Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

1 Temmuz 2026 Çarşamba

Saptırcı Fitnelerin Doğum Yeri: Irak

 Ebu Azbe Amr b. Suleym el-Hadrami el-Humusî rahimehullah dedi ki:

جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه فَأَخْبَرَهُ أَنَّ أَهْلَ الْعِرَاقِ قَدْ حَصَبُوا أَمِيرَهُمْ فَخَرَجَ غَضْبَانًا فَصَلَّى لَنَا صَلَاةً فَسَهَا فِيهَا حَتَّى جَعَلَ النَّاسُ يَقُولُونَ سُبْحَانَ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ فَلَمَّا سَلَّمَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ مِنْ هَاهُنَا مِنْ أَهْلِ الشَّامِ؟ فَقَامَ رَجُلٌ ثُمَّ آخَرُ ثُمَّ قُمْتُ أَنَا ثَالِثًا أَوْ رَابِعًا فَقَالَ يَا أَهْلَ الشَّامِ اسْتَعِدُّوا لِأَهْلِ الْعِرَاقِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ بَاضَ فِيهِمْ وَفَرَّخَ اللَّهمّ إِنَّهُمْ قَدْ لَبَّسُوا عَلَيَّ فَأَلْبِسْ عَلَيْهِمْ وَعَجِّلْ عَلَيْهِمْ بِالْغُلَامِ الثَّقَفِيِّ يَحْكُمُ فِيهَا بِحُكْمِ الْجَاهِلِيَّةِ لَا يَقْبَلُ مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَلَا يَتَجَاوَزُ عَنْ مُسِيئِهِمْ

“Bir adam Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’e geldi ve Irak halkının emirlerini taşladıkları haberini verdi. Ömer radıyallahu anh öfkeli bir şekilde çıktı, bize namazı kıldırdı ve namazda yanıldı. İnsanlar: “Subhanallah! Subhanallah” demeye başladılar. Ömer radıyallahu anh selam verince insanlara döndü ve şöyle dedi:

“Burada Şam halkından kimse var mı?” Bir adam kalktı, sonra bir adam daha kalktı, sonra üçüncü veya dördüncü kişi olarak ben kalktım. Dedi ki:

“Ey Şam halkı! Irak halkına karşı hazırlık yapın. Zira şeytan onların aralarında yumurta bıraktı ve ondan yavru çıktı. Allah’ım! Onlar beni şaşırttılar, sen de onları şaşırt! Onlara Sakif’li gencin çıkışını hızlandır ki orada cahiliyye hükmüyle hükmetsin, onların iyiliklerini kabul etmesin ve kötülüklerini bağışlamasın.”[1]

Faideler:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Sakif’ten bir yalancı ve bir kan dökücünün çıkacağını haber vermişti.

Ebu’s-Sıddık en-Naci rahimehullah’tan:

أَنَّ الحَجّاجَ دَخَلَ عَلَى أَسماءَ بِنت أَبي بَكرٍ فَقالَ لَها إِنَّ ابنَك أَلحَدَ في هَذا البَيت وإِنَّ اللهَ أَذاقَهُ مِن عَذابٍ أَليم وفَعَلَ بِه وفَعَلَ فَقالَت لَهُ كَذَبتَ كانَ بَرًّا بِالوالِدَين صَوّامًا قَوّامًا ولَكِنَّ والله لَقَد أَخبَرنا رَسولُ الله صَلى الله عَليه وسَلم أَنَّهُ سَيَخرُجُ مِن ثَقيفٍ كَذّابان الآخَرُ مِنهُما شَرٌّ مِنَ الأَوَّلِ وهوَ مُبيرٌ

“el-Haccac b. Yusuf, Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anhuma’nın yanına girdi ve ona dedi ki: “Oğlun Kâ’be’de fitne çıkardı. Allah da buna karşılık ona acı bir azabı tattırdı ve ona malum şeyleri yaptı” dedi. Esma radiyallahu anha ona şöyle dedi:

“Yalan söylüyorsun! Zira anne babasına iyi davranan, çokça oruç tutup namaz kılan birisiydi. Lakin vallahi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle haber vermişti:

Sakif kabilesinden iki yalancı çıkacaktır. İkincisi birincisinden daha kötü olacaktır ve o kan dökücü biridir.[2]

 Abdullah b. İsmet rahimehullah’tan: “İbn Ömer radiyallahu anhuma’yı şöyle derken işittim:

أَنْبَأَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ فِي ثَقِيفَ مُبِيرًا وَكَذَّابًا

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize Sakif kabilesinden bir mubîr (çok kan döken kimse) ve bir kezzâb (çok yalan söyleyen kimse) çıkacağını haber verdi.”[3]

Abdullah b. İsmet rahimehullah dedi ki: “Deniliyordu ki: Çok yalancı olan; el-Muhtar b. Ebi Ubeyd es-Sakafîdir. Kan dökücü olan ise el-Haccac b. Yusuf’tur.”

Ömer radıyallahu anh’ın bu sözü, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zalim Haccac hakkında daha fazla şeyler haber verdiğini göstermektedir.

Ömer radıyallahu anh Irak halkına ikinci defa vali gönderdiğinde, tıpkı öncekine yaptıkları gibi bu valiyi de taşlamışlar, bunun üzerine bu bedduayı onlar hakkında yapmıştır.

Ömer radıyallahu anh, Irak’ta şeytanın yumurtladığını söylemekle, o bölgenin fitne ve kargaşaların yurdu olacağını haber vermiş, tarih boyunca da Ömer radıyallahu anh’ın işaret etmiş olduğu gibi, bu bölge fitnelerin ve saptırıcı bid’atlerin başlangıç merkezi olmuştur.

Irak’ta Hasen el-Basrî, Amr b. Meymun, Eyyub es-Sahtiyani, Şa’bî, A’meş, Veki b. el-Cerrah, Abdullah b. el-Mubarek, Ahmed b. Hanbel, Sufyan es-Sevrî, Cuneyd el-Bağdadî, Bişr b. Haris el-Hafi, Ma’ruf el-Kerhi, Abdulkadir el-Geylanî, Ebu Zur’a el-Irakî gibi hidayet imamları da çıkmışlardır. Lakin hak ehli, yaşadıkları dönemlerde azınlık olarak kalmışlardır.

