Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

2 Eylül 2026 Çarşamba

İtikâf Ahkâmı - Ebu Muaz el-Çubukâbâdî - 2 -

 

İTİKÂF YAPILACAK YER

İlim ehli bu hususta büyük bir ihtilafla ihtilaf etmiştir. Onlardan bazıları der ki: “(İtikâf) Cuma namazı kılınan mescidde olur.” Bazılarıda şöyle der: “Evinin mescidinde de olur” Bazıları ise: “Mescidin dışında da (olur) derler. Nitekim İbn Rüşd ve başkaları bu şekilde açıklamış ve nakletmişlerdir.[1]

İmam Malik rahimehullah dedi ki: “Bize göre bu konuda ihtilaf yoktur. İçinde cemaatle namaz kılınan her mescidde itikâf yapılması çirkin görülmez. Yine içinde cemaatle namaz kılınmayan mescidlerde itikâfı da çirkin görmem. Ancak itikâf yapan kimsenin itikâf yaptığı mescidden Cuma namazı için çıkması veya orayı terk etmesi çirkin görülür. Eğer içince Cuma namazı kılınmayan bir mescidde ise, burada itikâf yapan kimsenin oradan çıkıp başka bir mescide girmesi gerekmez. Zira ben orada itikâf yapılmasında sakınca görmem. Allah Teâlâ “Mescidlerde itikâfta olduğunuz zaman” buyuruyor. Allah Teâlâ mescidleri genel kipte zikretmiş, ondan bir şeyi tahsis etmemiştir.”

Bundan dolayı İmam Malik rahimehullah Cuma namazı kılınmayan mescidlerde itikâfı caiz görüyor ve burada itikâfta olan kimsenin Cuma namazı için başka bir mescide çıkmasını vacip görmüyordu.

Derin bir düşünce ile alimlerin görüş ve ihtilaflarına bakan kimse, içinde itikafa girmenin caiz olduğu yerin sınırını koymada Allah Subhanehu’nun “…siz mescidlerde itikafta iken..” ayeti hakkındaki anlayışlarından dolayı bu sonuçlara vardıklarını görür.

İmam Nevevi hangi mescidde itikâfa girmenin caiz olduğunu zikrettikten sonra –ki o İmam Şafi’nin de görüşüdür- şöyle der: “Ashabımız (yani Şafiiler) Yüce Allah’ın şu buyruğu ile delil getirmiştir:

Mescidlerde itikâfa çekilmiş olduğunuz sürece kadınlara yaklaşmayın.” Bu ayetin mescidin şartlarına delalet eden yönü; eğer mescidin dışında itikâfa girmek geçerli olsaydı cinsel ilişkinin haramlılığı mescidde itikâfa girmeye mahsus olmazdı. Çünkü o itikâfın (şartlarına) zıttır. İtikâfın bilinen açık anlamı mescidlerde olmasıdır. Mescidlerde yapılmasının cevazı sabit olduğu zaman bu, her mescidde geçerli olduğunu gösterir. Delil ile olması müstesna kim onu mescidlerden bir kısmına özel kılarsa, bu tahsis kabul edilmez. Tahsis hakkında açık bir şey olmadan bu tahsis geçerli olmaz.”[2]                                                                          

Cessas şöyle der: “Siz mescidlerde itikâfta iken” ayetinin zahiri, lafzın umumiliğiden dolayı diğer mescidlerde itikâfa girmeyi serbest bırakmaktadır. Kim onu (mescidlerin) bir kısmı ile kısıtlarsa, onun delil getirmesi gerekir. Onu Cuma kılınan mescidlere mahsus kılmaya bir delil yoktur. Peygamberlerin mescidlerine has kılan kimsenin tahsis etmesinde de olduğu gibi, bir delil olmadığı zaman ona itibar edilmez.”

 Cessas devamla der ki: “…Ayetin umumunu, delalet etmediği şey hakkında hususileştirmek bizim için caiz değildir.”[3]

İbn Rüşd de benzer bir sebep zikrederek şöyle der: “Derim ki: İmam Şafii Rahimehullah şuna kaildir: “Hadis, Kur’an’a zıt değildir. Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisi kastedilen şeyi, özeli ve geneli, nasihi ve mensuhu açıklar. Sonra, insanlara gereken Allah’ın emrine uymalarıdır. Kim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den geleni kabul ederse, Allah’a itaati kabul etmiş olur.”[4]

Hamd ve minnet Allah’adır ki, zikredilen ayeti tahsis eden (özelleştiren), ayeti tahsis eden hadise ulaşmamaları sebebiyle âlimlerin üzerinde bulundukları tartışmayı gideren sahih nebevi, merfu hadis gelmiştir!

İmam Şâfii rahimehullah şöyle demiştir: “Hiçkimse yoktur ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden dolayı sözü terk edilmesin. Ne zaman Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözlerine aykırı düştüğüm bir söz söylemişsem veya bu şekilde bir asla dayanmışsam, kabul edilecek söz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in söylediği sözdür ve o benim de sözüm odur.”[5]

Allame Cemaluddin el-Kasımi, şöyle der: “Hiçkimse amel etmiyor olsa bile sahih hadisi kabul etmek gereği hadis ilminin güzel meyvelerindendir. İmam Şafii meşhur er-Risale’sinde der ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den başka kimsenin sözü mutlak delil değildir. İstihsan ile de görüş belirtilemez. Zira istihsan ile bir şey söylemek, daha önce örneği olmayan bir şey ortaya koymaktır.”[6]

İmam Şafii rahimehullah şöyle der: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olan bir hadise farkında olmadan muhalefet etmemize gelince, umarım ki Allah bundan sorumlu tutmaz. İnşaallah. Bunu kimsenin bilerek yapmaya hakkı yoktur. Fakat insan bazen sünnetten haberdar olmaz, kasten sünnete muhalefet ettiği için değil, haberdar olmadığı için ona aykırı bir söz söyler. İnsan bazen de gaflet sebebiyle yorumda hata eder.”[7]

İmam Şâfii rahimehullah bir gün bir hadis rivayet etmişti ve dedi ki: “O şüphesiz sahihtir.” Birisi ona dedi ki: “Senin görüşün de o (hadis) gibi mi Ey Ebu Abdillah?” Şâfii bu söz üzerine sarsıldı ve dedi ki: “Be adam! Beni kiliseden çıkarken mi gördün? Belimde zünnarla mı gördün? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir hadis rivayet edeceğim ve ona uymayacağım öyle mi?”[8]

Başka bir rivayette ise şöyle demiştir: “Ne zaman Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir hadis rivayet edip de ona uymamışsam, şahit olun ki aklım gitmiştir."[9]

Asla hiçbir şüphe yoktur ki hakkı talep eden her insaf sahibi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisine göre sahih olan bir hadisine vakıf olduğunda,  insanlar ne söylerlerse söylesinler, o hadise mecburen, şüphesiz, mutlaka uymak zorundadır. O kimse için insanların mı, yoksa insanların rabbi Subhanehunun mu ona karşı tutumu mu önemlidir?

