:2)
Ve insanın başına gelen belâyı hafifletmek amacında olduklarını söylemeleridir. Gerçekte ise, onların "Yardımlaşma Sigortası" diye adlandırdıkları sigortanın, diğer sigorta çeşitlerinden hiçbir farkının olmamasıdır.İki isim arasındaki fark, sadece şekilden ibârettir. İşin hakikat ve özü, sigortanın tâ kendisidir. Bu ise, teberrudan, iyilik ve takvâda yardımlaşmaktan çok uzaktır. Çünkü bu davranışın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşma olduğunda şüphe yoktur. Yoksa bununla insanların başlarına gelen belâları hafifletmek ve bu belâları onarmak, kastedilmemiştir.Aksine insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla soymaktan başka bir şey kastedilmemiştir.Bu sigorta da diğer sigorta çeşitleri gibi haramdır.Bunun içindir ki sigorta şirketlerinin sahiplerinin (hükmünü öğrenmek için) âlimlere arzettikleri şeyin, sigorta ile yakından-uzaktan hiçbir ilgisi yoktur.
Bazı sigorta sahiplerinin, artan paraları iâde ettiklerini iddiâ etmelerine gelince, bu hiçbir şeyi değiştirmez ve sigortayı,fâiz ve kumar olmaktan,aldatma, sahtekârlık, insanların mallarını bâtıl ve haksız yollarla yemek ve Allah Teâlâ'ya tevekkülü ortadan kaldırmak gibi haramlardan kurtarmaz. Sigorta, aldatmaktan ve bâtılı hak göstermekten başka bir şey değildir. Bu konuda daha detaylı bilgi öğrenmek isteyen, "Sigorta ve Hükümleri" adlı kitapçığa başvurabilir.
Dîni için gayret eden, Allah Teâlâ'yı ve âhiret gününü arzulayan her müslümanı, bu konuda Allah Teâlâ'dan korkmaya, ne kadar haramdan uzak olduğu söylenirse söylensin, ne kadar berrak elbiseler içinde süslü gösterilirse gösterilsin, sigortanın her türlüsünden uzak durmaya çağırıyorum. Çünkü sigortanın haram olduğunda şüphe yoktur. Böyle yaparsa müslüman dînini ve malını korumuş olur. Emniyet ve güvenin sahibi Allah Teâlâ tarafından emniyet ve güven içerisinde müreffeh bir hayat yaşar.
Allah Teâlâ, beni ve sizi, dînde bilgili kılmak ve âlemlerin Rabbini râzı ve hoşnut edecek amelleri işlemekte muvaffak kılsın.
[1] Çakıl taşı alış-verişi; âlimler tarafından üç şekilde yorumlanmıştır:
Birincisi:Satıcının alıcıya şöyle demesidir:"Bu çakıl taşını yukarıya attığımda şu elbiselerden hangisinin üzerine düşerse, o elbiseyi sana satmışım demektir. Veya bu çakıl taşını attığımda onun ulaşacağı yere kadar bu tarla veya arsayı sana satmışım demektir."
İkincisi: Satıcının alıcıya şöyle demesidir: "Ben, çakıl taşını atıncaya kadar sen bu malı alıp-almamakta hürsün, attıktan sonra bu malı sana satmışım demektir."
Üçüncüsü: Satıcı ile alıcının, çakıl taşının atılışını alış-veriş olarak kabul etmeleridir.Örneğin alıcının satıcıya şöyle demesidir: "Ben, bu elbiseyi, şu çakıl taşıyla birlikte atarsam, elbise senden şu fiyata satın alınmış demektir." "Müslim'in Şerhi" (Çeviren)
Kassim Üniversitesi, Şeriat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Süleyman b. İbrahim Âl Süneyyân'ın
6 Kasım 2010 Cumartesi
Kurban Ahkamı
İnşaallah yakında tekrar basılacak olan Sahih İlmihal'in son halinde Kurban Babı. (Web sayfasının formatı dipnotları görünteleyemiyor)
Kurban: Kurban bayramı ve teşrik günlerinde, Yüce Alİah'a yakınlaşmak arzusuyla boğazlanan hayvanlardır. Kurbanlık hay¬vanlar, deve, sığır ve koyunlardır.
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; “Rabbin için namaz kıl ve kurban(ı Rabbin için) kes”(Kevser 2)
“Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdik-lerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele! Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar. Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik. Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidâyete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!”(Hac 34-37)
Rasûlullah buyuruyor ki; “Allah’tan başkası namına kurban kesene Allah lanet etsin.”
Hükmü:
Alimlerin çoğunluğu, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in uygulamasını örnek alarak, kurban kesmenin müstehap olduğunu belirtmişlerdir. Enes (radiyallâhu anh) anlatıyor; "Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) boynuzlu alaca iki koç kurban etti. Onları kendi eliyle kesti. Besmele çekti. Tekbir getir¬di. (Keserken) ayağını da onların boyunlarının üzerine koydu
Ebû Hanîfe ve bazı âlimler, kurban kesme¬ye gücü yetenler için, kurbanın vacip olduğunu be-lirtmişlerdir. Bunu açıkça ve dolaylı olarak ifade eden deliller zikretmişlerdir. Fakat kurbanın vucubiyetini açıkça ifade eden delillerin, açık olanları zayıftır; sahih olanları ise açık değildir. İbn Hazm; 'Hiçbir sahabeden, kurban kesmenin vacip olduğu sahih olarak nakledilmemiştir' der. Mâverdi; 'Sahabelerin rivayetleriyle, vacipliğin kalktığına dair icma oluşmuştur' der.
KURBAN KESMENİN ZAMANI
Kurban bayramı namazından son¬ra teşrik günlerinin sonuna kadar devam eder. Kurban bayramı namazından önce kurbanlarını kesenler, kurbanlarını iade eder¬ler. Çünkü Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem); 'Namaz¬dan Önce kurbanlarını kesenler, onların yerine başka kurban iade etsinler. (Namazdan önce) kesmeyenler, kurbanlarını kes¬sinler.
Enes anlatıyor: "Rasûlullah : "Namazdan önce kurban kesmiş olan (bilsin ki, kestiği kurban değildir, ailesine et takdim etmiştir), yeniden kessin!"buyurdu."