Irak Necid’inin Fitnelerin Merkezi Olması

İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَفِي نَجْدِنَا؟ قَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَفِي نَجْدِنَا؟ فَأَظُنُّهُ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ هُنَاكَ الزَّلاَزِلُ وَالفِتَنُ وَبِهَا يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ

Allah’ım! Bize Şam’ımızı bereketli kıl. Allah’ım! Bize Yemen’imizi bereketli kıl.” Dediler ki:

“Ey Allahın rasulü! Necid’imizi de?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yine:

Allah’ım! Bize Şam’ımızı bereketli kıl. Allah’ım! Bize Yemen’imizi bereketli kıl” buyurdu. Dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü! Necid’imizi de?” Zannederim üçüncü seferinde şöyle buyurdu:

Orada zelzeleler ve fitneler vardır. Şeytanın boynuzu da oradan çıkar.”[4]

Abdullah b. Ömer radiyallahu anhuma’dan:

رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُشِيرُ إِلَى المَشْرِقِ فَقَالَ هَا إِنَّ الفِتْنَةَ هَا هُنَا إِنَّ الفِتْنَةَ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i doğuya işaret ederek şöyle buyururken gördüm:

Fitne işte şuradadır! Fitne işte şuradadır! Şeytanın boyunuzunun çıktığı yerden!”[5]

İlk Haricilerin Irak’ta Çıkması

* İlk Hariciler Irak’ta Nehrevan bölgesinde toplanmışlar ve Haricilere karşı ilk savaş burada yapılmıştır.

Ukbe b. Vessac rahimehullah dedi ki:

كَانَ صَاحِبٌ لِي يُحَدِّثُنِي عَنْ شَأْنِ الْخَوَارِجِ وَطَعْنِهِمْ عَلَى أُمَرَائِهِمْ فَحَجَجْتُ فَلَقِيتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو فَقُلْتُ لَهُ أَنْتَ مِنْ بَقِيَّةِ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَدْ جَعَلَ اللَّهُ عِنْدَكَ عِلْمًا وَأُنَاسٌ بِهَذَا الْعِرَاقِ يَطْعَنُونَ عَلَى أُمَرَائِهِمْ وَيَشْهَدُونَ عَلَيْهِمْ بِالضَّلَالَةِ فَقَالَ لِي أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَلِيدٍ مِنْ ذَهَبٍ وَفِضَّةٍ فَجَعَلَ يَقْسِمُهَا بَيْنَ أَصْحَابِهِ فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ وَاللَّهِ لَئِنْ أَمَرَكَ اللَّهُ أَنْ تَعْدِلَ فَمَا أَرَاكَ أَنْ تَعْدِلَ فَقَالَ وَيْحَكَ مَنْ يَعْدِلُ عَلَيْهِ بَعْدِي؟ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ رُدُّوهُ رُوَيْدًا فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ فِي أُمَّتِي أَخًا لِهَذَا يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ كُلَّمَا خَرَجُوا فَاقْتُلُوهُمْ ثَلَاثًا

“Bana Haricilerin durumunu ve yöneticilerine yaptıkları hakaretleri anlatan bir arkadaşım vardı. Hac yaptım ve Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma ile karşılaştım. Ona dedim ki:

“Sen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından hayatta kalan kimselerdensin. Allah ilmi senin yanında kılmıştır. Irak’taki insanlar yöneticilerini eleştiriyor ve onların sapıklık içinde olduğunu söylüyorlar.” Bana dedi ki:

“Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerine olsun. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e altın ve gümüşten kolyeler getirildi. Bunları ashabı arasında taksim ediyordu. Bedevilerden bir adam kalktı ve dedi ki:

“Ey Muhammed! Vallahi Allah sana adil olmanı emretmişse senin adaletli olduğunu görmüyorum.” Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Sana yazıklar olsun! Benden başka kim adil olabilir?” Adam dönüp giderken:

Onu geri çevirin” buyurdu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem sonra buyurdu ki:

Muhakkak ki ümmetimde bu adamın Kur’an’ı okuyan ve okudukları gırtlağından aşağı inmeyen kardeşleri olacaktır. Onlar huruc ettikçe onları öldürün.” Bunu üç defa söyledi.”[6]

Kerbela Olayında Irak’lıların İhaneti

* Kerbela faciasında Irak halkının dönekliğinin büyük etkisi olmuştur.

İbn Ebi Nu’m rahimehullah’tan:

كُنْتُ شَاهِدًا لِابْنِ عُمَرَ وَسَأَلَهُ رَجُلٌ عَنْ دَمِ البَعُوضِ فَقَالَ مِمَّنْ أَنْتَ؟ فَقَالَ مِنْ أَهْلِ العِرَاقِ قَالَ انْظُرُوا إِلَى هَذَا يَسْأَلُنِي عَنْ دَمِ البَعُوضِ وَقَدْ قَتَلُوا ابْنَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَسَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ هُمَا رَيْحَانَتَايَ مِنَ الدُّنْيَا

“İbn Ömer radiyallahu anhuma’ya bir adamın sivrisinek kanı hakkında sorduğuna şahit oldum. İbn Ömer radiyallahu anhuma ona dedi ki: “Sen nerelisin?” O da: “Irak halkındanım” dedi. İbn Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:

“Şuna bakın! Bana sivrisineğin kanı hakkında soruyor! Halbuki Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in oğlunu katlettiler. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i (el-Hasen ve el-Huseyn radiyallahu anhuma hakkında) şöyle buyururken işittim:

O ikisi dünyadan iki reyhanımdır.”[7]

Rafiziliğin Tohumlarının Irak’ta Atılması

* Abdullah b. Sebe denilen zındık Şiiliğin ilk tohumlarını Irak bölgesinde saçmıştır.

