Soru: Selamun aleykum Uzun zamandır kafamı
karıştıran bir husus. Yüce Rabbimiz, Tevvâb ismi gereğince pismanlik
içeren tövbeleri affeder. Ve Allahin merhametinin sonsuzluguna delil olarak
Buruc 10 örnek gösterilmekte. "İnanan erkek
ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın
azabı vardır." Bu ayette
müminleri ateşle öldüren katillerin dahi hakiki tövbe ile affedilebileceklerine
işaret edilmekte. Böyle bir tanrıya iman etmek ne güzel. Fakat genel
soruma gelince; birinin zulmünden veya günahından dolayi haksızlığina uğramış
kadınlar, erkekler, çocuklar, hayvanların durumu ne olacak? Bir başkasının
hakkına girmiş katil olsun, hırsız olsun, uyuşturucu satanlar olsun, insan
kaçıranlar vs. Allah bunlara da tövbe etmeyi nasip edebilir elbette. Fakat
haksızlığa ve zarara uğrattıkları kişilerin durumu ne olacak. Böyle bir
günahtan tövbe eden kişinin tövbesini Allah kabul ettiyse haksizliga
uğramışların haklari nasil verilecek? Hatta şöyle bir soru da soruldu; "insanlara
ıstediğin zulmü yap, sonunda tövbe etmek nasip olursa yine de cennetliksin!"
Bu tabi ki yanlış bir tutum ama umarim sorum anlasilmistir.
Cevap: Aleykum selam ve rahmetullah. Amin ecmain.
Günahlardan ve
haksızlıklardan tevbeyi nasip etmesi Allah’ın dilemesindedir. Tevbenin ise bir
takım şartları vardır. Kul haklarından tevbede haksızlık yapılan mal ve
benzerlerinin sahiplerine iade edilmesi veya mal dışındaki hususlarda
helalleşilmesi tevbenin şartlarındandır.
Aişe radiyallahu anha’dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
الدَّوَاوِينُ عِنْدَ اللَّهِ ثَلَاثَةٌ دِيوَانٌ
لَا يَعْبَأُ اللَّهُ بِهِ شَيْئًا وَدِيوَانٌ لَا يَتْرُكُ اللَّهُ مِنْهُ شَيْئًا
وَدِيوَانٌ لَا يَغْفِرُهُ اللَّهُ فَأَمَّا الدِّيوَانُ الَّذِي لَا يَغْفِرُهُ اللَّهُ
فَالشِّرْكُ بِاللَّهِ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {إِنَّهُ
مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ} وَأَمَّا الدِّيوَانُ
الَّذِي لَا يَعْبَأُ اللَّهُ بِهِ شَيْئًا فَظُلْمُ الْعَبْدِ نَفْسَهُ فِيمَا بَيْنَهُ
وَبَيْنَ رَبِّهِ مِنْ صَوْمِ يَوْمٍ تَرْكَهُ أَوْ صَلَاةٍ تَرْكَهَا فَإِنَّ اللَّهَ
يَغْفِرُ ذَلِكَ وَيَتَجَاوَزُ إِنْ شَاءَ وَأَمَّا الدِّيوَانُ الَّذِي لَا يَتْرُكُ
اللَّهُ مِنْهُ شَيْئًا فَظُلْمُ الْعِبَادِ بَعْضِهِمْ بَعْضًا الْقَصَاصُ لَا مَحَالَةَ
“Allah Azze ve Celle katında üç divan vardır. Bir divana Allah hiçbir
önem vermez. Bir divanda Allah bir şey bırakmaz. Bir divanı ise Allah
bağışlamaz. Allah’ın bağışlamayacağı divan Allah’a ortak koşmaktır. Allah Azze
ve Celle şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ki kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona cenneti haram
kılmıştır.” (Maide 72)
Allah’ın bir şey önemsemeyeceği divan kulun kendisiyle rabbi arasında işlediği;
oruç tutmayı terk ettiği gün veya terk ettiği namaz gibi zulümlerdir. Muhakkak
ki Allah Azze ve Celle bunu bağışlar. Allah dilerse bunu affeder. Allah’ın
hiçbir şey terk etmeyeceği divan ise kulların birbirlerine zulmüdür. Bunlardan
dolayı mutlaka kısas uygulanır.”[1]
Günahlar üç kısımdır:
Birincisi: Allah Subhanehu ve Teâla’nın namaz, oruç, zekât
ve diğerleri gibi vacip kıldığı şeylerin terkinde (kasten terk edilmiş namazlar
dışındakilerin) imkân nispetinde kaza edilmesi gerekir.
