Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



16 Mayıs 2011 Pazartesi

Risalet Hüccetinin Mahiyeti

RİSALET HÜCCETİNİN MAHİYETİ


Allahu Teala’nın, kullarına yüklemiş olduğu sorumluluk risalet hücceti ile gerçekleşir. Risalet hücceti ise, Allah’ın nebilerine vahyetmesi sureti ile, onlarla göndermiş olduğu ilimdir.

Bizim Rasulümüz’ün getirmiş olduğu ilim; Kur’an ve sonra sırasıyla Sünnet, icma ve sahih kıyas gibi Kur’an’ın delalet ettiği şer’î delillerdir. Şöyle ki:

KUR’AN


Allahu Teala şöyle buyurur: “Bu Kur’an, sizi ve kendisine ulaşanları korkutmam için bana vahyolunmuştur.” (En’am 19)

“Eğer müşriklerden biri senden eman isterse, Allah’ın kelamını işitinceye dek ona eman ver.” (Tevbe 6)

“Ehl-i Kitap’tan ve müşriklerden küfredenler, onlara apaçık delil; tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen rasul gelinceye dek, (bulundukları durumdan) ayrılacak değiller.”(Beyyine 1-2)

“Hayır, sana ayetlerim geldi; sen onları yalanladın ve kibirlendin; böylece kafirlerden oldun.” (Zumer 59)

Bu ayetler; uyarma, açık deliller getirme ve hüccetin; Allah’ın kelamı ve O’nun ayetleri olan, yalanlayanın ve büyüklenerek kendisine uymayanın kafirlerden olduğu Kur’an’la yerine geldiğine delalet etmektedir. Rasulullah da buna dikkat çekerek şöyle demiştir:

“Kur’an ise senin ya lehine ya da aleyhine delildir. İnsanlar çabalarlar, bazıları kendilerini cehennemden azad eder, bazıları da helak ederler.”(Muslim)

Bu gerçek sabit olunca; imanın altı rüknü olan; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere iman, İslam’ın beş rüknü olan; iki şehadet, namaz, zekat, oruç ve hac, haramlığı kesin olanlar; zina, içki, faiz, hırsızlık, yalan ve bunun gibilerinin tümü, Kur’an’da sarih ve net, alimin ve cahilin kolayca anlayabileceği bir üslupla, hiç kimsenin aykırı bir delil getirmesine fırsat tanımayacak biçimde, çeşitli yerlerde tekrar edilerek gelmiştir. Allahu Teala şöyle buyurur:

“Biz Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öyleyse öğüt alan yok mu?” (Kamer 17)

“Kur’an’ı iyice düşünmezler mi? Yoksa kalpler kilitli midir?” (Muhammed 24)

Şenkıtî Rahimehullah bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Bil ki, bazı muteahhirînden olan usülcülerin, “Bu yüce Kur’an üzerinde düşünmek, onu anlamak ve onunla amel etmek yalnızca müçtehidler için caizdir” demeleri ve bir çoğu Kitap, sünnet, icma ve açık kıyasa ve sahabelerden gelen bir habere dayanmayan şartlar koyarak, kendilerince belirlemiş oldukları bu şartlarla, mutlak içtihat derecesine ulaşmayan insanlar için bunun caiz olmadığını söylemeleri kesinlikle hiçbir şer’î delile dayanmamaktadır. Bilakis içerisinde şüphe bulunmayan gerçek şudur ki; Kur’an’ı öğrenmeye ve anlamaya, Kitap ve Sünnet’in öğretilerini idrake gücü yeten herkesin bunları öğrenmesi ve öğrendikleriyle amel etmesi vaciptir.

Bilindiği gibi Allah’ın Kitabı üzerinde düşünmeyen kimseleri zem ve onların bu hallerini tenkit tüm insanlar için umumidir. Ayetin ilk muhataplarının, bu ayetin haklarında indiği münafıklar ve kafirler olduğu açıktır. Oysa bunlardan hiçbirisi, usülcülerin belirlemiş oldukları içtihat şartlarını tam olarak taşımamaktaydılar. Bilakis, aslında onlarda bu şartlardan hiçbirisi bulunmamaktaydı. Şayet Kur’an’la amel etmek, Ondan faydalanmak ve Onunla hidayet bulmak, bu usûlî terimlerde belirtildiği gibi sadece müçtehitlere has olmuş olsaydı; Allah kafirleri tehdit etmez, Kur’an’la hidayet bulmamış olmalarını tenkit etmez ve sonraki usülcülerin belirledikleri içtihad şartlarına sahip olana dek, onlara karşı Kur’an’la hüccet getirmezdi. Anlaşılacağı üzere, gerçek kesinlikle bu iddianın tam zıddıdır. İçtihad şartlarının sadece içtihada gerek duyulan sahada şart koşulduğu bilinen bir durumdur. Kitap ve Sünnet’ten sahih nassların belirlemiş olduğu sahada ise hiç kimse için içtihad caiz değildir ki, içtihad için gerekli olan şartlar koşulmuş olsun. Bilakis burada gerekli olan sadece uymaktır. Kitap ve Sünnet’ten bilinen şeylerle, mutlak içtihad derecesine ulaşana kadar amel etmeyi men etmek, bunu söyleyenlerin inancı dikkate alındığında, gerekli şartlara sahip oluncaya dek tüm Müslümanlara Kur’an nuru ile aydınlanmayı haram kılmaya çalışmaktır. Allah’ın Kitabı ve Rasul’ün sünneti hakkındaki bu iddiaların hiçbir dayanağı yoktur.” Şenkıtî, Edvâu’l-Beyan, 7/430-434

