Mut’a Nikâhının Hükmü Hakkında Tahkik
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Giriş
بِسْمِ
اللَّهِ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret
dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a
sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da
kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak
ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki,
Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
“Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak
gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Al-i İmran;
102)
“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve
ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten
Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz
Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah
üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru
söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı
da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla
kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)
Bundan sonra. Şüphesiz sözlerin en güzeli
Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in
yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan
şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.
Mut’a kelimesinin aslı
faydalanmak demektir. Istılahî anlamı ise kendisi için devam etmek istemediği
bir kadınla, bir süre sonra ayrılmak niyetiyle evlenmektir.
İbn Abdilber rahimehullah
dedi ki: “Mut’a nikâhının şahitsiz ve veli izni olmadan yapıldığında icma
ettiler. O belli bir süreye kadar olan nikâhtır. (Süre bitince) talak söz
konusu olmaksızın ayrılık gerçekleşir. Eşler arasında miras söz konusu olmaz.
Bu ise Allah’ın kitabında ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
sünnetindeki evlilik hükümlerinden değildir!”[1]
El-Mevsuatu’l-Fikhiyeti’l-Kuveytiye’de
şöyle denilir: “Fakihler mut’a nikâhıyla hamile kalan kadın hakkında, çocuğun
ilişkiye girmiş olduğu kimsenin nesebine katılacağı hususunda ittifak ettiler.
Nikâh akdinin sahih olup olmaması fark etmez. Nikâh akdinde şüphe olsa bile,
kadın, döşek sahibidir… Yine mut’a nikâhında meydana gelen ilişki sebebiyle
erkek ile kadının akrabaları arasında hurmetu musaharet (evlilik akrabalığı)
meydana geleceğinde ittifak ettiler.”[2]
Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem zamanında sahabe radıyallahu anhum bunu yapmışlardır.
Sonrasında ise beş görüş üzerinde ihtilaf edilmiştir:
Birincisi: Şiadan bir taife bunun imanın
sıhhat şartlarından bir vacip olduğunu söylemişlerdir ki, bu bâtıl olup şaz bir
görüştür.
İkincisi: Şia’nın
cumhuru bunun müstehap olduğunu söylemişlerdir.
Üçüncüsü: Mut’anın
zaruret halinde mubah olduğu görüşü. Bu, İbn Aşur’un da sahabe ve tabiinden
bazılarına tabi olarak benimsediği bir görüştür.
Dördüncüsü: Mu’ta
mekruhtur. Bu görüş İmam Ahmed’den rivayet edilmiştir. İshak b. Mansur el-Kevsec rahimehullah dedi ki:
“Ahmed rahimehullah’a dedim ki: “Kadınlara mut’a yapmanın haram olduğunu
söylüyor musun?” Dedi ki: “Bundan sakınmak bana daha sevimlidir.””[3]
Beşincisi: Mut’a
haramdır. Bu Ehl-i Sünnet’in cumhurunun görüşüdür.
Bu çalışmada mut’ayı haram görenlerin ve mubah görenlerin delilleri zikredilecek ve değerlendirmesi yapılacaktır.
Mut’a’nın
Mubahlığına Dair Kitaptan Deliller
Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem zamanında mut’a uygulanmakta olan bir evlilikti, Kur’ân’da
bunu yasaklayan bir ayet nazil olmamıştır. Ancak bu uygulamanın Hayber
gazvesinde duraklatıldığına dair bir haber gelmiş, Mekke’nin fethinden sonra
ise bunun mubahlığına dair açık bir nas nazil olmuştur. Allah Teâlâ şöyle
buyurmuştur:
وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا
مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ
ذَلِكُمْ أَنْ تَبْتَغُوا بِأَمْوَالِكُمْ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ
بِهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا
تَرَاضَيْتُمْ بِهِ مِنْ بَعْدِ الْفَرِيضَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
“Sağ ellerinizin
sahip olduğu müstesna kadınlardan evli olanlar da. Bu Allah’ın size yazdığıdır.
Bunların dışındakiler –iffetli olup zina etmeden- mallarınızla istemeniz için
size helal kılındı. O halde onlardan kendisiyle faydalandığınızda onlara bir
farz olarak ücretlerini verin. Takdir edilen şeyden sonra kendisinde karşılıklı
anlaştığınız şey hususunda size bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah Alîm ve
Hakîm olandır.” (Nisa 24)
Bu ayette mut’anın mubahlığının delili: “O halde onlardan kendisiyle
faydalandığınızda onlara bir farz olarak ücretlerini verin” kavlidir.
“Faydalandığınız” ifadesiyle mut’a kastedilmektedir ve bu, erkeğin
kadını belli süreye kadar iki şahidin şahitliğiyle ve velisinin izniyle nikâhlamasıdır.
Bunun için mehir belirlenir, süre dolduğunda ise kadın artık bu erkekten
ayrılmış olur. Kadının iddet beklemesi gerekir. Bu eşler arasında miras
tahakkuk etmez, ikisi de birbirine varis olamazlar.[4]
Müfessir âlimlerin geneli bu ayetin mut’a evliliği hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. Bu, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında uygulanmış ve sahabe radıyallahu anhum Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’ın bundan yasaklamasına kadar devam etmişlerdir.
Mut’a
Evliliğinin Mubah Oluşuna Dair Sünnetten Deliller
Birinci Hadis:
Abdullah (b. Mes’ud)
radıyallahu anh’den:
كُنَّا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَيْسَ لَنَا شَيْءٌ فَقُلْنَا أَلاَ نَسْتَخْصِي؟ فَنَهَانَا
عَنْ ذَلِكَ ثُمَّ رَخَّصَ لَنَا أَنْ نَنْكِحَ المَرْأَةَ بِالثَّوْبِ ثُمَّ قَرَأَ
عَلَيْنَا {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ
اللَّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ المُعْتَدِينَ}
“Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem ile beraber savaşa çıktığımızda bizim bir şeyimiz yoktu. Biz:
“Hadım olmayalım mı?”
dedik. Bizi bundan yasakladı. Sonra bize bir elbise karşılığında kadınları nikâhlamamıza
ruhsat verdi.” Sonra bize şu ayeti okudu:
“Ey iman
edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi
aşmayın! Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez!” (Maide 87)”[5]
Buradaki “Ruhsat verdi” ifadesi, mut’anın iptal edilmesinden sonra,
ordunun savaşta kuvvetini korumak ve kadınlara ihtiyaçtan selamette olmaları
için izin verildiğini göstermektedir.
Hadiste insanın tabiatinde bulunan arzunun şüphe olmayan mubah yollarla
doyurulmasını şeriatin gözetmiş olduğunun açıklaması vardır. Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem, savaşan kimselerin bedenî ve nefsî kuvvetlerini
korumaları için mut’a yapmalarına izin vermiştir.
İkinci
Hadis:
Cabir b. Abdillah ve Seleme b. el-Ekva radıyallahu anhum
dediler ki:
خَرَجَ عَلَيْنَا مُنَادِي رَسُولِ اللهِ
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ قَدْ أَذِنَ لَكُمْ أَنْ تَسْتَمْتِعُوا يَعْنِي مُتْعَةَ النِّسَاءِ
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in münadisi yanımıza
geldi ve dedi ki:
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sizin için
kadınlarla mut’a yapmanıza izin verdi.”[6]
Hadis, mut’anın yasaklanmış olduğunu, sonra bu konuda izin
verildiğini açıklamaktadır. Sahabe radıyallahu anhum sanki ihtiyaçlarından
dolayı bu izni beklemekteydiler. Münadi bu konuda onları müjdeledi. Bu da
hakikkatte mubah kılmaya delalet etmektedir.
Üçüncü Hadis:
Urve b. Ez-Zubeyr rahimehullah’tan:
أَنَّ عَبْدَ اللهِ بْنَ الزُّبَيْرِ
قَامَ بِمَكَّةَ فَقَالَ إِنَّ نَاسًا أَعْمَى اللهُ قُلُوبَهُمْ كَمَا أَعْمَى
أَبْصَارَهُمْ يُفْتُونَ بِالْمُتْعَةِ يُعَرِّضُ بِرَجُلٍ فَنَادَاهُ فَقَالَ
إِنَّكَ لَجِلْفٌ جَافٍ فَلَعَمْرِي لَقَدْ كَانَتِ الْمُتْعَةُ تُفْعَلُ عَلَى
عَهْدِ إِمَامِ الْمُتَّقِينَ - يُرِيدُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ - فَقَالَ لَهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ فَجَرِّبْ بِنَفْسِكَ فَوَاللهِ
لَئِنْ فَعَلْتَهَا لَأَرْجُمَنَّكَ بِأَحْجَارِكَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي
خَالِدُ بْنُ الْمُهَاجِرِ بْنِ سَيْفِ اللهِ أَنَّهُ بَيْنَا هُوَ جَالِسٌ عِنْدَ
رَجُلٍ جَاءَهُ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَاهُ فِي الْمُتْعَةِ فَأَمَرَهُ بِهَا فَقَالَ
لَهُ ابْنُ أَبِي عَمْرَةَ الْأَنْصَارِيُّ مَهْلًا قَالَ مَا هِيَ؟ وَاللهِ
لَقَدْ فُعِلَتْ فِي عَهْدِ إِمَامِ الْمُتَّقِينَ قَالَ ابْنُ أَبِي عَمْرَةَ
إِنَّهَا كَانَتْ رُخْصَةً فِي أَوَّلِ الْإِسْلَامِ لِمَنِ اضْطُرَّ إِلَيْهَا
كَالْمَيْتَةِ وَالدَّمِ وَلَحْمِ الْخِنْزِيرِ ثُمَّ أَحْكَمَ اللهُ الدِّينَ
وَنَهَى عَنْهَا
“Abdullah b. Ez-Zubeyr
radıyallahu anhuma Mekke'de ayağa kalkmış ve bir zata ta'rizde bulunarak dedi
ki:
“Şüphesiz ki, bazı
insanların Allah gözlerini kör ettiği gibi, kalplerini de kör etmiş! Mut'a
nikâhına fetva veriyorlar!” Bunun üzerine o zât kendisine nida ederek dedi ki:
“Sen hakikaten kaba
saba bir adamsın. Ömrüme yemin ederim ki, mût'a takva sahiplerinin imamı
zamanında yapılırdı.” Bununla Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i
kastetti. İbnu’z-Zubeyr radıyallahu anhuma ona dedi ki:
“Öyle ise kendini bir
dene. Vallahi sen bunu yaparsan seni taşlarınla recm ederim.” İbn Şihâb
rahimehullah dedi ki: “Bana Halid b. Muhacir b. Seyfillah haber verdi ki,
kendisi bir zâtın yanında otururken o zâta bir adam gelerek mut'a hususunda
fetva istemiş. O da mut'a yapmasını söylemiş. Bunun üzerine İbn Ebî Amra
el-Ensâri rahimehullah ona dedi ki:
“Ağır ol!” O zât: “Ne o? Vallahi mût'a takva sahiplerinin imamı zamanında
yapılmıştır” dedi. İbn Ebî Amra rahimehullah dedi ki:
“Mût'a İslâm'ın ilk zamanlarında mecbur kalanlar için laşe, kan ve domuz
eti (yemek) gibi bir ruhsattı. Sonra Allah dîni muhkem kıldı ve bundan
yasakladı.”[7]
Hadiste delil olan kısım, muttakiler imamı Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında mut’a yapılıyordu ve Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem bunu mutlak olarak ikrar ediyordu.
