Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

1 Nisan 2025 Salı

Mürüvvetin Edepleri ve Mürüvvetsizlikler

Hamd yalnız Allah’adır. Salat ve selam kendisinden sonra nebi gelmeyecek olanın üzerine olsun.

Bundan sonra: Hanif İslam dini bütün faziletlere davet etmek ve bütün rezilliklerden yasaklamak üzere gelmiştir. Çünkü o saf İslamî terbiye, seçkin insanî faziletler, üstün edepler ve güzel ahlâk dinidir. Kişi bu terbiye sayesinde şerefini yükseltir.

Bu seçkin İslamî edeplerden birisi de “mürüvvet” denilen ahlâktır. Mürüvvet şöyle tarif edilmiştir:

الْمُرُوءَةُ اسْتِعْمَالُ كُلِّ خُلُقٍ حَسَنٍ ‌وَاجْتِنَابُ ‌كُلِّ ‌خُلُقٍ ‌قَبِيحٍ

“Mürüvvet; bütün güzel ahlakları uygulamak ve bütün çirkin ahlaklardan uzak durmaktır.”[1]

Muhammed b. İmran et-Teymî rahimehullah’a mürüvvet sorulunca şöyle cevap vermiştir:

لَا تَفْعَلَ شَيْئًا فِي السِّرِّ ‌تَسْتَحِي ‌مِنْهُ ‌فِي ‌الْعَلَانِيَةِ

“Alenî olarak yapmaya çekindiğin şeyi gizlide de yapmamaktır.”[2]

Aynısını el-Ahnef b. Kays rahimehullah da söylemiştir.[3]

Zeyd b. Ali rahimehullah şöyle demiştir:

الْمُرُوءَةُ إِنْصَافُ مَنْ دُونَكَ وَالسُّمُوُّ إِلَى مَنْ فَوْقَكَ وَالْجَزَاءُ بِمَا أُتِيَ إِلَيْكَ مِنْ خَيْرٍ اَوْ شَرّ

“Mürüvvet; senden düşük durumda olanlara insaf etmen, senden üstün olanlara karşı yüksek şahsiyetli olman ve sana karşı yapılan iyilik ya da kötülüğe misliyle karşılık vermendir.”[4]

Salih b. Cenah el-Lahmî rahimehullah şöyle tarif etmiştir:

المروءة اجْتِنَاب الرجل ‌مَا ‌يشينه ‌واجتناؤه ‌مَا ‌يزينه

 “Mürüvvet, kişinin kendisini lekeleyecek şeylerden uzaklaşması ve kendsini süsleyecek hasletleri edinmesidir.”[5]

Rebia b. Ebi Abdirrahman rahimehullah şöyle demiştir:

لِلسَّفَرِ مُرُوءَةٌ وَلِلْحَضَرِ مُرُوءَةٌ فَأَمَّا مُرُوءَةُ السَّفَرِ فَبَذْلُ الزَّادِ وَقِلَّةُ الْخِلَافِ عَلَى أَصْحَابِكَ وَكَثْرَةُ الْمِزَاحِ فِي غَيْرِ مَسَاخِطِ اللهِ عز وجل وَأَمَّا مُرُوءَةُ الْحَضَرِ فَإِدْمَانُ الِاخْتِلَافِ إِلَى الْمَسْجِدِ وَكَثْرَةُ الْإِخْوَانِ فِي اللهِ تَعَالَى وَتِلَاوَةُ الْقُرْآنِ

“Yolculuk esnasında bir mürüvvet, ikamet halinde bir mürüvvet vardır. Yolculukta mürüvvet azığı bol dağıtmak, kardeşlere karşı muhalefette bulunmamak, Allah Azze ve Celle’yi kızdırmayacak konularda çokça mizah yapmaktır. İkamet halindeki mürüvvet ise mescide gidip gelmek, Allah Teâlâ için kardeşliği çoğaltmak ve Kur’ân okumaktır.”[6]

Muhammed b.Hureys rahimehullah dedi ki

قَالَ رَجُلٌ لِلْأَحْنَفِ مَا الْمُرُوءَةُ قَالَ تَصْبِرُ عَلَى مَا غَاظَكَ وَتَصْمُتُ عَمَّا عِنْدَكَ حَتَّى يُلْتَمَسَ مِنْكَ

“Bir adam el-Ahnef (b. Kays) rahimehullah’a: “Mürüvvet nedir?” diye sordu. O da dedi ki:

“Sana sıkıntı verene sabır göstermen, sende bulunanları söylemeyip senden istemelerini beklemendir.”[7]

Ebu’l-Kasım Selame b. Ali rahimehullah dedi ki:

سُئِلَ عَمْرٌو عَنِ الْمُرُوءَةِ مَا هِيَ؟ فَقَالَ التَّغَافُلُ عَنْ زَلَلِ الْإِخْوَانِ

“Amr (b. Osman el-Mekkî) rahimehullah’a: “Mürüvvet nedir?” diye sorulunca şöyle dedi: “Kardeşlerin hatalarını görmezlikten gelmektir.”[8]

El-Medâinî rahimehullah dedi ki:

قَالَ مُعَاوِيَةُ لِصَعْصَعَةَ بْنِ صَوْحَانَ مَا الْمُرُوءَةُ قَالَ الصَّبْرُ وَالصَّمْتُ الصَّبْرُ عَلَى مَا يَنُوبُكَ وَالصَّمْتُ حَتَّى يُحْتَاجَ إِلَى الْكَلامِ

“Muaviye radıyallahu anh, Sa’sa’a b. Sûhan radıyallahu anh’e: “Mürüvvet nedir?” diye sorunca dedi ki:

“Sabır ve susmaktır. Sabır, sana verilen sıkıntılara karşı sabretmen, susmak ise konuşmana ihtiyaç oluncaya kadar susmandır.”[9]

Mürüvvetin gayesi kişinin kötülükleri, onu çirkin gördüğü ve akibetinin hoş olmadığı için terk etmesidir.

Ebu Hâtim İbn Hibban el-Bustî rahimehullah şöyle demiştir:

والمروءة عندي خصلتان اجتنابُ ما يكره الله والمسلمون من الفِعالِ واستعمالُ ما يُحب الله والمسلمون من الخِصال

“Bana göre mürüvvet şu iki özelliktir: Allah’ın ve müslümanların yapılmasını hoş görmedikleri şeylerden uzak durmak ve Allah’ın ve müslümanların beğendikleri özellikleri uygulamaktır.”[10]

Böylece mürüvvetin bütün iyilikleri kapsayan bir isim olduğu anlaşılmaktadır.

Lisanu’l-Arab’da mürüvvet kelimesi şöyle tarif edilir: “Mürüvvet adamlığın kemâlidir.” Nitekim “Muhtaç Olduğumuz Adamlık” adını verdiğim risalede de mürüvvet hasletlerini ele almıştım.

Mesleme b. Abdilmelik şöyle demiştir:

ما أعان على مروءةِ المرءِ كالمرأةِ الصالحة

“Kişinin mürüvvetine saliha bir hanım kadar destek olan bir şey yoktur.”

Mürüvvetin Edepleri:

Mürüvvetin edepleri pekçoktur. Burada kişiyi mürüvvet sahibi kılan hasletlerden bazıları zikredilecektir:

1- Ağır olmak, aceleci olmamak, hareketlerinde dengeli olmak, yürürken sağa sola çok bakmamak, hızlı yürümemek.