Berâ anlatıyor: "Ebu Bürde İbnu Niyâr namazdan önce kurbanını kesmişti. Rasûlullah ona: "Kurbanını yenile!" dedi. Ebu Bürde: "Ey Allah'ın Rasûlu, benim sadece bir oğlağım var. Ancak nazarımda yıllanmış olandan daha kıymetlidir!" deyince: "Öbürünün yerine bunu kurban et. Ancak oğlak senden sonra, kimseye kurban için yeterli olmayacak!" dedi."
KURBAN OLABİLECEK HAYVANLAR
Câbir anlatıyor: "Rasûlullah : "Yıllanmış (yaşını başını almış) hayvanlardan kurban kesin. Böylesini bulmakta zorluk çekerseniz o başka. Bu taktirde koyun darı bir kuzu kesiverin" buyurdular."
Ukbe İbnu Âmir 'in anlattığına göre:"Rasûlullah ashabı arasında taksim edilmek üzere bir miktar davar vermişti. Dağıtım yapılınca geriye bir oğlak arttı. Ukbe durumu Rasûlullah 'a haber verince: "Onu da sen kurban et!" buyurdu."
Bir rivayette (artık Ukbe'ye kalan) bir ceze'dir. Rasûlullah : "(Sen de) onu kurban et!" demiştir.
Nâfi' (rahimehullah) anlatıyor: "İbnu Ömer (ümâ) kurbanlıkların: "Tırnaklılar (yani sığırlar) hakkında üçüncü senesine girmiş, veya geçmiş, etli ayaklılar (develer) hakkında da altıncı yaşına girmiş veya geçmiş olmasını" şart koşardı."
Hanımlar için kurban kesmek meşrudur. Erkekler, hanımlarının yerine kurban kese-bilirler:
Aişe (radiyallâhu anha) anlatıyor; 'Mina'da iken bana sığır eti getirildi. Ben; 'bu ne?' dedim. Ra-suluUah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hanımları için sığır kurban etti' dediler.
KURBANLIĞIN İŞARETLENMESİ
İbnu Abbâs anlatıyor: "Rasûlullah Zülhuleyfe'de öğle namazını kıldı, sonra kurbanlık devesini getirip hörgücünün sağ yanına nişanı vurdu, kan akıttı (boynuna) iki tane nalın taktı. Sonra binek devesine atladı. Beydâ düzlüğüne ulaşınca, hacca niyet ederek telbiye getirdi."
Âişe (radiyallâhu anhâ) anlatıyor; 'Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)"in kurbanlarının ger-danlık iplerini ellerimle ben büktüm. Sonra Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gerdanlıkları kendi elleriyle kurbanlıklara taktı. Sonra onları babamla birlik¬te (Mekke'ye) gönderdi. Kurbanı kesilinceye kadar, Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e Allah'ın helal kıldığı hiçbir şey ona haram olmadı.
KURBANLIK DEVEYE BİNMEK
Ebu Hureyre anlatıyor: "Rasûlullah bir deve sevk eden birisini görmüştü ki: "Binsene ona!" dedi. Adam: "O kurbanlıktır!" dediyse de Rasûlullah emrini tekrarladı: "Bin ona!" Adam tekrar: "O kurbanlıktır" diye haykırdı. Rasûlullah : "Bin ona" diye tekrarladı ve ikinci veya üçüncü seferde: "Yazıklar olsun sana!" diye ilâvede bulundu.
Buhârî'nin bir rivayetinde, Ebu Hureyre 'den naklen şu ziyade vardı: "(Râvi) der ki: "Ben o adamı, deveye binmiş Rasûlullah 'la beraber yürürken gördüm, devenin boynunda nalın takılı idi."
Câbir 'e; kurbanlığa binme hususunda sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Rasûlullah 'ı işittim şöyle demişti: "Kurbanlığa, mecbur kaldıysan ma'ruf üzere bin. Bir başka sırt (binek) bulunca da in."
HELÂK OLAN KURBANLIK HAKKINDA
Nâciye el-Huzâî anlatıyor: "Rasûlullah hedy'ini Medine'den benimle gönderdi. Ben:
"Bunlardan yolda helak olan çıkarsa ben ne yapacağım?" diye sordum. "Hemen kesersin, nalınını kanına batırırsın, sonra onunla insanlar arasından çekilirsin, yerler" dedi."
İbnu'l-Müseyyeb der ki: "Nafile olarak sevk edilen bir deve yolda helâk olsa ve hemen kesilerek halka terkedilse, halk da bunu yese, bu nafile kurbanın sahibine bir şey gerekmez. Kendisi yese veya ondan yiyene emretse borçlanır."
- Kurbanlık hayvan kaybolduğunda veya öldüğünde, eğer adak hayvanı ise yeni bir kurban gerekir. Adak hayvanı değilse herhangi bir şey gerekmez. İbn Ömer (radiyallâhu anhuma) anlatı¬yor; 'Kabe'ye kurbanlık hayvan gönderen kimsenin kurbanlığı¬nın, kaybolması veya ölmesi durumunda, gönderilen bu hayvan adak kurbanı ise, yeniden bîr tane daha göndermesi gerekir. Şayet nafile kurbansa, isterse yeniden bir tane daha gönderir, isterse göndermez.”
KESİM ADABI VE YASAKLARI
Şeddâd İbnu Evs (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasûlullah buyurdu ki: "Allah Tealâ, her şeyde iyiliği emretmiştir. Öyleyse öldürdüğünüz zaman öldürmeyi iyi yapın. Kesecek olursanız kesmeyi iyi yapın. Bıçağın ağzını bileyin. Hayvanı (zahmet vermeyin) rahat ettirin."
Ebu Vâkıd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselam) Medineye geldiği zaman, Medineliler, (diri olan) devenin hörgücünü kesiyorlar ve koyunların da kuyruklarını koparıyorlar ve bunIarı yiyorlardı. Bu durum üzerine Rasûlullah : "Hayvan diri iken ondan her ne kesilmiş ise, bu meyte (lâşe) hükmündedir, yenilmez" dedi."
