Duâ
31 Ağustos 2017 Perşembe
Eşarilerin Muhalefetleri
1438 Kurban Bayramı Hutbesi
30 Ağustos 2017 Çarşamba
28 Ağustos 2017 Pazartesi
İbn Kudame Mufevvida Mıdır?/Hanbelîlerin Taassubu
27 Ağustos 2017 Pazar
Kalp Katılığı (Kasâvet)
24 Ağustos 2017 Perşembe
Neşidlere Yeni Seslendirmeler
- Bize Ehli Hadis Derler
- Hayat Dediğiniz
- Kur'ân Sünnet Rehberimiz
- Alimlerden Alarak
- Hadisler Önümde
- Dernekleri Terk Eyle
- Dayandı Boğazıma
- Çatlasan da Sakın
- Belâ Geldi Diye Üzülme
- Dilimden Dökülür
- Meddahlar Yalancı
- Zahid Ol Dünyâdan
- Git Bak İşine!
- Burnundan Kıl Aldırırsan Gel
- Bu da Gurbet mi?
- Dinimiz İttibâ Dinidir
- Asûde Gezersin
- Sünnetin Düşmanları
- Sen Gidemezsin
- Her Sükût
- Sinsidir Sîneler
- Konuşamıyoruz
Sözler: Ebû Muâz
Seslendiren: Ebû Mansur
Ebu Ali'nin Seslendirmeleri:
18 Ağustos 2017 Cuma
İmam Suyuti'nin ez-Zecru Bi'l-Hecr Kitabının Tercümesi
(Alakayı Keserek Sakındırma)
Te'lif: İmam Celaleddin es-Suyutî
Tercüme ve Dipnotlar: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Zeylinde: Bid'atçi Akrabalardan Alakayı Kesmek
Te'lif: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
Okumak için buraya tıklayın
16 Ağustos 2017 Çarşamba
İhtilafın Kısımları ve Muhaliflere Muamele Şekli
Ebu Muhammed Abdulhamid el-Hacuri Hafizehullah
Tercüme: Ebu Muaz el-Çubukâbadî
okumak için buraya tıklayın
İmam Berbehârî - Şerhu's-Sunne Tercümesi
Şerhu's-Sunne - İmam Berbehârî
Tercüme: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
okumak için buraya tıklayın
Tahavi Akidesi Üzerine Selefî Uyarılar
Te'lif:
Ebu Muhammed Abdulhamid el-Hacûrî hafizehullah
Tercüme:
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
risaleyi okumak için buraya tıklayın
14 Ağustos 2017 Pazartesi
Hecr (Bidatçiyi Terk Etmek), Sadece Hecrin Kendisine Fayda Vereceği Kimseye mi Uygulanır?
Bid’at Ehli Hakkında Sükût Eden Yalancı Vera Sahiplerine Nasihat
Soru: “Gençler arasında yalancı bir vera yaygınlaştı. Onlar, bid’at ehlinden ve onların menheclerinden sakındıran, onların gerçek yüzünü anlatan, onlara reddiye veren, ölmüş olsalar dahi, insanları fitneye düşürdükleri için onlardan bazılarının isimlerini de zikreden, samimi âlimleri veya ilim talebelerini işittikleri zaman bundan rahatsız oluyorlar. Hâlbuki bu, dinin savunulması için yapılmakta, ümmetin safları arasına girerek şüpheye düşüren, fırka ve ayrılık çıkaran kimselerin durumunu ortaya koymaktadır. Bu meselede sözünüz nedir?
13 Ağustos 2017 Pazar
Zındık Ne Demektir? Kime Denir?
11 Ağustos 2017 Cuma
Şeyh Abdulhamid el-Hacurî Hafizehullah'ın Hal Tercemesi
Şeyh Abdulhamid el-Hacûrî ez-Zu’kurî Hafizehullah’ın Özet Hal Tercemesi
Alimler, Oy Kullanma Meselesinde Çelişkili mi Konuşuyor?
Ebu Said, Akp’ye oy kullanılmasını tavsiye ettiği zaman, kendisine: “ABD ve Yahudi lobileri, Chp’den çok, Akp’nin iktidar olmasını istiyor, ben Tayyib’in yerinde olsam, neden İslam düşmanları Chp’yi değil de beni istiyor diye kendime bir sorarım” demiştim ve sahih bir cevap alamamıştım. Yine İzmir’de Taceddin Zozik’e; “Biz ancak zaruret halinde oy kullanmanın caiz olabileceğini tartışırken sen nasıl oy kullanmanın vacip olduğunu söylersin?” dediğimde, bunun ağzından kaçtığını söylemiş, fakat bundan sonra da oy kullanmanın vacipliğini savunmaya devam ederek münafıklık yapmıştır.
Anlayıştan mı mahrumsunuz, sözü anlamıyor musunuz! Gayet açık bir Türkçe konuştuğum halde ne söylediğimi, vakıanın ne olduğunu anlamıyorlar! Çünkü maksatları münafıkça açık aramak!
Lakin zındık demek; itikadında küfür olduğu halde, kendisini İslam’a nispet eden nifak önderleri hakkında kullanılır. Böyle kimselere İslam devleti olsa, Kadı, tevbe etmeye çağırır, tevbe etmezlerse öldürülürler. Fakat günümüzde bu uygulamayı yapacak bir devlet yoktur. Bu sebeple fertler olarak bizler böyle kimselerin kanlarını, canlarını, mallarını helal saymayız, mürtet demeyiz. Fakat bu münafıklara karşı ümmeti uyarmak, ilim ehlinin üzerine vacip olduğu için bu görevi ifa ediyorum.
