Nevevî rahimehullah Muslim Şerh’inde şöyle demiştir: “Küfür üzere ölen aslen cennete girmez. Bu, müslümanların icmaı ile umumu üzere bir ifadedir.”
Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah dedi ki: “Ölen bir
kimse, zahir durumunda bir kâfir olup, canı çıkmadan önce Allah’a iman etmiş
olabilir. Bu kimsenin yanında da bir mü’min bulunmadığından, miras veya başka
sebeplerle onun iman ettiğini ailesinden gizlemiş olabilir. Bu durumda ölen bu
kimse, kafirlerle beraber gömülmüş olsa da mü’minlerle beraberdir.”[1]
İbn Useymin rahimehullah da şöyle demiştir: “Küfre şahitiğe
gelince, dünyada küfrünü ortaya koyan kimsenin kâfir olduğuna şahitlik ederiz
ve bize onun tevbe ettiği zahir olmadığı sürece küfür üzere öldüğüne şahitlik
ederiz. Lakin o kimsenin cehennemde olduğuna şahitlik etmeyiz. Çünkü bu gaybî
bir iştir. Son anında iman etmiş ve bunu biz bilmiyor olabiliriz. Ama bu
şekilde şahitlik etmeyişimiz onu ateşe girmekten engellemeye fayda eder mi? Fayda
etmez. Eğer o cehennemliklerden ise, biz onun cehennemlik olduğunu söylesek de,
söylemesek de cehenneme girer. O halde
onun cehennemde olduğunu veya cehennemde olmadığını söylememizin bir faydası
yoktur. Dünya hükmü ancak onun bir kâfir olduğuna hükmetmemizdir. Hatta onun
şöyle ve şöyle iyilikleri olduğu söylense bile bunun ona bir faydası olmaz.
Özellikle de İslam dini dışında bir din adı altında bunları yapmışsa! Mesela
boynunda haç asılı olduğu halde insanlara iyilik yapan biri olsa bunun ne
anlamı var? O, insanları Hıristiyanlığa davet etmek için iyilik yapmış olmadı
mı? Onun Hristiyanın yaptığı bir iyilik mi yoksa Allah için yapılan bir iyilik
olduğu mu söylenir? Elbette görünen durum ilkidir. O, iyilikleriyle ancak
Hristiyanlığı güzel göstermeyi amaçlamıştır. Allah’a hamd olsun biz onun küfür
üzere öldüğünü söylediğimizde onun için rahmet dilemeyiz, Allah’ın onu
bağışlamasını dilemeyiz, bu yeterlidir. Ama onun cehennemde olduğunu veya
cehennemde olmadığını söylemeye gelince, hayır. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin
yolu; Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den bir şahitltik olmadığı sürece belirli
bir kimsenin cennette veya cehennemde olduğunu şahitlik etmemektir.”[2]
Belirli bir şahsın hakkında ise, vahiyden bir delil
olmadıkça kesin olarak cehennemlik olduğu söylenemez.
Şeyh İbn Cibrin rahimehullah’ın fetvalarında şöyle
gelmiştir: “Belirli bir şahsın hakkında bir nas olmadıkça cehennemlik olduğunu
söylemek caiz değildir…”
Şeyh Nasır b. Abdilkerim el-Akl şöyle demiştir: “Belli bir
şahıs hakkında kesin bir ifadede bulunmaksızın, halis küfür üzere ölen kâfirin,
kafirler cümlesi içinde cehenneme gireceğini söylemekte sakınca yoktur. Ama
belirli bir kâfirin ismini belirterek kesin olarak cehenneme gireceğini
söylemek, hakkında şer’î bir nas bulunmadıkça caiz değildir. Mesela haklarında
nas bulunan, Firavun, Ebu Leheb gibi hâlis kâfir oldukları sabit olan kimseler
hakkında tereddüt yoktur. Ama bunun dışında belli bir kimsenin son anında hangi
hal üzere öldüğü kesin olarak bilinemez. Zira bunu ancak Allâmu’l-Guyub olan
Allah bilir.”
Peki Ebu Talib’in Ebedî Cehennemlik Olduğu Söylenebilir mi?
Ebu Talib’in, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i
tasdik ettiğini, onun getirdiklerinin hak olduğuna şahitlik ettiğini ifade eden
rivayetler sabit olmuştur. Ancak ölümünden önce Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem kendisinden la ilahe illallah deyip müslüman olmasını talep edince bunu
kabul etmemiştir.
Zayıf bir rivayette, Ebu Talib’in Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in telkin ettiği tevhid sözünü telaffuz ettiği ve Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in ise bunu duymadığını söylediği gelmiştir. Bunun
isnadında ismi belirtilmeyen bir ravi vardır ve metninde de münkerlik vardır. Zira
bu rivayete göre söz konusu telaffuzu el-Abbas radıyallahu anh işitmiştir. Fakat
o sırada Abbas radıyallahu anh müslüman olmamıştı.