Boğazlarken Allah’ın adının anılması gerekir. Unutulursa bunda sakınca yoktur. Allah Teala: “Üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Zira onu yemek fısk’tır” buyurmuştur. (En’am 121)
Câbir anlatıyor: "Rasûlullah yevm-i nahr'de alacalı, boynuzlu ve iğdiş edilmiş iki koç kesti. Koçları kesmek üzere (yatırıp kıbleye) yöneltince: "Şüphesiz ki ben, bir muvahhid (Allah'ı bir tanıyıcı) olarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim" ve "Şüphesiz benim namazım da, menâsikim de, hayatım da, ölümüm de hiçbir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allah'ındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmette) Müslüman olanların ilkiyim" (En'âm 162) (âyetlerini okudu ve:)
"Ey Rabbim (bu kurban bize) sendendir, senin rızan için (kesiyoruz) ve sana (ulaşacak)tır. Ey Rabbim, Muhammed ve ümmetinden bunu kabul buyur. Bismillahi vallahu ekber!" deyip, sonra koçu kesti."
Câbir anlatıyor: "Hz. Peygamber 'le musallâda hazır bulundum. Hutbesini tamamlayınca minberinden indi. Kurbanlık koçuna gelip kendi eliyle kesti. Keserken: "Bismillahi vallahu ekber. Bu benim adıma ve ümmetimden kurban kesmeyenlerin adınadır!" dedi."
Ebu Musa 'dan rivayet edildiğ ne göre: Kızlarına, kurbanlarını kendi elleriyle kesmelerini, ayağını kurbanın boynuna basmayı, keserken tekbir getirip besmele çekmeyi tenbih etmiştir. "
Kurban kesecek olanlar, Zilhicce ayının 10'u girdiği zaman, kurbanın yününden ve tırnağından kesemezler. Ümmü Seleme (radiyallâhu anhâ) anlatıyor; 'Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki; "(Zilhicce ayının) onun¬cu günü girdiğinde, biriniz kurban kesmek istediği zaman, saçın¬dan ve derisinden hiçbir şeye dokunmasın. Bir başka rivayette; 'Kesinlikle yününü almasın, tırnağını kesmesin' buyurulmuştur.
Kadınların hayvan kesmesi meşrudur: Bir kadın bir taş parçasıyla koyun kesmişti. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e bunun hükmü sorulunca: onun yenilmesini emretti.
KESME ÂLETİ
Râfi' İbnu Hadic (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir seferde Rasûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) ile birlikte idik. (Bu esnâda) bir deve huysuzluk edip kaçtı. Peşine düştüler. Ama tâkipçileri yordu. Bir adam deveye bir ok gönderdi. Derken Allah deveyi durdurdu. Aleyhissalâtu vesselam Efendimiz: "Bu hayvanların kaçanları var, tıpkı vahşi kaçanlar gibi. Onlardan biri size galebe çalacak olursa, ona böyle davranın!" dedi. Ben:
"Ey Allah'ın Rasûlu (), biz yarın düşmanla karşılaşacağız, yanımızda (hayvan kesecek) bir bı-çağımız yok. (Hin-i hâcette) kamışla keselim mi?" diye sordum. Bana:
"Bolca kanı akıtılan ve üzerine Allah'ın ismi zikredilenin etini yeyiniz. Diş ve tırnak(la kesmek caiz) değildir. Size (bunun sebebini) söyleyeceğim; "Diş kemiktir, tırnak ise, Habeşlilerin bıçağıdır."
Nâfi'nin anlattığına göre, Ka'b İbnu Mâlik (radıyallâhu anh)'in bir oğlundan, İbnu Ömer (radı-yallâhu anh)'e anlatırken şunları işitmiştir: "Bâbası kendisine haber vermiştir ki: Davar güden câriyeleri, bir koyunun ölmek üzere olduğunu görmüş, derhal bir taş kırarak, onunla koyunu kesmiştir. Babası ailesine: "Ondan yemeyin. Rasûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'a sorayım" demiş ve sormuştur. Rasûlul-lah(aleyhissalâtü vesselam) yemelerini emretmiştir."
Ata İbnu Yesâr, Beni Hâriseli bir adamdan rivayet eder ki: "Bu zât bir sağmal deveyi gütmekte iken ölmek üzere olduğunu farkeder. Beraberinde, hayvanı kesebilecek bir şey de bulamaz. Eline geçirdiği bir kazığı devenin ümmüğüne saplar, kanını akıtır. Sonra durumu Rasûlullah(aleyhissalâtü vesselâm)'a haber verir. Efendimiz yemesini söyler."
KESİŞ YERİ
Kurbanların -açık- namazgahlarda kesilmesi müstehaptır. özellikle imamların, insanlara kurban kes¬me vaktinin geldiğini bildirmesi için namazgahta kesmelidir. İbn Ömer (radîyallâhu anhuma) anlatıyor; 'Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) kurbanlarını namazgahta keserdi. Kurbanlar her yerde kesilebilir.
İmam Mâlik'e ulaştığına göre, Rasûlullah , Mina'da şöyle demiştir: "İşte kurban kesilen yer. Mina'nın her tarafı kesim yeridir." Nâfi'nin anlattığına göre İbnu Ömer (ümâ) şu açıklamayı yapmıştır: "Kurban günleri, yevm-i nahr'den sonra iki gündür."
İmam Malik der ki: "Bana, bunun aynısı Ali İbnu Ebî Talib 'den de ulaştı."
Boğazlama Şekli
Ebu'l- Uşerâ Üsâme İbnu Mâlik İbnu Kahtam bâbasından anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü, dedim, kesme işi sâdece boğazdan ve gırtlaktan (lebbe) değil midir, (hayvanın başka yerinden de olur mu?)" Şu cevabı verdi: "(Mızrağını hayvanın) dizine saplarsan sana o da kifâyet eder." Tirmizi: "Bu, zaruret haline mahsustur" der. Ebu Dâvud da: "Bu, (yüksekten) düşen bir hayvanın kesimiyle ilgilidir" demiştir.
İbnu Abbâs (radıyallâhu anh) buyurdular ki: "Elinde (tasarrufunda) olduğu halde (normal ke-sişten) seni aciz bırakan şey av gibidir." (Yine İbnu Abbâs), kuyuya düşen bir deve hakkında: "Neresinden gücün yeterse kes!" demiştir. Hz. Ali, İbnu Ömer ve Hz. Âişe (radıyallâhu anhum) de bu görüşte idiler. İbnu Abbâs, İbnu Ömer ve Enes (radıyallâhu anhum): "Boğazdan kesmeye başlayınca (acele sebebiyle) başı kopuverse bunda bir beis yok. Ancak, ense tarafından kesilmişse yenmez, baş kopsa da kopmasa da fark etmez" demiştir.