Ey videocu ahmak, zaruret halinde domuz eti yemek zorunda kalanın bu fiiline vaciptir veya caizdir demek, sana göre; her hâlükârda domuz eti yemenin vacip veya caiz olduğu demek mi oluyor?!!
Bilakis kendilerine oy kullanmanın vacip olduğunu iddia ettikleri partinin lideri: “Akp ile İslam’ı bir arada zikretmek Akp’ye hakarettir” diyor, bu lider Şeriat talep eden Mısır halkına giderek: “Aman demokrasiden vaz geçmeyin” diyor, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyor, “Her dine karşı eşit mesafedeyiz” diyor, “Kadınların çarşaf giymesi gibi aşırılıklara biz de karşıyız” diyor, tesettürün yasak olduğu ve birçok münkerâtın mevcut olduğu okullara çocukları göndermeyi mecbur kılıyor, göz boyamak için “One Minute” şovu yapıyor, ertesi gün gidip İsrail’li alçaklardan özür diliyor, her gün yalan söylüyor, müzik, kadın erkek karışıklığı, pantolon giymek, sakalı kesmek, hadis inkârı vs. birçok münkeratı caiz sayıyor, Fetocu münafıkları devletin her yerine soktuktan sonra, dünyayı paylaşamayınca, CIA’in Fetö'yü alet ederek sözde darbe girişimlerini, menfaat kapısına çevirip “Demokrasi için şehitlik, gazilik” vs. saçmalıklarla Müslümanların kanlarını birbirine döktürüyor, camileri bu pis oyunlara alet ediyor, neler neler… Sanki Fetö darbeyi becerseydi bunlardan farklı mı olacaktı? Ama o kadar malsınız ki, namazda parmak işareti yapıyor diye salih lider diyorsunuz! Demokrasi meydanları için "Okçu tepesini terk etmeyin" tabirini kullanan geri zekalılara prim veriyorsunuz!
İslamî değişimin metodu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymak, uygulatmak, hayatlarının her meselesinde vahye uyan insanların sayısını artırmak, demokrasi gibi küfür sistemlerine hareket alanı bırakmamaktır. Bu kavgayla, devrimle, darbeyle, oy kullanma vb. Allah’ın yasakladığı metodlarla olmaz. Bilakis toplum, hayatlarında Allah’ın indirdiklerini uygularsa, Allah onlara Allah’ın indirdikleriyle hükmeden yöneticiler nasip eder. Sabır ve mücadele tamamen bunun içindir.
İki şerden biri Akp, diğeri Chp öyle değil mi?
Din düşmanı olan dinsiz Chp, Din düşmanı olmayan dinsiz Akp öyle mi?
Peki ya oy kullanmayıp, sabretmek gibi hayrın ta kendisi olan bir seçenek dururken, oy kullanmak nasıl bir zaruret oluyor?
Hayırlı olan üçüncü bir seçenek; yani zulme sabır, oy kullanmamak suretiyle Allah'a ve rasulüne isyan etmemek ve kafirlere benzeme gibi fiillere bulaşmamak gibi bir seçenek dururken, iki şerden - yani Akp ile Chp'den - birini tercih etme mecburiyetinde bırakan unsur nedir?
Allah’ın vaadine güvenmemeniz mi?
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sabır tavsiyesine inanmamanız mı?
Alnınıza "oy kullanacaksın" diye silah mı dayadılar, baskı mı yaptılar?
Amacınız ne?
Söyler misiniz Akp ile Chp’den hangisi kitap ehli, hangisi kitapsız kafir?
Her ikisi de kendisini İslam’a nispet eden, Müslüman olduklarını söyleyen, buna rağmen her ikisi de demokrasi vaad eden iki nifak fırkası değil mi?
Yoksa siz tekfirci misiniz? Chp’lileri tekfir mi ediyorsunuz?
Gerçi hocanız her ikisine de dinsiz diyor, sonra da takiyye yapıyor ama neyse… Nasıl olsa çevresinde sizin gibi sözden anlamayan aptallar var, bir şey anlamazsınız.
Zalim Yöneticiler Karşısında Tevhid Ehli’nin tavırları kitabımı pdf olarak da yayınladım, nebilerin ve salihlerin tavırlarını sahih kaynaklardan naklettim, tenezzül edip de bir bakmaz mısın acaba?
Yoksa Allah’tan ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelenler, Ebu Said gibi filozofların sözleri kadar hislerine ve hevâna hitap etmiyor mu?
10 Ağustos 2017 Perşembe
Seferde Namazı Kısaltmak Farz Değil, Ruhsattır
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Seferde Dört Rekât Kıldığına Dair
Rivayetler
1- el-Mugira b. Ziyad – Atâ b. Ebi Rabah – Aişe radiyallahu
anha yoluyla:
أَنَّ
النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُتِمُّ الصَّلَاةَ فِي السَّفَرِ
وَيَقْصُرُ وَيَصُومُ وَيُفْطِرُ وَيُؤَخِّرُ الظُّهْرَ وَيُعَجِّلُ الْعَصْرَ وَيُؤَخِّرُ
الْمَغْرِبَ وَيُعَجِّلُ الْعِشَاءَ
“Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem seferde namazı bazen tam kılar, bazen kısaltırdı,
bazen oruç tutar, bazen tutmazdı. Öğleyi geciktirir, ikindiyi öne alırdı ve
akşamı geciktirir, yatsıyı öne alırdı.”[1]
Saduk ve hadisleri hasen olan el-Mugira b. Ziyad dışındaki
ravileri sikadırlar. Lakin Mugira bazı münker rivayetlerde (tek kaldığı
rivayetlerde) bulunmuştur. Nitekim İmam Ahmed rahimehullah bu hadisi onun münker
rivayetlerinden saymıştır.
