Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

21 Temmuz 2026 Salı

Zalim Tevbe Ettiğinde Mazlumun Hakları Ne Olacak?

Soru: Selamun aleykum Uzun zamandır kafamı karıştıran bir husus. Yüce Rabbimiz, Tevvâb ismi gereğince pismanlik içeren tövbeleri affeder. Ve Allahin merhametinin sonsuzluguna delil olarak Buruc 10 örnek gösterilmekte. "İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır." Bu ayette müminleri ateşle öldüren katillerin dahi hakiki tövbe ile affedilebileceklerine işaret edilmekte. Böyle bir tanrıya iman etmek ne güzel. Fakat genel soruma gelince; birinin zulmünden veya günahından dolayi haksızlığina uğramış kadınlar, erkekler, çocuklar, hayvanların durumu ne olacak? Bir başkasının hakkına girmiş katil olsun, hırsız olsun, uyuşturucu satanlar olsun, insan kaçıranlar vs. Allah bunlara da tövbe etmeyi nasip edebilir elbette. Fakat haksızlığa ve zarara uğrattıkları kişilerin durumu ne olacak. Böyle bir günahtan tövbe eden kişinin tövbesini Allah kabul ettiyse haksizliga uğramışların haklari nasil verilecek? Hatta şöyle bir soru da soruldu;  "insanlara ıstediğin zulmü yap, sonunda tövbe etmek nasip olursa yine de cennetliksin!" Bu tabi ki yanlış bir tutum ama umarim sorum anlasilmistir.

Cevap: Aleykum selam ve rahmetullah. Amin ecmain.

Günahlardan ve haksızlıklardan tevbeyi nasip etmesi Allah’ın dilemesindedir. Tevbenin ise bir takım şartları vardır. Kul haklarından tevbede haksızlık yapılan mal ve benzerlerinin sahiplerine iade edilmesi veya mal dışındaki hususlarda helalleşilmesi tevbenin şartlarındandır.

Aişe radiyallahu anha’dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

الدَّوَاوِينُ عِنْدَ اللَّهِ ثَلَاثَةٌ دِيوَانٌ لَا يَعْبَأُ اللَّهُ بِهِ شَيْئًا وَدِيوَانٌ لَا يَتْرُكُ اللَّهُ مِنْهُ شَيْئًا وَدِيوَانٌ لَا يَغْفِرُهُ اللَّهُ فَأَمَّا الدِّيوَانُ الَّذِي لَا يَغْفِرُهُ اللَّهُ فَالشِّرْكُ بِاللَّهِ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ} وَأَمَّا الدِّيوَانُ الَّذِي لَا يَعْبَأُ اللَّهُ بِهِ شَيْئًا فَظُلْمُ الْعَبْدِ نَفْسَهُ فِيمَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ رَبِّهِ مِنْ صَوْمِ يَوْمٍ تَرْكَهُ أَوْ صَلَاةٍ تَرْكَهَا فَإِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ ذَلِكَ وَيَتَجَاوَزُ إِنْ شَاءَ وَأَمَّا الدِّيوَانُ الَّذِي لَا يَتْرُكُ اللَّهُ مِنْهُ شَيْئًا فَظُلْمُ الْعِبَادِ بَعْضِهِمْ بَعْضًا الْقَصَاصُ لَا مَحَالَةَ

Allah Azze ve Celle katında üç divan vardır. Bir divana Allah hiçbir önem vermez. Bir divanda Allah bir şey bırakmaz. Bir divanı ise Allah bağışlamaz. Allah’ın bağışlamayacağı divan Allah’a ortak koşmaktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak ki kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona cenneti haram kılmıştır.” (Maide 72) Allah’ın bir şey önemsemeyeceği divan kulun kendisiyle rabbi arasında işlediği; oruç tutmayı terk ettiği gün veya terk ettiği namaz gibi zulümlerdir. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle bunu bağışlar. Allah dilerse bunu affeder. Allah’ın hiçbir şey terk etmeyeceği divan ise kulların birbirlerine zulmüdür. Bunlardan dolayı mutlaka kısas uygulanır.[1]

Günahlar üç kısımdır:

Birincisi: Allah Subhanehu ve Teâla’nın namaz, oruç, zekât ve diğerleri gibi vacip kıldığı şeylerin terkinde (kasten terk edilmiş namazlar dışındakilerin) imkân nispetinde kaza edilmesi gerekir.

İkincisi: Sarhoş edici içki içmek, faiz yemek gibi kul ile Allah Teâla arasında olanlar. Bundan dolayı pişman olup kalpte bir daha böyle günahlara dönmemeye azmetmelidir.

Üçüncüsü: Kişi ile kullar arasındaki günahlardır. Bununda kısımları vardır:

Bunlardan kimisi mal, kimisi can, kimisi ırz ve kimisi de din hakkındadır.

A- Mallar hususundaki hakları imkân varsa sahiplerine iade etmelidir. Eğer yokluktan veya fakirlikten dolayı bundan aciz kalınırsa, eğer ölmemiş ve kayıp değilse ondan hakkını helal etmesi istenir. Aksi halde imkân olursa onun adına sadaka verilir. Bu da olmazsa iyilikler çoğaltılmalı, Allah Teâla’ya dönüş yapmalı, yalvarıp yakararak kıyamet gününde onu kendisinden razı etmesi istenmelidir.

Rivayet edildiğine göre İbn Mesud radıyallahu anh bir defasında bir cariye satın almıştı. Ancak o parayı sayıp hazırlarken cariyenin sahibi gitti. İbn Mes’ud radıyallahu anh adamın dönüşünden ümit kesinceye kadar bekledikten sonra o parayı tasadduk etti ve şöyle dedi:

“Allah’ım! Bu sadaka cariyenin sahibi namınadır. Eğer kabul ederse sevabı onundur. Şayet etmezse sevabı benim olur. O da parası kadarını benim hasenatımdan alır.”

Zina eden kadın, içki satan, şarkı söyleyen, yalancı şahitlik yapan kimseler gibi haram fiiller işleyerek para kazanan ve fakat sonra o para kendisinde olduğu halde tevbe etmek isteyen kimsenin tevbesi o malı tasadduk etmek ve aldığı kimseye vermemektir. Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin de tercih etmiş olduğu görüş budur. Çünkü onu alan kimse sahibinin gönül rızasıyla vermesiyle almıştır. O kimse ise zaten o mala karşılık haram olan bedeli almış bulunmaktadır. O adam o malla Allah’a karşı günah işlemiş ve işlemesine yardımcı olmuştur. Onu isteyerek vermiştir. O mal ikinci ve üçüncü kez günah işlemesi için kendisine iade edilmez. Bu durum günah ve tecavüz konusunda ona yardım etmekten başka bir mana ifade etmez

Bu durumda yapılması gereken en doğru iş, onu alanın yararına harcamak, günahını hafifletmektir; öbür günahkâra destek vermemek, hem fayda, hem de bedeli almasına izin vermemektir. Aynı durum helal malına herhangi bir yolla haram karıştıran ve helalini haramından ayıramayanın tevbesi hususunda da geçerlidir: Bu kişi, haram olan mal miktarınca tasadduk ederek geriye kalanı temizler… Allah en iyi bilendir.