Huceyye b. Adiy el-Kindi rahimehullah dedi ki: “Ali radıyallahu anh’ı minber üzerinde şöyle derken işittim:

مَنْ يَعْذِرُنِي فِي هَذَا الْحَمِيتِ الْأَسْوَدِ الَّذِي يَكْذِبُ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَلَى رَسُولِهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَعْنِي ابْنَ السَّوْدَاءِ لَوْلَا أَنْ لَا يَزَالَ تَخْرُجُ عَلَيَّ عِصَابَةٌ تَنْعِي عَلَيَّ دَمَهُ كَمَا ادُّعِيَتْ عَلَيَّ دِمَاءُ أَهْلِ النَّهَرِ لَجَعَلْتُ مِنْهُمْ رُكَامًا

“Allah Azze ve Celle ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem üzerine yalan söyleyen şu habis yani İbn Sevda (Abdullah b. Sebe’) hakkında kim beni mazur görecek? Şayet Nehravan halkının kanlarını talep edenler çıktığı gibi bunun da kanını talep eden topluluklar bana karşı çıkmayacak olsa elbette onu ibretlik kılardım.”[8]

Zeyd b. Vehb rahimehullah’tan: “Suveyd b. Gafele rahimehullah Ali radiyallahu anh’ın hilafeti zamanında onun yanına girdi ve dedi ki:

إِنِّي مَرَرْتُ بِنَفَرٍ يَذْكُرُونَ أَبَا بَكْرٍ يَرَوْنَ أَنَّكَ تُضْمِرُ لَهُمَا مِثْلِ ذَلِكَ منهم عبدالله بن سبأ وكان عبدالله أول من أظهر ذَلِكَ فَقَالَ عليّ ما لي ولهذا الخبيث الأسود ثُمَّ قال مُعَاذَ اللَّهِ أَنْ أُضْمِرَ لَهُمَا إِلَّا الحسن والْجَمِيلِ ثم أرسل إلى عبدالله بن سبأ فسيره إلى المدائن وقال لا يساكنني في بلدة أبدًا ثُمَّ نَهَضَ إلى المنبر حتى اجتمع النَّاسُ فذكر القصة فِي ثنائه عليهما بطوله وفِي آخِرِهِ أَلَا وَلَا يَبْلُغُنِي عَنْ أَحَدٍ يُفَضِّلُنِي عَلَيْهِمَا إِلَّا جَلَدْتُهُ حَدَّ الْمُفْتَرِي

“Muhakkak ki ben Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’nın İslam ehli olmadıklarını söyleyen bir topluluğa uğradım. Onlar senin de onlar hakkında aynı şekilde düşündüğünü ama bunları içinde gizlediğini söylüyorlar. Abdullah b. Sebe de onlardan biridir ve bu sözleri ilk ortaya atan da odur.” Bunun üzerine Ali radiyallahu anh dedi ki: “Bu siyah pislikten ben berîyim.” Sonra dedi ki:

“Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma hakkında içimde iyilik ve güzellik dışında bir şey gizlemekten Allah’a sığınırım.” Sonra Abdullah b. Sebe’yi Medain’e sürgün ettirdi ve dedi ki:

“Onunla asla aynı beldede yaşamam!” Sonra minbere çıktı, insanların toplanmalarını bekledi, Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’yı öven kıssayı uzunca anlattı. Sonra dedi ki:

“Dikkat edin! Bana kimin beni Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’dan üstün tuttuğu ulaşırsa ona mutlaka iftira haddi uygulayacağım!” Ebu Nuaym’ın rivayetinde Ali radiyallahu anh’ın bu hutbesinde şunları söylediği de geçmektedir:

وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ لَا يُحِبُّهُمَا إِلَّا مُؤْمِنٌ فَاضِلٌ وَلَا يُبْغِضُهُمَا وَيُخَالِفُهُمَا إِلَّا شَقِيٌّ مَارِقٌ فَحُبُّهُمَا قُرْبَةٌ وَبُغْضُهُمَا مُرُوقٌ مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَذْكُرُونَ أَخَوَيْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَوَزِيرَيْهِ وَصَاحِبَيْهِ وَسَيِّدَيْ قُرَيْشٍ وَأَبَوَيِ الْمُسْلِمِينَ؟ فَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّنْ يَذْكُرُهُمَا وَعَلَيْهِ مُعَاقِبٌ

“Taneyi yaran ve tohumu çıkarana yemin olsun ki o ikisini ancak faziletli bir mü’min sever ve ancak bahtsız, dinden çıkmış bir kimse o ikisine buğzedip muhalefet eder. Onları sevmek yakınlık, onlara buğzetmek ise dinden çıkıştır. Bazı kimselere ne oluyor ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in iki kardeşi, iki veziri, iki arkadaşı olan, Kureyş’in iki efendisi ve müslümanların iki babası olan Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma hakkında ileri geri konuşuyorlar? Ben onlar aleyhinde konuşanlardan beriyim ve bu kimseleri cezalandıracağım.”[9]

Cehmîyye Küfrünün Irak’ta Başlaması

* Me’mun ve Mu’tasım dönemlerinde Cehmîlik Irak merkezli ilerlemiştir.

Kadı Seleme b. Amr rahimehullah dedi ki:

لَا رَحِمَ اللَّهُ أَبَا حَنِيفَةَ فَإِنَّهُ أَوَّلُ مَنْ زعم أن الْقُرْآَن مَخْلُوقٌ

“Allah Ebu Hanife’ye rahmet etmesin! Zira o Kur’ân’ın mahlûk olduğunu iddia eden ilk kişidir.”[10]

Sufyan es-Sevrî dedi ki: “Hammad b. Ebi Suleyman bize şöyle dedi:

أَفِيكُمْ مَنْ يَأْتِي أَبَا حَنِيفَةَ؟ بَلِّغُوا عَنِّي أَبَا حَنِيفَةَ أَنِّي بَرِيءٌ مِنْهُ وَكَانَ يَقُولُ الْقُرْآَنُ مَخْلُوقٌ

“İçinizde Ebu Hanife’ye gidecek olan var mı? Ebu Hanife’ye benim kendisinden berî (uzak) olduğumu tebliğ etsin. O Kur’ân’ın mahlûk olduğunu söylüyor.”[11]

* Bozuk felsefecilerin görüşlerinin İslam medreselerine sokuşturulmasını başlatan Beytu’l-Hikme zındıklık hareketi Irak’ta başlamıştır.

Mürcie Hanefiler Irak’ta Türemiştir

* Re’y ehlinin sapık Hanefileri, Kufe’den neş’et etmiştir. Saptırıcı sapık Ebu Hanife Kufe’lidir.