Abdullah b. Ahmed, el-Mesail’de (s.107) ona bu hadisin sıhhatini
sorunca şöyle demiştir: “Onun (yani Mugira’nın) münker hadisleri vardır.”
Böylece bu hadisi de münker gördü.”
Ancak el-Mugira b. Ziyad tek kalmamış, ona Ömer b. Said,
Talha b. Amr ve Delhem b. Salih el-Kindî mutabaat etmişlerdir:
2- Said b. Muhammed b. Sevvab – Ebu Asım – Ömer b. Said –
Ata b. Ebi Rabah – Aişe radiyallahu anha youyla:
أَنَّ
النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَقْصُرُ فِي الصَّلَاةِ وَيُتِمُّ
وَيُفْطِرُ وَيَصُومُ
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem seferde namazı bazen kısaltır, bazen
tamamlardı. Bazen oruç tutmaz, bazen tutardı.”[2]
El-Elbani, dedi ki: “İbn Sevvab dışında bütün ravileri
güvenilirdir. İbn Sevvab’ın hal tercemesini sadece Tarihu Bağdad’da[3],
cerh ve ta’dil zikredilmeksizin buldum. O meçhulu’l-hâldir. Gönül bu hadisin
sahih olduğuna tatmin olmaz.”[4]
Lakin İbn Hibban İbn Sevvab’ı tevsik etmiş ve:
“Mustakimu’l-hadis” demiştir.[5]
Darekutni ve Beyhakî de bu isnadın sahih olduğunu söylemişlerdir. İbn Hacer, bu
isnad hakkında dedi ki: “Ravileri güvenilirdir. İbn Hibban’ın tevsiki, bu iki
imamın hadisi sahih saymalarını sağlamlaştırmıştır.”[6]
İbn Hacer’in bu isnadı tevsik etmesi, açıkça anlaşılacağı
üzere; İbn Sevvab’ı güvenilir gördüğünü gösterir. Ravi meçhulu’l-hal olduğunda,
onun bu durumu muteber bir imamın tevsiki ile ortadan kalkar. İbn Sevvab’a
gelince, İbn Hibban’ın sarih bir şekilde tevsik etmesi, Darekutni’nin onun
hadisini sahih sayması, Beyhakî’nin ona tabi olması ve Hafız İbn Hacer’in
isnaddaki ravilerin tümünü sika diye nitelemesi sebebiyle meçhullüğü ortadan
kalkmıştır.
3- Ubeydullah b. Musa – Delhem b. Salih el-Kindî – Atâ –
Aişe radıyallahu anha yoluyla, Aişe radıyallahu anha şöyle demiştir:
كُنَّا نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
إِذَا خَرَجْنَا إِلَى مَكَّةَ أَرْبَعًا حَتَّى نَرْجِعَ
“Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber
Mekke’ye çıktığımızda dönünceye kadar dört rekât kılardık.”[7]
Delhem b. Salih el-Kindî hakkında Yahya b. Main: “Zayıf”
dedi. Ebû Dâvûd: “Onda bir sakınca yok” dedi. Ebu Hatim: “O bana Bukeyr b.
Amir’den ve İsa b. el-Museyyeb’den daha sevimlidir” dedi. İbn Hibban dedi ki:
“Cidden münkeru’l-hadistir. Sika kimselerden sağlam kimselerin rivayetine
benzemeyen rivayetlerde tek kalmıştır.”[8] Bu tarik şahit ve mutabaata elverişlidir.
4- Talha b. Amr – Atâ – Aişe radıyallahu anha yoluyla: Aişe
radıyallahu anha dedi ki:
كُلُّ ذَلِكَ قَد فعَلَ رسولُ اللَّهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَد أتَمَّ وقَصَرَ وصامَ وأَفطَرَ في السَّفَرِ
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunların hepsini yapmıştır.
Seferde namazı tam kıldığı da, kısalttığı da olmuştur. Bazen oruç tutmuş, bazen
tutmamıştır.”[9]
Bu çok zayıf bir mutabaattır. Zira Ahmed b. Hanbel ve Nesâî,
Talha b. Amr hakkında: “Metruku’l-hadis” demişlerdir. İbn Hibban ise: “Sika
kimselerden onların rivayeti olmayan şeyler rivayet ederdi. Taaccub için olması
dışında ondan hadis yazmak ve rivayet etmek helal olmaz” demiştir.[10]
Özetle: Bu hadis, bu isnadlar ile hasen derecesinden
aşağı düşmez. Lakin bunun (seferde namazları dört rekat kılma fiilinin) Aişe
radiyallahu anha’dan mevkuf olarak rivayetinin daha sahih gelmiş olması buna muaraza
etmektedir:
Aişe Radıyallahu Anha’nın Seferde Dört Rekât Kılması
Ömer b. Zerr el-Murhibî ise Mugira ve Talha’ya muhalefet
ederek bu hadiste anlatılanı Aişe radiyallahu anha’nın kendi fiili (mevkuf)
olarak şu şekilde rivayet etmiştir:
1- Ömer b. Zer el-Murhibi dedi ki: Ata b. Ebi Rabah bize
haber verip dedi ki:
إِنَّ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا
كَانَتْ تُصَلِّي في السَّفَرِ المَكتوبَةَ أربَعًا
“Aişe radiyallahu anha seferde iken farz namazları dört
rekât olarak kılardı.”[11]
El-Elbani, dedi ki: “Ömer b. Zer’in rivayeti daha evladır ve
bu, seferde namazı tamamlamanın Aişe radiyallahu anha’dan mevkuf, kendi fiili
olduğunu göstermektedir. Zaten bu husus, Aişe radiyallahu anha’dan Sahihayn’da
ve başka eserlerde başka rivayet yollarıyla da sabit olmuştur. Merfu olarak
rivayeti ise sahih bir yoldan sabit olmamıştır.”[12]
2- Ali b. Mushir ve Şerik - Hişam – babası (Urve b.