İkincisi: Sarhoş edici içki içmek, faiz yemek gibi kul
ile Allah Teâla arasında olanlar. Bundan dolayı pişman olup kalpte bir daha
böyle günahlara dönmemeye azmetmelidir.
Üçüncüsü: Kişi ile kullar arasındaki günahlardır.
Bununda kısımları vardır:
Bunlardan kimisi mal,
kimisi can, kimisi ırz ve kimisi de din hakkındadır.
A- Mallar
hususundaki hakları imkân
varsa sahiplerine iade etmelidir. Eğer yokluktan veya fakirlikten dolayı bundan
aciz kalınırsa, eğer ölmemiş ve kayıp değilse ondan hakkını helal etmesi istenir.
Aksi halde imkân olursa onun adına sadaka verilir. Bu da olmazsa iyilikler
çoğaltılmalı, Allah Teâla’ya dönüş yapmalı, yalvarıp yakararak kıyamet gününde
onu kendisinden razı etmesi istenmelidir.
Rivayet edildiğine
göre İbn Mesud radıyallahu anh bir defasında bir cariye satın almıştı. Ancak o
parayı sayıp hazırlarken cariyenin sahibi gitti. İbn Mes’ud radıyallahu anh
adamın dönüşünden ümit kesinceye kadar bekledikten sonra o parayı tasadduk etti
ve şöyle dedi:
“Allah’ım! Bu sadaka
cariyenin sahibi namınadır. Eğer kabul ederse sevabı onundur. Şayet etmezse
sevabı benim olur. O da parası kadarını benim hasenatımdan alır.”
Zina eden kadın, içki
satan, şarkı söyleyen, yalancı şahitlik yapan kimseler gibi haram fiiller
işleyerek para kazanan ve fakat sonra o para kendisinde olduğu halde tevbe
etmek isteyen kimsenin tevbesi o malı tasadduk etmek ve aldığı kimseye
vermemektir. Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin de tercih etmiş olduğu görüş budur.
Çünkü onu alan kimse sahibinin gönül rızasıyla vermesiyle almıştır. O kimse ise
zaten o mala karşılık haram olan bedeli almış bulunmaktadır. O adam o malla
Allah’a karşı günah işlemiş ve işlemesine yardımcı olmuştur. Onu isteyerek
vermiştir. O mal ikinci ve üçüncü kez günah işlemesi için kendisine iade
edilmez. Bu durum günah ve tecavüz konusunda ona yardım etmekten başka bir mana
ifade etmez
Bu durumda yapılması
gereken en doğru iş, onu alanın yararına harcamak, günahını hafifletmektir;
öbür günahkâra destek vermemek, hem fayda, hem de bedeli almasına izin
vermemektir. Aynı durum helal malına herhangi bir yolla haram karıştıran ve
helalini haramından ayıramayanın tevbesi hususunda da geçerlidir: Bu kişi,
haram olan mal miktarınca tasadduk ederek geriye kalanı temizler… Allah en iyi
bilendir.
B- Can hususundaki
haklara gelince: Onun
yakınlarına kısası yerine getirmek için gitmeli, onlar da kişiden kısas yapmalı
veya helalleşmelidir. Ölü sahibi ise dilerse
kısası talep eder, dilerse bağışlar. Eğer bundan aciz kalınırsa Allah Subhanehu ve Teala’ya onu kıyamet gününde
kendisinden razı etmesi için yalvarmalıdır.
C- Irz hakkındaki
haklara gelince: Bir müslümanı
gıybet etmiş veya iftira atmışsa ya da hakaret ettiyse bunu yaptığı kimsenin
yanında kendini tekzib etmeli ve mümkün olursa ondan hakkını helal etmesini
istemelidir. Eğer bunu izhar ettiğinde öfkesinin artmasından veya fitne çıkmasından
korkulmazsa böyle yapılır. Aksi halde Allah Subhanehu ve Teâla’ya onu kendisinden
razı kılması ve kendisi adına ona hayırlı karşılık vermesi için dua etmeli ve
hak sahibi için çokça bağışlanma dilemelidir.
D- Din konusundaki
haklar: Bir Müslüman’ı tekfir
etmişse veya haksız olarak bid’atçilikle yahut sapıklıkla suçlamışsa ona bunu
söyleyerek kendini tekzip etmelidir. Eğer mümkünse onunla helalleşir. Aksi
halde Allah Teâla’ya bundan pişman olarak yalvarır ki onu kendisinden razı
kılsın.