Burada İbnu’z-Zubeyr radıyallahu anhuma, “kör” sözüyle,
büyük sahabi İbn Abbas radıyallahu anhuma’yı kastediyordu. Hâlbuki o basiret
sahibi, Kur’an ve sünnet konusunda ümmetin hibri olan derin bir âlimdi.
Dördüncü Hadis
Buhârî muallak olarak şöyle rivayet etmiştir: Seleme b. El-Ekva
radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu
rivayet etti:
أَيُّمَا رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ تَوَافَقَا فَعِشْرَةُ مَا
بَيْنَهُمَا ثَلاَثُ لَيَالٍ فَإِنْ أَحَبَّا أَنْ يَتَزَايَدَا أَوْ يَتَتَارَكَا
تَتَارَكَا فَمَا أَدْرِي أَشَيْءٌ كَانَ لَنَا خَاصَّةً أَمْ لِلنَّاسِ عَامَّةً
“Herhangi bir erkekle bir kadın sözleşip, müddet ta'yîn etmeyerek
evlenmekte mut’abık kalsalar, bunların birlikte yaşamaları müddeti üç gecedir.
Üç geceden sonra bu çiftler bu müddeti artırmak isterlerse artırırlar yâhud
ayrılmak isterlerse birbirlerini terk edip ayrılırlar.” Seleme b. el-Ekva'
radıyallahu anh dedi ki:
“Bu müsâade bize; Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem'in sahâbîlerine mahsûs bir şey mi yoksa bütün müslümân ümmeti mi
kapsıyor bilmiyorum.” [8]
Özetle:
Burada zikredilen hadisler, Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in mut’ayı yasakladıktan sonra mubah kıldığını göstermektedir. Ehl-i
Sünnet katında bu yasaklama ve mubah kılma problemlidir ve konunun tarihi
sürecini ve sebeplerini iyice araştırmayı gerektirmektedir. Sonra bunun fert ve
topluma getireceği sonuçlar değerlendirilecektir. Böylece mut’anın bir
yasaklanıp, bir serbest kılınmasının sırrı anlaşılacaktır. Sonra mut’adan
yasaklama şer’î bir nesih mi yoksa Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
yönetimdeki bir tedbiri midir, bu araştırılacaktır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, mut’adan yasaklamış olsa da, bunu savaşta olan, memleketlerinden uzak olan sahabilerin durumlarına merhametinden dolayı, takdir ettiği bir maslahatın gerçekleşmesi için izin vermişti.
Mut’anın Meşru Olduğunu Söyleyen Sahabiler
İbn Hazm, mut’ayı caiz gören sahabeleri şöyle zikretmiştir:
“Onlar arasında Esma bt. Ebi Bekir es-Sıddık, Cabir b. Abdillah, İbn Mes’ud,
İbn Abbas, Muaviye b. Ebi Sufyan, Amr b. Hureys, Ebu Said el-Hudrî, Seleme b.
Umeyye b. Halef, Ma’bed b. Umeyye b. Halef vardır. Cabir b. Abdillah
radıyallahu anhuma, bütün sahabilerin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
döneminde, Ebu Bekr radıyallahu anh döneminde ve Ömer radıyallahu anh’ın
hilafetin son zamanlarında kadar bu görüşte olduklarını rivayet etmiştir.”[9]
Bazı sahabilerin bu konuda söyledikleri:
Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh
Abdullah (b. Mes’ud)
radıyallahu anh’den:
كُنَّا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَيْسَ لَنَا شَيْءٌ فَقُلْنَا أَلاَ نَسْتَخْصِي؟ فَنَهَانَا
عَنْ ذَلِكَ ثُمَّ رَخَّصَ لَنَا أَنْ نَنْكِحَ المَرْأَةَ بِالثَّوْبِ ثُمَّ قَرَأَ
عَلَيْنَا {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ
اللَّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ المُعْتَدِينَ}
“Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem ile beraber savaşa çıktığımızda bizim bir şeyimiz yoktu. Biz:
“Hadım olmayalım mı?”
dedik. Bizi bundan yasakladı. Sonra bize bir elbise karşılığında kadınları
nikâhlamamıza ruhsat verdi.” Sonra bize şu ayeti okudu:
“Ey iman
edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi
aşmayın! Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez!” (Maide 87)”[10]
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in mut’aya izin vermesini
zikrettikten sonra İbn Mes’ud radıyallahu anh, Maide 87. Ayetini okumuş ve
tayyibattan gördüğü mut’ayı haram görenleri reddetmiştir. Yahut hayatının bütün
meşgalesini mut’aya yönelterek haddi aşmamak gerektiğine işaret etmiştir. Mut’ayı
ihtiyaç olan zaman ve mekâna göre takdir edilen bir ruhsat olarak görmüştür.
Ebu Said el-Hudri Radıyallahu anh
Ebu Said radıyallahu anh dedi ki:
لَقَدْ كَانَ أَحَدُنَا
يَسْتَمْتِعُ بِمِلْءِ الْقَدَحِ سُوَيْقًا
“Bizden biri bir bardak dolusu sevik karşılığında mut’a
yapardı.”[11]
Bu rivayette Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh’ın “Bizden
biri” sözü, mut’a yaptığına delildir ve belli bir mehir vermek gibi bir hükmünü
zikretmiştir.
Esma bt. Ebi Bekr Radıyallahu anha
Muslim (b. Mihrak) el-Kurri dedi ki:
دَخَلْنَا عَلَى أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ
فَسَأَلْنَاهَا عَنْ مُتْعَةِ النِّسَاءِ فَقَالَتْ فَعَلْنَاهَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ
اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“Esma bt. Ebi Bekr radıyallahu anha’nın yanına girdik ve ona
kadınlarla mut’a yapmak hakkında sorduk. Dedi ki:
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında bunu
yapardık.”[12]
Esma radıyallahu anha Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in zamanında mut’anın geçerli bir uygulama olduğunu haber vermiştir.
Abdullah b. Abbas Radıyallahu anhuma
Ümmetin hibri sayılan Abdullah b. Abbas radıyallahu anhuma, mut’aya
ruhsat veren ve caiz gören sahabenin en meşhurudur. İbn Abbas radıyallahu
anhuma, İbnu’z-Zubeyr radıyallahu anhuma ile arasında geçenlerde görüldüğü
gibi, bunu şiddetle savunmuştur.
İbn Cureyc rahimehullah, Atâ rahimehullah’tan rivayet
ediyor:
أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ يَرَاهَا الْآنَ
حَلَالًا وَأَخْبَرَنِي أَنَّهُ كَانَ يَقْرَأُ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهِ مِنْهُنَّ
إِلَى أجَلٍ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فِي حَرْفِ إِلَى أَجَلٍ
“O, İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın mut’ayı helal gördüğünü
işitti ve bana onun ayeti şöyle okuduğunu haber verdi: “O halde
onlardan belli bir süreye kadar kendisiyle faydalandığınızda onlara bir farz
olarak ücretlerini verin” (Nisa 24)[13]
Amr b. Dinra rahimehullah dedi ki:
سَمِعْتُ ابْنَ
عَبَّاسٍ وَأَنَا قَائِمٌ عَلَى رَأْسِهِ يَقُولُ وَرَجُلٌ يَقُولُ لَهُ: إِنَّ مُعَاوِيَةَ
يَنْهَى عَنِ الْمُتْعَةِ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ انْظُرُوا فَإِنْ كانت فِي كِتَابِ
اللَّهِ فَقَدْ كَذَبَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَإِنْ
لَمْ تكن فِي كِتَابِ اللَّهِ فهُوَ كَمَا يَقُولُ
“Ben İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın başı yanında
duruyordum. Bir adam ona dedi ki:
“Muaviye (radıyallahu anh) mut’adan yasaklıyor” İbn Abbas
radıyallahu anhuma dedi ki:
“Bakın, eğer bu Allah’ın kitabında varsa Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem adına yalan söylüyor. Eğer Allah’ın kitabında yoksa
o dediği gibidir.”[14]
Ebu Cemre rahimehullah’tan:
سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ سُئِلَ عَنْ مُتْعَةِ
النِّسَاءِ فَرَخَّصَ فَقَالَ لَهُ مَوْلًى لَهُ إِنَّمَا ذَلِكَ فِي الحَالِ
الشَّدِيدِ وَفِي النِّسَاءِ قِلَّةٌ؟ أَوْ نَحْوَهُ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ
نَعَمْ
“İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya kadınlara mut’a nikâhı yapmak hakkında
sorulunca buna ruhsat verdiğini işittim. Bir azatlısı ona dedi ki: “Bu ancak
şiddet halinde ve kadınların az olduğu zamanda değil miydi?” veya buna benzer
bir şey söyledi. İbn Abbas radıyallahu anhuma da: “Evet” dedi.”[15]
Cabir
b. Abdillah Radıyallahu anhuma
Ebu Nadra rahimehullah dedi ki:
كُنْتُ عِنْدَ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ
فَأَتَاهُ آتٍ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَابْنُ الزُّبَيْرِ اخْتَلَفَا فِي
الْمُتْعَتَيْنِ فَقَالَ جَابِرٌ فَعَلْنَاهُمَا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ نَهَانَا عَنْهُمَا عُمَرُ فَلَمْ نَعُدْ لَهُمَا
“Câbir b. Abdillah radıyallahu anhuma’nın yanındaydım. Ona biri gelerek:
“İbn Abbâs ile İbnu’z-Zubeyr radıyallahu anhum iki mut'a (temettu haccı
ve mut’a nikâhı) hakkında ihtilâf ettiler” dedi. Bunun üzerine Câbir
radıyallahu anh dedi ki:
“Biz bunları Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yaptık. Sonra Ömer radıyallahu anh
onlardan bizi yasakladı. Biz de o ikisini yapmadık.”[16]
Cabir radıyallahu anh şöyle demiştir:
كُنَّا نَسْتَمْتِعُ بِالْقَبْضَةِ مِنَ
التَّمْرِ وَالدَّقِيقِ الْأَيَّامَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبِي بَكْرٍ حَتَّى نَهَى عَنْهُ عُمَرُ فِي شَأْنِ عَمْرِو
بْنِ حُرَيْثٍ
“Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekr radıyallahu anh
zamanlarında bir tutam hurma ve un karşılığında birkaç günlüğüne mut’a
yapardık. Sonra Ömer radıyallahu anh Amr b. Hureys meselesinde bundan
yasakladı.”[17]
Seleme
b. el-Ekvâ Radıyallahu anh
Ubade b. el-Velid b. Ubade b. es-Samit rahimehullah’tan: “el-Hasen b.