B- Can hususundaki haklara gelince: Onun yakınlarına kısası yerine getirmek için gitmeli, onlar da kişiden kısas yapmalı veya helalleşmelidir. Ölü sahibi ise dilerse kısası talep eder, dilerse bağışlar. Eğer bundan aciz kalınırsa Allah Subhanehu ve Teala’ya onu kıyamet gününde kendisinden razı etmesi için yalvarmalıdır.

C- Irz hakkındaki haklara gelince: Bir müslümanı gıybet etmiş veya iftira atmışsa ya da hakaret ettiyse bunu yaptığı kimsenin yanında kendini tekzib etmeli ve mümkün olursa ondan hakkını helal etmesini istemelidir. Eğer bunu izhar ettiğinde öfkesinin artmasından veya fitne çıkmasından korkulmazsa böyle yapılır. Aksi halde Allah Subhanehu ve Teâla’ya onu kendisinden razı kılması ve kendisi adına ona hayırlı karşılık vermesi için dua etmeli ve hak sahibi için çokça bağışlanma dilemelidir. 

D- Din konusundaki haklar: Bir Müslüman’ı tekfir etmişse veya haksız olarak bid’atçilikle yahut sapıklıkla suçlamışsa ona bunu söyleyerek kendini tekzip etmelidir. Eğer mümkünse onunla helalleşir. Aksi halde Allah Teâla’ya bundan pişman olarak yalvarır ki onu kendisinden razı kılsın.

Mümkün mertebe razı edebildiği hasımlarını razı etmelidir. Mümkün olmayan hususlarda da yalvarıp yakararak ve sadaka vererek Allah Subhanehu ve Teâla’ya onu kendisinden razı kılması için dua ederek yönelmelidir. Bu kıyamet gününde Allah Subhanehu’nun dilemesinde olan bir şey olur. Allah Teâla’nın büyük fazlından ve geniş ihsanından ümitli olmalıdır. Zira O, kişinin kalbindeki sadakati gördüğünde faziletlerinin hazinelerinden bahşederek hasımlarını razı edecektir.

Bu konuda aşağıda zikredeceğim nakiller tedebbür edilmelidir:

1- Abdullah b. Ez-Zubeyr radiyallahu anhuma’dan: “Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra şüphesiz, siz de kıyamet günü, Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.” (Zumer 30-31) ayeti nazil olunca babam Zubeyr b. El-Avvam radiyallahu anh Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip dedi ki:

أَيْ رَسُولَ اللهِ أَيُكَرَّرُ عَلَيْنَا مَا كَانَ بَيْنَنَا فِي الدُّنْيَا مَعَ خَوَاصِّ الذُّنُوبِ؟ قَالَ نَعَمْ لَيُكَرَّرَنَّ عَلَيْكُمْ حَتَّى يُؤَدَّى إِلَى كُلِّ ذِي حَقٍّ حَقُّهُ فَقَالَ الزُّبَيْرُ وَاللهِ إِنَّ الْأَمْرَ لَشَدِيدٌ

“Ey Allah’ın rasulü! Özel bir takım günahlarla birlikte dünyada aramızda olup bitenden sonra yine mi muhakeme tekrar edecek?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Evet, her hak sahibine hakkı verilene kadar” buyurdu. Bunun üzerine Zubeyr radiyallahu anh: “Öyleyse durum müthiş” dedi.”[2]

2- Ebu Said el-Hudrî radiyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem “Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.” (Hicr 47) ayeti hakkında şöyle buyurdu:

يَخْلُصُ المُؤْمِنُونَ مِنَ النَّارِ فَيُحْبَسُونَ عَلَى قَنْطَرَةٍ بَيْنَ الجَنَّةِ وَالنَّارِ فَيُقَصُّ لِبَعْضِهِمْ مِنْ بَعْضٍ مَظَالِمُ كَانَتْ بَيْنَهُمْ فِي الدُّنْيَا حَتَّى إِذَا هُذِّبُوا وَنُقُّوا أُذِنَ لَهُمْ فِي دُخُولِ الجَنَّةِ فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَأَحَدُهُمْ أَهْدَى بِمَنْزِلِهِ فِي الجَنَّةِ مِنْهُ بِمَنْزِلِهِ كَانَ فِي الدُّنْيَا

Müminler cehennemden kurtulunca, cennet ve cehennem arasında bir köprüde durdurulurlar ve aralarında dünyada geçmiş olan haksızlıklar kısas edilir. Böylece günahlardan temizlenip paklandıktan sonra cennete girmelerine izin verilir. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, onlardan her biri, cennetteki evini, dünyadaki evinden daha iyi tanır.”[3]

3- Ebu Eyyub radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

أَوَّلُ مَنْ يَخْتَصِمُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الرَّجُلُ وَامْرَأَتُهُ وَاللهِ مَا يَتَكَلَّمُ لِسَانُهَا وَلَكِنْ يَدَاها ورِجْلَاها يَشْهَدَانِ عَلَيْهَا بِمَا كَانَتْ تُغَيِّبُ لِزَوْجِهَا وَتَشْهَدُ يَدَاهُ وَرِجْلَاهُ بِمَا كَانَ يُولِيها ثُمَّ يُدْعَى بِالرَّجُلِ وَحَرَمِهِ فَمِثْلُ ذَلِكَ ثُمَّ يُدْعَى بِأَهْلِ الْأَسْوَاقِ وَمَا يُوجَدُ ثُمَّ دَوَانِيقُ وَلَا قَرَايِطُ وَلَكِنْ حَسَنَاتُ هَذَا تُدْفَعُ إِلَى هَذَا الَّذِي ظَلَمَ وَسَيِّئَاتُ هَذَا الَّذِي ظَلَمَهُ ثُمَّ يُؤْتَى بِالْجَبَّارِينَ فِي مَقَامِعَ مِنْ حَدِيدٍ فَيُقَالُ أَوْرِدُوهُمْ إِلَى النَّارِ فَوَاللهِ مَا أَدْرِي يَدْخُلُونَهَا أَوْ كَمَا قَالَ اللهُ تَعَالَى {وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا}

Kıyamet günü ilk muhakeme olacak olanlar, kişiyle hanımıdır. Vallahi hanımının dili konuşmayacak, onun elleri ve ayakları konuşup, kocasından habersiz olarak yaptıklarına şahitlik edecekler. Erkeğin de elleri ve ayakları, onun hanımına nasıl davrandığına şahitlik edecekler. Sonra kişiyle hizmetçisi çağrılıp aynı şekilde muhakeme olacaklar, sonra çarşı sahipleri çağrılıp muhakeme edilecekler. O gün ne danik, ne de kırat olmayacak, haksız olanın iyilikleri alınıp haklı olana verilecek, mazlumun günahları zalime yüklenecek. Sonra zorbalar demir sopalarla getirilip: “Onları cehenneme sürün” denilecek. Vallahi onlar cehenneme girecekler mi, yoksa: “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem 72) ayetinde söylendiği gibi mi olacak bilmiyorum.”[4]