ez-Zubeyr) – Aişe radıyallahu anha yoluyla:
أَنَّهَا كَانَتْ تُصَلِّي الْمَكْتُوبَةَ
فِي السَّفَرِ أَرْبَعًا وَلَا تَرَاهُ وَاجِبًا عَلَى أَحَدٍ
“Aişe radıyallahu anha yolculukta farz namazı dört rekât
kılıyor ve bunu kimseye vacip görmüyordu.”[13]
3- Ma’mer – ez-Zuhrî – Urve – Aişe radıyallahu anha yoluyla:
كَانَتْ تَصُومُ فِي السَّفَرِ وَتُصَلِّي
أَرْبَعًا أَوْ قَالَ وَتُتِمُّ
“Aişe radıyallahu anha seferde oruç tutuyor ve namazı dört
rekât (veya tam olarak dedi) kılıyordu.”[14]
4- Hişam – Urve – Aişe radıyallahu anha yoluyla:
أَنَّهَا كَانَتْ تُتِمُّ الصَّلَاةَ فِي
السَّفَرِ
“Aişe radıyallahu anha seferde namazları tam kılıyordu.”[15]
Denildi ki: Aişe radiyallahu anha’dan bu rivayetler daha
sahihtir. Bu durumda Said b. Muhammed b. Sevvab’ın rivayeti illetli duruma
düşer. Çünkü Aişe radiyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
yolculukta namazı bazen tam kıldığını bilseydi, Osman radiyallahu anh’ın tevil
ettiği gibi te’vil etmezdi:
5- Ez-Zuhrî, Urve rahimehullah’tan rivayet ediyor: Aişe
radıyallahu anha dedi ki:
الصَّلاَةُ
أَوَّلُ مَا فُرِضَتْ رَكْعَتَيْنِ فَأُقِرَّتْ صَلاَةُ السَّفَرِ وَأُتِمَّتْ صَلاَةُ
الحَضَرِ قَالَ الزُّهْرِيُّ فَقُلْتُ لِعُرْوَةَ مَا بَالُ عَائِشَةَ تُتِمُّ؟ قَالَ
تَأَوَّلَتْ مَا تَأَوَّلَ عُثْمَانُ
“Namazlar ikişer rekât olarak farz kılındı ve seferde bu
şekilde kaldı. Hazarda dört rekâte
tamamlandı.” Zührî rahimehullah dedi ki:
“Urve’ye dedim ki: “Aişe radıyallahu anha namazı neden tam kılardı?” Urve
rahimehullah dedi ki: “O da Osman
radiyallahu anh’ın te'vîl ettiği gibi te’vil etti.”[16]
Hafız İbn Kayyım rahimehullah, şöyle demiştir: “Âişe
radiyallahu anha adına da mazeret olarak, onun, mü'minlerin annesi durumunda
olması ve bu sebeple konakladığı yerin onun vatanı olacağı gösterilmişse de bu
gösterilen mazeret çürüktür. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de
mü'minlerin babasıdır; hanımlarının anneliği, O'nun babalığının bir dalıdır.
O, bu sebepten dolayı namazını tam kılmış değildir.” Sonra İbn Kayyım şöyle
devam etti:
“Ancak Nebî sallallahu
aleyhi ve sellem’in vefatından sonra Aişe radiyallahu anha da, Osman radiyallahu
anh gibi namazı tam kıldı. Her ikisi de bir te'vîl yolu tutmuştur. Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem yolculukta sürekli olarak namazı kısaltırdı.
Ravilerden biri iki hadisi bir hadis kılmış, hadisin aslı: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
kısaltır, Aişe radiyallahu anh ise tamamlardı” şeklinde iken ravilenden biri
hata ederek: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bazen kısaltır, bazen
tamamlardı” şeklinde rivayet etmiştir. Delil, onların (sahabenin Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’den) rivayetidir; yoksa onlardan birinin, başkalarının
muhalefeti yanında yaptığı yorum delil olmaz. En iyi bilen Allah'tır.”[17]
Derim ki: İbn
Kayyım’ın ravilerden birinin lafızda hata etmiş olabileceği şeklinde zikrettiği
ihtimale bir mahal olmadığı yukarıda ilgili rivayetleri zikrettiğimde ortaya
çıkmıştır. Aişe radıyallahu anha’nın te’vili konusuna gelince:
Ebu Ubeyd rahimehullah
şöyle demiştir: “Osman radıyallahu anh’ın Mina’da namazı tam kılmasıyla ilgili
üç yorum vardır. Birincisi: Mekke’de aile edinmişti. İkincisi: O, “Ben
halifeyim, nerede olsam o benim işimdir” dedi. Üçüncüsü: Ona bir bedevinin
kendisiyle beraber namazı iki rekât kılınca namazın farzının iki rekât olduğunu
zannettiği ve evine dönünde bütün yıl namazları ikişer rekât kıldığı ulaştı.