Muhammed b. Ali b. Ebi Talib rahimehullah dedi ki:
إِنَّ أَهْلَ بَيْتِي قَدْ أَبَوْا عَلَيَّ
إِلَّا هَذِهِ الْمُتْعَةَ حَلَالٌ وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ قَدْ أَذِنَ فِيهَا وَقَدْ خَالَفْتُهُمْ فِي ذَلِكَ فَاذْهَبْ بِنَا إِلَى
سَلَمَةَ بْنِ الْأَكْوَعِ فَلْنَسْأَلْهُ عَنْهَا فَإِنَّهُ مِنْ صَالِحِ أَصْحَابِ
النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْقُدُمِ قَالَ فَخَرَجْنَا نُرِيدُهُ
فَلَقِينَاهُ بِالْبَلَاطِ عِنْدَ دَارِ مَرْوَانَ يَقُودُهُ قَائِدُهُ وَكَانَ قَدْ
كُفَّ بَصَرُهُ فَقَالَ الْحَسَنُ قِفْ حَتَّى أَسْأَلَكَ أَنَا وَصَاحِبِي هَذَا عَنْ
بَعْضِ الْحَدِيثِ قَالَ لَهُ سَلَمَةُ وَمَنْ أَنْتَ؟ قَالَ أَنَا ابْنُ مُحَمَّدِ
بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ قَالَ ابْنُ أَخِي هَا إِذَنْ قَالَ وَمَنْ مَعَكْ؟
قَالَ فَمَا الَّذِي تَسَلَانِي عَنْهُ؟ قَالَ لَهُ الْحَسَنُ مُتْعَةُ النِّسَاءِ
قَالَ نَعَمْ قَالَ أَيِ ابْنَ أَخِي اكْتُمَا عَنِّي حَدِيثِي مَا عِشْتُ فَإِذَا
مُتُّ فَحَدِّثَا فَإِنْ شَاءُوا بَعْدَ ذَلِكَ أَنْ يَرْجُمُوا قَبْرِي فَلْيَرْجُمُوهُ
أَمَرَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَعَمِلْنَا بِهَا حَتَّى
قَبَضَهُ اللَّهُ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهَا مِنْ تَحْرِيمٍ وَلَا كَانَ مِنْ رَسُولِ
اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَيْنَا فِيهَا مِنْ نَهْيٍ
“Aile halkım mut’anın helal olması konusunda benim sözümü
kabul etmediler. Hâlbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda izin
vermişti. Ben bu konuda onlara muhalefet ettim ve beni kendisine sormak üzere
Seleme b. el-Ekva radıyallahu anh’e götürdüler. O Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’in eski salih ashabından idi. Onunla görüşmek için çıktık ve Daru Mervan
yanındaki Balat’ta onunla karşılaştık. Gözlerini kaybetmişti ve birisi onu sevk
ediyordu. El-Hasen dedi ki:
“Dur da arkadaşımla beraber sana bir hadisi soralım.” Seleme
radıyallahu anh ona: “Sen kimsin?” dedi. O da: “Ben Muhammed b. Ali b. Ebi
Talib’in oğluyum.” Seleme radıyallahu anh:
“Ey yeğenim, tamam o zaman. Ne soracaktın?“ dedi. El-Hasen
rahimehullah dedi ki: “Kadınlara mut’a yapmak hakkında.” Dedi ki:
“Tamam. Ey yeğenim! Yaşadığım sürece bu hadisi benden
işittiğini saklayın. Öldüğüm zaman rivayet edersiniz. Dilerlerse o zaman
kabrimi taşlarlar! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu (mut’a)
yapmamızı söyledi, biz de Allah onu vefat ettirinceye kadar yaptık. Allah Azze
ve Celle bu konuda haram kılan bir şey indirmedi. Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem de bize bu konuda yasak koymadı.”[18]
Mut’ayı Caiz
Gören Tabiîn
Mut’ayı mubah gören
görüş tabiîn zamanına kadar uzanmıştır. Tavus, Atâ, Said b. Cubeyr ve diğer
Mekke fukahası bu görüşteydiler.[19]
İbn Hazm, bu görüşler
hakkında el-İysâl adlı kitabında bir bölüm açtığını zikretmişse de bu kitap
kayıptır.
Said b.
Cubeyr Rahimehullah
Said b. Cubeyr
rahimehullah mut’ayı caiz görüyor, yapıyor ve Nisa suresi 24. Ayetini delil
getiriyordu.
Abdullah b. Osman b.
Huseym rahimehullah şöyle demiştir:
كَانَتْ بِمَكَّةَ امْرَأَةٌ عِرَاقِيَّةٌ
تَنَسَّكُ جَمِيلَةٌ لَهَا ابْنٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو أُمَيَّةَ وَكَانَ سَعِيدُ بْنُ
جُبِيرٍ يُكْثِرُ الدُّخُولَ عَلَيْهَا قُلْتُ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ مَا أَكْثَرَ
مَا تَدْخُلُ عَلَى هَذِهِ الْمَرْأَةِ قَالَ إِنَّا قَدْ نَكَحْنَاهَا ذَلِكَ النِّكَاحَ
لِلْمُتْعَةِ قَالَ وَأَخْبَرَنِي أَنَّ سَعِيدًا قَالَ لَهُ هِيَ أَحَلُّ مِنْ شُرْبِ
الْمَاءِ لِلْمُتْعَةِ
“Iraklı bir kadının
güzel bir dindarlığı vardı. Onun Ebu Umeyye denilen bir oğlu vardı. Said b.
Cubeyr rahimehullah bu kadının yanına çok girerdi. Dedim ki:
“Ey Ebu Abdillah! Bu
kadının yanına ne çok giriyorsun!” Dedi ki:
“Biz onu mut’a
nikâhıyla nikâhladık.” Yine Said b. Cubeyr rahimehullah dedi ki:
“O mut’adan dolayı
bana su içmekten daha helaldir.”[20]
Abdulmelik b.
Cureyc rahimehullah
Cerir rahimehullah
şöyle demiştir:
رأيت ابن أَبِي
نجيح ولم أكتب عنه شيئا ورأيت جابرا الجعفي ولم أكتب عنه شيئا ورأيت ابن جريج ولم
أكتب عنه شيئا فَقَالَ رجل ضيعت يا أبا عَبْد اللَّهِ! فَقَالَ لا أما جابر فإنه
كان يؤمن بالرجعة وأما ابن أَبِي نجيح فكان يرى القدر وأما ابن جريج فإنه أوصى
بنيه بستين امرأة وَقَالَ لا تزوجوا بهن فإنهن أمهاتكم وكان يرى المتعة
“İbn Ebi Necih’i
gördüm, ondan bir şey yazmadım. Cabir el-Cu’fi’yi gördüm, ondan bir şey
yazmadım. İbn Cureyc’i gördüm, ondan bir şey yazmadım.” Bunun üzerine bir adam:
“Kaybettin ey Ebu Abdillah!” dedi. O da dedi ki:
“Hayır. Cabir ric’at
(Ali radıyallahu anh’ın öldükten sonra geri döneceği) görüşünde idi. İbn Ebi
Necih kader görüşündeydi. İbn Cureyc ise çocuklarına altmış kadın hakkında
vasiyet ederek dedi ki: “Bunlarla evlenmeyin! Zira onlar annelerinizdir.” O mut’ayı
caiz görüyordu.”[21]
Zehebi, bunu
destekleyen rivayeti şöyle zikretti: “Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem dedi
ki: “Şafii rahimehullah’ı şöyle derken işittim:
استمتع ابن جريج
بتسعين امرأة حتى إنه كان يحتقن في الليل بأوقية شيرج طلبا للجماع
“İbn Cureyc
rahimehullah yetmiş kadınla mut’a yaptı. Hatta cima gücü için geceleri susam
yağı kullanırdı.”[22]
İmam Atâ b.
Ebi Rabah Rahimehullah
Atâ rahimehullah dedi
ki:
لَأَوَّلُ مَنْ سَمِعْتُ مِنْهُ الْمُتْعَةَ
صَفْوَانُ بْنُ يَعْلَى قَالَ أَخْبَرَنِي عَنْ يَعْلَى، أَنَّ مُعَاوِيَةَ اسْتَمْتَعَ
بِامْرَأَةٍ بِالطَّائِفِ فَأَنْكَرَتْ ذَلِكَ عَلَيْهِ فَدَخَلْنَا عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ
فَذَكَرَ لَهُ بَعْضُنَا، فَقَالَ لَهُ نَعَمْ فَلَمْ يَقِرَّ فِي نَفْسِي حَتَّى قَدِمَ
جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، فَجِئْنَاهُ فِي مَنْزِلِهِ فَسَأَلَهُ الْقَوْمُ عَنْ
أَشْيَاءَ ثُمَّ ذَكَرُوا لَهُ الْمُتْعَةَ فَقَالَ نَعَمْ اسْتَمْتَعْنَا عَلَى عَهْدِ
رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ حَتَّى
إِذَا كَانَ فِي آخِرِ خِلَافَةِ عُمَرَ اسْتَمْتَعَ عَمْرُو بْنُ حُرَيْثٍ بِامْرَأَةٍ
سَمَّاهَا جَابِرٌ فَنَسِيتُهَا، فَحَمَلَتِ الْمَرْأَةُ فَبَلَغَ ذَلِكَ عُمَرَ فَدَعَاهَا
فَسَأَلَهَا، فَقَالَتْ نَعَمْ قَالَ
مَنْ أَشْهَدَ؟ قَالَ عَطَاءٌ لَا أَدْرِي قَالَتْ أُمِّي أُمَّ وَلِيَّهَا قَالَ فَهَلَّا
غَيْرَهُمَا قَالَ خَشِيَ أَنْ يَكُونَ دَغْلًا الْآخَرُ قَالَ عَطَاءٌ وَسَمِعْتُ
ابْنَ عَبَّاسٍ يَقُولُ يَرْحَمُ اللَّهُ عُمَرَ مَا كَانَتِ الْمُتْعَةُ إِلَّا رُخْصَةً
مِنَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ رَحِمَ بِهَا أُمَّةَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ فَلَوْلَا نَهْيُهُ عَنْهَا مَا احْتَاجَ إِلَى الزِّنَا إِلَّا شَقِيٌّ
قَالَ كَأَنِّي وَاللَّهِ أَسْمَعُ قَوْلَهُ إِلَّا شَقِيٌّ - عَطَاءٌ الْقَائِلُ
- قَالَ عَطَاءٌ فَهِيَ الَّتِي فِي سُورَةِ النِّسَاءِ {فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهِ
مِنْهُنَّ} إِلَى كَذَا وَكَذَا مِنَ الْأَجَلِ عَلَى كَذَا وَكَذَا لَيْسَ يُتَشَاوَرُ
قَالَ بَدَا لَهُمَا أَنْ يَتَرَاضِيَا بَعْدَ الْأَجَلِ وَأَنْ يَتَفَرَّقَا فَنَعَمْ
وَلَيْسَ بِنِكَاحٍ
“Mut’ayı kendisinden ilk
işittiğim kişi Safvan b. Ya’la oldu. o bana Ya’la’dan şöyle dediğini haber
verdi:
“Muaviye radıyallahu
anh Taif’te bir kadınla mut’a yaptı. Buna ben karşı çıktım ve İbn Abbas
radıyallahu anhuma’nın yanına girdik. İçimizden biri bunu O’na anlattı. İbn Abbas
radıyallahu anhuma:
“Evet, olabilir”
dedi. Cabir b. Abdillah radıyallahu
anhuma gelinceye kadar bu benim Gönlüme yatmadı. Cabir b. Abdillah radıyallahu
anhuma’nın evine gittik. Ona bir topluluk birşeyler soruyorlardı. Sonra ona mut’a
konusundan bahsettiler. Cabir radıyallahu anh dedi ki:
“Evet, olabilir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, Ebu Bekr radıyallahu anh
zamanında ve Ömer radıyallahu anh’ın hilafetinin son zamanlarına kadar mut’a
yaptık. Amr b. Hureys bir kadınla mut’a yapmıştı – ravi dedi ki: Cabir
radıyallahu anh kadının ismini söylemişti ama ben unuttum – Kadın hamile
kalınca bu Ömer radıyallahu anh’e ulaştı ve onu çağırıp sordu. Kadın: “Evet”
dedi. Ömer radıyallahu anh:
“Kim şahit oldu?”