4- Aişe radiyallahu anha şöyle dedi: “Bir adam Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve: “Ey Allah’ın rasulü! Bana hıyanet eden, yalan söyleyen ve asi olan iki tane kölem var. Buna karşılık ben de onları dövüyor ve sövüp sayıyorum. Bu yaptığımdan dolayı hesapta benim durumum nedir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

يُحْسَبُ مَا خَانُوكَ وَعَصَوْكَ وَكَذَّبُوكَ وَعِقَابُكَ إِيَّاهُمْ فَإِنْ كَانَ عِقَابُكَ إِيَّاهُمْ بِقَدْرِ ذُنُوبِهِمْ كَانَ كَفَافًا لَا لَكَ وَلَا عَلَيْكَ وَإِنْ كَانَ عِقَابُكَ إِيَّاهُمْ دُونَ ذُنُوبِهِمْ كَانَ فَضْلًا لَكَ وَإِنْ كَانَ عِقَابُكَ إِيَّاهُمْ فَوْقَ ذُنُوبِهِمْ اقْتُصَّ لَهُمْ مِنْكَ الفَضْلُ قَالَ فَتَنَحَّى الرَّجُلُ فَجَعَلَ يَبْكِي وَيَهْتِفُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَمَا تَقْرَأُ كِتَابَ اللَّهِ {وَنَضَعُ المَوَازِينَ القِسْطَ لِيَوْمِ القِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ} فَقَالَ الرَّجُلُ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَجِدُ لِي وَلَهُمْ شَيْئًا خَيْرًا مِنْ مُفَارَقَتِهِمْ أُشْهِدُكَ أَنَّهُمْ أَحْرَارٌ كُلُّهُمْ

 “Sana olan hainlikleri, isyanları ve yalanları ile senin onlara verdiğin ceza hesap edilecek senin ceza onların suçu kadar ise hesap başa baş gelecektir. Ne alacağın ne de vereceğin olacaktır. Eğer senin verdiğin ceza suçlarının altında ise senin onlardan alacağın kalmıştır. Eğer senin verdiğin cezalar suçlarının üstünde ise fazlası onlar için senden kısas olarak alınacaktır.” Bunun üzerine adam bir kenara çekilerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Allah’ın Kitab’ını okumuyor musun? Allah ne buyuruyor: “Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu getiririz. Hesap gören olarak biz yeteriz.” (Enbiya 47) Bunun üzerine adam: “Vallahi ey Allah’ın Rasûlü! Bu kölelerimle benim aramın ayrılmasından başka bir çözüm bulamıyorum sizi şâhid tutarım ki onların hepsi hürdür.”[5]

5- Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لِأَخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ اليَوْمَ قَبْلَ أَنْ لاَ يَكُونَ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ

Kimin bir kardeşine şerefiyle ilgili veya herhangi bir haksızlığı varsa dinar ve dirhemin olmayacağı günden önce bugünden helalleşsin. Eğer kendisinin salih ameli varsa yaptığı haksızlık kadarı kendisinden alınır, iyilikleri yoksa arkadaşının kötülüklerinden alınıp kendisine yüklenir.[6]

6-  Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟ قَالُوا الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ فَقَالَ إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا وَأَكَلَ مَالَ هَذَا وَسَفَكَ دَمَ هَذَا وَضَرَبَ هَذَا فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ

Müflis’in ne olduğunu bilir misiniz?” Dediler ki: “Aramızda müflis; parası ve eşyası olmayan kimsedir.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Muhakkak ki ümmetimde müflis; kıyamet gününde namaz, oruç ve zekât ile beraber, şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, şunu dövmüş olarak gelir. Bunun iyiliklerinden alınıp şuna ve şuna verilir. Hakların ödenmesi tamamlanmadan iyilikleri bittiğinde bu defa o kimselerin günahları bu kimseye yüklenir. Sonra cehenneme atılır.”[7]

7- Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ

Muhakkak ki kıyamet gününde hakları sahiplerine ödeyeceksiniz. Hatta boynuzsuz koç, boynuzlu koçtan hakkını alacaktır.”[8]

8- Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

يَقْتَصُّ الْخَلْقُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ حَتَّى الْجَمَّاءُ مِنَ الْقَرْنَاءِ وَحَتَّى الذَّرَّةُ مِنَ الذَّرَّةِ

Mahlûkat birbirinden kısas alacaktır. Hatta boynuzsuz koç, boynuzlu koçtan ve karınca karıncadan hakkını alacaktır.”[9]

9- Abdullah b. Uneys radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

يَحْشُرُ اللَّهُ الْعِبَادَ عُرَاةً غُرْلًا بُهْمًا قُلْتُ مَا بُهْمًا؟ قَالَ لَيْسَ مَعَهُمْ شَيْءٌ فَيُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ أَنَا الْمَلِكُ لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ وَأَحَدٌ مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَطْلُبُهُ بِمَظْلَمَةٍ وَلَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَدْخُلُ النَّارَ وَأَحَدٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَطْلُبُهُ بِمَظْلَمَةٍ قُلْتُ وَكَيْفَ؟ وَإِنَّمَا نَأْتِي اللَّهَ عُرَاةً بُهْمًا؟ قَالَ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ

“Allah kıyamet günü kulları - yahut insanları - çıplak olarak, sünnetsiz olarak ve  (bühmen)  eşyasız olarak biraraya toplayacaktır.” Biz dedik ki: “Bühm ne demektir?” Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

İnsanların beraberlerinde hiç bir şeyleri olmamaktır. Böylece uzakta olan kimsenin duyacağı bir sesle onlara şöyle çağıracaktır (zan­nedersem, o şöyle demişti: “Yakında olan kimse onu duyduğu gibi, uzaktaki de onu duyacak­tır):

“Gerçekten sahip, sultan benim; cennet ehlinden hiç kimseye, cehennemliklerden birinin zulümden ötürü ona davacı olması halinde, cen­nete girmek lâyık değildir. Cehennem ehlinden de hiç kimseye, cennetlik­lerden birinin zulümden ötürü ona davacı olması halinde, cehenneme gir­mek lâyık değildir. (Cennet veya Cehenneme girmeden önce, bunlara hak­ları verilir).” Dedim ki: “Bu nasıl olur? Biz Allah'a çıplak olarak varlıksız şekilde gideceğiz, (hakları nereden ve nasıl verebiliriz)?” Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem:

Sevaplarla ve günahlarla” buyurdu.”[10]

10- Muhammed b. Abdillah b. Cahş radiyallahu anh’den Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوْ قُتِلَ رَجُلٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ عَاشَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ مَا دَخَلَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَقْضِيَ دَيْنَهُ

Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki, kişi Allah yolunda öldürülse, sonra üzerinde borç olduğu halde yaşasa, borcunu ödeyinceye kadar cennete giremez.”[11]

11- Ebu Osman en-Nehdî rahimehullah’tan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