İbnu Ömer (radıyallâhu anh) buyurmuştur ki: "Bir deve kesildiği zaman karnındaki yavrunun tezkiyesi, devenin tezkiyesine tâbidir, yeter ki yavrunun hilkati (bütün uzuvlarının çıkmasıyla) tamamlanmış, tüyleri de bitmiş olsun. Yavru annenin karnından çıkınca (yine de hemen) kesilir, tâ ki içteki kan çıksın."
KURBAN KAÇ KİŞİYLE KESİLİR?
Ebu Eyyub anlatıyor: "Bizden biri, kendisi ve ailesi halkı için tek bir koyun kurban eder, (etinden hem yerler hem de başkalarına yedirirlerdi). Sonra insanlar, övünmeye başladılar ve (kurbanlar) bir övünme vâsıtası oldu."
İbnu Şihab anlatıyor: "Rasûlullah (Veda haccı sırasında) kendisi ve âile halkı için sadece bir deve veya bir sığır kesmiştir."
Enes anlatıyor: "Rasûlullah , ayakta olduğu halde yedi deveyi kendi eliyle kesti. Medine'de ise, boynuzlu ve alacalı iki koyun kurban etti. Rasûlullah (aleyhissalàtu vesselâm) keserken tekbir getiriyor, besmele çekiyor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu."
Ebu Said anlatıyor: "Rasûlullah boynuzlu erkek bir koçu kurban etti. Koç siyahın içinde bakar, siyahın içinde yürür, siyahın içinde yerdi."
Deve Kurbanında On, Sığır Kurbanında Yedi Kişi Ortak Olabilir.
İbn Abbâs (radiyallâhu anhuma) anlatıyor; 'Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikte bir yolculuktaydık. Kurban bayramı vakti geldi. Devede on, sığırda yedi kişi ortak olduk (ve kurban kestik).”
Câbir anlatıyor: "Biz, Rasûlullah ile birlikte (Hudeybiye senesi) umrede temettu yaptık. O zaman yedi kişi adına bir sığır keserek iştirak ettik. Keza deve de yedi kişi adına kesilmişti."
Huceyye İbnu Adiyy anlatıyor: "Hz. Ali : "Sığır yedi kişi adına kesilir" demişti. Kendisine: "Ya doğurmuşsa?" diye soruldu. "Öyleyse yavrusunu da beraber kes!" buyurdu. Kendisine: "Ya topalsa?" diye soruldu. "Kesim yerine ulaşabildiyse tamam" dedi. "Ya boynuzu kırıksa?" dendi. "Zarar etmez. Biz göz ve kulaklarının sağlamlığını kontrol etmekle emrolunduk!" diye cevap verdi."
- Deve veya sığırlarda ortak olanların aynı aileden olma¬sı şart değildir. Çünkü farklı kabilelerden sahabeler ortak olarak kurban kesiyorlardı.
- Ortak olanların tamamının 'kurban niyetiyle' kesiyor ol¬maları şart değildir. Aralarında et satın almak amacıyla ortak olanlar da bulunabilir. Alimlerin çoğunluğuna göre, bu caizdir. Çünkü her ortak kendi niyetine göre değerlendirilir, başkasının niyetine göre değil.
KURBAN EDİLMESİ CAİZ OLMAYAN HAYVANLAR:
- Kulağına müdahalede bulunulmuş hayvanlar kurban edilmemelidir: ‘Alî anlatıyor: "Rasûlullah , (kurbanlık olarak keseceğimiz hayvanın) göz ve kulaklarına dikkat etmemizi, "Kulağı önden delinmişi veya arkadan delinmişi veya ortadan yarılmışı, veya yuvarlak delinmişi kurban yapmayın" diye emretti."
Günümüzde hayvanların kulaklarına küpe takılmaktadır. Ali radıyallahu anh hadisi, hayvanın kulağına her türlü müdahalede o hayvanın kurbanlık olamayacağı hususunda açıktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
“Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.” (Nisa 119)
- Kör, hasta, topal, çok zayıf hayvanlar: Çünkü Peygamberimiz (salîallâhu aleyhi ve sellem); 'Dört hayvanın kurban edilmesi caiz değildir. 1. Tek gözü tamamen kör olan 2. Çok hasta olan 3. To¬pallığı iyice belli olan 4. Yürümeyecek kadar ayağı kırık olanlar buyurdu.
Ubeyd İbnu Fîruz, Berâ 'dan naklen, Rasûlullah 'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Kur-banlıklarda körlüğü belli olan kör, hastalığı açıkca belli olan hasta, (yürümeye mâni olacak derecede) topallığı açık olan topal, iliği kurumuş zayıf hayvanın kurban edilmesi caiz değildir. "
- Altı aylık keçinin kurban edilmesi caiz değildir. Ancak altı aylık koyunun kurban edilmesi caizdir. El-Berâ b. Azib {radi¬yallâhu anh) anlatıyor; [Ebû Burde] dedi ki; Yâ Rasulullah! Yanımda besili bir dişi çebiş (süt oğlağı) var' dedi Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) sen o dişi çebişi kurban et! Fakat bu sen-den başkası için geçerli olmaz' buyurdu. Alimler bu konuda icmâ etmişlerdir.
Urve (rahimehullah)'den anlattığına göre, evladlarına şöyle demiştir: "Evlâtlarım., sakın biriniz, bir büyüğe hediye edince utanacağı bir şeyi Allah için kurban sunmasın. Zîra Allah, büyüklerinin büyüğüdür ve O, en seçkine herkesten ziyâde lâyıktır."
Kurban eti yenir, dağıtılır ve ondan hiçbir şey satılmaz:
Kurban kesenin, kurbanından yemesi ve tasaddukta bulun¬ması/dağıtması müstehaptır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur; 'Al¬lah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzeri¬ne belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kabe'ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin” (Hac 28)
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kurban etleriyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur; 'Yiyiniz, yediriniz ve bir kısmını alıkoyunuz.”
Câbir anlatıyor: "Biz kurbanlarımızın etinden üç günden fazla yemezdik. Rasûlullah bize ruhsat tanıdı ve: "Yiyin ve azıklanın da!" buyrdu."
Âbis İbnu Rebîa anlatıyor: "Hz.Aişe'ye: "Rasûlullah kurbanların etlerinden üç günden fazla yenilmesini yasakladı mı?" diye sordum. "Evet, fakat bunu insanların (kıtlık çekip) acıktığı yılda yaptı. Böylece zenginlerin fakirleri doyurmasını arzu etmişti. Biz koyunun paçasını kaldırıp, on beş gece sonra yiyorduk" dedi. Ben: "Sizi buna mecbur eden şey ne idi!" deyince güldü ve: "Rasûlullah Allah'a kavu-şuncaya kadar, Muhammed âilesi üç gün üst üste doyuncaya kadar katıkla ekmek yememiştir" dedi."
