Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir. Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Sahihu Muslim no: 867)
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) Tirmizi (3502) Şeyh Elbani "Hasen" demiştir Sahihu't-Tirmizi (2783)

Başlıkları görmek için resme tıklayın

Daru's-Sunne Dersanesi Satışı Yapılan Kitaplar

Ey İnsanlar Seti: 50 Tl.

Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.

Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97


* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...

! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.

Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler

Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin
darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.

Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.

17 Şubat 2011 Perşembe

Yeni Çıkan Kitaplar

Daru's-Sunne Dersanesi Yayınları'ndan Yeni Çıkan Kitaplar:

Ehl-i Sünnete Göre İman ve Tevhid Akidesi

Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'e Göre İman ve Tevhid Akidesi
Ümmetin selefinin akidesine göre imanın tarifi, şartları, esasları, imanın artıp eksilmesi, imanda istisna, imanı kuvvetlendiren ve imanı bozan hususlar, dinden çıkaran ameller, büyük günah işleyenlerin hükmü, kadere imanla ilgili meseleler, tekfir tehlikesinden sakındırma, rububiyet tevhidi, uluhiyet tevhidi, isim ve sıfatlar tevhidi, Allah'ın Güzel isimleri hakkında doğru akide, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem'in mucizeleri, kabir azabı, havz-ı kevser, şefaat, makamu'l-mahmud, sırat, sura üflenmesi, mizan, yeniden diriliş, haşir, hesap, Kıyametin küçük alametleri, Mehdi, İsa Aleyhisselam'ın Nüzulü ve diğer büyük kıyamet alametleri, Allah Azze ve Celle'nin ahirette görülmesi, cennet ve cehennemin ebedîliği gibi konular delilleriyle açıklanmıştır.

Sıvama Cilt, 350 sayfa, ithal kağıt
Fiyatı: 25 Tl.
 indirimli: 17.5 Tl.



Sünnet Anlayışı mı, Sünnet'e Yabancılık mı?

Sünnet'e Yabancılık
(Prof.Dr. İbrahim Canan'ın "Fethullah Gülen'in Sünnet Anlayışı" Kitabının Eleştirisi)

Bidat konusunda yanlış yaklaşımlara, Vahdet-i Vucud ve Hakikati Muhammediye inancına, Uydurma ve Zayıf hadisle amel edilmesine, Sahih hadislere muhalefet edilmesine, şekilcilik meselesindeki çarpık anlayışlara, zikirdeki bidatlere, Cevşen hakkındaki yanılgılara, peygamberin uyanık iken görülebileceği inancına, alimlere sünneti iptal yetkisi verme sapıklığına, taklit anlayışına, gaybden haber verme iddiasına, Cenneti istememe yanlışına, Yahudilerin ve Hristiyanların cennete girebileceği inancına, Kafirlere hoşgörü sapıklığına, Tesettür emrinin hafife alınmasına, Meleklere iman konusundaki batıl anlayışa, Cihadın vahşet dönemine ait olduğu iddiasına ve ölülerden yardım isteme şirkine delillerle yapılan eleştiriler.
Karton kapak, 230 sayfa, ithal kağıt
Fiyatı: 12.5 Tl.
 İndirimli: 7.5 Tl.




Sipariş için: darussunne@hotmail.com  adresine e-mail atabilirsiniz.
(Kitapların satışından elde edilen gelirler inşaallah Daru's-Sunne Dersanesi'nin davete yönelik ilmî çalışmalarında ve tebliğe dair yayın hizmetlerinde kullanılacaktır.)
*Satışını Yaptığımız Diğer Kitaplar için: http://www.darus-sunne.blogspot.com/



*Yurt İçi ve Yurt Dışından Talepler İçin: www.kitapaloku.com adresinden sipariş verebilirsiniz.
* Bursa'dan Talepler İçin: http://www.eyinsanlar.com/