İbrahim en-Nehai rahimehullah şöyle demiştir:

‌ ‌لَيْسَ ‌مِنَ ‌الْمُرُوءَةِ كَثْرَةُ الِالْتِفَاتِ فِي الطَّرِيقِ وَلَا سُرْعَةُ الْمَشْيِ

 “Yolda çokça sağa sola bakmak ve hızlı yürümek mürüvvetten değildir.”[11]

2-  Nefsini öfkenin, dehşetin ve sevincin heyecanından muhafaza etmek, sevindirici durumlarda da, sıkıntılı durumlarda da dengeyi korumak.

3- Açık olup, yapmacık güzel davranışlardan ve nifaktan kaçınmak, bir kimseye karşı kin duyduğu halde ona karşı samimiyet izhar etmemek yahut yoldan sapmış gördüğü kimsenin istikamet üzere olduğuna şahitlik etmemek.

4- Açıktan yaptığı takdirde insanların kendisini kınayacakları, gözden düşeceği şeyleri gizlide de yapmamak.

5- Misafirlerini ve ziyaretçilerini hafif bir şey dahi olsa külfete sokmaktan kaçınmak. Nitekim Ömer b. Abdilaziz rahimehullah’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

لَيْسَ مِنَ ‌الْمُرُوءَةِ ‌اسْتِخْدَامُ ‌الضَّيْفِ

“Misafire iş yaptırmak mürüvvetten değildir.”[12]

6- Konuşan arkadaşına kulak verip dinlemek. Zira bu, ona önem vermenin göstergesidir. Onunla oturmaktan ferahlamak ve onunla konuşmaktan ünsiyet duymak.

7- Kendisine emanet edilen şeyleri korumak, sırları muhafaza etmek, ilgili kimseden başkasına söylenmemesi gereken şeyleri ortaya dökmemek.

8- Yakışık almayan bâtıl sözlerden ve çirkin fiillerden uzak durmak. Nitekim fıkıh kitaplarında, haramlar dışında, müslüman toplumun âdetlerine aykırı davranışlarda, aykırı giyimlerde bulunan kimselerin mürüvvet sahibi olmadıkları için şahitliklerinin geçerli sayılmayacağına dair örnekler zikredilmiştir. Erkeklerin başı açık, sarıksız olarak gezmeleri de bu örneklerden biridir. Bir erkeğin avretini örtüyor olsa bile kapri şalvar yahut muhanneslere benzeyerek için gösteren ince gömlek giymesi, omuzlarını açıkta bırakan elbise giymesi gibi müslüman toplumun örfüne aykırı kıyafetler giymesi de böyledir.

Endülüs bölgesi âlimlerinden olan eş-Şatibî rahimehullah şöyle demiştir: “Doğu beldelerinde (erkeklerin) başı açık gezmesi mürüvvet sahipleri katında çirkin görülür. Batı beldelerinde ise çirkin görülmüyor. Şer’î hüküm de buna göre farklıdır. Doğu beldelerinde başı açık gezen erkeğin adaleti lekelenirken, batı beldelerinde öyle değildir.”

Şatibi’nin bu sözleri, şahitliğe itibar hakkında söylenmiş olup doğru olsa da, bu açıklamada eleştirilecek bir yön vardır. Zira aslolan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının üzerinde bulundukları örftür. Onların örfünde ise erkeklerin sarıksız takkeyle veya baş açık gezmeleri diye bir şey yoktur. O halde belde fark etmeksizin ashabın örfünü esas almak önceliklidir.

9- Kardeşiyle ticarette kâr elde etmemek. Hasen el-Basrî rahimehullah şöyle demiştir:

‌لَيْسَ ‌مِنَ ‌الْمُرُوءَةِ الرِّبْحُ عَلَى أَخِيكَ

“Kardeşinden kâr elde etmek mürüvvetten değildir.”[13]

Ebu Kılabe rahimehullah şöyle demiştir:

‌ليس ‌من ‌المروءة أن يربح الرجل على صديقه

“Kişinin arkadaşından kâr elde etmesi mürüvvetten değildir.”[14]

10- Kardeşiyle yaptığı alışverişte pazarlık yapmamak mürüvvetendir.

Bakiyye b. el-Velid rahimehullah’tan: Muhammed b. Ziyad el-Elhânî rahimehullah dedi ki:

أَدْرَكْتُ السَّلَفَ إِذَا اشْتَرُوا الْبَضَائِعَ لَمْ يُمَاكِسُوا فِيهَا قَالَ بَقِيَّةُ وَقَدْ أَدْرَكَ مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ أَبَا أُمَامَةَ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ وَالْمِقْدَامَ بْنَ مَعْدِي كَرِبَ

“Selefe yetiştim. Onlar mal satın aldıkları zaman onda indirim için pazarlık yapmazlardı.” Muhammed b. Ziyad rahimehullah, Ebu Umame, Abdullah b. Busr ve el-Mikdam b. Ma’dikerb radiyallahu anhum’e yetişmişti.”[15]

11- Kişinin yaptığı bağıştan dönmesi veya hediye ettiği şeyi geri satın alması mürüvvete uymaz. Cafer es-Sadık rahimehullah şöyle demiştir:

‌ليس ‌من ‌المروءة أن يرجع الرجل في شيء قد وهبه

“Kişinin bağışladığı şeyden dönmesi mürüvvetten değildir.”[16]

12- Sevdiği kimsenin sevmediği şeyi sevmek mürüvvete uymaz.

Bişr b. el-Haris el-Hâfî rahimehullah şöyle demiştir:

‌ليس ‌من ‌المروءة أن تحب ما يبغضه حبيبك

“Sevdiğin kimsenin sevmediği bir şeyi sevmek mürüvvetten değildir.”[17]

Mürüvveti Yok Eden İşler

1- Çokça mizah yapmak, özellikle tanımadığı insanlarla sözlü ve fiilî olarak şakalaşmak. Çünkü bu heybeti giderir, konumu düşürür. Çokça şakalaşmak husumete ve gönüllerde kine de sebebiyet verebilir.

Bu, kişinin asık suratlı ve depresif olmasını gerektirmez. Lakin İslam her konuda dengeli olmayı öngörür. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, kardeşini güler yüzle karşılamayı küçük görülmemesi gereken iyilikten saymıştır.

Ömer radıyallahu anh’ın valilerine şöyle yazdığı rivayet edilmiştir:

امْنَعُوا ‌النَّاسَ ‌مِنَ ‌المُزَاحِ فَإِنَّهُ يُذْهِبُ المُرُوءَةَ وَيُوغِرُ بِالصُّدُورِ

“İnsanları mizahtan engelleyin. Zira bu mürüvveti giderir ve gönüllere kin sokar.”[18]

2- Kişinin yolda yürürken yemesi veya içmesi. Bu durum mürüvvete aykırıdır, güzel ahlak özellikleriyle bağdaşmaz. Bu yüzden İbn Sirin rahimehullah şöyle demiştir:

ثلاثةٌ ليست من المروءة الأكل في الأسواق والإدِّهان عند العطار والنظر في مرآة الحجام

“Üç şey mürüvvetten değildir: Sokaklarda yemek yemek, kokucunun yanında yağ sürünmek ve hacamatçının aynasına bakmak.”[19]

Başkalarının bulunduğu ortamlarda onlara saygısızlık ederek parfüm vb. sıkmak da böyledir.