dedi.” Ata rahimehullah dedi ki: “Bilmiyorum, şahit olarak annesini mi yoksa
velisini mi söyledi.” Ya’la şöyle devam
etti: “Ömer radıyallahu anh bundan dolayı fesadın çıkmasından korktuğu için:
“O ikisinden başka
şahit bulamaz mıydın?” dedi. Atâ dedi ki: “İbn Abbas radıyallahu anhuma’yı şöyle
derken işittim:
“Allah Ömer’e rahmet
etsin. Mut’a ancak Allah Azze ve Celle tarafından Muhammed sallallahu aleyhi ve
sellem’in ümmetine bir rahmet olarak ruhsat kılınmıştı. Şayet o bunu
yasaklamasaydı bahtsız (cehennemlik) olandan başkası zinaya ihtiyaç duymazdı.”
Ata rahimehullah dedi ki:
“Bu ruhsat Nisa
suresinde “Onlardan faydalandığınızda…” (Nisa 24) ayetindedir.
Yani şu kadar mehir karşılığında, şu kadar zaman için başkalarının iznini
almaya gerek duymadan bir nikâh yapmaktır. Kararlaştırılan süre bittikten sonra
dilerlerse yeni bir nikâhla devam ederler, dilerlerse ayrılırlar. Zira süresiz
olan nikâh gibi değildir.”[23]
Özetle:
Mut’a nikâhı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında ve sahabe zamanında meşru idi. Tabiinden bazıları da bunu meşru görmüşlerdir. İbn Aşur gibi, mut’anın meşru olduğunu söyleyen bazı âlimlerin görüşlerinin dayanağı da budur.
Mut’a Nikâhının
Haram Olduğunu Söyleyenlerin Delilleri
Âlimlerin çoğunluğu mut’a
evliliğini haram görmüşler ve bu konuda mubah kılan delillerin nesh edildiğine
dair rivayetleri delil getirmişlerdir.
İslam dininde mut’a
dışında önce haram kılınıp sonra helal kılınan, sonra tekrar haram kılınan bir
mesele yoktur. Bu yüzden İbn Aşur, bu konudaki rivayetleri şiddetli muzdarip
olarak nitelemiştir.[24]
Burada delilleri
zikredeceğiz ve İbn Aşur’un iddia ettiği ızdırabın hangi yönden olduğunu
anlamaya çalışacağız.
Birinci
Delil: Mut’a’nın Hayber Gazvesinde Neshedilmesine Dair Rivayet
Ali radıyallahu anh,
İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya şöyle dedi:
إِنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
نَهَى عَنِ المُتْعَةِ وَعَنْ لُحُومِ الحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ، زَمَنَ خَيْبَرَ
“Nebî sallallahu
aleyhi ve sellem Hayber zamanında mut’adan ve evcil eşeklerin etlerinden
yasakladı.”[25]
Hadis, Nebî sallallahu
aleyhi ve sellem’in mut’ayı Hayber gazvesi zamanında yasaklamış olduğu
hususunda açıktır. Ancak bu yasağın haram kılan bir yasak mı yoksa tenzihî bir
yasak mı olduğu hususu problemli gelmiştir. Aynı şekilde evcil eşeklerin eti
hakkındaki yasak da böyledir. Bu konuda da fıkhî bir ihtilaf vardır. Cumhur
bunu haram görürken Malikiler mekruh görmüşlerdir.[26]
Sonra mut’aya ruhsat
hakkındaki ayetin Hayber’den önce mi yoksa sonra mı nazil olduğu hususu da
problemlidir.
İkinci Delil:
Mut’anın Kaza Umresinde Neshdilmesine Dair Rivayet
Mut’ayı haram
görenler, mut’anın Hayber gazvesi zamanında nesh edildiğini, sonra Kaza
umresinde mubah kılındığı, sonra yeniden haram kılındığını zikrederler. Bunun
delili, el-Hasen el-Basrî rahimehullah’ın şöyle demesidir:
مَا حَلَّتِ الْمُتْعَةُ قَطُّ إِلَّا ثَلَاثًا
فِي عُمْرَةِ الْقَضَاءِ مَا حَلَّتْ قَبْلَهَا وَلَا بَعْدَهَا
“Mut’a, kaza umresinde
üç gün dışında hiç helal olmamıştır. Ne öncesinde helal idi, ne de sonrasında
helaldir.”[27]
Bu haber, bir çeşit
tenakuz içermektedir. Hakiki haram, üç defa gün helal kılınıp da sonra
haramlığa dönmez. Haramın aslında istisna yapmak, din usulüne aykırı olsa da,
Hasen el-Basri rahimehullah, zikredilenlerden haramlığı anlamıştır.
Üçüncü Delil:
Mut’anın Fetih Gazvesinde Neshedilmesine Dair Rivayet
İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan:
أَمَرَنَا
رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْمُتْعَةِ عَامَ الْفَتْحِ
حِينَ دَخَلْنَا مَكَّةَ ثُمَّ لَمْ نَخْرُجْ مِنْهَا حَتَّى نَهَانَا عَنْهَا
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize Fetih yılında
Mekke’ye girerken mut’a yapmamızı söyledi. Sonra bizi bundan yasaklamadıkça
oradan çıkmadık.”[28]
Abdulmelik b. er-Rebi
b. Sebra el-Cuhenî, babasından, o da dedesinden rivayet ediyor:
أَمَرَنَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْمُتْعَةِ عَامَ الْفَتْحِ حِينَ دَخَلْنَا مَكَّةَ ثُمَّ
لَمْ نَخْرُجْ مِنْهَا حَتَّى نَهَانَا عَنْهَا
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize Fetih yılında Mekke’ye
girerken mut’a yapmamızı söyledi. Sonra bizi bundan yasaklamadıkça oradan
çıkmadık.”[29]
Er-Rebi b. Sebra
el-Cuhenî, babası Sebra radıyallahu anh’den rivayet ediyor:
أَنَّ نَبِيَّ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَامَ فَتْحِ مَكَّةَ أَمَرَ أَصْحَابَهُ بِالتَّمَتُّعِ مِنَ
النِّسَاءِ قَالَ فَخَرَجْتُ أَنَا وَصَاحِبٌ لِي مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ حَتَّى
وَجَدْنَا جَارِيَةً مِنْ بَنِي عَامِرٍ كَأَنَّهَا بَكْرَةٌ عَيْطَاءُ
فَخَطَبْنَاهَا إِلَى نَفْسِهَا وَعَرَضْنَا عَلَيْهَا بُرْدَيْنَا فَجَعَلَتْ
تَنْظُرُ فَتَرَانِي أَجْمَلَ مِنْ صَاحِبِي وَتَرَى بُرْدَ صَاحِبِي أَحْسَنَ
مِنْ بُرْدِي فَآمَرَتْ نَفْسَهَا سَاعَةً ثُمَّ اخْتَارَتْنِي عَلَى صَاحِبِي
فَكُنَّ مَعَنَا ثَلَاثًا ثُمَّ أَمَرَنَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ بِفِرَاقِهِنَّ
“Mekke'nin fethi yılında Nebiyyullah sallallahu aleyhi ve sellem
ashabına kadınlarla mut’a yapmayı emretti.” Sebra radıyallahu anh dedi ki:
“Bunun üzerine ben ve Suleym oğulları kabilesinden bir arkadaşım yola
çıktık. Nihayet Âmiroğulları kabilesinden bir kadın bulduk. Kadın uzun boyunlu
dişi deve gibi (endamlı) idi. Kadına mût'a teklifinde bulunduk ve kendisine
kaftanlarımızı arz ettik. Kadın bana bakıyor, beni arkadaşımdan güzel görüyor;
arkadaşımın kaftanını da benim kaftanımdan güzel görüyordu. Bu hususta bir
müddet nefsiyle istişareden sonra beni arkadaşıma tercih etti. Bu suretle
kadınlar bizimle beraber üç gece kaldılar. Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem o kadınlardan ayrılmayı emretti.”[30]
* Bir rivayette şu şekildedir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي قَدْ كُنْتُ
أَذِنْتُ لَكُمْ فِي الِاسْتِمْتَاعِ مِنَ النِّسَاءِ وَإِنَّ اللهَ قَدْ حَرَّمَ ذَلِكَ
إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ فَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ مِنْهُنَّ شَيْءٌ فَلْيُخَلِّ سَبِيلَهُ
وَلَا تَأْخُذُوا مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا
“Ey insanlar! Size kadınlara mut’a yapmak konusunda izin vermiştim.
Muhakkak ki Allah bunu kıyamet gününe kadar haram kılmıştır. Kimin yanında
mut’a nikâhıyla nikâhladığı bir kadın varsa onu serbest bıraksın ve onlara
verdiklerinden bir şeyi geri almasın.”[31]
* Diğer rivayette şu şekildedir:
أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنِ الْمُتْعَةِ وَقَالَ أَلَا إِنَّهَا حَرَامٌ مِنْ
يَوْمِكُمْ هَذَا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ كَانَ أَعْطَى شَيْئًا فَلَا
يَأْخُذْهُ
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mut’a’dan yasakladı ve buyurdu
ki:
“Dikkat edin! O, bu gününüzden kıyamet gününe kadar haramdır. Kim bir
şey vermişse onu geri almasın.”[32]
Rebi b. Sebra
radıyallahu anh hadisi, mut’a evliliğini haram gören cumhurun katında en
kuvvetli delildir. Ancak bazı büyük fıkıh imamları bu hadisi zikretmemişler ve
dikkate almamışlardır. Onlardan birisi de İmam Malik rahimehullah’tır. Bu
hadisi Muvatta’da zikretmemiştir. Onun bu hadisi Muvatta’ya almama sebebi bir
illetten dolayı mıdır diye düşündürmektedir. Eğer öyleyse bu hadis delil
getirmeye uygun değildir. İmam Malik’in bu hadisten haberdar olmaması
düşünülemez. Çünkü mut’a meselesi Mekke’nin ortasında yoğun bir şekilde
gündemde idi ve Medine halkının bundan habersiz olması mümkün görünmemektedir.
