Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

13 Nisan 2021 Salı

Mürcie (Hanefiler, Maturidiler vb.) Münafıklardan Da Beter Pisliklerdir


Abdullah b. Ahmed b. Hanbel rahimehullah, es-Sunne’de (no 722) dedi ki: Bize Suveyd b. Saîd el-Herevî tahdis etti, dedi ki:Sufyân b. Uyeyne rahimehullah’a İrcâ hakkında sorduk şöyle dedi:

Onlar: “İman sözden ibarettir” diyorlar, biz iseİman söz ve ameldir” diyoruz. Murcie farzları terk etse dahi, kalbinden ikrar ile Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik eden herkese Cenneti vacip görüyorlar.

Farzların terkini, haramları işlemek babında gördüklerinden dolay “günah” olarak isimlendiriyorlar. Hâlbuki bunlar aynı değildir. Zira haramları, helal saymaksızın işlemek “masiyet”tir.

Farzları cehalet ve mazeret söz konusu olmaksızın kasten terk etmek ise küfürdür.

Bunun açıklaması; Âdem aleyhi's-selâm, İblis ve yahudi âlimlerinin durumlarıdır. Allah Azze ve Celle, Âdem aleyhi's-selâm'ı ağaçtan yemekten yasaklamış ve ona bunu haram kılmıştı. O ise melek olmak veyahut kalıcılardan olmak için ağacın meyvesinden kasten yedi. Bunun üzerine o küfürle değil de “âsî” olmakla isimlendirildi.

İblis’e gelince Allah ona lanet etmiştir. Çünkü Allah ona sadece bir secdeyi farz kılmıştı. O ise kasten karşı çıktı ve “kâfir” olarak isimlendirildi.

Yahudi âlimlerine gelince, onlar Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in özelliklerini, onun bir nebî ve rasul olduğunu, tıpkı kendi oğullarını bildikleri gibi biliyor ve dilleriyle ikrar ediyorlardı. Ancak O’nun dinine tabi olmadılar, bu yüzden Allah Azze ve Celle onları “Kâfirler” diye isimlendirdi.

Sonuç olarak haram işlemek Âdem aleyhi's-selâm'ın ve diğer nebilerin işledikleri günah gibidir. Farzlara karşı çıkarak terk etmek ise küfürdür. İblis’in – Allah ona lanet etsin – küfrü böyledir. Farzları bildiği halde ve inkâr etmeksizin, kasten terk etmek ise, Yahudî âlimlerinin küfrü gibi bir küfürdür. Allah en iyi bilendir.”

Bunu Ebu Nuaym da el-Hilye’de (7/295) rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir.

İbn Batta rahimehullah el-İbanetu’l-Kubra’da (1154) dedi ki: “Farzları kabul ettiği ettiği halde eda etmeyen ve amel etmeyen, fuhşiyyat ve münkeratı haram gördüğü halde onları terk etmeyen kimse, bunlara rağmen mü’min olduğunu iddia ederse, kitabı ve rasulün getirdiklerini yalanlamıştır. Onun misali “Ağızlarıyla iman edip, kalpleriyle iman etmeyen” münafıkların durumu gibidir. Allah onların sözlerini yalanlamış ve reddetmiştir. Onların varacağı yer cehennemin en alt tabakasıdır. Bununla beraber, münafıklar dahi Murcie’den daha iyi durumdadır. Çünkü münafıklar ameli inkâr etmelerine rağmen amel ederler. Murcie ise sözleriyle ameli ikrar edip, ameli terk ederler. Kim diliyle ikrar ettiği bir şeyi inkâr eder de, bedeniyle o ameli yaparsa, onu sadece diliyle ikrar eden ve bedeniyle amel etmeyi kabul etmeyen kimseden daha iyi durumdadır. Mürcie, ikrar ettikleri şeye karşı çıkıyor ve tasdik ettiklerini yalanlıyorlar. Onlar münafıklardan da kötü bir durumdadırlar.”

14 Nisan Çarşamba : 1 Ramazan

 Dünyanın hiçbir bölgesinde Ramazan hilali rüyet haberi sabit olmadığından Şa'ban ayı otuza tamamlanmıştır. Müslümanlar için Ramazan ayı  başlangıcı 14 Nisan Çarşamba günüdür.