Üç Mescidden Başkasında İtikâf Olmaz Hadisi

Huzeyfe Radıyallahu Anh’den Merfu ve Mahfûz Tarikler

Ebu’l-Fadl el-Abbas b. Ahmed el-Veşşâ – Muhammed b. el-Ferac – Sufyan b. Uyeyne – Cami b. Ebi Raşid – Ebu Vail rahimehullah yoluyla:

قَالَ حُذَيْفَةُ لِعَبْدِ اللهِ عُكُوفٌ بَيْنَ دَارِكَ وَدَارِ أَبِي مُوسَى لا يضر وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَا اعْتِكَافَ إِلَّا فِي هَذِهِ الْمَسَاجِدِ الثَّلَاثَةِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ لَعَلَّكّ نَسِيتَ وَحَفِظُوا أَوْ وَأَخْطَأْتَ وَ أَصَابُوا

“Huzeyfe radiyallahu anh, Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’e: “Senin evinle Ebu Musa’nın evi arasında itikâfa girenlerin zararı yok mu? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in:

İtikâf ancak üç mescidde olur” buyurduğunu biliyorsun” dedi. Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki: “Belki sen unuttun, onlar ezberlediler veya sen hata ettin onlar isabet ettiler.”[10]

Muhammed b. Sinan – Hişam b. Ammar – Sufyan b. Uyeyne – Cami b. Ebi Raşid – Ebu Vail rahimehullah yoluyla:

قَالَ حُذَيْفَةُ لِعَبْدِ اللهِ عَكُوفٌ بَيْنَ دَارِكَ وَبَيْنَ دَارِ أَبِي مُوسَى لَا تُغَيِّرُ؟ وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَا اعْتِكَافَ إِلا فِي الْمَسَاجِدِ الثَّلاثَةِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَسْجِدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمَسْجِدِ بَيْتِ الْمَقْدِسِ قَالَ عَبْدُ اللهِ لَعَلَّكَ نَسِيتَ وَحَفِظُوا وَأَخْطَأْتَ وَأَصَابُوا

“Huzeyfe radıyallahu anh, Abdullah radıyallahu anh’e dedi ki: “Senin evinle Ebu Musa’nın evi arasında itikâf yapanlara karşı çıkmayacak mısın? Hâlbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu biliyorsun:

Şu üç mescid dışında itikâf yoktur: Mescidu’l-Haram, Mescidu’n-Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve Mescidu Beyti’l-Makdis.” Abdullah radıyallahu anh dedi ki: “Belki onların ezberlediklerini sen unuttun ya da onların isabet ettikleri konuda sen hata ettin.”[11]

Mahmud b. Âdem el-Mervezi – Sufyan b. Uyeyne – Cami b. Ebi Raşid – Ebu Vail Şakik b. Seleme rahimehullah yoluyla:

قَالَ حُذَيْفَةُ لِعَبْدِ اللهِ يَعْنِي ابْنَ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ عُكُوفًا بَيْنَ دَارِكَ وَدَارِ أَبِي مُوسَى وَقَدْ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَا اعْتِكَافَ إِلَّا فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَوْ قَالَ إِلَّا فِي الْمَسَاجِدِ الثَّلَاثَةِ فَقَالَ عَبْدُ اللهِ لَعَلَّكَ نَسِيتَ وَحَفِظُوا أَوْ أَخْطَأْتَ وَأَصَابُوا. الشَّكُّ مِنِّي

“Huzeyfe radıyallahu anh, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’e dedi ki: “Senin evinle Ebu Musa’nın evi arasında itikâf yapanlar var. Hâlbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu biliyorsun:

İtikâf ancak Mescidu’l-Haram’da olur” veya “Ancak üç mescidde olur.” Abdullah radıyallahu anh dedi ki: “Belki de sen unuttun, onlar ezberlediler. Yahut sen hata ettin, onlar isabet ettiler.” Ravi dedi ki: “Tereddüt benden kaynaklanmıştır.”[12]

Said b. Abdirrahman ve Muhammed b. Ebi Ömer – Sufyan (b. Uyeyne) – Cami b. Ebi Raşid – Ebu Vail rahimehullah yoluyla:

إِنَّ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ لِعَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ إِنَّ نَاسًا عُكُوفًا بَيْنَ دَارِكَ وَدَارِ أَبِي مُوسَى وَأَنْتَ لَا تُغَيِّرُ وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّهُ لَا اعْتِكَافَ إِلَّا فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَوْ فِي الْمَسَاجِدِ الثَّلَاثَةِ مَسْجِدِ الْمَدِينَةِ وَمَسْجِدِ بَيْتِ الْمَقْدِسِ؟

“Huzeyfe b. Yeman radiyallahu anh, Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’e dedi ki:

“Bazı insanlar senin evin ile Ebu Musa radiyallahu anh’ın evi arasında itikâfa girmişler ve sen karşı çıkmıyorsun! Mescidu’l-Haram veya Medine Mescidi ve Beytu’l-Makdis olmak üzere üç mescid dışında itikâf olmadığını biliyorsun!”[13]

Tereddütlü Lafızla Rivayet

Said b. Mansur – Sufyan b. Uyeyne – Cami b. Ebi Raşid – Şakik b. Seleme (Ebu Vail) rahimehullah yoluyla:

قَالَ حُذَيْفَةُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَدْ عَلِمْت أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَا اعْتِكَافَ إلَّا فِي الْمَسَاجِدِ الثَّلَاثَةِ أَوْ قَالَ مَسْجِدِ جَمَاعَةٍ

“Huzeyfe radıyallahu anh, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’e dedi ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu biliyorsun:

Üç mescid dışında itikâf olmaz” Veya: “Cemaat mescidi” dedi.”[14]