Mümkün mertebe razı
edebildiği hasımlarını razı etmelidir. Mümkün olmayan hususlarda da yalvarıp
yakararak ve sadaka vererek Allah Subhanehu ve Teâla’ya onu kendisinden razı
kılması için dua ederek yönelmelidir. Bu kıyamet gününde Allah Subhanehu’nun
dilemesinde olan bir şey olur. Allah Teâla’nın büyük fazlından ve geniş
ihsanından ümitli olmalıdır. Zira O, kişinin kalbindeki sadakati gördüğünde
faziletlerinin hazinelerinden bahşederek hasımlarını razı edecektir.
Bu konuda aşağıda
zikredeceğim nakiller tedebbür edilmelidir:
1- Abdullah b. Ez-Zubeyr radiyallahu anhuma’dan:
“Muhakkak sen de öleceksin, onlar da
ölecekler. Sonra şüphesiz, siz de
kıyamet günü, Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.” (Zumer 30-31) ayeti nazil olunca babam
Zubeyr b. El-Avvam radiyallahu anh Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına
gidip dedi ki:
أَيْ رَسُولَ اللهِ أَيُكَرَّرُ
عَلَيْنَا مَا كَانَ بَيْنَنَا فِي الدُّنْيَا مَعَ خَوَاصِّ الذُّنُوبِ؟ قَالَ
نَعَمْ لَيُكَرَّرَنَّ عَلَيْكُمْ حَتَّى يُؤَدَّى إِلَى كُلِّ ذِي حَقٍّ حَقُّهُ
فَقَالَ الزُّبَيْرُ وَاللهِ إِنَّ الْأَمْرَ لَشَدِيدٌ
“Ey Allah’ın rasulü! Özel bir takım günahlarla
birlikte dünyada aramızda olup bitenden sonra yine mi muhakeme tekrar edecek?”
diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Evet, her hak sahibine hakkı verilene kadar”
buyurdu. Bunun üzerine Zubeyr radiyallahu anh: “Öyleyse durum müthiş” dedi.”[2]
2- Ebu Said
el-Hudrî radiyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem “Biz, onların
gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya
oturan kardeşler olacaklar.” (Hicr 47) ayeti hakkında şöyle buyurdu:
يَخْلُصُ
المُؤْمِنُونَ مِنَ النَّارِ فَيُحْبَسُونَ عَلَى قَنْطَرَةٍ بَيْنَ الجَنَّةِ
وَالنَّارِ فَيُقَصُّ لِبَعْضِهِمْ مِنْ بَعْضٍ مَظَالِمُ كَانَتْ بَيْنَهُمْ فِي
الدُّنْيَا حَتَّى إِذَا هُذِّبُوا وَنُقُّوا أُذِنَ لَهُمْ فِي دُخُولِ الجَنَّةِ
فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَأَحَدُهُمْ أَهْدَى بِمَنْزِلِهِ فِي
الجَنَّةِ مِنْهُ بِمَنْزِلِهِ كَانَ فِي الدُّنْيَا
“Müminler cehennemden kurtulunca, cennet ve cehennem arasında bir köprüde
durdurulurlar ve aralarında dünyada geçmiş olan haksızlıklar kısas edilir.
Böylece günahlardan temizlenip paklandıktan sonra cennete girmelerine izin
verilir. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, onlardan her biri, cennetteki
evini, dünyadaki evinden daha iyi tanır.”[3]
3- Ebu Eyyub radiyallahu anh’den: “Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
أَوَّلُ مَنْ يَخْتَصِمُ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ الرَّجُلُ وَامْرَأَتُهُ وَاللهِ مَا يَتَكَلَّمُ لِسَانُهَا
وَلَكِنْ يَدَاها ورِجْلَاها يَشْهَدَانِ عَلَيْهَا بِمَا كَانَتْ تُغَيِّبُ
لِزَوْجِهَا وَتَشْهَدُ يَدَاهُ وَرِجْلَاهُ بِمَا كَانَ يُولِيها ثُمَّ يُدْعَى بِالرَّجُلِ
وَحَرَمِهِ فَمِثْلُ ذَلِكَ ثُمَّ يُدْعَى بِأَهْلِ الْأَسْوَاقِ وَمَا يُوجَدُ
ثُمَّ دَوَانِيقُ وَلَا قَرَايِطُ وَلَكِنْ حَسَنَاتُ هَذَا تُدْفَعُ إِلَى هَذَا
الَّذِي ظَلَمَ وَسَيِّئَاتُ هَذَا الَّذِي ظَلَمَهُ ثُمَّ يُؤْتَى
بِالْجَبَّارِينَ فِي مَقَامِعَ مِنْ حَدِيدٍ فَيُقَالُ أَوْرِدُوهُمْ إِلَى
النَّارِ فَوَاللهِ مَا أَدْرِي يَدْخُلُونَهَا أَوْ كَمَا قَالَ اللهُ تَعَالَى
{وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا ثُمَّ
نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا}
“Kıyamet günü ilk muhakeme olacak olanlar,
kişiyle hanımıdır. Vallahi hanımının dili konuşmayacak, onun elleri ve ayakları
konuşup, kocasından habersiz olarak yaptıklarına şahitlik edecekler. Erkeğin de
elleri ve ayakları, onun hanımına nasıl davrandığına şahitlik edecekler. Sonra
kişiyle hizmetçisi çağrılıp aynı şekilde muhakeme olacaklar, sonra çarşı
sahipleri çağrılıp muhakeme edilecekler. O gün ne danik, ne de kırat olmayacak,
haksız olanın iyilikleri alınıp haklı olana verilecek, mazlumun günahları
zalime yüklenecek. Sonra zorbalar demir sopalarla getirilip: “Onları cehenneme
sürün” denilecek. Vallahi onlar cehenneme girecekler mi, yoksa: “Sizden
cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş
bir hükümdür” (Meryem 72) ayetinde söylendiği gibi mi olacak bilmiyorum.”[4]
4- Aişe radiyallahu
anha şöyle dedi: “Bir adam Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve: “Ey Allah’ın rasulü!