تُرْفَعُ لِلرَّجُلِ صَحِيفَةٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يَرَى أَنَّهُ نَاجٍ فَمَا تَزَالُ مَظَالِمُ بَنِي آدَمَ تَتْبَعُهُ حَتَّى مَا تَبْقَى لَهُ حَسَنَةٌ وَيُزَادُ عَلَيْهِ مِنْ سَيِّئَاتِهِمْ قَالَ فَقُلْتُ لَهُ عَمَّنْ يَا أَبَا عُثْمَانَ؟ قَالَ عَنْ سَلْمَانَ وَسَعْدٍ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَرَجُلَيْنِ آخَرَيْنَ لَمْ يَحْفَظْهُمَا

Kıyamet gününde kişiye amel defteri verilir, orada kurtulmuş olduğunu görür. Âdemoğullarına yaptığı haksızlıklar ondan alınmaya devam eder, ta ki iyiliği kalmaz ve haksızlık yaptığı kimselerin kötülükleri kendisine yüklenir.” Halid el-Hazza dedi ki: “Bu rivayet kimden ey Ebu Osman!” dedi ki: “Selman, Sa’d, İbn Mes’ud ve hatırlayamadığım diğer iki sahabeden (radiyallahu anhum)”[12]

12- İbn Mes’ud radiyallahu anh’den:

يُؤْخَذُ بِيَدِ الْعَبْدِ وَالْأَمَةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُنَادِي مُنَادٍ عَلَى رُءُوسِ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ هَذَا فُلَانُ ابْنُ فُلَانٍ مَنْ كَانَ لَهُ حَقٌّ فَلْيَأْتِ إِلَى حَقِّهِ فتَفْرَحُ الْمَرْأَةُ أَنْ يَذُوبَ لَهَا الْحَقُّ عَلَى أَبِيهَا أَوْ عَلَى ابْنِهَا أَوْ عَلَى أَخِيهَا أَوْ عَلَى زَوْجِهَا ثُمَّ قَرَأَ ابْنُ مَسْعُودٍ {فَلَا أَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ} فَيَغْفِرُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى مِنْ حَقِّهِ مَا شَاءَ وَلَا يَغْفِرُ مِنْ حُقُوقِ النَّاسِ شَيْئًا فَيَنْصِبُ لِلنَّاسِ فَيَقُولُ آتُوا إِلَى النَّاسِ حُقُوقَهُمْ فَيَقُولُ رَبِّ فَنِيَتِ الدُّنْيَا مِنْ أَيْنَ أُوتِيهِمْ حُقُوقَهُمْ؟ فَيَقُولُ خُذُوا مِنْ أَعْمَالِهِ الصَّالِحَةِ فَأَعْطُوا كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ فَإِنْ كَانَ وَلِيًّا لِلَّهِ فَفَضَلَ لَهُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ ضَاعَفَهَا لَهُ حَتَّى يُدْخِلَهُ بِهَا الْجَنَّةَ ثُمَّ قَرَأَ عَلَيْنَا {إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ} وَإِنْ كَانَ عَبْدًا شَقِيًّا قَالَ الْمَلَكُ رَبِّ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ وَبَقِيَ طَالِبُونَ كَثِيرٌ فَيَقُولُ خُذُوا مِنْ سَيِّئَاتِهِمْ فَأَضِيفُوهَا إِلَى سَيِّئَاتِهِ ثُمَّ صُكُّوا لَهُ صَكًّا إِلَى النَّارِ

“Kıyamet gününde gelmiş geçmiş tüm insanların önünde erkek veya kadının elinden tutulur. Sonra bir münadi: “Bilin ki bu filan oğlu filandır! Her kimin bunda bir hakkı varsa gelip alsın” diye seslenir. O anda mümin kişi annesi, babası, kardeşi, çocuğu veya eşi üzerinde az da olsa bir hakkı olmasına sevinir.” Sonra İbn Mes’ud radiyallahu anh şu ayeti okudu:

Sura üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır, birbirlerini de arayıp sormazlar” (Mu’minun 101) Sonra dedi ki: “Allah Teâlâ kendi hakkından dilediğini bağışlar. Ama insanların haklarından hiç­birisini bağışlamaz. Kişi insanların huzuruna dikilir de şöyle nida edi­lir: “Bu, falan oğlu falandır. Kimin hakkı var ise gelsin, hakkını alsın. Bunun üzerine kul: “Rabbim! Dünya bitti, onların haklarını nereden vereyim?” der. Allah da şöyle buyurur:

“İyi amellerinden alın ve hak sahibine isteği kadar verin. Şayet kul Allah'ın dostu ise; ona bir karınca ağırlığı ihsanda bulunur. Ve bu karınca miktarını artırarak onu cennete koyar. Sonra Abdullah bize dedi ki:

Allah karınca ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. Karınca kadar iyilik yapılsa onu kat kat artırır.” (Nisa 40) Şöyle devam etti:  “Onu cennette koyar. Âsî bir kul ise melek: “Rabbim! İyilikleri bitti ve birçok istekli kaldı” der. Allah Teâlâ da:

“Onların kötülüklerinden alın ve o kulun kötülüklerine ekle­yin” buyurur. Sonra da cehenneme gönderilmesi hükmü yazılır.“”[13]

13- İbn Mes’ud radiyallahu anh’den:

الْقَتْلُ فِي سَبِيلِ اللهِ يُكَفِّرُ الْخَطَايَا كُلَّهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَّا الدَّيْنَ يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَإِنْ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيُقَالُ لَهُ أَدِّ أَمَانَتَكَ فَيَقُولُ يَا رَبِّ لَا أَقْدِرُ عَلَيْهَا قَدْ ذَهَبَتْ عَنِّي الدُّنْيَا فَيَقُولُ انْطَلِقُوا بِهِ إِلَى الْهَاوِيَةِ فَبِئْسَتِ الْأُمُّ وَبِئْسَتِ الْمُرَبِّيَةُ فَيُلْقَى فِيهَا فَيَهْوِي حَتَّى يَبْلُغَ قَعْرَهَا قَالَ وَيُمَثَّلُ مَعَهُ أَمَانَتُهُ فَيَحْتَمِلُهَا ثُمَّ يَصْعَدُ حَتَّى إِذَا رَأَى أَنَّهُ نَاجٍ زَلَّتْ مِنْهُ فَهَوَتْ وَهَوَى مَعَهَا أَبَدًا قَالَ وَالْأَمَانَةُ فِي كُلِّ شَيْءٍ فِي الْوُضُوءِ وَالصِّيَامِ وَالْغُسْلِ مِنَ الْجَنَابَةِ وَأَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ الْوَدَائِعُ

“Allah yolunda öldürülmek, borç dışında kişinin tüm günahlarına keffaret olur. Kişi Allah yolunda öldürülmüş olsa dahi kıyamet gününde huzura çıkarılır ve: “Üzerindeki emaneti teslim et” denilir. Adam: “Dünya hayatı bitmişken onu nasıl teslim edeyim?” der. “Bunu alıp Hâviye’ye/cehenneme götürün. O ne kötü bir anne ve ne kötü bir terbiyecidir” denilir. Cehennemin dibinde, teslim etmesi gereken emanet, aldığı günkü haliyle karşısına çıkınca onu boynuna alıp cehennemde tırmanmaya başlar. Tam çıktım diye düşünürken emanet boynundan düşer ve onun peşinden kendisi de aşağı düşer. Bu böylece sonsuza kadar devam eder. Emanet her konudadır. Abdestte, oruçta, cünüplükten gusletmekte, bunların en şiddetlisi de ödünç alınan eşyalardadır.”[14]

