Bazıları şu kıssayı delil getirerek alenen fısk işleyen ve bu fıskları üzere ölen kimseler hakkında sanki onlar mutlaka bağışlanacakmış gibi ifadeler kullanıyorlar ve günahkârları günahlarında cesaretlendiriyorlar. Kıssa şu şekilde:
Kuşeyri er-Risale’de
(2/565) dedi ki: “Anlatıldığına göre Eyyub es-Sahtiyani rahimehullah günahkâr
birinin cenazesini gördü ve onun cenaze namazını kılmamak için uzaklaştı.
Birisi o ölen adamı rüyasında gördü ve:
“Allah sana ne yaptı?” dedi. O da şu cevabı verdi: “Allah
beni bağışladı ve dedi ki: “Eyyub es-Sahtiyani’ye şöyle söyle:
“De ki: “Rabbimin rahmet hazinesine eğer siz
sahip olsaydınız, fakirlik korkusuyla kıstıkça kısardınız.” (İsra 100)
Ehl-i Sünnet itikadına göre günahkâr kimseler tekfir
edilmezler, onların durumu Allah’ın dilemesine bağlıdır. Dilerse azap eder,
dilerse bağışlar.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki
Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başkasını dilediği
kimse için bağışlar.” (Nisa 48)
Lakin yukarıdaki kıssa hakkında şunları söylemek gerekir:
1- Eyyub es-Sahtiyani rahimehullah’tan rivayet edilen bu kıssanın isnad
zinciri yoktur ve temriz sigası olan “Denildi ki, anlatıldığına göre” şeklindeki
bir lafızla anlatılmıştır.
2- Bizler her müslümanın bağışlanmasını ümit ederiz lakin belirli bir şahsın
bağışlandığını kesin olarak söyleyemeyiz. “Falan kimseyi Allah bağışlasın”
deriz fakat onun bağışlanmış olup olmadığını bilemeyiz.
3- Alenen günahlar işleyen kimselerin günahlarından insanları sakındırmamız,
onların günahlarının hafife alınmasına sebep olmamamız gerekir. Zira bu
kimselerin bağışlanacağını da bilemeyiz.
4- Günahları açıktan işleyen kimselerin cenaze namazına katılmamak onlar
için bir rahmet vesilesidir. Zira ilim ehlinden bazısı günahkâr olarak ölen
kimselerin cenazelerine katılmayarak insanları o kimsenin açıktan işlemekte
olduğu günahtan çekindirmeyi amaçlarlar. Böylece günahıyla ölen kimsenin
günahının kendisiyle sınırlı kalması ve bu sayede rahmete mazhar olmasını
umarlar.
İbn Teymiyye rahimehullah şöyle demiştir: “İmanı olduğu halde günahları
açıktan işleyen kebair sahibi kimselerin cenaze namazını müslümanlardan bir
kısmının kılmaları gerekir. Bununla beraber bir kısmı da ölen günahkârın günahlarından
çekindirmek için cenaze namazına katılmazlar. Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem kendisini öldüren kimsenin, ganimetten aşıran kimsenin ve ödeme imkânı
olmadığı halde borçlu olarak ölen kimsenin cenaze namazını kılmamıştır. Seleften
birçoğu da bid’at ehlinin namazını kılmamışlardır. Cundub b. Abdillah el-Becelî
radıyallahu anh’e oğlu: “Gece karın şişkinliğinden uyuyamadım” deyince şöyle
cevap vermiştir:
“Şayet bu gece ölseydin cenaze namazını kılmazdım.” Sanki ona: “Çok
yemekten dolayı kendini öldürmüş olurdun” demek istemiştir. (Burada İbn
Teymiyye sehven Cundub b. Abdillah şeklinde zikretmiştir. Doğrusu kıssa sahibi
olan Semura b. Cundub radıyallahu anh’dır. Bkz. İbn Ebi Asım ez-Zuhd 1/199)
Bu durum, büyük günahları açıktan işleyip de tevbe
etmeyenlere karşı uygulanan hecr (dargınlık) türündendir. Ağır basan maslahat
bunu gerektirdiğinde bu güzel bir davranıştır. Ağır basan bir maslahat
olmadığında böyle kimselerin cenaze namazı kılan kimse ise ölen için Allah’ın
rahmetini umar, bu da güzeldir. Görünürde cenaze namazını kılmaktan geri durup
da içinden o kimseye bağışlanma dilerse iki maslahatı da bir araya getirmiş
olur ve bu daha iyidir.” (İbn Teymiyye Fetava’l-Kubra 3/18)
Lakin müzikle uğraşmak, karın erkek bir arada eğlenmek, suretli
resim ve videolar çekmek, sosyal medyalarda boy göstermek gibi türlü günahları
alenen işleyen kimselerin bu yaptıklarının haram oluşunda akıl sahibi hiç kimse
tartışmaz. Bu şekilde günahlarla meşhur olmuş ve tevbe ettikleri bilinmeyen
fasıklar hakkında, sanki onlar kesinlikle bağışlanmış ve günahları kendilerine
hiçbir zarar vermemiş gibi davranmak şüphesiz Ehl-i Sünnet akidesine aykırı oluşu
ortada olan kabahatlerdir ve başkalarını da böyle günahlara teşvik etmeye,
cesaretlendirmeye sebebiyet verir.
