Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

16 Temmuz 2026 Perşembe

Şeyh Yahya el-Hacuri Hakkında

 Soru:

Selamun aleykum Seyfullah hocam, Yazilarinizi, kitaplarınızı takip ediyorum, bana büyük katkı ve faydası oluyor, Allah razı olsun.  Bazi yazılarınızda ve tercumelerde Yahya Hacuri’yi referans gosteriyorsunuz. Bu kişi hakkında internette birçok yorum bulabiliyoruz. Gördüğüm kadarıyla alimlerin olumsuz görüşleri de var, doğrusu yaşayan alimlerden hakkinda olumlu görüş gormedim. Arapça bilmiyorum, turkce ve Ingilizce kaynaklar da malesef kısıtlı. Soruma gelince; Yahya el Hacurinin usulünde, menhec ve itikadi konularda kendisiyle aynı görüşte olmadığınız, zıt düştüğünüz konular var mı? Teşekkür ederim.

Cevap

Aleykum selam ve rahmetullah. Allah ilim ve istifadenizi artırsın.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, özellikle “Medahile/Medhaliler” denilen fitneci grupların o kadar çok ve hızlı reddiyeleşmeleri oluyor ki, bunları takip etmek kişiyi birçok faydalı ilimle meşgul olmaktan alıkoyar. Bu bid’atçi grupların tutarsız reddiyeleşmeleri, cerh ve ta’dil ilmini sulandırıp bulandırmakta, selefî menhecin suistimal edilerek çirkin gösterilmesine hizmet etmekte, Suud hükümeti adına ispiyonculuk gibi daha başka şaibelerle durum daha da çirkinleşmektedir.

Nitekim bu sapık zihniyet sahiplerinin birçoğu Suud’un Amerikan uşağı fasık ve zalim krallarını, “Mü’minlerin emiri” olarak görmekte, bu kralların hükümetleri adına ispiyonculuk yaparak bazı müslümanları şikayet etmeyi ve fişlemeyi, “cerh ve ta’dil” olarak lanse etmekte, kralın veya şu anki zındık prensin pisliklerini eleştirenleri sapıklıkla ve bid’atle suçlamaktadırlar. Geçtiğimiz aylarda vefat eden Şeyh Rebi b. Hadi el-Medhalî rahimehullah da maalesef bu türden şaibelere bulaşmış bir âlimdi. Bütün bunlara rağmen Şeyh Rebi ve onun gibi diğer muasır ilim ehlinin de sahih sünnete hizmet eden çalışmalarından istifade etmekteyiz, lakin siyasî alanda işaret etmiş olduğum çarpık davranışlarından da uzak durmaktayız.

Şeyh Yahya el-Hacurî’ye gelince, malum olduğu üzere kendisi uzun yıllar Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadi’î rahimehullah’ın tedrisinde bulunmuş ve şeyhin menhecini en güzel şekilde temsil eden âlimlerden biridir. Şeyh Mukbil rahimehullah hayatta iken, Muhammed Eman Cami gibi bazı şeyhlerin Suud kralına yağcılık yapar tarzda konuşmalarını eleştirmiş, fasık ve zalim idarecilere karşı nebevi menhecin nasıl olması gerektiğine dair uyarılar yapmıştı. Bu yüzden birçok kralcı kesimlerin tepkisini çekmişti. Fakat Şeyh Mukbil rahimehullah’ın ilmî dirayeti ve Allah’ın kendisine lütfettiği heybeti karşısında, şeyhin aleyhinde açıktan konuşmaya pek kimse cesaret edemiyordu. Üstelik, İbn Baz, İbn Useymin gibi nüfuzlu âlimler de Şeyh Mukbil’i savunuyorlardı.