Huzeyfe Radıyallahu Anh’den Mevkuf Tarik

Abdurrazzak - İbn Uyeyne – Cami b. Ebi Raşid – Ebu Vail (Şakik b. Seleme) rahimehullah yoluyla:

قَالَ حُذَيْفَةُ لِعَبْدِ اللَّهِ قَوْمٌ عُكُوفٌ بَيْنَ دَارِكَ وَدَارِ أَبِي مُوسَى لَا تَنْهَاهُمْ؟ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ فَلَعَلَّهُمْ أَصَابُوا وَأَخْطَأْتَ وَحَفِظُوا وَنَسِيتَ فَقَالَ حُذَيْفَةُ لَا اعْتِكَافَ إِلَّا فِي هَذِهِ الْمَسَاجِدِ الثَّلَاثَةِ مَسْجِدِ الْمَدِينَةِ وَمَسْجِدِ مَكَّةَ وَمَسْجِدِ إِيلِيَاءَ

“Huzeyfe radıyallahu anh, Abdullah (b. Mes’ud) radıyallahu anh’e dedi ki: “Senin evinle Ebu Musa’nın evi arasında itikâf yapanları yasaklamayacak mısın?” Abdullah radıyallahu anh dedi ki:

“Belki de onlar isabet ettiler, sen hata ettin. Onlar ezberlediler, sen unuttun.” Huzeyfe radıyallahu anh dedi ki:

“Şu üç mescid dışında itikâf yoktur: Medine Mescidi, Mekke Mescidi ve İlya Mescidi.”[15]

Huzeyfe Radıyallahu Anh’den Zayıf Tarikler

Abdurrazzak – Sufyan es-Sevrî – Vasıl b. Ahdeb – İbrahim en-Nehaî rahimehullah yoluyla:

جَاءَ حُذَيْفَةُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ أَلَا أُعْجِبُكَ مِنْ نَاسٍ عُكُوفٍ بَيْنَ دَارِكَ وَدَارِ الْأَشْعَرِيِّ؟ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَلَعَلَّهُمْ أَصَابُوا وَأَخْطَأْتَ فَقَالَ حُذَيْفَةُ مَا أُبَالِي أَفِيهِ أَعْتَكِفُ أَوْ فِي بُيُوتِكُمْ هَذِهِ إِنَّمَا الِاعْتِكَافُ فِي هَذِهِ الْمَسَاجِدِ الثَّلَاثَةِ مَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَسْجِدِ الْمَدِينَةِ وَالْمَسْجِدِ الْأَقْصَى وَكَانَ الَّذِينَ اعْتَكَفُوا فَعَابَ عَلَيْهِمْ حُذَيْفَةُ فِي مَسْجِدِ الْكُوفَةِ الْأَكْبَرِ

“Huzeyfe radıyallahu anh, Abdullah (b. Mes’ud) radıyallahu anh’e geldi ve dedi ki: “İnsanların senin evinle el-Eş’arî’nin evi arasında itikâfa girmeleri hoşuna gidiyor mu?” Abdullah radıyallahu anh dedi ki:

“Belki de onlar isabet ettiler, sen hata ettin?!” Huzeyfe radıyallahu anh dedi ki:

“Orada ya da şu evlerinizde itikâf etmeye aldırmıyorum. İtikâf ancak şu üç mescidde olur: Mescidu’l-Haram, Medine Mescidi ve Mescidu’l-Aksâ.” Huzeyfe radıyallahu anh, Kufe’nin büyük mescidinde itikâfa girenleri ayıplıyordu.”[16]

Haccac b. el-Minhal – Ebu Avane – Mugira – İbrahim en-Nehaî rahimehullah yoluyla:

أَنَّ حُذَيْفَةَ قَالَ لِابْنِ مَسْعُودٍ أَلَا تَعْجَبْ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَ دَارِكَ وَدَارِ أَبِي مُوسَى يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ مُعْتَكِفُونَ قَالَ فَلَعَلَّهُمْ أَصَابُوا وَأَخْطَأْتَ أَوْ حَفِظُوا وَنَسِيتَ قَالَ أَمَّا أَنَا فَقَدْ عَلِمْتُ أَنَّهُ لَا اعْتِكَافَ إِلَّا فِي مَسْجِدِ جَمَاعَةٍ

“Huzeyfe radıyallahu anh, İbn Mes’ud radıyallahu anh’e dedi ki: “Senin evinle Ebu Musa’nın evi arasında itikâf yaptıklarını iddia eden kavme şaşırmıyor musun?” İbn Mes’ud radıyallahu anh dedi ki:

“Belki de onlar isabet edip, sen hata ediyorsun. Yahut onların ezberlediği şeyi sen unutmuş olabilirsin.” Huzeyfe radıyallahu anh dedi ki:

“Sen de biliyorsun ki, cemaat (Cuma namazı kılınan) mescid dışında itikâf olmaz.”[17]

Hadis Hakkında Şüpheler ve Cevapları

Huzeyfe radıyallahu anh hadisi üzerinde bazı şüpheler varid olmuştur. Şüpheleri ve cevabını aktarıyoruz: 

Birinci Şüphe: İbn Mes’ud Radıyallahu Anh’ın İtirazı Hakkında

İbn Mes’ud radiyallahu anh “Belki sen unuttun, onlar ezberledi veya sen hata ettin, onlar isabet etti” sözü ile Huzeyfe radiyallahu anh’ın sözüne karşı çıkmıştır.

Cevap: Huzeyfe radiyallahu anh’ın hata yaptığına dair bir nas yoktur. Çünkü “Lealle (belki de)” Arap dilinde ummayı ifade eder. Mümkün olabilecek bir işi beklemek, gözlemek, ihtimal çeşitlerinden bir çeşidi tahmin etmek demektir.[18]

Usul âlimlerinin dedikleri gibi “İhtimal varid olunca istidlal batıl olur.”

Sonra bu ihtimali İbn Mes’ud radiyallahu anh iki yöne ayırmıştır:

1- Huzeyfe radiyallahu anh’ın unutması veya hata etmiş olma ihtimali.

2- İtikâf yapan topluluğun ezberlemesi veya isabet etmiş olma ihtimali.

Bir kimse için bu iki ihtimalden hangisi tercihe şayandır?