3- Küçüklerin büyüklere hürmet etmemesi, yaşlılara saygı gösterilmemesi. Durum öyle hale geldi ki, küçükler her konuda büyüklerin önüne geçiyor, sözleriyle onlara itiraz ediyor veya onlarla dalga geçiyorlar. Bundan Allah’a sığınırız. Bu haram bir iştir. Çünkü âlemlerin rabbi Allah Teâlâ saçı sakalı ağarmış müslümanı yüceltmiştir.

Ebu Musa el-Eşarî radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِنَّ مِنْ إِجْلَالِ اللَّهِ إِكْرَامَ ‌ذِي ‌الشَّيْبَةِ ‌الْمُسْلِمِ

 “(Saçı sakalında) aklar bulunan müslüman saygı göstermek, Allah’a saygıdandır.”[20]

Babalar, çocuklarını mürüvvet edepleri üzere yetiştirmeli ve şu hasletlere alıştırmalıdırlar:

4- İhtiyaç olmadıkça ayakta değil oturarak bevletmeyi alışkanlık etmelidir. Zira bu hem sıhhat açısından hem de necasetten sakınma açısından en uygun olanıdır. Hastalık veya Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in mezbele yerde ayakta bevletmesi gibi bir ihtiyaç halinde ayakta bevletmekte de sakınca yoktur inşaallah.

5- Yemeğe hırsla yönelmek ve oburluk yapmak mürüvvete uymaz. Bu, İslam’ın yeme edepleri konusundaki yoluna aykırıdır. İbn Abdilber şöyle zikretmiştir:

عَنْ عَلِيٍّ بن أبي طالبٍ أَنَّهُ كَانَ إذَا دُعِيَ إلَى طَعَام أَكْل شَيْئًا قَبْلَ أَنْ يَأْتِيَهُ وَيَقُولُ قَبِيحٌ بِالرَّجُلِ ‌أَنْ ‌يُظْهِرَ ‌نَهْمَتَهُ ‌فِي ‌طَعَامِ غَيْرِهِ

“Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh bir yemeğe davet edildiği zaman gitmeden önce bir şeyler yer ve şöyle derdi: “Kişinin başkasının yemeğine hırs göstermesi çirkindir.”[21]

El-Medainî rahimehullah şöyle demiştir:

كَانَ يُقَالُ ثَلَاثٌ يُفْسِدْنَ الْمُرُوءَةَ الشُّحُّ وَالْحِرْصُ وَالْغَضَبُ

“Şöyle denilirdi: “Üç şey mürüvveti bozar: Tamahkârlık, hırs ve öfke.”[22]

6- İnsanların yanında geğirmek mürüvvete aykırıdır. Geğirmek doymuş olmanın ve çok yemenin göstergesidir. Özellikle pırasa, turp, sarımsak, soğan, sucuk gibi şeyler yemiş olan kimselerin namaz saflarında geğirmeleri ve böylece meleklere ve namaz kılanlara eziyet vermeleri çirkin görülmüştür.

İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan:

تَجَشَّأَ رَجُلٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ كُفَّ عَنَّا جُشَاءَكَ فَإِنَّ أَكْثَرَهُمْ شِبَعًا فِي الدُّنْيَا أَطْوَلُهُمْ جُوعًا يَوْمَ القِيَامَةِ

“Bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında geğirdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Geğirmene engel ol. Zira dünyada insanların en çok doyanları kıyamet gününde açlığı en uzun sürecek olanlarıdır.”[23]

7- İnsan, başka bir kimsenin söz ve hareketlerini taklid ederek insanları güldürürse veya başkalarını güldürmek için o kimseyle alay ederse, bu mürüvveti giderir. Bu kötü bir ahlaktır. Behz b. Hakîm, babasıdan, o da dedesinden rivayet ediyor: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:

وَيْلٌ لِلَّذِي يُحَدِّثُ بِالحَدِيثِ لِيُضْحِكَ بِهِ القَوْمَ فَيَكْذِبُ وَيْلٌ لَهُ وَيْلٌ لَهُ

İnsanları güldürmek için konuşarak yalan söyleyenlere yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!”[24]

8- Batılıların kıyafetlerini giymek, onlara benzeşmek mürüvveti yok eden şeylerdendir. Pantolon giymek gibi haram olan kıyafetler dışında; gâvurca yazılı tişörtler, gâvur markalı elbiseler, spor kıyafetler, eşofmanla gezmek, tuhaf renklerde elbiseler ve gülünç kıyafetler gibi akıl sahibi müslümana yakışmayan kıyafetler giymek mürüvvete uymaz.

9- İhtiyaç dışında kafelerde ve dinlenme yerlerinde uzunca ve boş oturarak vakti zayi etmek mürüvveti giderir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَا جَلَسَ قَوْمٌ مَجْلِسًا لَمْ يَذْكُرُوا اللَّهَ فِيهِ إِلَّا كَانَ عَلَيْهِمْ تِرَةً وَمَا مَشَى أَحَدٌ مَمْشًى لَمْ يَذْكُرِ اللَّهَ فِيهِ إِلَّا كَانَ عَلَيْهِ تِرَةً وَمَا أَوَى أَحَدٌ إِلَى فِرَاشِهِ وَلَمْ يَذْكُرِ اللَّهَ فِيهِ إِلَّا كَانَ عَلَيْهِ تِرَةً

Allah’ın zikredilmediği bir mecliste oturan hiçbir topluluk yoktur ki bu meclis onlara mutlaka bir pişmanlık sebebi olmasın. Bir kimseyle Allah’ın zikredilmediği yürüyüşte bulunan kimse yoktur ki bu kendisine bir pişmanlık olmasın. Yatağına girip de Allah’ı zikretmeyen kimseye bu mutlaka bir pişmanlık olur.”[25]

Kahvehane, oyun salonu gibi ancak insanların rezillerinin ve kötü arkadaşların bulunduğu yerlere gitmek ise daha kötüdür. Muaviye b. Ebi Sufyan radıyallahu anh şöyle demiştir:

آفَةُ ‌الْمُرُوءَةِ ‌إِخْوَانُ ‌السُّوءِ

“Mürüvvetin âfeti kötü kardeşlerdir.”[26]

10- İnsanların önünde avretlerin açılması haram işlerdendir ve mürüvveti yok eder. Bunu erkeklerin yapması ile kadınların yapması arasında fark yoktur. Özellikle kutlamalarda, düğünlerde, spor musabakalarında, yüzme havuzlarında, hamamlarda bu çirkinlikler yapılmaktadır. Dizler, göğüs, sırt, omuz gibi bölgelerin açılması iffet, tesettür ve saygınlığa aykırı şeylerdir. Zur’a b. Abdirrahman, dedesi Curhud radıyallahu anh’den rivayet ediyor: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ona uğradığında diz kapakları açıkta idi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

إِنَّ الفَخِذَ عَوْرَةٌ

 Muhakkak ki uyluk avrettir.”[27]

11- Gençler arasında yaygın olan, eskinde “Eşşek traşı” denilen fakat günümüzde süslenerek “Amerikan traşı ya da subay traşı” dedikleri saç şekli gibi şekiller, saçı sanatçılara veya sporculara benzemek için türlü renklerde boyamak, facirleri taklidle gülünç şekillere sokmak, akılsızlığın, karaktersizliğin ve zevksizliğin göstergesi olup mürüvveti yok eder.

