Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

23 Mart 2010 Salı

Allame Kannucî Der ki...

قال : صديق حسن خان القنوجي رحمه الله عند ذكر علم الفقه : اعلم أن أصول الدين اثنان لاثالث لهما : الكتاب والسنة ، وماذكروه من أن الأدلة أربعة : القرآن والسنة والإجماع والقياس فليس عليه أثارة من علم ، وقد أنكر إمام السنة أحمد بن حنبل الإجماع الذي اصطلحوا عليه اليوم ، وأعرض سيد الطائفة داود الظاهري عن كون القياس حجة شرعية وخلاف هذين الإمامين نص في محل الخلاف ، ولهذا قال بقولهما عصابة عظيمة من أهل الإسلام قديما وحديثا إلى زماننا هذا ولم يروا الإجماع والقياس شيئا مما ينبغي التمسك به سيما عند المصادمة بنصوص التنزيل وأدلة السنة الصحيحة وهذه المسئلة من معارك المسائل بين المقلدة والمتبعة وأكثر الناس خلافا فيها الحنفية لأنهم أشد الناس تعصبا للمذهب وتقرير ذلك مبسوط في المبسوطات المؤلفة في هذا الباب. ومن له نظر في مصنفات شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله وتلميذه الواحد المتكلم الحافظ ابن القيم ومن حذا حذوهما من علماء الحديث والقرآن خصوصا أئمة اليمن الميمون وتلامذتهم فهو يعلم بأن هذا القول هو الحق المنصور والمذهب المختار والكلام المعتمد عليه ما سواه سراب وتباب.. إلخ . نتهى كلام القنوجي


Sıddık Hasen Han el- Kannuci rahimehullah, Ebcedu’l-Ulum’da (2/406) Fıkıh ilminden bahsederken şöyle demiştir: "Bil ki, dinin esasları, üçüncüsü olmayan iki şeydir: Kitap ve Sünnet." Kitap, sünnet, icma, kıyas diye dört delil zikredilmesinin ilimden bir alameti yoktur. Nitekim sünnet imamı Ahmed b. Hanbel, bugün ıstılah haline getirdikleri icmaya karşı çıkmıştır. Taifenin önderi İmam Davud ez-Zahiri kıyasın dinde hüccet oluşunu kabul etmemiştir. İhtilaf mahallinde bu iki imamın sözleri delildir. Bu yüzden ehli İslam'dan eskilerden ve yenilerden zamanımıza gelinceye kadar büyük bir topluluk bu konuda bu iki imama uymuşlar, icma ve kıyası tutunulacak bir esas olarak görmemişlerdir. Özellikle de İndirilmiş Kitabın ve Sahih Sünnetin naslarıyla çeliştiğinde… Bu mesele taklitçilerle tabi olanlar arasında çarpışma meselelerindendir. Bu konuda insanların en çok muhalefet edenleri Hanefilerdir. Zira onlar insanların en şiddetli mezhep mutaassıplarıdır. Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin, biricik öğrencisi Hafız İbn Kayyım’ın ve onların izinden giden hadis ve Kur’an alimlerinin, özellikle de bereketli Yemen imamlarıyla öğrencilerinin eserlerine bakan bilir ki, hak olan, Allah’tan yardım gören görüş, tercih edilmesi gereken yol ve güvenilecek söz, bu görüştür. Bunun dışındakiler hayal ve helaktır.”

21 Şubat 2010 Pazar

Batıl, hak suretinde gelebilir ama, Hak hiçbir zaman batıl suretinde gelmez 2

"Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller (timsal), havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı." (Sebe 13)

Timsal: Arapçada insan, hayvan, ağaç, çiçek, nehir veya herhangi bir cansız varlık olsun tabii bir varlığın benzerinin taklit edilmesi anlamına gelen timsal kelimesinin çoğuludur. "Timsal, Allah tarafından yaratılan bir şeye benzemesi için yapılan bütün sûni şeylerin ismidir." (Lisanü'l-Arab) "Timsal; canlı olsun, cansız olsun bir varlığa benzemesi için yapılan bütün resimlerdir." (Tefsir, el-Keşşaf) Bunlara dayanarak Kur'an'daki bu ifadenin, Hz. Süleyman (a.s) için yapılan "heykeller"in insan ve hayvan heykelleri veya resimleri anlamına gelmediğini söylebiliriz. Bunlar Hz. Süleyman'ın (a.s) binalarını ve eserlerini süslediği manzara resimleri, çiçekli düzenlemeler veya başka tür dekorasyonlar da olabilir.

Bu yanlış anlamaya Hz. Süleyman'ın (a.s) kendisi için peygamberlerin ve meleklerin resmini yaptırdığını söyleyen bazı müfessirler sebep olmuştur. Bu müfessirler İsrailî haberlerden yararlanmışlar ve daha önceki şeriatlara göre resim yapmanın haram olmadığı sonucuna varmışlardır.

Fakat bu İsrailî haberleri zikredip rivayet ettikleri halde, Hz. Süleyman'ın Musa'nın (a.s) şeriatına tabi olduğu ve onun şeriatında da aynen Muhammed'in (s.a) şeriatında olduğu gibi insan ve hayvan resim ve heykelleri yapmanın haram olduğu gerçeğini gözardı ediyorlar. Düşmanlıkları sebebiyle İsrailoğullarından bir grubun Hz. Süleyman'ı (a.s) putperestlik, çok tanrıcılık, büyü, sihir ve zinayla itham ettiklerini de unutuyorlar. Bu nedenle İsraili rivayetlerden hiçbirisine güvenilmemeli ve bu büyük Peygamber hakkında Allah'ın şeriatına aykırı hiçbir haber kabul edilmemelidir. Herkes, Musa'dan (a.s) sonra İsrailoğullarından gelen bütün peygamberlerin Hz. İsa'ya (a.s) dek Tevrat'a tabi olduklarını ve hiçbirisinin Tevrat'ın şeriatını değiştirecek yeni bir şeriat getirmediğini bilir. Tevrat tekrar tekrar insan ve hayvan resimleri ve heykeleri yapmanın haram olduğunu söyler.

"Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın" (Çıkış, 20:4)

"Kendinize putlar yapmayacaksınız ve kendiniz için oyma put ve dikili taş dikmeyeceksiniz ve önünde secde etmek için memleketinizde resimli taş kurmayacaksınız." (Levililer. 26:1)

"Fesada sapmayasınız, kendiniz için erkek yahut kadın suretinde, yerde olan bir hayvan suretinde, göklerde uçan kanatlı bir kuş suretinde, toprakta sürünen bir şey suretinde, yer altındaki suda olan bir balık suretinde, herhangi bir şeklin suretinde oyma put yapmayacaksınız." (Tesniye, 4:16-18).