İmam Şafii
rahimehullah bu hadisin sabit olduğu hususunda tereddütlüdür. Konuyu zikrettikten
sonra şöyle demiştir:
“İbn Mes’ud
radıyallahu anh, mut’a nikâhına ruhsatı zikrederken Hayberden önce mi, sonra mı
olduğuna dair zamana delalet eden bir şey söylememiştir. Ali b. Ebi Talibn
radıyallahu anh’ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in mut’ayı yasaklamasına
dair hadisi Allahu a’lem nesh edicidir. Mut’a nikâhı artık helal olmaz. Eğer
Rebi b. Sebra hadisi sabitse, bu hadis Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in mut’a nikâhını helal saydığını, sonra “O kıyamet gününe kadar
haramdır” buyurduğunu açıklar. Eğer sabit değilse, Ali radıyallahu anh’ın
rivayetinde İbn Mes’ud radıyallahu anh’den başkalarından gelen mut’ayı mubah
kılan hadisi nesh etmiş olmaz…”[33]
İmam Şafii
rahimehullah’a göre mut’anın haramlığının delili, Sebra radıyallahu anh
hadisinden başka bir şey olmalıdır. Eğer sahihse bu, İbn Mes’ud radıyallahu anh
hadisini neshetmiş olur.
Dördüncü
Delil: Mut’anın Tebük Gazvesinde Nesh Edildiğine Dair Rivayet
Âlimler, mut’anın
Tebük yılında neshedildiğine dair şunu delil getirmişlerdir:
Ebu Hureyre
radıyallahu anh dedi ki:
خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ فَنَزَلَ بِثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ فَرَأَى
نِسَاءً يَبْكِينَ فَقَالَ مَا هَذَا؟ قِيلَ نِسَاءٌ تَمَتَّعَ بِهِنَّ أَزْوَاجُهُنَّ
ثُمَّ فَارَقُوهُنَّ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَرَّمَ
أَوْ هَدَمَ الْمُتْعَةَ النِّكَاحُ وَالطَّلَاقُ وَالْعِدَّةُ وَالْمِيرَاثُ
“Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem ile beraber Tebük gazvesine çıktık. Seniyyetu’l-Veda’ya
geldiğimizde ağlayan kadınlar gördü ve:
“Bu nedir?”
buyurdu. Dediler ki: “Kocalarının mut’a yapıp da sonra ayrıldığı kadınlardır.”
Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Nikâh, talak,
iddet ve miras hükümleri, mut’ayı haram kılmıştır veya yıkmıştır”[34]
Bu hadisin isnadında
Muemmel b. İsmail’in hıfzının kötü olmasından dolayı zayıflık vardır. Hadisi
hasen görenler zayıf şahitleriyle hasen diyorlar. Fakat rivayetin metninde de
münkerlik vardır. Çünkü mut’anın neshinin illeti; talak, iddet ve miras
hükümleri olarak ifade ediliyor. Bunda evlilik ahkâmı açısından şüphe vardır.
Zira daha önce zikredilen rivayetlerde görüldüğü gibi, sahabe, bundan
sonrasında da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in izniyle mut’a
yapmışlardır. Nesh edilmiş olanın, nesh edenden önce olması gerekir ki nesh
sahih olsun.
Evtas
Yılında Mut’aya Dair Rivayet
Seleme radıyallahu anh dedi ki:
رَخَّصَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَامَ أَوْطَاسٍ فِي الْمُتْعَةِ ثَلَاثًا ثُمَّ نهى عَنْهَا
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Evtas yılında mut’aya üç defa
izin verdi, sonra bundan yasakladı.”[35]
Bazıları “Summe nuhiye”/ “sonra yasaklandı” şeklinde rivayet
etmişlerdir. Buna göre yasaklayan kişi olarak Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’i değil, Ömer radıyallahu anh’ı kastetmiştir. Nitekim daha önce
zikretmiş olduğum rivayette Seleme b. el-Ekva radıyallahu anh, Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in mut’ayı yasaklamadığını bizzat söylemiştir.
Muslim’in Ebu Said radıyallahu
anh’den Evtas gazvesiyle ilgili rivayetinde ise kâfire kadın esirlerden
faydalanmak zikredilmiştir. Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh dedi ki:
أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَ حُنَيْنٍ بَعَثَ جَيْشًا إِلَى أَوْطَاسَ فَلَقُوا
عَدُوًّا فَقَاتَلُوهُمْ فَظَهَرُوا عَلَيْهِمْ وَأَصَابُوا لَهُمْ سَبَايَا
فَكَأَنَّ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
تَحَرَّجُوا مِنْ غِشْيَانِهِنَّ مِنْ أَجْلِ أَزْوَاجِهِنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
فَأَنْزَلَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي ذَلِكَ {وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ
إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ} أَيْ
فَهُنَّ لَكُمْ حَلَالٌ إِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُهُنَّ
“Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem Huneyn savaşı sırasında Evtas’a bir birlik
gönderdi. Orada düşmanla karşılaştıklarında onlarla savaşıp yendiler. Savaş
sonrası onlardan esir aldılar. Ancak Ashabdan bazıları esir kadınlarla, müşrik
kocaları yüzünden birlikte olmaktan kaçındılar. Bunun üzerine: “Sağ ellerinizin sahip olduğu müstesna
kadınlardan evli olanlar da.” (Nisa 24) ayeti indi. Yani iddetleri bittiği
zaman onlar size helaldir demektir.”[36]
Savaş halinde esir kadınlardan
bu şekilde bir faydalanma yasaklanmış değildir ve bu milk-i yemin ile
faydalanmadır. Seleme radıyallahu anh rivayetinde bunun mut’a olarak
adlandırıldığı görülmektedir.
Evtas savaşı, Mekke Fethinden sonra olmuştur.
Mut’ayı Haram Gören Sahabiler
Mü’minlerin Annesi Aişe Radıyallahu anha
Abdullah b. Ubeydillah b. Ebi Muleyke rahimehullah dedi ki:
سَأَلْتُ
عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا عَنْ مُتْعَةِ النِّسَاءِ فَقَالَتْ بَيْنِي
وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ قَالَ وَقَرَأَتْ هَذِهِ الْآيَةَ {وَالَّذِينَ هُمْ
لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ
أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاءَ} مَا
زَوَّجَهُ اللَّهُ أَوْ مَلَّكَهُ فَقَدْ عَدَا
“Aişe radiyallahu anha’ya kadınlara mut’a yapmak hakkında sordum. Dedi
ki: “Benimle sizin aranızda Allah’ın kitabı vardır.” Sonra şu ayeti okudu:
“Onlar ki; ferclerini korurlar. Ancak eşleri veya sağ ellerinin sahip
oldukları hususunda kınanmazlar.” (Mu’minun 6) Aişe radiyallahu anha dedi
ki:
“Kim Allah’ın kendisine eş kıldığı veya mülkiyetine verdiği (cariyesi)
dışında bir şey ararsa haddi aşmış olur.”[37]
Aişe radıyallahu anha burada, mut’ayı ayetteki ferci korumaya dâhil
görmeyerek, açıkça mut’anın haram olduğunu söylemiştir. Belki de ona göre mut’a
hakiki bir evlilik değil de, zinadır. Aişe radıyallahu anha’nın bu sözüne mut’a
yapan sahabe radıyallahu anhumun fiilleri ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in ruhsatı aykırıdır! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ahabına
ırzı korumaya dâhil olmayan bir şeye müsaade etmiş olması düşünülemez.
Nitekim daha önce, Aişe radıyallahu anha’nın kızkardeşi Esma radıyallahu
anha’nın bundan başka bir şey söylediği geçmişti. Belki de mut’a hakkında Mekke’lilerin
bildiği hükümden Medine’lilerin habersiz kalmalarının sebebi budur!
Ömer b.
el-Hattab Radıyallahu anh
Ömer b. el-Hattab
radıyallahu anh hilafeti zamanında mut’ayı yasaklamış, sahabeden bir topluluk
da buna muvafakat edip yasağını ikrar etmişlerdir. Hatta çoğunluğun bu konuda sükût
etmeleri, onun görüşünün yerinde oluşuna bir delil sayılır.
Ebu
Bekr b. Hafs rahimehullah’tan: “İbn Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:
لَمَّا
وَلِيَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ خَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَسَلَّمَ أَذِنَ لَنَا فِي الْمُتْعَةِ ثَلَاثًا
ثُمَّ حَرَّمَهَا وَاللهِ لَا أَعْلَمُ أَحَدًا يَتَمَتَّعُ وَهُوَ مُحْصَنٌ
إِلَّا رَجَمْتُهُ بِالْحِجَارَةِ إِلَّا أَنْ يَأْتِيَنِي بِأَرْبَعَةٍ
يَشْهَدُونَ أَنَّ رَسُولَ اللهِ أَحَلَّهَا بَعْدَ إِذْ حَرَّمَهَا
“Ömer b. el-Hattab
radiyallahu anh yönetici olunca insanlara hitap ederek şöyle dedi:
“Muhakkak ki Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem bize mut’a için üç defa izin verdi, sonra haram
kıldı. Vallahi evlilik yaşamış bir kimsenin mut’a yaptığını öğrenirsem ve
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bunu haram kıldıktan sonra tekrar
helal kıldığına dair dört şahit getiremezse mutlaka ona taşlarla recim cezası
uygularım.”[38]
İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: “Ömer radiyallahu anh dedi
ki:
لَوْ
كُنْتُ تَقَدَّمْتُ فِي مُتْعَةِ النِّسَاءِ لَرَجَمْتُ
“Kadınlara mut'a (nikâhı) yapmak hakkında bir hüküm verecek olsaydım,
recm cezası verirdim.”[39]
Ebu Ca’fer et-Tahavi
dedi ki: “İşte Ömer radıyallahu anh kadınlara mut’a yapmayı, Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı huzurunda yasaklamış ve onlardan kimse
buna karşı çıkmamıştır. Bu da onların bu yasağa uymalarının, yasak konusunda
söz birliği (icma) etmiş olduklarını, bunun da nesih için bir delil olduğunu
gösterir.”[40]
Ebu Bekr es-Sıddık
radıyallahu anh zamanında ve Ömer radıyallahu anhın hilafetinin ilk
zamanlarında mut’anın mevcut oluşu, Tahavi’nin bu sözlerini iptal etmektedir.
Çünkü Ebu Bekr radıyallahu anh zamanında mevcut olan mut’a, bizzat Ömer
radıyallahu anh’ın kendisinin döneminde de vardı.
