Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

5 Nisan 2026 Pazar

Ayakta Yemenin ve İçmenin Hükmü

 Bu konuda fakihler üç görüş üzerinde ihtilaf etmişlerdir:

Birinci görüş: Ayakta içmek kerahatsiz olarak caizdir.

Bu, Malikiler, Şafiiler ve Hanbelilerin cumhurunun görüşüdür. İmam Buhârî ve iki görüşünden birinde Nevevi de bu hükmü benimsemişlerdir.[1]

İshak b. Mansur el-Kevsec, İmam Ahmed’e ayakta içmenin hükmünü sorunca: “Bunda bir sakınca olmadığını umarım” demiş, İshak b. Rahuye de: “(İmam Ahmed’in) dediği gibi” demiştir.

İmam Buhârî “Ayakta içmek” diye bab başlığı açmıştır.

Delilleri

1- En-Nezzal b. Sabre rahimehullah’tan:

عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّهُ صَلَّى الظُّهْرَ ثُمَّ قَعَدَ فِي حَوَائِجِ النَّاسِ فِي رَحَبَةِ الكُوفَةِ حَتَّى حَضَرَتْ صَلاَةُ العَصْرِ ثُمَّ أُتِيَ بِمَاءٍ فَشَرِبَ وَغَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ وَذَكَرَ رَأْسَهُ وَرِجْلَيْهِ ثُمَّ قَامَ فَشَرِبَ فَضْلَهُ وَهُوَ قَائِمٌ ثُمَّ قَالَ إِنَّ نَاسًا يَكْرَهُونَ الشُّرْبَ قِيَامًا وَإِنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَنَعَ مِثْلَ مَا صَنَعْتُ

 “Ali radiyallahu anh öğle namazını kıldı. Sonra Kufe avlusunda insanların ihtiyaçları için ikindi namazı vakti girene kadar oturdu. Sonra kendisine su getirildi. Ondan içti, yüzünü, ellerini başını ve ayaklarını yıkadı. Sonra kalktı ve kalan suyu ayakta içti. Sonra dedi ki:

“Muhakkak ki bazı insanlar ayakta içmeyi çirkin görüyorlar. Şüphesiz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem benim yaptığım gibi yapmıştır.”[2]

2- Zadan rahimehullah’tan:

أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ ‌شَرِبَ ‌قَائِمًا فَنَظَرَ إِلَيْهِ النَّاسُ كَأَنَّهُمْ أَنْكَرُوهُ فَقَالَ: مَا تَنْظُرُونَ؟ إِنْ أَشْرَبْ قَائِمًا فَقَدْ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَشْرَبُ قَائِمًا وَإِنْ أَشْرَبْ قَاعِدًا فَقَدْ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَشْرَبُ قَاعِدًا

“Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh ayakta içti. İnsanlar karşı çıkar gibi baktılar. Ali radıyallahu anh dedi ki:

“Ne bakıyorsunuz? Ayakta içmişsem Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i de ayakta içerken görmüşümdür. Oturarak içmişsem Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i de oturarak içerken görmüşümdür.”[3]

3- Muhammed b. Ali (el-Bakır) rahimehullah’tan: “Ali b. el-Huseyn (Zeynu’l-âbidîn) rahimehullah dedi ki:

دَعَانِي أَبِي عَلِيٌّ بِوَضُوءٍ فَقَرَّبْتُهُ لَهُ فَبَدَأَ فَغَسَلَ كَفَّيْهِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ قَبْلَ أَنْ يُدْخِلَهُمَا فِي وَضُوئِهِ ثُمَّ مَضْمَضَ ثَلَاثًا وَاسْتَنْثَرَ ثَلَاثًا ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ غَسَلَ يَدَهُ الْيُمْنَى إِلَى الْمِرْفَقِ ثَلَاثًا ثُمَّ الْيُسْرَى كَذَلِكَ ثُمَّ مَسَحَ بِرَأْسِهِ مَسْحَةً وَاحِدَةً ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَهُ الْيُمْنَى إِلَى الْكَعْبَيْنِ ثَلَاثًا ثُمَّ الْيُسْرَى كَذَلِكَ ثُمَّ قَامَ قَائِمًا فَقَالَ نَاوِلْنِي فَنَاوَلْتُهُ الْإِنَاءَ الَّذِي فِيهِ فَضْلُ وَضُوئِهِ فَشَرِبَ مِنْ فَضْلِ وَضُوئِهِ قَائِمًا فَعَجِبْتُ فَلَمَّا رَآنِي قَالَ لَا تَعْجَبْ فَإِنِّي رَأَيْتُ أَبَاكَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَصْنَعُ مِثْلَ مَا رَأَيْتَنِي صَنَعْتُ يَقُولُ لِوُضُوئِهِ هَذَا وَشَرِبِ فَضْلِ وَضُوئِهِ قَائِمًا

“Babam Ali radiyallahu anh benden abdest suyu istedi, ona getirdim. Ellerini kabın içine sokmadan önce avucunu üç defa yıkayarak başladı. Sonra üç defa ağzına, üç defa burnuna su verdi. Sonra üç defa yüzünü yıkadı. Sonra sağ elini dirseğine kadar üç defa yıkadı. Sonra aynı şekilde sol elini yıkadı. Sonra başını bir defa mesh etti. Sonra sağ ayağını üç defa aşık kemiklerine kadar yıkadı. Sonra aynı şekilde sol ayağını yıkadı. Sonra ayağa kalktı ve:

“Kabı bana ver” dedi. Ben de verdim. Kabın içinde abdestinden artan su vardı. Onu ayakta içti. Buna hayret ettim. Benim bu halimi görünce dedi ki:

“Şaşırma! Zira ben Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bende yaptığımı gördüğün şeyi yaptığını gördüm. Abdestinden artan suyu istedi ve onu ayakta içti.”[4]

4- İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan:

سَقَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ زَمْزَمَ فَشَرِبَ وَهُوَ قَائِمٌ

 “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e zemzem verdim. Onu ayakta içti.”[5]

5- İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan:

رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَشْرَبُ وَهُوَ قَائِمٌ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i ayakta içerken gördüm.”[6]

6- Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anh’den:

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَشْرَبُ قَائِمًا

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ayakta içerdi.”[7]

7- Umm Suleym radıyallahu anha’dan:

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم شَرِبَ وَهُوَ قَائِمٌ مِنْ قِرْبَةٍ

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kırbadan ayakta içti.”[8]

8- Enes radıyallahu anh – annesi Umm Suleym radıyallahu anha yoluyla:

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا وَفِي بَيْتِهَا قِرْبَةٌ مُعَلَّقَةٌ فَشَرِبَ مِنَ الْقِرْبَةِ قَائِمًا

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Umm Suleym radıyallahu anha’nın evine geldi, evinde asılı bir kırba vardı ve ayakta o kırbadan içti.”[9]

9- Enes radıyallahu anh’den:

أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم شَرِبَ مِنْ قِرْبَةٍ مُعَلَّقَةٍ وَهُوَ قَائِمٌ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem asılı bir kırbadan ayakta içti.”[10]

10- Abdulkerim el-Cezeri - el-Bera İbn bt. Enes - Enes radıyallahu anh yoluyla ve el-Evzai – İbn Şihab – Enes radıyallahu anh yoluyla:

أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ‌شَرِبَ وهو قائمٌ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ayakta iken içti.”[11]

11- Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan:

رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَشْرَبُ قَائِمًا وَقَاعِدًا

 “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i ayakta ve oturarak bir şey içerken gördüm.”[12]

12- Atâ rahimehullah’tan: “Aişe radiyallahu anha dedi ki:

رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَشْرَبُ قَائِمًا وَقَاعِدًا وَيُصَلِّي مُنْتَعِلًا وَحَافِيًا وَيَنْصَرِفُ مِنَ الصَّلَاةِ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ يَسَارِهِ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ayakta ve oturarak içerken gördüm. Ayakkabıyla ve yalınayak namaz kılarken gördüm. Namazdan sağından ve solundan ayrıldığını da gördüm.”[13]

13- Nafi rahimehullah’tan: “İbn Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:

كُنَّا نَأْكُلُ وَنَحْنُ نَمْشِي وَنَشْرَبُ وَنَحْنُ قِيَامٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

“Biz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yürürken yer ve ayakta iken içerdik.”[14]

Bezzar dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ayakta içtiği birçok yoldan rivayet edilmiştir. İbn Ömer, Aişe, İmran b. Husayn, Abdullah b. Amr, İbn Abbas, Umm Suleym, Abdullah b. Uneys ve başkaları (radıyallahu anhum), Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ayakta içtiğini rivayet etmişlerdir.”[15]

İkinci görüş: Ayakta içmek mekruhtur.

Bu, Hanefilerin, kendisinden bir rivayete göre İmam Ahmed’in görüşüdür. Eş-Şa’bi, en-Nehai, et-Tahavi, İbn Teymiyye, İbnu’l-Kayyım, el-Aynî, el-Mazerî, el-Hattabî ve en-Nevevi de bu hükmü benimsemişlerdir.

Adı geçen bu âlimlerin bazısına göre mekruh; terkinden dolayı sevap kazanılan, meşru olan şeydir. Bazısına göre de terkinden dolayı sevap kazanılmayan fakat sıhhî bir zarar korkusuyla yasaklanan şeydir.[16]  

Nevevi Muslim şerhinde, bilerek veya unutarak ayakta içenin kusmasının müstehap olduğunu zikretmiştir.

Delilleri:

1- Katade - Enes radıyallahu anh yoluyla:

أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم زَجَرَ ‌عَنِ ‌الشُّرْبِ ‌قَائِمًا

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem kişinin ayakta içmesinden sakındırdı.”[17]

Enes radıyallahu anh hadisinin iki illeti vardır. Birincisi, Katade’nin bunu bazen Enes radıyallahu anh’den mevkuf olarak, bazen de merfu olarak rivayet etmek suretiyle ızdırap yapmasıdır. İkincisi de Enes radıyallahu anh’ın bizzat, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayakta içtiğini rivayet etmiş olmasıdır:

2- Katade – Ebu İsa el-Esvari - Ebu Said el-Hudrî radiyallahu anh yoluyla:

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنِ الشُّرْبِ قَائِمًا

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ayakta içmekten yasakladı.”[18]

Ali b. el-Medini bu rivayetin isnadında Ebu İsa el-Esvari’nin meçhul olduğunu söylemiş, İmam Ahmed de: “Ebu İsa el-Esvari’den Katade’den başka rivayette bulunan kimse olduğunu bilmiyorum” demiştir. Lakin Ebu İsa’dan Sabit el-Bunani ve Asım el-Ahvel de rivayette bulunmuş, Taberani ve İbn Hibban onun sika bir tabii olduğunu, Bezzar da “meşhur” olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca hadis, Ebu Nadra yoluyla da Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edilmiştir. Böylece Ebu Said el-Hudrî hadisini illetli görenlerin gerekçesi ortadan kalkmıştır.

3- Katade – Ebu Muslim el-Cuzamî - El-Carud b. el-Muallâ radıyallahu anh yoluyla:

أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم زَجَرَ عَنِ الشُّرْبِ قَائِمًا

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ayakta içmekten sakındırdı.”[19]

4- Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

لَا يَشْرَبَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ قَائِمًا، فَمَنْ نَسِيَ فَلْيَسْتَقِئْ

Sizden biriniz ayakta içmesinKim unutarak (ayakta) içerse kussun[20]

Bu hadisin isnadında Ömer b. Hamze zayıftır. "Kim ayakta içerse kussun" lafzı münkerdir.  Şeyh el-Elbani de bu ziyadenin zayıf olduğunu söylemiştir.[21]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayetin mahfuz olan lafzı şu şekildedir:

لَوْ يَعْلَمُ الَّذِي يَشْرَبُ وَهُوَ قَائِمٌ مَا فِي بَطْنِهِ لَاسْتَقَاءَهُ

Şayet ayakta içen karnında ne olduğunu bilseydi kusmak isterdi”.[22]

Bu lafız hadisteki yasaklığın kerahet için olduğuna delalet etmektedir. Diğer rivayette şu ziyade vardır:

فَبَلَغَ ذَلِكَ عَلِيًّا فَدَعَا بِمَاءٍ فَشَرِبَ وَهُوَ قَائِمٌ

“Ebu Hureyre’nin bu rivayeti Ali radıyallahu anh’e ulaşınca kalktı ve ayakta içti”[23]

5- Ebu Hureyre radıyallahu anh’den gelen diğer bir rivayet şöyledir:

أن النبي صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلًا يَشْرَبُ قَائِمًا فَقَالَ أَتُحِبُّ أَنْ يَشْرَبَ مَعَكَ الْهِرُّ؟ قَالَ لَا قَالَ فَقَدْ شَرِبَ مَعَكَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مِنْهُ الشَّيْطَانُ

 “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın ayakta içtiğini gördü ve ona:

Seninle beraber kedinin içmesinden hoşlanır mıydın?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Ondan daha şerlisi olan şeytan seninle beraber içmiştir” buyurdu.[24]

Bu rivayet, yasaklığın ayakta içmekten dolayı değil de, sanki Allah’ın adı anılmadan içilmesi sebebiyle olduğunu düşündürmektedir. Zira Allah adı anılmadan yenilen ve içilen şeylerde şeytan ortak olur.