12- Özellikle umumî ortamlarda yüksek sesle kahkaha atarak gülmek mürüvvete aykırıdır. İnsanların yanında sakız çiğnemek de böyledir. Nitekim ilim ehlinden biri şöyle demştir:

ويُكره مضغ العِلك لأنه دناءة

“Sakız çiğnemek çirkin görülür. Çünkü bu düşüklüktür.”[28]

Seleften biri şöyle demiştir:

يُكره العِلكُ للرجل للتشبه بالنساء ما لم يكن للتداوي أو كان خالياً ببيته ونحوه لا في حضرة الناس

“Tedavi için olmadıkça ve yalnız değilse, erkeklerin insanların yanında kadınlara benzeyerek sakız çiğnemesi çirkindir.”

13- Kişinin meclisindekilere ister doğru, ister yalan olsun, edebe aykırı, müstehcen konuşmalar yapması, müslümanlar arasında çirkinliklerin yayılmaması ve örtülmesi emrine aykırı bir davranış olup mürüvvete de uymamaktadır. Bu aynı zamanda emanete hainliktendir.

Mesela kişinin eşiyle arasında özel bir durumunun anlatılması gibi şeyler böyledir. Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِنَّ مِنْ أَشَرِّ النَّاسِ عِنْدَ اللهِ مَنْزِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ الرَّجُلَ يُفْضِي إِلَى امْرَأَتِهِ وَتُفْضِي إِلَيْهِ ثُمَّ يَنْشُرُ سِرَّهَا

Allah katında kıyamet gününde insanların en şerli konumda olanı, kişinin eşine verdiği sırı veya eşinin kişiye verdiği sırrı yaymasıdır.”[29]

14- Düğün, kutlama gibi ortamlarda haram şarkılarla el çırparak veya meylederek raks etmek, bedenin bazı organlarını titreterek oynamak ve benzerleri. Bazı ilim ehli erkeklerin böyle şeyler yapmasını hafiflik ve ahmaklık olarak nitelemiştir.

15- Dilenmek ve zaruri bir ihtiyaç olmadan insanlara el açmak mürüvvete aykırıdır. Hamze b. Abdillah, babasından, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لا تزالُ المسألةُ بأحدكم حتى يلقى اللهَ وليس في وجْهِهِ مُزْعَةُ لحمٍ

Biriniz istemeye devam eder de sonunda Allah’ın huzuruna yüzünde et kalmamış olarak çıkar.” (Muslim 1040)

İlim ehlinden biri şöyle demiştir.

إن من كان أكثرَ عُمرِه سائلًا أو يَكْثُرَ ذلك منه فيَنْبَغِى أن تُرَدّ شهادتُه لأنَّ ذلك ‌دَناءةٌ ‌وسُقوطُ ‌مُروءَةٍ

 “Ömrünün çoğunu başkalarından isteyerek geçiren veya bunu çokça yapan kimsenin şahitliği kabul edilmez. Çünkü düşüklük yapmış ve mürrüvveti gitmiştir.”[30]

Mürüvvetin edepleri ve mürüvveti gideren şeylerden bazıları bunlardır. Mürüvvetin bazı edepleri farz, bazıları mustehap, bazıları mubah olan şeylerdir. Mürüvveti gideren şeylerden bazıları da şirk ve haram, bazıları mekruh olan şeylerdir.

Bu konuda ayet, hadis ve selefin sözlerinden ayrıntılı bazı nakiller için Muhtaç Olduğumuz Adamlık adlı risaleme, bir de Fusulu’l-Adab Şerhi kitabıma müracaat edilebilir.



[1] İbn Kayyım Medaricu’s-Sâlikin (2/334) Firuzabadi Besairu Zevi’t-Temyiz (4/495)

[2] İbn Merzuban el-Muruvvet (59) Cahız el-Beyan ve’t-Tebyin (2/122) İbn Kuteybe Uyunu’l-Ahbar (1/412) Dineveri el-Mucalese (826, 2435, 3340) Zeccaci Emali (s.207)

[3] Ebu Tahir el-Muhallis el-Muhallisiyyat (3038) İbn Asakir Tarih (24/337)

[4] İbn Merzuban el-Muruvvet (38) Dineveri el-Mucalese (1705)

[5] Salih b. Cenah el-Lahmî el-Edeb ve’l-Muruvvet (s.12)

[6] Dineveri el-Mucalese (321) İbn Asakir Tarih (32/249)

[7] İbn Merzuban el-Muruvvet (20) İbn Asakir Tarih (24/338)

[8] Ebu Sa’d el-Malinî el-Erbaun (s.25) Sulemî Tabakat (s.202) Hatib Tarihu Bağdat (12/224) İbnu’l-Cevzi Sıfatu’s-Safve (2/440)

[9] Belazuri Ensabu’l-Eşraf (5/67) İbn Merzuban el-Muruvvet (19, 41)

[10] İbn Hibban Ravdatu’l-Ukala (s.232)

[11] İbn Merzuban el-Muruvvet (102) İbn Kuteybe Uyunu’l-Ahbar (1/412) Dineveri el-Mucalese (825)

[12] Ragıb el-İsfehani Muhadaratu’l-Udeba (2/18) İbn Kesir el-Bidaye (10/23)

[13] İbn Merzuban Muruvvet (39)

[14] İbn Hibban Ravdatu’l-Ukala (s.233)

[15] Taberânî Ziyadat Fi Kitabi’l-Cud ve’s-Sehâ (48)

[16] Hevarizmi Mufidu’l-Ulum (s.359)

[17] Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (8/300) Ebu Abdirrahman es-Sulemi el-Futuvve (s.22)

[18] Muhammed b. Davud b. Ali ez-Zahiri ez-Zuhre (s.171) Zemahşeri Rebiu’l-Ebrar (5/111) el-İbşihî el-Mustatraf (s.469)

[19] İbn Hibban Ravzatu’l-Ukala (s.233)

[20] Hasen. Ebû Dâvûd (4843) İbnu’l-Mubarek Zühd (388) el-Elbani Sahihu Edebi’l-Mufred (274)

[21] İbn Abdilber Behcetu’l-Mecalis (s.189) İbn Muflih el-Adabu’ş-Şeriyye (3/208)

[22] İbn Merzuban el-Muruvvet (67)

[23] Hasen. Tirmizî (2478)

[24] Hasen. Tirmizî (2315)

[25] Sahih. İbn Hibban (3/133)

[26] İbn Hibban Ravdatu’l-Ukala (s.234)

[27] Sahih. Tirmizî (2795)

[28] Ebu’l-Vefa İbn Akil et-Tezkira Fi’l-Fıkh (s.94) Abdulkadir el-Geylani Gunyetu’t-Talibin (1/50)

[29] Sahih. Muslim (1437)

[30] İbn Kudame el-Mugni (14/169)


30 Mart 2025 Pazar

Yanıldığı veya Yalan Söylediği Anlaşılan Kimsenin Şahitliğinin Hükmü

 Her sene dinini oyuncak edinmiş olan sözde müslümanlar, hoca, şeyh, âlim, davetçi görünümlü şeytanlar, mu’tezile sapığı Hizbu’t-Tahrirciler, demokrat kafirlerin oyuncağı olmuş, zaman zaman sapkın Suudi Arabistan kadılarının ağzına bakan sözde dinî dernekler, şirki tevhid, tevhidi de şirk gibi göstermeye çalışan mürted Ebu Hanzalacılar, gazeteci araştırmacı geçinen ve uyanış iddia eden şarlatanlar ve benzerleri, önemli dinî şiarlar olan ibadetlerin icra edildiği Ramazan, Şevval ve Zulhicce aylarının tespiti konusunda sorumsuzca hareket etmekte, bu konunun fıkhını, siyasî iç yüzünü bilmedikleri halde ahkam kesmekte, müslümanların şuurlarını ve ibadetlerini ifsat etme konusunda çanak tutmaktadırlar.

