Ebu Azbe Amr b. Suleym el-Hadrami el-Humusî rahimehullah dedi ki:
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ
رضي الله عنه فَأَخْبَرَهُ أَنَّ أَهْلَ الْعِرَاقِ قَدْ حَصَبُوا أَمِيرَهُمْ فَخَرَجَ
غَضْبَانًا فَصَلَّى لَنَا صَلَاةً فَسَهَا فِيهَا حَتَّى جَعَلَ النَّاسُ
يَقُولُونَ سُبْحَانَ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ فَلَمَّا سَلَّمَ أَقْبَلَ عَلَى
النَّاسِ فَقَالَ مِنْ هَاهُنَا مِنْ أَهْلِ الشَّامِ؟ فَقَامَ رَجُلٌ ثُمَّ آخَرُ
ثُمَّ قُمْتُ أَنَا ثَالِثًا أَوْ رَابِعًا فَقَالَ يَا أَهْلَ الشَّامِ
اسْتَعِدُّوا لِأَهْلِ الْعِرَاقِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ بَاضَ فِيهِمْ
وَفَرَّخَ اللَّهمّ إِنَّهُمْ قَدْ لَبَّسُوا عَلَيَّ فَأَلْبِسْ عَلَيْهِمْ
وَعَجِّلْ عَلَيْهِمْ بِالْغُلَامِ الثَّقَفِيِّ يَحْكُمُ فِيهَا بِحُكْمِ
الْجَاهِلِيَّةِ لَا يَقْبَلُ مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَلَا يَتَجَاوَزُ عَنْ
مُسِيئِهِمْ
“Bir adam Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’e geldi ve Irak
halkının emirlerini taşladıkları haberini verdi. Ömer radıyallahu anh öfkeli
bir şekilde çıktı, bize namazı kıldırdı ve namazda yanıldı. İnsanlar: “Subhanallah!
Subhanallah” demeye başladılar. Ömer radıyallahu anh selam verince insanlara
döndü ve şöyle dedi:
“Burada Şam halkından kimse var mı?” Bir adam kalktı, sonra
bir adam daha kalktı, sonra üçüncü veya dördüncü kişi olarak ben kalktım. Dedi
ki:
“Ey Şam halkı! Irak halkına karşı hazırlık yapın. Zira şeytan
onların aralarında yumurta bıraktı ve ondan yavru çıktı. Allah’ım! Onlar beni
şaşırttılar, sen de onları şaşırt! Onlara Sakif’li gencin çıkışını hızlandır ki
orada cahiliyye hükmüyle hükmetsin, onların iyiliklerini kabul etmesin ve kötülüklerini
bağışlamasın.”[1]
Faideler:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Sakif’ten bir yalancı
ve bir kan dökücünün çıkacağını haber vermişti.
Ebu’s-Sıddık en-Naci
rahimehullah’tan:
أَنَّ
الحَجّاجَ دَخَلَ عَلَى أَسماءَ بِنت أَبي بَكرٍ فَقالَ لَها إِنَّ ابنَك أَلحَدَ في
هَذا البَيت وإِنَّ اللهَ أَذاقَهُ مِن عَذابٍ أَليم وفَعَلَ بِه وفَعَلَ فَقالَت لَهُ
كَذَبتَ كانَ بَرًّا بِالوالِدَين صَوّامًا قَوّامًا ولَكِنَّ والله لَقَد أَخبَرنا
رَسولُ الله صَلى الله عَليه وسَلم أَنَّهُ سَيَخرُجُ مِن ثَقيفٍ كَذّابان الآخَرُ
مِنهُما شَرٌّ مِنَ الأَوَّلِ وهوَ مُبيرٌ
“el-Haccac b. Yusuf, Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anhuma’nın yanına
girdi ve ona dedi ki: “Oğlun Kâ’be’de fitne çıkardı. Allah da buna karşılık ona
acı bir azabı tattırdı ve ona malum şeyleri yaptı” dedi. Esma radiyallahu anha
ona şöyle dedi:
“Yalan söylüyorsun! Zira anne babasına iyi davranan, çokça oruç tutup
namaz kılan birisiydi. Lakin vallahi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
bize şöyle haber vermişti:
“Sakif kabilesinden iki yalancı çıkacaktır. İkincisi birincisinden
daha kötü olacaktır ve o kan dökücü biridir.”[2]
Abdullah b. İsmet rahimehullah’tan: “İbn Ömer radiyallahu anhuma’yı şöyle
derken işittim:
أَنْبَأَنَا
رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ فِي ثَقِيفَ مُبِيرًا وَكَذَّابًا
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize Sakif kabilesinden bir mubîr
(çok kan döken kimse) ve bir kezzâb (çok yalan söyleyen kimse) çıkacağını haber
verdi.”[3]
Abdullah b. İsmet
rahimehullah dedi ki: “Deniliyordu ki: Çok yalancı olan; el-Muhtar b. Ebi Ubeyd
es-Sakafîdir. Kan dökücü olan ise el-Haccac b. Yusuf’tur.”