"Bir sanatkarın el işi, Rabbe mekruh oyma yahut dökme put yapan ve onu gizlice diken adam lanetli olsun." (Tesniye, 27:15)

Bu apaçık emirler karşısında Hz. Süleyman'ın (a.s) cinlerden kendisi için meleklerin ve peygamberlerin resmini ve heykellerini yapmasını istediği nasıl kabul edilebilir? Yahudilerin Hz. Süleyman'ı (a.s) putperest karılarına olan sevgisi nedeniyle putperest olmakla suçlayan rivayetlerine dayanılarak bu nasıl kabul edilebilir? (I Krallar, bap: 11)

Fakat Müslüman müfessirler bu İsraili rivayetleri zikretmelerine rağmen Hz. Muhammed'in (s.a) şeriatında bunun haram kılındığını belirtmişlerdir. Bu nedenle hiç kimseye Hz. Süleyman'ı (a.s) taklit ederek resimler ve heykeller yapması helal olmaz. Fakat günümüzde batıyı taklit ederek fotoğrafı ve heykel yapmayı helal kılmak isteyen bazı kimseler Kur'an'ın bu ayetini delil olarak alırlar ve şöyle bir iddiada bulunurlar: "Allah'ın Peygamberi böyle yaptığına ve Allah da kitabında Peygamberinin bu davranışını zikrettiğine, bunu kabul etmediğine dair bir ifade de bulunmadığına göre, bu helal olmalı."

Batıyı taklit eden bu kimselerin iddiası iki sebep yüzünden yanlıştır. Birincisi, Kur'an'da kullanılan Temâsil kelimesi sadece insan ve hayvan resmi anlamına gelmez, cansız nesnelerin resimleri için de kullanılır. Bu nedenle sadece bu kelimeye dayanılarak Kur'an'a göre insan ve hayvan resimleri yapmanın helal olduğu sonucuna varılamaz. İkincisi, sahih senetlerle ve birçok kanaldan rivayet edilen hadisler, Hz. Peygamber'in (s.a) canlıların resimlerini yapmayı ve bunları evde bulundurmayı yasakladığını göstermektedir. Bu hususta Hz. Peygamber'den (s.a) rivayet edilen sahih hadisleri ve büyük sahabelerin bu konudaki görüşlerini aşağıda sunuyoruz.

1) Müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a), Hz. Ümmü Habibe ve Hz. Ümmü Seleme'nin (r.a) Habeşistan'da iken içi resimlerle süslü bir kilise gördüklerini rivayet eder. Hz. Peygamber'in (s.a) huzurunda bundan bahsettiklerinde, o şöyle buyurdu: "Onlar içlerinden ne zaman salih bir insan ölse, onun kabrini ibadetgah (mescit) edinirler ve içini resimlerle süslerler. Kıyamet gününde bunlar Allah'ın katında insanların en zelili olacaklardır." (Buhari: Kitabü's-Salat; Müslim: Kitabü'l-Mesacid; Nesâî: Kitabü'l-Mesacid)

2) Ebu Huzeyfe (r.a) Allah Rasulü'nün (s.a) resim yapanları lanetlediğini rivayet etmiştir. (Buhari: Kitabü'l-Büyü, Kitabü't-Talak, Kitabü'l-Libas).

3) Ebu Zür'a şöyle buyuruyor: "Bir keresinde Hz. Ebu Hureyre ile birlikte bir eve girdim ve bir ressamın tavana resimler yaptığını gördüm. Bunun üzerine Hz. Ebu Hureyre dedi ki: "Nebi'nin (s.a) şöyle buyurduğunu işittim: Allah buyuruyor ki: Benim yarattığıma benzer bir varlık yaratmaya çalışandan daha zalim kim olabilir? Eğer yapabilirlerse bir tohum, ya da bir karınca yaratsınlar." (Buhari: Kitabü'l-Libas: Müsned-i Ahmed. Müslim'deki rivayete göre bu ev Mervan'ın evi idi.)

4) Ebu Muhammed Huzelî, Hz. Ali'den rivayet ediyor: Hz. Peygamber (s.a) bir cenaze namazında iken şöyle buyurdu: İçinizden kim Medine'ye gidip gördüğü her putu kıracak, her gördüğü kabri yerle bir edecek, her gördüğü resmi yırtıp atacak? İçlerinden bir adam bunu yapacağını söyledi. Gitti, fakat Medinelilerden korkarak bu işi yapmadan geri döndü. Daha sonra Hz. Ali (r.a) gitmek istedi, Nebi de (s.a) gitmesine izin verdi. Hz. Ali gitti, sonra geri döndü ve şöyle dedi: Her putu kırdım, her kabri yerle bir ettim ve her resmi yırtıp attım. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu: Şimdi bunlardan herhangi birini yapan, Muhammed'e (s.a) indirileni inkâr ediyor demektir." (Müsned-i Ahmed, Müslim: Kitabü'l-Cenaiz, Nesaî: Kitabü'l-Cenaiz'de de aynı konuda bir hadis rivayet edilmektedir.)

5) İbn Abbas şöyle rivayet ediyor: "... Resim yapan kişi cezalandırılacak ve ondan resme ruh vermesi istenecek, tabii ki o da bunu yapamayacaktır." (Buhari: Kitabü't-Ta'bir, Tirmizi: Ebvabü'l-Libas, Nesaî: Kitabü'z-Zînet, Müsned-i Ahmed)

6) Said İbnü'l-Hasan şöyle rivayet ediyor: "İbn Abbas'ın yanında oturuyordum, bir adam gelip ona: "Ey İbn Abbas, ben hayatımı elimin emeği ile kazanıyorum ve mesleğim resim yapmak" dedi. İbn Abbas (r.a), "Ben sana Allah Rasulü'nden (s.a) duyduğumun aynısı söyleyeceğim. Ondan Allah'ın resim yapanlara azap edeceğini, bu kimseleri o resimlere ruh verinceye kadar bırakmayacağını, onların da asla bunu başaramayacaklarını duydum" cevabını verdi. Bunun üzerine o adam çok etkilendi ve yüzü sapsarı oldu. İbn Abbas (r.a) şöyle buyurdu: "Eğer resim yapacaksan, ağaç resmi veya cansız eşyaların resmini yap." (Buhari: Kitabü'l-Büyû, Müslim: Kitabü'l-Libas, Nesaî: Kitabü'z-Zinet, Müsned-i Ahmed)

7) Abdullah İbn Mes'ud (r.a) Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Kıyamet gününde Allah tarafından en büyük azaba uğrayacak olanlar suret yapanlardır." (Buhari: Kitabü'l-Libas, Müslim: Kitabü'l-Libas, Nesaî: Kitabü'z-Zinet, Müsned-i Ahmed.)

8) Abdullah İbn Ömer (r.a) Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Suret yapanlar kıyamet gününde cezalandırılacaklar ve onlardan yaptıkları şeylere hayat vermeleri istenecektir." (Buhari: Kitabü'l-Libas, Nesaî-Kitabü'z-Zinet, Müsned-i Ahmed.)