Aynı durum Şeyh Elbani rahimehullah için de söz konusu idi. O da hiçbir zaman kralın yalakalığını yapmadı, bu yüzden hayatta iken tutunamadı, hasetçileri ileri geri konuştular, Suud’dan sınırdışı da edildi. İbn Baz ve İbn Useymin’in el-Elbani’yi takdir eden sözleri olmasaydı, belki el-Elbani’nin bugün de ismi pek bilinen biri olmazdı. Nitekim kendisi hayatta iken çok küçük bir azınlık ona itibar ettiler, ilminden istifade ettiler, çoğunluk ise onu fitne çıkarmakla suçladı. Suud’un ve başka ülkelerin meşhur âlimleri el-Elbani’nin aleyhinde ileri geri birçok şeyler söylediler. Vefatından sonra ise kabak çiçeği gibi Elbani hayranları türedi! Bir kısmı Elbani’yi kendi sapık menheclerine mensupmuş gibi göstermeye çalıştılar. Yani intihalde bulunmak istediler. Hakikatini Allah bilir ama belki de el-Elbani’nin eserlerinin yayın haklarını satın alan, yayınlamayan ve yayınlanmasına da izin vermeyen şahsın niyeti de Elbani’nin hakiki menhecinin ortaya çıkmasını istememesidir! Hatta Türkiye’de Abdullah Yolcu adlı şahıs, yıllarca el-Elbani’yi “İslam âleminde fitne çıkarmakla” suçladığı sözlerini unutarak, kendisinin el-Elbani’nin talebesi olduğu, onunla birlikte Avrupa’ya davete çıktığı, mezhep taklidine davet ettikleri şeklinde tuhaf yalanlar söyledi. El-Elbani’nin hayatı boyunca mezhep taklidine karşı açtığı savaş sebebiyle meşhur olmasına, Ramazan el-Buti ile arasında bu konuda geçen reddiyeleşmelerin bilinmesine rağmen bu yalanı utanmadan söyleyebildi! Belki de mızrağın çuvala sığabileceğini düşünmüştü!

Geçmişte de bunun birçok örnekleri yaşanmıştır. Ahmed b. Hanbel rahimehullah hayatta iken davasında yalnız bırakılmıştı, Allah onu aziz kılınca, vefatından sonra birçok Hanbeli türedi! Birçok kelamcılar İmam Ahmed’i kendilerinden göstermeye çalıştı, intihalde bulundular! Halen daha çeşit çeşit Hanbelilik anlayışları vardır, lakin İmam Ahmed b. Hanbel’in kendisinden sahih olarak sabit olanları araştırıp, ona nispet edilen yalanlardan uzak durarak hareket etmeye çalışınlar çok küçük bir azınlıktır!

İbn Teymiyye ve İbn Kayyım rahimehumallah’ın mücadelelerine bakanlar da aynı şeyi görürler! Bu büyük imamlar da hayatlarında iken yalnız bırakılan kimselerdi, kendilerine itibar eden talebeleri bir elin parmaklarından fazla değildi, bununla beraber dönemin koca koca meşhur alimleri onların aleyhinde idi. Allah bu alimleri de vefatlarından sonra aziz kılınca, hemen hemen her taifeden İbn Teymiyye’yi, İbn Kayyım’ı sahiplenmeye çalışan kimselere şahit olundu!

Bu tarihî arka plana işaret ettikten sonra, günümüzde ilme nispet edilen kimselerin çoğunluğunun Yahya el-Hacuri’nin aleyhinde konuşuyor olmalarının, bu alimin durumu hakkında belirleyici olmadığının anlaşılmış olması gerekir.

Ben, Şeyh Yahya el-Hacuri ile şahsen tanışmıyorum. Şeyh Mukbil’de eğitim görüp, şeyhin vefatından sonra Şeyh Yahya el-Hacuri ile tedrisine devam eden Şeyh Abdulhamid el-Hacuri ile irtibatım olmuştu ve kendisinden bazı icazetler aldım. Sonra Şeyh Abdulhamid el-Hacuri ile bazı konularda ihtilafımız oldu, Suud gibi bazı arap ülkelerinde yaygın olan bazı bid’atlere karşı gevşek davranmasından dolayı kendisine muhalif düştüm. Facebook gibi sosyal medya kanallarını kullanması, sonra Husilerin Dammac’a saldırılarından dolayı bir ara Suud’a yerleştiğinde Kral’ı öven bazı sözlerine şahit olmam gibi sebeplerle kendisiyle irtibatımı kestim. Belki Allah katında kendisinin mazereti vardır bilemem.

Sonra malum korona plandemisi patlak verdi. Fevzan gibiler dahi plandemi tedbirlerini onaylayan fetvalar verdiler, birçok alim bilinen kimseler açıkça dinden irtidat ettiler, cemaatle namazların, haccın yasaklanmasına, namazda safların arasına mesafe konmasına, maske takılmasına fetvalar verdiler, bu konuda kitaplar yazdılar!