Bu yayından sonra türkiye için fecir vaktinden sonra California'dan hilal'in görüldüğüne dair haber geldi:


Ancak bu haber fecirden sonra geldiği için durumu değiştirmemektedir! Bizler için Ramazan çarşamba günü başlayacaktır. 

9 Nisan 2021 Cuma

Maske Taktırmaları, Siyonistlerin ve Paganistlerin Dinleri Gereğidir!

 Daha önce maske takmanın, satanist ayinlerinde sembolik bir ibadet tarzı olduğuna dair bir yazı yayınlamıştım.

İblisin güdümünde olan paganistler ve paganların asimile ettiği siyonizmde de maskenin özel manaları vardır.

Tevrat’ta 39. Mezmur, 1. Maddede Davud aleyhi's-selâm’ın şöyle dediği geçer: “Ağzıma maske takarak koruyayım.”

Tevrat şerhinde şöyle deniliyor:

فداود النبي يؤكد أنه لا يريد أن يسئ لأحد حتى لأعدائه ولو بلسانه، وطلب من الله أن يعينه في تحقيق هذا، لهذا قال: "أَحْفَظُ لِفَمِي كِمَامَةً" أوأضع لفمي لجامًا"، والكمامة تمنع الإنسان من الكلام كما تمنع الكمامة الحيوان من أن يعقر أحدًا،

 Davud Nebi, hiçkimseye, hatta düşmanına bile, diliyle olsa dahi kötülük etmeyi istemediğini pekiştiyor… bunu gerçekleştirmek için Allah’tan kendisine “ağzıma gem koyayım” diyerek veya “ağzımı maskeyle koruyayım” diyerek yardım istiyor. Maske tıpkı hayvanı bir kimseyi ısırmaktan engellediği gibi insanı konuşmaktan engeller…”

Linki: ما بال داود يشبه نفسه بثور يُكم: "أَحْفَظُ لِفَمِي كِمَامَةً"، ويشبه إلهه بالعث: "بِتَأْدِيبَاتٍ إِنْ أَدَّبْتَ الإِنْسَانَ مِنْ أَجْلِ إِثْمِهِ أَفْنَيْتَ مِثْلَ الْعُثِّ مُشْتَهَاهُ"؟ - كتاب مدارس النقد والتشكيك والرد عليها | St-Takla.org (st-takla.org)

Evet siyonistler, insanları kendi dinlerine uydurmak için maske taktırmak istiyorlar!

 “Deccal Çıktı Çıkacak!” başlıklı yayında İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan gelen rivayeti zikretmiştim. O hadiste Deccal’in çıkış alametleri arasında “Firavun ailesinin üniformasnın zahir olması” maddesi geçmektedir. Üniforma olarak tercüme ettiğim kelime “bizze” kelimesidir. Bugün askerî üniforma, astronot elbisesi ve tören kıyafetleri hakkında bu kelime kullanılmaktadır. Kadim Mısır tarihi üzerinde yapılan araştırmalarda Firavunların, halklarını cinsiyet eşitliğine zorladığına dair bulgular tespit edilmiştir. Paganistlerin bugün plandemi bahanesiyle herkese maske taktırmak istemelerinin sebeplerinden biri de şüphesiz kadın, erkek, muhannes, trans, herkesin maske takmasını sağlayarak cinsiyet eşitliği görüntüsü elde etmeye çalışmalarıdır! Tıpkı Firavunların arzuladıkları gibi!

Bu sebeple hadiste geçen “Firavun ailesinin “bizze”sinin zahir olması” ile akletmeyen, aptal insanların sorgulamadan, bu şeytanca teklife itaat etmeleri, maske takarak küfür sistemlerine bağlılıklarını ve iblise ibadetlerini ortaya koymaları birbiriyle yakından alakalı görünüyor! Allah en iyi bilendir.

Deccal Çıktı Çıkacak!