Ömer radıyallahu anh’ın bu sözü, Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in zalim Haccac hakkında daha fazla şeyler haber verdiğini
göstermektedir.
Ömer radıyallahu anh Irak halkına ikinci defa vali
gönderdiğinde, tıpkı öncekine yaptıkları gibi bu valiyi de taşlamışlar, bunun
üzerine bu bedduayı onlar hakkında yapmıştır.
Ömer radıyallahu anh, Irak’ta şeytanın yumurtladığını
söylemekle, o bölgenin fitne ve kargaşaların yurdu olacağını haber vermiş, tarih
boyunca da Ömer radıyallahu anh’ın işaret etmiş olduğu gibi, bu bölge fitnelerin
ve saptırıcı bid’atlerin başlangıç merkezi olmuştur.
Irak’ta Hasen el-Basrî, Amr b. Meymun, Eyyub es-Sahtiyani, Şa’bî,
A’meş, Veki b. el-Cerrah, Abdullah b. el-Mubarek, Ahmed b. Hanbel, Sufyan
es-Sevrî, Cuneyd el-Bağdadî, Bişr b. Haris el-Hafi, Ma’ruf el-Kerhi, Abdulkadir
el-Geylanî, Ebu Zur’a el-Irakî gibi hidayet imamları da çıkmışlardır. Lakin hak
ehli, yaşadıkları dönemlerde azınlık olarak kalmışlardır.
Irak Necid’inin Fitnelerin Merkezi Olması
İbn Ömer radiyallahu
anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
اللَّهُمَّ
بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا قَالُوا يَا رَسُولَ
اللَّهِ، وَفِي نَجْدِنَا؟ قَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا اللَّهُمَّ
بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَفِي نَجْدِنَا؟ فَأَظُنُّهُ
قَالَ فِي الثَّالِثَةِ هُنَاكَ الزَّلاَزِلُ وَالفِتَنُ وَبِهَا يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ
“Allah’ım! Bize Şam’ımızı bereketli kıl.
Allah’ım! Bize Yemen’imizi bereketli kıl.” Dediler ki:
“Ey Allahın rasulü! Necid’imizi de?” Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem yine:
“Allah’ım! Bize Şam’ımızı bereketli kıl.
Allah’ım! Bize Yemen’imizi bereketli kıl” buyurdu. Dediler ki: “Ey Allah’ın
rasulü! Necid’imizi de?” Zannederim üçüncü seferinde şöyle buyurdu:
“Orada zelzeleler ve fitneler vardır.
Şeytanın boynuzu da oradan çıkar.”[4]
Abdullah b. Ömer
radiyallahu anhuma’dan:
رَأَيْتُ
رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُشِيرُ إِلَى المَشْرِقِ فَقَالَ
هَا إِنَّ الفِتْنَةَ هَا هُنَا إِنَّ الفِتْنَةَ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ
الشَّيْطَانِ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i doğuya
işaret ederek şöyle buyururken gördüm:
“Fitne işte şuradadır! Fitne işte şuradadır!
Şeytanın boyunuzunun çıktığı yerden!”[5]
İlk
Haricilerin Irak’ta Çıkması
* İlk Hariciler Irak’ta Nehrevan bölgesinde toplanmışlar ve
Haricilere karşı ilk savaş burada yapılmıştır.
