Soru:
Selamun aleykum Seyfullah hocam, Yazilarinizi, kitaplarınızı takip ediyorum, bana büyük katkı ve faydası oluyor, Allah razı olsun. Bazi yazılarınızda ve tercumelerde Yahya Hacuri’yi referans gosteriyorsunuz. Bu kişi hakkında internette birçok yorum bulabiliyoruz. Gördüğüm kadarıyla alimlerin olumsuz görüşleri de var, doğrusu yaşayan alimlerden hakkinda olumlu görüş gormedim. Arapça bilmiyorum, turkce ve Ingilizce kaynaklar da malesef kısıtlı. Soruma gelince; Yahya el Hacurinin usulünde, menhec ve itikadi konularda kendisiyle aynı görüşte olmadığınız, zıt düştüğünüz konular var mı? Teşekkür ederim.
Cevap:
Aleykum selam ve rahmetullah. Allah ilim ve
istifadenizi artırsın.
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, özellikle “Medahile/Medhaliler”
denilen fitneci grupların o kadar çok ve hızlı reddiyeleşmeleri oluyor ki,
bunları takip etmek kişiyi birçok faydalı ilimle meşgul olmaktan alıkoyar. Bu
bid’atçi grupların tutarsız reddiyeleşmeleri, cerh ve ta’dil ilmini sulandırıp
bulandırmakta, selefî menhecin suistimal edilerek çirkin gösterilmesine hizmet
etmekte, Suud hükümeti adına ispiyonculuk gibi daha başka şaibelerle durum daha
da çirkinleşmektedir.
Nitekim bu sapık zihniyet sahiplerinin birçoğu Suud’un Amerikan
uşağı fasık ve zalim krallarını, “Mü’minlerin emiri” olarak görmekte, bu
kralların hükümetleri adına ispiyonculuk yaparak bazı müslümanları şikayet
etmeyi ve fişlemeyi, “cerh ve ta’dil” olarak lanse etmekte, kralın veya şu anki
zındık prensin pisliklerini eleştirenleri sapıklıkla ve bid’atle
suçlamaktadırlar. Geçtiğimiz aylarda vefat eden Şeyh Rebi b. Hadi el-Medhalî rahimehullah
da maalesef bu türden şaibelere bulaşmış bir âlimdi. Bütün bunlara rağmen Şeyh
Rebi ve onun gibi diğer muasır ilim ehlinin de sahih sünnete hizmet eden
çalışmalarından istifade etmekteyiz, lakin siyasî alanda işaret etmiş olduğum
çarpık davranışlarından da uzak durmaktayız.
Şeyh Yahya el-Hacurî’ye gelince, malum olduğu üzere kendisi
uzun yıllar Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadi’î rahimehullah’ın tedrisinde bulunmuş
ve şeyhin menhecini en güzel şekilde temsil eden âlimlerden biridir. Şeyh
Mukbil rahimehullah hayatta iken, Muhammed Eman Cami gibi bazı şeyhlerin Suud
kralına yağcılık yapar tarzda konuşmalarını eleştirmiş, fasık ve zalim idarecilere
karşı nebevi menhecin nasıl olması gerektiğine dair uyarılar yapmıştı. Bu
yüzden birçok kralcı kesimlerin tepkisini çekmişti. Fakat Şeyh Mukbil rahimehullah’ın
ilmî dirayeti ve Allah’ın kendisine lütfettiği heybeti karşısında, şeyhin
aleyhinde açıktan konuşmaya pek kimse cesaret edemiyordu. Üstelik, İbn Baz, İbn
Useymin gibi nüfuzlu âlimler de Şeyh Mukbil’i savunuyorlardı.
Aynı durum Şeyh Elbani rahimehullah için de söz konusu idi. O
da hiçbir zaman kralın yalakalığını yapmadı, bu yüzden hayatta iken tutunamadı,
hasetçileri ileri geri konuştular, Suud’dan sınırdışı da edildi. İbn Baz ve İbn
Useymin’in el-Elbani’yi takdir eden sözleri olmasaydı, belki el-Elbani’nin
bugün de ismi pek bilinen biri olmazdı. Nitekim kendisi hayatta iken çok küçük
bir azınlık ona itibar ettiler, ilminden istifade ettiler, çoğunluk ise onu
fitne çıkarmakla suçladı. Suud’un ve başka ülkelerin meşhur âlimleri el-Elbani’nin
aleyhinde ileri geri birçok şeyler söylediler. Vefatından sonra ise kabak
çiçeği gibi Elbani hayranları türedi! Bir kısmı Elbani’yi kendi sapık
menheclerine mensupmuş gibi göstermeye çalıştılar. Yani intihalde bulunmak
istediler. Hakikatini Allah bilir ama belki de el-Elbani’nin eserlerinin yayın
haklarını satın alan, yayınlamayan ve yayınlanmasına da izin vermeyen şahsın
niyeti de Elbani’nin hakiki menhecinin ortaya çıkmasını istememesidir! Hatta
Türkiye’de Abdullah Yolcu adlı şahıs, yıllarca el-Elbani’yi “İslam âleminde
fitne çıkarmakla” suçladığı sözlerini unutarak, kendisinin el-Elbani’nin
talebesi olduğu, onunla birlikte Avrupa’ya davete çıktığı, mezhep taklidine
davet ettikleri şeklinde tuhaf yalanlar söyledi. El-Elbani’nin hayatı boyunca
mezhep taklidine karşı açtığı savaş sebebiyle meşhur olmasına, Ramazan el-Buti
ile arasında bu konuda geçen reddiyeleşmelerin bilinmesine rağmen bu yalanı utanmadan
söyleyebildi! Belki de mızrağın çuvala sığabileceğini düşünmüştü!