 

Uteyy es-Sa’dî rahimehullah dedi ki: “Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’e dedi ki: “Ey Ebu Abdirrahman! Kıyametin kendisiyle bilineceği alametleri var mıdır?” Bana dedi ki:

“Ey Sa’dî! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e sormuş olduğum bir şey hakkında bana sordun. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ لِلسَّاعَةِ أَعْلَامًا، وَإِنَّ لِلسَّاعَةِ أَشْرَاطًا، أَلَا وَإِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يَكُونَ الْوَلَدُ غَيْظًا، وَأَنْ يَكُونَ الْمَطَرُ قَيْظًا، وَأَنْ تَفِيضَ الْأَشْرَارُ فَيْضًا، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يُصَدَّقَ الْكَاذِبُ، وَأَنْ يُكَذَّبَ الصَّادِقُ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يُؤْتَمَنَ الْخَائِنُ، وَأَنْ يُخَوَّنَ الْأَمِينُ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ تَوَاصَلَ الْأَطْبَاقُ، وَأَنْ تَقَاطَعَ الْأَرْحَامُ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يَسُودَ كُلَّ قَبِيلَةٍ مُنَافِقُوهَا، وَكُلَّ سُوقٍ فُجَّارُهَا، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ تُزَخْرَفَ الْمَسَاجِدُ، وَأَنْ تُخَرَّبَ الْقُلُوبُ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يَكُونَ الْمُؤْمِنُ فِي الْقَبِيلَةِ أَذَلَّ مِنَ النَّقْدِ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يَكْتَفِيَ الرِّجَالُ بِالرِّجَالِ وَالنِّسَاءُ بِالنِّسَاءِ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ تَكْثُفَ الْمَسَاجِدُ وَأَنْ تَعْلُوَ الْمَنَابِرُ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يُعْمَرَ خَرَابُ الدُّنْيَا، وَيُخْرَبَ عُمْرَانُهَا، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ تَظْهَرَ الْمَعَازِفُ، وَتُشْرَبَ الْخُمُورُ ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا الشُّرَطُ وَالْغَمَّازُونَ وَاللَّمَّازُونَ، يَا ابْنَ مَسْعُودٍ، إِنَّ مِنْ أَعْلَامِ السَّاعَةِ وَأَشْرَاطِهَا أَنْ يَكْثُرَ أَوْلَادُ الزِّنَى» . قُلْتُ: أَبَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ، وَهُمْ مُسْلِمُونَ؟ قَالَ: نَعَمْ، قُلْتُ: أَبَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ، وَالْقُرْآنُ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ؟ قَالَ: «نَعَمْ» ، قُلْتُ: أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَأَنَّى ذَاكَ؟ قَالَ: «يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يُطَلِّقُ الرَّجُلُ الْمَرْأَةَ، ثُمَّ يَجْحَدُ طَلَاقَهَا فَيُقِيمُ عَلَى فَرْجِهَا، فَهُمَا زَانِيَانِ مَا أَقَامَا»

Ey İbn Mes’ud! Muhakkak ki kıyametin belirtileri vardır. Yine muhakkak ki kıyametin alametleri vardır. Dikat et! Muhakkak ki kıyametin belirti ve alametlerinden bazıları; çocukların hırçın olması, yağmurun sıcak yağması, kötülüklerin yaygınlaştıkça yaygınlaşmasıdır.

Ey İbn Mes’ud! Muhakkak ki kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de; hâin kimseye güvenilmesi, güvenilir kimsenin hain sayılmasıdır.

Ey İbn Mes’ud! Muhakkak ki kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de yalancının doğrulanması, doğru söyleyenin yalanlanmasıdır.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de uzak akrabalara bağların gözetilip yakın akrabalarla bağların koplarılmasıdır.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de her kabileye münafıklarının ve her çarşıya fâcirlerinin efendi olmasıdır.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de mescidlerin süslenmesi, kalplerin ise harap olmasıdır.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de mü’minin kabile içinde tenkid edilerek küçük düşürülmesidir.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla (ilişkiye girerek) yetinmeleridir.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de Mescidlerin sıkışık olması, minberlerin yükseltilmesidir.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de dünyanın harabelerinin imar edilmesi ve mamur yerlerinin harap edilmesidir.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de çalgı aletlerinin açığa çıkması ve sarhoş edici içkilerin içilmesidir.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de güvenlik güçlerinin, ispiyoncuların ve kusur araştıranların çoğalmasıdır.