Bunun üzerine Osman radıyallahu anh namazları tam kılmaya başladı. Aişe
radıyallahu anha’ya gelince, o şöyle te’vil etti: Kendisi mü’minlerin
annesiydi, nerede olsa mukim olduğu haldeki gibi ailesinin yanındaymış gibi
görüyordu. O namazları seferde tam kılmayı kimseye vacip görmüyordu.”[18]
Derim ki: Urve
rahimehullah’ın Aişe radıyallahu anha’nın te’vilde bulunarak seferde namazları
tam kıldığını söylemesine dayanarak Ebu Ubeyd’in yaptığı bu açıklamalar tamamen
zandan ibarettir. Aişe radıyallahu anha’nın te’vili, seferde namazı iki rek’at
kılmayı, yolculuk meşakkati ile ilişkilendirmesi hakkındadır. Urve
rahimehullah’ın, te’vil ile kastettiği budur. Nitekim bunu açıklayan rivayetler
şu şekildedir:
6- Hişâm b. Urve, babası Urve – Aişe radıyallahu anha
yoluyla şöyle rivayet eder:
أنَّها كانَت تُصَلِّى في السَّفَرِ أربَعًا
فقُلتُ لَها لَو صَلَّيتِ رَكعَتَينِ؟ فقالَت يا ابنَ أُختِى إنَّه لا يَشُقُّ عَلَيَّ
“Âişe radiyallahu anha, yolculukta namazı dört
rekât kılardı. Ona: “İki rekât kılsana” dedim. O da cevaben: “Ey yeğenim! Bana zor gelecek değil ya!” dedi.”[19]
7- Ebu Asım İmran b.
Muhammed el-Ensari - Abdulkebir b. Abdilmecid – Muhammed b. Abdillah b.
Muhammed b. Abdirrahman b. Ebi Bekr es-Sıddık – babası yoluyla:
سَمِعْتُ عَائِشَةَ تَقُولُ فِي السَّفَرِ
أَتِمُّوا صَلَاتَكُمْ فَقَالُوا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
يُصَلِّي فِي السَّفَرِ رَكْعَتَيْنِ؟ فَقَالَتْ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ فِي حَرْبٍ وَكَانَ يَخَافُ هَلْ تَخَافُونَ أَنْتُمْ؟
“Aişe radıyallahu
anha’nın seferde iken: “Namazı tamamlayın” dediğini işittim. Dediler ki:
“Muhakkak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem seferde iki rekât kılardı.”
Aişe radıyallahu anha dedi ki: “Muhakkak ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem savaşta idi ve korku halindeydi. Siz korku halinde misiniz?”[20]
El-Elbani bu hadisin
isnadındaki Ebu Asım İmran b. Muhammed’i İbn Hibban dışında kimsenin tevsik
etmediğini iddia ederek rivayetin münker, hatta bâtıl olduğunu söylemiştir.[21] Lakin Mesleme, Ebu Asım hakkında: “Sakınca
yok” demiştir.[22] Diğer ravileri Buhârî ricalidir.
Aişe radıyallahu
anha’nın bu şekildeki te’vili kabul edilemez. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem ve ashabı korku olmadığı halde yolculuklarda namazları
kısaltmışlardır. Bu yüzden Aişe radıyallahu anha’nın bu te’vili kabul
görmemiştir:
8- İbn Vaddah – Duhaym
– İbn Vehb – İbn Lehia – Bukeyr b. el-Eşec rahimehullah yoluyla:
أَنَّ رَجُلًا قَالَ لِلْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ
عَجَبًا مِنْ عَائِشَةَ كَيْفَ كَانَتْ تُصَلِّي فِي السَّفَرِ أَرْبَعَةً وَرَسُولُ
اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ؟ فَقَالَ يَا
ابْنَ أَخِي عَلَيْكَ بِسُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
حَيْثُ وَجْدَتْهَا فَإِنَّ مِنَ النَّاسِ مَنْ لَا يُعَابُ
“Bir adam, el-Kasım b.
Muhammed rahimehullah’a dedi ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
seferde namazları iki rek’at kılarken, Aişe radıyallahu anha’nın nasıl olup da
dört rekât kıldığına hayret!” O da dedi ki: “Ey yeğenim! Sana düşen nerede
bulsan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymaktır. Muhakkak
ki bazı insanlar ayıplanmazlar.”[23]
Aişe radıyallahu anha
bazen yolculukta namazı iki rekât olarak da kılmıştır:
9- Sufyan – Hişam b.
Urve – babası Urve – Aişe radıyallahu anha yoluyla:
أَنَّ عَائِشَةَ كَانَتْ تُصَلِّي فِي السَّفَرِ
رَكْعَتَيْنِ
“Aişe radıyallahu anha
seferde iki rekât kılardı.”[24]
Aişe Radıyallahu Anha’nın Fiilini Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in
Onaylaması
Diğer taraftan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den,
Aişe radiyallahu anha’nın bu yaptığını ikrar ettiği de sabit olmuştur:
el-Alâ b. Züheyr - Abdurrahman b.
el-Esved rahimehullah (bir tarikte de Abdurrahman b. Esved – Babası yoluyla)
rivayet edilmiştir:
عَنْ عَائِشَةَ أَنَّهَا اعْتَمَرَتْ مَعَ
رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنَ الْمَدِينَةِ إِلَى مَكَّةِ حَتَّى
إِذَا قَدِمَتْ مَكَّةَ قَالَتْ يَا
رَسُولَ اللَّهِ بَأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي قَصَرْتَ وَأَتْمَمْتُ وَأَفْطَرْتَ وَصُمْتُ
قَالَ أَحْسَنْتِ يَا عَائِشَةُ وَمَا عَابَ عَلَيَّ
“Aişe radiyallahu anha Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber
umre için Medine’den Mekke’ye gitti. Mekke’ye geldiklerinde Aişe radiyallahu
anha dedi ki: “Ey Allah'ın Rasûlü!