Ayrıca Abbas radıyallahu anh müslüman olduktan sonra Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ebu Talib’in İslam lehine yapmış olduğu iyiliklerin
faydası olup olmadığını sormuş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de Ebu
Talib’in cehennemin sığ bir yerinde azabının hafifletildiğini, ayağına kordan
bir takunya giydirilip bu hararetle beyninin kaynadığını haber vermiştir. Yine
Ali radıyallahu anh’ın “Sapık amcan öldü” demesini Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem ikrar etmiş, ona müslümanların ölülerine uygulanacak şeyleri yapmamış
ve cenazesini kıldırmamıştır.
Ebu Talib’e müşrik muamelesi yapıldığında, dünyadaki zahir
hükmünün onun küfür üzere ölmüş olduğu hususunda bir şüphe yoktur. Bu
dünyadaki, zahir hükmün gereğidir. Ebu Talib’in cehennemin sığ bir yerinde, hafifletilmiş
bir azap görüyor olduğunun haber verilmesinde de, onun cehennemde ebedî
kalacağına dair bir sarahat yoktur.
Cabir radıyallahu anh şöyle demiştir:
لَمَّا مَاتَ أَبُو طَالِبٍ قَالَ رَسُولُ
اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «رَحِمَكَ اللَّهُ، وَغَفَرَ لَكَ يَا عَمُّ،
وَلَا أَزَالُ أَسْتَغْفِرُ لَكَ حَتَّى يَنْهَانِيَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ» فَأَخَذَ
الْمُسْلِمُونَ يَسْتَغْفِرُونَ لِمَوْتَاهُمُ الَّذِينَ مَاتُوا وَهُمْ مُشْرِكُونَ،
فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا
لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا أُولِي قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ
أَصْحَابُ الْجَحِيمِ}
“Ebu Talib öldüğü zaman Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem buyurdu ki: “Allah sana rahmet etsin ve seni bağışlasın ey amca!
Allah Azze ve Celle beni yasaklayıncaya kadar senin için bağışlanma dilemeye
devam edeceğim.” Bunun üzerine müslümanlar müşrik olarak ölmüş olan
yakınları için bağışlanma dilemeye başladılar. Allah Azze ve Celle de şu ayeti
indirdi: “Kendilerine cehennemlikler oldukları açıklandıktan sonra yakınları dahi
olsa müşrikler için bağışlanma dilemeleri Nebi’ye de, iman edenlere de yaraşmaz.” (Tevbe 113)[3]
Bu rivayet gösteriyor ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu
Talib’in İslam’a girmeden, küfür üzere ölmesine rağmen, onun ahirette kendisine
fayda sağlaması ihtimali bulunan bir imanının olduğunu ümit etmiştir. Diğer
müslümanlar da müşrik olarak ölen, küfürlerine hükmettikleri yakınları lehine
bağışlamaya dilemeye kalkınca söz konusu yasak nazil olmuştur. Nazil olan bu
ayette, Ebu Talibin muayyen olarak cehennemde ebedî kalacaklardan olduğuna dair
bir tasrih yoktur. Hatta diğer bazı rivayetlerde Tevbe 113. ayetinin müşrik olarak öldüğü bilinen kimselere bağışlanma dilemeyi yasaklamak üzere indiği, Ebu Talib hakkında ise özel olarak Kasas suresinde "Sen sevdiğini hidayet edemezsin" ayetinin indiği şeklinde, umumî hükümle, özel hükmü ayıran bir ifade gelmiştir.
Lakin zahir hüküm olarak bizim bildiğimiz Ebu Talib’in kesinlikle küfür
üzere ölmüş olduğu, ona müşrik muamelesi yapılarak defnedildiğidir. Ahirette
kendisine fayda sağlayacak bir imanının olup olmadığı konusu ise bizim için
gaybdır. Bu sebeple Ebu Talib hakkında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
söylediğinden fazlasını söyleyemeyiz. Onun cehennemin sığ bir yerinde azap gördüğüne
itikad ederiz. Umum bir ifadeyle de kâfir olarak ölenlerin ebedî cehennemde
olduklarını söyleyiz. Kafir olarak ölen muayyen şahıslara gelince, vahiyden bir
nas, o şahsın ebedî cehennemliklerden olduğunu belirtmedikçe, onun ebedî
cehennemliklerden olduğunu söylemeyiz. Çünkü muayyen şahıslarda yalnız Allah’ın
bildiği gaybî bir durum söz konusu olabilir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in haber verdiği gibi, Allah Azze ve Celle’nin, hiçbir hayır işlemediği
halde cehennemden çıkaracağı “Rahmanın azatlıları” denilen kimseler bulunduğuna
da iman ederiz.