Bu aymaz davranışlar sebebiyledir ki kadın erkek karışık
ortamlar - hatta bu kadın ve erkeklerin geneli giyinmiş çıplaklardır! –
eğlencelerde bulunmak, müzik ve türlü haramları hiç utanmadan sıkılmadan
işleyen, bunları sosyal medya denilen şeytani şebekelerde yayınlayarak
günahlarını o mecliste bulunmayan kimselere de ilan eden ar damarı çatlamış
kimselere sıklıkla şahit olunmaktadır.
Durum o hale geldi ki haramlığı Kur’ân ve mütevatir sünnet
ile sabit olan bir çok haramlara karşı uyarmak ve sakındırmak bir yana,
bunların dinen yasak olduğunu dile getirmek dahi suç olarak görülür hale
gelmiştir!
Tıpkı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisinde
haber verdiği gibi:
Ebu Umame radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
“Kadınlarınız taşkınlık
yaptığı, gençleriniz günahkâr olduğu ve cihadınızı terk ettiğiniz zaman haliniz
nasıl olur?” Dediler ki: “Bunlar olacak mı ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu ki:
“Evet. Nefsim elinde olana yemin ederim ki bundan daha şiddetlisi de
olacak.” Dediler ki: “Daha şiddetlisi nedir ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu
ki:
“İyiliği emretmediğiniz ve kötülükten yasaklamadığınız zaman nasıl
olursunuz?” Dediler ki: “Bu da olacak mı ey Allah’ın rasulü?” Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Evet. Nefsim elinde olana yemin ederim ki daha şiddetlisi de olacak.”
Dediler ki: “Daha şiddetlisi nedir ey Allah’ın rasulü?” buyurdu ki:
“İyiliği kötülük olarak, kötülüğü de iyilik olarak gördüğünüz zaman
haliniz nasıl olur?” dediler ki: “Bu da olacak mı ey Allah’ın rasulü?”
buyurdu ki:
“Evet. Daha şiddetlisi de olacak. Allah Teâlâ bana buyurdu ki: “Yemin
olsun onları öyle bir fitneye uğratacağım ki aralarındaki hilim sahibi kimse
dahi şaşkın kalacak.”[1]
İbn Mes’ud radiyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yöneticileriniz çoğalıp
kadınlarınız taşkınlık yaptığı zaman durumunuz nasıl olur?” Dediler ki: “Bu
mutlaka olacak mı ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu ki:
“Evet, daha kötüsü de olacak.” Dediler ki: “O nedir ey Allah’ın
rasulü?” Buyurdu ki:
“İyiliği emretmez ve kötülüğü yasaklamaz olursunuz.” Dediler ki:
“Bu mutlaka olacak mı ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu ki:
“Evet, daha kötüsü de olacak.” Dediler ki: “O nedir ey Allah’ın
rasulü!?” Buyurdu ki:
“İyiliği iyi görmezsiniz ve kötülüğe karşı çıkmaz olursunuz.”
Dediler ki: “Bu mutlaka olacak mı ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu ki:
“Evet, daha kötüsü de olacak. Aranızda iyilik; kötülük kabul edilecek
ve kötülük de aranızda iyi kabul edilecek.”[2]
Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Kadınlarınız
taşkınlık yaptığı ve gençleriniz günahkâr olduğu zaman durumunuz nasıl olur?”
Dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü! Bunlar mutlaka olacak mı?” Buyurdu ki:
“Evet. Daha şiddetlisi de olacak. İyilği emretmeyi ve kötülüğü
yasaklamayı terk ettiğiniz zaman haliniz nasıl olur?” Dediler ki: “Bunlar
mutlaka olacak mı ey Allah’ın rasulü?” Buyurdu ki:
“Evet. Daha şiddetlisi de olacak. Kötülüğü iyilik, iyiliği de kötülük
kabul ettiğiniz zaman haliniz nasıl olur?”[3]
[1]
Hasen. İbn Ebi'd-Dunyâ el-Emru bi’l-Ma’ruf
(32) Abdulgani el-Makdisi el-Emru bi’l-Ma’ruf (56) İbn Ebi Hatim İlelu’l-Hadis
(2759) Deylemi (4883)
[2]
Hasen. İbn Ebi'd-Dunyâ el-Emru
bi’l-Ma’ruf (84) Abdulgani el-Makdisi el-Emru bi’l-Ma’ruf (57) isnadı hasendir.
[3]
Sahih ligayrihi. Ebû Ya'lâ (11/304)
Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (9325) Ebû Ya'lâ’nın isnadında Musa b. Ubeyde
er-Rabazi zayıftır. Taberani’nin isnadında ise Yasin ez-Zeyyat metruktur.
* Musa b. Ebi İsa el-Medinî’den mürsel olarak: İbnu’l-Mubarek Zühd (1376)
* Dımam b. İsmail el-Meafiri’den mürsel olarak: İbn Vaddah el-Bid’a (155)