Bana hıyanet eden, yalan söyleyen ve asi olan iki tane kölem var. Buna karşılık
ben de onları dövüyor ve sövüp sayıyorum. Bu yaptığımdan dolayı hesapta benim
durumum nedir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
يُحْسَبُ مَا خَانُوكَ وَعَصَوْكَ وَكَذَّبُوكَ
وَعِقَابُكَ إِيَّاهُمْ فَإِنْ كَانَ عِقَابُكَ إِيَّاهُمْ بِقَدْرِ ذُنُوبِهِمْ كَانَ
كَفَافًا لَا لَكَ وَلَا عَلَيْكَ وَإِنْ كَانَ عِقَابُكَ إِيَّاهُمْ دُونَ ذُنُوبِهِمْ
كَانَ فَضْلًا لَكَ وَإِنْ كَانَ عِقَابُكَ إِيَّاهُمْ فَوْقَ ذُنُوبِهِمْ اقْتُصَّ
لَهُمْ مِنْكَ الفَضْلُ قَالَ فَتَنَحَّى الرَّجُلُ فَجَعَلَ يَبْكِي وَيَهْتِفُ فَقَالَ
رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَمَا تَقْرَأُ كِتَابَ اللَّهِ
{وَنَضَعُ المَوَازِينَ القِسْطَ لِيَوْمِ القِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا
وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ} فَقَالَ الرَّجُلُ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَجِدُ
لِي وَلَهُمْ شَيْئًا خَيْرًا مِنْ مُفَارَقَتِهِمْ أُشْهِدُكَ أَنَّهُمْ أَحْرَارٌ
كُلُّهُمْ
“Sana olan hainlikleri,
isyanları ve yalanları ile senin onlara verdiğin ceza hesap edilecek senin ceza
onların suçu kadar ise hesap başa baş gelecektir. Ne alacağın ne de vereceğin
olacaktır. Eğer senin verdiğin ceza suçlarının altında ise senin onlardan
alacağın kalmıştır. Eğer senin verdiğin cezalar suçlarının üstünde ise fazlası
onlar için senden kısas olarak alınacaktır.” Bunun üzerine adam bir kenara
çekilerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’ın Kitab’ını okumuyor musun? Allah ne buyuruyor: “Biz, kıyamet
günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık
edilmez. Bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu getiririz. Hesap gören olarak
biz yeteriz.” (Enbiya 47) Bunun üzerine adam: “Vallahi ey Allah’ın Rasûlü!