Söz konusu mübarek aylarda sağdan soldan, internetten vs. gelişi güzel hilal haberi araştıran, kendisi hilali gördü diye insanlara Ramazan veya bayram ilan eden birçok serserî davranışlarla karşılaşıyoruz. Bu konularda hilalin görünmesinin sübutuna, şahitlerin şehadetinin kabul veya reddine İslam kadısı ve onların konumunda olan âlimler hükmeder. Fertler kendi başlarına yalan yanlış söylentilere dayanarak Ramazan veya Bayram ilan etmeye kalkışıyor ve ilmî terör meydana geliyor!

Her sene bu şarlatan davetçi ve hoca taslaklarının yalanlarını ispat ediyorum, ama yine de yalanları ispat edilmiş bu deccallerden din öğrenmeye, sohbetlerini dinlemeye, küfür, fücur ve bid’at dolu videolarını izlemeye devam eden asalaklar çoğunlukta!

Ey bahsettiğim asalaklar! Yalancılara kulak verdiğiniz için, hiç önemsemediğiniz dininizdeki bu büyük musibete mustehaksınız! Beter olun!

Bu konuda uyarıları her sene yapmama rağmen, “Sen yine de hatırlat” ayetine imtisalen bu konunun önemini İbn Ebi Zeyd el-Kayravanî rahimehullah’ın en-Nevadir ve’z-Ziyadât adlı eserinden (2/8 vd.) tercüme ederek naklediyorum;:

Hilale şahitlik:

قال مالك، في غير كتاب: لا يُصام أو يُفطرُ في رمضان إلا بشاهدين عدلين. وكذلك في إقامة الحج وغيره.

İmam Malik kitap dışında şöyle demiştir: “İki âdil kimsenin şahitliği bulunmadıkça oruca başlanmaz veya ramazanda bayram yapılmaz. Haccı yerine getirme ve diğer konular da böyledir.”

El-Mecmua’dan; İbnu’l-Kasım, İmam Malikten şöyle dediğini nakletti:

إنْ شَهِدَ شهود ليسوا بالرضا في العدالة، ولا يُعْرَفُونَ بسفه. قال: لا يُصام بهؤلاء ولا يفطر

“Eğer adaleti (dindarlığı) konusunda razı olunmayan ve sefihliği bilinmeyen şahitler şahitlik ederlerse bunların sözüyle oruca da bayrama da başlanmaz!”

Eşheb rahimehullah dedi ki:

وكذلك إن كانا شاهِدَيْن، أحدهما عدلٌ، ولا بشهادة صالحي الأرقاء، ولا مَن فيه عَلَقَةُ رِقٍّ، ولا النسوان والصبيان.

“Aynı şekilde iki şahid olsa, bunlardan biri adalet sahibi ise (diğeri adil değilse) yine böyledir. Kölelikten kurtulma anlaşması yapmış olan, köle olan, kadın ve çocukların şahitlikleriyle de hareket edilmez.”

“Muhammed b. Abdilhakem, el-İhkâm adlı kitabında şöyle demiştir:

ولو شَهِدَ شاهدان في الهلال فاحتاج القاضي إلى أَنْ يكشفَ عنهما، وذلك يتأخَّرُ، فليس على الناس صيام ذلك اليوم، وإن زكُّوا بعد ذلك أمرَ الناس بالقضاء، وإنْ كان في الفطر فلا شيء عليهم فيما ضامُوا

“Şayet iki şahit hilale şahitlik etseler kadı onların durumunun (şahitlerin dürüstlüğünün) ortaya çıkmasına kadar bekler, bu sebeple insanların oruca başlamaları gerekmez. Eğer şahitleri tezkiye ederlerse o zaman insanlara o günü kaza etmelerini emreder. Eğer bu bayram hakkında şahitlik ise onlara bir şey gerekmez.”

Yine Muhammed b. Abdilhakem dedi ki:

ومَن رأى هلال رمضان وحده فصام لذلك ثلاثين يومًا، ثم لم يرَ الناس الهلال والسماء صاحية. قال: ‌هذا ‌مُحَالٌ. ‌ويدل ‌ذلك ‌أنَّه ‌غلط، أو شُبِّهَ عليه

“Ramazan hilalini tek başına gören ve bundan dolayı otuz gün oruç tutan, hava açık olduğu halde diğer insanların hilali görmemeleri durumu, imkânsızdır. Bu durum bu kişinin yanlış yaptığını veya karıştırdığını gösterir.”

El-Mecmua’da şöyle geçer; İbn Nafi İmam Malik’ten rivayet etti ki bu, Eşheb’in de sema’ındandır:

في شاهدين شهدا على هلال شعبان فَيُعَدُّ لذلك ثلاثون يوماً ثم لم يرَ الناس الهلال ليلة أحدَ وثلاثين يوماً، والسماء صاحيةٌ ولا يُرَى. قال: هذان شهيدا سَوْءٍ

“İki şahit Şa’ban hilaline şahitlik eder de otuz gün sayılıp, otuzuncu günün gecesinde insanlar hava açık olduğu halde hilali göremezlerse o iki şahidin kötü kimseler olduğu anlaşılır.”

Bize Ebu Bekr haber verdi, dedi ki: İbn Vaddah, Sahnun’dan şöyle rivayet etti:

في عدلين شَهِدَا في الهلال، والسماء صاحية، ولا يَشهدُ غيرهما فقال: وأيُّ رِيبةٍ أكبر من هذا؟

“Hava açık olduğu halde iki adil kimse hilale şahitlik edip bu ikisinden başkası hilale şahitlik etmezlerse dedi ki: “Hangi şüphe bundan daha büyüktür?”

Ebu Bekr dedi ki: “Bize Yahya b. Ömer şöyle dedi:

ويجوز عندي شهادة رجلين في الصَّحْوِ، في الصوم والفطر. قال غيرُه من أصحابنا: ومعنى قول سحنون هذا، في المصر الكبير  العظيم. والصَّحْوُ: البَيِّنُ. أنَّه يَبْعُدُ أنْ (يتفرَّدَ هذان) برؤيته، ويُقْدَحُ بذلك ريبة في شهادتهما

“Bana göre açık havada iki adamın şahitliğiyle oruca ve bayrama başlamak caizdir.” Ashabımızdan onun dışındakiler ise şöyle dedi: “Sahnun’un yukarıdaki sözü büyük şehirler hakkındadır. “es-Sahv” havanın apaçık olması demektir. Böyle bir durumda hilali sadece iki kişinin görmesi uzak ihtimaldir ve bu iki kişinin şahitliğinde şüphe meydana gelir.”