* İstanbul İçi Talepler İçin: Sağlam Kitabevi
Çatalçeşme Sokak M.Aykın Han No: 19/1 Cağaloğlu / İstanbul 
0(212) 527 52 79
0(212) 513 67 70
Fax 0(212) 527 52 79
e-mail saglam@saglamyayinevi.com

16 Şubat 2011 Çarşamba

Bir Şüphenin Cevabı

Bismillah
Muvalat ve Muadat Hakkında Bir Reddiye Üzerine - 2 - başlıklı yazımda kullandığım: "Malumunuzdur ki isim ve sıfat meselesi tevkifîdir. Selefin bu konudaki kaideleri de bellidir: Tahrif, ta'til, tekyif ve temsilden kaçınmak! Şu halde, Allah'ın kelamını ispat ettiği halde, Harf ve sesi ispat etmeyen birisi, bu dört kaideden hangisine muhalefet etmiştir?" şeklindeki ifadem hakkında internet ortamında birisinin "burda ta'til vardır..Vallahi bu Allahın sıfatını inkardır" şeklinde bir itirazda bulunduğu bana haber verildi.
Cevap: 
Bu itiraz yerinde değildir. Çünkü "İsim ve Sıfat meselesi tevkifidir" sözümüz, nefyin de ispatın da naslara dayalı olması gerektiğini ifade etmek içindir. Ebu Said hocanın Allah'ın kelamında harf ve sesi nefyettiğine şahit olmadım. Lakin ispat ettiğine de şahit olmadım. İspat etmemek nefiy değildir ki burada inkardan veya ta'tilden bahsedilsin?! Bidat ehli olan Eşariler ve Cehmiler ise doğrudan nefiyde bulunurlar. Dolayısıyla, nefyi tasrih etmeyenin bidat ehline muvafakatinden bahsetmek de doğru olmaz.
Harf ve savt (ses)'i ispat eden bazı hadisler varid olmuştur. Bunlardan bazısını İmam Buhari Sahih'inde muallak olarak, hem temriz hem de cezm sigası ile zikretmiş, Edebu'l-Mufred ve Halku Ef'ali'l-İbad adlı eserlerinde ise isnadını zikrederek mevsulen vermiştir. Ancak bu rivayetin isnadı üzerinde bazı eleştiriler vaki olmuştur. Muhaddislerin çoğunluğu bu rivayetleri sahih veya hasen olarak değerlendirmişlerdir. Muhaddis Şeyh Elbani rahimehullah da bu konudaki hadisleri sahihleyenler arasındadır. 
Ancak İmam Buhari ve diğer bazı hadis imamlarının zikrettikleri "savt/ses" hakkındaki rivayetin isnadında Abdullah b. Muhammed b. Akil b. Ebi Talib'in hafıza bakımından eleştirilmesi sözkonusudur. Bu rivayetin bir kaç mutabisini Hafız İbn Hacer zikretmiştir. Lakin bu tariklerde de bazı eleştiriler mevcuttur.
İbn Mesud radıyallahu anh'den: "Allah vahiy ile konuştuğunda sesini melekler işitir..." şeklindeki rivayet de sıhhati üzerinde tartışılan diğer bir rivayettir. Bütün ravileri bilinen, meşhur imamlardır. Lakin isnadında tedlis ve mevkuflukla illetlendirme vaki olmuştur.