Hüccet ve delilin tercih edilmesi gerektiğinde şüphe yoktur. Peki, kim hüccet sahibidir? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini tereddüt ve şüphe olmaksızın kesin ifadeyle bilen Huzeyfe radiyallahu anh mı, yoksa ihtimaller koyan ve tahmin eden, o konu hakkında kendisinde kesin nebevi bir şey olmayan İbn Mes’ud radiyallahu anh mı?

İbn Mes’ud radiyallahu anh, Huzeyfe radiyallahu anh’e, itikâfa girenlerin daha çok oluşlarıyla ve Huzeyfe radiyallahu anh’ın ise tek kişi olmasıyla reddiye vermek istedi. Fakat onun uslubunda ilim vardı. Şüphe ve tereddüde düşmüş olması bunun delilidir. Huzeyfe radiyallahu anh ezberlemiş, İbn Mes’ud radıyallahu anh ise ezberlememişti. Bu konu hakkında Huzeyfe radiyallahu anh’e itimat ettiği kadar, itikâf eden cemaate itimat etmemiştir. Aksi halde gidip itikâfları hakkında onlara sorardı.”[19]

Sonra bu şüphe ile ilgili cevap hakkındaki başka bir yön de, İbn Mes’ud radiyallahu anh’ın, Huzeyfe radiyallahu anh’e karşı çıkması, onun hadisin lafzında hata etmiş olması değil, sadece hadisi anlama hususunda hatalı bulmasıyla ilgilidir.

Görünen o ki, İbn Mes’ud radıyallahu anh bunu “Üç mescidden başkasında kâmil itikâf yoktur” anlamında anlamıştır. Nassın zahirinden ayrı olan bir fehmin/anlayışın, zahire uygun fehme karşı delil olması söz konusu değildir. Lakin bu hakikatte dil açısından kusurlu bir anlayıştır. Zira üzerinde ittifak edilen esasa göre, söz, zahiri üzere alınır. Bu zahirin dışında ancak delil ile çıkılabilir. Burada, itikâfı üç mescid ile sınırlayan ve herhangi bir mescidde itikâfı nefyeden, bu nassın dışına çıkmayı gerektiren bir delil yoktur. Hadisin lafzının zahiri budur. Zira buradaki “Lâ” cinsin nefyini yani bütün itikâfların nefyini ifade eder. Bundan sonra gelen “illa” edatı, bu mutlak nefiyden, hadiste bildirilen üç mescidi istisna etmektedir. Hadis, Arap dilinin açık delaletiyle zahirine uygun olarak kalır. Zahirinin dışına çıkılamaz.

Huzeyfe radiyallahu anh’ın bunu itikâf yapanların aleyhine delil getirmesi ise bunu kabul etmediğinden dolayıdır. Bunun delili, Huzeyfe radiyallahu anh’ın İbn Mes’ud radiyallahu anh’e şöyle demiş olmasıdır:

“Sen de bilmektesin ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem…” sonra hadisi zikretti. İbn Mes’ud radiyallahu anh, - Huzeyfe radiyallahu anh’ın dediği gibi - hadisi biliyordu ve ona vakıftı. Fakat o, Huzeyfe radiyallahu anh’e onun anlamı hususunda karşı çıkıyordu.

Şevkani, daha önce geçen mevkuf rivayet ile ilgili olarak şöyle demiştir: “Şayet İbn Mesud radıyallahu anh, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisini bilseydi muhalefet etmezdi”[20]

Derim ki: “Hadis merfu olarak sabit olmuş ve İbn Mesud radıyallahu anh sadece hadisi anlama konusunda muhalefet etmiştir. Nitekim daha önce açıklaması geçmişti.

Eğer denilirse ki: “İbn Mes’ud radiyallahu anh, Huzeyfe radıyallahu anh’den daha fakih/anlayışlı değil midir? İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın anlayışını, Huzeyfe radıyallahu anh’ın anlayışından üstün tutmak gerekmez mi?”

Cevap olarak şöyle denilir: İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın daha anlayışlı olduğunda şüphe yoktur. Fakat bu, Huzeyfe radıyallahu anh’ın anlayışının ve ezberlemesindeki titizliğinin değerini düşürmez.

Nasıl böyle olmasın ki? O, Hafız Zehebi’nin vasfettiği gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “sırdaşı”dır.[21] Ve aynı şekilde o,  Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının seçkinlerindendir.

Sonra Huzeyfe radiyallahu anh tanınan biridir ve her mesele hakkında isabet etmek fakihliğin şartından değildir. Özellikle de anlayış ve fıkhı, nassın zahirine muhalif olduğunda! 

Buna ek olarak biz, İbn Mesud radıyallahu anh ya da bir başkası, kim olursa olsun, hiç kimsenin şahsî anlayışına boyun eğmeyiz. Bilakis biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olan nassa boyun eğeriz.

Bunu sahabe siretleri de desteklemektedir. Şakik b. Seleme rahimehullah dedi ki: “Abdullah b. Mes’ud ve Ebu Musa radıyallahu anhuma ile beraber oturuyordum. Ebu Musa radıyallahu anh dedi ki: “Ne dersin Ey Ebu Abdurrahman! Bir adam cünüp olsa ve bir ay su bulamasa namazı nasıl yapar? Abdullah radıyallahu anh dedi ki:

“Bir ay su bulamasa da teyemmüm etmez.” Ebu Musa raç dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem kendisine 

Şöyle yapman sana yeterli olurdu” buyurduğu zaman ki, Ammar’ın sözünü ne yapacaksın!  Dedi ki:  “Ömer’i görmedin mi bunu kabul etmedi? Ebu Musa radıyallahu anh dedi ki:

“Hadi Ammar’ın sözünü bırakalım, şu ayeti ne yapacaksın? “….Su da bulamadıysanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin.” (Maide-6) Abdullah radıyallahu anh ne söyleyeceğini bilemedi de, dedi ki:

“Biz eğer onlara bu hususta ruhsat verirsek, onlardan biri neredeyse suyu soğuk bulduğunda onu bırakır ve teyemmüm eder.” Şakik’e dedim ki: “Abdullah sırf bu yüzden mi (teyemmümü) hoş görmüyordu?” Dedi ki: “Evet”[22]

Peki şimdi İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın anlayışı ve görüşünden dolayı ayeti ve Ammar radıyallahu anh hadisini terk mi edelim?