9) Hz. Aişe (r.a), üzerinde resimler bulunan bir minder aldığını rivayet ediyor. Hz. Peygamber (s.a) kapının önünde durdu ve içeri girmedi. "Bir suç işlediysem Allah'a tevbe ederim" dedim. Nebi (s.a): "Bu minder ne için?" diye sordu "Üzerinde oturup uzanman için" dedim. "Bu resimleri yapanlara kıyamet gününde azap edilecek ve onlardan yaptıkları resimlere hayat vermeleri istenecektir. Melekler (yani rahmet melekleri) içinde resim bulunan eve girmez" (Buhari: Kitabü'l-Libas, Müslim: Kitabü'l-Libas; Nesaî: Kitabü'z-Zinet, İbn Mace: Kitabü't-Ticaret, Muvatta: Kitabü'l-İstiran)

10) Hz. Aişe (r.a) rivayet ediyor: Bir keresinde Nebi (s.a) odama geldi, üzerinde resimler bulunan bir perde asmıştım. Birdenbire yüzünün rengi değişti. Daha sonra perdeyi aldı, yırttı ve şöyle buyurdu: "Allah'ın yarattığı gibi yaratmaya çalışanlar kıyamet gününde çok şiddetli bir azaba uğratılacaklardır." (Müslim: Kitabü'l-Libas, Buhari: Kitabü'l-Libas, Nesaî: Kitabü'z-Zinet)

11) Hz. Aişe (r.a) rivayet ediyor: Nebi (s.a) bir seferden dönmüştü, ben de kapının üzerinde kanatlı at resimleri bulunan bir perde asmıştım. Nebi (s.a) onu indirmemi söyledi, ben de indirdim. (Müslim: Kitabü'l-Libas, Nesaî: Kitabü'z-Zinet)

12) Cabir bin Abdullah (r.a) rivayet ediyor: Nebi (s.a) evde resim bulundurmayı ve bir kimsenin resim yapmasını yasakladı. (Tirmizi: Ebvabü'l-Libas)

13) İbn Abbas (r.a) Ebu Talha Ensari (r.a)'dan rivayetle şöyle diyor: Nebi (s.a) "İçinde köpek ve resim bulunan eve melekler (yani rahmet melekleri) girmez" buyurdu. (Buhari: Kitabü'l-Libas)

14) Abdullah bin Ömer (r.a) rivayet ediyor: Cebrail (a.s) Nebi'ye (s.a.) gelecekti, fakat zaman geçtiği halde gelmedi. Nebi (s.a) merak etti ve evden çıktığında onunla karşılaştı. Ona niçin gelmediğini sorduğunda Cebrail (a.s) "Biz içinde resim veya köpek bulunan eve girmeyiz" cevabını verdi. (Buhari: Kitabü'l-Libas, Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesaî, İbn Mace, İmam Malik ve İmam Ahmed, birçok sahabeden bu konuda birçok hadis rivayet etmişlerdir.)

Bunlara karşın resim konusunda bazı istisnalar yapan hadisler de rivayet edilmiştir. Mesela Ebu Talha Ensari'den rivayet edilen bir hadise göre üzerinde resimli dokumalar bulunan perdeler asmak caizdir. (Buhari: Kitabü'l-Libas). Hz. Aişe (r.a) hadisine göre Hz. Aişe üzerinde resimler bulunan bir kumaşı yırtıp minder yaptığında Hz. Peygamber (s.a) bunu yasaklamamıştır. (Müslim: Kitabü'l-Libas) Salim bin Abdullah bin Ömer hadisine göre, teşhir edilmeyen, göze çarpacak şekilde asılmayan ve halı gibi yere serilerek kullanılan resimli kumaşları kullanmak haram değildir. (Müsned-i Ahmed) Fakat bu hadislerden hiçbirisi yukarıda zikrettiğimiz hadislere muhafelet etmez. Bunlardan hiçbirisi resim yapmayı ve boyamayı helal kılmaz, sadece bir adamın üzerinde resimler bulunan kumaşı varsa, onu nasıl kullanması gerektiğini açıklığa kavuşturur. Bu konuda Ebu Talha Ensari hadisi kesinlikle kabul edilmez, çünkü Hz. Peygamber'in (s.a) üzerinde resimler bulunan bir kumaşı perde olarak kullanmayı sadece yasaklamakla kalmayıp parçaladığını bildiren birçok sahih hadise muhaliftir. Bundan başka bu konuda Hz. Ebu Talha Ensari'nin (r.a) kendi uygulaması da, Tirmizi ve Muvatta'da rivayet edildiğine göre, üzerinde resimler bulunan bir kumaşı değil perde olarak asmak, yer yaygısı olarak bile kullanmama şeklindeydi. Hz. Aişe ve Salim bin Abdullah'ın hadislerine gelince onlar da, eğer bir resim önem verilerek ve saygı gösterilerek yükseğe asılmaz ve önemsemeden yere yayılıp halı olarak kullanılırsa bunun caiz olduğunu bildirirler.

Bütün bunlara rağmen bu hadisler nasıl olur da, boyama sanatını, resim ve heykel yapmayı insan medeniyetinin en kıymetli başarısı olarak değerlendiren ve bunu Müslümanlar arasında da yaygınlaştırmak isteyen bir kültüre meşruiyet kazandırmak için kullanılabilir?

Hz. Peygamber'in (s.a) ümmetine resim konusunda bıraktığı sünnet, bu konuda büyük sahabelerin uygulama ve davranışlarında görülebilir. İslam'da kabul edilen fıkıh ilkesi, Hz. Peygamber'in (s.a) merhaleler katedip ön emirler ve istisnalardan sonra hayatının son döneminde emrettiklerinin güvenilir ve salih İslam kuralları olarak alınmasını gerektirir. Hz. Peygamber'den (s.a) sonra büyük sahabelerin uygulaması ve belli davranış şekli üzerinde ısrar etmeleri de Peygamber'in (s.a) ümmetine o sünneti bıraktığının kuvvetli bir delilidir. Şimdi de bu salih ve muttaki kimselerin resim konusunda nasıl tavır aldıklarına bakalım:

Hz. Ömer (r.a) Hıristiyanlara şöyle demiştir: "Biz sizin kiliselerinize içlerinde resim olduğu için girmeyiz." (Buhari: Kitabü's-Salat)

İbn Abbas (r.a) bazen kilisede namaz kılardı, fakat içinde resim bulunmayan kiliselerde. (Buhari: Kitabü's-Salat.)

Ebu Heyyâc el-Esedî, Hz. Ali'nin (r.a) kendisine şöyle dediğini rivayet ediyor: Nebi'nin (s.a) beni gönderdiği görevle ben de seni göndereyim mi? Kırılmadık hiçbir put, yerle bir edilmedik hiçbir kabir ve yırtıp atılmadık hiçbir suret bırakmayacaksın." (Müslim: Kitabü'l-Cenaiz, Nesaî: Kitabü'l-Cenaiz.)