Nübeyşe anlatıyor: "Rasûlullah buyurdular ki: "Biz sizleri, kurbanların etinden üç günden fazla yemenizi, bir çoğunuza kurban eti ulaşsın diye yasaklamıştık. Şimdi, Allah Teâla bolluk verdi. Artık yiyin, biriktirin ve (Allah’tan) ecrini isteyin. Haberiniz olsun, bu bayram günleri yemek, içmek ve zikir günleridir."
Kurbanın hiçbir şeyinin satılamayacağına delil, Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şu hadisidir; 'Kurbanlıkların hiçbir şeyini ücret olarak kasaplara vermeyiniz.”
Henüz anne karnındaki çocuklar için kurban kesilmez. İbn Ömer (radiyallâhu anh) anlatıyor; 'Kadınların karınlarındaki çocuklar için kurban kesilmezdi.”
YENMESİ YASAK OLAN KESİLMİŞLER
Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'a soruldu: "Halk bize et getiriyor, kesilirken besmele çekilip çekilmediğini bilmiyoruz, ne yapalım?" "Siz besmele çekin, yiyin!" cevabını verdi."
Zühri (rahimehullah) diyor ki: "Arap Hıristiyanlarının kestiklerini yemekte bir beis yoktur. Ancak, Allah'tan başka birisinin adını andığını işitirsen o zaman kestiğini yeme. İşitmemiş isen, (bu durumda vehimlenme), çünkü Allah, onların küfrünü bildiği halde kestiklerini helâl kılmıştır." Ali (radıyallâhu anh)'den de bu mânâda rivayet yapılmıştır.
Kurban: Kurban bayramı ve teşrik günlerinde, Yüce Alİah'a yakınlaşmak arzusuyla boğazlanan hayvanlardır. Kurbanlık hay¬vanlar, deve, sığır ve koyunlardır.
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki; “Rabbin için namaz kıl ve kurban(ı Rabbin için) kes”(Kevser 2)
“Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdik-lerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele! Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar. Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik. Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidâyete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!”(Hac 34-37)
Rasûlullah buyuruyor ki; “Allah’tan başkası namına kurban kesene Allah lanet etsin.”
Hükmü:
Alimlerin çoğunluğu, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in uygulamasını örnek alarak, kurban kesmenin müstehap olduğunu belirtmişlerdir. Enes (radiyallâhu anh) anlatıyor; "Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) boynuzlu alaca iki koç kurban etti. Onları kendi eliyle kesti. Besmele çekti. Tekbir getir¬di. (Keserken) ayağını da onların boyunlarının üzerine koydu
Ebû Hanîfe ve bazı âlimler, kurban kesme¬ye gücü yetenler için, kurbanın vacip olduğunu be-lirtmişlerdir. Bunu açıkça ve dolaylı olarak ifade eden deliller zikretmişlerdir. Fakat kurbanın vucubiyetini açıkça ifade eden delillerin, açık olanları zayıftır; sahih olanları ise açık değildir. İbn Hazm; 'Hiçbir sahabeden, kurban kesmenin vacip olduğu sahih olarak nakledilmemiştir' der. Mâverdi; 'Sahabelerin rivayetleriyle, vacipliğin kalktığına dair icma oluşmuştur' der.
KURBAN KESMENİN ZAMANI
Kurban bayramı namazından son¬ra teşrik günlerinin sonuna kadar devam eder. Kurban bayramı namazından önce kurbanlarını kesenler, kurbanlarını iade eder¬ler. Çünkü Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem); 'Namaz¬dan Önce kurbanlarını kesenler, onların yerine başka kurban iade etsinler. (Namazdan önce) kesmeyenler, kurbanlarını kes¬sinler.
Enes anlatıyor: "Rasûlullah : "Namazdan önce kurban kesmiş olan (bilsin ki, kestiği kurban değildir, ailesine et takdim etmiştir), yeniden kessin!"buyurdu."
Berâ anlatıyor: "Ebu Bürde İbnu Niyâr namazdan önce kurbanını kesmişti. Rasûlullah ona: "Kurbanını yenile!" dedi. Ebu Bürde: "Ey Allah'ın Rasûlu, benim sadece bir oğlağım var. Ancak nazarımda yıllanmış olandan daha kıymetlidir!" deyince: "Öbürünün yerine bunu kurban et. Ancak oğlak senden sonra, kimseye kurban için yeterli olmayacak!" dedi."
KURBAN OLABİLECEK HAYVANLAR
Câbir anlatıyor: "Rasûlullah : "Yıllanmış (yaşını başını almış) hayvanlardan kurban kesin. Böylesini bulmakta zorluk çekerseniz o başka. Bu taktirde koyun darı bir kuzu kesiverin" buyurdular."
Ukbe İbnu Âmir 'in anlattığına göre:"Rasûlullah ashabı arasında taksim edilmek üzere bir miktar davar vermişti. Dağıtım yapılınca geriye bir oğlak arttı. Ukbe durumu Rasûlullah 'a haber verince: "Onu da sen kurban et!" buyurdu."
Bir rivayette (artık Ukbe'ye kalan) bir ceze'dir. Rasûlullah : "(Sen de) onu kurban et!" demiştir.
Nâfi' (rahimehullah) anlatıyor: "İbnu Ömer (ümâ) kurbanlıkların: "Tırnaklılar (yani sığırlar) hakkında üçüncü senesine girmiş, veya geçmiş, etli ayaklılar (develer) hakkında da altıncı yaşına girmiş veya geçmiş olmasını" şart koşardı."
Hanımlar için kurban kesmek meşrudur. Erkekler, hanımlarının yerine kurban kese-bilirler:
Aişe (radiyallâhu anha) anlatıyor; 'Mina'da iken bana sığır eti getirildi. Ben; 'bu ne?' dedim. Ra-suluUah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hanımları için sığır kurban etti' dediler.
KURBANLIĞIN İŞARETLENMESİ
İbnu Abbâs anlatıyor: "Rasûlullah Zülhuleyfe'de öğle namazını kıldı, sonra kurbanlık devesini getirip hörgücünün sağ yanına nişanı vurdu, kan akıttı (boynuna) iki tane nalın taktı. Sonra binek devesine atladı. Beydâ düzlüğüne ulaşınca, hacca niyet ederek telbiye getirdi."