Bu yüzden Hafız Beyhaki rahimehullah el-Esma ve's-Sıfat'ta (s.273) şöyle der: "Bu hadiste el-Kasım b. Abdilvahid, İbn Akil’den rivayetinde tek kalmıştır. Kasım b. Abdilvahid b. Eymen el-Mekki ile Buhari ve Müslim ihticac etmemiş, bu hadisi sahihlerinde rivayet etmemişlerdir. Sadece Buhari bab başlığında bu rivayete işarette bulunmuştur. Hadis hafızları, ezberinin kötülüğünden dolayı İbn Akil’in rivayetleriyle hüccet getirme konusunda ihtilaf etmişlerdir. Allah’ın kelamında savt/ses sıfatı Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisinde sahih olarak sabit olmamıştır. Bizim de savt/ses sıfatını ispat etme mecburiyetimiz yoktur.”
Allah en iyi bilendir.
Sabit naslarda Allah Azze ve Celle'nin, kelam, kavl (söz), nida gibi sıfatları sabit olmuştur ve bunları mahlukun vasıflarına benzetmeksizin ispat etmek gerekir.
Ancak "Nida" ancak ses ile olur" gibi hüccet getirme geçerli değildir. Çünkü o zaman bidat ehli de: "Allah'ın el sıfatını ispat ederseniz, et ve kemiği de ispat edin, çünkü etsiz ve kemiksiz el olmaz" gibi batıl yorumlarla mukabele ederler. Ses ve harfi yahut herhangi bir sıfatı ispatlamak isteyen, kelamcıların metoduyla değil, ehli hadisin metoduyla hareket etmeli, ancak bu konuda gelen sabit naslarla nefiyde veya ispatta bulunmalıdır. Allah yardımcımız olsun.

11 Şubat 2011 Cuma

Muvalat ve Muadat Hakkında Bir Reddiye Üzerine - 2 -

Bismillah

Hüseyin Cinisli kardeşimiz - Allah kendisini hakta muvaffak kılsın -, daha önce yayınladığım eleştiri üzerine yeni bir cevap yayınlamış ve eleştirisinin dozunu artırmıştır. Allah beni de onu da hevaya uymaktan muhafaza etsin. Gerçi ilk yazıda yanlış bir sohbet kaydına atıfta bulunduğumu söylerken haklıdır. Hem soru sahibi kardeşim hem de Hüseyin Cinisli kardeşim mevzu bahis sohbetin doğru linkini gönderdiler. kendilerine teşekkür ediyorum. Ben ilk yazıyı sadece tırnak içine alınan söz üzerinde, fikirlerini yakından bildiğimiz Ebu Said hocamız hakkında yanlış bir zannı ifade ettiğinden ve reddedilen görüşü Ebu Said hocanın da zaten benimsememiş olduğundan - hatta bu hususu kendisine bizzat teyit ettirdikten sonra - yazmıştım.
- Hüseyin Cinisli - Allah kendisine selamet versin - ikinci yazısında şöyle diyor: "İnsâf ve adâletten azıcık nasibi olan kimseler, söz konusu yazıyı okuyunca bizim ne denli adâlet sınırlarını gözettiğimizi ve konuyu saptırmadığımızı görür." Yine şöyle demiştir: "Sizin söz konusu videoyu bile izlemeden, benim ve muhatabımın ne dediğini anlamaya çalışmadan, hemen kaleme sarılıp adamınızı savunmaya kalkışmanız adâlet ve hakkaniyete sığar mı? Bu aşırı bir hüsnü zan mıdır? Yoksa tarafgirlik ve taassub mudur?"

*Ebu Said hocaya hüsnü zannımdan dolayı kör olduğumu iddia ediyorsunuz ama, ben şahsen bu söylediklerinizi hiç göremedim. Bunu da şöylece açıklayabilirim:

* İlk yazıda Hüseyin Cinisli kardeşimizin isabet etmediğini düşündüğüm konulardan bahsettim - ki bu hata, sözün konu bütünlüğünün dışında değerlendirilmesi ve Mumtehine 4. ayetinin konuyla hiç alakası olmadığı halde aleyhte delil getirilmesiydi - tırnak içine alınan sözü asla savunmadım.

* 1. Hata; tırnak içindeki sözün konu bütünlüğünün dışında değerlendirilmesiydi. Her ne kadar ilk yazıda bahsettiğim sohbet, kastedilen sohbet değilmişse de, Ebu Said hocanın akidesinin reddiye malzemesi yapılan konudan uzak olduğunu bilmekteyim ve kastedilen sohbet linkini dinlediğimde sözün konu bütünlüğünün dışına çıkarıldığı hususundaki fikrim değişmedi. Çünkü Ebu Said hoca bu sohbette Müslümanların yönetimi altında yaşıyan Kitap ehlinin ibadetlerine müdahale edilmediğinden, hatta günümüzde müslümanların yönetiminde müslümanların ibadetine daha çok müdahale edildiğinden bahsediyordu.