Bu yüzden Ömer
radıyallahu anh’ın mut’ayı yasaklamasının, kendisinin bir içtihadı olduğu
ortaya çıkıyor. Bunun delilleri de şu şekildedir:
Birinci
Delil:
Ebu’z-Zubeyr rahimehullah dedi ki: Cabir b. Abdillah
radıyallahu anhuma’yı şöyle derken işittim:
قَدِمَ عَمْرُو بْنُ حُرَيْثٍ مِنَ
الْكُوفَةِ فَاسْتَمْتَعَ بِمَوْلَاةٍ فَأُتِيَ بِهَا عُمَرَ وَهِيَ حُبْلَى
فَسَأَلَهَا فَقَالَتِ اسْتَمْتَعَ بِي عَمْرُو بْنُ حُرَيْثٍ فَسَأَلَهُ
فَأَخْبَرَهُ بِذَلِكَ أَمْرًا ظَاهِرًا قَالَ فَهَلَّا غَيْرَهَا فَذَلِكَ حِينَ
نَهَى عَنْهَا
“Amr b. Hureys radıyallahu anh Kufe’den gelince azatlı bir
kadınla mut’a yaptı. Mut’a yaptığı bu kadın hamile bir şekilde Ömer radıyallahu
anh’e getirilince:
“Amr b. Hureys benimle mut’a yaptı” dedi. Ömer radıyallahu
anh bunu Amr radıyallahu anh’e sorunca o da açık bir şekilde bunu yaptığını
söyledi. Ömer radıyallahu anh dedi ki:
“Bunun için başkasını bulamadın mı?” Bu olaydan sonra mut’a
nikâhını yasakladı.”[41]
İkinci Delil:
Mahmud b. el-Esved b. Halef dedi ki:
أَنَّ عَمْرَو بْنَ حَوْشَبٍ اسْتَمْتَعَ
بِجَارِيَةٍ بِكْرٍ مِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَيٍّ، فَحَمَلَتْ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِعُمَرَ
فَسَأَلَهَا؟ فَقَالَتِ اسْتَمْتَعَ مِنْهَا عَمْرُو بْنُ حَوْشَبٍ فَسَأَلَهُ؟ فَاعْتَرَفَ
فَقَالَ عُمَرُ مَنْ
أَشْهَدْتَ؟ قَالَ - لَا أَدْرِي أَقَالَ أُمَّهَا أَوْ أُخْتَهَا أَوْ أَخَاهَا وَأُمَّهَا
فَقَامَ عُمَرُ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ مَا بَالُ رِجَالٍ يَعْمَلُونَ بِالْمُتْعَةِ
وَلَا يُشْهِدُونَ عُدُولًا وَلَمْ يُبَيِّنْهَا إِلَّا حَدَدَتْهُ قَالَ أَخْبَرَنِي
هَذَا الْقَوْلَ عَنْ عُمَرَ مَنْ كَانَ تَحْتَ مِنْبَرِهِ سَمِعَهُ حِينَ يَقُولُهُ
قَالَ فَتَلَقَّاهُ النَّاسُ مِنْهُ
“Amr b. Havşeb, Amir b. Luey oğullarından bakire bir
cariyeyle mut’a yaptı, kadın hamile kaldı. Bu durum Ömer radıyallahu anh’e
anlatılınca bunu ona sordu. Kadın dedi ki:
“Amr b. Havşeb ile mut’a yaptım.” Ona da bunu sorunca itiraf
etti. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh dedi ki:
“Kimi şahit tuttun?” Annesiyle kardeşini mi dedi yoksa
annesiyle kızkardeşini mi dedi bilmiyorum. Ömer radıyallahu anh minbere çıktı
ve şöyle dedi:
“Bazı adamlara ne oluyor da adil şahitler tutmadan, diğer
insanlara bunu açıklamadan mut’a yapıyorlar?! Bunu yapanlara had uygularım!”
Bunu Ömer radıyallahu anh’den bana, minberin dibince bizzat onu dinleyip işiten
birisi haber verdi. Diğer insanlar da bunu ondan öğrendiler.”[42]
Üçüncü Delil:
İbn Abbas radıyallahu anhuma dedi ki:
لَمْ يُرَعْ عُمَرُ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ
إِلَّا أُمَّ أَرَاكَةَ قَدْ خَرَجَتْ حُبْلَى فَسَأَلَهَا عُمَرُ عَنْ حَمْلِهَا؟
فَقَالَتِ اسْتَمْتَعَ بِي سَلَمَةُ بْنُ أُمَيَّةَ بْنِ خَلَفٍ فَلَمَّا أَنْكَرَ
صَفْوَانُ عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ بَعْضَ مَا يَقُولُ فِي ذَلِكَ قَالَ فَسَلْ عَمَّكَ
هَلِ اسْتَمْتَعَ
“Mü’minlerin emiri Ömer radıyallahu anh Umm Erâke dışında
kimseye mut’a konusunda anlayış göstermemiştir. Umm Erâke hamile kalınca Ömer
radıyallahu anh ona bunu sordu. O da:
“Seleme b. Umeyye b. Halef benimle mut’a yaptı” dedi. Bundan
dolayı Safvan, İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın mut’a nikâhına dair sözlerine
karşı çıkınca İbn Abbas radıyallahu anhuma ona şöyle dedi:
“Amcana sor bakalım mut’a yapmış mı?”[43]
Bu deliller, Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’ın mut’ayı şu
sebeplerden dolayı yasakladığını göstermektedir:
- Bazı sahabe şahit tutmadan mut’a yapıyordu. Bunda da bazı
hakların zayi olması söz konusu idi.
- Mut’aya şahit olarak akrabaların bilmesi ile
yetiniliyordu. Ömer radıyallahu anh’e göre bu tercih edilmeyen bir durumdu ve
bu yüzden mut’ayı yasakladı.
- Gizlice mut’a yapmak ve bundan dolayı kadınların hamile
kalmaları, Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’e göre mut’ayı yasaklamayı
gerektiren sebeplerden idi.
Ömer radıyallahu anh’ın fıkhı, mut’a evliliğini yasaklama
konusunda muteberdir. Zira o sahabenin fakihlerinin büyüklerindendir. Devlet
siyaseti ve maslahatı, şehevi arzuları doyurmaya dair ruhsatlardan uzak
kuvvetli bir toplumun kurulması sorumluluğu vardı ve dünyevî mut’a, ümmetin
bazı haklarının zayi olmasına sebep olabilirdi. Ümmetin birbirine sağlam
bağlarla tutunması, bu evlilikten daha önemlidir.
Ali b. Ebi Talib Radıyallahu anh
Muhammed b. Ali el-Hanefiyye rahimehullah’tan:
أَنَّ عَلِيًّا رضي
الله عنه قِيلَ لَهُ إِنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ لَا يَرَى بِمُتْعَةِ النِّسَاءِ
بَأْسًا فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْهَا يَوْمَ
خَيْبَرَ وَعَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الْإِنْسِيَّةِ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ احْتَالَ
حَتَّى تَمَتَّعَ فَالنِّكَاحُ فَاسِدٌ وَقَالَ بَعْضُهُمْ النِّكَاحُ جَائِزٌ
وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ
“Ali (b. Ebi Talib) radıyallahu anh’e denildi ki: “İbn Abbas
radıyallahu anhuma kadınlara mut’a yapılmasında bir sakınca görmüyor.” Ali
radıyallahu anh dedi ki:
“Muhakkak ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hayber
günü bundan ve evcil eşeklerin etlerinden yasakladı.”
(Buhârî dedi ki) “İnsanlardan biri (yani Ebu Hanife): “Eğer
kişi hile yaparak (belli süre sonra boşama niyetiyle) mut’a yaparsa nikâh
geçersiz” dedi. Başkası da (Yani Zufer b. Huzeyl): “Nikâh geçerlidir, şart
bâtıldır” dedi.”[44]
Abdullah b.
Ömer Radıyallahu anhuma
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma bu konuda babası Ömer b.
el-Hattab radıyallahu anh’e tabi olmuştur.
İbn Ömer radıyallahu anhuma
şöyle demiştir:
لَا يَحِلُّ لِرَجُلٍ أَنْ يَنْكِحَ امْرَأَةً
إِلَّا نِكَاحَ الْإِسْلَامِ يُمْهِرُهَا وَيَرِثُهَا وَتَرِثُهُ وَلَا يُقَاضِيهَا
عَلَى أَجَلٍ مَعْلُومٍ إِنَّهَا امْرَأَتُهُ فَإِنْ مَاتَ أَحَدُهُمَا لَمْ يَتَوَارَثَا
“Bir kimsenin bir kadını
mehirle, varis olarak ve varis kıldığı İslam nikâhıyla nikâhlamasından başkası
helal olmaz. Belli bir müddet onları ayırmamalıdır. Eşlerden biri öldüğünde
diğeri ona varis olmalıdır.”[45]
Abdullah
b. ez-Zubeyr Radıyallahu anhuma
Urve b. Ez-Zubeyr rahimehullah’tan:
أَنَّ
عَبْدَ اللهِ بْنَ الزُّبَيْرِ قَامَ بِمَكَّةَ فَقَالَ إِنَّ نَاسًا أَعْمَى
اللهُ قُلُوبَهُمْ كَمَا أَعْمَى أَبْصَارَهُمْ يُفْتُونَ بِالْمُتْعَةِ يُعَرِّضُ
بِرَجُلٍ فَنَادَاهُ فَقَالَ إِنَّكَ لَجِلْفٌ جَافٍ فَلَعَمْرِي لَقَدْ كَانَتِ
الْمُتْعَةُ تُفْعَلُ عَلَى عَهْدِ إِمَامِ الْمُتَّقِينَ - يُرِيدُ رَسُولَ اللهِ
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ لَهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ فَجَرِّبْ
بِنَفْسِكَ فَوَاللهِ لَئِنْ فَعَلْتَهَا لَأَرْجُمَنَّكَ بِأَحْجَارِكَ قَالَ
ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي خَالِدُ بْنُ الْمُهَاجِرِ بْنِ سَيْفِ اللهِ أَنَّهُ
بَيْنَا هُوَ جَالِسٌ عِنْدَ رَجُلٍ جَاءَهُ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَاهُ فِي
الْمُتْعَةِ فَأَمَرَهُ بِهَا فَقَالَ لَهُ ابْنُ أَبِي عَمْرَةَ الْأَنْصَارِيُّ
مَهْلًا قَالَ مَا هِيَ؟ وَاللهِ لَقَدْ فُعِلَتْ فِي عَهْدِ إِمَامِ
الْمُتَّقِينَ قَالَ ابْنُ أَبِي عَمْرَةَ إِنَّهَا كَانَتْ رُخْصَةً فِي أَوَّلِ
الْإِسْلَامِ لِمَنِ اضْطُرَّ إِلَيْهَا كَالْمَيْتَةِ وَالدَّمِ وَلَحْمِ
الْخِنْزِيرِ ثُمَّ أَحْكَمَ اللهُ الدِّينَ وَنَهَى عَنْهَا
“Abdullah b. Ez-Zubeyr radıyallahu anhuma Mekke'de ayağa kalkmış ve bir zata
ta'rizde bulunarak dedi ki: “Şüphesiz ki, bazı insanların Allah gözlerini kör
ettiği gibi, kalplerini de kör etmiş! Mût'a nikâhına fetva veriyorlar!” Bunun
üzerine o zât kendisine nida ederek dedi ki:
“Sen hakikaten kaba saba bir adamsın. Ömrüme
yemin ederim ki, mût'a takva sahiplerinin imamı zamanında yapılırdı.” Bununla
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i kastetti. İbnu’z-Zubeyr radıyallahu
anhuma ona dedi ki:
“Öyle ise kendini bir dene. Vallahi sen bunu
yaparsan seni taşlarınla recm ederim.” İbn Şihâb rahimehullah dedi ki: “Bana
Halid b. Muhacir b. Seyfillah haber verdi ki, kendisi bir zâtın yanında
otururken o zâta bir adam gelerek mût'a hususunda fetva istemiş. O da mût'a
yapmasını söylemiş. Bunun üzerine İbn Ebî Amra el-Ensâri rahimehullah ona dedi
ki:
“Ağır ol!” O zât: “Ne o? Vallahi mût'a takva
sahiplerinin imamı zamanında yapılmıştır” dedi. İbn Ebî Amra rahimehullah dedi
ki:
“Mût'a İslâm'ın ilk zamanlarında mecbur kalanlar
için laşe, kan ve domuz eti (yemek) gibi bir ruhsattı. Sonra Allah dîni muhkem
kıldı ve bundan yasakladı.”[46]
İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın sözü ve yemini,
bu konuda yakîn ve kuvvetli ilim sahibi olduğuna ve mut’a evliliğinin hükmü
konusundaki fıkhına delildir. İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın İbnu’z-Zubeyr
radıyallahu anhuma’dan daha fakih ve bilgili olduğu inkâr edilemez.