İshak b. İsa et-Tabbâ dedi ki: “Hammad b. Zeyd rahimehullah’ın yanındaydık ve Vehb b. Cerir rahimehullah da yanımızdaydı. Bize Ebu Hanife’nin görüşünden bir şeyler zikretti. Hammad b. Zeyd rahimehullah dedi ki:

اسْكُتْ وَلَا يَزَالُ الرَّجُلُ مِنْكُمْ دَاحِضًا فِي بَوْلِهِ يَذْكُرُ أَهْلَ الْبِدَعِ فِي مَجْلِسِ عَشِيرَتِهِ حَتَّى يَسْقُطَ مِنْ أَعْيُنِهِمْ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا حَمَّادٌ فَقَالَ أَتَدْرُونَ مَا كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ إِنَّمَا كَانَ يخَاصِمُ فِي الْإِرْجَاءِ فَلَمَّا تَخَوَّفَ عَلَى مُهْجَتِهِ تَكَلَّمَ فِي الرَّأْيِ فَقَاسَ سُنَنَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَعْضَهَا بِبَعْضٍ لِيُبْطِلَهَا وَسُنَنُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تُقَاسُ

  “Sus! Kişi, aşiretinin meclisinde bid’at ehlini anmakla idrarı içinde debelenip durur ve onların gözlerinden düşer.” Sonra Hammad bize döndü ve dedi ki:

“Ebu Hanife ne yaptı biliyor musunuz? O ancak Mürcie görüşlerini savundu. Menheci hakkında korkuya kapılınca re’y hakkında konuşmaya başladı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerini iptal etmek için onları birbirine kıyasladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerine kıyas yapılamaz!”[12]

Said b. Muslim b. Banek rahimehullah dedi ki:

قُلْتُ لِأَبِي يُوسُفَ أَكَانَ أَبُو حَنِيفَةَ جَهْمِيًّا؟ قَالَ نَعَمْ قُلْتُ أَكَانَ مُرْجِئًا؟ قَالَ نَعَمْ فَقُلْتُ لَهُ فَعَلَامَ كُنْتُمْ تُجَالِسُونَهُ؟ قَالَ عَلَى مُدَارَسَةِ الْعِلْمِ

“Ebu Yusuf’a: “Ebu Hanife Cehmî miydi?” dedim. “Evet” dedi. “O aynı zamanda mürcie miydi?” dedim. “Evet” dedi.” Ben:

“Peki neden onunla oturuyordunuz?” dedim. Dedi ki: “İlim dersi yaptığından dolayı.”[13]

Kaderiyye Sapıklığı Irak’ta Türemiştir

Yahya b. Ya’mer rahimehullah’tan:

قُلْتُ لِابْنِ عُمَرَ إِنَّ عِنْدَنَا رِجَالًا بِالْعِرَاقِ يَقُولُونَ إِنْ شَاءُوا عَمِلُوا وَإِنْ شَاءُوا لَمْ يَعْمَلُوا وَإِنْ شَاءُوا دَخَلُوا الْجَنَّةَ وَإِنْ شَاءُوا دَخَلُوا النَّارَ وَإِنْ شَاءُوا وَإِنْ شَاءُوا فَقَالَ إِنِّي مِنْهُمْ بَرِيءٌ وَإِنَّهُمْ مِنِّي بَرَاءٌ

“İbn Ömer radıyallahu anhuma’ya dedim ki:  “Bizim yanımızda Irak’ta bazı kimseler var ki, şöyle diyorlar: “Kullar isterlerse amel ederler, isterlerse amel etmezler. Dilerlerse cennete girerler, dilerlerse cehenneme girerler. Dilerlerse şunu, dilerlerse şunu yaparlar” İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:

“Ben onlardan berîyim, onlar da benden berîdirler.”[14]

Abdullah b. Abdirrahman rahimehullah dedi ki:

قَالَ رَجُلٌ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ إِنَّ نَاسًا مِنْ أَهْلِ الْعِرَاقِ يُكَذِّبُونَ بِالْقَدَرِ وَيَزْعُمُونَ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يُقَدِّرُ الشَّرَّ قَالَ فَبَلِّغْهُمْ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ مِنْهُمْ بَرِيءٌ وَأَنَّهُمْ مِنْهُ بَرَاءٌ وَاللَّهِ لَوْ أَنَّ لِأَحَدِهِمْ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا ثُمَّ أَنْفَقَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا قَبِلَ اللَّهُ مِنْهُ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ

“Bir adam Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’ya dedi ki: “Irak’lı bazı kimseler kaderi yalanlıyorlar ve diyorlar ki: “Allah Azze ve Celle şerri takdir etmez.” İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:

“Onlara şöyle ulaştır: “Muhakkak ki Abdullah b. Ömer onlardan berîdir, onlar da O’ndan berîdirler.” Vallahi şayet onlardan birinin Uhud dağı gibi altını olsa da onu Allah yolunda infak etse, kaderin hayrına ve şerrine iman etmedikçe Allah ondan bunu kabul etmez.”[15]

Sapkın Sufilik Irak’ta Başlamıştır

Ebu Hazım rahimehullah şöyle anlattı: İbn Ömer radıyallahu anhuma Irak’lı bir adama uğradı. Adam yere düşmüş, insanlar etrafına toplanmışlardı.

“Ne oluyor?” diye sorunca: “Bu adama Kur’ân okunduğu zaman veya Allah’ın zikredildiğini işittiği zaman Allah korkusundan düşüp bayıldı” dediler. İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:

“Allah’a yemin olsun biz de Allah’tan korkuyoruz ama düşüp bayılmıyoruz.”[16]

Seyyar Ebu’l-Hakem rahimehullah şöyle dedi:

أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ حُدِّثَ أَنَّ أُنَاسًا بِالْكُوفَةِ يُسَبِّحُونَ بِالْحَصَا فِي الْمَسْجِدِ فَأَتَاهُمْ وَقَدْ كَوَّمَ كُلُّ رَجُلٍ مِنْهُمْ بَيْنَ يَدَيْهِ كَوْمَةَ حَصًا قَالَ فَلَمْ يَزَلْ يَحْصِبُهُمْ بِالْحَصَا حَتَّى أَخْرَجَهُمْ مِنَ الْمَسْجِدِ وَيَقُولُ لَقَدْ أَحْدَثْتُمْ بِدْعَةً ظُلْمًا أَوْ قَدْ فَضَلْتُمْ أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عِلْمًا