6- Eş-Şa’bi rahimehullah şöyle demiştir:

إِنَّمَا أَكْرَهَ الشُّرْبَ قَائِمًا لِأَنَّهُ دَاءٌ

“Ayakta içmeyi ancak hastalığa sebep olduğu için kerih görürüm.”[25]

İmam Malik, yasak hadisini zayıf görenlerdendir. İbn Ruşd dedi ki: “Malik, ayakta içmekte sakınca görmezdi. Zira ona göre bu konudaki yasak sahih olarak gelmemiştir. Allah en iyi bilendir. Muvatta’da kişinin ayakta içmesi diye başlık açmış ve bu başlık altında Ömer b. el-Hattab, Osman b. Affan, Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. ez-Zubeyr radıyallahu anhum’un ayakta içtiklerini rivayet etmiş, Aişe ve Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anhuma’nın kişinin ayakta içmesinde sakınca görmediklerini rivayet etmiştir.”[26]

Yine İmam Buhârî de bu konudaki yasak hadisini zayıf görmüştür. Nitekim ayakta içmek başlığı altında yasak hadislerini zikretmemiş, sadece cevaz hadislerini zikretmiştir. Onun yasak hadislerini bu babda zikretmemiş olması, ona göre sahih olmadıklarını göstermektedir.

Kadı Iyad dedi ki: “Ne Malik, Muvatta’ına ne de Buhârî Sahih’ine ayakta içmekten yasaklayan hadisleri almışlardır. Bilakis bunun cevazını gösteren hadisleri ve eserleri almışlardır. Çünkü onlara göre yasaklayan hadisler sahih olarak gelmemiştir. Allah en iyi bilendir.”[27]

El-Bacî dedi ki: “Buna göre, fakihlerden bir cemaat ayakta içmeyi caiz görmüşler, bir topluluk da bu konuda gelen tartışmalı hadislerden dolayı mekruh görmüşlerdir. Bu konudaki yasağı Muslim Sahih’inde rivayet etmiş olsa da, Buhârî bu hadislerden hiçbirini rivayet etmemiştir. Bunlardan birisi, İbn Ebi Arube’nin, Katade’den, onun da Enes radıyallahu anh’den rivayet ettiği: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem kişinin ayakta içmesini yasakladı” hadisidir. Katade dedi ki: “Biz: “Peki ya ayakta yemek” diye sorduk. Dedi ki: “O daha kötü veya daha pistir.” Katade’den rivayete Hişam ed-Dustuvai mutabaat etmiştir. Ancak bu rivayette Katade üzerinde ızdırap vardır. Sahabeden imamlara muhalif olan bu meselede, ittifakla sahih hadise aykırı olup ızdıraplı olan bu rivayete dayanılamaz.”[28]

İbn Abdilber dedi ki: “Malik, bu babda Ömer, Ali, Osman, Sa’d, Aişe ve İbnu’z-Zubeyr radıyallahu anhum’den ayakta içmekte sakınca görmediklerini, onların kerahete dair bir şey işitmediklerini zikretmiştir. Allah en iyi bilendir. Ona (Malik’e) göre yasaklayan bir şey sahih olarak gelmemiştir. Mubah kılan rivayetler ise O’na göre sahihtir. Bu yüzden kitabının bu babında yalnızca mubah kılan hadisleri zikretmiştir. Alimlerin çoğuna göre de durum budur.”[29]

Şüphe: Buhârî’nin bir hadisi Sahih’ine almamış olması o hadisin O’na göre zayıf olduğunu göstermez. Nitekim kendisi birçok sahih hadisi Sahih’ine alamadığını tasrih etmiştir.

Cevap: Bu, aslı sahih olan hadisler hakkındadır. Ancak hadis, bir babın aslı ile ilgili ise ve Buhârî onu Sahih’ine almamışsa onu zayıf görmüş demektir.

Ez-Zeylaî, namazda Besmeleyi sesli okumakla ilgili hadisler hakkında şöyle demiştir: “Şöyle denilerek itiraz edillemez: “O ikisi (Buhârî ve Muslim) Sahihlerine bütün sahih hadisleri almış değillerdir.” Yani Buhârî ve Muslim Besmeleyi sesli okumaya dair hadisler sahih olmalarına rağmen terk etmişlerdir denilemez. Bunu ancak düşük veya kibirli bir kimse söyler. Zira besmeleyi sesli okumak en meşhur meselelerden ve fıkhın ayak kaydıran konularındandır. Bu konuda çokça münazaralar yapılmış ve musanneflerde ele alınmıştır. Buhârî, Ebu Hanife’nin sünneti reddettiği konuları iyice takip etmiş ve bu konuda hadis zikretmiş ve “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle diyor, bazı insanlar ise şöyle diyor” diyerek Ebu Hanife’nin görüşüne itiraz etmiştir. Onun hadise muhalefet ettiği konuları araştırmıştır. Peki nasıl oluyor da Besmeleyi sesli okumak hakkındaki hadisleri almamış? Hâlbuki Buhâri kitabının başında “Namazın imandan oluşu” diye başlık açmış, sonra babın hadislerini zikretmiş ve amellerin imandan olmadığını söyleyen Ebu Hanife’yi reddetmeyi amaçlamıştır! Bu fakihlerden çoğunun dahi gözden kaçırdığı meselelerdendir. Besmeleyi açıktan okuma meselesi ise insanların avamının dahi bildikleri bir meseledir. Bunu atlaması mümkün değildir. Ben Allah’a yemin ederim ki, şayet Buhârî Besmeleyi açıktan okumaya dair kendisinin sıhhat şartına uygun bir hadis bulsaydı kitabında bunu mutlaka zikrederdi.”[30]

İbn Abdilber dedi ki: “Buhârî ve Muslim asıllardan bir asla dair hadisi terk etmek konusunda ittifak ederlerse, onun sahih bir tariki yoktur, varsa da o illetli bir hadistir.”

Hakim, zahirinde sahih görünen hadisler hakkında dedi ki: “Bu gibi hadislerin isnadları sahih olarak görülse de iki imamın; Buhârî ve Muslim’in kitaplarında tahriç edilmemişse, bu hadisin illetinin araştırılması, marifet ehlinin müzakeresi ile illetinin ortaya çıkarılması gerekir.”[31]

Üçüncü görüş: Ayakta içmek haramdır.

Bu Zahirilerin mezhebidir.

Delili:

Az önce geçen yasak hadisleridir. Lakin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayakta içtiği sabit olmuştur. Şayet bu fiil haramsa Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sadır olmaması gerekirdi.

İbn Hazm da cevaz hadislerinin, yasak hadisleriyle nesh edildiğini iddia etmiştir.[32] Zira aslolan bunun caiz olmasıdır, yasak ise şer’i hükmün takrir edilmesidir. Cevazın yasaktan sonra geldiğini iddia edenin delil getirmesi gerekir.

Hafız İbn Abdilber bu iddiaya reddiye vererek şöyle demiştir: “Çelişkisiz bir yasak varid olana kadar asıl olan mubahlıktır. Rivayetler birbiriyle çelişince bu dava düşer ve asıl sabit kalır ki, o da emir veya yasak sahih olarak sabit olana kadar bunun mubah olmasıdır. Başarı Allah’tandır.”[33]

İlim ehlinden kimisi de yasak hadislerini genel, cevaz hadislerini ise özel kabul etmiştir. Yani ayakta içmek Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e özel olarak caizdir demiştir. Bu tahsis iddiası batıldır. Zira tahsis ancak bir delil ile sabit olur. Bu konuda dayanılacak bir delil yoktur.