Ukbe
b. Vessac rahimehullah dedi ki:
كَانَ
صَاحِبٌ لِي يُحَدِّثُنِي عَنْ شَأْنِ الْخَوَارِجِ وَطَعْنِهِمْ عَلَى
أُمَرَائِهِمْ فَحَجَجْتُ فَلَقِيتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو فَقُلْتُ لَهُ
أَنْتَ مِنْ بَقِيَّةِ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
وَقَدْ جَعَلَ اللَّهُ عِنْدَكَ عِلْمًا وَأُنَاسٌ بِهَذَا الْعِرَاقِ يَطْعَنُونَ
عَلَى أُمَرَائِهِمْ وَيَشْهَدُونَ عَلَيْهِمْ بِالضَّلَالَةِ فَقَالَ لِي
أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَلِيدٍ مِنْ ذَهَبٍ
وَفِضَّةٍ فَجَعَلَ يَقْسِمُهَا بَيْنَ أَصْحَابِهِ فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ
الْبَادِيَةِ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ وَاللَّهِ لَئِنْ أَمَرَكَ اللَّهُ أَنْ
تَعْدِلَ فَمَا أَرَاكَ أَنْ تَعْدِلَ فَقَالَ وَيْحَكَ مَنْ يَعْدِلُ عَلَيْهِ
بَعْدِي؟ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ رُدُّوهُ رُوَيْدًا فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ فِي أُمَّتِي أَخًا لِهَذَا يَقْرَءُونَ
الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ كُلَّمَا خَرَجُوا فَاقْتُلُوهُمْ
ثَلَاثًا
“Bana Haricilerin durumunu
ve yöneticilerine yaptıkları hakaretleri anlatan bir arkadaşım vardı. Hac
yaptım ve Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma ile karşılaştım. Ona dedim ki:
“Sen Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in ashabından hayatta kalan kimselerdensin. Allah ilmi senin
yanında kılmıştır. Irak’taki insanlar yöneticilerini eleştiriyor ve onların
sapıklık içinde olduğunu söylüyorlar.” Bana dedi ki:
“Allah’ın, meleklerin ve
bütün insanların laneti onların üzerine olsun. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’e altın ve gümüşten kolyeler getirildi. Bunları ashabı arasında taksim
ediyordu. Bedevilerden bir adam kalktı ve dedi ki:
“Ey Muhammed! Vallahi Allah
sana adil olmanı emretmişse senin adaletli olduğunu görmüyorum.” Bunun üzerine
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Sana yazıklar olsun!
Benden başka kim adil olabilir?” Adam dönüp giderken:
“Onu geri çevirin”
buyurdu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem sonra buyurdu ki:
“Muhakkak ki ümmetimde
bu adamın Kur’an’ı okuyan ve okudukları gırtlağından aşağı inmeyen kardeşleri
olacaktır. Onlar huruc ettikçe onları öldürün.” Bunu üç defa söyledi.”[6]
Kerbela Olayında Irak’lıların İhaneti
* Kerbela faciasında Irak halkının dönekliğinin büyük etkisi
olmuştur.
İbn Ebi Nu’m
rahimehullah’tan:
كُنْتُ
شَاهِدًا لِابْنِ عُمَرَ وَسَأَلَهُ رَجُلٌ عَنْ دَمِ البَعُوضِ فَقَالَ مِمَّنْ أَنْتَ؟
فَقَالَ مِنْ أَهْلِ العِرَاقِ قَالَ انْظُرُوا إِلَى هَذَا يَسْأَلُنِي عَنْ دَمِ
البَعُوضِ وَقَدْ قَتَلُوا ابْنَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَسَمِعْتُ
النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ هُمَا رَيْحَانَتَايَ مِنَ الدُّنْيَا
“İbn Ömer radiyallahu anhuma’ya bir adamın
sivrisinek kanı hakkında sorduğuna şahit oldum. İbn Ömer radiyallahu anhuma ona
dedi ki: “Sen nerelisin?” O da: “Irak halkındanım” dedi. İbn Ömer radiyallahu
anhuma dedi ki:
“Şuna bakın! Bana sivrisineğin kanı hakkında
soruyor! Halbuki Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in oğlunu katlettiler. Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’i (el-Hasen ve el-Huseyn radiyallahu anhuma
hakkında) şöyle buyururken işittim:
“O ikisi dünyadan iki reyhanımdır.”[7]
Rafiziliğin
Tohumlarının Irak’ta Atılması
* Abdullah b. Sebe denilen zındık Şiiliğin ilk
tohumlarını Irak bölgesinde saçmıştır.