14- Burayde radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

وَمَا مِنْ رَجُلٍ مِنَ الْقَاعِدِينَ يَخْلُفُ رَجُلًا مِنَ الْمُجَاهِدِينَ فِي أَهْلِهِ إِلَّا نُصِبَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ يَا فُلَانُ هَذَا فُلَانٌ فَخُذْ مِنْ حَسَنَاتِهِ مَا شِئْتَ ثُمَّ الْتَفَتَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ مَا ظَنُّكُمْ تُرَوْنَ يَدَعُ لَهُ مِنْ حَسَنَاتِهِ شَيْئًا

“(Evinde) oturanlardan bir erkek, mücahidlerden bir adama ailesi hususunda vekil olur da sonra ona hıyanet ederse, vekil kalan kimse kıyamet gününde mücahid için durdurulur ve mücahide: Ey falan! Şu adam filan kimsedir. Onun iyiliklerinden diledi­ğin kadarını al” denilir.” Sonra Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ashabına döndü ve buyurdu ki:

“İyiliklerden birşey bırakacağını zanneder misiniz?”[15]

Bilinmesi gerekir ki, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in esaslarına göre mü’minin kötülükleri sonu olan cüzlerdir. İyilikleri ise sonu olmayan cüzlerdir. Çünkü iyiliklerin karşılığı cennette onunla beraberdir. Sonu olan şey, sonu olmayan şeyle birlikte bulunmaz. Buna göre bu hadislerde müminin hasımlarına vereceğinden bahsedilen iyiliklerin karşılıkları, kötülüğünün karşılıklarını karşılamayan şeylerdir. İyilikleri biterse yani kötülüklerine karşı, iyiliklerinin karşılıkları biterse hasmının günahlarından alınıp kendisine yüklenir, sonra cehenneme atılır.

Eğer affedilmezse, o günahların cezası bitince, kendisine imanından dolayı yazılan kalıcılıktan dolayı cennete döndürülür. Hasımları, kötülüklerin karşılığı olan iyiliklerinin karşılığından fazlasını alamaz. Çünkü bu Allah’ın kıyamet gününde mü’mine has kıldığı lütuftandır.



[1] Hasen ligayrihi. Ahmed (6/240) Hâkim (4/619) İbn Bişran Emali (1108) Beyhakî Şuab (6/52)

[2] Muslim'in şartına göre sahih. İbnu’l-A’rabi Mu’cem (1342) Ahmed (1/164, 167) Tirmizî (3236) Hâkim (2/472, 4/617) Humeydi (62) Taberânî (13/122) Bezzâr (964) Ebû Ya’lâ (2/31, 45) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (3/51, 9/349) Sa’lebi el-Keşfu ve’l-Beyan (8/234) Beyhakî (6/94) el-Elbani es-Sahiha (340)Sa’lebi el-Keşfu ve’l-Beyan (8/234)

[3] Sahih. Buhârî (2440, 6535)

[4] Hasen ligayrihi. Taberânî (4/148) Ukaylî ed-Duafa (2/276) İbn Ebi’d-Dunya el-Ehval (197) Ebu Nuaym Tarihu İsbehan (1517) Deylemi (37) Dulabî el-Kuna ve’l-Esma (745)

[5] Buhârî'nin şartına göre sahih. Ahmed (6/280) Tirmizî (3165) Beyhakî Şuab (6/377) İbu’l-A’rabi Mu’cem (1826) Taberî Tehzibu’l-Asar (1151) Hatib Tarih (9/430) Fesevi Marife (3/387) İsmail el-Esbehani Seb’atu Mecalis (28)

[6] Sahih. Buhârî (2449, 6534)

[7] Sahih. Muslim (2581)

[8] Sahih. Muslim (2582)

[9] Muslim'in şartına göre sahih. Ahmed (2/363) el-Elbani es-Sahiha (1967)

[10] Sahih. Buhârî (muallak olarak 9/172) Buhârî Edebu’l-Mufred (970) Ahmed (3/495) Ziyau’l-Makdisi, el-Muhtare (9/26) Hâkim (2/475, 4/618) İbn Ebi Şeybe, Musned (854) Begavî Mu’cemu’s-Sahabe (1605) Taberânî (13/132) Taberânî Musnedu’ş-Şamiyyin (156) Temmam Fevaid (928) Haris b. Ebi Usame Musned (44) İbn Ebi Asım es-Sunne (514) Ebu Yusuf el-Harac (219)

[11] Muslim'in şartına göre sahih. Ebu Zer el-Herevi Cuz’un Fihi Ahadisin Min Mesmuat (22) Hâkim (2/29) Ahmed (5/289) Nesâî (4684) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (6457) Bezzar (4/75) Taberânî (19/247) Taberânî Evsat (1/90) Hadisu İsmail b. Cafer (298) İbn Ebî Âsım el-Âhad ve'l-Mesânî (928) Abd b. Humeyd (367) Ebu Bekr eş-Şafii el-Gaylaniyyat (597) Ebu Nuaym Marife (624) Beyhakî (5/355) Ebu Mutî el-Mısri Emali (22) Deylemi (4521)

[12] Muslim'in şartına göre sahih. Hâkim (2/45, 4/618) İbn Ebî Şeybe (7/121)

[13] Sahih. Taberî Tefsir (7/33, 17/112, 113) İbn Ebî Hâtim Tefsir (5335) İbnu’l-Mubarek Zühd (1416) İbn Ebi'd-Dunyâ el-Ehval (249) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (4/201) İbn Asakir Tarih (18/285)

[14] Muslim'in şartına göre sahih. İbnu'l-Munzir Tefsir (1917) Taberî Tefsir (19/201) İbn Ebi Şeybe (13/368) İbn Ebî Hâtim Tefsir (5512-13) İbn Ebi’d-Dunya el-Ehval (250) Heraitî Mekarimu’l-Ahlak (160) Taberânî (10/219) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (4/201, 9/30) Dineveri Mucalese (1701) Beyhakî (6/288) Beyhakî Şuab (5266)

[15] Sahih. Muslim (1897) Ebû Dâvûd (2496) Nesâî (3191)

16 Temmuz 2026 Perşembe

Şeyh Yahya el-Hacuri Hakkında

 Soru:

Selamun aleykum Seyfullah hocam, Yazilarinizi, kitaplarınızı takip ediyorum, bana büyük katkı ve faydası oluyor, Allah razı olsun.  Bazi yazılarınızda ve tercumelerde Yahya Hacuri’yi referans gosteriyorsunuz. Bu kişi hakkında internette birçok yorum bulabiliyoruz. Gördüğüm kadarıyla alimlerin olumsuz görüşleri de var, doğrusu yaşayan alimlerden hakkinda olumlu görüş gormedim. Arapça bilmiyorum, turkce ve Ingilizce kaynaklar da malesef kısıtlı. Soruma gelince; Yahya el Hacurinin usulünde, menhec ve itikadi konularda kendisiyle aynı görüşte olmadığınız, zıt düştüğünüz konular var mı? Teşekkür ederim.