Allame İbn Şahin de İbn Hazm’ın nesh iddiasını ve tahsis iddiasını reddederek şöyle demiştir:

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının ayakta içtikleri sahih olarak gelmiştir. Ayakta içmenin mubah olması, yasak ile nesh edilmiş olmaktan doğruya daha yakındır. Zira şayet yasak sabit olsaydı veya daha sonra varid olmuş olsaydı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı ayakta içmezlerdi. Şayet cevaz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e özel olsaydı, ashabı için bunu caiz görmezdi. Zira onlar bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında yapıyorlardı. Bu durum, yasağın nesh edilmiş olmasını daha kuvvetli kılmaktadır. Allah en iyi bilendir.[34]

Her halukarda nesih iddiası da, tahsis iddiası da batıldır.

Sonuç:

İlim ehlinden kimisi cevaz hadislerini yasak hadislerinden daha sağlam görmüştür ki bu itiraz edilemeyecek bir hakikattir. Kimisi yasak hadislerinin, cevaz hadisleriyle nesh edildiğini söylemiştir. Fakat nesh iddiası tartışılır. Çünkü hangisinin tarih bakımından daha sonra varid olduğu tespit edilememektedir. Dolayısıyla bu konuda kesin bir şey söylenemez

Âlimlerin görüşlerinden kuvvetli olanı, ayakta içmenin tenzihî kerahetle birlikte caiz olmasıdır. Bundan sakındırmanın sebebi sıhhîdir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının ayakta içtikleri sabit olmuştur. Allah en iyi bilendir.

Bu meselede iki tür rivayetlerin aralarını bulmak, tercihe gitmekten önceliklidir. Bu rivayetlerin arası da, yasağın tenzihen mekruhluğa, cevaz hadislerinin ise bu fiilin caiz olduğunu beyana yorumlanarak bulunur. Yani Nebî sallallahu aleyhi ve sellem önce bunu yasaklamış, sonra ümmetine bu fiilin caiz olduğunu beyan etmek için bizzat yapmıştır. Amr b. Şuayb’ın babasından, onun da dedesi Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma’dan rivayetinde bu durum açıktır:

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ayakta içerken de, oturarak içerken de gördüm.”

Böylece bu iki delilden meşhur kaideyi öğreniyoruz: Her iki delil ile de amel etmek, delillerden birini ihmal etmekten önceliklidir. Cem (rivayetlerin aralarını bulmak), tercihe gitmekten önceliklidir. Böylece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olan hiçbir sabit hadis gözardı edilmemiş olur. El-Hattabi ve İbn Battal da bu yolu tutmuşlardır. İbn Hacer bu cem yolunu nakletmiş ve şöyle demiştir: “Bu tutulacak en güzel yol ve itirazdan en uzak olan şıktır. Allah en iyi bilendir.”[35]



[1] Bkz.; Haşiyetu’l-Adevi (2/466) en-Necmu’l-Vehhac (7/390) Keşşafu’l-Kına (5/177)

[2] Sahih. Buhârî (5616, 5615)

[3] Sahih. Ahmed (795, 1128) Bezzar (3/54)

[4] Sahih. Nesâî (95) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (2/52) Abdurrazzak (1/40) İbnu’l-Mukri Erbaun (21) el-Elbani Sahihu Suneni’n-Nesâî (93) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (136, 724, 735, 4026)

[5] Sahih. Buhârî (1637) Muslim (2027)

[6] Sahih. Tahavî Şerhu Meani'l-Âsâr (6845) Buhârî (5617)

[7] Zayıf. Tirmizî Şemail (215) Tahavî Şerhu Meâni'l-Asar (6848) Bezzar (1205) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (1/147) İsnadında İshak b. Muhammed el-Feravi zayıftır.

[8] Sahih. Ahmed (12188) Tahavî Şerhu Meâni'l-Asar (6852) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (2110) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (25/307) Tirmizî Şemail (215)

[9] Sahih. Ahmed (27185) Tahavî Şerhu Meâni'l-Asar (6853)

[10] Sahih. Tahavî Şerhu Meâni'l-Asar (6854) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (2111) Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (658)

[11] Sahih. Ebu Ya’la (3650) Esram Nasihu’l-Hadis Ve Mensuhih (s.229) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/146) Tarihu İsbehan (1/217) Ebu Avane (6658) Begavi Şerhu’s-Sunne (6/5) Ebu’ş-Şeyh Ahlaku’n-Nebi (665, 669) Mehamili Emali (382) Ebu’l-Fadl ez-Zuhri Hadisih (495) Temmam Fevaid (158) İbn Adiy el-Kamil (1/203) İbn Asakir Tarih (58/16)

[12] Hasen. Tirmizî (1883) Ahmed (2/174, 206) Abdurrazzak (2/569)

[13] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (1213) İbn Sa’d (1/481) Beyhakî (2/431)

[14] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu’l-Abbas İbn Muhriz Marifetu’r-Rical (978) Abd b. Humeyd (783) Ahmed (2/12, 108) İbn Mâce (3301) Tirmizî (1880) Buhârî Tarih (1/165) Tayalisi (1904) İbn Hibbân (12/141) Hennad Zühd (812) el-Esram Nasihu’l-Hadis (s.227) İbn Şahin Nasihu’l-Hadis (573) Hatib Tarih (8/195) Hatib Taliyu’t-Telhis (100) Ebu’l-Hasen es-Sukkeri Fevaid (89) Ebu Tahir el-Muhallis el-Muhallisiyyat (1755) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (4/274) Beyhakî (7/283)

[15] Musnedu’l-Bezzar (3/31)

[16] Bkz.: Haşiyetu İbn Abidin (1/129)

[17] Muslim (2024)

[18] Sahih. Muslim (2025)

[19] Hasen. Tirmizî (1881) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (6830-32) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (2093) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (2/267)  Bezzar (10/253)

[20] Münker. Muslim (2026)

[21] Bkz.: es-Sahiha (1/174 no: 175)

[22] İbn Hibban (12/142) Ahmed (2/283) Bezzar (14/353, 16/137) Bkz.: el-Elbani, es-Sahiha (176)

[23] Sahih. Ma’mer Cami (183)Tahavi Şerhu Müşkili’l-Asar (3/18)

[24] Sahih. Ahmed (2/301) Beyhaki Şuab (5/108) Bezzar (5/303) el-Elbani sahih demiştir. Bkz.: es-Sahiha (1/174)

[25] Sahih maktu. Tahavî Şerhu Meâni'l-Asar (6855)

[26] İbn Ruşd el-Beyan ve’t-Tahsil (18/189)