* 2. Hata; Mümtehine 4. ayetinin zikredilmesi dedim ve aynı surenin 7- 8-9. ayetleri de dikkate alındığında müslümanlara karşı savaşmayan kafirlere - ister kitap ehli, ister kitapsız olsun - iyilik etmenin ve adil davranmanın yasaklanmadığını zikrettim. Ebu Said hocanın da sohbetinde sözkonusu ettiği ve müslümanlarla birlikte yaşayan, savaş halinde olmayan bu kafirlere iyilik etmek ve adil davranmak asla onları dost edinmek demek değildir. Lakin Hüseyin Cinisli ikinci yazısında benim sanki dost edinmeyi teklif ettiğimi ima eder tarzda yazmıştır. Eyne's-Serâ ve's-Sureyyâ?!!

* Şimdi bunlardan sonra siz beni taassup ve tarafgirlikle suçlarsanız, ben de sizi aleyhtarlık taassubu ve hata aramak için sözü cımbızlamakla itham etmeye hak sahibi olurum. Bu da meseleyi iyice düğümler. Konu burada, siz ya da benim durumum değil, vakıa üzerinde yoğunlaşmalıdır.

- Hüseyin kardeşimiz aynı taktikle hareket ederek şunu söylemiştir: "Aynı video kaydında adamınızın sarfettiği sözlerden biri de şudur: "İslâm'ın hâkim olduğu bir yerde herkes alabildiğine inanç özgürlüğüne sahiptir." Bunun ardından bu sözün genel kapsamlı kullanılmasının yanlışlığından bahseder ve mürtedin durumunu örnek verir.

* Bu sözün mutlak kullanılması elbette yanlıştır. Lakin tıpkı ilk cümledeki gibi bunu da konu bütünlüğünden dışarı çıkarmakta ve yanlış anlaşılmasına bizzat sebep olmaktasınız. Çünkü bu söz aynı konudan bahsedilirken söylenen diğer bir söz... yani İslamın hakim olduğu yerlerde batıl dinlerin mensuplarına tanınan ibadet hürriyeti ile gayri müslimlerin hakim olduğu yerlerde müslümanlara tanınmayan hakların mukayesesi yapılırken söylenen bir sözü yerinden koparmak adalet ve insaf mıdır? Her fıtrat dilediği dini seçmek hürriyetine sahiptir, lakin, bunun neticesine katlanmak zorundadır. İslama giren bir kimse de bu dinden çıkışın ölüm cezasını gerektirdiğini bilmelidir. İstisna durumlarla kaideyi bozmaya çalışmak insaf mıdır?
- Hüseyin Cinisli kardeşimiz şöyle diyor: "Sırf adamınızı temize çıkarmak için konuyu başka yerlere çekip benim kâfirlerle câiz olan muameleleri bilmediğimi veya kâfirlere muâdâtta haddi aştığımı hissettirmeniz vallahi büyük bir zulümdür. Kaldı ki başta söylediğimiz gibi konumuz bu değildir; ne o adam böyle bir konuda konuşmaktadır, ne de bizim reddimiz bu konudadır."

* Kafirlere caiz olan muameleyi bilmediğinizi veya muadatta aşırı gittiğinizi ben iddia etmediğim gibi, böyle bir hissettirme girişimi aklımın ucundan dahi geçmemiştir. Eğer böyle düşünüyorsanız bunun sebeplerini kendi yazınızda aramalısınız.
- Hüseyin Cinisli kardeşimiz şöyle diyor: "Sonra sizin şu adamınızın akîde hususunda karmaşık konuşan, ne dediği belli olmayan ve ağzına geleni söyleyen biri olduğu vallahi sizin de ma'lûmunuzdur. Daha önce bid'at ve dalâlet ehline muvâfakat edip "Allah'ın konuşmasının ses ve harf ile olduğunu" alabildiğine inkâr etmedi mi?