Yahya b. Ömer dedi ki:

ولو شَهِدَ شاهد على هلال رمضان، وآخر على هلال شوال، لم يقطعوا  بشهادتهما. وقيل لسحنون: أرأيت إن أخبرك الرجل الفاضل (أنَّه رآه؟) قال: ولو كان مثل عمر بن عبد العزيز ما (صُمتُ بشهادته) ، ولا أفطرت، ولا يجب ذلك إلا بشاهدين.

“Şayet bir kişi Ramazan hilaline şahitlik etse, diğer bir kimse de şevval hilaline şahitlik etse, bu ikisinin şahitliğiyle kesin hüküm verilmez.” Sahnun’a denildi ki: “Eğer fazilet sahibi bir adam sana hilali gördüğünü haber verirse ne dersin?” Dedi ki: “Eğer Ömer b. Abdilaziz rahimehullah gibi biri dahi olsa onun şahitliğiyle ne oruca başlarım ne de bayram ederim Bu konuda ancak iki şahit gereklidir.”

29 Mart 2025 Cumartesi

Bu Akşam Hilal Görüldü Diyen Zındıkların Yalanı İfşa Oldu!

 Bu akşam normalde Ramazan ayının 28'ini 29'una bağlayan gece ve Kadir gecesi alametlerini taşıyan bir gece. Fakat bid'atçi ahmaklar hiç alakası olmadığı halde bu akşam hilal gözlemişler ve ne hikmetse hilalin görüldüğü yalanını her tarafta paylaşıyorlar.

Bu gün dünyanın bir çok yerinde kısmî güneş tutulması gözlemlenen bir gün idi ve hiçbir yerden Şevval hilali görülmesine imkan yoktu. Fakat cahil zındıklar, hilalin görüldüğünü ilan ettiler! Aşağıda bu yalanın daha iyi anlaşılması için görsel paylaşıyorum. Bu görselde gri alan ayın hareketini, sarı alan ise kısmi güneş tutulmasının gözlemlendiği yerleri gösteriyor. 


Yani özetle bu akşam dünyanın hiçbir yerinde hilalin görülmesi mümkün değildi.Fakat yalancı zındıklar yine durmadılar, hilal görüldü diye uydurdular, Ebu Hanzala gibi mürted cahiller de bu yalanı servis ettiler! Kısmî güneş tutulmasının olduğu günde hilâlin görülmesi mümkün değildir, bu gerçek aynı zamanda bid'atçilerin Şubat ayı sonunda Ramazan hilalini gördüklerini iddia etmelerinin de apaçık bir yalan olduğunu ortaya koymuştur. Zira ayın hiçbir şekilde görülemediği 29 Mart akşamı, Ramazanın 29'unu 30'una bağlayan gece değil, 28'ini, 29'una bağlayan gecedir. Önce bir yalanla Ramazan'a erken başladılar, sonra hilalin asla görülemeyeceği 28. günü 29. güne bağlayan akşamda hilal gözleyerek yeni bir yalan uydurmak zorunda kaldılar!

Not: 30 Mart/ 29 Ramazan akşamı Türkiye'den de Şevval hilali inşaallah çok net bir şekilde gözlemlenebilecektir.


Kendisini Müslüman gibi lanse eden zındıkların dernekleri de bu yalanı yayanlardandır:


Yalana tabi olmak eskiden beri münafıkların âdetidir:
"Ey rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “iman ettik” diyenlerden ve Yahudilerden küfür içinde koşanlar seni mahzun etmesin! Onlar yalana kulak verirler ve sana gelmeyen başka bir kavmi dinlerler. Kelimeleri yerlerinden değiştirirler: “Şu verilirse onu hemen alın o verilmezse sakının” derler. Allah her kimin fitnesini dilerse, sen onun için Allah’tan hiçbir şeye sahip olamazsın. İşte onlar o kimselerdir ki Allah onların kalplerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir rezillik, ahirette ise çok büyük bir azap vardır." (Maide 41)

"Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler. Bunlar, onlara kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar." (Şuara 221-223)

9 Mart 2025 Pazar

Ateistlere Davet Yapılmaz!

 

Soru: “Bir ateiste Allah'ın varlığını nasıl ispatlayabiliriz?”

Cevap: Müslümanların ateistlere Allah’ın varlığını ispatlama gibi bir mükellefiyeti yoktur. Zira istisnasız olarak aklı olan herkes Allah’ın varlığını bilir. Fakat bazı psikolojik, aklî veya ruhî bozukluğu olan yahut karaktersiz, şahsiyetsiz, ahlaksız kimseler Allah’ın varlığını inkar ettiklerini söylerler. Böyle şahısları İslam’a davet etmeye çalışanlar kadar ahmak kimse görmedim. O kimse İslam’a dönse ne olacak? Onda bir hayır olsaydı zaten Allah o kimseyi hidayet ederdi. Allah onlara fıtratlarında hüccet ikamesini ve tebliği zaten yapmış, kendisinin varlığını onların nefislerinde ispat etmiştir. Ama onlar yüz çevirmişlerdir. Böyle bozuk şahısları İslam'a, imana davet etmek değil, bilakis İslam’dan daha da uzaklaştırmak lazım. Onlara Allah’ın azabı yakışır. 

Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: Allah her kimin fitnesini dilerse, sen onun için Allah’tan hiçbir şeye sahip olamazsın. İşte onlar o kimselerdir ki Allah onların kalplerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir rezillik, ahirette ise çok büyük bir azap vardır.” (Maide 41)

8 Mart 2025 Cumartesi

Cem Yapılan İki Namazın Arasına Süre Girmesi

 Soru: Ben seferde iken öğle vakti girdi ve iki rekat kıldım, ikindi vakti girmeden önce memleketime dönerim zannıyla ikindiyle cem yapmadım. İkindi vaktine yaklaşık on dakika kala hareket etmek üzere olan arabaya binmek istedim ve ezandan önce ikindiyi iki rekat kıldım. Bu yaptığım doğru mudur? Şimdi ne yapmalıyım?

Cevap: Hamd Allah’adır. Anlattığın şey, ilim ehlinin zikrettikleri meseleden dolayıdır. O mesele; iki namaz cem-i takdim yapıldığında muvalat şart koşulması, yani ikinci namazı ilk namazın hemen ardından kılarak ikisi arasına uzun zaman girdirmek suretiyle ertelememektir. Bu mesele âlimler arasında ihtilaflıdır. İlim ehlinin cumhuru; iki namazın cem edilmesinin sıhhatinde eğer iki namaz ilk vakitte cem edilecekse, muvalatın şart olduğu görüşündedir.

El-Mevsuatu’l-Fıkhiyye’de (15/288) şöyle geçer: “Namazların cem edilmesini caiz gören fakihlerin cumhuru cem-i takdim yapıldığında dört şeyi şart koştular:,,,

Üçüncüsü: İki namaz arasında muvâlâttır. Bu; iki namaz arasında uzun bir süre fasıla koymamaktır. Az zaman aralığı zarar vermez. Çünkü bundan kaçınılamaz. Eğer iki namaz arasındaki fasıla uzarsa cem’ bâtıl olur. Bu fasılanın uyku, dalgınlık, meşguliyet veya başka sebeple olması fark etmez. Bu fasılanın azlık ve çokluk değerlendirmesi örfe göredir…”

Abdulaziz b. Baz da bu şekilde fetva verirdi.

