Muaz b. Muaz, Hacib b. Ömer rahimehullah’tan rivayet ediyor:
“Amcam el-Hakem b. el-A’rac’ı Dirhem Ebu Hind’e hadis sorarken işittim. Dirhem rahimehullah
dedi ki:
كُنْتُ أُقْبِلُ مِنَ السُّوقِ فَيَتَلَقَّانِي
النَّاسُ مُنْصَرِفِينَ قَدْ صَلَّى بِهِمْ مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ فَأَتَمَارَى غَرَبَتِ
الشَّمْسُ أَوْ لَمْ تَغْرُبْ
“Ben Çarşıdan dönüyordum. Namazdan dönen insanlarla
karşılaştım. Ma’kil b. Yesar radıyallahu anh onlara namazı kıldırmıştı, ben ise
hala güneşin batıp batmadığı hususunda şüphedeydim.”
İbn Ebî Şeybe (1/290) sahih isnadla rivayet etmiştir. Tabiinden
ravisi Ebu Hind Dirhem rahimehullah hakkında İbn Ebî Hâtim el-Cerh ve’t-Ta’dil’de
“Abidlerden idi” demiştir. Diğer ravileri Muslim’in ricalidir.
Faide: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabisi Ma’kil
b. Yesar radıyallahu anh cemaate akşam namazını kıldırmıştı, çünkü onun namazı
kıldırdığı bölgede güneş gözden kaybolmuştu. Lakin Dirhem Ebu Hind rahimehullah
kendi bulunduğu konumda güneşin tamamen kaybolmadığını görüyordu.
Bu hadis, astronomların hesaplarına göre, bir şehrin bütün
ufuklarında güneşin batmasını esas alarak akşam vaktini belirleyen sonraki
fıkıhçı taslaklarının, selefin anlayışından uzak bir anlayış benimsediklerini
göstermektedir.
Nitekim Ebu Said el-Hudri, Enes b. Malik, İbn Ömer, İbn Mes’ud
radıyallahu anhum ve başkalarından iftar ettikleri veya akşam namazını
kıldıkları sırada, başkalarının güneşin henüz batmadığını görmüş oldukları
sabit olmuştur. Hatta bu durum Abdullah b. Ebi Evfa radıyallahu anh hadisinde
ve misafir olarak gelen heyete iftarlıklarını getiren Bilal radıyallahu anh
kıssasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in fiili olarak sabit
olmuştur.
Ömer radıyallahu anh’den: “Akşam namazını ortalık
aydınlıkken kılın” diye emrettiği sabit olmuştur.
İftarda acele etmek Kur’ân ve mütevatir sünnet nassıyla
teşvik edilmiş, iftarı geciktirmenin ümmetin fıtratını bozan unsurlardan olduğu
belirtilmiştir.
Salih selefin üzerinde bulunduğu fıtrattan sapmış kimseler, ibadetlerin
bütün vakitlerinde; namaz vakitlerinde, hilalin rü’yeti konusunda, sahur ve
iftar vakitlerinde, hac ve kurban vakitlerinde tamamen çarpık tutumlar içerisinde
bocalarken, bu kokuşmuş akıntılardan zehirlenmiş bazı musibetzedelerin çıkıp da,
sahih sünnette ve salih selefin menhecinde sabit olan, gizlenmiş hakikatlerin
üzerindeki örtüleri kaldırmamdan ötürü şahsıma dil uzatmalarından, iftarda
acele etme sünnetini ihya etmeyi “oruç tutmaktan acizlik” diye yaftalamalaya
kalkmalarından yüksünmüyorum. Bilakis Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in,
belaya uğramış kimse görünce söylememizi tavsiye ettiği gibi: “Sendeki musibetten
beni afiyette kılan Allah’a hamd olsun” diyorum.