Şeyh Yahya el-Hacuri, bu konuda çoğunluğa uymadı, namazlarda safların arasına mesafe konmasını redden fetvalar yayınladı. Yine Şeyh Abdulhamid el-Hacuri’nin de bu konuda çoğunluğa tabi olmadığı, sözde tedbirleri eleştirdiğine dair sözleri olduğunu işittim. Lakin onların cemaatle namazı yasaklayanları, bu konuda fetva verenleri açıktan tekfir etmeleri vacip idi. Bunu yaptıklarını duymadım. Belki bu konuda da mazeretleri olabilir, bilemem. Lakin bizlerin zahire göre hareket etmemiz gerekir. Allah ile kendileri arasındaki mazeretlerine ise Allah hükmeder. Nitekim bu düzmece plandemi tedbirlerine açıktan karşı çıkan alimlerin bazısı öldürüldü, bazıları alay konusu edilerek çaptan düşürüldü. Öldürülen ve cahillerin maskarası haline getirilen bu alimlerin hakları, bu konuda hakkı bilip de sükut eden bütün alimlerin boynu üzerindedir!

Dolayısıyla “yaşayan alimlerden Yahya el-Hacuri lehinde konuşan” olmamasında, öncelikle bu yaşayan alimler korona plandemisi zamanında dinden irtidat edenlerden miydi, yoksa hakkı bile bile sükut edenlerden miydi bunun sorgulanması gerekir. Çünkü ben bizzat Yahya el-Hacuri’nin, dine karşı savaş açılan plandemi tedbirlerine karşı fetvalarına şahit oldum ve bunların bir kısmını da tercüme ederek sitemde yayınladım. Aynı şekilde “Yaşayan alimler” denilen kimselerin de korona plandemisine ya destek vererek irtidat ettiklerine, ya da sükut ederek dilsiz şeytan olduklarına şahit oldum. Mecruh olan bu alimlerin, Yahya el-Hacuri aleyhinde konuşmaya bir hakları yoktur! Bununla beraber ne kendi nefsimi, ne Yahya el-Hacuri’yi ne de herhangi yaşayan bir insanı tezkiye edemem. Yahya el-Hacuri hakkında zannım hayır yönündedir. Allah onu daha da hayırlı kılsın, İslam’a ve müslümanlara faydalı kılsın ve iftiracıların şerrinden korusun.

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Umm Umara Radıyallahu Anha Hakkında Uydurma Kıssa

 Umm Umara radıyallahu anha’nın Uhud savaşına katılarak fiilen savaştığı şeklinde anlatılan uydurma bir kıssa, vaizler ve sahihi sakiminden ayırmaksızın, kitaplarda nefislerinin hoşlarına giden ne varsa aktaran gece oduncuları nezdinde yaygınlaşmıştır.

Sufi meşrepli Muhammed Yusuf Kandehlevi’nin yaş kuru ne varsa doldurduğu “Hayatu’s-Sahabe” kitabında zikredilmesi sebebiyle bu kıssa meşhur olmuş, “Şeyh Halid er-Raşid” denilen uydurukçu vaizin göz boyamak için salya sümük anlattığı bu hurafeyle ilgili video da revaç bulup yayılmıştır.

Bu hurafenin geçtiği kaynaklar ve isnadlarının durumları aşağıda incelenecektir.

1- Bu kıssayı el-Vakidî ve ondan naklen İbn Sa’d rivayet etmişlerdir. Bu rivayete göre Umm Umara (Nesibe bt. Ka’b el-Maziniye) radıyallahu anha Uhud savaşına katılmış ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem o gün hakkında şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ يُطِيقُ مَا تُطِيقِينَ يَا أُمّ عُمَارَةَ؟

Senin güç yetirebildiğinde kim güç yetirebilir ey Umm Umara!” Yine bu rivayette şöyle geçer:

مَا الْتَفَتّ يَمِينًا وَلَا شمالا إلّا وأنا أراها تقاتل دوني

Ne zaman sağıma veya soluma dönsem mutlaka onu önümde savaşırken gördüm.”[1]

Bunun isnadında Muhammed b. Ömer el-Vakidî metruktur. Vakidi’nin rivayette bulunduğu Ebu Bekr Muhammed b. Abdillah b. Ebi Sebra hakkında İmam Ahmed: “Hadis uydurur” demiştir.[2]

2- Bu kıssayla ilgili olarak Kandehlevi’nin Hayatu’s-Sahabe kitabında zikrettiği uydurma ise şu şekildedir:

İbn Hişam dedi ki: “Umm Umara Nesibe bt. Ka’b el-Maziniyye radıyallahu anha Uhud günü savaştı. Said b. Ebi Zeyd el-Ensarî, Umm Sa’d bt. Sa’d b. er-Rebi’nin şöyle dediğini anlattı: “Umm Umara radıyallahu anha’nın yanına girdim… dedi ki:..