Geçmişte de bunun birçok örnekleri yaşanmıştır. Ahmed b.
Hanbel rahimehullah hayatta iken davasında yalnız bırakılmıştı, Allah onu aziz
kılınca, vefatından sonra birçok Hanbeli türedi! Birçok kelamcılar İmam Ahmed’i
kendilerinden göstermeye çalıştı, intihalde bulundular! Halen daha çeşit çeşit
Hanbelilik anlayışları vardır, lakin İmam Ahmed b. Hanbel’in kendisinden sahih
olarak sabit olanları araştırıp, ona nispet edilen yalanlardan uzak durarak
hareket etmeye çalışınlar çok küçük bir azınlıktır!
İbn Teymiyye ve İbn Kayyım rahimehumallah’ın mücadelelerine
bakanlar da aynı şeyi görürler! Bu büyük imamlar da hayatlarında iken yalnız
bırakılan kimselerdi, kendilerine itibar eden talebeleri bir elin
parmaklarından fazla değildi, bununla beraber dönemin koca koca meşhur alimleri
onların aleyhinde idi. Allah bu alimleri de vefatlarından sonra aziz kılınca,
hemen hemen her taifeden İbn Teymiyye’yi, İbn Kayyım’ı sahiplenmeye çalışan
kimselere şahit olundu!
Bu tarihî arka plana işaret ettikten sonra, günümüzde ilme
nispet edilen kimselerin çoğunluğunun Yahya el-Hacuri’nin aleyhinde konuşuyor
olmalarının, bu alimin durumu hakkında belirleyici olmadığının anlaşılmış
olması gerekir.
Ben, Şeyh Yahya el-Hacuri ile şahsen tanışmıyorum. Şeyh
Mukbil’de eğitim görüp, şeyhin vefatından sonra Şeyh Yahya el-Hacuri ile
tedrisine devam eden Şeyh Abdulhamid el-Hacuri ile irtibatım olmuştu ve
kendisinden bazı icazetler aldım. Sonra Şeyh Abdulhamid el-Hacuri ile bazı konularda
ihtilafımız oldu, Suud gibi bazı arap ülkelerinde yaygın olan bazı bid’atlere
karşı gevşek davranmasından dolayı kendisine muhalif düştüm. Facebook gibi
sosyal medya kanallarını kullanması, sonra Husilerin Dammac’a saldırılarından
dolayı bir ara Suud’a yerleştiğinde Kral’ı öven bazı sözlerine şahit olmam gibi
sebeplerle kendisiyle irtibatımı kestim. Belki Allah katında kendisinin mazereti
vardır bilemem.
Sonra malum korona plandemisi patlak verdi. Fevzan gibiler
dahi plandemi tedbirlerini onaylayan fetvalar verdiler, birçok alim bilinen
kimseler açıkça dinden irtidat ettiler, cemaatle namazların, haccın
yasaklanmasına, namazda safların arasına mesafe konmasına, maske takılmasına
fetvalar verdiler, bu konuda kitaplar yazdılar!
Şeyh Yahya el-Hacuri, bu konuda çoğunluğa uymadı, namazlarda
safların arasına mesafe konmasını redden fetvalar yayınladı. Yine Şeyh
Abdulhamid el-Hacuri’nin de bu konuda çoğunluğa tabi olmadığı, sözde tedbirleri
eleştirdiğine dair sözleri olduğunu işittim. Lakin onların cemaatle namazı
yasaklayanları, bu konuda fetva verenleri açıktan tekfir etmeleri vacip idi. Bunu
yaptıklarını duymadım. Belki bu konuda da mazeretleri olabilir, bilemem. Lakin bizlerin
zahire göre hareket etmemiz gerekir. Allah ile kendileri arasındaki
mazeretlerine ise Allah hükmeder. Nitekim bu düzmece plandemi tedbirlerine
açıktan karşı çıkan alimlerin bazısı öldürüldü, bazıları alay konusu edilerek
çaptan düşürüldü. Öldürülen ve cahillerin maskarası haline getirilen bu
alimlerin hakları, bu konuda hakkı bilip de sükut eden bütün alimlerin boynu
üzerindedir!
Dolayısıyla “yaşayan alimlerden Yahya el-Hacuri lehinde
konuşan” olmamasında, öncelikle bu yaşayan alimler korona plandemisi zamanında
dinden irtidat edenlerden miydi, yoksa hakkı bile bile sükut edenlerden miydi
bunun sorgulanması gerekir. Çünkü ben bizzat Yahya el-Hacuri’nin, dine karşı
savaş açılan plandemi tedbirlerine karşı fetvalarına şahit oldum ve bunların bir
kısmını da tercüme ederek sitemde yayınladım. Aynı şekilde “Yaşayan alimler”
denilen kimselerin de korona plandemisine ya destek vererek irtidat ettiklerine,
ya da sükut ederek dilsiz şeytan olduklarına şahit oldum. Mecruh olan bu
alimlerin, Yahya el-Hacuri aleyhinde konuşmaya bir hakları yoktur! Bununla
beraber ne kendi nefsimi, ne Yahya el-Hacuri’yi ne de herhangi yaşayan bir
insanı tezkiye edemem. Yahya el-Hacuri hakkında zannım hayır yönündedir. Allah
onu daha da hayırlı kılsın, İslam’a ve müslümanlara faydalı kılsın ve
iftiracıların şerrinden korusun.