* Tevhide davet konusunda hizmetleri aşikar olan bir ilim ehli hakkında "Şu adamınız" ifadesini kullanmanızı sizin gibi daveti yüklenmiş, ilimle meşgul bir kardeşe yakıştıramıyorum. Şayet bu sözde kötü bir maksadınız olmadığını, bizim anladığımız gibi olmadığını söylerseniz - ki ben de sizin hakkınızda öyle hüsnü zan etmekteyim - neden karşı tarafa nispet edercesine bir üslup kullanmaktasınız? Buaradaki "adam" kelimesini arapçadaki "rical" mefhumundan esinlenerek kullandığınızı düşünürsek, bir müslüman ne kadar bizim adamımız(!) ise sizin de adamınız(!) olmalı değil midir?  Bu sözün devamında söyledikleriniz ise, bizim lehteki taassubumuza değil, sizin aleyhteki taassubunuza delalet eden ifadelerdir. "Bid'at ve dalalet ehline muvafakat" olarak zikrettiğiniz harf ve ses meselesini örnek veriyorsunuz ve görünen o ki, harf ve sesi ispat etmemeyi inkar olarak değerlendiriyorsunuz. Malumunuzdur ki isim ve sıfat meselesi tevkifîdir. Selefin bu konudaki kaideleri de bellidir: Tahrif, ta'til, tekyif ve temsilden kaçınmak! Şu halde, Allah'ın kelamını ispat ettiği halde, Harf ve sesi ispat etmeyen birisi, bu dört kaideden hangisine muhalefet etmiştir?
- Hüseyin Cinisli kardeş şöyle diyor: "Daha dün, Kulluk adlı sohbetinde etrafındakilerin reddine hiç aldırmaksızın ilâh kelimesini "İlâh, Allah'tan başka ibâdet edilen her şeydir" diye tanımlamadı mı? Üstelik etrafındakiler "Bu tâğûtun tanımıdır" "O zaman Allah ilâh değil mi?" gibi sözler edince onları azarlamıştı. Başka bir zaman kendisine "Sen ilâh kelimesinin anlamını bilmiyorsun!" diyen bir başka kişiye de bütün ahlâk sınırlarını çiğneyerek ağzına gelen bütün hakaretleri yapmıştı. Bu onun işlediği en büyük cürümlerden biridir"
* Hocamızı masum kabul etmekten, hatadan tenzih etmekten Allah'a sığınırız. Özellikle benim, Ebu Said hocaya muhalefet ettiğim konuları ve Ebu Said hocanın bu konuda bana ve kendisine bazı meselelerde muhalefet eden diğer kardeşlere karşı tahammülünü bilen bilir, bahsetmenin yeri burası değildir. Lakin Tevhid eğitimine yıllarını vermiş birisine "Sen ilah kelimesinin anlamını bilmiyorsun" demek sizin ahlak anlayışınıza uyuyor mu acaba?
- Hüseyin Cinisli kardeşimiz şöyle diyor: “Sizin adamınız ise kendince tâğûta farklı bir anlam, ilâha farklı bir anlam yükleyip Allah'ı ilâh olmaktan çıkarıyor! Ve daha neler neler! Bütün bu cürümleri hâlen daha gururla video sitelerinde sergileniyor!

* Sizin de tevhid davetindeki hizmetlerinizi görmezden gelip, size karşı ukalâlık yapmak haddim değildir. Siz bir yana hangi müslümana karşı böyle bir hata yapsam, bundan Allah'a sığınmam gerekir. Lakin söyleyeceklerimi samimi bir hatırlatma olarak görmenizi umuyorum.

Ebu Said hoca bu kelimelere her zaman şu tarifleri zikretmektedir: “Tagut; Allah’a kulluktan alıkoyan her şeydir, İlah ise kendisine ibadet edilen her şeydir.” Tagut ve ilah kelimelerine eskiden beri ilim ehlinin değişik tarifler yaptıkları malumunuzdur. Bu yüzden burada Ebu Said hocanın bu tarifinin dayanaklarını zikretmeye gerek görmüyorum.