Bu husustan dolayı Hafız İbn Hacer şöyle demiştir: “İbn Mes’ud radiyallahu anh’e gelince Ammar radıyallahu anh hadisini kabulden uzak durması hususunda özrü yoktu.”[23]

Burada dediğimiz şudur: İbn Mes’ud radiyallahu anh’ın Huzeyfe radıyallahu anh hadisini kabul etmemesi hususunda da özrü yoktur. Fakat o görüş, İbn Mes’ud radiyallahu anh’ın ictihadıdır. O yüzden ona da bir ecir vardır inşaallah.

Kendisinden sapılamayacak olan hak şudur ki hadisin zahiri alınıp ona tabi olmak daha uygun ve önceliklidir. Hadisi delil olmaksızın, birisinin anlayışıyla kayıtlamak ve sınırlamak sözkonusu olamaz.

Nitekim şöyle denilmiştir: “Lafızlar manaların kalıplarıdır.” Gerçekten hadisin lafzı ve anlamı çok açıktır. Daha önce geçtiği gibi, seleften bazılarının bu hadisle amel etmiş olması, netliğini ve açıklığını artırmaktadır.

Eğer denilirse ki: “Huzeyfe radiyallahu anh, İbn Mes’ud radiyallahu anh’ın cevabından sonra neden sustu?”

Cevap: Çünkü nebevi delil endişe ve ihtimali yok eder. Bunda şüphe yoktur. Huzeyfe radıyallahu anh’ın zihninde ezberlediği ve tebliğ ettiği hadis hakkında bu endişe ve ihtimale dair bir şey yoktu. Hal böyleyken, bu endişenin aksine kesin olarak kanaat ettiği halde ona nasıl cevap verebilirdi ki? Onun sadece hadisi rivayet etmedeki ısrar ve gayreti en büyük cevap ve en açık reddiye idi.

İkinci Şüphe: “Veya Cemaat Mescidinde” Şeklindeki Tereddüt

Huzeyfe radiyallahu anh veya ondan sonra hadisi rivayet edenlerden birisi şüphe etmiş, üç mescidi zikrettikten sonra: “…  veya cemaat mescidi…” demiştir. Bu bir şüphedir ve bu şüphe ile Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü olduğuna karar verilemez.[24]

Cevap: Şayet bir topluluğun İbn Uyeyne’den, herhangi bir şek içermeyen rivayetine vakıf olmamışsa, bu şüphe kendisine vaki’ olan kimse mazurdur.

İbn Uyeyne’den tereddüt içermeksizin rivayette bulunanlar:

1- el-İsmailî’nin rivayetinde Muhammed b. el-Ferac rivayet etmiştir. Muhammed b. el-Ferac el-Kuraşî el-Bağdadi Muslim’in şeyhlerindendir, saduktur.

2- Beyhakî ve Zehebi’nin rivayetinde Mahmud b. Âdem el-Mervezi rivayet etmiştir. O, Buhârî’nin şeyhlerindendir, saduktur. İbn Ebî Hâtim onun hakkında: “sika, saduk” demiştir.

3- Tahavi’nin rivayetinde Hişam b. Ammar rivayet etmiştir. O saduktur, yaşlanınca telkin kabul eder hale gelmiştir. Eski rivayetleri sahihtir. Buhârî’nin şeyhlerindendir. Onun diğer iki sikaya uygun rivayeti, bu hadisi ezberlemiş olduğuna delildir.

4- Fakihi’nin rivayetinde Said b. Abdirrahman ve Muhammed b. Ebi Ömer rivayet etmişlerdir. Bu iki ravi de sikadırlar.

Bu beş sika ravi ittifak ederek tereddütsüz olarak ve merfuan rivayet etmişlerdir. Bu da, kesin olarak hadisin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü olduğuna delalet etmektedir. Said b. Mansur’un tereddütü sıhhate zarar vermez. Kıssa iyi düşünüldüğü zaman Huzeyfe radıyallahu anh İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın mahalle mescidlerinde itikâf yapılmasına sessiz kalışına sırf kendi re’yi ile karşı çıkmış olamaz. O, İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın üstünlüğünü ve fıkhını bilmektedir. Şayet onun katında bu hadis merfu olmasaydı, ona karşı çıkmaya cüret etmez ve ona karşı hüccet ikame etmiş olamazdı.[25]

Üçüncü Şüphe: Bu Hadis Mensuh mudur?

Bu konudaki hadis İmam Tahavi’nin dediği gibi mensuhtur.[26]

Cevap: Bu dayanaksız bir iddia ve delilsiz bir görüştür. Çünkü nasih ve mensuha ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir haber veya o ikisinden birinin zaman olarak diğerinden sonra oluşunu gösteren bir delil ile istidlal edilebilir. Nesh, sonuncusunun nasih (hükmü kaldıran) olmasıyla, hadisi işitenin sözüyle ya da icma’ ile bilinir.[27]

Bu, usulcüler arasında, üzerinde ittifak edilen bir konudur. Aksi halde herkes dilediği bir ayet veya rivayetin nesh edilmiş olduğunu iddia ederdi. Bu en çirkin şeydir!!! Bu iddianın bir delili olabilir mi?

Dördüncü Şüphe: Hadisin Lafzında Izdırap Var mıdır?

Hadis muzdarip/çelişkilidir.

Cevap: Bu pervasız ve geçersiz bir iddiadır. İsnadların ve haberlerin ehli olan âlimler bu iddiaya karşı çıkar! İşte sana itiraz ederek karşı çıkanların iddialarını ispat için getirdikleri şüpheler:

Birincisi: Hadis merfu olarak ve mevkuf olarak, her ikisi de Huzeyfe radıyallahu anh’den rivayet edilmiştir. Bu rivayeti reddetmek gerekir!?

Cevap: Bundan önce rivayet edilen üç merfu rivayet geçmişti. Onlardan sadece Abdurrazzak’ın İbn Uyeyne yoluyla rivayeti mevkuftur. Bunda tek kalan Abdurrezzak’ın haberi, beş sika ravinin kesin bir şekilde merfu rivayetlerine karşı duramaz. Bu bir yönü. Başka bir yönü ise, merfu olduğunun bildirilmesi ziyade bilgidir. Sika/güvenilir ravilerin ziyadesi olduğu için de kabul edilmesi gerekir.