Bu kölelerimle benim aramın ayrılmasından başka bir çözüm bulamıyorum sizi
şâhid tutarım ki onların hepsi hürdür.”[5]
5- Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لِأَخِيهِ مِنْ
عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ اليَوْمَ قَبْلَ أَنْ لاَ يَكُونَ دِينَارٌ
وَلاَ دِرْهَمٌ إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ
وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ
“Kimin bir kardeşine şerefiyle ilgili veya herhangi bir haksızlığı
varsa dinar ve dirhemin olmayacağı günden önce bugünden helalleşsin. Eğer
kendisinin salih ameli varsa yaptığı haksızlık kadarı kendisinden alınır,
iyilikleri yoksa arkadaşının kötülüklerinden alınıp kendisine yüklenir.”[6]
6- Ebu Hureyre radiyallahu
anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟ قَالُوا
الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ فَقَالَ إِنَّ
الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ
وَزَكَاةٍ وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا وَأَكَلَ مَالَ هَذَا وَسَفَكَ
دَمَ هَذَا وَضَرَبَ هَذَا فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ
حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ
مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ
“Müflis’in ne olduğunu bilir misiniz?” Dediler ki: “Aramızda
müflis; parası ve eşyası olmayan kimsedir.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem buyurdu ki:
“Muhakkak ki ümmetimde müflis; kıyamet gününde namaz, oruç ve zekât
ile beraber, şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, şunun kanını
dökmüş, şunu dövmüş olarak gelir. Bunun iyiliklerinden alınıp şuna ve şuna
verilir. Hakların ödenmesi tamamlanmadan iyilikleri bittiğinde bu defa o
kimselerin günahları bu kimseye yüklenir. Sonra cehenneme atılır.”[7]
7- Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا
يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ
“Muhakkak ki kıyamet gününde hakları sahiplerine ödeyeceksiniz. Hatta
boynuzsuz koç, boynuzlu koçtan hakkını alacaktır.”[8]
8- Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
يَقْتَصُّ الْخَلْقُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ
حَتَّى الْجَمَّاءُ مِنَ الْقَرْنَاءِ وَحَتَّى الذَّرَّةُ مِنَ الذَّرَّةِ
“Mahlûkat birbirinden kısas alacaktır. Hatta boynuzsuz koç, boynuzlu
koçtan ve karınca karıncadan hakkını alacaktır.”[9]
9- Abdullah b. Uneys radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu:
“يَحْشُرُ
اللَّهُ الْعِبَادَ عُرَاةً غُرْلًا بُهْمًا قُلْتُ مَا بُهْمًا؟ قَالَ لَيْسَ مَعَهُمْ
شَيْءٌ فَيُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ
كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ أَنَا الْمَلِكُ لَا
يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ وَأَحَدٌ مِنْ أَهْلِ
النَّارِ يَطْلُبُهُ بِمَظْلَمَةٍ وَلَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَدْخُلُ
النَّارَ وَأَحَدٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَطْلُبُهُ بِمَظْلَمَةٍ قُلْتُ وَكَيْفَ؟
وَإِنَّمَا نَأْتِي اللَّهَ عُرَاةً بُهْمًا؟ قَالَ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ
“Allah kıyamet günü kulları - yahut insanları -
çıplak olarak, sünnetsiz olarak ve
(bühmen) eşyasız olarak biraraya
toplayacaktır.” Biz dedik ki: “Bühm ne demektir?” Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“İnsanların beraberlerinde hiç bir şeyleri
olmamaktır. Böylece uzakta olan kimsenin duyacağı bir sesle onlara şöyle
çağıracaktır (zannedersem, o şöyle demişti: “Yakında olan kimse onu duyduğu
gibi, uzaktaki de onu duyacaktır):
“Gerçekten sahip, sultan benim; cennet ehlinden
hiç kimseye, cehennemliklerden birinin zulümden ötürü ona davacı olması
halinde, cennete girmek lâyık değildir. Cehennem ehlinden de hiç kimseye,
cennetliklerden birinin zulümden ötürü ona davacı olması halinde, cehenneme