Huceyye
b. Adiy el-Kindi rahimehullah dedi ki: “Ali radıyallahu anh’ı minber üzerinde
şöyle derken işittim:
مَنْ
يَعْذِرُنِي فِي هَذَا الْحَمِيتِ الْأَسْوَدِ الَّذِي يَكْذِبُ عَلَى اللَّهِ
عَزَّ وَجَلَّ وَعَلَى رَسُولِهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَعْنِي ابْنَ
السَّوْدَاءِ لَوْلَا أَنْ لَا يَزَالَ تَخْرُجُ عَلَيَّ عِصَابَةٌ تَنْعِي
عَلَيَّ دَمَهُ كَمَا ادُّعِيَتْ عَلَيَّ دِمَاءُ أَهْلِ النَّهَرِ لَجَعَلْتُ
مِنْهُمْ رُكَامًا
“Allah Azze ve Celle ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem üzerine yalan
söyleyen şu habis yani İbn Sevda (Abdullah b. Sebe’) hakkında kim beni mazur
görecek? Şayet Nehravan halkının kanlarını talep edenler çıktığı gibi bunun da
kanını talep eden topluluklar bana karşı çıkmayacak olsa elbette onu ibretlik
kılardım.”[8]
Zeyd b. Vehb rahimehullah’tan: “Suveyd b. Gafele
rahimehullah Ali radiyallahu anh’ın hilafeti zamanında onun yanına girdi ve
dedi ki:
إِنِّي
مَرَرْتُ بِنَفَرٍ يَذْكُرُونَ أَبَا بَكْرٍ يَرَوْنَ أَنَّكَ تُضْمِرُ لَهُمَا مِثْلِ
ذَلِكَ منهم عبدالله بن سبأ وكان عبدالله أول من أظهر ذَلِكَ فَقَالَ عليّ ما لي ولهذا
الخبيث الأسود ثُمَّ قال مُعَاذَ اللَّهِ أَنْ أُضْمِرَ لَهُمَا إِلَّا الحسن والْجَمِيلِ
ثم أرسل إلى عبدالله بن سبأ فسيره إلى المدائن وقال لا يساكنني في بلدة أبدًا ثُمَّ
نَهَضَ إلى المنبر حتى اجتمع النَّاسُ فذكر القصة فِي ثنائه عليهما بطوله وفِي آخِرِهِ
أَلَا وَلَا يَبْلُغُنِي عَنْ أَحَدٍ يُفَضِّلُنِي عَلَيْهِمَا إِلَّا جَلَدْتُهُ حَدَّ
الْمُفْتَرِي
“Muhakkak ki
ben Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’nın İslam ehli olmadıklarını söyleyen
bir topluluğa uğradım. Onlar senin de onlar hakkında aynı şekilde düşündüğünü
ama bunları içinde gizlediğini söylüyorlar. Abdullah b. Sebe de onlardan
biridir ve bu sözleri ilk ortaya atan da odur.” Bunun üzerine Ali radiyallahu
anh dedi ki: “Bu siyah pislikten ben berîyim.” Sonra dedi ki:
“Ebu Bekr ve
Ömer radiyallahu anhuma hakkında içimde iyilik ve güzellik dışında bir şey
gizlemekten Allah’a sığınırım.” Sonra Abdullah b. Sebe’yi Medain’e sürgün
ettirdi ve dedi ki:
“Onunla asla
aynı beldede yaşamam!” Sonra minbere çıktı, insanların toplanmalarını bekledi,
Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’yı öven kıssayı uzunca anlattı. Sonra dedi
ki:
“Dikkat edin! Bana kimin beni Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’dan
üstün tuttuğu ulaşırsa ona mutlaka iftira haddi uygulayacağım!” Ebu Nuaym’ın
rivayetinde Ali radiyallahu anh’ın bu hutbesinde şunları söylediği de
geçmektedir:
وَالَّذِي
فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ لَا يُحِبُّهُمَا إِلَّا مُؤْمِنٌ فَاضِلٌ
وَلَا يُبْغِضُهُمَا وَيُخَالِفُهُمَا إِلَّا شَقِيٌّ مَارِقٌ فَحُبُّهُمَا قُرْبَةٌ
وَبُغْضُهُمَا مُرُوقٌ مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَذْكُرُونَ أَخَوَيْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَوَزِيرَيْهِ وَصَاحِبَيْهِ وَسَيِّدَيْ قُرَيْشٍ وَأَبَوَيِ
الْمُسْلِمِينَ؟ فَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّنْ يَذْكُرُهُمَا وَعَلَيْهِ
مُعَاقِبٌ
“Taneyi yaran ve tohumu çıkarana yemin olsun ki o ikisini ancak
faziletli bir mü’min sever ve ancak bahtsız, dinden çıkmış bir kimse o ikisine
buğzedip muhalefet eder. Onları sevmek yakınlık, onlara buğzetmek ise dinden
çıkıştır. Bazı kimselere ne oluyor ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
iki kardeşi, iki veziri, iki arkadaşı olan, Kureyş’in iki efendisi ve
müslümanların iki babası olan Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma hakkında
ileri geri konuşuyorlar? Ben onlar aleyhinde konuşanlardan beriyim ve bu
kimseleri cezalandıracağım.”[9]
Cehmîyye
Küfrünün Irak’ta Başlaması
* Me’mun ve Mu’tasım dönemlerinde Cehmîlik Irak merkezli
ilerlemiştir.