Nevevi rahimehullah, “Ma Temesse İleyhi Hacetu’l-Kari, Li-Sahihi’l-İmam Buhari” adlı risalesinde şöyle der: “Sikalardan biri hadisi muttasıl olarak, birisi mürsel olarak, birisi merfu olarak, birisi mevkuf olarak rivayet etmişse veya ravi mevsul olarak rivayet ettiğini bir seferinse merfu, bir seferinde mürsel veya bir seferinde de mevkuf olarak rivayet etmişse, fakihlere, usul ehline ve muhakkik hadisçilerce göre doğru olanı;  bu rivayetin mevsul ve merfu’ olduğuna hükmedilmesidir. Çünkü bu sikanın ziyadesidir.”[28]

İkinci itiraz: Izdırab/çelişki Huzeyfe radıyallahu anh’ın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayetinde de meydana gelmiştir. Bir defasında merfu’ olarak şöyle rivayet etmiştir:

İmam ve müezzin olan her mescidde itikâfa girilebilir.” Bir defasında şöyle rivayet etmiştir:

Üç mescidden başkasında itikâfa girilmez.” Bir defasında da şekke düşerek şu ziyade ile rivayet etmiştir:

Veya cemaat mescidinde

Cevap: Birinci hadisi Darakutni rivayet etmiştir.[29] İbn Hazm bu rivayet hakkında şöyle der: “Bu kusurludur anlayış sahibi biri bununla meşgul olmaz. Cuveybir helak olmuştur (çok zayıftır). Dahhak zayıftır ve Huzeyfe’ye yetişmemiştir.”[30]

Derim ki: Böyle bir rivayetle gönül yatışmaz.

İkinci hadise gelince, daha önce geçtiği gibi şüphesiz sahihtir.

Üçüncü hadisteki şüpheye gelince, bu tercih edilen değildir. Daha önce ikinci şüphenin cevabında açıklama geçmiştir. “Veya cemaat mescidi” şeklindeki tereddütlü lafız Said b. Mansur’un rivayetinde gelmiştir. Daha önce zikredildiği gibi beş sika ravi ise bu tereddüt olmaksızın rivayet etmişlerdir. Böyle bir durumda beş sika ravinin tereddütsüz rivayeti, Said b. Mansur’un tereddütlü rivayetine tercih edilir.

Sadece ikinci hadis kesindir ve o da (şöyledir) “Üç mescidin dışında itikâfa girilmez”. Bu merfu olarak sahihtir. Buna aykırı bir eser veya bir haber yoktur. Bunun karşısında duracak kuvvet bir görüş veya anlayış yoktur.

Şuayb el-Arnaut, meselenin tartışma gerektirdiğini söylemiş ve şöyle demiştir: “İtikâfın üç mescid ile tahsis edilmesinde Huzeyfe radıyallahu anh tek kalmış ve çoğunluk başka mescidlerde de itikâfın caiz olduğu görüşünü benimsemiştir.”[31]

Derim ki: Bu doğru bir görüş değildir. Şuayb el-Arnaut, hadisin Huzeyfe radıyallahu anh’den mevkuf olduğu düşüncesiyle böyle demiştir. Fakat yukarıda açıklandığı üzere Huzeyfe radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen sahih sünnet ile birliktedir. Çoğunluk nedir ki?

Onların elinde ayetin umumi ifadesinden başka bir şey yoktur. O ayet ise bu sahih nebevi hadis ile tahsis edilmiştir.

Nitekim seleften bir kısmı bu hadis üzere amel etmiştir.

Said b. el-Museyyeb rahimehullah şöyle demiştir:

لَا اعْتِكَافَ إِلَّا فِي مَسْجِدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

“Mescid-i Nebevi’den başkasında itikâfa girilmez.”[32]

İbn Cureyc rahimehullah dedi ki:

قُلْتُ لِعَطَاءٍ أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ إِنْسَانًا مِنْ أَهْلِ هَذِهِ الْمِيَاهِ نَذَرَ جِوَارًا سَمَّيْتُ لَهُ الظَّهْرَانَ وَعُسْفَانَ فِي مَسْجِدِهِمْ؟ قَالَ يَقْضِيهِ إِذَا جَعَلَهُ عَلَيْهِ فِي ذَلِكَ الْمَسْجِدِ قُلْتُ نَذَرَ جِوَارًا فِي مَسْجِدِ مِنًى؟ قَالَ فَلْيُجَاوِرْ فِيهِ فَإِنَّ لَهُ شَأْنًا ثُمَّ قَالَ بَعْدُ لَا جِوَارَ إِلَّا فِي مَسْجِدِ مَكَّةَ وَمَسْجِدِ الْمَدِينَةِ قَالَ وَإِنَّ أَهْلَ الْبَصْرَةِ لَيُجَاوِرُونَ فِي مَسْجِدِهِمْ حَتَّى إِنَّ أَحَدَهُمْ لَيُجَاوِرُ مَسْجِدَهُ فِي بَيْتِهِ قُلْتُ لِعَطَاءٍ فَمَسْجِدُ إِيلِيَاءَ؟ قَالَ لَا يُجَاوِرْ إِلَّا فِي مَسْجِدِ مَكَّةَ وَمَسْجِدِ الْمَدِينَةِ

“Atâ rahimehullah’a dedim ki: “Şu suların halkından bir kimse Zahran ve Usfan mescidlerini anarak orada civâr (itikâf) adarsa ne dersin?” Dedi ki:

“Şu mescidde (Mescidu’l-Haram’da) kaza eder.” Dedim ki: “Minâ Mescid’inde itikâf adamışsa?” Dedi ki:

“Orada itikâf yapabilir. Zira onun bir önemi vardır…” Sonra dedi ki: “Mekke mescidi ve Medine mescidinden başkasında civar (itikâf) olmaz. Muhakkak ki Basra halkı mescidlerinde itikâfa giriyorlar. Hatta onblardan biri evindeki mescidinde itikâfa giriyor!” “Atâ rahimehullah’a dedim ki: “İlya mescidine ne dersin?” dedi ki:

“Mekke mescidi ve Medine mescidinden başkasında itikâf olmaz.”[33]

Amr b. Dinar rahimehullah şöyle dedi:

مَا أَرَاهُ أَنْ يُجَاوِرَ فِي مَسْجِدِ الْكُوفَةِ وَالْبَصْرَةِ

“Kufe ve Basra mescidinde civâr (itikâf)’ı uygun görmem.”[34]

Beşinci Şüphe: Aişe Radıyallahu Anha’nın Cemaat Mescidinde İtikâfa Dair Sözü Sahih midir?