girmek lâyık değildir. (Cennet veya Cehenneme girmeden önce, bunlara hakları
verilir).” Dedim ki: “Bu nasıl olur? Biz Allah'a çıplak olarak varlıksız şekilde
gideceğiz, (hakları nereden ve nasıl verebiliriz)?” Nebî sallallâhu aleyhi ve
sellem:
“Sevaplarla ve günahlarla” buyurdu.”[10]
10- Muhammed b. Abdillah b. Cahş radiyallahu anh’den Nebî sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوْ
قُتِلَ رَجُلٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ عَاشَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ مَا دَخَلَ الْجَنَّةَ
حَتَّى يَقْضِيَ دَيْنَهُ
“Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki, kişi Allah yolunda
öldürülse, sonra üzerinde borç olduğu halde yaşasa, borcunu ödeyinceye kadar
cennete giremez.”[11]
11- Ebu Osman en-Nehdî rahimehullah’tan: Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
تُرْفَعُ لِلرَّجُلِ صَحِيفَةٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
حَتَّى يَرَى أَنَّهُ نَاجٍ فَمَا تَزَالُ مَظَالِمُ بَنِي آدَمَ تَتْبَعُهُ حَتَّى
مَا تَبْقَى لَهُ حَسَنَةٌ وَيُزَادُ عَلَيْهِ مِنْ سَيِّئَاتِهِمْ قَالَ فَقُلْتُ
لَهُ عَمَّنْ يَا أَبَا عُثْمَانَ؟ قَالَ عَنْ سَلْمَانَ وَسَعْدٍ وَابْنِ مَسْعُودٍ
وَرَجُلَيْنِ آخَرَيْنَ لَمْ يَحْفَظْهُمَا
“Kıyamet gününde kişiye amel defteri verilir, orada kurtulmuş
olduğunu görür. Âdemoğullarına yaptığı haksızlıklar ondan alınmaya devam eder,
ta ki iyiliği kalmaz ve haksızlık yaptığı kimselerin kötülükleri kendisine
yüklenir.” Halid el-Hazza dedi ki: “Bu rivayet kimden ey Ebu Osman!” dedi
ki: “Selman, Sa’d, İbn Mes’ud ve hatırlayamadığım diğer iki sahabeden
(radiyallahu anhum)”[12]
12- İbn Mes’ud radiyallahu anh’den:
يُؤْخَذُ بِيَدِ الْعَبْدِ وَالْأَمَةِ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ فَيُنَادِي مُنَادٍ عَلَى رُءُوسِ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ هَذَا
فُلَانُ ابْنُ فُلَانٍ مَنْ كَانَ لَهُ حَقٌّ فَلْيَأْتِ إِلَى حَقِّهِ فتَفْرَحُ الْمَرْأَةُ
أَنْ يَذُوبَ لَهَا الْحَقُّ عَلَى أَبِيهَا أَوْ عَلَى ابْنِهَا أَوْ عَلَى أَخِيهَا
أَوْ عَلَى زَوْجِهَا ثُمَّ قَرَأَ ابْنُ مَسْعُودٍ {فَلَا أَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ
وَلَا يَتَسَاءَلُونَ} فَيَغْفِرُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى مِنْ حَقِّهِ مَا شَاءَ
وَلَا يَغْفِرُ مِنْ حُقُوقِ النَّاسِ شَيْئًا فَيَنْصِبُ لِلنَّاسِ فَيَقُولُ آتُوا
إِلَى النَّاسِ حُقُوقَهُمْ فَيَقُولُ رَبِّ فَنِيَتِ الدُّنْيَا مِنْ أَيْنَ أُوتِيهِمْ
حُقُوقَهُمْ؟ فَيَقُولُ خُذُوا مِنْ أَعْمَالِهِ الصَّالِحَةِ فَأَعْطُوا كُلَّ ذِي
حَقٍّ حَقَّهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ فَإِنْ كَانَ وَلِيًّا لِلَّهِ فَفَضَلَ لَهُ
مِثْقَالَ ذَرَّةٍ ضَاعَفَهَا لَهُ حَتَّى يُدْخِلَهُ بِهَا الْجَنَّةَ ثُمَّ قَرَأَ
عَلَيْنَا {إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ} وَإِنْ كَانَ عَبْدًا شَقِيًّا
قَالَ الْمَلَكُ رَبِّ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ وَبَقِيَ طَالِبُونَ كَثِيرٌ فَيَقُولُ
خُذُوا مِنْ سَيِّئَاتِهِمْ فَأَضِيفُوهَا إِلَى سَيِّئَاتِهِ ثُمَّ صُكُّوا لَهُ صَكًّا
إِلَى النَّارِ
“Kıyamet gününde
gelmiş geçmiş tüm insanların önünde erkek veya kadının elinden tutulur. Sonra
bir münadi: “Bilin ki bu filan oğlu filandır! Her kimin bunda bir hakkı varsa
gelip alsın” diye seslenir. O anda mümin kişi annesi, babası, kardeşi, çocuğu
veya eşi üzerinde az da olsa bir hakkı olmasına sevinir.” Sonra İbn Mes’ud
radiyallahu anh şu ayeti okudu:
“Sura üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır,
birbirlerini de arayıp sormazlar” (Mu’minun 101) Sonra dedi ki: “Allah Teâlâ kendi hakkından dilediğini
bağışlar. Ama insanların haklarından hiçbirisini bağışlamaz. Kişi insanların
huzuruna dikilir de şöyle nida edilir: “Bu, falan oğlu falandır. Kimin hakkı
var ise gelsin, hakkını alsın. Bunun üzerine kul: “Rabbim! Dünya bitti, onların