Âişe (radiyallâhu anhâ) anlatıyor; 'Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)"in kurbanlarının ger-danlık iplerini ellerimle ben büktüm. Sonra Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gerdanlıkları kendi elleriyle kurbanlıklara taktı. Sonra onları babamla birlik¬te (Mekke'ye) gönderdi. Kurbanı kesilinceye kadar, Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e Allah'ın helal kıldığı hiçbir şey ona haram olmadı.
KURBANLIK DEVEYE BİNMEK
Ebu Hureyre anlatıyor: "Rasûlullah bir deve sevk eden birisini görmüştü ki: "Binsene ona!" dedi. Adam: "O kurbanlıktır!" dediyse de Rasûlullah emrini tekrarladı: "Bin ona!" Adam tekrar: "O kurbanlıktır" diye haykırdı. Rasûlullah : "Bin ona" diye tekrarladı ve ikinci veya üçüncü seferde: "Yazıklar olsun sana!" diye ilâvede bulundu.
Buhârî'nin bir rivayetinde, Ebu Hureyre 'den naklen şu ziyade vardı: "(Râvi) der ki: "Ben o adamı, deveye binmiş Rasûlullah 'la beraber yürürken gördüm, devenin boynunda nalın takılı idi."
Câbir 'e; kurbanlığa binme hususunda sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Rasûlullah 'ı işittim şöyle demişti: "Kurbanlığa, mecbur kaldıysan ma'ruf üzere bin. Bir başka sırt (binek) bulunca da in."
HELÂK OLAN KURBANLIK HAKKINDA
Nâciye el-Huzâî anlatıyor: "Rasûlullah hedy'ini Medine'den benimle gönderdi. Ben:
"Bunlardan yolda helak olan çıkarsa ben ne yapacağım?" diye sordum. "Hemen kesersin, nalınını kanına batırırsın, sonra onunla insanlar arasından çekilirsin, yerler" dedi."
İbnu'l-Müseyyeb der ki: "Nafile olarak sevk edilen bir deve yolda helâk olsa ve hemen kesilerek halka terkedilse, halk da bunu yese, bu nafile kurbanın sahibine bir şey gerekmez. Kendisi yese veya ondan yiyene emretse borçlanır."
- Kurbanlık hayvan kaybolduğunda veya öldüğünde, eğer adak hayvanı ise yeni bir kurban gerekir. Adak hayvanı değilse herhangi bir şey gerekmez. İbn Ömer (radiyallâhu anhuma) anlatı¬yor; 'Kabe'ye kurbanlık hayvan gönderen kimsenin kurbanlığı¬nın, kaybolması veya ölmesi durumunda, gönderilen bu hayvan adak kurbanı ise, yeniden bîr tane daha göndermesi gerekir. Şayet nafile kurbansa, isterse yeniden bir tane daha gönderir, isterse göndermez.”
KESİM ADABI VE YASAKLARI
Şeddâd İbnu Evs (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasûlullah buyurdu ki: "Allah Tealâ, her şeyde iyiliği emretmiştir. Öyleyse öldürdüğünüz zaman öldürmeyi iyi yapın. Kesecek olursanız kesmeyi iyi yapın. Bıçağın ağzını bileyin. Hayvanı (zahmet vermeyin) rahat ettirin."
Ebu Vâkıd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselam) Medineye geldiği zaman, Medineliler, (diri olan) devenin hörgücünü kesiyorlar ve koyunların da kuyruklarını koparıyorlar ve bunIarı yiyorlardı. Bu durum üzerine Rasûlullah : "Hayvan diri iken ondan her ne kesilmiş ise, bu meyte (lâşe) hükmündedir, yenilmez" dedi."
Boğazlarken Allah’ın adının anılması gerekir. Unutulursa bunda sakınca yoktur. Allah Teala: “Üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Zira onu yemek fısk’tır” buyurmuştur. (En’am 121)
Câbir anlatıyor: "Rasûlullah yevm-i nahr'de alacalı, boynuzlu ve iğdiş edilmiş iki koç kesti. Koçları kesmek üzere (yatırıp kıbleye) yöneltince: "Şüphesiz ki ben, bir muvahhid (Allah'ı bir tanıyıcı) olarak yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a yönelttim. Ben müşriklerden değilim" ve "Şüphesiz benim namazım da, menâsikim de, hayatım da, ölümüm de hiçbir ortağı olmayan, âlemlerin Rabbi Allah'ındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmette) Müslüman olanların ilkiyim" (En'âm 162) (âyetlerini okudu ve:)
"Ey Rabbim (bu kurban bize) sendendir, senin rızan için (kesiyoruz) ve sana (ulaşacak)tır. Ey Rabbim, Muhammed ve ümmetinden bunu kabul buyur. Bismillahi vallahu ekber!" deyip, sonra koçu kesti."
Câbir anlatıyor: "Hz. Peygamber 'le musallâda hazır bulundum. Hutbesini tamamlayınca minberinden indi. Kurbanlık koçuna gelip kendi eliyle kesti. Keserken: "Bismillahi vallahu ekber. Bu benim adıma ve ümmetimden kurban kesmeyenlerin adınadır!" dedi."
Ebu Musa 'dan rivayet edildiğ ne göre: Kızlarına, kurbanlarını kendi elleriyle kesmelerini, ayağını kurbanın boynuna basmayı, keserken tekbir getirip besmele çekmeyi tenbih etmiştir. "
Kurban kesecek olanlar, Zilhicce ayının 10'u girdiği zaman, kurbanın yününden ve tırnağından kesemezler. Ümmü Seleme (radiyallâhu anhâ) anlatıyor; 'Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki; "(Zilhicce ayının) onun¬cu günü girdiğinde, biriniz kurban kesmek istediği zaman, saçın¬dan ve derisinden hiçbir şeye dokunmasın. Bir başka rivayette; 'Kesinlikle yününü almasın, tırnağını kesmesin' buyurulmuştur.
Kadınların hayvan kesmesi meşrudur: Bir kadın bir taş parçasıyla koyun kesmişti. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e bunun hükmü sorulunca: onun yenilmesini emretti.