Şüphesiz bu (ikinci hadis) Aişe radıyallahu anha’dan rivayet edilen: “Sadece cemaat mescidinde itikâfa girilir  hadisine zıt ve aykırıdır. Hadis daha önce geçmişti.

Cevap: Daha önce açıklandığı gibi, bu ifade Aişe radıyallahu anh’dan mahfuz değildir. Bilakis Urve b. ez-Zubeyr veya İbn Şihab ez-Zuhrî’nin sözü olup, Aişe radıyallahu anha’nın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın itikafını anlattığı hadisin ardından bu ifadeleri söylemişlerdir. Sonraki raviler tarafından Aişe radıyallahu anha’nın sözü zannedilerek idrac edilmiştir.

Aişe radıyallahu anha’nın ancak kendi fiili olarak Sebir’de itikâfa çekildiği sabit olmuştur, o da şu şekildedir:

Atâ b. Ebi Rabah rahimehullah dedi ki:

أَنَّ عَائِشَةَ نَذَرَتْ جِوَارًا فِي جَوْفِ ثَبِيرٍ مِمَّا يَلِي مِنًى قُلْتُ فَقَدْ جَاوَرَتْ؟ قَالَ أَجَلْ وَقَدْ كَانَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ نَهَاهَا أَنْ تُجَاوِرَ خَشْيَةَ أَنْ يُتَّخَذَ سُنَّةً فَقَالَتْ عَائِشَةُ حَاجَةٌ كَانَتْ فِي نَفْسِيا

“Aişe radıyallahu anha Mina’dan sonra gelen Sebir’in içinde kalmayı (itikâf yapmayı) adadı. Abdurrahman b. Ebi Bekr rahimehullah bunun sünnet edinilmesi endişesiyle bizi orada itikâfa girmekten yasaklıyordu. Aişe radıyallahu anh: “Psikolojik olarak buna ihtiyacım vardı” demiştir.”[35]

İbn Ebi Muleyke rahimehullah dedi ki:

إِنَّ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا جَاوَرَتْ بَيْنَ حِرَاءٍ وَثَبِيرٍ شَهْرَيْنِ فَكُنَّا نَأْتِيهَا وَيَأْتِيهَا نَاسٌ مِنْ قُرَيْشٍ يَتَحَدَّثُونَ إِلَيْهَا فَإِذَا لَمْ يَكُنْ ثَمَّ عَبْدُ اللهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ صَلَّى بِهَا غُلَامُهَا ذَكْوَانُ أَبُو عَمْرٍو

“Aişe radıyallahu anha Hira ile Sebir arasında iki ay mucavir (itikâfta) kaldı. Bize ona giderdik, Kureyş’ten bazı insanlar da gelirler, O’nunla konuşurlardı. Abdullah b. Abdirrahman b. Ebi Bekr rahimehullah olmadığı zaman ona (kölesi) Zekvan Ebu Amr namaz kıldırıyordu.”[36]

Şüphesiz Aişe radıyallahu anha’nın bu itikâfı, cemaat mescidi olmayan bir yerde olmuştur ve kendisine nispet edilen yukarıdaki söze aykırıdır. Fakat Huzeyfe radıyallahu anh’ın üç mescidde itikaf olabileceğine dair hadisine aykırı değildir! Zira Aişe radıyallahu anha harem bölgesinde itikâfa girmiştir ve haremin tamamı mescid kapsamındadır. Nitekim bunu tasrih eden bazı rivayetler gelmiştir:

Haremin Tamamı Mesciddir

Mucahid rahimehullah şöyle demiştir:

الْحَرَمُ كُلُّهُ مَسْجِدٌ يَعْتَكِفُ فِي أَيِّهِ شَاءَ وَإِنْ شَاءَ فِي مَنْزِلِهِ إِلَّا أَنَّهُ لَا يُصَلِّي إِلَّا فِي جَمَاعَةٍ

“Harem tamamen mesciddir, (Haremde olan kişi) dilediği yerde itikâf yapabilir. Dilerse evinde itikâf yapar, ancak namazları ancak cemaatle kılar.”[37]

İbn Cureyc rahimehullah dedi ki:

قُلْتُ لِعَطَاءٍ أَرَأَيْتَ الْجِوَارَ وَالِاعْتِكَافَ أَمُخْتَلِفَانِ هُمَا أَمْ شَيْءٌ وَاحِدٌ؟ قَالَ بَلْ هُمَا مُخْتَلِفَانِ كَانَتْ بُيُوتُ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْمَسْجِدِ فَلَمَّا اعْتَكَفَ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ خَرَجَ مِنْ بُيُوتِهِ إِلَى بَطْنِ الْمَسْجِدِ فَاعْتَكَفَ فِيهِ قُلتُ لَهُ فَإِنْ قَالَ إِنْسَانٌ عَلَيَّ اعْتِكَافُ أَيَّامٍ فَفِي جَوْفِهِ لَا بُدَّ؟ قَالَ نَعَمْ وَإِنْ قَالَ عَلَيَّ جِوَارُ أَيَّامٍ، فَبِبَابِهِ أَوْ فِي جَوْفِهِ إِنْ شَاءَ

“Atâ rahimehullah’a dedim ki: “Civâr ile itikâfın farkı var mıdır, yoksa ikisi aynı şey midir?” Dedi ki:

“Bilakis ikisinin farkı vardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in evleri mescidde idi, Ramazan’da itikâf yapacağı zaman evlerinden, mescidin içine çıkar ve orada itikâf yapardı.” Dedim ki: “Bir kimse “Günlerce itikâf yapacağım” dediği zaman mutlaka mescidin içinde mi yapmalıdır?” Dedi ki:

“Evet. Ama eğer “Günlerce civâr yapacağım” derse dilerse mescisin kapısında itikâf yapar, dilerse içinde yapar.”[38]

İbn Abbas Radıyallahu Anhuma’nın Sözü Hakkında

Yine İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan da şöyle dediği sabit olmuştur:

لَا اعْتِكَاف الا فِي مَسْجِد تجمع فِيهِ الصَّلَوَات

“İtikâf ancak cemaatle namazların kılındığı bir mescidde olabilir.”[39]

İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın bu görüşü, Huzeyfe radıyallahu anh hadisine karşı hüccet olamaz. Nitekim İbn Abbas radıyallahu anhuma, Huzeyfe radıyallahu anh’ın rivayet etmiş olduğu hadisi bilmiyor olabilir. Yahut İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın anladığı gibi bir anlayışta da olabilir. Bunun cevabı da daha önce geçmişti.