Ey İbn Mes’ud! Kıyametin belirti ve alametlerinden birisi de zina çocuklarının çoğalmasıdır.”

Dedim ki: “Ey Ebu Abdirrahman! Onlar (Zina çocukları) müslümanlar mı?” İbn Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:

“Evet.” Ben: 

“Ey Ebu Abdirrahman! Kur’ân aralarında olduğu halde mi bunlar olacak?” Dedi ki: “Evet.” Dedim ki: 

“Ey Ebu Abdirrahman! Bunlar nasıl olur?” İbn Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:

“İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kişi karısını boşayacak, sonra onu boşadığını inkâr edecek ve onunla ilişkiye girecek. O ikisi buna devam ettikleri sürece zinâkardırlar.”[1]

İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:

الدَّجَّالُ أَوَّلُ مَنْ يَتْبَعُهُ سَبْعُونَ أَلْفًا منَ الْيَهُودِ عَلَيْهِمُ التِّيجَانُ وَهِىَ الأَكْسِيَةُ مِنْ صُوفٍ أَخْضَرَ، يَعْنى بهِ الطَّيَالِسَةَ، وَمَعَهُ سَحَرَةُ الْيَهودَ يَعْمَلُونَ الْعَجَائِبَ وَيُرُونَها النَّاسَ فَيُضِلُّونَهُمْ بِهَا، وَهُوَ أَعْوَرُ مَمْسُوخُ الْيُمْنَى، يُسَلِّطُهُ الله عَلَى رَجُلٍ مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ فَيَقْتُلهُ، ثُمَّ يَّضْرِبُهُ فَيُحْيِيهِ ثُمَّ لا يَصلُ إِلَى قَتْلهِ، وَلا يُسَلَّطُ عَلَى غَيْرِه، وَيَكُونُ آيَةُ خُرُوجِهِ تَرْكَهُمُ لأَمْر بالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْى عَن الْمُنكَرَ وَتَهَاونًا بالدِّمَاء. وَضَيَّعُو الْحُكْمَ، وَأَكَلُوا الرِّبَا، وَشَيَّدُوا الْبِنَاءَ، وَشَرِبُوا الْخُمُورَ، وَاتَّخَذُوا الْقِيَانَ، وَلَبُسِوا الْحَرِيرَ، وَأَظهَرُوا بِزَّةَ آلِ فِرْعَوْنَ، وَنَقَضُوا الْعَهْدَ وَتَفَقَّهُوا لِغَيْر الدِّينِ، وَزَيَّنُوا الْمَسَاجِدَ وَخَرَّبُوا الْقُلُوبَ، وَقَطَّعُوا الأَرْحَامَ، وَكَثُرَت الْقُرَّاءُ، وَحَّلَّت الْفُقَهَاءُ، وَعُطِّلَتِ الْحُدُودُ، وَتَشَبَّهَ الرِّجَالُ بالنِّسَاءِ، وَالنِّسَاءُ بِالرِّجَال، فَتَكَافَى الرِّجَالُ بالرِّجَالِ، وَالنِّسَاءُ بِالنِّساء، بَعَثَ الله عَلَيْهمُ الدَّجَّالَ فَسُلَّطَ عَلَيْهمْ حَتَّى يَنْتَقِمَ مِنْهُمْ، وَيَنْحازُ الْمُؤْمنُونَ إِلَى بَيْتِ الْمَقْدس، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: قَالَ رَسُولُ الله - صلى الله عليه وسلم -: فَعِنْدَ ذَلكَ يَنْزِلُ أَخِى عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ مِنَ السَّمَاءِ عَلَى جَبَل أَفِيقٍ إِمَامًا هَاديًا، وَحَكَمًا عَادِلًا، عَلَيْه بُرْنُسٌ لَهُ. مَرْبُوع الْخَلْقِ، أَصْلَت، سَبط الشَّعْر، بِيَدهِ حربَةٌ يَقْتُلُ الدَّجَّالَ، فَإِذَا قَتَلَ الدَّجَالَ تَضَعُ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا وَكَانَ السِّلْمُ، فَيَلْقَى الرَّجُلُ الأَسَدَ فَلا يُهَيجُهُ، وَيَأخُذُ الْحَيَّةَ فَلا تَضُرُّهُ، وَتُنْبِتُ الأَرْضُ كنَبَاتِهَا عَلَى عَهْد آدَمَ، وَيُؤْمِنُ بِهِ أَهْلُ الأَرْضُ، وَيَكُونُ النَّاسُ أَهْلَ ملَّةٍ وَاحدَةٍ