Cevap

Aleykum selam ve rahmetullah. Allah ilim ve istifadenizi artırsın.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, özellikle “Medahile/Medhaliler” denilen fitneci grupların o kadar çok ve hızlı reddiyeleşmeleri oluyor ki, bunları takip etmek kişiyi birçok faydalı ilimle meşgul olmaktan alıkoyar. Bu bid’atçi grupların tutarsız reddiyeleşmeleri, cerh ve ta’dil ilmini sulandırıp bulandırmakta, selefî menhecin suistimal edilerek çirkin gösterilmesine hizmet etmekte, Suud hükümeti adına ispiyonculuk gibi daha başka şaibelerle durum daha da çirkinleşmektedir.

Nitekim bu sapık zihniyet sahiplerinin birçoğu Suud’un Amerikan uşağı fasık ve zalim krallarını, “Mü’minlerin emiri” olarak görmekte, bu kralların hükümetleri adına ispiyonculuk yaparak bazı müslümanları şikayet etmeyi ve fişlemeyi, “cerh ve ta’dil” olarak lanse etmekte, kralın veya şu anki zındık prensin pisliklerini eleştirenleri sapıklıkla ve bid’atle suçlamaktadırlar. Geçtiğimiz aylarda vefat eden Şeyh Rebi b. Hadi el-Medhalî rahimehullah da maalesef bu türden şaibelere bulaşmış bir âlimdi. Bütün bunlara rağmen Şeyh Rebi ve onun gibi diğer muasır ilim ehlinin de sahih sünnete hizmet eden çalışmalarından istifade etmekteyiz, lakin siyasî alanda işaret etmiş olduğum çarpık davranışlarından da uzak durmaktayız.

Şeyh Yahya el-Hacurî’ye gelince, malum olduğu üzere kendisi uzun yıllar Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadi’î rahimehullah’ın tedrisinde bulunmuş ve şeyhin menhecini en güzel şekilde temsil eden âlimlerden biridir. Şeyh Mukbil rahimehullah hayatta iken, Muhammed Eman Cami gibi bazı şeyhlerin Suud kralına yağcılık yapar tarzda konuşmalarını eleştirmiş, fasık ve zalim idarecilere karşı nebevi menhecin nasıl olması gerektiğine dair uyarılar yapmıştı. Bu yüzden birçok kralcı kesimlerin tepkisini çekmişti. Fakat Şeyh Mukbil rahimehullah’ın ilmî dirayeti ve Allah’ın kendisine lütfettiği heybeti karşısında, şeyhin aleyhinde açıktan konuşmaya pek kimse cesaret edemiyordu. Üstelik, İbn Baz, İbn Useymin gibi nüfuzlu âlimler de Şeyh Mukbil’i savunuyorlardı.

Aynı durum Şeyh Elbani rahimehullah için de söz konusu idi. O da hiçbir zaman kralın yalakalığını yapmadı, bu yüzden hayatta iken tutunamadı, hasetçileri ileri geri konuştular, Suud’dan sınırdışı da edildi. İbn Baz ve İbn Useymin’in el-Elbani’yi takdir eden sözleri olmasaydı, belki el-Elbani’nin bugün de ismi pek bilinen biri olmazdı. Nitekim kendisi hayatta iken çok küçük bir azınlık ona itibar ettiler, ilminden istifade ettiler, çoğunluk ise onu fitne çıkarmakla suçladı. Suud’un ve başka ülkelerin meşhur âlimleri el-Elbani’nin aleyhinde ileri geri birçok şeyler söylediler. Vefatından sonra ise kabak çiçeği gibi Elbani hayranları türedi! Bir kısmı Elbani’yi kendi sapık menheclerine mensupmuş gibi göstermeye çalıştılar. Yani intihalde bulunmak istediler. Hakikatini Allah bilir ama belki de el-Elbani’nin eserlerinin yayın haklarını satın alan, yayınlamayan ve yayınlanmasına da izin vermeyen şahsın niyeti de Elbani’nin hakiki menhecinin ortaya çıkmasını istememesidir! Hatta Türkiye’de Abdullah Yolcu adlı şahıs, yıllarca el-Elbani’yi “İslam âleminde fitne çıkarmakla” suçladığı sözlerini unutarak, kendisinin el-Elbani’nin talebesi olduğu, onunla birlikte Avrupa’ya davete çıktığı, mezhep taklidine davet ettikleri şeklinde tuhaf yalanlar söyledi. El-Elbani’nin hayatı boyunca mezhep taklidine karşı açtığı savaş sebebiyle meşhur olmasına, Ramazan el-Buti ile arasında bu konuda geçen reddiyeleşmelerin bilinmesine rağmen bu yalanı utanmadan söyleyebildi! Belki de mızrağın çuvala sığabileceğini düşünmüştü!

Geçmişte de bunun birçok örnekleri yaşanmıştır. Ahmed b. Hanbel rahimehullah hayatta iken davasında yalnız bırakılmıştı, Allah onu aziz kılınca, vefatından sonra birçok Hanbeli türedi! Birçok kelamcılar İmam Ahmed’i kendilerinden göstermeye çalıştı, intihalde bulundular! Halen daha çeşit çeşit Hanbelilik anlayışları vardır, lakin İmam Ahmed b. Hanbel’in kendisinden sahih olarak sabit olanları araştırıp, ona nispet edilen yalanlardan uzak durarak hareket etmeye çalışınlar çok küçük bir azınlıktır!

İbn Teymiyye ve İbn Kayyım rahimehumallah’ın mücadelelerine bakanlar da aynı şeyi görürler! Bu büyük imamlar da hayatlarında iken yalnız bırakılan kimselerdi, kendilerine itibar eden talebeleri bir elin parmaklarından fazla değildi, bununla beraber dönemin koca koca meşhur alimleri onların aleyhinde idi. Allah bu alimleri de vefatlarından sonra aziz kılınca, hemen hemen her taifeden İbn Teymiyye’yi, İbn Kayyım’ı sahiplenmeye çalışan kimselere şahit olundu!

Bu tarihî arka plana işaret ettikten sonra, günümüzde ilme nispet edilen kimselerin çoğunluğunun Yahya el-Hacuri’nin aleyhinde konuşuyor olmalarının, bu alimin durumu hakkında belirleyici olmadığının anlaşılmış olması gerekir.