İbnu’z-Zubeyr radıyallahu anhuma ise cihad konusunda daha cesur idi.
Özetle:
Mut’anın haram olduğuna fetva veren sahabiler, ihtilafı ortadan kaldırabilecek açık ve kuvvetli bir delile dayanmamışlardır.
Mut’a
İle İlgili Bazı Hükümler
Mut’ada
Veli İzni Ve Şahit Şart Değildir
Mut’a ile ilgili
rivayetlerde veli izni veya şahitler şart koşulmamıştır. Mut’a yapan
sahabilerin ve tabiinin uygulamalarında da veli izni veya şahit tutmayı
gözetmedikleri açıkça anlaşılmaktadır. Lakin şahitsiz ve gizlice yapılan
mut’anın içtimai hayatta getirdiği problemler sebebiyle Ömer radıyallahu anh,
maslahat gereği bir tedbir olarak, hilafeti döneminde mut’ayı yasaklamıştır.
Er-Rebi b. Sebra
el-Cuhenî, babası Sebra radıyallahu anh’den rivayet ediyor:
أَنَّ نَبِيَّ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَامَ فَتْحِ مَكَّةَ أَمَرَ أَصْحَابَهُ بِالتَّمَتُّعِ مِنَ
النِّسَاءِ قَالَ فَخَرَجْتُ أَنَا وَصَاحِبٌ لِي مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ حَتَّى
وَجَدْنَا جَارِيَةً مِنْ بَنِي عَامِرٍ كَأَنَّهَا بَكْرَةٌ عَيْطَاءُ
فَخَطَبْنَاهَا إِلَى نَفْسِهَا وَعَرَضْنَا عَلَيْهَا بُرْدَيْنَا فَجَعَلَتْ
تَنْظُرُ فَتَرَانِي أَجْمَلَ مِنْ صَاحِبِي وَتَرَى بُرْدَ صَاحِبِي أَحْسَنَ
مِنْ بُرْدِي فَآمَرَتْ نَفْسَهَا سَاعَةً ثُمَّ اخْتَارَتْنِي عَلَى صَاحِبِي
فَكُنَّ مَعَنَا ثَلَاثًا ثُمَّ أَمَرَنَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ بِفِرَاقِهِنَّ
“Mekke'nin fethi yılında Nebiyyullah sallallahu aleyhi ve sellem
ashabına kadınlarla mut’a yapmayı emretti.” Sebra radıyallahu anh dedi ki:
“Bunun üzerine ben ve Suleym oğulları kabilesinden bir arkadaşım yola
çıktık. Nihayet Âmiroğulları kabilesinden bir kadın bulduk. Kadın uzun boyunlu
dişi deve gibi (endamlı) idi. Kadına mût'a teklifinde bulunduk ve kendisine
kaftanlarımızı arz ettik. Kadın bana bakıyor, beni arkadaşımdan güzel görüyor;
arkadaşımın kaftanını da benim kaftanımdan güzel görüyordu. Bu hususta bir
müddet nefsiyle istişareden sonra beni arkadaşıma tercih etti. Bu suretle
kadınlar bizimle beraber üç gece kaldılar. Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem o kadınlardan ayrılmayı emretti.”[47]
Daha önce Ata
rahimehullah’ın şöyle dediği geçmişti: “Bu ruhsat Nisa suresinde “Onlardan
faydalandığınızda…” (Nisa 24) ayetindedir. Yani şu kadar mehir
karşılığında, şu kadar zaman için başkalarının iznini almaya gerek duymadan bir
nikâh yapmaktır. Kararlaştırılan süre bittikten sonra dilerlerse yeni bir
nikâhla devam ederler, dilerlerse ayrılırlar. Zira süresiz olan nikâh gibi
değildir.”[48]
Mut’a’nın
İddet Süresi Bir Hayız Dönemidir
Şerid’in azatlısı Ammar rahimehullah dedi ki:
سَأَلْتُ ابْنَ
عَبَّاسٍ عَنْ الْمُتْعَةِ أَسِفَاحٌ هِيَ أَمْ نِكَاحٌ؟ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لا
سِفَاحَ وَلا نِكَاحَ قُلْتُ فَمَا هِيَ؟ قَالَ هِيَ الْمُتْعَةُ كَمَا قَالَ اللهُ
جَلَّ ثَنَاؤُهُ قُلْتُ هَلْ لَهَا مِنْ عِدَّةٍ؟ قَالَ نَعَمْ عِدَّتُهَا حَيْضَةٌ
قُلْتُ هَلْ يَتَوَارَثَانِ؟ قَالَ لا
“İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya: “Mut’a sifah mı (nikâhsız
ilişki mi) yoksa nikâh mıdır?” dedim. Dedi ki:
“Ne sifahtır, ne de nikâh.” Ben: “Öyleyse nedir?” dedim.
Dedi ki:“O, Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi mut’adır.” Ben: “Bunda iddet
bekleme var mıdır?” dedim. Dedi ki:
“Evet, onun iddet süresi bir hayız dönemidir.” Ben:
“Birbirlerine varis olurlar mı?” dedim. “Hayır” dedi.”[49]
Mut’a Ancak Zaruret Halinde Olur
Said b. Cubeyr rahimehullah’tan:
قلت لابن عباس إن الناس قد أكثروا عليك في المتعة وقال الشاعر
فيها ما قال فخرج ابن عباس فقال هي كالمضطر إلى الميتة والدم ولحم الخنزير
“İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya dedim ki: “İnsanlar mut’a
konusunda sana çok yükleniyorlar. Şair de bu konuda söyleyeceğini söyledi.”
Bunun üzerine İbn Abbas radıyallahu anhuma çıktı ve dedi ki:
“Mut’a leş, kan ve domuz eti yemek zorunda kalan kimsenin
durumu gibi zaruret halinde olur.”[50]
İbn Abbas radıyallahu anhuma, mut’anın, aç kalan kimsenin
haram kılınan bu maddelerden yemek zorunda kalması gibi zaruret hallerinde
meşru olacağını söylemiştir. İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın bu kavline göre,
evliliğe güç yetirilemediği, şehveti tahrik eden unsurların yagın olup zinanın
kolaylaştığı ortamlar, zinadan korunmak için mut’aya mecbur bırakabilir.
Kitapsız Kâfire Kadınlar Veya İffetsiz Kadınlar İle Mut’a
Mu’ta aslı itibarıyla bir nikâh değil, zaruret halinde meşru
kılınmış bir faydalanmadır. Dolayısıyla bu faydalanmada normal nikâhtaki şartlar
aranmamıştır. Nitekim savaş için seferde olan ve kadınlara olan şehvetlerinden
dolayı zor duruma düşen ashaba muta izni verilmiş, sahabiler de kitap ehli veya
kitapsız ayrımı yapmadan kadınlarla mut’a yapmışlardır.
Müslüman Kadınlar Kâfirlerle Mut’a Yapamaz
Müslüman bir kadın hiçbir durumda kâfirlere helal
kılınmamışlardır. Mut’anın meşru kılınması da asıl itibarıyla erkek sahabiler
için verilmiştir.
Sonuçlar
Bu araştırmada mut’a evliliğinin zaruret ve
ihtiyaç halinde dinen mubah olduğu görüşünde olan selefin delillerinin daha
sahih ve net olduğu, haram kılan delillerin kuvvetli olmadığı ve çelişkiler
içerdiği anlaşılmıştır.
* Nebî sallallahu
aleyhi ve sellem’in mut’a hakkında vermiş olduğu ruhsat şehirlerdekiler
hakkında değil, ancak savaş anındaki zaruret halinde idi. Bu uygulamada kâfire
kadınlarla, velilerinin izni olmadan ve şahitsiz olarak mut’a uyguladılar.
Normal nikâhtan süreli olması dışında böyle de farklılıkları olması hasebiyle,
söz konusu seferlerin sonunda Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bu izni iptal
ettiği ifade edilmektedir.
* İbn Abbas, İbn
Mes’ud radıyallahu anhum gibi sahabilerin Nisa suresi 24. Ayetinin bir
kıraatinde açıkça ifade ettikleri süreli nikâh izni nesh edilmiş değildir.
Sahabilerin Ömer radıyallahu anh’ın yasaklamasına kadar, şehirlerde uygulamaya
devam ettikleri mut’a da bu idi. Yani nikâhın diğer bütün şartları, veli izni,
şahitler, mehir bu nikâhta söz konusudur. Yalnızca süreli olması bakımından
normal nikâhtan farklıdır.
* Sahabe ve tabiinden
bazıları, şehirlerde, müslüman kadınlarla veli izni olmadan ve şahitsiz olarak
mut’a uygulamışlar, Ömer radıyallahu anh’ın bunu yasaklamasından sonra diğer
sahabiler ve tabiin buna karşı çıkmışlardır.
* Ömer radıyallahu
anh, şehirlerde müslüman kadınlarla mut’ayı yasaklamış, bunun üzerine çoğunluk
mut’ayı haram kabul etmeye başlamışlardır. Buna rağmen İbn Abbas, Seleme b.
el-Ekva radıyallahu anhum gibi bazı sahabiler ile tabiinden bir kısmı mut’anın
zaruret halinde geçerli bir uygulama olduğunu savunmaya devam etmişlerdir.
* Sebra b. Ma’bed
radıyallahu anh’den gelen, mut’anın Fetih yılında Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem tarafından haram kılındığı ve kıyamet gününe kadar haram kılındığı
şeklindeki rivayet hem isnad olarak hem metin olarak problemler içermektedir.
Metin olarak, daha sahih rivayetlerde, Ömer radıyallahu anh’ın hilafeti
zamanında mut’anın yasaklanmasına rağmen sahabilerin mut’a yaptıkları sabit
olmuştur. Büyük ve meşhur sahabilerin böyle bir yasaktan habersiz olmaları
düşünülemez. Fetih yılındaki yasağa dair rivayeti ise sadece Rebi b. Sebra
rivayet etmiştir. Yahya b. Main onda zayıflık olduğunu söylemiş, Nesâî ve
başkaları sika olduğunu söylemişlerdir. Ayrıca daha sonraki ravilerin Rebi b.