Deccal’e ilk tabi olacak olanlar üzerlerinde sîcan olan Yahudilerdir. Sîcan; yeşil yünlü taylasanlar (atkılar)dır. Onunla beraber Yahudi büyücüler olacak, şaşırtıcı şeyler yapacaklar, onları gören insanları bunlarla saptıracaklardır. Deccal şaşı gözlüdür, sağ gözü deri kaplıdır. Allah onu bu ümmetten bir adama musallat edecek, Deccal o adamı öldürecek, sonra ona vurup diriltecek, sonra onu bir daha öldüremeyecek ve başkasına musallat olamayacaktır. Onun çıkışının alametleri; 

iyiliği emretmenin ve kötülüğü yasaklamanın terk edilmesi, 

kan dökmenin hafife alınması, 

(Allah’ın indirdiğiyle) hükmün zayi edilmesi, 

faiz yenilmesi, 

binaların yükseltilmesi, 

sarhoş edici içkilerin içilmesi, 

şarkıcı kadınlar edinilmesi, 

ipek elbise giyilmesi, 

Firavun ailesinin üniformasının zahir olması, 

anlaşmaların bozulması, 

dinden başka gayeyle fıkıh öğrenilmesi, 

mescidlerin süslenmesi, 

kalplerin harap olması, 

akrabalık bağlarının koparılması, 

okuyanların çok olup fıkhedenlerin az olması, 

had cezalarının iptal edilmesi, 

erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemesi, 

erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla (ilişkiye girerek) yetinmesi. 

Allah o zaman onlara Deccali gönderir ve onlara musallat eder, böylece onlardan intikam alır. Müminler Beytu’l-Makdis’e sığınırlar.” İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

İşte o zaman kardeşim İsa b. Meryem (aleyhime's-selâm) semadan Efik dağına, hidayete götüren bir imam, adil bir hakem olarak nüzul eder. Üzerinde bir bornoz olur, orta boylu, kuvvetli yapıdadır, uzun ve düz saçlıdır. Elinde bir harbe vardır ve onunla Deccal’i öldürür. Deccal öldüğü zaman harp biter, barış olur, kişi aslanın üzerine atlar, aslan onu ürkütmez, yılanı tutar, yılan ona bir zarar vermez, yer bitkisini Âdem aleyhi's-selâm’ın zamanındaki gibi bitirir. Yeryüzündekilerin tamamı iman eder ve insanlar tek bir din üzere olurlar.”[2]



[1] Taberani 10/228 Beyhakî el-Ba’s 74 şeceri Emali (2803) İbnu’l-Adim Bugyetu’t-Taleb (9/4305) isnadında Seft b. Miskin vardır. Darekutni onun hakkında “Kuvvetli değildir” dedi. Hadiste zikredilenler ise, Hafız İbn Kesir’in de dediği gibi, birçok ayrı isnadlarla sabit olmuştur.

[2] İbn Asakir Tarihu Dımeşk (47/504-505) Keşmiri et-Tasrih (s.223) isnadında Osman b. Atâ zayıftır. Lakin rivayetin şahitleri vardır.