haklarını nereden vereyim?” der. Allah da şöyle buyurur:
“İyi
amellerinden alın ve hak sahibine isteği kadar verin. Şayet kul Allah'ın dostu
ise; ona bir karınca ağırlığı ihsanda bulunur. Ve bu karınca miktarını
artırarak onu cennete koyar. Sonra Abdullah bize dedi ki:
“Allah
karınca ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. Karınca kadar iyilik yapılsa onu kat
kat artırır.” (Nisa 40) Şöyle devam etti: “Onu cennette koyar. Âsî bir kul ise melek:
“Rabbim! İyilikleri bitti ve birçok istekli kaldı” der. Allah Teâlâ da:
“Onların
kötülüklerinden alın ve o kulun kötülüklerine ekleyin” buyurur. Sonra da
cehenneme gönderilmesi hükmü yazılır.“”[13]
13- İbn Mes’ud radiyallahu anh’den:
الْقَتْلُ فِي سَبِيلِ اللهِ يُكَفِّرُ الْخَطَايَا
كُلَّهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَّا الدَّيْنَ يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
وَإِنْ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيُقَالُ لَهُ أَدِّ أَمَانَتَكَ فَيَقُولُ يَا رَبِّ
لَا أَقْدِرُ عَلَيْهَا قَدْ ذَهَبَتْ عَنِّي الدُّنْيَا فَيَقُولُ انْطَلِقُوا بِهِ
إِلَى الْهَاوِيَةِ فَبِئْسَتِ الْأُمُّ وَبِئْسَتِ الْمُرَبِّيَةُ فَيُلْقَى فِيهَا
فَيَهْوِي حَتَّى يَبْلُغَ قَعْرَهَا قَالَ وَيُمَثَّلُ مَعَهُ أَمَانَتُهُ فَيَحْتَمِلُهَا
ثُمَّ يَصْعَدُ حَتَّى إِذَا رَأَى أَنَّهُ نَاجٍ زَلَّتْ مِنْهُ فَهَوَتْ وَهَوَى
مَعَهَا أَبَدًا قَالَ وَالْأَمَانَةُ فِي كُلِّ شَيْءٍ فِي الْوُضُوءِ وَالصِّيَامِ
وَالْغُسْلِ مِنَ الْجَنَابَةِ وَأَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ الْوَدَائِعُ
“Allah
yolunda öldürülmek, borç dışında kişinin tüm günahlarına keffaret olur. Kişi
Allah yolunda öldürülmüş olsa dahi kıyamet gününde huzura çıkarılır ve: “Üzerindeki
emaneti teslim et” denilir. Adam: “Dünya hayatı bitmişken onu nasıl teslim
edeyim?” der. “Bunu alıp Hâviye’ye/cehenneme götürün. O ne kötü bir anne ve ne
kötü bir terbiyecidir” denilir. Cehennemin dibinde, teslim etmesi gereken
emanet, aldığı günkü haliyle karşısına çıkınca onu boynuna alıp cehennemde tırmanmaya
başlar. Tam çıktım diye düşünürken emanet boynundan düşer ve onun peşinden
kendisi de aşağı düşer. Bu böylece sonsuza kadar devam eder. Emanet her
konudadır. Abdestte, oruçta, cünüplükten gusletmekte, bunların en şiddetlisi de
ödünç alınan eşyalardadır.”[14]
14- Burayde radiyallahu anh’den, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
وَمَا مِنْ رَجُلٍ مِنَ الْقَاعِدِينَ يَخْلُفُ
رَجُلًا مِنَ الْمُجَاهِدِينَ فِي أَهْلِهِ إِلَّا نُصِبَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
فَيُقَالُ يَا فُلَانُ هَذَا فُلَانٌ فَخُذْ مِنْ حَسَنَاتِهِ مَا شِئْتَ ثُمَّ الْتَفَتَ
النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ مَا ظَنُّكُمْ
تُرَوْنَ يَدَعُ لَهُ مِنْ حَسَنَاتِهِ شَيْئًا
“(Evinde)
oturanlardan bir erkek, mücahidlerden bir adama ailesi hususunda vekil olur da
sonra ona hıyanet ederse, vekil kalan kimse kıyamet gününde mücahid için
durdurulur ve mücahide: “Ey falan! Şu adam filan kimsedir. Onun iyiliklerinden dilediğin kadarını
al” denilir.” Sonra Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ashabına döndü ve
buyurdu ki:
“İyiliklerden
birşey bırakacağını zanneder misiniz?”[15]
Bilinmesi
gerekir ki, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in esaslarına göre mü’minin kötülükleri
sonu olan cüzlerdir. İyilikleri ise sonu olmayan cüzlerdir. Çünkü iyiliklerin
karşılığı cennette onunla beraberdir. Sonu olan şey, sonu olmayan şeyle
birlikte bulunmaz. Buna göre bu hadislerde müminin hasımlarına vereceğinden
bahsedilen iyiliklerin karşılıkları, kötülüğünün karşılıklarını karşılamayan
şeylerdir. İyilikleri biterse yani kötülüklerine karşı, iyiliklerinin karşılıkları
biterse hasmının günahlarından alınıp kendisine yüklenir, sonra cehenneme
atılır.