Sebra’dan rivayetlerinde de metin farklılıkları vardır ve hafıza bakımında
eleştirilen raviler vardır. Ahkâm konusunda bu durumdaki rivayetler dayanak
olamaz.
Mut’anın hükmü
hakkında bir rivayette İmam Ahmed’in haram oılduğunu söylemesi, diğer bir
rivayette mekruh görmesi, mut’a uygulamasının şeklindeki farklılıklar sebebiyle
olmalıdır. Muhtemelen mekruh gördüğü mut’a, gayri müslim, iffetsiz veya hür
olmayan kadınlarla velisiz, şahitsiz mut’a yapmaktır. Haram gördüğü ise hür
müslüman kadınla velisiz ve şahitsiz muta yapmak hakkındadır. Çünkü İmam Ahmed,
bunun kıyamet gününe kadar haram olduğunu söyleyerek Sebra b. Ma’bed hadisini
zikretmiştir.
Bu meselenin daha iyi
anlaşılması için Sebra b. Ma’bed radıyallahu anh’ın rivayet ettiği olayın
aslını bilmek gerekir. Hasen el-Basri rahimehullah şöyle demiştir:
لَمَّا قَدِمَ النبيُّ صلى الله عليه
وسلم مَكَّةَ في عُمْرَتِهِ تَزَيَّنَ نِسَاءُ أَهْلِ مَكَّةَ فَشَكَى ذَلِكَ
أَصْحَابُ النبيِّ صلى الله عليه وسلم إليه فَقَالَ لَهُم تَمَتَّعُوا مِنْهُنَّ
واجْعَلُوا بَيْنَكُم الأَجْلَ بَيْنَكُم وبَيْنَهَا ثَلَاثًا فَمَا أَحْسَبُ
رَجُلًا مِنْكُم يَسْتَمِكُنُ مِنْ امْرَأَةٍ ثَلَاثًا إلَّا وَلأَها الدُّبُرِ
قالَ الحَسَنُ فَإنَّمَا كَانَتِ المُتَعَةِ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ لَمْ تَكُنْ قَبْلَ
ذَلِكَ ولَا بَعْدَهُ
“Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem umresine geldiği zaman Mekke halkı kadınları süslendiler. Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı bu durumdan şikayet edince Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Onlarla mut’a
yapın ve sizinle onlar arasında üç gün süre belirleyin.” Onlardan her biri
bir kadına üç gün sahip oldu. Muta ancak üç gün geçerli oldu. Ondan öncesinde
de, sonrasında da olmadı.”[51]
Muslim’in Seleme b.
el-Ekva radıyallahu anh’den rivayetinde: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem Evtas yılında mut’aya üç gün izin verdi, sonra yasaklandı” şeklinde
geçmişti. Sebra b. Ma’bed radıyallahu anh’ın bir rivayetinde de:
“Muhakkak ki Allah’ın
nebisi Mekke’nin fethinde ashabına kadınlarla mut’a yapmalarını söyledi…”
şeklinde geçmişti. Bu rivayetin sonunda Sebra radıyallahu anh şöyle demiştir:
“Bu kadınlar bizimle
üç gün kaldılar, sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize onlardan
ayrılmamızı emretti.”
Bu rivayetler açıkça
gösteriyor ki, mut’anın Mekke fethinde ve Evtas savaşında üç günlüğüne mubah
kılınması aynı şeydir.
Beyhakî Seleme
radıyallahu anh hadisini zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Evtas savaşı ve
Mekke’nin Fethi aynı yılda gerçekleşmiştir. Evtas savaşı Fetihten sonra meydana
gelmiş olsa da, çok az bir zaman sonra olmuştur. Bundan dolayı o yıl yasaklanan
şeylerin Mekke’nin fethi veya Evtas savaşına nispet edilmesi arasında bir fark
yoktur.”[52]
Bu rivayetler
gösteriyor ki, bahsedilen mut’a şekilleri birbirinden farklıdır.
Özetle, şehirlerde hür
müslüman kadınlarla mut’a ancak velisinin izni ve şahitlerle olabilir ki, bunda
normal nikâhtan tek fark, nikahın geçici süre için yapılmasıdır. İhtilaf konusu
bu şekilde süre tayin etmenin geçerliliği hakkındadır. Burada veli izni ve
şahitler, müslüman toplumun maslahatlarının zarar görmemesi içindir.
Hür olmayan cariye
kadınlar, iffetsiz kadınlar veya gayri müslim kadınlar ile mut’a yapmada veli
izni ve şahitler şart değildir. Yalnız mehir ve belirlenen süreyle faydalanma
söz konusudur. Böyle bir mut’aya zaruret halinde cevaz verilmiştir. Zinaya çağıran
unsurların yaygın, iffeti koruma unsurlarının ise zorlaştırıldığı ortamlarda böyle
bir zaruret söz konusu olabilir. Bazı kimselerin: “Bunun ücret karşılığı zinadan
ne farkı var?” diyerek itirazları yerinde değildir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Riba (faiz) yiyenler delilikten şeytanın çarptığı
kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu onların; “Alış veriş de ancak riba gibidir”
demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alış-verişi helal, ribayı ise haram
kılmıştır.” (Bakara 275)
Allah Azze ve Celle mut’ayı
helal kılmış, zinayı ise haram kılmıştır!
Mut’a evliliği hakkındaki ruhsatın
uygulanmasında malum bazı zorluklar vardır. Çocukların haklarının zayi olması,
toplumun çözünmesi ve daha başka ailevi problemlerin ortaya çıkması gibi
durumlar da bu ahkâmın uygulanmasını zorlaştırmaktadır.
Bu ruhsatın, ihtiyaç olmaksızın şehvetleri
gidermek için bir yol edinmeye dönüşmesi dinin kabul etmeyeceği bir fesattır. Üstelik
toplumda insanların alışageldikleri bilinen nikâhtan farklı unsurlar içermesi
yadırganır ve ithamlara sebep olur.
Allah en iyi bilendir.
[1]
et-Temhid (10/116)
[2]
El-Mevsuatu’l-Fikhiyeti’l-Kuveytiye (14/341)
[3]
Kevsec Mesail (914)
[4]
Bkz. Tefsiru’t-Taberi (8/165)
[5]
Sahih. Buhârî (5075) Muslim (1404)
[6]
Sahih. Muslim (1405) Buhârî (5117)
[7]
Hasen. Muslim (1406)
[8]
Sahih. Buhârî (5119)
[9]
İbn Hazm el-Muhalla (9/127)
[10]
Sahih. Buhârî (5075) Muslim (1404)
[11]
Sahih. Abdurrazzak (7/497)
[12]
Hasen. Ebu Nuaym Musnedu’l-Mustahrac
Alâ Sahihi Muslim (2873) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (5540) Ebû Dâvûd et-Tayalisi
Musned (1742)
[13]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Abdurrazzak (7/497) İbnu’l-Munzir Tefsir (1589, 1590)
[14]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
İbn Ebi Ömer el-Adeni’nin Musned’inden naklen: İbn Hacer Metalibu’l-Aliye
(1772) Busayri İthaf (3243) Ahmed b. Hanbel el-İlel (1949)
[15]
Sahih. Buhârî (5116)
[16]
Sahih. Muslim (1405)
[17]
Sahih. Muslim (1405)
[18]
Hasen. Ru’yani Musned (1170)
[19]
İbn Hazm el-Muhalla (9/127)
[20]
Muslim'in şartına göre sahih.
Abdurrazzak (7/496)
[21]
Muslim'in şartına göre sahih. Hatib
Tarih (7/255) Mizzi Tehzibu’l-Kemal (4/544)
[22]
Siyeru A’lami’n-Nubela (6/333)
[23]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Abdurrazzak (7/496) İbnu’l-Munzir Tefsir (1590) İbn Şahin Nasihu’l-Hadis ve
Mensuhih (s.364)
[24]
Et-Tahrir ve’t-Tenvir (4/88)
[25]
Sahih. Buhârî (5115)
[26]
Et-Tahrir ve’t-Tenvir (4/88, 89)
[27]
Sahih maktu.
Abdurrazzak (7/503)
[28]
Hasen. Muslim (1406)
[29]
Hasen. Muslim (1406)
[30]
Hasen. Muslim (1406)
[31]
Hasen. Muslim (1406)
[32]
Hasen. Muslim (1406)
[33]
Şafii İhtilafu’l-Hadis (8/645)
[34]
Münker. İbn Hibban (9/456) Beyhakî
(7/207) Darekutni (3644) Ebu Ya’la (11/503)
[35]
Sahih. Muslim (1405)
[36]
Sahih. Muslim (1456)
[37]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Hâkim (2/334, 427) Haris b. Ebi Usame Musned (479) Beyhaki (7/207) el-Elbani
es-Sahiha (4/446)
[38]
Hasen. İbn Mâce (1963) Buhârî Tarih
(3/76) Bezzar Keşfu’l-Estar (135, 183) Temmam Fevaid (8) Nasr el-Makdisi
Nikahu’l-Mut’a (63) İbn Şahin en-Nasih ve’l-Mensuh (432) Beyhakî (7/206)
el-Elbani Sahihu İbn Mâce (1598) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (1800, 1877)
[39]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Musedded’in Musned’inden naklen: İbn Hacer Metalibu'l-Âliye (1765, 1864)
Busayrî İthafu'l-Mahera (3496) Malik Muvatta (2/542) Şafii el-Umm (7/235) İbn
Ebî Şeybe (3/551) İbn Şebbe Tarihu’l-Medine (2/717) İbnu’l-Munzir el-Evsat
(7295) Beyhakî (7/206)
[40]
Şerhu Meani’l-Asar (3/23)
[41]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Abdurrazzak (7/500)
[42]
Hasen. Abdurrazzak (7/500)
[43]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Abdurrazzak (7/498)
[44]
Sahih. Buhârî (6961)
[45]
Sahih. Beyhakî (7/337)
[46]
Hasen. Muslim (1406)
[47]
Hasen. Muslim (1406)
[48]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Abdurrazzak (7/496) İbnu’l-Munzir Tefsir (1590) İbn Şahin Nasihu’l-Hadis ve
Mensuhih (s.364)
[49]
Sahih. İbnu’l-Munzir Tefsir (1592)
Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam en-Nasih ve’l-Mensuh (136) Cessas Ahkamu’l-Kur’ân
(2/185) İbn Abdilber et-Temhid (10/115)
[50]
Hasen. Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam
en-Nasih ve’l-Mensuh (139) İbnu’l-Munzir Tefsir (1593) Beyhakî (7/205) Ebu Bekr
el-Hazimi el-İ’tibar (s.336)
[51]
Ebu Ubeyd en-Nasih ve’l-Mensuh (124) İbn Ebî Şeybe (4/293) Abdurrazzak (7/503) Kanaziî
Tefsiru’l-Muvatta (1/356)
[52]
Beyhakî (7/204)