Heneş el-Kınânî, Hz. Ali'nin (r.a) emniyet görevlisine şöyle dediğini rivayet ediyor: "Şimdi seni hangi görevle görevlendireceğimi biliyor musun? Nebi'nin (s.a) beni gönderdiği göreve, yani her gördüğün resmi yırtıp atman ve her kabri yerle bir etmen için gönderiyorum." (Müsned-i Ahmed)

İslâm'ın bu kuralı, fakihler tarafından kabul edilmiş ve İslam hukukunun maddelerinden biri sayılmıştır. Bu nedenle Allame Bedrüddin Aynî, Tevhid'le ilgili olarak şöyle der:

"Bizim büyüklerimiz (yani Hanefi fakihleri) ve diğer fakihler, canlı bir şeyin resmini yapmanın sadece haram olmakla kalmayıp, kesinlikle yasaklandığını, resmi yapan kişi onu hor görerek kullanacak veya başka bir amaçla kullanacak olsa bile hiç farketmeksizin büyük bir günah olduğunu söylemişlerdir. Her ne tür olursa olsun resmini yapmak ve boyamak haramdır, çünkü bu Allah'ın yarattığına benzer bir şeyler yaratma çabasıdır. Aynı şekilde kumaş üzerine veya halıya, para üzerine, alet ya da duvar üzerine, neyin üzerine olursa olsun resim yapmak her halükarda haramdır.

Fakat ağaç vs. gibi şeylerin resmini yapmak haram değildir. Resmin gölgesi olsun veya olmasın (boyama resim olsun yahut heykel olsun-çev. notu) hiç farketmez. Bu, İmam Malik, Süfyan-ı Sevri, İmam Ebu Hanife ve diğer alimlerin görüşüdür. Kadı İyaz kız çocuklarının oyuncak bebeklerinin bundan istisna olduğunu söyler, fakat İmam Malik, onları satın almayı bile caiz görmemiştir." (Umdetü'l-Kari cilt XXII, s. 70). İmam Nevevi, Müslim şerhinde ayrıntılı bir şekilde aynı görüşü ele almıştır. (Bkz. Şerhü Nevevi, Mısır baskısı cilt XIV, ss. 81-82)Bu resim yapma konusundaki hükümler böyledir. Başkalarının yaptığı resimleri kullanma konusuna gelince, Allame İbn Hacer, İslam fakihlerinin görüşlerini şöyle zikreder:

"Malikî fakihi İbn Arabi, hor görülerek kulanılsa da kullanılmasa da gölgesi olan suretlerin haram olduğu konusunda alimlerin icmaı olduğunu söyler. Sadece kız çocuklarının oyuncak bebekleri ondan müstesnadır. İbn Arabi gölgesi olmayan fakat (basılı halde, aynadaki görüntünün aksine) sürekli olarak kalıcı olan suretlerin de hor görülerek kullanılsa da kullanılmasa da haram olduğunu söyler. Fakat başı kesilirse, ya da organları veya parçaları birbirinden ayrılırsa, kullanılabilir. İmamü'l-Harameyn, üzerinde resimler bulunan perde veya minderlerin kullanılabileceğini, fakat duvara veya tavana asılan resimlerin haram olduğunu çünkü bunlarda saygı ve yüceltme bulunduğunu, oysa perde ve minderde hor görmenin mevcut olduğunu ifade eden bir görüş zikretmiştir... İbn Ebi Şeybe, İkrime'den rivayet ederek sahabeden hemen sonra gelen tabiin alimlerinin, halıda veya minderde bulunan resimlerin onların hor görüldüğü anlamına geldiği şeklinde bir görüşleri olduğunu ifade eder. Onlara göre yüceltilerek yüksek bir yere asılan resim haramdır, fakat yere serilip yayılan resimleri kullanmak caizdir. İbn Sirin, Salim bin Abdullah, İkrime bin Halid ve Said bin Cübeyr'den de aynı görüş rivayet edilmiştir." (Fethü'l-Bâri. cilt X. s. 300)

Yukarıda zikredilen ayrıntılı açıklamalar, resmin haramlığının İslam'da şüpheli ve tartışmalı bir mesele olmadığını, bilakis yabancı kültürlerden etkilenen kimselerin kılı kırk yarma çabaları ile değiştiremeyecekleri bir şekilde Hz. Peygamber'in (s.a) apaçık emirleri, sahabenin uygulaması ve İslam fakihlerinin ortak görüşleri ile belirlenmiş kesin bir İslam kuralı olduğunu göstermektedir.

Bu hususta, hiçbir yanlış anlamaya meydan vermemek için bir kaç mesele daha açıkça anlaşılmalıdır.

Bazı kimseler boyama resim ile fotoğraf arasında bir ayrım yapmaya çalışırlar, oysa şeriat resmin (suret) kendisini yasaklar, suretin yapılış şeklini ve metodunu değil. Fotoğraf ile resim arasında hiçbir fark yoktur, ikisi de surettir. İkisi arasındaki tek fark yapılışlarında kullanılan metoddur ve bu hususta şeriat emirleri ikisi arasında hiçbir ayrım yapmaz.

Bazı kimseler İslam'da resmin, putperestliğe bir son vermek için yasaklandığı iddiasında bulunurlar. Bugün böyle bir tehlike olmadığına göre bu yasak iptal edilmelidir. Fakat bu iddia kesinlikle yanlıştır. Çünkü hadislerden hiçbirinde, resmin putperestlik ve şirk tehlikesinden sakınmak için haram kılındığına dair bir ifade yoktur. İkincisi, şirk ve puta tapıcılığın yer yüzünden silindiği iddiası da temelsizdir. Bugün Hindistan (Hint-Pakistan) yarımadasında bile hâlâ puta tapanlar mevcuttur. Şirk, dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı şekillerde uygulanmaktadır. Ehl-i Kitaptan Hıristiyanlar da İsa (a.s), Meryem (a.s) ve diğer azizlerin resim ve heykellerine tapmaktadırlar. Hatta Müslümanlardan büyük bir bölümü de Allah'tan başkasına kulluk etmekle meşguldürler.