Lakin “İlah; Allah’tan başka kulluk edilen herşeydir” sözü üzerinde ısrarla durup Ebu Said hocanın en büyük cürmü olarak bunu zikretmeniz, bu sözle Allah’ın ilah olmaktan çıkarıldığını iddia etmeniz şaşırtıcıdır. Çünkü bildiğiniz gibi Türkçede marife ve nekrelik durumu izhar edilmeden geçilebiliyor. Allah – marifeli - el-ilah’tır. Buna göre Allah’ın dışında kendisine ibadet edilenler de – nekre - ilahlardır.

Bir Müslüman hakkında “Lazımu’l-mezheb leyse bimezheb” (sözün delalet ettiği anlam, sözün kendisi değildir) kaidesi sizi bağlamıyor mu? Neden “Ben tevil etmek zorunda değilim, zahire bakarım” gerekçesiyle, zahir olan “Müslüman” vasfını ikinci plana atarak, zorunda olmadığınızı belirttiğiniz te’vili, bir Müslümanın aleyhinde kullanıyorsunuz? Ebu Said hocanın sohbetlerini dinleyen - sizin dışınızda - kaç kişi Allah’ın ilah olmadığını anlamış ve öyle savunmuştur?

Bütün bunlara rağmen, Hüseyin Cinisli kardeşimize, hata söz konusu olduğunda uyarmaktan çekinmediği için – en azından kendim adına – teşekkür ediyor, şayet yazdıklarımda kendisini kırmışsam hakkını helal etmesini diliyorum.

Hüseyin Cinisli kardeşimiz, ikinci yazısının baş taraflarında, reddiyesinden dolayı kendisine bazı edep dışı hareketlerden yakınmıştır. Böyle hareket eden kardeşlere de nasihat olarak, hata edildiğinde uyaran kardeşlerin bulunmasından memnun olmamız gerektiğini, bunun ümmet içinde Allah'ın bir lütfu olduğunu, her ne kadar Hüseyin Cinisli kardeşimin eleştirisinde isabet etmediğini düşünsem de, bunun asla kendisine karşı edep dışı, Müslümana yakışmayan davranışlarda bulunmamızı gerektirmediğini ve böyle davranışların Allah katında büyük mesuliyetler yüklediğini hatırlatmak isterim. Müslüman, kendisi için memnun olmadığı bir şeyden, kardeşi adına da razı olmamalıdır. Allah yardımcımız olsun.

Subhaneke Allahumme ve bihamdik ve eşhedu en la ilahe illa ente vahdeke la şerike lek. Ve estağfiruke ve etubu ileyk.



8 Şubat 2011 Salı

Muvalat ve Muadat Hakkında Bir Reddiye Üzerine...

Bismillah,
Bir kardeşimiz şöyle soru bir soru gönderdi ve gönderdiği mesajda atfedilen reddiye umuma açık bir siteden yayınlandığı için buradan yayınlamak gerektiğini düşündüm. soru şu şekilde:
Esselamu'Aleykum hocam...
Tevhid ve Sünnet sitesinde bir reddiye okudum, bügün ise youtube da bu reddiye Ebu Said hocanın hakkında olduğunu gördüm, ve bu sözü gerçekten söylemiştir. Fakat ben sadece bu sözü duydum : ''İslâm Hukukunda başka bir dîndendir diye birisine husumet yoktur.''; daha önce ve sonra sözleri koymamışlar.
Bu söz doğru mudur, hangi manada bunu söylemistir? Allah sizden razi olsun.
Reddiye : http://www.tevhidvesunnet.com/index.php/cevaplanan-sorular/249-muvalat-ve-muadat-konusunda-batil-bir-sozun-reddi.html
Cevap:
Aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuh.
Tevhid ve Sünnet sitesi ve linki verilen yazı salih selefin yoluna davet eden, tevhid ehli kardeşimiz Hüseyin Cinisli'ye aittir.
Sözü edilen meselede "alimler nasları benden daha iyi anlar" şeklindeki şüpheye itibar etmemiş, "Alimin hatasından bahsetmek alimlere ta'n/hakarettir" safsatasından uzak durmuş ve delillere muhalif gördüğü bir meselede din gayretinden dolayı karşı çıkmaktan çekinmemiştir. Bu tavrı, halis niyeti oranında övülür, lakin eleştirdiği konuda isabet etmiş olsa idi, Ebu Said hocanın da - Allah kendisini hıfzeylesin - kendisini takdir edeceğini umardım.