Kadı Seleme b. Amr
rahimehullah dedi ki:
لَا
رَحِمَ اللَّهُ أَبَا حَنِيفَةَ فَإِنَّهُ أَوَّلُ مَنْ زعم أن الْقُرْآَن
مَخْلُوقٌ
“Allah Ebu Hanife’ye rahmet etmesin! Zira o
Kur’ân’ın mahlûk olduğunu iddia eden ilk kişidir.”[10]
Sufyan es-Sevrî dedi
ki: “Hammad b. Ebi Suleyman bize şöyle dedi:
أَفِيكُمْ
مَنْ يَأْتِي أَبَا حَنِيفَةَ؟ بَلِّغُوا عَنِّي أَبَا حَنِيفَةَ أَنِّي بَرِيءٌ
مِنْهُ وَكَانَ يَقُولُ الْقُرْآَنُ مَخْلُوقٌ
“İçinizde Ebu Hanife’ye gidecek olan var mı? Ebu
Hanife’ye benim kendisinden berî (uzak) olduğumu tebliğ etsin. O Kur’ân’ın
mahlûk olduğunu söylüyor.”[11]
* Bozuk felsefecilerin görüşlerinin İslam medreselerine
sokuşturulmasını başlatan Beytu’l-Hikme zındıklık hareketi Irak’ta başlamıştır.
Mürcie Hanefiler Irak’ta Türemiştir
* Re’y ehlinin sapık Hanefileri, Kufe’den neş’et etmiştir. Saptırıcı
sapık Ebu Hanife Kufe’lidir.
İshak b. İsa et-Tabbâ
dedi ki: “Hammad b. Zeyd rahimehullah’ın yanındaydık ve Vehb b. Cerir
rahimehullah da yanımızdaydı. Bize Ebu Hanife’nin görüşünden bir şeyler
zikretti. Hammad b. Zeyd rahimehullah dedi ki:
اسْكُتْ
وَلَا يَزَالُ الرَّجُلُ مِنْكُمْ دَاحِضًا فِي بَوْلِهِ يَذْكُرُ أَهْلَ
الْبِدَعِ فِي مَجْلِسِ عَشِيرَتِهِ حَتَّى يَسْقُطَ مِنْ أَعْيُنِهِمْ ثُمَّ
أَقْبَلَ عَلَيْنَا حَمَّادٌ فَقَالَ أَتَدْرُونَ مَا كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ
إِنَّمَا كَانَ يخَاصِمُ فِي الْإِرْجَاءِ فَلَمَّا تَخَوَّفَ عَلَى مُهْجَتِهِ
تَكَلَّمَ فِي الرَّأْيِ فَقَاسَ سُنَنَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ بَعْضَهَا بِبَعْضٍ لِيُبْطِلَهَا وَسُنَنُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تُقَاسُ
“Sus! Kişi, aşiretinin meclisinde bid’at
ehlini anmakla idrarı içinde debelenip durur ve onların gözlerinden düşer.”
Sonra Hammad bize döndü ve dedi ki:
“Ebu Hanife ne yaptı biliyor musunuz? O ancak Mürcie
görüşlerini savundu. Menheci hakkında korkuya kapılınca re’y hakkında konuşmaya
başladı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerini iptal etmek
için onları birbirine kıyasladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
sünnetlerine kıyas yapılamaz!”[12]
Said b. Muslim b.
Banek rahimehullah dedi ki:
قُلْتُ
لِأَبِي يُوسُفَ
أَكَانَ أَبُو حَنِيفَةَ جَهْمِيًّا؟
قَالَ نَعَمْ قُلْتُ
أَكَانَ مُرْجِئًا؟ قَالَ نَعَمْ فَقُلْتُ
لَهُ فَعَلَامَ كُنْتُمْ تُجَالِسُونَهُ؟ قَالَ عَلَى مُدَارَسَةِ الْعِلْمِ
“Ebu Yusuf’a: “Ebu Hanife Cehmî miydi?” dedim. “Evet”
dedi. “O aynı zamanda mürcie miydi?” dedim. “Evet” dedi.” Ben:
“Peki neden onunla oturuyordunuz?” dedim. Dedi
ki: “İlim dersi yaptığından dolayı.”[13]
Kaderiyye Sapıklığı Irak’ta Türemiştir
Yahya b. Ya’mer rahimehullah’tan:
قُلْتُ لِابْنِ
عُمَرَ إِنَّ عِنْدَنَا رِجَالًا بِالْعِرَاقِ يَقُولُونَ إِنْ شَاءُوا عَمِلُوا وَإِنْ
شَاءُوا لَمْ يَعْمَلُوا وَإِنْ شَاءُوا دَخَلُوا الْجَنَّةَ وَإِنْ شَاءُوا دَخَلُوا
النَّارَ وَإِنْ شَاءُوا وَإِنْ شَاءُوا فَقَالَ إِنِّي مِنْهُمْ بَرِيءٌ وَإِنَّهُمْ
مِنِّي بَرَاءٌ
“İbn Ömer radıyallahu anhuma’ya dedim ki: “Bizim yanımızda Irak’ta bazı kimseler var
ki, şöyle diyorlar: “Kullar isterlerse amel ederler, isterlerse amel etmezler.