Bazı kimseler de sadece putperestlik özelliği taşıyan resimlerin yani ilah addedilen kimselerin resim ve heykellerinin yasak olduğunu söylerler. Diğer resim ve heykellere gelince, onların haram olması için hiçbir sebep yoktur. Fakat bu iddiada bulunanlar, Şari'nin (Allah) emir ve talimatlarından hüküm çıkaracakları yerde kendi kendilerine kanun ve şeriat ortaya koymaktadırlar. Onlar resmin yeryüzünde sadece puta tapıcılık ve çok tanrıcılığa değil, daha birçok kötülük ve fitnelere sebep olduğunu ve bugün de olmaya devam ettiğini bilmiyorlar. Resim, kralların, diktatörlerin ve siyasi liderlerin büyük olduğu fikrinin halkın zihnine işlenmesine yarayan en önemli araçlardan biridir. Resim müstehcenliğin yayılmasında da geniş olarak kullanılmıştır. Resimler, milletler arasına ayrılık ve nefret tohumları ekmek ve yığınları çeşitli şekillerde saptırmak için de kullanılmaktadır. O halde, Şari'nin (Allah), resmi, puta tapıcılığın kökünü kazımak için yasaklamış olduğu iddiası tamamen asılsızdır. Şari, canlı varlıkların resmini yapmayı kesinlikle yasaklamıştır. Eğer biz kendi kendimize kanun ve şeriat koymuyor ve Şari'ye tabi oluyorsak, bundan kesinlikle kaçınmalıyız. Belirli bir emir için kendi kendimize belirli bir sebep ve temel tayin etmemiz, sonra da bu temele dayanarak bazı resimleri helal, bazılarını da haram saymamız helal değildir.

Bazı kimseler "zararsız" resimler diye bir grup resimden bahsederler ve bunların hiçbir tehlikesinin olmadığını söylerler. Bu resimler şirke, müstehcenliğe, politik propagandaya ve başka kötülüklere sebep olmazlar, bu yüzden bu tür resimler yasak olmamalıdır. Burada insanlar yine aynı hataya düşüyorlar: İlk önce belirli bir emir için bir sebep ve temel tayin ediyorlar, sonra da tayin edilen sebebin bulunmadığı şeyleri helal kabul ediyorlar. Bunun yanı sıra bu kimseler, İslam Şeriatının, insanın ne zaman helal sınırları içinde olduğuna, ne zaman onları aştığına karar veremeyeceği belirsiz ve kaypak bir helal-haram sınırı çizmediğini, bilakis herkesin gün ışığı gibi görebileceği bir ayırma sınırı çizdiğini bilmiyorlar. Resimle ilgili ayrım çizgisi kesinlikle apaçıktır: Canlı varlıkların resimleri haram, cansız varlıkların ki helaldir. Bu ayrım çizgisi hiçbir belirsizliğe yer vermemektedir. Allah'ın koyduğu emirlere uymak isteyen bir kimse neyin helal, neyin haram olduğunu açıkça görebilir. Fakat, eğer canlı varlıkların resimlerinden bazıları helal, bazıları haram kabul edilirse, ne kadar geniş olursa olsun iki tür resmi konu alan hiçbir liste, haram ile helal arasındaki sınırı açık ve kesin kılamayacak ve birçok resim helal sınırları içinde mi yoksa değil mi bilinmeyen muallak bir konumda kalacaktır. Bu, İslam'ın şarap konusundaki kesinlikle ondan sakınma emrine benzemektedir ve bu emir apaçık bir sınır belirler. Fakat eğer sarhoş edecek kadar şaraptan sakınılması gerektiği emredilmiş olsaydı, haramla helalin arasını ayırmak imkansız olacak ve hiç kimse ne kadar şarap içebileceğine ve nerde durması gerektiğine karar veremeyecekti.

Batıl, hak suretinde gelebilir ama, Hak hiçbir zaman batıl suretinde gelmez!

İslam, suretleri (heykel, resim, fotoğraf, video) haram kılmıştır. Nuh aleyhisselam'ın kavmi, salih insanların resimlerini yap­tılar, onlar öldükten sonra arkalarından gelenler de, bu resimlere ibadet ettiler ve onları kendilerine put­lar edindiler.
Sadık ve Masduk (Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem) Kıyamet günü insanların en şiddetli azaba uğrayanlarının musavvirler (heykel, resim, video v.s. yapanlar) olduğunu bize haber vermiştir.
Ebu Hureyre'den radıyallahü anh gelen rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle bu­yurmuştur:

Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Benim yarattıklarım gibi yaratmaya kal­kışandan daha zalim kim vardır. Madem öyle, onlar bir zerre veya bir buğday ta­nesi ya da bir arpa tanesi yaratsalar ya."[19]

Aişe radıyallahü anha'dan: "Allah Rasûlü benim yanıma geldiğinde ben de üzerinde resimler olan bir perdeyi kilere asmıştım. Onu aldı ve parçaladı. Yüzü kızarmıştı. Şöyle buyurdu: "Ey Aişe! Kıyamet günü Allah indinde azaba uğrayan insanların en şid­detlileri, Allah'ın yarattıklarına benzer şeyler ya­panlardır. (Yaratma konusunda Allah'a benzemeye kalkışanlardır)." Aişe radıyallahü anha dedi ki; bunun üzerine ben de onu parçalayıp bir veya iki yastık yaptım."[20]

Said bin ebi'l Hasan'dan: "Bir adam İbn-i Abbas'a geldi ve dedi ki, "ben şu resimleri yapan biriyim. Bu konuda bana fetva ver." Bunun üzerine İbn-i Abbas ona dedi ki; "bana yaklaş." Adam da O'na yaklaştı. Sonra İbn-i Abbas "bana yaklaş" dedi, o da yaklaştı; ta ki elini adamın başına koyuncaya kadar yaklaştı. Sonra dedi ki; "sana Rasûlullah'tan işittiğimi haber vereceğim. Allah Rasûlünün şöyle dediğini işittim: "Bütün musavvirler (heykel, resim, video v.s yapanlar) Cehennem'dedirler. Yapmış olduğu her resme can ve­rilir de onlar ona Cehennemde azap verirler." Daha sonra İbn-i Abbas adama dedi ki: "Eğer mutlaka resim yapacaksan ağaç resimleri ve ruhu olmayan şeylerin resimlerini yap."[21]

İbn-i Abbas'tan, radıyallahü anh: "Allah Rasûlü'nün şöyle dediğini işittim: "Dünyada kim herhangi bir resim yaparsa Kıyamet'te ona can ver­mekle mükellef tutulur, o da can verici değildir."[22] Bu hadislerden, şekilleri ve çeşitleri ne olursa olsun bütün resimlerin haramlığını öğreniyoruz. Bu haramlılık konusunda gölgesi olanla (heykel) gölgesiz olanın (fotoğraf) arasında hiçbir fark da yoktur. Yine resim yaptırmanın da haramlığını öğreniyoruz. İster el ile, isterse alet vasıtasıyla olsun, aynıdır.
Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem Ali'yi rahmetullahi aleyh gördüğü her resmi yok etmesi için göndermiştir:
Ebi'l-Heyyâcı'l Esedî'den: "Ebu Talibin oğlu Ali bana dedi ki: Allah Rasûlü'nün, Sallallahu Aleyhi Vesellem, beni gönderdiği şey üzere göndereyim mi? Ki, o da: Hiç bir resmi bırakmayıp hepsini yok etmen ve yükseltilmiş hiç bir kabir bırakmayıp hepsini düzeltmendir."[23]