[27] Kadı Iyad İkmalu’l-Mu’lim (6/491)

[28] El-Baci el-Munteka Şerhu’l-Muvatta (7/237)

[29] El-İstizkar (8/355)

[30] Nasbu’r-Raye (1/355)

[31] Hakim Marifetu Ulumi’l-Hadis (s.60)

[32] Bkz.: İbn Hacer Fethu’l-Bari (10/84)

[33] El-İstizkar (8/356)

[34] İbn Şahin en-Nasih ve’l-Mensuh (1/433-434)

[35] Fethu’l-Bari (10/84)

26 Mart 2026 Perşembe

İstiğfarın (Allah'tan Bağışlanma Dilemenin) Faydaları

 1- İstiğfar İbadetlerin En Faziletlisi ve Kullara En Faydalısıdır

Allah Azze ve Celle bir çok ayette istiğfarı (bağışlanma dilemeyi) emretmiştir. Şöyle buyurmuştur:

وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيم

Allah’tan bağışlanma dileyin. Muhakkak ki Allah Gafûrdur (çok bağışlayıcıdır) ve Rahîm (pek merhametli)’dir.” (Muzzemmil 20)

وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ

Rabbinizden bağışlanma dileyin sonra O’na tevbe edin.” (Hud 90)

Allah Azze ve Celle, nebisi sallallahu aleyhi ve sellem’e bağışlanma dilemesini emretmiştir ki bu aynı zamanda ümmetine de emirdir. Şöyle buyurmuştur:

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً

Hemen rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr 3)

2- Günahların Bağışlanması

 İstiğfar (bağışlanma dilemek) tevbe manasında olsa da, eğer tevbenin şartları yerine gelmişse istiğfarın günahlara keffaret olması umulur. Allah Subhanehu şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ يَعْمَل سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللَّهَ يَجِدِ اللَّهَ غَفُورًا رَحِيمًا

Her kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı Ğafur ve Rahim bulur.” (Nisa 110)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَالَ أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ غُفِرَ لَهُ وَإِنْ كَانَ قَدْ فَرَّ مِنَ الزَّحْفِ

“Kendisinden başka ibadete layık hak ilah olmayan Allah’tan bağışlanma dilerim. O el-Hayy ve el-Kayyum’dur. O’na tevbe ederim” diyen kimse, savaştan kaçmış olsa dahi bağışlanır.”[1]

Şöyle denilmiştir: “Israr edilmesi halinde küçük günah yoktur, istiğfar edilmesi halinde büyük günah yoktur.” Kastedilen, burada istiğfarın (bağışlanma dilemenin) tevbe manasında olmasıdır.[2] Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ*   أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ

Onlar, çirkin bir iş yaptıklarında veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp günahları için bağışlanma dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ayrıca onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. İşte onlar var ya, onların mükâfatı Rablerinden bağışlanma ve içinde kalıcı oldukları altından nehirler akan Cennetlerdir; amel işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir!” (Al-i İmran 135-136)

وَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

Allah’tan bağışlanma dileyin. Muhakkak ki Allah Gafurdur, Rahîmdir.” (Nisa 106)

Eğer istiğfar (bağışlanma dilemek), tevbe tahakkuk etmeksizin Allah’a muhtaçlık ve inkisar vechiyle olursa, fakihler bu konuda ihtilaf etmişlerdir.

Şafiiler dediler ki: “Muhakkak ki bu büyük günahlara değil de küçük günahlara keffaret olur.”

Malikîler ve Hanbeliler dediler ki: “Büyük ya da küçük fark etmeksizin günahların bağışlanmasına sebep olur.” Bu husus bazı Hanefi kitaplarında da açıkça ifade edilmektedir.[3]

Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

الاِسْتِغْفَارُ مِمْحَاةٌ لِلذُّنُوبِ

İstiğfar (bağışlanma dilemek) günahları silicidir.”[4]

3- Güzel Rızıklar

Allah bu ümmete istiğfarı ve tevbeyi emretmiş, onlara güzel nimetler, geçim bolluğu, malların artması, aile ve çocukların ıslahı ve onların itaatkâr kılınmalarını vaad etmiş, muhalefet edip isyan etmeleri halinde onları dünya ve ahiretin büyük azabı ile tehdit etmiştir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

وَأَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِي فَضْلٍ فَضْلَهُ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ

“Bir de rabbinizden mağfiret (bağışlanma) dileyin; sonra O’na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta ile faydalandırsın ve her fazilet sahibine kendi lütfunu versin. Eğer yüz çevirirseniz muhakkak ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.” (Hud 3)

4- Bereketli Yağmurun İnmesi ve Kuvvetin Artması

Günahlardan ayrılmakla beraber bağışlanma dilemek, bolluk ve berekete, rızkın artmasına, izzet ve kuvvetin artmasına bir sebeptir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُم مِّدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَى قُوَّتِكُمْ وَلاَ تَتَوَلَّوْاْ مُجْرِمِينَ

Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Suçlu olarak yüz çevirmeyin.” (Hud 52)

5- Duaların Kabul Görmesi

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي قَرِيبٌ مُّجِيبٌ

Semud’a da kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. O, sizi yerden yaratıp sizi orada bir ömür boyu yaşattı. O halde O’ndan bağışlanma dileyin. Sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki rabbim yakındır, kabul edendir.” (Hud 61)

6- Merhamet ve Sevgi

Şuayb aleyhi's-selâm kavmini şirk ve ilhad ile beraber en kötü ahlaklar üzerinde görmüş, onlara bu sapıklıkları terk etmeleri için çokça nasihat etmiş, rablerinin pek merhametli ve kullarını seven olduğunu, salih kullarından razı olduğunu, niyetlerini ihlasa kavuşturup O’na tevbe etmeleri halinde geçmiş kötülüklerini örtecek olduğunu müjdelemiştir:

وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي رَحِيمٌ وَدُودٌ

Rabbinizden bağışlanma dileyin ve sonra O’na tevbe edin. Gerçekten benim rabbim Rahîm’dir, Vedûd’dur.” (Hud 90)

7- İstiğfar, Allah’a Davet Edenlerin Azığıdır

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

َاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ

Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâadi gerçektir. Günahın için bağışlanma dile. Akşam sabah rabbini hamd ile tesbîh et.” (Mu’min/Gafir 55)

8- İstiğfar Nimetleri Çeker, Belaları Def Eder

Allah’tan bağışlanma dilemek, bereketli yağmurların inmesine, mallarla, oğullarla, bitkilerle, ağaçlarla, suların artmasıyla yardımın gelmesine bir sebeptir. Allah Teâlâ, nebisi Nuh aleyhi's-selâm’ın dili üzerinden şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ إِنِّي أَعْلَنْتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا * فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا * يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا * وَيُمْدِدْكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ أَنْهَارًا

Arkasından: ’Rabbinizden bağışlanma dileyin; çünkü O, gerçekten çok bağışlayandır’ dedim. “Böylece, göğü üzerinize peşpeşe indirir. Mallarla, oğullarla size yardım eder, size bahçeler verir ve sizin için nehirler var eder.” (Nuh 10-12)

Nuh aleyhi's-selâm kavminin duydularını harekete geçirmek, kalplerinde imanı yenilemek, onlara isabet eden kıtlığın ve kuraklığın gitmesi, zürriyetten mahrumiyetin kalkması için onlara istiğfarı emretmiştir. Zira güzel yaşamın öncelikli yolu kalplerin imandan kuraklığının giderilmesi, gönülün korku, tefekkür ve ibret alma ile diriltilmesidir. Muhakkak ki kalplerin ve akılların kuraklığı, tarlaların kuraklığından daha zararlıdır. Hatta kuraklığın asıl sebebi budur.