Gönül, Hüseyin Cinisli kardeşimizin - Allah onu hakta muvaffak kılsın - bu söze reddiye olarak, bu sözün Mumtehine 4. ayetine muhalif olduğunu zikretmeden önce, aynı sureden bir kaç ayeti daha dikkate almasını arzu ederdi. zira Mumtehine suresi 7-8-9. ayeti şu şekilde devam etmektedir:

7- Belki Allah'ın, sizinle, onlardan düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi koyması mümkündür. Allah, buna kaadirdir. Allah, çok bağışlayıcıdır; çok merhametlidir.
8- Allah, dîn hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten ve onlara karşı adaletli davranmaktan sizi menetmiyor. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever.
9- Allah sizi, ancak dîn hususunda sizinle savaşan, yurdunuzdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan menediyor. Kim onlarla dost olursa, işte asıl zâlim olanlar onlardır.

Bu ayetlerde açıkça görüldüğü gibi, kafirlerden bize karşı din hususunda savaşan, yurdumuzdan çıkarmaya çalışan kimselerle öyle olmayanlara karşı tavırlarımız arasında farklılık talep olunmaktadır.
Diğer bir dikkatten kaçan nokta da şurasıdır: Mümtehine 4. ayetiyle delil getirilmesi bu reddiyeye münasip değildir. Bu sözler Ebu Said Hocanın "Yaratılış Gayesi" sitesinde yayınlanan: "Dinler arası diyalog nasıl olmalı?" adlı sohbetinde geçmektedir ve konu bütünlüğü içerisinde değerlendirilmelidir. Dinler arası diyalogun perde arkası hakkında da önemli açıklamalar içeren sohbet, bu yönüyle de önemlidir. Lakin burada mesele, reddiye konusu yapılan söz hakkındadır.
Kitap ehli olan kafirlere "Ortak kelimeye gelme" daveti Allah'ın Kitabındadır. Bu kelime de La ilahe illallah sözüdür. Kitap ehli bu sözü söyleyen, ama buna muhalefet eden kimselerdir. Bu yüzden onlar bu kelimenin muktezasınca harekete davet edilmişlerdir. Mumtehine suresinde teberri edilmesi öngörülen kitapsız müşrikler ise, aramızda ortak bir kelime olmadığı için kitap ehlinden farklıdır. Bu sebeple reddiyenin isabetli olmadığı kanaatindeyim.
Allah Teala'dan hem beni, hem Hüseyin Cinisli kardeşimi ve bütün müslümanları affetmesini, bizleri haktan ayırmamasını dilerim.

4 Şubat 2011 Cuma

Duâ ve zikirleri, belirli bir sayı ile sınırlı tutmak, dînde vârid olmamıştır

Soru:  Örneğin: 29 defa "Yâ Latîf", 306 defa "Yâ Kahhâr" ve 450 defa "Hasbunallahu ve ni'mel-vekîl" demek gibi, duâ ve zikirleri yapmanın esası (dînde delili) nedir? Bu duâ ve zikirleri yapmak doğru mudur, yoksa değil midir? Çünkü ben, Kur'an ve sünnette bu duâ ve zikirlerin yapıldığına dâir bir şey bulamadım.
Hamd, yalnızca Allah'adır.