Resimlerin haramlığmı zikrettikten sonra İmam Nevevi (Allah O'na rahmet etsin) şöyle diyor:
"...Ve bu konunun tamamında gölgesi olanla gölgesiz olanın arasında hiçbir fark da yoktur. Mez­hebimizin bu meseledeki özü budur: Sahabe, Tabiin ve onlardan sonraki alimlerin çoğunluğu da bu görüş doğrultusunda söylemişlerdir.O görüş Sevri'nin, Malik'in, Ebu Hanife'nin ve diğerlerinin yoludur. Seleften bazıları demişlerdir ki, ancak göl­gesi olan nehyolunmuştur, gölgesi olmayan resimler için herhangi bir sakınca yoktur. Bu görüş yanlış bir mezheptir. Çünkü bütün resimler hakkında mutlak olarak gelen hadislerin yanı sıra Allah Rasûlü'nün, Sallallahu Aleyhi Vesellem, perdedeki resimleri red­detmesi, bunların da mezmum (haram kılmış) ol­duğunda hiç kimse şüphe etmez. O perdedeki re­simlerin gölgeleri yoktur."[24] 

Ez-Zührî şöyle diyor: "Resimdeki nehiy umumidir. Üzerinde resim bu­lunan bir şeyi kullanmak ve içinde resim bulunan eve girmek de öyledir. Bu resmin, elbise üzerine basilmiş (rakam, nakış ve resim) olmasıyla olmaması birdir. Bu resmin duvarda olması veya elbise üze­rinde olması ya da çiğnenen, basılan bir yaygı veya çiğnenmeyen bir yaygı üzerinde olması da far-ketmez. Bu umumi nehiy hadislerin zahirleriyle amelen elde edilmiştir. Özellikle Müslim'in zik­rettiği En-Nemruka (üzerine dayanılan yastık) ha­disi bu umumi nehye delâlet etmektedir. Bu görüş kuvvetlidir."[25]

Hafız İbn-i Hacer El Askalani, yukarıda zikri geçen İmam Nevevi'nin özetlediği sözlerini zik­rettikten sonra diyor ki:
"Ahmet b. Hanbel'in tahriç ettiği Ali radıyallahu anh'den gelen hadis; gölgesi olanı da göl­gesi olmayanı da, umumen hepsini kapsadığı gö­rüşünü kuvvetlendirmektedir. Bu hadiste Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle bu­yurmaktadır:
"Hangi biriniz Medine'ye gidip, orada hiçbir put bırakmadan hepsini kıracak ve hiç bir resim bı­rakmadan onları yok edecek?" bu hadiste "Kim bun­dan herhangi bir şeyi yapmaya tekrar dönerse o kişi Muhammed'e indirileni inkar etmiştir"[26] ibaresi de vardır.

Ve Hafız İbn-i Hacer, Aişe hadisi üzerine ko­nuşma esnasında diyor ki:

"Muhakkak ki bu resimleri yapanlar Kıyamet günü azap olunacaklardır" Devamla diyor ki: "Bu­radan anlaşılır ki; resmin haramlığmda, o resmin gölgeli veya gölgesiz olması, yağlı boya veya nakışlı olması, yontma veya dokunmuş olması arasında hiç­bir fark yoktur..."[27]

Bu asırda bazı âlimler (!) tasvirin (fotoğrafın) caizliği görüşündedirler. Bu görüşleri konusunda hiç­bir delil yoktur. Bilakis deliller fotoğrafın haramlığnı te'kit etmektedir (kuvvetlendirmektedir). Çünkü Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:
"İçerisinde resim bulunan eve Melekler girmez." Burada resmi mutlak olarak zikretmiştir. Resmin muayyen bir çeşidiyle tahsislememiştir.
Şeyh Mustafa el-Hamami'nin fotoğraf olan re­simlerin mübahlığını söyleyenlere karşı söylediği sözü, beni hayrete düşürmüştür:

"Muhakkak, elle yapılan resimler menedilmiştir. Bu bana göre tıpkı yırtıcı aslanı salıp da öl­dürdüğünü öldüren veya elektrik düğmesini açıp da kendisine dokunan herkesi yok eden ya da yemeğe zehir koyup da ondan yiyen herkesi helak eden kim­seye benzemektedir. Çünkü kendisine öldürmek it­hamı tevcih edildiğinde, der ki: Ben öldürmedim. Zehir, aslan ve elektrik öldürdü. Arkasından delil olarak da şu sözünü sıralar: Öldürmek ancak el ile olandır. Ben ise elimi bu ölülere asla uzatmadım. Peki onları öldürmek nasıl olur da bana nisbet edi­lir?

Böyle diyene şu şekilde söylenir: Şüphesiz, ölüm, öldürme vasıtalarından herhangi biriyle ruhun çı-kartılmasıdır. Zehir, elektrik ve yırtıcı hayvan da öldürme vesilelerindendir. Buna göre kim bu ve­sileleri kullanırsa o kişi öldürme suçunu işlemiştir. İsterse elini hiç uzatmamış olsun. İşte resim de böy­ledir. Resimden murad, sureti icad etmektir. Bütün bela resimdedir.... v.s.

Eğer istersen, cihazla çekilen resmin günahının elle yapılandan kat kat fazla olduğunu söy­leyebilirsin. Bilakis cihazın bir anda çektiği resmi, ressam eliyle ancak senelerce uğraşarak yapar. Azap ise ne kadar resim meydana geldiğine göredir. Buradan da kesinlikle anlarsın ki, bir resmi yapmak büyük bir masiyettir.
Buna ikinci resim de eklenirse masiyet de ikinci defa olur.Böylece resim her çoğalışında o resmi yapanın gü­nahı da hep çoğalmaktadır. Ve sen biliyorsun ki, azap da günah miktarıncadır. Buna göre resim ço­ğaldıkça azap da çoğalır, şiddetlenir ve uzar."[28]
Bütün tafsilatı geçenlerin dışında olarak, ken­disinde gerçekten faide bulunan ve zaruret bulunan tasvirlerin caizliği müstesna olunmuştur. Şeyh Nasuruddin el-Albânî şöyle diyor: "...Sözleri bitirmeden önce, şuna dikkat çekmeyi de ihmal etmemeliyim: Muhakkak biz her türlü res­min haramlığı görüşündeyiz. Bunda da kesin azim halindeyiz. Fakat bununla beraber kendisinde mut­lak bir faide olan ve herhangi bir zarara yakın ol­mayan resimde de bir mani yoktur. Bu faide de aslı mubah olan bir yol ile olmalıdır.

Tıpta, coğrafyada kendisine ihtiyaç duyulan resim, suçluların yakalanmasına yardımcı olan re­simler, suçlulardan korunmak için onların ta­nınmasını sağlayan resimler ve bunun gibileri ca­izdir. Hatta bazen olur ki o resimlerden bazısını yapmak vacip olur. Bu konuda delil olarak iki tane hadis-i şerif vardır.

İlki: Aişe radıyallahü anha'dan.

