Soru: Hocam Öncelikle Esselamu Aleykum. Muasır Alimlerin Büyük Şirk de Cehalet Mevzusuna İlişkin itikadlarını zahir edebilir misiniz keza günümüzde birçok kişi şeyhlerden örneğin ibn baz’dan,ibn useymin’den el fewzandan sözler zikr edip cehaletin dünya ahkamında mazeret olmadığını şirk fiilinden bulunanların ise bu ahkamda muayyen olarak müşrik olarak nitelendirileceğini öne sürüyorlar bu mevzusunun aslı nedir bir açıklık getirirseniz sevinirim.
Cevap:
Aleykum selam ve rahmetullah
Büyük şirk konusunda adı geçen âlimlerin, şirk fiilinde
bulunanlara ahiretteki hükümleri olarak değil de, dünya hükümleri bakımından
muayyen olarak müşrik denebileceği şeklinde fetvaları olmuştur ve bu büyük bir
hatadır!
Hidayetin tamamı Allah ve rasulüne uymaktadır, insanların
sözleri ise kim olursa olsunlar, kitap ve sünnete muvafık olmadıkça kabul
edilmezler. Neredeyse hiçbir imam, hiçbir alim bilmiyorum ki ister akidevî
konuda, ister amelî konuda olsun, azim yanlış veya hataları olmasın. İmam
Malik, Şafii, Ahmed b. Hanbel, Sufyan es-Sevri, İbn Uyeyne, Sevr b. Yezid,
el-Evzai, Davud b. Ali ez-Zahiri, İbn Hazm, İbn Teymiyye, İbn Kayyım gibi –
Allah onlara rahmet etsin – ehl-i sünnetin büyük imamlarının da akidevî ya da
amelî meselelerde ciddî hataları olmuştur. Fakat bu imamlar kendilerine menhec
olarak Kur’ân ve sünneti asıl kabul eden kimseler oldukları için hataları
görmezden gelinir ve bu hatalarına uyulmaz. Vasıl b. Atâ, Ebu Hanife, Cehm b.
Safvan, Ma’bed el-Cuhenî, Maturidi,
Fahruddin er-Razi gibileri ise menheclerinde sünnete mukabil re’y ve kelam
ekollerini benimsedikleri için, bazı konularda sünnete muvafık olsalar dahi bid’at
ehlinden sayılırlar.
Avam ya da âlim, iman eden herkese vacip olan Allah’a ve
rasulüne itaat etmeleri, yani Kur’ân ve sünneti öğrenip, onun hükümlerine göre
amel etmeleri, hidayeti başka bir şeyde aramamalarıdır. Bunu menhec olarak asıl
belirledikten sonra alimlerden istifade edilir ve alimlerin sözleri Kur’ân ve
sünnete arz edilerek ancak kabul edilir. Fakat bozuk menhec sahipleri önce
kendilerine alim veya hoca belirliyor, sonra Kur’an ve sünnet naslarını bu
hocalara arz ediyorlar!
Bu yüzdendir ki dünyadaki müslümanların kahir ekseriyetinin
kafirlere dönüştüğü Korona Plandemi senaryosunda şeyh Fevzan da bu küfrü onaylayan
fetvalar verenlerden biri olmuştur ve onun bu küfürden rücu ettiğine dair hala
bir şey işitmedim! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hedyini ve apaçık
nasları terk edip, Fevzan’ı ve benzerlerini taklid eden birçok kimse de bu
küfre iştirak etmişlerdir! Şayet kendilerine âlimleri taklidi değil de, Kur’ân
ve sünneti asıl menhec edinmiş olsalardı, bu küfre düşmezlerdi!
Bu önemli girişten sonra, büyük şirkte cehaletin dünya
hükümlerinde mazeret olması meselesine gelelim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in hedyi ve sünnetine baktığımızda bir müslümanı küfürle veya şirk ile
itham etmenin büyük tehlikesi açıkça ifade edilmektedir ve bu naslarda dünya hükmü – ahiret hükmü diye bir ayrım yoktur. Hatta müslümanı tekfirden
sakındıran naslar tedebbür edilirse, dünya hükmü bakımından zahiren müslüman
olan bir kimsenin tekfir edilmesinden sakındırıldığı açıkça ortaya çıkar.
“Zahiren müslüman” sözüme dikkat edin! Çünkü zahirlerinde
İslam’a dair hiçbir alamet taşımayan, sakalı olmayan, sarık sarmayan, namaz
kılmayan, pantolon giyen, yahut kadın ise başı açık gezen ve kelime-i
şehadetine şahit olmadığımız kimselere dünya hükmü bakımından müslüman
diyemeyiz! Ahiretteki hükümlerini ise Allah’a bırakırız. Bu sayılanların kalplerinde
iman bulunabilir ve kendilerini azaptan kurtaracak mazeretleri bulunabilir. Ama
bu mazeretlere bizler değil, ahirette Allah hükmedecektir. Çünkü bizler
kalplerde olanı bilemeyiz, kalıplarda olanı biliriz ve ona göre hükmederiz.