Dilerlerse cennete girerler, dilerlerse cehenneme girerler. Dilerlerse şunu,
dilerlerse şunu yaparlar” İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:
“Ben onlardan berîyim, onlar da benden berîdirler.”[14]
Abdullah b. Abdirrahman rahimehullah dedi ki:
قَالَ رَجُلٌ
لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ إِنَّ نَاسًا مِنْ أَهْلِ الْعِرَاقِ يُكَذِّبُونَ بِالْقَدَرِ
وَيَزْعُمُونَ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يُقَدِّرُ الشَّرَّ قَالَ فَبَلِّغْهُمْ
أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ مِنْهُمْ بَرِيءٌ وَأَنَّهُمْ مِنْهُ بَرَاءٌ وَاللَّهِ
لَوْ أَنَّ لِأَحَدِهِمْ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا ثُمَّ أَنْفَقَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
مَا قَبِلَ اللَّهُ مِنْهُ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ
“Bir adam Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’ya dedi ki: “Irak’lı bazı
kimseler kaderi yalanlıyorlar ve diyorlar ki: “Allah Azze ve Celle şerri
takdir etmez.” İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:
“Onlara şöyle ulaştır: “Muhakkak ki Abdullah b. Ömer onlardan berîdir,
onlar da O’ndan berîdirler.” Vallahi şayet onlardan birinin Uhud dağı gibi
altını olsa da onu Allah yolunda infak etse, kaderin hayrına ve şerrine iman
etmedikçe Allah ondan bunu kabul etmez.”[15]
Sapkın Sufilik Irak’ta Başlamıştır
Ebu Hazım rahimehullah şöyle anlattı: İbn Ömer radıyallahu
anhuma Irak’lı bir adama uğradı. Adam yere düşmüş, insanlar etrafına
toplanmışlardı.
“Ne oluyor?” diye sorunca: “Bu adama Kur’ân okunduğu zaman
veya Allah’ın zikredildiğini işittiği zaman Allah korkusundan düşüp bayıldı”
dediler. İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:
“Allah’a yemin olsun biz de Allah’tan korkuyoruz ama düşüp
bayılmıyoruz.”[16]
Seyyar
Ebu’l-Hakem rahimehullah şöyle dedi:
أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ حُدِّثَ
أَنَّ أُنَاسًا بِالْكُوفَةِ يُسَبِّحُونَ بِالْحَصَا فِي الْمَسْجِدِ فَأَتَاهُمْ
وَقَدْ كَوَّمَ كُلُّ رَجُلٍ مِنْهُمْ بَيْنَ يَدَيْهِ كَوْمَةَ حَصًا قَالَ فَلَمْ
يَزَلْ يَحْصِبُهُمْ بِالْحَصَا حَتَّى أَخْرَجَهُمْ مِنَ الْمَسْجِدِ وَيَقُولُ لَقَدْ
أَحْدَثْتُمْ بِدْعَةً ظُلْمًا أَوْ قَدْ فَضَلْتُمْ أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عِلْمًا
“Abdullah b.
Mes’ud radiyallahu anh’e Kufe’de bazı insanların mescidde taşlarla tesbih
ettikleri anlatıldı. Bunun üzerine onların yanına gitti. Topluluktan her bir
kimsenin önünde bir öbek taş vardı. Onları mescidden çıkarıncaya kadar
taşlamaya devam etti ve şöyle diyordu:
“Bir zulüm
olarak bir bid’at çıkardınız yahut Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in
ashabından daha üstün bir ilminiz var!”[17]
Şafii rahimehullah
şöyle demiştir: “Irak’ı zındıkların uydurduğu ve adına tagbir dedikleri şeyle
terk ettim. Bu vesileyle insanları Kur’an’dan alıkoyuyorlardı.”[18]
Tagbir hakkında Ebu
Mansur el-Ezheri şöyle demiştir: “Bir topluluk Allah’ı zikir, dua ve yalvarma
ile toz kaldırırlar. Allah Azze ve Celle’yi zikrederken söyledikleri şiirlere
“tagbir: toz kaldırma” adını vermişlerdir. Sanki onlar söyledikleri şarkı
esnasında ayaklarıyla yere vurmaları ve raks etmeleri sebebiyle toz kaldırma
anlamına gelen bu ismi kullanmışlardır.