“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’e Kufe’de bazı insanların mescidde taşlarla tesbih ettikleri anlatıldı. Bunun üzerine onların yanına gitti. Topluluktan her bir kimsenin önünde bir öbek taş vardı. Onları mescidden çıkarıncaya kadar taşlamaya devam etti ve şöyle diyordu:

“Bir zulüm olarak bir bid’at çıkardınız yahut Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından daha üstün bir ilminiz var!”[17]

Şafii rahimehullah şöyle demiştir: “Irak’ı zındıkların uydurduğu ve adına tagbir dedikleri şeyle terk ettim. Bu vesileyle insanları Kur’an’dan alıkoyuyorlardı.”[18]

Tagbir hakkında Ebu Mansur el-Ezheri şöyle demiştir: “Bir topluluk Allah’ı zikir, dua ve yalvarma ile toz kaldırırlar. Allah Azze ve Celle’yi zikrederken söyledikleri şiirlere “tagbir: toz kaldırma” adını vermişlerdir. Sanki onlar söyledikleri şarkı esnasında ayaklarıyla yere vurmaları ve raks etmeleri sebebiyle toz kaldırma anlamına gelen bu ismi kullanmışlardır.

Ahmed b. Hanbel rahimehullah şöyle demiştir: “Tagbirsonradan çıkarılmış bir bidattir”[19]

Nakşibendîlik, Kadirîlik ve Rifailik bu bölgede kuvvetlenmiştir.

Bukalemun Abdullah Yolcu Irak’lıdır

* Araplar tarafından yapılan fonlarla Türkiye’de Guraba yayınevini kuran, önceleri sünnete davet ederek taraftar toplayan, biti kanlanınca gerçek yüzlerini ortaya çıkaran, mezhep taklidine çağırmaya, selefi tevhid davetine dil uzatmaya, Ebu Hanife bağnazlığı yapmaya ve Harici Sururî taraftarlığını ortaya koymaya başlayan, korona plandemisinde cemaatle namazların yasaklanmasını, maske takmayı ve aşı olmayı teşvik ederek açıkça dinden çıkan Abdullah Yolcu adlı sapık da Irak’lıdır.

Işid Sapkınlığı Irak’ta Kurulmuştur

* Tarih boyunca Irak halkının çoğunluğunu teşkil eden münafıklar İslam dünyasının zarar görmesinde etkili olmuşlardır. Son olarak kâfir İslam düşmanları tarafından organize edilen Işıd teröristleri, Irak’ta kurulmuştur.

Deccal Irak’tan, Haricilerin Arasından Çıkacaktır

* Deccal de Irak’tan çıkacak, en çok taraftarını bu bölgeden ve İran bölgesinden edinecektir.

Nevvas b. Sem’an radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Deccal’in Irak ile Şam arasında bir bölgeden çıkacağını bildirmiştir.[20]

el-Heysem b. el-Esved rahimehullah dedi ki: “Muaviye radiyallahu anh’ın yanında iken Abdullah b. Amr b. As radiyallahu anhuma bana dedi ki:

تَعْرِفُونَ أَرْضًا قَبْلَكُمْ يُقَالُ لَهَا كُوثَى كَثِيرَةُ السِّبَاخِ قُلْتُ نَعَمْ قَالَ مِنْهَا يَخْرُجُ الدَّجَّالُ

“Sizin o taraflarda (Irak tarafında) Kûse denilen, gübreliği bol olan bölgeyi biliyor musunuz?” Ben: “Evet” dedim. Dedi ki: “Deccal işte oradan çıkacaktır.”[21]

Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

سَتَكُونُ هِجْرَةٌ بَعْدَ هِجْرَةٍ يَخْرُجُ خِيَارُ الْأَرْضِ إِلَى مُهَاجَرِ إِبْرَاهِيمَ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَيَبْقَى فِي الْأَرْضِ شِرَارُ أَهْلِهَا تَلْفِظُهُمْ أَرْضُوهُمْ وَتَقْذَرُهُمْ نَفْسُ اللَّهِ وَتَحْشُرُهُمُ النَّارُ مَعَ الْقِرَدَةِ وَالْخَنَازِيرِ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَخْرُجُ نَاسٌ مِنْ قِبَلِ الْمَشْرِقِ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ كُلَّمَا قُطِعَ قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ كُلَّمَا قُطِعَ قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ كُلَّمَا قُطِعَ قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ ثُمَّ يَخْرُجُ فِي بَقِيَّتِهِمُ الدَّجَّالُ

Hicretten sonra bir hicret olacak, İbrahim aleyhi's-selâm'ın hicret yeri (olan Şam), yeryüzü sakinleri­nin en hayırlı olanlarını içerisine alacak, (Şam'ın) dışında kalan kısımlarında, dünyanın en şerli halkı kalacaktır. Sonra onları da kendi toprakları dışarı atacaktır. Allah onlardan hoşlan­mayacak, oradan oraya atacak sonra maymunlar ve domuzlar­la birlikte kendilerini ateş saracaktır.” Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Doğu tarafından Kur’ân’ı okuyan fakat okudukları gırtlaklarını geçmeyen bazı insanlar çıkacaktır. Onların ardı kesildikçe başka bir nesil yetişecek, ardı kesildikçe başka bir nesil yetişecek, sonra onların kalanları arasından Deccal çıkacaktır.”[22]



[1] Hasen. İbn Sa’d Tabakat (7/442) Fesevi Ma’rife (2/306, 3/79) Beyhakî Delail (6/486-487) Dulabi el-Kuna ve’l-Esma (1268) el-Lalekai Keramatu’l-Evliya (68) Hatib el-Muttefak ve’l-Mufterak (1208) İbn Asakir Tarih (12/168, 67/82) İbnu’l-Adim Bugyetu’t-Taleb (5/2057) İbn Kesir Musnedu’l-Faruk (961) İbn Kesir el-Bidaye (9/132) İbn Hacer el-İsabe (4/145) Ebu Azbe tabiinin büyüklerinden olup onun hakkında Fesevi: “Sika” demiştir. el-Elbani ed-Daife’de (5520) bu kıssayı zikretmiş ve isnadının hasen olduğunu söylemiştir.