"Ben oyuncak bebeklerle oynardım, Allah Rasûlü de benim kız arkadaşlarımı benimle oynamaları için bana getirirdi."[29]

Ve yine O'ndan gelen bir rivayette de: Kendisinin oyuncak bebekleri olduğu ve Allah Rasûlü gel­diğinde onları elbisesiyle örttüğü vardır. Ebu Avane diyor ki, örtmesinin sebebi, oyuncak bebeklerden menolunmasm diyedir.
Bunu ibni Sad tahriç etmiştir. Senedi sahihtir.

Bu hadisten çocuk oyuncakları ve oyuncak re­simleri edinmenin cevazına delil olunur. Kız ço­cuklarının bu oyuncaklarla oynaması içindir. Bu, resim edinmenin genelde nehyedilmesinden hususileştirilerek cevaz verilmiştir. Kadı İyâd da, buna hüküm vermiş ve cumhurdan da böyle nakletmiştir. Buna göre, cumhur; kız çocuklarının eğitimi, ter­biyesi, küçükten ev işlerine alıştırılmaları ve ev­latlarını terbiyeye hazırlıkları için oyuncak be­beklerin alış verişine cevaz vermişlerdir.

İkincisi:
Rubeyyi binti Muavviz'den. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem aşura yemeğini Medine'nin köylerine gönderdi (Medine'nin etrafındaki köyler). Ve "kim oruçsuz olarak sabahladıysa geri kalan gününü de oruçsuz olarak tamamlasın, kim de oruçlu olarak sabahladıysa o da orucuna devam etsin" dedi. Rubeyyi binti Muavviz devamla şöyle dedi: Biz sonradan oruç tutardık, çocuklarımıza da oruç tuttururduk (küçük çocuklara) ve mescide giderdik, onlar için boyanmış yünden oyuncaklar yapardık (ve o oyuncakları be­raberimizde götürürdük). Çocuklardan biri eğer yemek için ağlarsa bu oyuncakları ona verirdik, ta ki iftar vakti gelsin diye (böyle yapardık). Başka bir rivayette de: "Bizden yemek istedikleri zaman oyun­cakları onlara verirdik ki, onların oruçları tamam oluncaya kadar oyuncaklarla oynasmlar" ibaresi vardır."[30]

Bu iki hadis-i şerifte, eğer arkasından nefsi eği­ten, kültürel eğitimine yardım eden terbevî bir mas­lahat var ise, resme cevaz verilmiş ve hoş gö­rülmüştür. Buna İslam'ın ve müslümanlarm resimdeki ve resim edinmedeki maslahatları da ek­lenir (dahil edilir).
Bunun dışındaki ise aslı üzere bakidir, o da haram oluşudur. Şeyhlerin, liderlerin, arkadaşların ve benzerlerinin resimleri ki, bunlarda hiçbir faide yoktur. Bilakis bunlarda putlara tapan kafirlere benzeme vardır. Allah en iyisini bilendir.[31]
Bununla beraber, Peygamber efendimizin ha­dislerinden bir kısmı, bazı yeni ve eski alimlerin, muhakkiklerin sözleri de dahil olunmuştur. Bundan murâd, şirke götüren bütün vesilelerin haram kılınışmdaki İslam'ın hikmetini beyan etmeyi kasdetmemizdir.
Diğer taraftan da Şer'i ilimlere mensup ba­zılarının irtikab etmiş olduğu hatanın büyüklüğüne dikkat çekmeyi murâd ettik. Onlar kendi re­simlerinin kitaplarda, dergilerde, İslamî ve gayri İslamî gazetelerde yayımlanmasına şiddetli bir hırs göstermektedirler.[32] Hatta bazıları başarılı pozları seçmekte mahir olan fotoğrafçıları tercih et­mektedirler. Ve o fotoğrafçılar değerli üstadın özel elbiseler giymesini isterler. Tıpkı onların nasıl oturacaklarını (poz vereceklerini) ayarladıkları gibi. [33]

Dipnotlar:
[18] Kabirlere tazim bidat ve sapıklıklardandır. Orada defnolunmuş ister Sahabe olsun, ister başkası olsun aynıdır.
[19] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. Lafız Müslim'e aittir, Sahih-i Müslim'in Muhtasarı. Münziri, Hadis No:1370
[20] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. Lafız Müslim'e aittir. Önceki kaynak, hadisin No:1366. Es Sehvetü: Küçük bir odadır. Yere kazılarak yapılır. Bodrum ve kilere, depoya benzer. Elgıram: Yünden bir elbisedir. Yudahiun: Benzetiyorlar. Muhtasarın haşiyesinden nakledilmiştir.
[21] Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. Lafız Müslim'e aittir. Sahih-i Müslim'in Muhtasarı, hadis No: 1369, cilt 2, sayfa, 124
[22] Buhari ve Müslim tahriç etmiştir. Lafız ise Buhari'ye aittir. Fethü-1 Bari, 2/518
[23] Müslim tahriç etmiştir. Sahih-i Müslim Muhtasarı. Hadis: 488, 1/131
[24] Sahih-i Müslim Şerhi. İmam Nevevi, 14/81
[25] Sahih-i Müslim Şerhi. İmam Nevevi, 14/82
[26] Fethu-1 Bari, 12/507 El-Babi'l Halebî baskısı
[27] Fethu-1 Bari, 12/513 82
[28] El-îlâm, Helal ve Haram kitabının tenkidi. Şeyh Salih bin Fevzan, sayfa 40. Şu alimler ister el ve isterse cihazla olsun, her çeşit res­min ve resim yapmanın haramlığını söyleyen alimlerin en meş­hurlarıdır: Şeyh Muhammed bin İbrahim, Abdul Aziz Bin Baz, Muhammed Emin Şankıtî, Nasuru'd-Din El-Albânî ve Ahmet M. Şakir.
[29] Buhari, 10/433, Müslim, 7/135 ve Ahmet İbn-i Hanbel, 6/166, 233, 234'de tahriç etmişlerdir. Lafız ise Ahmet İbn-i Hanbel'e aittir. İbn-i Sad ise 8/66'da bu rivayeti tahriç etmiştir.
[30] Buhari rivayet etmiştir. 4/163 Siyak da Buhari'nindir. Müslim de 3/152’de rivayet etmiştir Fazlalıkla beraber diğer rivayet de Müslim’e aittir
[31] Resimde İslam'ın hükmü, "Tuba Lilğureba"mn silsilesidir. Sayfa 66,67
[32] Hatta iş öyle bir hadde ulaştı ki, resmin yeri, kaldırılmasında, nasıl asılacağı konusunda, toplantı, yürüyüş ve resme karşı kıyamda, resmin nasıl tertip olunacağında, resim taşınır halde geçiş me­rasimlerinde ona nasıl tazim edileceği konularında emirler ve talimatlar çıkartılıyor. Bu durum, cahilleri ve sefilleri bırak, ilim iddia edenlerin arasında meydana gelmektedir. La havle ve la kuvvete illa billah.