فَلَمَّا انْهَزَمَ الْمُسْلِمُونَ انْحَزْتُ إلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُمْتُ أُبَاشِرُ الْقِتَالَ وَأَذُبُّ عَنْهُ بِالسَّيْفِ وَأَرْمِي عَنْ الْقَوْسِ …

“…Müslümanlar hezimete uğrayınca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i korumaya, doğrudan savaşmaya başladım. O’nu kılıçla savundum ve yayla ok attım…”[3]

Dr. El-Umeri’nin dediği gibi bunun isnadı kopuktur.[4] Said b. Ebi Zeyd el-Ensari, meşhur nahivcidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabisi Evs b. Sabit b. Beşir radıyallahu anh’ın oğludur. Tabiinin küçüklerindendir. 121 yılında doğmuş, 214 yılında vefat etmiştir.[5] Onunla Uhud savaşı arasında uzun bir zaman dilimi vardır. Umm Sa’d bt. Sa’d b. er-Rebi radıyallahu anha’ya da yetişmemiştir.

Tembih: Sabit olmayan bu gibi kıssalar, sosyal hayatta kadınların erkeklerle karışık ortamlara katılmalarına, fiilen savaşa iştirak etmelerine vs. delil getirilmektedir. Bu kıssanın aslı yoktur. Şayet sahih olsaydı bile, Uhud savaşı, kadının evde oturmasını, zaruret olmadan dışarı çıkmamasını emreden ve kadın-erkek ihtilatını yasaklayan Ahzab suresindeki ayetlerden daha önce meydana gelmiştir. Müteşabihlere tutunmaya çalışan hastalıklı kalp sahipleri, hicap ve ihtilat konusunda Hendek savaşından sonra Ahzab suresinde nazil olan muhkem nasların inmesinden önce meydana gelmiş olan, nesh edilmiş hadiseleri öne sürerek kadınları sosyal hayata dahil etmeye, erkeklerle bir arada bulunmalarına çağırmaktadırlar! Münafıkların tuzaklarına aldanmamak için bu hususa dikkat edilmelidir!

[1] Uydurma. Vakidî Megazi (1/271) İbn Sa’d Tabakat (8/414, 415) Abdulgani el-Makdisi Menakibu’n-Nisai’s-Sahabiyyat (s.56-64)

[2] Zehebi Divanu’d-Duafa (3802)

[3] Çok zayıf. İbn Hişam es-Siyre (2/82) Suheylî Ravdu’l-Unf (5/444)

[4] Bkz. El-Umeri Siyretu’n-Nebeviyeti’s-Sahiha (2/390)

[5] Bkz.: Siyeru A’lami’n-Nubela (9/494)

2 Temmuz 2026 Perşembe

“Allah, kendisinden istemeyene gazap eder” Hadisi Hakkında

 Soru:

“Es-Selamü aleyküm ve rahmetullah. Hocam İbn Kesir’in tefsirinde besmelenin fazileti bölümünde Resulullah’dan sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bir hadis var: “Kim Allah’tan istemezse Allah ona gazap eder.” (Tirmizi: 3373, İbn Mace: 3827, Ahmed: 5/477, Ebu Yala: 6655, Hakim: 1/391)

Bu hadis sahih mi? Önceden Allah razı olsun. 

Cevap:

Aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu. Bu hadis sahih değildir. Muhakkikler hasen ya da zayıf olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Sahih olduğuna hükmeden ise, aşağıda açıklayacağım bir yanılgı sonucu bu hükme varmıştır.

İmam Fesevi'nin es-Sunne Kitabı Çıktı!