Ahmed b. Hanbel
rahimehullah şöyle demiştir: “Tagbirsonradan çıkarılmış bir bidattir”[19]
Nakşibendîlik, Kadirîlik ve Rifailik bu bölgede
kuvvetlenmiştir.
Bukalemun Abdullah Yolcu Irak’lıdır
* Araplar tarafından yapılan fonlarla Türkiye’de Guraba
yayınevini kuran, önceleri sünnete davet ederek taraftar toplayan, biti
kanlanınca gerçek yüzlerini ortaya çıkaran, mezhep taklidine çağırmaya, selefi
tevhid davetine dil uzatmaya, Ebu Hanife bağnazlığı yapmaya ve Harici Sururî
taraftarlığını ortaya koymaya başlayan, korona plandemisinde cemaatle namazların yasaklanmasını, maske takmayı ve aşı olmayı teşvik ederek açıkça dinden çıkan Abdullah Yolcu adlı sapık da Irak’lıdır.
Işid Sapkınlığı Irak’ta Kurulmuştur
* Tarih boyunca Irak halkının çoğunluğunu teşkil eden
münafıklar İslam dünyasının zarar görmesinde etkili olmuşlardır. Son olarak kâfir
İslam düşmanları tarafından organize edilen Işıd teröristleri, Irak’ta
kurulmuştur.
Deccal Irak’tan, Haricilerin Arasından Çıkacaktır
* Deccal de Irak’tan çıkacak, en çok taraftarını bu bölgeden
ve İran bölgesinden edinecektir.
Nevvas b. Sem’an radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem Deccal’in Irak ile Şam arasında bir bölgeden
çıkacağını bildirmiştir.[20]
el-Heysem b. el-Esved
rahimehullah dedi ki: “Muaviye radiyallahu anh’ın yanında iken Abdullah b. Amr
b. As radiyallahu anhuma bana dedi ki:
تَعْرِفُونَ أَرْضًا قَبْلَكُمْ يُقَالُ لَهَا كُوثَى
كَثِيرَةُ السِّبَاخِ قُلْتُ نَعَمْ قَالَ مِنْهَا يَخْرُجُ الدَّجَّالُ
“Sizin o taraflarda (Irak tarafında) Kûse
denilen, gübreliği bol olan bölgeyi biliyor musunuz?” Ben: “Evet” dedim. Dedi
ki: “Deccal işte oradan çıkacaktır.”[21]
Abdullah b. Amr
radiyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle
buyurduğunu işittim:
سَتَكُونُ هِجْرَةٌ بَعْدَ هِجْرَةٍ يَخْرُجُ خِيَارُ
الْأَرْضِ إِلَى مُهَاجَرِ إِبْرَاهِيمَ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَيَبْقَى فِي الْأَرْضِ
شِرَارُ أَهْلِهَا تَلْفِظُهُمْ أَرْضُوهُمْ وَتَقْذَرُهُمْ نَفْسُ اللَّهِ وَتَحْشُرُهُمُ
النَّارُ مَعَ الْقِرَدَةِ وَالْخَنَازِيرِ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ يَخْرُجُ نَاسٌ مِنْ قِبَلِ الْمَشْرِقِ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ
تَرَاقِيَهُمْ كُلَّمَا قُطِعَ قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ كُلَّمَا قُطِعَ قَرْنٌ نَشَأَ
قَرْنٌ كُلَّمَا قُطِعَ قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ ثُمَّ يَخْرُجُ فِي بَقِيَّتِهِمُ الدَّجَّالُ
“Hicretten sonra bir hicret olacak, İbrahim aleyhi's-selâm'ın hicret yeri (olan
Şam), yeryüzü sakinlerinin en hayırlı olanlarını içerisine alacak, (Şam'ın)
dışında kalan kısımlarında, dünyanın en şerli halkı kalacaktır. Sonra onları da
kendi toprakları dışarı atacaktır. Allah onlardan hoşlanmayacak, oradan oraya
atacak sonra maymunlar ve domuzlarla birlikte kendilerini ateş saracaktır.” Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
“Doğu tarafından Kur’ân’ı okuyan fakat okudukları gırtlaklarını
geçmeyen bazı insanlar çıkacaktır. Onların ardı kesildikçe başka bir nesil
yetişecek, ardı kesildikçe başka bir nesil yetişecek, sonra onların kalanları
arasından Deccal çıkacaktır.”[22]
[1]
Hasen. İbn Sa’d Tabakat (7/442) Fesevi
Ma’rife (2/306, 3/79) Beyhakî Delail (6/486-487) Dulabi el-Kuna ve’l-Esma
(1268) el-Lalekai Keramatu’l-Evliya (68) Hatib el-Muttefak ve’l-Mufterak (1208)
İbn Asakir Tarih (12/168, 67/82) İbnu’l-Adim Bugyetu’t-Taleb (5/2057) İbn Kesir
Musnedu’l-Faruk (961) İbn Kesir el-Bidaye (9/132) İbn Hacer el-İsabe (4/145) Ebu
Azbe tabiinin büyüklerinden olup onun hakkında Fesevi: “Sika” demiştir. el-Elbani
ed-Daife’de (5520) bu kıssayı zikretmiş ve isnadının hasen olduğunu
söylemiştir.