Bu ayetler aynı şekilde günahlardan bağışlanma dilemenin; bereketli yağmurların inmesine, mallarla, oğullarla, bitkilerle, ağaçlarla, suların bolluğuyla yardımın gelmesine bir sebep olduğunu açıklıyor. Bu da günahların bir ümmette yaygınlaşması halinde belalara, helake, kıtlığa, kuraklığa sebep olduğunu göstermektedir. Bu yüzden Allah, insanlara nebileri vasıtasıyla geçmiş topluluklardan ibret almalarını ve günahları terk etmelerini, kendilerinin muhtaç oldukları; “Allah’ın bağışlamasını” talep etmelerini emrediyor. Ta ki O’nun rahmetine kavuşsunlar ve gazabından uzaklaşsınlar.

9- Cezalandırılmaya ve Musibetlerin İnmesine Mani Olur

İstiğfar, belaların ve musibetlerin önünde engel olur, kişiye gelecek olan kıtlık, tufan, açlık, öldürücü vebalar gibi ilahî cezaları kaldırır, ferdin ve toplumun güvenliğini sağlar.

Ebu Musa radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَىَّ أَمَانَيْنِ لأُمَّتِى {وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ} إِذَا مَضَيْتُ تَرَكْتُ فِيهِمْ الاِسْتِغْفَارَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

 Allah ümmetime güvence olarak şu ayeti indirmiştir: “Hâlbuki sen aralarındayken Allah onlara azap edecek değildir ve onlar bağışlanma dilemekte iken de Allah onlara azap edecek değildir.” (Enfal 33) Ben ayrılsam da kıyamet gününe kadar aralarında istiğfarı (bağışlanma dilemeyi) bıraktım.”[5]

10- İstiğfar Tedavi Edici Bir İlaçtır

İstiğfar, zor durumda kalanın sığınağı, Allah’ın rızasına ulaşmanın bir kapısı ve O’nun gazabından korunmanın esasıdır. Bu, kulun Allah ile karşılaşacağı günde amel defterini istigfar ile dolu bulduğunda sevinmesinin bir sebebidir.

Abdullah b. ez-Zubeyr radiyallahu anhuma’dan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ أَحَبَّ أَنْ تَسُرَّهُ صَحِيفَتُهُ فَلْيُكْثِرْ فِيهَا مِنَ الِاسْتِغْفَارِ

Amel defterinin kendisini sevindirmesini isteyen istiğfarı (bağışlanma dilemeyi) çoğaltsın.”[6]

İstiğfarı çoğaltan kişi temiz, arınmış, sevinçli, sorgulancağı bir günahı olmaksızın mutlu bir şekilde diriltilir, amel defterini sağıyla alır ve onu istiğfar ile dolu bularak sevinci artar.

11- Sorunlar Aciz Bıraktığında İstiğfara Kaçılır

İbnu’l-Kayyım rahimehullah şöyle demiştir: “Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’ı meseleler aciz bıraktığı ve zorlandığı zaman her şeyi bıraktığına, Allah’a tevbe ve istiğfara yöneldiğine, Allah’tan yardım istediğine ve O’na sığındığına, doğrunun O’nun katından indirilmesini, rahmet hazinelerinin açılmasını istediğine şahitlik ederim. Bunu yaptıktan sonra fazla geçmeden ilahî yardım peşpeşe gelir, ilahî açılımlar yanında olurdu. Hangisinden dilerse oradan girerdi.”[7]

12- Gönüllerin Genişlemesine Sebeptir,

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِى حَتَّى أَسْتَغْفِرَ اللَّهَ مِائَةَ مَرَّةٍ

Muhakkak ki kalbime bir perde geir de Allah’tan yüz defa bağışlanma dilerim.”[8]

13- Güzel Ahlâk ve İnsanlara Karşı Nezaket Sebebidir

Huzeyfe radıyallahu anh’den:

كَانَ فِى لِسَانِى ذَرَبٌ عَلَى أَهْلِى لَمْ أَعْدُهُ إِلَى غَيْرِهِ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِلنَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَيْنَ أَنْتَ مِنَ الاِسْتِغْفَارِ يَا حُذَيْفَةُ إِنِّى لأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ كُلَّ يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ

“Benim dilimde aileme karşı bir kırıcılık vardı ve başkalarına karşı böyle değildim. Bunu Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e anlattım. Buyurdu ki:

İstiğfar (bağışlanma dilemek) ne güne duruyor ey Huzeyfe! Muhakkak ki ben Allah’a her gün yüz defa istiğfar ediyorum ve O’na tevbe ediyorum.”[9]

14- Günahların Bağışlanmasına ve Kötülüklerin Örtülmesine Sebeptir

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُواْ أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُواْ اللّهَ فَاسْتَغْفَرُواْ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ وَلَمْ يُصِرُّواْ عَلَى مَا فَعَلُواْ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Onlar, çirkin bir iş yaptıklarında veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp günahları için bağışlanma dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ayrıca onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.” (Al-i İmran 135)

وَمَن يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّهَ يَجِدِ اللّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا

Her kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı Ğafur ve Rahim bulur.” (Nisa 110)

Kudsî hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا عِبَادِى إِنَّكُمْ تُخْطِئُونَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَأَنَا أَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا فَاسْتَغْفِرُونِى أَغْفِرْ لَكُمْ

Ey kullarım! Muhakkak ki sizler gece gündüz günah işliyorsunuz, ben de bütün günahları bağışlıyorum. Benden bağışlanma dileyin ki sizi bağışlayayım.”[10]

Ebu Zer radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem rabbi Azze ve Celle’den rivayetle şöyle buyurduğunu söyledi:

يَا ابْنَ آدَمَ إِنَّكَ مَا دَعَوْتَنِى وَرَجَوْتَنِى فَإِنِّى سَأَغْفِرُ لَكَ عَلَى مَا كَانَ فِيكَ وَلَوْ لَقِيتَنِى بِقُرَابِ الأَرْضِ خَطَايَا لَلَقِيتُكَ بِقُرَابِهَا مَغْفِرَةً وَلَو عَمِلْتَ مِنَ الْخَطَايَا حَتَّى تَبْلُغَ عَنَانَ السَّمَاءِ مَا لَمْ تُشْرِكْ بِى شَيْئاً ثُمَّ اسْتَغْفَرْتَنِى لَغَفَرْتُ لَكَ ثُمَّ لاَ أُبَالِى