Buna mukabil, İslam’ı izhar eden, sakal bırakan, sarık saran,
namaz kılan, kadınsa başını örten kimseler hakkında da ahiretlerine değil,
dünyalarına hükmederek müslüman olduğunu biliriz. Halbuki bu sıfatta olan
kimselerin birçoğunda nifak da bulunur. Kalplerini bilemeyeceğimiz için yine
kalıplarına bakar ve ona göre hükmederiz. Lakin günümüzde “modern tesettür”
adını verdikleri, İslamî tesettürle alakası olmayan giyim şekline girmiş bütün
kadınların – istisnasız olarak – münafık olduklarına da şehadet ederiz. Çünkü Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem bize bunu böylece bildirmiştir. Münafık ise, dünya
hükümleri bakımından müslümanlarla aynı haklara sahip olan, ahirette ise
kâfirlerden bile daha aşağılık tutulacak kimselerdir.
Soruda adı geçen alimlerin fetvalarını taklid edenler ise
özellikle kabirlerden yardım istemeleri sebebiyle sufileri tekfir etmeyi şart
koşmaktadırlar! Günümüzde bazı zıvanadan çıkmış, İslamî kuralları tamamen terk
etmiş bozuk tarikatleri istisna edersek, sufilerde genel olarak zahirlerinde
İslam alametleri vardır. İslam şeriatinin zahir kuralları ile amel ederler, Kur'an ve sünnetin delaletini kabul ederler.
Bununla beraber ölülerle tevessül ve istigase gibi şirke varan te’villeri ile
bilinmektedirler. Bunun sebebi de, yukarıda bahsettiğim aynı menhec
bozukluğudur! Onların şeyhlerini taklid etmeleridir. Bu kimseler zahirlerinde
İslam alametlerini ortaya koymuşken kendilerine nebevi hadis diyerek sunulmuş
hurafelerden veya sahih hadislere bâtıl te’vil sunulmuş olması sebebiyle şirke
varan fiillerde bulunmalarından dolayı müşrik olduklarını yahut kafir
olduklarını söylemek, Harici metodu değil de nedir? Zira onlar Rasule tabi oldukları zannıyla bu fiillerde bulunmaktadırlar. Elbette bu hata şiddetle reddedilir, zanları onlara fayda sağlamaz, lakin bu konuda yetkili İslam kadısı tarafından hüccet ikamesi gerçekleştirilmeden tekfir etmek başka bir sapmadır!
Tekfirin manilerinden olduğuna dair zikredilen deliller şüphesiz
bu kimseler için de gözönünde bulundurulması gereken delillerdir. Mesela Musa aleyhi's-selâm
kavminde gördüğü bir sapmaya öfkelenerek vahyin yazılı olduğu levhaları yere
atmıştı. Şimdi soruda bahsedilen kimseler: “Biz Musa aleyhi's-selâm’ın o
sırada dünya hükmü olarak küfre girdiğini söyleriz” diyebilir mi? Böyle
derlerse kendileri kâfir olurlar. Böyle diyemiyorlarsa, müşrik hükmünü verdikleri muayyen kimseler hakkında da şartları ve manileri gözetmeden böyle bir hükme gitmemeleri gerekir!
Plandemi küfrüne gelince, sufilerin çoğunluğu da, onları tekfir eden hâricî meşrepliler de hep birlikte zahirlerinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlama ve İslam şiarlarını yasaklama küfrünü onaylama alameti olan maskeleri yüzlerine geçirerek kafir oldular. Maske taktıkları için kafir olmadılar, kâfir oldukları için maske taktılar! Çünkü bu meselede asıl küfür olan husus, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hastalık bulaşmaz sözünü yalanlayıp, paganist Dünya Sağlık Örgütünün “hastalık bulaşır” söünü tasdik etmek, Allah’ın emri olan cemaatle namazı, safları birleştirmeyi, haccı, umreyi yasaklamaktır. İnsanlar bu küfürlere itikad ettikleri için kafirler oldular ve bu küfürlerinin alameti olarak maske taktılar! Zahirlerinde küfrü ortaya koyup İslam’ı terk ettikleri için dünya hükmü olarak bu kimselerin küfrüne hükmetmek vacip oldu. imanları ve mazeretleri varsa ahirette Allah hükmedecektir. Fakat bizler kalplerde gizli olan mazeretlere göre değil, bize zahir olanlara göre hükmetmek zorundayız. Kalpleri yarmakla emrolunmadık.
Hadiste geldiği gibi, İslam alenîdir, iman ise kalptedir. Yani zahiren İslam'ın kuralları ve zahirî şekilleri ortaya konulmak zorundadır. Bu bakımdan İslam kesinlikle zahirdeki şekli önemseyen bir dindir! Zaman ve mekâna bağlı örflerde - sünnette gelenlere aykırı olmamak şartıyla - farklılık olsa dahi, müslümanın kâfirlerin görünümlerine aykırı, İslam'a has bir şekilde görünmesi zorunludur. Kim kendisini bir kavme benzetirse onlardandır.
İşte zahire göre hüküm, büyük şirk veya küfürde cehaletin
mazeret olup olmaması konusunda Allah’ın kitabının ve Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in hedyinin gösterdiği yol budur. Zahirinde İslam olan kimseye işlemiş olduğu şirk veya küfür fiilleri sebebiyle, tekfirin şart ve engelleri
gözetilmeden hükümde bulunulamaz! Aynı şekilde zahirinde küfrü ortaya koymuş, kendisini kâfirlere benzetmiş kimsenin de müslüman olduğuna hükmetmeye kalkışmanın yeri yoktur!
Allah en iyi bilendir.