KESME ÂLETİ
Râfi' İbnu Hadic (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir seferde Rasûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) ile birlikte idik. (Bu esnâda) bir deve huysuzluk edip kaçtı. Peşine düştüler. Ama tâkipçileri yordu. Bir adam deveye bir ok gönderdi. Derken Allah deveyi durdurdu. Aleyhissalâtu vesselam Efendimiz: "Bu hayvanların kaçanları var, tıpkı vahşi kaçanlar gibi. Onlardan biri size galebe çalacak olursa, ona böyle davranın!" dedi. Ben:
"Ey Allah'ın Rasûlu (), biz yarın düşmanla karşılaşacağız, yanımızda (hayvan kesecek) bir bı-çağımız yok. (Hin-i hâcette) kamışla keselim mi?" diye sordum. Bana:
"Bolca kanı akıtılan ve üzerine Allah'ın ismi zikredilenin etini yeyiniz. Diş ve tırnak(la kesmek caiz) değildir. Size (bunun sebebini) söyleyeceğim; "Diş kemiktir, tırnak ise, Habeşlilerin bıçağıdır."
Nâfi'nin anlattığına göre, Ka'b İbnu Mâlik (radıyallâhu anh)'in bir oğlundan, İbnu Ömer (radı-yallâhu anh)'e anlatırken şunları işitmiştir: "Bâbası kendisine haber vermiştir ki: Davar güden câriyeleri, bir koyunun ölmek üzere olduğunu görmüş, derhal bir taş kırarak, onunla koyunu kesmiştir. Babası ailesine: "Ondan yemeyin. Rasûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'a sorayım" demiş ve sormuştur. Rasûlul-lah(aleyhissalâtü vesselam) yemelerini emretmiştir."
Ata İbnu Yesâr, Beni Hâriseli bir adamdan rivayet eder ki: "Bu zât bir sağmal deveyi gütmekte iken ölmek üzere olduğunu farkeder. Beraberinde, hayvanı kesebilecek bir şey de bulamaz. Eline geçirdiği bir kazığı devenin ümmüğüne saplar, kanını akıtır. Sonra durumu Rasûlullah(aleyhissalâtü vesselâm)'a haber verir. Efendimiz yemesini söyler."
KESİŞ YERİ
Kurbanların -açık- namazgahlarda kesilmesi müstehaptır. özellikle imamların, insanlara kurban kes¬me vaktinin geldiğini bildirmesi için namazgahta kesmelidir. İbn Ömer (radîyallâhu anhuma) anlatıyor; 'Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) kurbanlarını namazgahta keserdi. Kurbanlar her yerde kesilebilir.
İmam Mâlik'e ulaştığına göre, Rasûlullah , Mina'da şöyle demiştir: "İşte kurban kesilen yer. Mina'nın her tarafı kesim yeridir." Nâfi'nin anlattığına göre İbnu Ömer (ümâ) şu açıklamayı yapmıştır: "Kurban günleri, yevm-i nahr'den sonra iki gündür."
İmam Malik der ki: "Bana, bunun aynısı Ali İbnu Ebî Talib 'den de ulaştı."
Boğazlama Şekli
Ebu'l- Uşerâ Üsâme İbnu Mâlik İbnu Kahtam bâbasından anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü, dedim, kesme işi sâdece boğazdan ve gırtlaktan (lebbe) değil midir, (hayvanın başka yerinden de olur mu?)" Şu cevabı verdi: "(Mızrağını hayvanın) dizine saplarsan sana o da kifâyet eder." Tirmizi: "Bu, zaruret haline mahsustur" der. Ebu Dâvud da: "Bu, (yüksekten) düşen bir hayvanın kesimiyle ilgilidir" demiştir.
İbnu Abbâs (radıyallâhu anh) buyurdular ki: "Elinde (tasarrufunda) olduğu halde (normal ke-sişten) seni aciz bırakan şey av gibidir." (Yine İbnu Abbâs), kuyuya düşen bir deve hakkında: "Neresinden gücün yeterse kes!" demiştir. Hz. Ali, İbnu Ömer ve Hz. Âişe (radıyallâhu anhum) de bu görüşte idiler. İbnu Abbâs, İbnu Ömer ve Enes (radıyallâhu anhum): "Boğazdan kesmeye başlayınca (acele sebebiyle) başı kopuverse bunda bir beis yok. Ancak, ense tarafından kesilmişse yenmez, baş kopsa da kopmasa da fark etmez" demiştir.
İbnu Ömer (radıyallâhu anh) buyurmuştur ki: "Bir deve kesildiği zaman karnındaki yavrunun tezkiyesi, devenin tezkiyesine tâbidir, yeter ki yavrunun hilkati (bütün uzuvlarının çıkmasıyla) tamamlanmış, tüyleri de bitmiş olsun. Yavru annenin karnından çıkınca (yine de hemen) kesilir, tâ ki içteki kan çıksın."
KURBAN KAÇ KİŞİYLE KESİLİR?
Ebu Eyyub anlatıyor: "Bizden biri, kendisi ve ailesi halkı için tek bir koyun kurban eder, (etinden hem yerler hem de başkalarına yedirirlerdi). Sonra insanlar, övünmeye başladılar ve (kurbanlar) bir övünme vâsıtası oldu."
İbnu Şihab anlatıyor: "Rasûlullah (Veda haccı sırasında) kendisi ve âile halkı için sadece bir deve veya bir sığır kesmiştir."
Enes anlatıyor: "Rasûlullah , ayakta olduğu halde yedi deveyi kendi eliyle kesti. Medine'de ise, boynuzlu ve alacalı iki koyun kurban etti. Rasûlullah (aleyhissalàtu vesselâm) keserken tekbir getiriyor, besmele çekiyor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu."
Ebu Said anlatıyor: "Rasûlullah boynuzlu erkek bir koçu kurban etti. Koç siyahın içinde bakar, siyahın içinde yürür, siyahın içinde yerdi."
Deve Kurbanında On, Sığır Kurbanında Yedi Kişi Ortak Olabilir.
İbn Abbâs (radiyallâhu anhuma) anlatıyor; 'Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikte bir yolculuktaydık. Kurban bayramı vakti geldi. Devede on, sığırda yedi kişi ortak olduk (ve kurban kestik).”
Câbir anlatıyor: "Biz, Rasûlullah ile birlikte (Hudeybiye senesi) umrede temettu yaptık. O zaman yedi kişi adına bir sığır keserek iştirak ettik. Keza deve de yedi kişi adına kesilmişti."