Ben, Şeyh Yahya el-Hacuri ile şahsen tanışmıyorum. Şeyh Mukbil’de eğitim görüp, şeyhin vefatından sonra Şeyh Yahya el-Hacuri ile tedrisine devam eden Şeyh Abdulhamid el-Hacuri ile irtibatım olmuştu ve kendisinden bazı icazetler aldım. Sonra Şeyh Abdulhamid el-Hacuri ile bazı konularda ihtilafımız oldu, Suud gibi bazı arap ülkelerinde yaygın olan bazı bid’atlere karşı gevşek davranmasından dolayı kendisine muhalif düştüm. Facebook gibi sosyal medya kanallarını kullanması, sonra Husilerin Dammac’a saldırılarından dolayı bir ara Suud’a yerleştiğinde Kral’ı öven bazı sözlerine şahit olmam gibi sebeplerle kendisiyle irtibatımı kestim. Belki Allah katında kendisinin mazereti vardır bilemem.

Sonra malum korona plandemisi patlak verdi. Fevzan gibiler dahi plandemi tedbirlerini onaylayan fetvalar verdiler, birçok alim bilinen kimseler açıkça dinden irtidat ettiler, cemaatle namazların, haccın yasaklanmasına, namazda safların arasına mesafe konmasına, maske takılmasına fetvalar verdiler, bu konuda kitaplar yazdılar!

Şeyh Yahya el-Hacuri, bu konuda çoğunluğa uymadı, namazlarda safların arasına mesafe konmasını redden fetvalar yayınladı. Yine Şeyh Abdulhamid el-Hacuri’nin de bu konuda çoğunluğa tabi olmadığı, sözde tedbirleri eleştirdiğine dair sözleri olduğunu işittim. Lakin onların cemaatle namazı yasaklayanları, bu konuda fetva verenleri açıktan tekfir etmeleri vacip idi. Bunu yaptıklarını duymadım. Belki bu konuda da mazeretleri olabilir, bilemem. Lakin bizlerin zahire göre hareket etmemiz gerekir. Allah ile kendileri arasındaki mazeretlerine ise Allah hükmeder. Nitekim bu düzmece plandemi tedbirlerine açıktan karşı çıkan alimlerin bazısı öldürüldü, bazıları alay konusu edilerek çaptan düşürüldü. Öldürülen ve cahillerin maskarası haline getirilen bu alimlerin hakları, bu konuda hakkı bilip de sükut eden bütün alimlerin boynu üzerindedir!

Dolayısıyla “yaşayan alimlerden Yahya el-Hacuri lehinde konuşan” olmamasında, öncelikle bu yaşayan alimler korona plandemisi zamanında dinden irtidat edenlerden miydi, yoksa hakkı bile bile sükut edenlerden miydi bunun sorgulanması gerekir. Çünkü ben bizzat Yahya el-Hacuri’nin, dine karşı savaş açılan plandemi tedbirlerine karşı fetvalarına şahit oldum ve bunların bir kısmını da tercüme ederek sitemde yayınladım. Aynı şekilde “Yaşayan alimler” denilen kimselerin de korona plandemisine ya destek vererek irtidat ettiklerine, ya da sükut ederek dilsiz şeytan olduklarına şahit oldum. Mecruh olan bu alimlerin, Yahya el-Hacuri aleyhinde konuşmaya bir hakları yoktur! Bununla beraber ne kendi nefsimi, ne Yahya el-Hacuri’yi ne de herhangi yaşayan bir insanı tezkiye edemem. Yahya el-Hacuri hakkında zannım hayır yönündedir. Allah onu daha da hayırlı kılsın, İslam’a ve müslümanlara faydalı kılsın ve iftiracıların şerrinden korusun.

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Umm Umara Radıyallahu Anha Hakkında Uydurma Kıssa

 Umm Umara radıyallahu anha’nın Uhud savaşına katılarak fiilen savaştığı şeklinde anlatılan uydurma bir kıssa, vaizler ve sahihi sakiminden ayırmaksızın, kitaplarda nefislerinin hoşlarına giden ne varsa aktaran gece oduncuları nezdinde yaygınlaşmıştır.

Sufi meşrepli Muhammed Yusuf Kandehlevi’nin yaş kuru ne varsa doldurduğu “Hayatu’s-Sahabe” kitabında zikredilmesi sebebiyle bu kıssa meşhur olmuş, “Şeyh Halid er-Raşid” denilen uydurukçu vaizin göz boyamak için salya sümük anlattığı bu hurafeyle ilgili video da revaç bulup yayılmıştır.

Bu hurafenin geçtiği kaynaklar ve isnadlarının durumları aşağıda incelenecektir.

1- Bu kıssayı el-Vakidî ve ondan naklen İbn Sa’d rivayet etmişlerdir. Bu rivayete göre Umm Umara (Nesibe bt. Ka’b el-Maziniye) radıyallahu anha Uhud savaşına katılmış ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem o gün hakkında şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ يُطِيقُ مَا تُطِيقِينَ يَا أُمّ عُمَارَةَ؟

Senin güç yetirebildiğinde kim güç yetirebilir ey Umm Umara!” Yine bu rivayette şöyle geçer:

مَا الْتَفَتّ يَمِينًا وَلَا شمالا إلّا وأنا أراها تقاتل دوني

Ne zaman sağıma veya soluma dönsem mutlaka onu önümde savaşırken gördüm.”[1]

Bunun isnadında Muhammed b. Ömer el-Vakidî metruktur. Vakidi’nin rivayette bulunduğu Ebu Bekr Muhammed b. Abdillah b. Ebi Sebra hakkında İmam Ahmed: “Hadis uydurur” demiştir.[2]

2- Bu kıssayla ilgili olarak Kandehlevi’nin Hayatu’s-Sahabe kitabında zikrettiği uydurma ise şu şekildedir:

İbn Hişam dedi ki: “Umm Umara Nesibe bt. Ka’b el-Maziniyye radıyallahu anha Uhud günü savaştı. Said b. Ebi Zeyd el-Ensarî, Umm Sa’d bt. Sa’d b. er-Rebi’nin şöyle dediğini anlattı: “Umm Umara radıyallahu anha’nın yanına girdim… dedi ki:..

فَلَمَّا انْهَزَمَ الْمُسْلِمُونَ انْحَزْتُ إلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُمْتُ أُبَاشِرُ الْقِتَالَ وَأَذُبُّ عَنْهُ بِالسَّيْفِ وَأَرْمِي عَنْ الْقَوْسِ …

“…Müslümanlar hezimete uğrayınca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i korumaya, doğrudan savaşmaya başladım. O’nu kılıçla savundum ve yayla ok attım…”[3]

Dr. El-Umeri’nin dediği gibi bunun isnadı kopuktur.[4] Said b. Ebi Zeyd el-Ensari, meşhur nahivcidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabisi Evs b. Sabit b. Beşir radıyallahu anh’ın oğludur. Tabiinin küçüklerindendir. 121 yılında doğmuş, 214 yılında vefat etmiştir.[5] Onunla Uhud savaşı arasında uzun bir zaman dilimi vardır. Umm Sa’d bt. Sa’d b. er-Rebi radıyallahu anha’ya da yetişmemiştir.