Eğer
affedilmezse, o günahların cezası bitince, kendisine imanından dolayı yazılan
kalıcılıktan dolayı cennete döndürülür. Hasımları, kötülüklerin karşılığı olan
iyiliklerinin karşılığından fazlasını alamaz. Çünkü bu Allah’ın kıyamet gününde
mü’mine has kıldığı lütuftandır.
[1]
Hasen ligayrihi. Ahmed (6/240) Hâkim
(4/619) İbn Bişran Emali (1108) Beyhakî Şuab (6/52)
[2]
Muslim'in
şartına göre sahih. İbnu’l-A’rabi Mu’cem (1342) Ahmed (1/164, 167) Tirmizî (3236) Hâkim
(2/472, 4/617) Humeydi (62) Taberânî (13/122) Bezzâr (964) Ebû Ya’lâ (2/31, 45)
Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (3/51, 9/349) Sa’lebi el-Keşfu ve’l-Beyan
(8/234) Beyhakî (6/94)
el-Elbani es-Sahiha (340)Sa’lebi el-Keşfu ve’l-Beyan (8/234)
[3]
Sahih. Buhârî (2440, 6535)
[4]
Hasen ligayrihi. Taberânî (4/148)
Ukaylî ed-Duafa (2/276) İbn Ebi’d-Dunya el-Ehval (197) Ebu Nuaym Tarihu İsbehan
(1517) Deylemi (37) Dulabî el-Kuna ve’l-Esma (745)
[5]
Buhârî'nin şartına göre sahih. Ahmed
(6/280) Tirmizî (3165) Beyhakî Şuab (6/377) İbu’l-A’rabi Mu’cem (1826) Taberî
Tehzibu’l-Asar (1151) Hatib Tarih (9/430) Fesevi Marife (3/387) İsmail
el-Esbehani Seb’atu Mecalis (28)
[6]
Sahih. Buhârî (2449, 6534)
[7]
Sahih. Muslim (2581)
[8]
Sahih. Muslim (2582)
[9]
Muslim'in şartına göre sahih. Ahmed
(2/363) el-Elbani es-Sahiha (1967)
[10]
Sahih. Buhârî (muallak olarak 9/172)
Buhârî Edebu’l-Mufred (970) Ahmed (3/495)
Ziyau’l-Makdisi, el-Muhtare (9/26) Hâkim (2/475, 4/618) İbn Ebi Şeybe, Musned
(854) Begavî
Mu’cemu’s-Sahabe (1605) Taberânî (13/132) Taberânî Musnedu’ş-Şamiyyin (156)
Temmam Fevaid (928) Haris b. Ebi Usame Musned (44) İbn Ebi Asım es-Sunne (514)
Ebu Yusuf el-Harac (219)
[11]
Muslim'in şartına göre sahih. Ebu Zer
el-Herevi Cuz’un Fihi Ahadisin Min Mesmuat (22) Hâkim (2/29) Ahmed (5/289)
Nesâî (4684) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (6457) Bezzar (4/75) Taberânî (19/247)
Taberânî Evsat (1/90) Hadisu İsmail b. Cafer (298) İbn Ebî Âsım el-Âhad
ve'l-Mesânî (928) Abd b. Humeyd (367) Ebu Bekr eş-Şafii el-Gaylaniyyat (597)
Ebu Nuaym Marife (624) Beyhakî (5/355) Ebu Mutî el-Mısri Emali (22) Deylemi
(4521)
[12]
Muslim'in şartına göre sahih. Hâkim
(2/45, 4/618) İbn Ebî Şeybe (7/121)
[13]
Sahih. Taberî Tefsir (7/33, 17/112,
113) İbn Ebî Hâtim Tefsir (5335) İbnu’l-Mubarek Zühd (1416) İbn Ebi'd-Dunyâ
el-Ehval (249) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (4/201) İbn Asakir Tarih (18/285)
[14]
Muslim'in şartına göre sahih. İbnu'l-Munzir Tefsir (1917) Taberî Tefsir
(19/201) İbn Ebi Şeybe (13/368) İbn Ebî Hâtim Tefsir (5512-13) İbn Ebi’d-Dunya
el-Ehval (250) Heraitî Mekarimu’l-Ahlak (160) Taberânî (10/219) Ebû Nuaym
Hilyetu'l-Evliyâ (4/201, 9/30) Dineveri Mucalese (1701) Beyhakî (6/288) Beyhakî
Şuab (5266)
[15]
Sahih. Muslim (1897) Ebû Dâvûd (2496)
Nesâî (3191)