Anam, babam sana feda olsun! Sen namazı kısalttın, ben tam kıldım, sen
oruç tutmadın, ben tuttum. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“İyi etmişsin, ey Âişe” Bundan dolayı beni ayıplamadı.”[25]
İbn Hazm da taassup göstererek ravilerinden el-A’la b.
Zuheyr’in meçhul olduğunu iddia etmiştir.
Hafız Abdulhak el-İşbilî rahimehullah onun bu sözünü şöyle
reddetmiştir: “Bu hadis sahihtir. Sika’nın sikadan nakliyle gelmiş olup bütün
ravileri sikadır. Her biri diğerinden işitmiştir. İbn Hazm’ın “Bu hadiste hayır
yoktur” sözü kendisinin rivayetler konusundaki cehaletidir. El-A’la’nın meçhul
olduğunu söylemesi galattır. Bilakis o meşhur bir sikadır. Meşhur kimseler
ondan rivayette bulunmuş, İbn Main onun sika olduğunu söylemiştir.”[26]
Bu hadise karşı itiraz edenler “münker” demişler, “Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in Ramazanda umre yaptığının belirtilmesi sebebiyle
lafzında münkerlik var” diye iddia etmişlerdir. Bu umreye Ramazan’da
çıkıldığına dair ifade, Darekutni’nin rivayetinde hadisin tariklerinden birinde
gelmiştir ve bunda hata vardır. Yukarıda zikrettiğim sahih isnadla gelen
rivayette “Ramazan umresi” ifadesi bulunmamaktadır.
Bununla beraber, Ebu Hatim İbn Hibban şöyle demiştir: “İbn
Ömer radıyallahu anhuma’nın: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem biri Receb
ayında olmak üzere dört umre yaptı” sözü hayırlı, sağlam ve faziletli birinin
de işittiği veya şahit olduğu sünnetlerden bazılarını unutabileceğine en açık
delillerdendir. Çünkü dediği gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sadece
dört umre yapmıştır. Ancak bunlardan birincisi Hudeybiye’den bir yıl sonra Kaza
Umresi olarak bilinen umredir ve Ramazan ayında yapılmıştır. İkincisi Mekke’nin
fethinde yaptığı umredir ki bu fetih Ramazan ayında gerçekleşmiştir...”[27]
Ancak İbn Hibban’dan başkası Umretu’l-Kaza’nın Ramazan
ayında olduğunu söylememiştir. Meşhur olan bunun Zi’l-Ka’de ayında olduğudur. Hafız
İbn Hacer şöyle demiştir: “Ramazan’da” sözü, yola çıkış itibariyle olabilir.
Bununla kastedilen de Mekke Fethi zamanı olur. Zira o Ramazan’da olmuştu. Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem o sene Zilkade ayında Cir’ane’den umreye girmişti.”[28]
İbn Kayyım, İbn Teymiyye’nin yaptığı şu yorumunu aktarır: “Şeyhulislâm İbn Teymiye'nin şöyle dediğini
işittim: “Bu (seferde namazı tam kılmasına dair) hadis, Aişe radıyallahu
anha'ya atfedilen bir yalandır. Âişe radıyallahu anha, Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem ve diğer sahabîlerin kılmasının aksine namaz kılacak biri
değildi. Onların kısalttıklarını görsün, sonra kalkıp sebepsiz yere tek başına
namazı tam kılsın! Nasıl olur?! Oysa “Namaz ikişer rekât farz kılınmıştı.
Yolculuk namazı olduğu gibi bırakıldı da, ikamet halindeki namaza ilâve
edildi." diyen odur. O halde Allah'ın farz ettiğine ilâve edip Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem ve arkadaşlarına muhalefet etmesi nasıl
düşünülebilir? Şayet
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem onun davranışını güzel bulmuş ve bunu tasvîb
etmişse o halde yoruma gerek kalmaz. Bu takdirde onun namazı tam kılmasını
yoruma bağlamak doğru olmaz. İbn Ömer haber vermektedir ki: “Yolculukta ne Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, ne Ebu Bekr, ne de Ömer radiyallahu anhuma iki rekâttan fazla
kıldırırdı.” Onların kısalttıklarını gördüğü halde mü'minlerin annesi Âişe
radiyallahu anha'nın onlara muhalefeti düşünülebilir mi?”
İbn Kayyım’ın İbn Teymiyye’den naklettiği bu yorumların bir
değeri yoktur! Aişe radıyallahu anha’dan sahih isnadları yukarıda aktardım. Aişe
radiyallahu anha’nın namazların iki rekât farz kılındığı, sonra dörde çıkarılıp
seferde iki rekât kaldığı ile ilgili sözü ile bu fiili arasında da aykırılık
yoktur. Zira seferde dileyen kimseye ruhsat olarak iki rekât olarak kalmıştır.
Dileyen de bazen tam kılar.