Tembih: Sabit olmayan bu gibi kıssalar, sosyal hayatta kadınların erkeklerle karışık ortamlara katılmalarına, fiilen savaşa iştirak etmelerine vs. delil getirilmektedir. Bu kıssanın aslı yoktur. Şayet sahih olsaydı bile, Uhud savaşı, kadının evde oturmasını, zaruret olmadan dışarı çıkmamasını emreden ve kadın-erkek ihtilatını yasaklayan Ahzab suresindeki ayetlerden daha önce meydana gelmiştir. Müteşabihlere tutunmaya çalışan hastalıklı kalp sahipleri, hicap ve ihtilat konusunda Hendek savaşından sonra Ahzab suresinde nazil olan muhkem nasların inmesinden önce meydana gelmiş olan, nesh edilmiş hadiseleri öne sürerek kadınları sosyal hayata dahil etmeye, erkeklerle bir arada bulunmalarına çağırmaktadırlar! Münafıkların tuzaklarına aldanmamak için bu hususa dikkat edilmelidir!

[1] Uydurma. Vakidî Megazi (1/271) İbn Sa’d Tabakat (8/414, 415) Abdulgani el-Makdisi Menakibu’n-Nisai’s-Sahabiyyat (s.56-64)

[2] Zehebi Divanu’d-Duafa (3802)

[3] Çok zayıf. İbn Hişam es-Siyre (2/82) Suheylî Ravdu’l-Unf (5/444)

[4] Bkz. El-Umeri Siyretu’n-Nebeviyeti’s-Sahiha (2/390)

[5] Bkz.: Siyeru A’lami’n-Nubela (9/494)

2 Temmuz 2026 Perşembe

“Allah, kendisinden istemeyene gazap eder” Hadisi Hakkında

 Soru:

“Es-Selamü aleyküm ve rahmetullah. Hocam İbn Kesir’in tefsirinde besmelenin fazileti bölümünde Resulullah’dan sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bir hadis var: “Kim Allah’tan istemezse Allah ona gazap eder.” (Tirmizi: 3373, İbn Mace: 3827, Ahmed: 5/477, Ebu Yala: 6655, Hakim: 1/391)

Bu hadis sahih mi? Önceden Allah razı olsun. 

Cevap:

Aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu. Bu hadis sahih değildir. Muhakkikler hasen ya da zayıf olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Sahih olduğuna hükmeden ise, aşağıda açıklayacağım bir yanılgı sonucu bu hükme varmıştır.

İmam Fesevi'nin es-Sunne Kitabı Çıktı!

 



 İmam Ya’ku’b b. Sufyan el-Fesevi - Kitabu’s-Sunne 

 Derleyen: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

Ön Hazırlık: Aişe Abdillah ve Serhan Abdillah


2. Kitap: Eşarilerin Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaate Mensup Oldukları İddiasının Kitab, Sünnet ve İcma Delilleriyle Reddi – Abdulkadir es-Sekkaf

Tercüme: Leman bt. Ramin Tashih: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî


3. Kitap: Sahabe Sözlerinin Akidede Yeri – Ziyad b. Hamed el-Amir

Tercüme: Leman bt. Ramin Tashih: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî


4. Kitap: Tabiin Sözlerinin Akidede Yeri – Ziyad b. Hamed el-Amir

Tercüme: Leman bt. Ramin Tashih: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

1 Temmuz 2026 Çarşamba

Saptırcı Fitnelerin Doğum Yeri: Irak

 Ebu Azbe Amr b. Suleym el-Hadrami el-Humusî rahimehullah dedi ki:

جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه فَأَخْبَرَهُ أَنَّ أَهْلَ الْعِرَاقِ قَدْ حَصَبُوا أَمِيرَهُمْ فَخَرَجَ غَضْبَانًا فَصَلَّى لَنَا صَلَاةً فَسَهَا فِيهَا حَتَّى جَعَلَ النَّاسُ يَقُولُونَ سُبْحَانَ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ فَلَمَّا سَلَّمَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ مِنْ هَاهُنَا مِنْ أَهْلِ الشَّامِ؟ فَقَامَ رَجُلٌ ثُمَّ آخَرُ ثُمَّ قُمْتُ أَنَا ثَالِثًا أَوْ رَابِعًا فَقَالَ يَا أَهْلَ الشَّامِ اسْتَعِدُّوا لِأَهْلِ الْعِرَاقِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ بَاضَ فِيهِمْ وَفَرَّخَ اللَّهمّ إِنَّهُمْ قَدْ لَبَّسُوا عَلَيَّ فَأَلْبِسْ عَلَيْهِمْ وَعَجِّلْ عَلَيْهِمْ بِالْغُلَامِ الثَّقَفِيِّ يَحْكُمُ فِيهَا بِحُكْمِ الْجَاهِلِيَّةِ لَا يَقْبَلُ مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَلَا يَتَجَاوَزُ عَنْ مُسِيئِهِمْ

“Bir adam Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’e geldi ve Irak halkının emirlerini taşladıkları haberini verdi. Ömer radıyallahu anh öfkeli bir şekilde çıktı, bize namazı kıldırdı ve namazda yanıldı. İnsanlar: “Subhanallah! Subhanallah” demeye başladılar. Ömer radıyallahu anh selam verince insanlara döndü ve şöyle dedi:

“Burada Şam halkından kimse var mı?” Bir adam kalktı, sonra bir adam daha kalktı, sonra üçüncü veya dördüncü kişi olarak ben kalktım. Dedi ki:

“Ey Şam halkı! Irak halkına karşı hazırlık yapın. Zira şeytan onların aralarında yumurta bıraktı ve ondan yavru çıktı. Allah’ım! Onlar beni şaşırttılar, sen de onları şaşırt! Onlara Sakif’li gencin çıkışını hızlandır ki orada cahiliyye hükmüyle hükmetsin, onların iyiliklerini kabul etmesin ve kötülüklerini bağışlamasın.”[1]

Faideler:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Sakif’ten bir yalancı ve bir kan dökücünün çıkacağını haber vermişti.

Ebu’s-Sıddık en-Naci rahimehullah’tan:

26 Haziran 2026 Cuma

Bid’at Ehline Karşı Sertlik Övülen Bir Ahlâktır!

İbnu’l-Cevzi, İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah hakkında şöyle demiştir:

“İmam Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel, sünnete sıkı tutunması ve bid’atten yasaklamasının şiddetinden dolayı, kendilerinden sünnete aykırı şeyler sadır olan hayırlı kimseler hakkında eleştirilerde bulunmuştur. Onun bu sözleri din için nasihate yorumlanır.”[1]

Lakin zaman değişmiş, bid’at ehline karşı şiddet ancak küçük bir azınlık tarafından ortaya konulmaya ve zamane halkı tarafından bu tutum ayıplanır hale gelmiştir!

25 Haziran 2026 Perşembe

La İlahe İllallah Sözünün Anlamı: "Allah’tan Başka Hak Ma’bud Yoktur"

 Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: “Benden başka ibadete layık hak ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya 25)

وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ

Âd’a da kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur! Halâ sakınmayacak mısınız? (A’raf 65)

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ibadete layık bir ilah yoktur. Rahman’dır, Rahim’dir.” (Bakara 163)

La ilahe illallah sözünün anlamı: Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur demektir. Bu sözün “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” şeklinde tercümesi eksiktir ve doğru anlaşılmasına manidir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)