Huceyye İbnu Adiyy anlatıyor: "Hz. Ali : "Sığır yedi kişi adına kesilir" demişti. Kendisine: "Ya doğurmuşsa?" diye soruldu. "Öyleyse yavrusunu da beraber kes!" buyurdu. Kendisine: "Ya topalsa?" diye soruldu. "Kesim yerine ulaşabildiyse tamam" dedi. "Ya boynuzu kırıksa?" dendi. "Zarar etmez. Biz göz ve kulaklarının sağlamlığını kontrol etmekle emrolunduk!" diye cevap verdi."
- Deve veya sığırlarda ortak olanların aynı aileden olma¬sı şart değildir. Çünkü farklı kabilelerden sahabeler ortak olarak kurban kesiyorlardı.
- Ortak olanların tamamının 'kurban niyetiyle' kesiyor ol¬maları şart değildir. Aralarında et satın almak amacıyla ortak olanlar da bulunabilir. Alimlerin çoğunluğuna göre, bu caizdir. Çünkü her ortak kendi niyetine göre değerlendirilir, başkasının niyetine göre değil.
KURBAN EDİLMESİ CAİZ OLMAYAN HAYVANLAR:
- Kulağına müdahalede bulunulmuş hayvanlar kurban edilmemelidir: ‘Alî anlatıyor: "Rasûlullah , (kurbanlık olarak keseceğimiz hayvanın) göz ve kulaklarına dikkat etmemizi, "Kulağı önden delinmişi veya arkadan delinmişi veya ortadan yarılmışı, veya yuvarlak delinmişi kurban yapmayın" diye emretti."
Günümüzde hayvanların kulaklarına küpe takılmaktadır. Ali radıyallahu anh hadisi, hayvanın kulağına her türlü müdahalede o hayvanın kurbanlık olamayacağı hususunda açıktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
“Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.” (Nisa 119)
- Kör, hasta, topal, çok zayıf hayvanlar: Çünkü Peygamberimiz (salîallâhu aleyhi ve sellem); 'Dört hayvanın kurban edilmesi caiz değildir. 1. Tek gözü tamamen kör olan 2. Çok hasta olan 3. To¬pallığı iyice belli olan 4. Yürümeyecek kadar ayağı kırık olanlar buyurdu.
Ubeyd İbnu Fîruz, Berâ 'dan naklen, Rasûlullah 'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Kur-banlıklarda körlüğü belli olan kör, hastalığı açıkca belli olan hasta, (yürümeye mâni olacak derecede) topallığı açık olan topal, iliği kurumuş zayıf hayvanın kurban edilmesi caiz değildir. "
- Altı aylık keçinin kurban edilmesi caiz değildir. Ancak altı aylık koyunun kurban edilmesi caizdir. El-Berâ b. Azib {radi¬yallâhu anh) anlatıyor; [Ebû Burde] dedi ki; Yâ Rasulullah! Yanımda besili bir dişi çebiş (süt oğlağı) var' dedi Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) sen o dişi çebişi kurban et! Fakat bu sen-den başkası için geçerli olmaz' buyurdu. Alimler bu konuda icmâ etmişlerdir.
Urve (rahimehullah)'den anlattığına göre, evladlarına şöyle demiştir: "Evlâtlarım., sakın biriniz, bir büyüğe hediye edince utanacağı bir şeyi Allah için kurban sunmasın. Zîra Allah, büyüklerinin büyüğüdür ve O, en seçkine herkesten ziyâde lâyıktır."
Kurban eti yenir, dağıtılır ve ondan hiçbir şey satılmaz:
Kurban kesenin, kurbanından yemesi ve tasaddukta bulun¬ması/dağıtması müstehaptır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur; 'Al¬lah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzeri¬ne belli günlerde Allah'ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kabe'ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin” (Hac 28)
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kurban etleriyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur; 'Yiyiniz, yediriniz ve bir kısmını alıkoyunuz.”
Câbir anlatıyor: "Biz kurbanlarımızın etinden üç günden fazla yemezdik. Rasûlullah bize ruhsat tanıdı ve: "Yiyin ve azıklanın da!" buyrdu."
Âbis İbnu Rebîa anlatıyor: "Hz.Aişe'ye: "Rasûlullah kurbanların etlerinden üç günden fazla yenilmesini yasakladı mı?" diye sordum. "Evet, fakat bunu insanların (kıtlık çekip) acıktığı yılda yaptı. Böylece zenginlerin fakirleri doyurmasını arzu etmişti. Biz koyunun paçasını kaldırıp, on beş gece sonra yiyorduk" dedi. Ben: "Sizi buna mecbur eden şey ne idi!" deyince güldü ve: "Rasûlullah Allah'a kavu-şuncaya kadar, Muhammed âilesi üç gün üst üste doyuncaya kadar katıkla ekmek yememiştir" dedi."
Nübeyşe anlatıyor: "Rasûlullah buyurdular ki: "Biz sizleri, kurbanların etinden üç günden fazla yemenizi, bir çoğunuza kurban eti ulaşsın diye yasaklamıştık. Şimdi, Allah Teâla bolluk verdi. Artık yiyin, biriktirin ve (Allah’tan) ecrini isteyin. Haberiniz olsun, bu bayram günleri yemek, içmek ve zikir günleridir."
Kurbanın hiçbir şeyinin satılamayacağına delil, Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şu hadisidir; 'Kurbanlıkların hiçbir şeyini ücret olarak kasaplara vermeyiniz.”
Henüz anne karnındaki çocuklar için kurban kesilmez. İbn Ömer (radiyallâhu anh) anlatıyor; 'Kadınların karınlarındaki çocuklar için kurban kesilmezdi.”
YENMESİ YASAK OLAN KESİLMİŞLER
Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'a soruldu: "Halk bize et getiriyor, kesilirken besmele çekilip çekilmediğini bilmiyoruz, ne yapalım?" "Siz besmele çekin, yiyin!" cevabını verdi."
Zühri (rahimehullah) diyor ki: "Arap Hıristiyanlarının kestiklerini yemekte bir beis yoktur. Ancak, Allah'tan başka birisinin adını andığını işitirsen o zaman kestiğini yeme. İşitmemiş isen, (bu durumda vehimlenme), çünkü Allah, onların küfrünü bildiği halde kestiklerini helâl kılmıştır." Ali (radıyallâhu anh)'den de bu mânâda rivayet yapılmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)