Üstelik İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın bu sözünde, merfu hadise karşı çelişik bir durum da yoktur. Nitekim İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın önde gelen öğrencilerinden Atâ b. Ebi Rabah rahimehullah’ın şu sözünde bu açıklama gelmiştir:

İbn Cureyc rahimehullah’tan: Ata rahimehullah dedi ki:

لَا جِوَارَ إِلَّا فِي مَسْجِدٍ جَامِعٍ ثُمَّ قَالَ لَا جِوَارَ إِلَّا فِي مَسْجِدِ مَكَّةَ وَمَسْجِدِ الْمَدِينَةِ

 “Cuma kılınan mescid dışında civâr (itikâf) olmaz. Sonra dedi ki: “Mekke mescidi ve Medine mescidi dışında civar (yani itikâf) yoktur.”[40]

Amr b. Dinar rahimehullah şöyle demiştir:

الْجِوَارُ وَالِاعْتِكَافُ وَاحِدٌ

“Civâr ve itikâf aynı şeydir.”[41]

Böylece “İçinde Cuma namazı kılınan mescidden başkasında itikâf olmaz” sözü, Mescidu’l-Aksa, Mescidu’l-Haram ve Mescidu’n-Nebevi’yi tahsis eden hadise aykırı değildir!

Tenbih:

Geçen bu açıklamalar, şu hadiste geldiği gibi, mescidlerde alışılagelmiş oturmanın mutlak faziletine aykırı değildir:

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

المَلاَئِكَةُ تُصَلِّي عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مُصَلَّاهُ مَا لَمْ يُحْدِثْ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ

Sizden biriniz namaz kıldığı yerde abdesti bozulmadan oturmaya devam ettiği sürece melekler onun için salat ederler ve: “Allah’ım! Onu bağışla, Allah’ım! Ona merhamet et” derler[42]


[1] Bidayetu’l-Muctehid (2/427)

[2] el-Mecmu (6/483)

[3] Ahkamu’l-Kur’an (1/243)

[4] Bidayetu’l-Muctehid (2/427-428) Suyuti, Miftahu’l-Cenne (s.41)

[5] İbn Asakir, Tarihu Dımaşk (15/1/3) İbn Kayyım, İ’lamu’l-Muvakkiin (2/363), el-Fullani İkazu Himemi Uli’l-Ebsar (s.100) Bkz.: el-Elbani, Sıfatu Salati’n-Nebi mukaddimesi (s.28)

[6] Kavaidu’t-Tahdis (s.94) Bkz.: Şafii er-Risale (no:70)

[7] Şafii er-Risale (598-599)

[8] Sahih maktu. Beyhaki, Menakıbu’ş-Şafii (1/474) Ebu Nuaym, Hilye (9/106) Zikru Ahbari İsbehan (1/183)

[9] Sahih maktu. İbn Ebi Hatim, Adabu’ş-Şafii (s.67) Hatib, el-Fakih ve’l-Mutefekkih (1/150)

[10] Muslim'in şartına göre sahih. El-İsmailî Mu’cemu’ş-Şuyuh (2/14 no:345) el-Elbani es-Sahiha (2786)

[11] Buhârî'nin şartına göre sahih. Tahavi Ahkamu’l-Kur’ân (1038) Tahavî Şerhu Muşkili’l-Asar (2771)

[12] Buhârî’nin şartına göre sahih. Beyhakî (4/316)

[13] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Fakihî Ahbaru Mekke (1334)

[14] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Hazm el-Muhalla (5/195) İbnu’l-Cevzi et-Tahkik fi Mesaili’l-Hilaf (1181)

[15] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (4/348) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (9/302) İbn Hazm el-Muhalla (5/194)

[16] Munkatı. Abdurrazzak (4/347) İbn Ebî Şeybe (9762) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (9/301) İbrahim en-Nehai Huzeyfe radıyallahu anh’e yetişmemiştir.

[17] Munkatı. Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (9/301) İbrahim en-Nehai Huzeyfe radıyallahu anh’e yetişmemiştir.

[18] Abdulgani ed-Dakr, Mu’cemu’n-Nahv (s.311)

[19] Muhammed Şakra, İrşadu’s-Sari (3/103)

[20] Neylu’l-Evtar (4/36)

[21] Siyeru A’lami’n-Nubela (2/361)

[22] Sahih. Buhari (346) Müslim (368)

[23] Fethu’l-Bari (1/457)

[24] İbn Hazm, el-Muhalla’da (5/195) ve Şevkani Neylu’l-Evtar’da (4/360) böyle demiştir.

[25] Es-Silsiletu’l-Ahadisi’s-Sahiha (2786)’dan özetle

[26] Muşkilu’l- Âsâr (4/20)

[27] Suyuti, Miftahu’l-Cenne’de (s.76) İmam Şafii’den bunu nakletmiştir.

[28] Bu, Hatibu’l-Bağdadi’nin de el-Kifaye’de (s.411- Hindistan baskısı) tercih ettiğidir. Bkz.: İbn Salah, Ulumu’l-Hadis (s.79)

[29] Darekutni (2/200)

[30] El-Muhallâ (5/196)

[31] Siyeru A’lami’n-Nubela dipnotu (15/81)

[32] Sahih maktu. İbn Ebi Şeybe (3/91) Abdurrazzak (4/346) İbn Hazm el-Muhalla (5/191)

[33] Sahih maktu. Abdurrazzak (8019-8020) İbn Hazm el-Muhalla (5/194)

[34] Sahih maktu. Abdurrazzak (8018)

[35] Sahih mevkuf. Abdurrazzak (8022)

[36] Sahih mevkuf. Fakihi Ahbaru Mekke (2432) Abdurrazzak (8021)

[37] Hasen maktu. Abdurrazzak (8005) Fakihi Ahbaru Mekke (2072) İbn Zencuye el-Emval (253)

[38] Sahih maktu. Abdurrazzak (8003)

[39] Sahih mevkuf. Abdullah b. Ahmed Mesail (733)

[40] Sahih maktu. Abdurrazzak (4/348)

[41] Sahih maktu. Abdurrazzak (8004)

[42] Sahih. Buhari (659) Muslim (649)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)