[2]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Sa’d Tabakat (8/254) Ahmed (6/351) İbn
Asakir Tarih (12/121) el-Elbani es-Sahiha (3538)
[3]
Hasen. Ebû Ya'lâ (10/125) Ahmed
(2/87, 91) Tirmizî (2220, 3944) Beyhakî Delail (6/482) el-Elbani es-Sahiha
(3538) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (243, 2330)
[4]
Sahih. Buhârî (7094, 1037)
[5]
Sahih. Buhârî (3279, 3104) Muslim
(2905)
[6]
Buhârî'nin şartına göre sahih. İbn
Ebi Asım es-Sunne (934) Bezzar (Keşfu’l-Estar 1850) Mukbil b. Hadi
Sahihu’l-Musned (790)
[7]
Sahih. Buhârî (5994, 3753)
[8]
Sahih mevkuf. Ebu Tahir ez-Zuhelî Cüz
(157) İbn Ebi Hayseme Tarih (4359) İbn Asakir Tarih (29/8)
[9]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Ebu İshak el-Fezari’den naklen: İbn Hacer Lisanu’l-Mizan (3/290) Yahya b. Hamze
ez-Zubeydî’nin Tavku’l-Hamame kitabından naklen: İhsan İlahi Zahir es-Sunnetu
Ve’ş-Şia (s.8) Hatib el-Kifaye (1194) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (7/201)
İbnu’l-A’rabi Mu’cem (579) İbnu’l-Esir Usdu’l-Gabe (4/156) İbn Asakir Tarih
(44/366) Mukbil b. Hadi İlhadu’l-Humeynî (s.64)
[10]
Sahih maktu. Ebu Zur’a Tarih (s.506)
Hatib Tarih (13/375) İbn Asakir Tarih (22/105) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife
(s.347)
[11]
Hasen maktu. Ukayli ed-Duafa (4/268)
[12]
Hasen maktu. Ebu Nuaym Hilye (6/258)
[13]
Sahih maktu. Fesevi Ma’rife (2/782)
İbn Şahin Şerhu Mezahibi Ehli’s-Sunne (32) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife
(s.335)
[14]
Hasen mevkuf. İbn Batta el-İbane (2/644, 4/153) İbn
Bişran Emali (1157) Acurri eş-Şeria (207) Ahmed (2/107) Mervezi Tazimu
Kadri’s-Salat (371)
[15]
Hasen. İbn Batta el-İbane (4/56, 153)
[16]
Sahih mevkuf. Ebu Ubeyd
Fadailu’l-Kur’ân (305)
[17]
Sahih ligayrihi. İbn Vaddah, el-Bid’a
(16)
[18]
Sahih maktu. El-Hallal, el-Emru
bi’l-Maruf (191, 192) İbn Cevzi Telbis (s.205)
[19]
Sahih maktu. İbn Cevzi Telbis (s.203)
Hallal el-Emru bi’l-Ma’ruf (s.106) es-Silefi Tuyuriyyat (43)
[20]
Sahih. Muslim (2937)
[21]
Sahih mevkuf. Nuaym b. Hammad
el-Fiten (1504, 1511) Ma’mer, Cami (1451) İbn Ebî Şeybe (8/657) Ebu Bekr
en-Neccad Emali (14) Abdulgani el-Makdisi Ahbaru’d-Deccal (52)
[22]
Muslim'in şartına göre sahih.
Tayalisi (2407) Hâkim (3/556) Abdurrazzak (11/376) Ahmed (2/209) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ
(6/53) Taberânî Evsat (7/42) İbn Asakir Tarih (1/161)