[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.  İbn Sa’d Tabakat (8/254) Ahmed (6/351) İbn Asakir Tarih (12/121) el-Elbani es-Sahiha (3538)

[3] Hasen. Ebû Ya'lâ (10/125) Ahmed (2/87, 91) Tirmizî (2220, 3944) Beyhakî Delail (6/482) el-Elbani es-Sahiha (3538) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (243, 2330)

[4] Sahih. Buhârî (7094, 1037)

[5] Sahih. Buhârî (3279, 3104) Muslim (2905)

[6] Buhârî'nin şartına göre sahih. İbn Ebi Asım es-Sunne (934) Bezzar (Keşfu’l-Estar 1850) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (790)

[7] Sahih. Buhârî (5994, 3753)

[8] Sahih mevkuf. Ebu Tahir ez-Zuhelî Cüz (157) İbn Ebi Hayseme Tarih (4359) İbn Asakir Tarih (29/8)

[9] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu İshak el-Fezari’den naklen: İbn Hacer Lisanu’l-Mizan (3/290) Yahya b. Hamze ez-Zubeydî’nin Tavku’l-Hamame kitabından naklen: İhsan İlahi Zahir es-Sunnetu Ve’ş-Şia (s.8) Hatib el-Kifaye (1194) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (7/201) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (579) İbnu’l-Esir Usdu’l-Gabe (4/156) İbn Asakir Tarih (44/366) Mukbil b. Hadi İlhadu’l-Humeynî (s.64)

[10] Sahih maktu. Ebu Zur’a Tarih (s.506) Hatib Tarih (13/375) İbn Asakir Tarih (22/105) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife (s.347)

[11] Hasen maktu. Ukayli ed-Duafa (4/268)

[12] Hasen maktu. Ebu Nuaym Hilye (6/258)

[13] Sahih maktu. Fesevi Ma’rife (2/782) İbn Şahin Şerhu Mezahibi Ehli’s-Sunne (32) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife (s.335)

[14] Hasen mevkuf. İbn Batta el-İbane (2/644, 4/153) İbn Bişran Emali (1157) Acurri eş-Şeria (207) Ahmed (2/107) Mervezi Tazimu Kadri’s-Salat (371)

[15] Hasen. İbn Batta el-İbane (4/56, 153)

[16] Sahih mevkuf. Ebu Ubeyd Fadailu’l-Kur’ân (305)

[17] Sahih ligayrihi. İbn Vaddah, el-Bid’a (16)

[18] Sahih maktu. El-Hallal, el-Emru bi’l-Maruf (191, 192) İbn Cevzi Telbis (s.205)

[19] Sahih maktu. İbn Cevzi Telbis (s.203) Hallal el-Emru bi’l-Ma’ruf (s.106) es-Silefi Tuyuriyyat (43)

[20] Sahih. Muslim (2937)

[21] Sahih mevkuf. Nuaym b. Hammad el-Fiten (1504, 1511) Ma’mer, Cami (1451) İbn Ebî Şeybe (8/657) Ebu Bekr en-Neccad Emali (14) Abdulgani el-Makdisi Ahbaru’d-Deccal (52)

[22] Muslim'in şartına göre sahih. Tayalisi (2407) Hâkim (3/556) Abdurrazzak (11/376) Ahmed (2/209) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/53) Taberânî Evsat (7/42) İbn Asakir Tarih (1/161)

26 Haziran 2026 Cuma

Bid’at Ehline Karşı Sertlik Övülen Bir Ahlâktır!

İbnu’l-Cevzi, İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah hakkında şöyle demiştir:

“İmam Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel, sünnete sıkı tutunması ve bid’atten yasaklamasının şiddetinden dolayı, kendilerinden sünnete aykırı şeyler sadır olan hayırlı kimseler hakkında eleştirilerde bulunmuştur. Onun bu sözleri din için nasihate yorumlanır.”[1]

Lakin zaman değişmiş, bid’at ehline karşı şiddet ancak küçük bir azınlık tarafından ortaya konulmaya ve zamane halkı tarafından bu tutum ayıplanır hale gelmiştir!

25 Haziran 2026 Perşembe

La İlahe İllallah Sözünün Anlamı: "Allah’tan Başka Hak Ma’bud Yoktur"

 Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: “Benden başka ibadete layık hak ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya 25)

وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ

Âd’a da kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur! Halâ sakınmayacak mısınız? (A’raf 65)

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ibadete layık bir ilah yoktur. Rahman’dır, Rahim’dir.” (Bakara 163)

La ilahe illallah sözünün anlamı: Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur demektir. Bu sözün “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” şeklinde tercümesi eksiktir ve doğru anlaşılmasına manidir.

16 Haziran 2026 Salı

Mut’a Nikâhının Hükmü Hakkında Tahkik

 

Mut’a Nikâhının Hükmü Hakkında Tahkik

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

12 Haziran 2026 Cuma

Sekülerleşenler ve Sosyal Medya Fenomenleri Ümmetin En Şerlileridir

 Gazali rahimehullah, İhyâu Ulumi’d-Din kitabında kaynak ve isnad belirtmeden şöyle bir hadis zikretmiştir:

سَيَأْتِي بَعْدَكُمْ قَوْمٌ يَأْكُلُونَ أَطَايِبَ الدُّنْيَا وَأَلْوَانَهَا ويركبون فره الْخَيل وَأَلْوَانَهَا وَيَنْكِحُونَ أَجْمَلَ النِّسَاءِ وَأَلْوَانَهَا وَيَلْبَسُونَ أَلْيَنَ الثِّيَاب وَأَلْوَانَهَا لهم بطون من القليل لا تشبع وأنفس بالكثير لا تقنع عاكفون على الدنيا يغدون ويروحون إليها اتخذوها آلهة من دون إلههم ورباً دون ربهم إلى أمرها ينتهون ولهواهم يتبعون فعزيمة من محمد بن عبد الله لمن أدركه ذلك الزمان من عقب عقبكم وخلف خلفكم أن لا يسلم عليهم ولا يعود مرضاهم ولا يتبع جنائزهم ولا يوقر كبيرهم فمن فعل ذلك فقد أعان على هدم الإسلام