Bu sayı ve miktardaki bu duâ ve zikirlerin, hiçbir doğru esası bilinmemektedir. Bu duâ ve zikirler, bazı bid'atçıların, genellikle de tasavvufçuların belirledikleri (uydurdukları) sayı ve miktarlardır. Bu kimseler, duâ ve zikirlerin sayı ve miktarını, kendi yanlarından belirleyip şöyle demektedirler:
"Kim bu duâyı, şu şu kadar yaparsa, şu şu kadar ona fayda verir ve onu şu şu kadar korur."
"Kim, falanca duâ veya zikri okursa, şu şu kadar sevap kazanır."
Bilindiği gibi,vahiy yolu olmadan bu gibi şeyleri bilmek mümkün değildir.Bu konudaki kâide şudur:
Duâ ve zikirler iki kısımdır:
Birincisi:
Kur'an ve sünnette vârid olan (gelen) duâ ve zikirler, ya belirli bir zaman veya belirli bir mekan veyahut da belirli bir durum ile sınırlıdır. Bu kısım duâ ve zikirlerin; zamanı veya durumu veya mekanı veya lafzı veyahut da onunla duâ edenin haline göre, hiçbir fazlalık veya noksanlık olmadan geldiği gibi yapılmasıdır.
İkincisi:
Hiçbir zaman veya mekan ile sınırlı olmayan mutlak olan bütün duâ ve zikirlerdir ki bunun iki hali vardır:

1. Bu duâ ve zikirlerin, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelmiş olduğu lafzıyla yapılması, belirli bir zaman veya mekana has kılınmaması veyahut da belirli bir sayı ile sınırlı olunmamasıdır.

2. Bu duâ zikirlerin, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelmiş olmaması, aksine kişinin kendi yanından getirmesi veya seleften nakledilmiş olmasıdır. Bir kulun bu duâ ve zikirleri yapması, beş şartla câizdir:
Birincisi:
Duâ ve zikir, en güzel ve en açık lafızlardan seçilmelidir. Çünkü bu makam, kulun, Rabbi ve ma'budu Allah Teâlâ'ya yalvarıp yakarma makamıdır.
İkincisi:
Duâ ve zikrin lafızları, Arapça anlama uygun olmalıdır.
Üçüncüsü:
Örneğin; Allah Teâlâ'dan başkasından yardım ve imdat dilemek gibi, duâ ve zikir, dînî bakımdan sakıncalı şeylerden uzak olmalıdır.
Dördüncüsü:
Duâ ve zikir mutlak olmalı, herhangi bir zaman veya durum veyahut da mekan ile sınırlı olmamalıdır.


Beşincisi:
Bu duâ ve zikir, sünnet haline getirilmemeli ve buna devam edilmemelidir.(Bekr Ebu Zeyd; "Tashihu'd-Duâ"; s: 42) adlı kitaptan özetle.


Yukarıda anlatılanlara göre, soruda zikredilen lafızlar (sözler), Kur'an ve sünnette geçen şer'î (dînî) lafızlardır, fakat bu sayılarla (miktarlarla) sınırlandırılmış olması, dînde sonradan çıkarılan bir durumdur ve buna devam edip bağlı kalmak doğru değildir. Aksine insan, duâsı sırasında bu lafızlarla duâ etmeli ve Allah Teâlâ'ya bütün güzel isimleriyle yalvarıp yakarmalıdır.Fakat kendi yanından Allah Teâlâ'nın güzel isimlerinden bazını belirli bir sayı veya belirli bir zaman ile sınırlandıramaz.Aksine biz, dînde gelen özel şekline bağlı kalmalıyız. Bize belirli bir şekilde gelmeyen duâ ve zikri, kendi yanımızdan belirli bir zaman veya mekanla sınırlı kılamayız. Çünkü bu davranışta, nübüvvet (peygamberlik) makamına (Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hakkına) tecavüz vardır.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.

Muhammed Salih el-Muneccid

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)
pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" name="obj1" width="468" height="60" /> Cevâmiu'l-Kelim Programı Ücretsiz