Bu mesele ile ilgili ikinci görüş ise muvâlâtın şart olmadığıdır. Cem edilen iki namaz arasına uzun süreli fasıla girebilir. Bu görüş İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah’dan rivayet edilmiş, şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah da bu görüşü tercih etmiştir.

İbn Teymiyye rahimehullah (Mecmuu’l-Fetava 24/54) şöyle demiştir: “Sahih olan görüş, birinci vakitte de, ikinci vakitte de namazlar cem edildiğinde muvalatın şart koşulmamasıdır. Zira dinde bunun bir sınırı yoktur ve bu şartı koşmak, kastedilen ruhsatı ortadan kaldırır.”

Yine Mecmu’u’l-Fetava’da (24/52) şöyle demiştir: “İmam Ahmed’in sözü şuna delalet ediyor: O’na göre cemin manası, bir namaz ile diğer namaz birbiri peşine kılınmış olmasa bile, iki namazın bir vakitte kılınmasıdır. Kişi akşamı ilk vaktinde kılsa, yatsıyı da akşam vaktinin sonunda kılsa cem yapması caiz olan kimse için bu caizdir.”

İbn Useymin (Şerhu’l-Mumti 4/400) şöyle demiştir: “Şeyhulislam (İbn Teymiyye) rahimehullah İmam Ahmed’den, cem-i te’hir yapıldığında şart koşulmadığı gibi, iki namaz cem-i takdim yapıldığı zaman da muvâlâtın şart koşulmaması görüşünde olduğunu zikretmiştir. İhtiyatlı olanı, eğer peşpeşe kılınmayacaksa cem yapmamaktır. Lakin Şeyhulislam’ın görüşü kuvvetlidir.”

Namazların cem edilmesi ümmete verilen bir ruhsattır. Bu ruhsatta muvâlâtın yani cem edilen iki namazın peşpeşe kılınmasının şart koşulması hem hakkında delil bulunmayan bir şart koşmadır, hem de ruhsat ile kastedilen kolaylaştırmayı ortadan kaldırmaktır.

Hadiste geldiği gibi, yüz şart dahi olsa Allah’ın kitabına aykırı olan her şart batıldır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tahdit koymadığı bir şeye tahdit koymak da Allah’ın kitabına aykırı bir şarttır. O halde ey müslüman, at mezheplerin re’ylerini mezhebe (helaya) ve sahih sünnete geldiği gibi tabi ol.

7 Mart 2025 Cuma

Zan ve Kalbe Gelen Düşünceler Ne Zaman Sorumluluk Getirir?

 

Şöyle soruldu: “Sû-i zan ne zaman haram olur? Nebi sallallahu aleyhi ve sellem "ümmetim kalbinden geçirdiklerini dışarı vurmadıkça mesul değildir" hadisiyle nasıl anlarız?

Cevap: Bu meselenin anlaşılması için Ehl-i Sünnet’in iman tarifini doğru idrak etmek yeterlidir. Ehl-i Sünnet’e göre iman; söz ve ameldir, amel olmadan iman geçerli değildir. Sonra bunu kalbin sözü ve ameli ile dilin sözü ve azaların ameli şeklinde detaylandırmışlardır.

Yani, kalbe gelen bir düşünce, kalbin ameli haline gelmedikçe iman yerine gelmez. Kalbe gelen düşüncenin kalbin ameli haline gelmesi ise onun akdedilmesi/bağlanması ile olur ki buna da i’tikad veya akide diyoruz.  Bu itikad edilen şey ya haktır, ya da bâtıldır. Kul kalbin akdettiği şey ile mes’ul olur veya me’cur olur.

Sû-i zan da böyledir. Yani kişi bir şeye veya kişiye dair olumsuz bir düşünceyi aklından geçirse bunun bir zararı yoktur. Bu vesveseden ibaret kalır. “Kalbinden geçenleri dışa vurmadıkça” diye aktarılan hadiste de bu ifade “hadisu’n-nefs” şeklinde gelir. Yani bu düşünce kalbe uğrar, orada yer etmez, gelip geçer. Kişiyi sorumlu kılan kötü zan ise kalpte yer edip kalbin ameli/i’tikadı haline gelen düşüncelerdir.

Mesela uğursuzluk inancı hakkındaki hadislerde de bu durum ifade edilir. Kişi olumsuz yorumlayacağı bir şey gördüğünde kalbine ister istemez olumsuz düşünceler gelir, sonra hadiste geldiği gibi, mü’min kimse Allah’a tevekkül ederek bu olumsuz düşünceden kurtulur. Ama bu düşünceden kurtulmazsa, uğursuz sayma düşüncesi kalbinin ameli ve i’tikadı haline gelirse işin sonu şirke kadar varabilir.  Halk arasında meşhur hurafelerden olan totem yapma fiili bu tür şirke örnektir. Yahut kara kedi geçince uğursuz saymak, nazar boncuğu gibi şeylerin koruyacağına inanmak bu tür aslı olmayan, sahibini şirke kadar götüren hurafe itikadlardır.

Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

مَنْ رَدَّتْهُ الطِّيَرَةُ مِنْ حَاجَةٍ فَقَدْ أَشْرَكَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ مَا كَفَّارَةُ ذَلِكَ؟ قَالَ أَنْ يَقُولَ أَحَدُهُمْ اللهُمَّ لَا خَيْرَ إِلَّا خَيْرُكَ وَلَا طَيْرَ إِلَّا طَيْرُكَ وَلَا إِلَهَ غَيْرُكَ

 Uğursuzluk inancı kimi ihtiyacından alıkoymuşsa, o şirk koşmuştur.” Dediler ki: “Bunun kefareti nedir ey Allah’ın rasulü?” şöyle buyurdu:

Onlardan birinin: “Allah’ım’ senin uğurundan başka uğur yoktur, senin hayrından başka hayır yoktur, senden başka ilah yokturdemesidir.”[1]

Mesela hasta bir kimseye yakın olmak veya ona temas etmek sebebiyle hastalığın bulaşacağını düşünmek Allah’a karşı kötü zanda bulunmaktır. Eğer kişi bu kötü zannı Allah’a tevekkül ile bertaraf etmezse, Allah’a kötü zanda bulunmasından dolayı o hastalık ile iptila edildiğinde, hastalığın bulaştığına itikad etmeye başlar ve böylece şirke düşer.