* Ebu Umame radiyallahu anh’den aynı manada: İbn Mâce (4077)

7 Nisan 2021 Çarşamba

Büyülenmiş veya Cin Musallat Olmuş Kimselerin Tedavisi

 Büyü yahut cin musallatına maruz kalmış müslümanların, rukyecilik yahut muskacılığı ticarî meslek edinmiş şarlatanlara muhtaç kalmamaları için, kendilerine veya yakınlarına kolayca uygulayabilecekleri tedavi yöntemini, Sahih Nebevî Tıp kitabımdan buraya naklediyorum: 

Büyülenmiş veya Cin Musallat Olmuş Kimseye Yapılacak Rukye

* Büyü yapılarak bağlanmış olan veya kendisine cin musallat edilmiş olan kimse için yapılacak tedavi şu şekildedir:

Önce hastaya sinameki çayı içilerek veya mushil tedavisi uygulanarak ishal olması ve barsaklarının boşalması sağlanır. Sonra zeytinyağına şunlar okunur:

1- Eûzu billahi mine’ş-şeytâni’r-racîm diyerek kovuşmuş şeytan’tan Allah’a sığınırsın.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ * الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ * إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ * اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ * صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.  Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. O, Rahmandır ve Rahîmdir. Ceza gününün malikidir. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bizi dosdoğru yola ilet. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!” (Fatiha suresi)

الم * ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ * الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ * وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ * أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

2- “Elif. Lâm. Mîm.  O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar) için bir yol göstericidir.  Onlar gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan infâk ederler. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; âhiret gününe de kesin olarak inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.” (Bakara 1-5)

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ * إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

3- “İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için birçok deliller vardır.” (Bakara 163-164)

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ * لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ * اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

4- “Allah, O'ndan başka ibadete layık hak ilah yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir. Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara 255-257)

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ * لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

5- “Rasul, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, rasullerine iman ettiler. "Allah'ın rasullerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağış.” (Bakara 285-286)

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ * إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ

6- “Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ibadete layık hak ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka hak ilâh yoktur.  Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur.” (Ali-İmran 18-19.)

إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ * ادْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ * وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

7- “Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez. Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.” (A’raf 54-56)

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ * فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ * وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ * وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

8- “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir. Her kim Allah ile birlikte diğer bir ilaha dua ederse -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kâfirler iflah olmaz. De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.” (Mü’minun 115-118)

وَالصَّافَّاتِ صَفًّا * فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا * فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا * إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ * رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ * إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ * وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ * لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ * دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ * إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

9- “Saf saf dizilenlere,  O haykırıp sürenlere,  Ve o zikir okuyanlara, Yemin ederim ki, ilâhınız birdir. O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir. Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.  Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.” (Saffat 1-10.)

وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْآنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا أَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا إِلَى قَوْمِهِمْ مُنْذِرِينَ * قَالُوا يَاقَوْمَنَا إِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا أُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسَى مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ وَإِلَى طَرِيقٍ مُسْتَقِيمٍ * يَاقَوْمَنَا أَجِيبُوا دَاعِيَ اللَّهِ وَآمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءُ أُولَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

10- “Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi. Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun. Allah'ın davetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Ahkaf 29-32.)

يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُوا لَا تَنْفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ * فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ * يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ*  فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

11- “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.  Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi kurtaramaz ve yardımlaşamazsınız. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman 33-36)

لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ*  هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

12- “Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka ibadete layık hak ilah yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.  O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka ibadete layık hak ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.” (Haşr 21-24)

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا * يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا * وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا  *وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطًا * وَأَنَّا ظَنَنَّا أَنْ لَنْ تَقُولَ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا * وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْإِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا * وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَدًا * وَأَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا * وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْآنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

13- “(Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik. Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız. Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş. Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı. Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı. Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor” (Cin 1-9.)

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ * اللَّهُ الصَّمَدُ * لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ * وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

14- “De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” (İhlas suresi)

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ * مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ * وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ * وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ * وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

15- “De ki: "Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım, Yarattığı şeylerin şerrinden,  Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden, Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!” (Felak suresi)

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ * مَلِكِ النَّاسِ * إِلَهِ النَّاسِ * مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ * الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ * مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

16- “De ki: ben insanların Rabbine, İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine),  İnsanların ilâhına sığınırım.  O sinsi vesvesenin şerrinden,  O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan(olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım!” (Nas suresi)

Bunlar okunarak zeytinyağına üflenir. Sonra hastanın bütün vücuduna bu zeytinyağı sürülür. Vücut yağı emer. Allah’ın izniyle bu yolla sihirle bağlanmış olan veya cin musallat edilmiş olan kimse kurtulur.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)