Nitekim seferde namazı tam kılma fiili Aişe radıyallahu anha
dışında, Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anh’den ve tabiinden de sabit olmuştur:
10- Said b. Yahya (b. Said el-Umevî) – babası – İbn Cureyc
rahimehullah yoluyla:
قُلْتُ لِعَطَاءٍ
أَيُّ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ كَانَ يُتِمُّ الصَّلَاةَ فِي السَّفَرِ؟ قَالَ عَائِشَةُ وَسَعْدُ بْنُ
أَبِي وَقَّاصٍ
“Atâ rahimehullah’a: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in ashabından kimler seferde namazı kılıyordu?” dedim. Dedi ki: “Aişe ve
Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anhuma.”[29]
11- İbn Curayc rahimehullah’tan: Atâ rahimehullah dedi ki:
لَا أَعْلَمُ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُوفِي الصَّلَاةَ فِي السَّفَرِ إِلَّا سَعْدَ
بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ قَالَ وَكَانَتْ عَائِشَةُ تُوُفِي الصَّلَاةَ فِي السَّفَرِ وَتَصُومُ
قَالَ وَسَافَرَ سَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ فِي نَفَرٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ
صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَوْفَى سَعْدٌ الصَّلَاةَ وَصَامَ وَقَصَرَ الْقَوْمُ
وَأَفْطَرُوا فَقَالُوا لِسَعْدٍ كَيْفَ يُفْطِرُونَ وَيَقْصُرُونَ وَأَنْتَ تُتِمُّهَا
وَتَصُومُ؟ قَالَ دُونَكُمْ أَمْرَكُمْ؛ فَإِنِّي أَعْلَمُ بِشَأْنِي قَالَ: فَلَمْ
يُحَرِّمْهُ عَلَيْهِمْ سَعْدٌ وَلَمْ يَنْهَهُمْ عَنْهُ
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından seferde
namazı tam kılan Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anh’den başkasını bilmiyorum.
Aişe radıyallahu anha da seferde namazı tam kılar ve oruç tutardı. Sa’d b. Ebi
Vakkas radıyallahu anh Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bir toplulukla
yolculuğa çıktı, Sa’d radıyallahu anh namazı tam kıldı ve oruç tuttu. Cemaat
ise namazı kısalttılar ve oruç tutmadılar. Sa’d radıyallahu anh’e dediler ki:“Sen
namazı tam kıldığın ve oruç tuttuğun halde onlar nasıl kısalttılar ve oruç
tutmadılar?” Sa’d radıyallahu anh dedi ki: “Kendi işinize bakın. Zira ben kendi
durumumu daha iyi biliyorum.” Sa’d radıyallahu anh onlara bunu haram kılmadı ve
bundan yasaklamadı.”[30]
12- İsrail – Ebu İshak – Ebu Leyla el-Kindî rahimehullah
yoluyla:
أقبَلَ سَلمانُ في اثنَىْ عَشَرَ راكِبًا
مِن أصحابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فحَضَرَتِ الصَّلاةُ فقالوا
تَقَدَّمْ يا أبا عبدِ اللَّهِ قال إنا لا نَؤُمُّكُم ولا نَنكِحُ نِساءَكُم إنَّ اللَّهَ
هَدانا بكُم قال فتَقَدَّمَ رَجُلٌ مِنَ القَومِ فصَلَّى بهِم أربَعًا قال فقالَ سَلمانُ
ما لَنا وللمُرَبَّعَة؟ ! إنَّما كان يَكفينا نِصفُ المُرَبَّعَةِ ونَحنُ إلَى الرُّخصَةِ
أحوَجُ
“Selman radıyallahu anh Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in
ashabından on iki kişiyle çıkmıştı. Namaz vakti gelince dediler ki: “Öne geç ey
Ebu Abdillah!” Selman radıyallahu anh dedi ki: “Biz size imam olmayız,
kadınlarınızı nikâhlamayız (yani acem olanlar arap olanları nikâhlamaz).
Muhakkak ki Allah bizi sizin vesilenizle hidayet etti.” Bunun üzerine onlardan
biri öne geçip namazı dört rekât olarak kıldırdı. Selman radıyallahu anh dedi
ki: “Neden dört rekât kılıyoruz ki? Bize dördün yarısı yteter. Bu ruhsata
ihtiyacımız var.”[31]
Böylece Selman radıyallahu anh bu sahabilerin huzurunda
namazı kısaltmanın ruhsat olduğunu açıklamıştır.
13- Abdullah b. Reca – İmran b. Zeyd et-Tağlebî – Zeyd
el-Ammî – Enes b. Malik radıyallahu anh yoluyla: Dedi ki:
إنّا مَعاشِرَ أصحابِ رسولِ اللَّهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كُنّا نُسافِرُ فمِنّا الصّائمُ ومِنّا المُفطِرُ ومِنّا
المُتِمُّ ومِنّا المُقصِرُ فلَم يَعِبِ الصّائمُ على المُفطِرِ ولا المُفطِرُ على
الصّائمِ ولا المُقصِرُ على المُتِمِّ ولا المُتِمُّ على المُقصِرِ
“Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı olarak
yolculuğa çıktığımızda kimimiz oruç tutar, kimimiz tutmazdı, kimimiz namazı tam
kılar, kimimiz kısaltırdı. Oruç tutan tutmayanı, tutmayan tutanı kınamazdı. Namazı
kısaltan tam kılanı, tam kılan da kısaltanı kınamazdı.”[32]
14- Asım el-Ahvel rahimehullah’tan: “Ebu Kılabe rahimehullah
dedi ki:
إِنْ
صَلَّيْتَ فِي السَّفَرِ رَكْعَتَيْنِ فَالسُّنَّةُ وَإِنْ صَلَّيْتَ أَرْبَعًا فَالسُّنَّةُ
“Seferde namazı
iki rekât kılsan da sünnettir, dört rekât kılsan da sünnettir.”[33]
15- Habîb b. eş-Şehîd
rahimehullah’tan: “Meymun b.
Mihran rahimehullah, Said b. el-Museyyeb rahimehullah'a seferde namazı sorunca
dedi ki:
إِنْ
شِئْتَ رَكْعَتَيْنِ وَإِنْ شِئْتَ فَأَرْبَعٌ
“Dilersen iki rekât, dilersen
dört rekât kılarsın.”[34]
16- İbn Cureyc rahimehullah’tan: Atâ rahimehullah’a seferde
namazı kısaltmak mı yoksa tam kılmak mı sana daha sevimlidir?” diye sordum.