 Sizden sonra bir topluluk gelecek, dünyanın güzelliklerini ve çeşitli nimetlerini yiyecekler, at yavrularına ve çeşitli bineklere binecekler, en güzel ve çeşitli kadınlarla nikâhlanacaklar, en ince ve türlü elbiseler giyecekler. Onların azla doymayan karınları, çokla tatmin olmayan nefisleri vardır. Dünya için sabah akşam çabalarlar ve onu ilahlardan bir ilah edinirler, emirleri ve yasakları için onu rablerden bir rab edinirler. Hevalarına tabi olurlar. Abdullah oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bir azimet olsun ki, sizden sonrakilerden o zamana yetişen onlara selam vermesin, hastalarını ziyaret etmesin, cenazelerine katılmasın, büyüklerine saygı göstermesin. Kim bunları yaparsa İslam’ın yıkılmasına destek vermiş olur.”[1]

İhya tahrici yapanlar bu hadisi bu şekliyle bulamadıklarını ifade etmişlerdir. Lakin görünen o ki, Gazali başka yerlerde yaptığı gibi, burada da birkaç hadisin metinlerini bir araya getirerek zikretmiştir.

Bu hadisin asılları şu şekildedir:

Hecri İhmal Edilen En Şerli Taifeler

 İslam dininin ilk farzı olan La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah şehadetinin en önemli şartlarından biri olan velâ ve berâ, âhir zamanda en çok ihmal edilen esaslardandır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “İslam garib başladı tekrar garibliğine dönecektir, müjdeler olsun o gariblere” diyerek müjdelediği gariblerle ilgili gelen hadisler bir arada düşünüldüğü zaman, söz konusu garibliğin ancak velâ ve bera ile ortaya çıktığı açıkça görülür. Zira o garibler insanların bozulduğu zaman düzgün kalmaya ve düzeltmeye çalışan, sünnetler terk edildiği ve bid’atlere uyulduğu zaman kor parçası avuçlamak pahasına sünnetlere temessükte sebat eden, bu uğurda kabilelerinden, akrabalarından, arkadaşlarından ayrılmak zorunda kalan kimseler olarak nitelenmektedir.

9 Haziran 2026 Salı

Taklid ve Taassup Ruhunun Sancıları, Hakka Talip Olmanın Kurtarıcılığı

 

İnsanların çoğunda eskiden beri bir tür kutsama kompleksi vardır ve bu durum taklit bataklığından kurtulamamalarına sebep olmaktadır. Taklit edenler, taklit ettikleri kimseleri oldukları mertebenin üzerine çıkarma ve onları kusursuz görme eğilimindedirler. Böylesi bozuk anlayış sahibi bir taklitçi, âlim kabul ettiği birisinde şayet beşeri bir kusur görürse bu defa onu yerin dibine batırma, olduğu mertebenin çok daha aşağılara indirme itiyadındadır. İşte bu taklit ruhu en çok sapık Yahudilerde sırıtan bir özellik idi. Abdullah b. Selam onların en değer verdikleri, yücelttikleri bir âlim iken, Abdullah b. Selam radıyallahu anh müslüman olunca, bu durum Yahudilerin hevâlarına uymadı ve derhal onu aşağılayabilecekleri en düşük sıfatlarla zikretmeye başladılar!

7 Haziran 2026 Pazar

İlim Sahibi Kimsenin Âlim Olduğunu Söylemesi Kibir ya da Nefsi Temize Çekmek midir?

 Kişinin herhangi bir övülen vasıfla kendi nefsine temize çekmeye çalışması, kendisini başkalarından üstün görmesi veya diğer insanlara hakaret gözüyle bakmasının en çirkin hasletlerden olduğunda bir şüphe yoktur.

İlim vasfıyla böbürlenmek de böyledir. Lakin sünnet ehli bir âlimin, hakka karşı inat eden ve cahilleri önder edinen bid’atçilerin insanları saptırıcı şüphelerini def etme konusunda, sahip olduğu ilme şahitlik etmesi garipsenecek bir durum değildir. Zamanımızda âlim olmadıklarını itiraf ettikleri halde dinin neredeyse her meselesinde ahkâm kesme cüretine kalkışan, ilim ehline dil uzatarak kendilerini onlarla aynı seviyede hatta daha üstün görmek isteyen taklid ile tescilli cahillere hadlerini bildirmek için ilim sahiplerinin ilimlerini ortaya koymaları ve din meseleleri hakkında söz söylemeye, hadis rivayet etmeye yetkili olduklarını, icazet sahibi olduklarını ifade etmeleri, hakka şahitliktir. Eğer bu ilim iddiasında bulunan kişi yalan bir şahitlikte bulunuyorsa, ilim ehli olmadığı halde ilim iddia ediyorsa bunun vebali de şüphesiz kendisinin üzerinedir.

Bir de şu duruma uyarıda bulunmak gerekir: Hasen el-Basri rahimehullah’ın da dediği gibi ilim iki türlüdür. Bir türü kesbîdir ki, zahirdeki ilimdir, kişi ilim vasıtalarında çaba göstererek bu ilmi elde eder. Bir türü de vehbîdir, bâtındadır. Yani Allah Azze ve Celle’den kula lutfedilen fıkıh/kavrama kabileyetidir.

İlim iddia eden kişi, zahirdeki ilmi iddia eder ve bu konudaki muktesebatını ortaya koyar, ilmini ispatlar, yahut yalan bir iddiada bulunursa bu konudaki yalanı hemen ortaya çıkar.

Şayet ilim iddia eden kişi, batındaki ilmi, yani vehbî olan bâtın ilmi iddia ederse, Allah’ın kendisi hakkında hayır dilediği kullardan olduğunu iddia etmiş olur. Zira mütevatir hadiste buyrulduğu gibi, “Allah hayrını dilediği kulu fakih kılar.” Böyle bir ilmi iddia etmede şaibe vardır ve kendini temize çekme manası taşıyabilir.