ALLAH RASÛLÜ’NÜN SÜNNETİ


Allahu Teala Kitabı’nda, Rasulü’nün sünnetine uymayı ve onunla amel etmeyi emretmiştir:

“Allah ve Rasulü’ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah kafirleri sevmez.” Âl-i İmran/32

“Kim Rasul’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiştir.” Nisa/80

Rasul’e itaat etmeye delalet eden buna benzer yüz kadar ayeti kerime vardır. Rasul’e itaat ise, Onun sünnetine uymakla mümkündür. Çünkü Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allahu Teala’nın Kur’an’da ana hatlarıyla bildirmiş olduğu şeylerin açıklayıcısıdır:

“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye sana zikri indirdik.” Nahl/44

“İnsanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için, sana Kitab’ı hak ile indirdik.” Nisa/105

RİSALET HÜCCETİNİ YERİNE GETİREN KİMSENİN ÖZELLİKLERİ


Burada asıl olan, hücceti ilk ikame edenin Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem olmasıdır. Daha sonra ise gerek hayatında gerekse ölümünden sonra hücceti; alim, adil, tanınan tek bir kişi ondan alarak tebliğ eder. Bu kimsenin yetki sahibi olması gerekmez.

Ancak daru’l-İslam’da, cezaların uygulanması hüccetin ikamesine bağlı olacaksa, bu şart aranır. Nebi’den Sallallahu Aleyhi ve Sellem alıp tebliğ edenin özellikleri bunlardır. Risalet hücceti böylece ikame edilmiş olur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisinden alınıp tebliğ edilmesini emrederek şöyle demiştir:

“Bir ayet dahi olsa, benden alıp tebliğ ediniz.” (Buhari )

Diğer bir hadiste de şöyle geçer: “Burada bulunan, bulunmayana tebliğ etsin.” (Buhari ve Muslim)

 Tebliğ işi, farz-ı kifaye olan yükümlülüklerden birisidir; bazı yerlerde bu farz-ı ayn olabilir.

Hüccet ikame eden kimsenin özelliklerini kısaca şöyle açıklayabiliriz:

HÜCCET TEK KİŞİNİN HABERİ (HABERU’L-VAHİD) İLE İKAME EDİLMİŞ OLUR


Çünkü Nebi genellikle bir kişi olur ve bu bir tek kişi ile ümmetine hüccet ikame edilir. Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi döneminde, yeryüzündeki krallara elçiler göndererek onları İslam’a davet etmiştir. O bu elçileri birer birer göndermiş ve bu elçiler vasıtasıyla, onları göndermiş olduğu kişilere hüccet ikame edilmiştir. Örneğin; Dıhye el- Kelbi’yi Herakl’e, Hâtib İbn-i ebî Beltea’yı Mısır Kralı Mukavkıs’a, Amr İbn-i Ümeyye ed-Damrî’yi Habeş Kralı Necaşî’ye, Amr İbnu’l-Âs’ı Umman Kralı olan Cülendî’nin iki oğlu Abd ve Ceyfer’e ve daha başkalarını da başka yerlere göndermiştir. Bkz: İbnu’l-Kayyım, Zâdu’l-Meâd, 3/60 ve sonrası

Allahu Teala şöyle buyurur:

“Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Her bir topluluktan bir grubun (tâife) dinde geniş bilgi elde etmek ve kavimleri döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.” Tevbe/122

Bir ve birden fazla kimse ile taife meydana gelir. Allahu Teala bu bir kişinin verdiği haberi ve onun yerine getireceği korkutup sakındırma işinin diğerleri tarafından kabulünü emretmiştir.

İbn-i Hazm şöyle der: “Şu hususta Müslümanlardan iki kişi bile ihtilaf etmemişlerdir: Güvenilir bir Müslüman kafirlerin topraklarına girse, oradaki halkı İslam’a davet etse, onlara Kur’an’ı okusa ve İslam şeriatını öğretse, o halkın bunları kabul etmesi gerekir ve bu şekilde onlara hüccet ikame edilmiş olur.” El-İhkâm Fî Usûli’l-Ahkâm, 1/112

Âhad haberin hüccet oluşu hakkında selef arasında herhangi görüş ayrılığı yoktur. Bu konudaki ihtilaf, bid’atçıların, kendi bid’atlarını batıl kılan âhad hadisleri reddetmek için sonradan ortaya çıkardıkları bir durumdur.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)