Dedi ki:
قَصْرُهَا وَكُلُّ ذَلِكَ قَدْ فَعَلَ الصَّالِحُونَ
وَالْأَخْيَارُ
“Kısaltılması daha sevimlidir. Her birini de salihler ve
hayırlı kimseler yapmışlardır.”[35]
Sonuç
Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in seferde namazı tam kıldığı da, kısalttığı da sabit
olmuştur. Aişe radiyallahu anha’nın tam kılmasını ikrar ettiğine dair hadisin
isnadı sahihtir. Hadis sabit olduktan sonra hiçkimsenin buna aykırı re’yinin
bir kıymeti yoktur.
Buna göre bazen kişi seferde namazı tam kılabilir. Nitekim
İbn Ömer radiyallahu anhuma’nın bir millik mesafede namazı kısalttığı sabit
olmuş, buna rağmen bir milden daha uzak bir mesafeye gittiği başka bir
yolculuğunda namazı kısaltmamıştır.
[1] Hasen
ligayrihi. İbn Ebî Şeybe (2/206) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/415) Bezzar (Keşfu’l-Estar 1/329)
Darekutni (2/189) Beyhakî (3/141-142) İbn Abdilber el-İstizkar (7945) Musedded ve Ebu Ya’lâ’dan naklen; İbn Hacer, Metalibu’l-Aliye (no:727) Busayri İthaf (1581)
[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre
sahih. Şafii, el-Umm (1/183) Şafii Musned (1/114, 182) Darekutni (2/189)
Haris b. Ebi Usame Musned (192) Beyhakî (3/142) Beyhakî Marife (6066) İbnu’l-Cevzi
et-Tahkik (1/153) El-Elbani İrvau’l-Galil (3/7)
[3] Tarihu Bağdad (9/49)
[4] el-İrva (3/6)
[5] es-Sikat (8/272)
[6] ed-Diraye (214)
[7] Hasen
ligayrihi. Beyhakî Sunen (3/142)
İbn Adiy el-Kamil (3/976)
[8] Bkz.: İbn Hacer
Tehzibu’t-Tehzib (3/213)
[9] Çok
zayıf. İmam
Şafii, el-Umm (1/183) Şafii Musned (1/114) Begavi Şerhu’s-Sunne (4/166) Darekutni (2/189)
Beyhaki (3/142)
[10] Bkz.: et-Tehzib (5/23) et-Takrib (283, 3030)
[11] Sahih. Beyhaki (3/142) Beyhakî dedi ki: “Ömer b. Zer
Kufe’lidir, sikadır.”
[12] el-İrva (3/6)
[13] Buhârî
ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbnu’l-Ca’d Musned (2300) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (4897)
[14] Buhârî
ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (2/560) İbnu’l-Munzir el-Evsat (2239)
[15] Buhârî
ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (2/561) İbn Ebî Şeybe (2/206)
[16] Sahih. Buhârî (1090) Muslim (685)
[17] Zadu’l-Mead (1/465)
[18] Ebu Ubeyd en-Nasih
ve’l-Mensuh (s.26)
[19] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre
sahih. Beyhakî
(3/143) Ebu Bekr en-Nisaburi Ziyadat Ala Kitabi’l-Muzeni (88) el-Elbani ed-Daife (9/157)
[20] Buhârî'nin
şartına göre sahih. Taberî
Tehzibu’l-Asar (740) Taberî Tefsir (7/409)
[21] Ed-Daife (4141)
[22] Kasım b. Kutlubuga
es-Sikat (8524)
[23] Sahih. İbn Abdilber Camiu Beyani’l-İlm (2374) et-Temhid
(16/310) İbn Hazm el-İhkam (6/291)
[24] Hasen. Taberî Tefsir (7/410)
[25] Sahih. Nesâî (1456) Tahavî Şerhu
Muşkili'l-Âsâr (4258-59) Ebu Bekr en-Nisaburi Ziyadat Ala Kitabi’l-Muzeni (84) Dârekutnî
(2/188) Beyhakî (3/142) Beyhakî el-Hilafiyyat (2647) Beyhaki
dedi ki: “Senedi sahihtir”. Darekutni “Bu isnad hasendir, muttasıldır” demiştir.
Abdurrahman b. Esved’in Aişe radiyallahu anha’dan işittiği sabit olmuştur. Bkz.
Nasbur-Râye (2/191)
[26] Bkz.: İbn Mulakkin, Bedru’l-Munir (4/528)
[27] Sahihu İbn Hibban
(9/261, 3945 no’lu rivayetin açıklamasında)
[28] Fethu’l-Bari (3/603)
[29] Buhârî
ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Taberî Tefsir (7/410) Tahavî Şerhu Meâni'l-Asar (2477)
[30] Munkatı. Abdurrazzak (2/560) İbn Abdilber et-Temhid
(11/179)
[31] Sahih. Abdurrazzak (2/520, 6/153) Taberânî
Mu'cemu'l-Kebîr (6/217) Tahavî Şerhu Meâni'l-Asar (1/419) Said b. Mansur (593)
Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (1/189) Beyhakî (3/145) İbn Asakir (21/438)
[32] Zayıf. Beyhakî (3/145) et-Tahkik Fi Ahadisi’l-Hilaf (1/494)
Zeyd el-Ammî zayıftır. Onu sadece Hasen b. Sufyan tevsik etmiştir.
[33] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre
sahih. İbn Abdilber el-İstizkar (2/226) İbn Ebi Şeybe (2/206) bk. Abdurrazzak (2/561)
[34] Muslim'in şartına göre sahih.
İbn Ebi Şeybe (2/207)
[35] Buhârî
ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (2/560)
Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)