 



 İmam Ya’ku’b b. Sufyan el-Fesevi - Kitabu’s-Sunne 

 Derleyen: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

Ön Hazırlık: Aişe Abdillah ve Serhan Abdillah


2. Kitap: Eşarilerin Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaate Mensup Oldukları İddiasının Kitab, Sünnet ve İcma Delilleriyle Reddi – Abdulkadir es-Sekkaf

Tercüme: Leman bt. Ramin Tashih: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî


3. Kitap: Sahabe Sözlerinin Akidede Yeri – Ziyad b. Hamed el-Amir

Tercüme: Leman bt. Ramin Tashih: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî


4. Kitap: Tabiin Sözlerinin Akidede Yeri – Ziyad b. Hamed el-Amir

Tercüme: Leman bt. Ramin Tashih: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

1 Temmuz 2026 Çarşamba

Saptırcı Fitnelerin Doğum Yeri: Irak

 Ebu Azbe Amr b. Suleym el-Hadrami el-Humusî rahimehullah dedi ki:

جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه فَأَخْبَرَهُ أَنَّ أَهْلَ الْعِرَاقِ قَدْ حَصَبُوا أَمِيرَهُمْ فَخَرَجَ غَضْبَانًا فَصَلَّى لَنَا صَلَاةً فَسَهَا فِيهَا حَتَّى جَعَلَ النَّاسُ يَقُولُونَ سُبْحَانَ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ فَلَمَّا سَلَّمَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ مِنْ هَاهُنَا مِنْ أَهْلِ الشَّامِ؟ فَقَامَ رَجُلٌ ثُمَّ آخَرُ ثُمَّ قُمْتُ أَنَا ثَالِثًا أَوْ رَابِعًا فَقَالَ يَا أَهْلَ الشَّامِ اسْتَعِدُّوا لِأَهْلِ الْعِرَاقِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ بَاضَ فِيهِمْ وَفَرَّخَ اللَّهمّ إِنَّهُمْ قَدْ لَبَّسُوا عَلَيَّ فَأَلْبِسْ عَلَيْهِمْ وَعَجِّلْ عَلَيْهِمْ بِالْغُلَامِ الثَّقَفِيِّ يَحْكُمُ فِيهَا بِحُكْمِ الْجَاهِلِيَّةِ لَا يَقْبَلُ مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَلَا يَتَجَاوَزُ عَنْ مُسِيئِهِمْ

“Bir adam Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’e geldi ve Irak halkının emirlerini taşladıkları haberini verdi. Ömer radıyallahu anh öfkeli bir şekilde çıktı, bize namazı kıldırdı ve namazda yanıldı. İnsanlar: “Subhanallah! Subhanallah” demeye başladılar. Ömer radıyallahu anh selam verince insanlara döndü ve şöyle dedi:

“Burada Şam halkından kimse var mı?” Bir adam kalktı, sonra bir adam daha kalktı, sonra üçüncü veya dördüncü kişi olarak ben kalktım. Dedi ki:

“Ey Şam halkı! Irak halkına karşı hazırlık yapın. Zira şeytan onların aralarında yumurta bıraktı ve ondan yavru çıktı. Allah’ım! Onlar beni şaşırttılar, sen de onları şaşırt! Onlara Sakif’li gencin çıkışını hızlandır ki orada cahiliyye hükmüyle hükmetsin, onların iyiliklerini kabul etmesin ve kötülüklerini bağışlamasın.”[1]

Faideler:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Sakif’ten bir yalancı ve bir kan dökücünün çıkacağını haber vermişti.

Ebu’s-Sıddık en-Naci rahimehullah’tan:

26 Haziran 2026 Cuma

Bid’at Ehline Karşı Sertlik Övülen Bir Ahlâktır!

İbnu’l-Cevzi, İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah hakkında şöyle demiştir:

“İmam Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel, sünnete sıkı tutunması ve bid’atten yasaklamasının şiddetinden dolayı, kendilerinden sünnete aykırı şeyler sadır olan hayırlı kimseler hakkında eleştirilerde bulunmuştur. Onun bu sözleri din için nasihate yorumlanır.”[1]

Lakin zaman değişmiş, bid’at ehline karşı şiddet ancak küçük bir azınlık tarafından ortaya konulmaya ve zamane halkı tarafından bu tutum ayıplanır hale gelmiştir!

25 Haziran 2026 Perşembe

La İlahe İllallah Sözünün Anlamı: "Allah’tan Başka Hak Ma’bud Yoktur"

 Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: “Benden başka ibadete layık hak ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya 25)

وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ

Âd’a da kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur! Halâ sakınmayacak mısınız? (A’raf 65)

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ibadete layık bir ilah yoktur. Rahman’dır, Rahim’dir.” (Bakara 163)

La ilahe illallah sözünün anlamı: Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur demektir. Bu sözün “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” şeklinde tercümesi eksiktir ve doğru anlaşılmasına manidir.

16 Haziran 2026 Salı

Mut’a Nikâhının Hükmü Hakkında Tahkik

 

Mut’a Nikâhının Hükmü Hakkında Tahkik

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)