Ey Ademoğlu! Muhakkak ki sen bana dua ettin, benden umdun. Muhakkak ki ben de sende olanları bağışlıyorum. Şayet yeryüzü dolusunca günahla huzuruma gelsen ben de seni o kadar bağışlama ile karşılarım. Bana bir şeyi şirk koşmadığın takdirde, göğün bulutlarına varıncaya kadar günah işlemiş olsan, sonra benden bağışlanma dilesen hiç umursamadan seni bağışlarım.[11]

Ali b. Ebi Talib radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

أَلَا أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ تَقُولُهَا لَوْ كَانَتْ عَلَيْكَ مِنَ الذُّنُوبِ كَذَرِّ النَّمْلِ لَغَفَرَهَا اللَّهُ لَكَ مَعَ أَنَّهُ مَغْفُورٌ لَكَ تَقُولُ اللَّهُمَّ عَمِلْتُ سُوءًا وَظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ

Söylediğin zaman günahların karınca sürüsü kadar olsa dahi Allah’ın seni bağışlayacağı sözleri sana öğreteyim mi? Şöyle söyle: “Allah’ım! Kötülük işledim ve nefsime zulmettim. Beni bağışla. Zira günahları senden başka bağışlayacak yoktur.”[12]

15- İstiğfar Gönülden Kibir Duygusunu Giderir

Kişinin kendisini beğenmesi ve amelleriyle gururlanması kusurluluk hissi meydana getirir. Bu kusurluluk hissini müslüman, Allah için daha fazla amel etmekle savar ve mizanında ağır gelecek iyilikleri artar.

Yine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bize öğrettiği gibi, her namazın ardından istiğfar edilmesinin hikmeti düşünüldüğü zaman, müslümanın namazı ve ibadeti sebebiyle ucuba kapılmaması gerektiği anlaşılır. Nitekim bazı bedeviler müslüman olmalarını Allah’a ve rasulüne karşı başa kakıyorlardı. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَمُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُواْ قُل لاَّ تَمُنُّواْ عَلَىَّ إِسْلَامَكُمْ بَلِ اللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ أَنْ هَداكُمْ لِلإِيمَانِ إِنُ كُنتُمْ صَادِقِينَ

Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: “Müslümanlığınızı bana karşı minnet etmeyin. Tam tersine sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz.” (Hucurat 17)

Muhakkak ki başından sonuna kadar kullar için istiğfar zorunluluktur. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى رَبِّكُمْ فَإِنِّى أَتُوبُ إِلَيْهِ فِى الْيَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ

Ey insanlar! Rabbinize tevbe edin. Muhakkak ki ben her gün O’na yüz defa tevbe ediyorum.”[13]

Bir rivayette şu şekildedir:

وَاللَّهِ إِنِّى لأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِى الْيَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً

Vallahi ben Allah’a günde yetmiş defadan fazla istiğfar ediyor ve O’na tevbe ediyorum.”[14]

Bir rivayette de şu şekildedir:

اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى خَطِيئَتِى وَجَهْلِى وَإِسْرَافِى فِى أَمْرِى،وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّى،اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى هَزْلِى وَجِدِّى وَخَطَاىَ وَعَمْدِى،وَكُلُّ ذَلِكَ عِنْدِى

Allah’ım! Benim günahımı, bilgisizliğimi, işimdeki aşırılığımı ve benden iyi bildiğin kusurlarımı bağışla. Allah’ım! Şakayla, ciddi olarak, hata ile ve kasten işlediklerimi de bağışla. Bütün bunlar bende vardır.[15]

16- İnsanlardan Belaların Kaldırılması

Allah Teâlâ nebisi Yunus aleyhi's-selâm hakkında şöyle buyurmuştur:

فَلَوْلاَ أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبّحِينَ لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.” (Saffat 143-144)

17- İstiğfar Kalplerin Temizlenmesine Bir Sebeptir

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِنَّ الْمُؤْمِنَ إِذَا أَذْنَبَ كَانَتْ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فِى قَلْبِهِ فَإِنْ تَابَ وَنَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ صُقِلَ قَلْبُهُ وَإِنْ زَادَ زَادَتْ حَتَّى يَعْلُوَ قَلْبَهُ ذَاكَ الرَّيْنُ الَّذِى ذَكَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِى الْقُرْآنِ {كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ}

Muhakkak ki mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe ederse kalkar. İstiğfar kalbini parlatır. Eğer günahı artırırsa siyahlık kalbini kaplayıncaya kadar artar. İşte bu Allah Azze ve Celle’nin Kur’ân’da zikrettiği reyn (pas)tır: “Hayır; kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutturmuştur.” (Mutaffifin 14)”[16]

18- Hüzün, Gam ve Kederin Gitmesi

İstiğfar ile günahlar iyiliklere dönüşür, rahmet iner, afetler kalkar, semaların kapıları açılır, sıkıntılar giderilir, kalpler temizlenir, kalpler Allamu’l-Guyub’a bağlanır, kederler kalkar, tasalar gider, mallarda bereket kazanılır, ümitler gerçekleşir, rızıklar ve nimetler artar. Öyle ki İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın rivayet ettiği hadiste geçtiği gibi, bağışlanma dileyen kişi bunların kaynağını, nereden nasıl geldiğini bilemez.

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ أَكْثَرَ الِاسْتِغْفَارَ جَعَلَ اللَّهُ لَهُ مِنْ كُلِّ هَمٍّ فَرَجًا وَمِنْ كُلِّ ضِيقٍ مَخْرَجًا وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ

Kim istiğfarı (bağışlanma dilemeyi) çoğaltırsa Allah ona her hüzünden bir kurtuluş ve her sıkıntıdan bir çıkış kılar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”[17]

19- İstiğfar, Allah’ın el-Gaffar Sıfatının İkrarıdır

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

إِنَّ عَبْدًا أَصَابَ ذَنْبًا -وَرُبَّمَا قَالَ أَذْنَبَ ذَنْبًا -فَقَالَ رَبِّ أَذْنَبْتُ - وَرُبَّمَا قَالَ أَصَبْتُ - فَاغْفِرْ لِي فَقَالَ رَبُّهُ أَعَلِمَ عَبْدِي أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأْخُذُ بِهِ؟ غَفَرْتُ لِعَبْدِي ثُمَّ مَكَثَ مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ أَصَابَ ذَنْبًا أَوْ أَذْنَبَ ذَنْبًا فَقَالَ رَبِّ أَذْنَبْتُ -أَوْ أَصَبْتُ - آخَرَ فَاغْفِرْهُ؟ فَقَالَ أَعَلِمَ عَبْدِي أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأْخُذُ بِهِ؟ غَفَرْتُ لِعَبْدِي ثُمَّ مَكَثَ مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ أَذْنَبَ ذَنْبًا وَرُبَّمَا قَالَ أَصَابَ ذَنْبًا قَالَ قَالَ رَبِّ أَصَبْتُ - أَوْ قَالَ أَذْنَبْتُ - آخَرَ فَاغْفِرْهُ لِي فَقَالَ أَعَلِمَ عَبْدِي أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأْخُذُ بِهِ؟ غَفَرْتُ لِعَبْدِي ثَلاَثًا فَلْيَعْمَلْ مَا شَاءَ