Enes radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لَا عَدْوَى وَلَا طِيَرَةَ وَيُعْجِبُنِي الفَأْلُ الصَّالِحُ الكَلِمَةُ الحَسَنَةُ

Hastalığın bulaşması ve tıyera (kötümserlik/uğursuz saymak) yoktur. Uygun yorum (güzel söz/hayra yormak) hoşuma gider.[2]

Hadislerde şirk olarak ifade edilen tatayyur/uğursuz sayma tam da budur. Çünkü şer’î delil olmadan hatta şer’î deliller hastalığın bulaşmadığını açıkça ifade etmiş olmasına rağmen kişi tamamen zanna tabi olarak, hastalığın bulaştığına itikad etmiş, Allah’a karşı kötü zanda bulunmuştur. Allah da o kişiye zannettiği şekilde muamele eder. Zira kudsi hadiste: Allah Azze ve Celle “Ben kulumun zannına göreyim” buyurmuştur.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hastalık bulaşması düşüncesinden Allah’a tevekkül ederek uzaklaşmayı fiilî olarak göstermiştir:

Mufaddal b. Fudale; Habib b. eş-Şehid – Muhammed b. el-Munkedir yoluyla Cabir radiyallahu anh’den rivayet ediyor:

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَخَذَ بِيَدِ مَجْذُومٍ فَوَضَعَهَا مَعَهُ فِي الْقَصْعَةِ وَقَالَ كُلْ ثِقَةً بِاللَّهِ وَتَوَكُّلًا عَلَيْهِ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cüzzamlı bir adamın elini tuttu, onunla beraber elini tabağa koydu ve buyurdu ki:

Allah’a güvenerek ve O’na tevekkül ederek ye.”[3]

Raşid Halife Ebu Bekr radıyallahu anh de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sünnetini uygulamıştır:

Abdurrahman b. el-Kasım rahimehullah, babası (el-Kasım b. Muhammed) rahimehullah’tan rivayet ediyor:

قدِمَ عَلَى أَبِي بَكْرٍ وَفْدٌ مِنْ ثَقِيفٍ فَأُتِيَ بِطَعَامٍ فَدَنَا الْقَوْمُ وَتَنَحَّى رَجُلٌ بِهِ هَذَا الدَّاءُ يَعْنِي الْجُذَامَ فَقَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ ادْنُهُ  فَدَنَا فَقَالَ كُلْ فَأَكَلَ وَجَعَلَ أَبُو بَكْرٍ يَضَعُ يَدَهُ مَوْضِعَ يَدِهِ

Ebu Bekr radiyallahu anh’e Sakif’ten elçiler geldi. Onlara yemek getirildi. Topluluk sofraya yanaştı, cüzzamlı bir adam ise uzak durdu. Ebu Bekr radiyallahu anh ona:

“Onu yaklaştırın” dedi, o da yanaştı. Ona:

“Ye” dedi, o da yedi. Ebu Bekr radiyallahu anh onun elini koyduğu yere elini koymaya başladı.”[4]

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerinin sıkı takipçisi olmakla meşhur sahabi İbn Ömer radıyallahu anhuma da hastalık bulaşması hakkında somut gibi görünen alametler bulunmasına rağmen, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisine tabi olup, beşerin oluşturduğu zan kültürünü terk etmek gerektiğini fiilen göstermiştir:

Sufyan rahimehullah, Amr (b. Dinar) rahimehullah’tan şöyle rivayet etti: “Burada Nevvas adında biri vardı. Onun uyuz bir devesi vardı. İbn Ömer radiyallahu anhuma gitti ve o deveyi adamın ortağından satın aldı. Adam gelince ortağı:

“O deveyi sattım” dedi. Adam: “Kime sattın?” deyince ortağı; “Şöyle şöyle bir şeyhe sattım” dedi. Adam dedi ki:

“Sana yazıklar olsun! Vallahi o İbn Ömer radiyallahu anhuma’dır.” Bunun üzerine adam İbn Ömer radiyallahu anhuma’ya gitti ve dedi ki:

“Ortağım sana uyuzlu deve satmış ve seni tanıyamamış.” İbn Ömer radiyallahu anhuma: “Onu getir” dedi. Adam getirmeye gidince İbn Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:

“Bırak onu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Hastalığın bulaşması yoktur” hükmüne razı olduk.”[5]

Kullara karşı kötü zanda bulunmak da böyledir. Ortada somut bir delil olmadığı halde bir kişi hakkında olumsuz düşünceler kalbe gelebilir. Kul, ortada somut delil olmadığı için böyle bir düşünceyi kalbinden uzaklaştırmakla mükelleftir. Ama delilsiz olarak böyle bir zannı kalbinde devam ettirirse kalbin ameli haline gelir ve bundan dolayı sorumlu olur.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’ten: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ وَلَا تَحَسَّسُوا وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا تَنَافَسُوا وَلَا تَحَاسَدُوا وَلَا تَبَاغَضُوا وَلَا تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللهِ إِخْوَانًا

Sizi zandan sakındırırım. Zira zan sözün en yalanıdır. Birbirinizi gizlice dinlemeyin, birbirinizin ayıplarını araştırmayın, birbirinizle rekabet etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, Allah’ın kardeş kulları olun.”[6]

Olaylara ve eşyalara karşı kötü zanda bulunmak da böyledir. Ancak somut deliller varsa durum başkadır. Mesela uğursuz/bereketsiz olan evi, bereketsiz hanımı, bereketsiz bineği değiştirmek somut verilere dayalı olur:

Sa’d b. Ebi Vakkas radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:

لَا عَدْوَى وَلَا طِيَرَةَ وَلَا هَامَ فَإِنْ تَكُ الطِّيَرَةُ فِي شَيْءٍ فَفِي الْمَرْأَةِ وَالْفَرَسِ والدار

Hastalık bulaşması, tıyera (kötümserlik) ve baykuş uğursuzluğu yoktur. Eğer bir şeyde uğursuzluk varsa kadında, atta ve evde olur.”[7]

İbrahim aleyhi's-selâm’ın oğlu İsmail aleyhi's-selâm’ın evine ziyaretinde kanaatkâr olmayan, herşeyden şikayetçi olan gelini hakkında: “Oğluma söyle kapısının eşiğini değiştirsin” diyerek onu boşamasını ima etmesi, sonra kanaatkâr olan ve herşeyi hayra yoran gelini hakkında da: “Oğluma söyle kapısının eşiğini sağlam tutsun” diye tembihlemesi bu yüzdendir.

Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, oturduğu evde zahir olan bereketsizliği bildiren adama o evi terk etmesini tavsiye etmiştir:

Enes b. Mâlik radıyallahu anh’den:  “Bir adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın rasulü! Bizler sayıca ve malca kalabalık bir evdeydik. Başka bir eve taşındık. Sayımız da azaldı, malımız da azaldı.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Kötü bir yer olduğu için orayı terk edin.”[8]

Allah en iyi bilendir.

[1] Muslim'in şartına göre sahih. Ahmed (2/220) İbn Vehb el-Cami (658) İbn Sunni (292) el-Elbani es-Sahiha (1065)

[2] Sahih. Buhârî (5756, 5776) Muslim (2224)

[3] Hasen. Hâkim (4/152) İbn Hibbân (13/490) İbn Ebî Şeybe (5/141) Ebû Dâvûd (3925) Tirmizî (1817) İbn Mâce (3542) Ebû Ya'lâ (3/354) Abd b. Humeyd (1092) İbn Ebi'd-Dunyâ et-Tevadu (83) İbnu’s-Sunni Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle (463) Tahavî Şerhu Meâni'l-Âsâr (4/310) Beyhakî (7/219) Beyhakî Şuab (2/122) İsnadında Mufaddal b. Fudale vardır.

[4] Sahih mevkuf. İbn Ebî Şeybe (5/141) Ravileri Buhârî ve Muslim ricalidir.

[5] Sahih. Buhârî (2099)

[6] Sahih. Muslim (2563)

[7] Sahih. İbn Hibbân (13/497) Ahmed (1/180) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (3/162) Ebû Ya'lâ (2/126) Bezzar (3/290) el-Elbani es-Sahiha (789)

[8] Muslim'in şartına göre sahih. Bezzar (13/79) Ebu Dâvud (3924) Buhârî Edebu’l-Mufred (918) Beyhakî (8/140) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (108)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)