Lakin mesela tıp ilmini ehlinden okumuş birinin tabip olduğunu söylemesi, hendese ilmini ehlinden öğrenmiş birinin mühendis olduğunu söylemesi nasıl hiç tuhaf değilse, hadis ilmini, tefsir ilmini, fıkıh ilmini, nahiv ilmini ehlinden okumuş kimselerin de bu ilimlere sahip olduğunu/âlim olduğunu söylemesi, elbette tuhaf değildir.

Bu önemli ayrıntıyı dikkatten kaçıranlar, bazı kitaplarda hadis veya selefin sözü olarak aktarılan uydurma bir sözü gündeme getirerek, “Âlim olan kişi zaten âlim olduğunu söylemez. Âlim olduğunu söyleyen gerçekten alim olsaydı “Ben alimim” demezdi” şeklinde bir hurafeyi kural ediniyorlar!

İmam Suyuti rahimehullah, A’zebu’l-Menahil adlı risalesinde, “Ben âlimim” diyen kimse cahildir” şeklinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ömer radıyallahu anh’e ve seleften bazılarına isnad edilen sözün sahih bir aslı olmayıp uydurma olduğunu uzunca açıkladıktan sonra şöyle demiştir: “Sadedinde olduğumuz bu hadisin bâtıl oluşunu destekleyen şeylerden birisi de, bu sözün manasının aralarında Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Mes’ud, Muaviye b. Ebi Sufyan, Abdullah b. Abbas radıyallahu anhum’un da bulunduğu sahabeden bir cemaatten sabit olmuş olmasıdır. Şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir kınamada bulunmuş olsaydı onlar bu sözleri söyleyerek muhalif düşmezlerdi. Yine bu söz (yani “Ben alimim” sözü) tabiinden ve sonrakilerden sayılamayacak kadar çok kimselerden sabit olmuştur. Onların sözlerinin lafızlarına dair rivayetleri es-Savaik Ale’n-Navaik adlı kitapta zikrettim. Şüphesiz ki şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem böyle söylemeyi kınamış olsaydı o imamlar bu sözü kullanmazlardı. Bunun en açık bir örneği Allah’ın nebisi Yusuf aleyhi's-selâm’ın: “Muhakkak ki ben bir koruyucuyum, alîmim (bilenim).” (Yusuf 55) sözüdür…”

Yine Hafız İbn Hacer el-Heytemi, ez-Zevacir kitabında kişinin zaruret olmadan ve haksız yere (alim olmadığı halde övünmek için) “Ben alimim” demesini büyük günahlar arasında zikretmiş, sonra şu uyarıyı eklemiştir: “Burada “haksız yere ve zaruret olmaksızın” kaydını şart koştum. Zira kişi ilminin ve taatinin bilinmediği bir beldede olursa, bunların kendisinden kabul edilmesi ve faydalanmaları maksadıyla bu hususları zikretmeye hakkı vardır. Tıpkı Yusuf aleyhi's-selâm’ın şu sözünde olduğu gibi: “Dedi ki: “Beni ülkenin hazineleri üzerine tayin et. Çünkü ben bir koruyucuyum, bilenim.” (Yusuf 55) Yine aynı şekilde, inatla ve cahillikle kişinin ilmi inkar ediliyorsa, onun ilminden bahsetmesi ve cahil inatçıların burnunu sürtmek için buna delil getirmesi hakkıdır. Ta ki bu sayede insanlar onu kabul etsinler ve ilminden istifade etsinler.”

Hafız el-Acluni de Keşfu’l-Hafa adlı kitabında (2557) “Kim “Ben mü’minim” derse o kâfirdir. Kim “Ben alimim” derse o cahildir” şeklinde hadis diye aktarılan söz hakkında, bu rivayetin sahih olmadığına dair açıklamaları zikretmiş, sonra şöyle demiştir:

“Sahabeden ve onların dışında sayılamayacak kadar çok kimseden her birinin “Ben alimim” şeklinde sözler söyledikleri sabit olmuştur. Onların Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kınadığı bir duruma düşmüş oldukları söylenemez. Hatta Yusuf aleyhi's-selâm’ın “Ben hafîz ve alîmim” (Yusuf 55) sözü bundan daha ileridir….”

Seleften bu konuda örneklerden birisi şu şekildedir: Belazuri dedi ki: Bana Ahmed b. İbrâhim ed-Devrakî anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ b. Maîn anlattı; dedi ki: Bize Haccâc b. Muhammed anlattı, dedi ki: Bana İbn Cüreyc anlattı, dedi ki: İbn Ebi Muleyke bana dedi ki:

جَاءَ ابْنَ الزُّبَيْرِ مَالٌ أَوَّلَ مَا جَاءَهُ فَانْطَلَقَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِلَيْهِ وَهُوَ فِي قُعَيْقِعَانَ فَقَالَ إِنَّكَ قَدْ دَعَوْتَ النَّاسَ إِلَى مَا قَدْ عَلِمْتَ وَقَدْ جَاءَكَ مَالٌ وَبِالنَّاسِ حَاجَةٌ فَقَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ وَمَا أَنْتَ وَهَذَا؟ إنك عم أَعْمَى اللَّهُ قَلْبَكَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ بَلْ أَعْمَى اللَّهُ قَلْبَكَ قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ وَاللَّهِ مَا أَنْتَ بِفَقِيهٍ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَاللَّهِ لأَنَا أَفْقَهُ مِنْكَ وَمِنْ أَبِيكَ

“Abdullah b. Zübeyr'e ilk defa bir mal gelmişti. Kendisi Kuaykuân'da bulunuyordu. İbn Abbâs radıyallahu anhuma onun yanına gitti ve ona:

"Sen insanları bildiğin şeye [biat etmeye] davet ettin. Sana biraz mal geldi, insanların da ihtiyaçları var." dedi. Bunun üzerine İbnu'z-Zubeyr radıyallahu anhuma:

“Sen neden bununla ilgileniyorsun? Sen körsün, Allah kalbini de kör etmiş.” dedi. İbn Abbas “Allah senin kalbini kör etmiştir.” dedi. Bunun üzerine İbnu'z-Zubeyr:

“Vallahi sen fakih filan değilsin!" dedi. İbn Abbâs ise

"Vallahi ben, senden de babandan da daha fakihim.” dedi…” Sahih. Belazuri Ensabu’l-Eşraf (4/39) Makrizi el-Mukaffa el-Kebir (4/279)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)