Bir kula (bil­meden) bir günah isabet edip veyahut bir günah işleyip de: “Ya Rabbi! Ben bir günah işledim. Yahut bilmeyerek ben bir günaha duçar oldum, kusuruma af ve mağfiret et.” diye (günahını itiraf ve) niyaz ederse, o kulun Rabbi: “Demek ki kulum, (dilediği zaman) günahını affedecek ve (dilediği za­man da) cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Öyleyse Ben de kulumu mağfiret ettim” diye buyurur. Sonra bu kul Allah’ın dilediği zamana kadar (günah iş­lemeden) yaşar. Sonra bir günaha daha duçar olur veya bir günah daha işler ve: “Ya Rabbi! Ben (bilerek) bir günah daha işledim veya (bilmeyerek) bir günaha duçar oldum. Kusu­rumu af ve mağfiret et” diye niyaz ederse, o kulun Rabbi: “Demek ki kulum, kendisinin günahını bağışlayacak veya kendisini cezalandıracak bir Rabbi bulunduğunu gereği gibi bildi, öyleyse Ben de bu kulumu mağfiret ettim.” diye buyu­rur. Sonra bu kul Allah’ın dilediği zamana kadar (günahsız) yaşar. Sonra (yine) bir günaha duçar olup veya bir günah işlese ve: “Ya Rabbi! Ben bir günah işledim veya bir günaha duçar oldum, kusurumu bağışla” diye Allahu Teâlâ’ya yal­varsa, o kulun Rabbi: “Demek ki, kulum günahını affedecek veya (kendisini) cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben de kendisini üç defa bağışladım. Artık (kul günah işledi­ğinde tevbe etmesini bilen) bu kulum istediği işi yapsın” diye buyurdu.”[18]

20- İstiğfar Kulun, Rabbini İkrarıdır

Şeddad b. Evs radiyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

سَيِّدُ الِاسْتِغْفَارِ أَنْ تَقُولَ اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لاَ إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ قَالَ وَمَنْ قَالَهَا مِنَ النَّهَارِ مُوقِنًا بِهَا فَمَاتَ مِنْ يَوْمِهِ قَبْلَ أَنْ يُمْسِيَ فَهُوَ مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ وَمَنْ قَالَهَا مِنَ اللَّيْلِ وَهُوَ مُوقِنٌ بِهَا فَمَاتَ قَبْلَ أَنْ يُصْبِحَ فَهُوَ مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ

Seyyidu’l-istiğfar (bağışlanma dilemenin efendisi) şöyle demendir: Allah’ım! Sen rabbimsin. Senden başka ibadete layık hak ilah yoktur. Beni yarattın ve ben senin kulunum. Gücüm yettiğince senin ahdin ve vaadin üzereyim. Yaptığımın şerrinden sana sığınırım.  Bana verdiğin nimetleri minnetle anarım. Günâhımı itirâf ederim. Beni bağışla! Zira günahları senden başka bağışlayacak yoktur.” Kim bunu gündüz kesin inançla söylerse ve akşama ermeden o gün ölürse Cennet’liklerden olur. Kim kesin bir inançla geceleyin söyler de sabah olmadan ölürse Cennet’liklerden olur.”[19]



[1] Sahih. Ebû Dâvûd (1517) İbn Ebî Şeybe (10/300 no: 10063)

[2] Mirkatu’l-Mefatih (3/66, 77) İbn Abidin (5/352) Tahavi Ala Meraki’l-Felah (1/172) Futuhatu’r-Rabbaniye (7/282) Medaricu’s-Salikin (1/290, 308) İbn Hacer el-Heytemi ez-Zevacir (1/9) İbn Hacer el-Askalani Fethu’l-Bari (11/81) İbn Teymiyye Fetava (10/655, 15/41)

[3] Bkz.: İbn Abidin (1/288) Mirkatu’l-Mefatih (3/81) İbn Teymiyye Fetava (10/655) Medaricu’s-Salikin (1/290)

[4] Çok zayıf. Deylemi Musnedu’l-Firdevs’te Huzeyfe b. el-Yeman radıyallahu anh’den rivayet etmiştir. Bkz.: el-Elbani Silsiletu’l-Ahadisi’z-Zaife (2287)

[5] Sahih ligayrihi. Tirmizî (3362)

[6] Sahih. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (839) Taberani ed-Dua (1787) Ziyâu'l-Makdisî el-Muhtâre (3/84) Beyhakî Şuab (1/440) İbn Hacer Emaliyu’l-Mutlaka (s.250) el-Elbani es-Sahiha (2299)

* Abdullah b. Busr radıyallahu anh’den sahih isnadla: İbn Mâce (3818) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (10289) Bezzar (8/433) Taberânî ed-Dua (1789) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (10/395) Beyhakî Şuab (1/440) İbn Hacer Emaliyu’l-Mutlaka (s.249) el-Elbani Sahihu’l-Cami (3930) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (1654, 4147)

* Ebu’d-Derda radıyallahu anh Muslim'in şartına göre sahih isnadla mevkuf olarak: el-Esbehani et-Tergib (223)

[7] İ’lamul-Muvakki’in (4/172)

[8] Sahih. Ahmed (18326)

[9] Sahih ligayrihi. Ahmed (24045)

[10] Sahih. Muslim (2577)

[11] Sahih ligayrihi. Ahmed (22125)

[12] Muslim'in şartına göre sahih. Ebu Muhammed el-Hallal el-Mecalisu’l-Aşera (76) Nebil Saduddin el-Cerrar el-İma (4477)

[13] Sahih. Ahmed (18324)

[14] Sahih. Buhârî (6307)

[15] Sahih. Buhârî (6399)

[16] Sahih. Ahmed (8172)

[17] Zayıf. Ahmed (1/248) İbn Mace (3819) Ebû Dâvûd (1518) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (10290) Hâkim (4/291) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (10/282) Beyhakî Şuab (645) Mervezi Muhtasaru Kiyami’l-Leyl (88) İbn Bişran Emali (1605) İsnadında el-Hakem b. Mus’ab’da meçhullük vardır.

[18] Sahih. Buhârî (7507) Muslim (2758)

[19] Sahih. Buhârî (6306)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)