19 Şubat 2010 Cuma

Sireti Zehebiye'nin Tenkidi

SİRET-İ ZEHEBİYYE’NİN TENKİDİ




Muhterem ve saygı değer şeyh Muhammed b. Rızk Tarhuni’nin, İslami Turas’ın bazı kitapları üzerinde önemli tahkikleri olmuştur. Bu tahkiklerden biri de şudur:

“Siretu’z-Zehebiyye” diye isimlendirilen “Sahihi Sireti’n-Nebeviyye” adlı eserdir.

Kendi kitabının önsözünde, siret adlı eserde varid olan rivayetler üzerinde yaptığı tahkikle ilgili bazı kural veya usüller zikretmiş. Ben zikredilen bu usullere göz gezdirdim ve gördüm ki bir veya daha fazla mülahaza edilecek birşey yoktur, ancak zikredilen bu usullerin pek az faydasının olduğunun kanaati bende hasıl oldu ki, o da şu sebebten ötürü: Çünkü bu usuller; tahkik ehli olan hadis alimlerinin üzerinde birleştiği gerçeklere muhaliftir. Saygı değer şeyhten, yaptığım bu mülahazalarımı kabul etmesini rica ediyorum. Ve ayrıca kendisinden istirhamımı zikrettiği bu usullerin çoğuna tekrar bir göz gezdirsin.

-Bundan dolayıdır ki bu usuller üzerine bina edilen bu rivayetler- Gerçek olan odur ki gerçek olan şey, tabi olunmaya daha müstahaktır.

1- Vakidi, yalancılıkla itham edilmiştir. Bununla beraber şeyh, onun rivayetlerine, tıpkı Meğazi ve Siyer kitaplarında şahit kabul edilenler gibi itimat etmiştir. Üstelik bu görüş üzerinede, Zehebi gibi Cerh ve ta’dil alimlerinin görüşlerinin hülasası olduğunu izafe etmiştir.

Sevab olan şudur: Vakidi Kezzab’tır (Yalancı) Onun rivayetlerinin, ne usulde, ne şevahidlerde, ne Meğazi kitaplarında ve ne de Meğazi’nin dışındaki kitaplarda olması pek iç açıcı ve sevilecek bir yani yoktur. Vakidi’nin bulunduğu en hasen senetler dahi da’fuş şedid (şiddetli zayıf) diye nitelendirilir.

İmam Zehebi, Vakidi hakkında katı davranmayarak ve müsamaha göstererek şöyle demiş:

“Ben onu ved ile uydurmakla itham etmiyorum.” Bilakis onu mevzu hadis uydurmakla itham aden imam Ahmet’tir ve şöyle demiş:

“Huve kezzabun” yani yalancıdır.

Ebu Hatem ve Nesai’de Vakidi’nin (hadis uydurduğunu söylemiştir.

İbni Rahuye şöyle demiş:

“O benim yanımda hadis uyduranlardandır.” (Mizan’ul-İtidal) adlı eserde (663-664).

Ve yine İmam Zehebi, Vakidi için müsamahada bulunmuşta olsa şöyle demiş:

“Meğazi, Sahabe Tarihi ve haberleri” hakkında ondan istifade edilir demiştir.

İmam Ali b. Medini şöyle demiş:

“Kendisinin yanında Vakidi’den daha evsak (güvenilir) olanlar için (Heysem b. Ady benim yanımda Vakidi’den daha evsaktır (güvenilir sika): Heysem b. Ady için, Hadis, nesebler ilminde ve hiçbir şeyde ondan honşut değilim.) demiş. Buhari, Heysem b. Ady için şöyle demiş:

“Sika değildir. Yalan söylüyordu.” Hakeza İbni Main de:

“Sika değildir. Yalan söylüyordu.” demiş.

Ebu Davut “Kezzabun” yani yalancıdır demiş.

Mizan’ul-İtidal 4/324’te bakın. Bunu bu şekilde belirten sadece eski alimler değildir ve bunları takiben aynı şekilde muhaddis şeyh Nasruddin el-Elbani de onun hakkında şöyle demiş:

“Onun ne sirede ne de başka bir yerde rivayetlerinin olduğunu bilmiyorum. Ancak, el-Elbani, Vakidi’nin içinde olduğu senetlere, Dafu’ş-Şedid (çok zayıf) hükmünü vermiş bazen de mevzu olduğuna hüküm vermiştir.

(Silsilet el-Ehadis eddaife ve’l-mevzua) adlı eserin (1689-1143-1052-1208 ve 1445)’e bakınız.

2- El-Kelbi Muhammed b. Saib, bizzat şeyh’in kendisi onun hadis isnadını tasnif ediyor ve şöyle yapıyor: “Silsiletu’l-Kezib) Yani yalan hadis isnatları zinciri (1/394) ve Şuraya bakın (1/318).

3- İshak b. Abdullah b. Ebu Ferve’ye itimat etmiştir ve oda şevahid konusunda (metruktur). 1/364.

(2) El-Kelbi Muhammed b. Saib, bizzat şeyhin kendisi onun hadis isnadını tasnif ediyor ve şöyle yapıyor:

“Silsiletu’l-Kezib” Yani yalan hadis isnatları zinciri 1/394 ve şuraya bakın: 1/318.

(3) İshak b. Abdullah b. Ebu Ferve’ye itimat etmiştir ve oda şevahid konusunda (metruktur). 1/364.

(4) İbrahim b. Osman el-Absi’nin rivayetlerine itimat etmiştir. Ve o da (metruk)’tur. Şeyhin kendisini tashihini yaptığı hadislerin hiçbirinde onun isim ve ünivanına rastlamamıştır. 1/318.

(5) 2/260’ta sadece Muhammed b. Humeyd Razi’nin ted’ifini (zayıflık derecesini göstermesi) yapmakla yetinmiştir. O da kezib (yalancılık) ile itham edilmiştir. Yalancılıkla itham edilen Haris el-A’ver’in olduğu bir isnadta şöyle demiş: “zayıftır”.

Şeyh, İbn Hazm Zahiri’den naklederek şöyle demiş:

“O, Zübeyr’den (an’ane) yoluyla gelenleri kabul ederdi. Oysaki o mutlak surette (tedlis) yapmakla meşhurdur.”

Zübeyr’in tedlis yapması hakkında şöyle demiş:

“O bu konularda müsamaha gösterdiği şeylerdendir. Çünkü o, zayıf olanlardan (tedlis) yapmıyor. İbni Hazm’ında şu rakamda yerlerde belirttiği gibi 1/3121.

(Tenbih’ul-Müslim bi taaddil elbani ala sahihi Müslim) adlı kitaba yönelerek şöyle demiş:

“Bu kitap kendisine müracat edilecek bir kitap veya eser olmaktan ziyade, ilmi tenkitlerden uzaklığıyla maruf olan bir kitaptır. Sevap olan şudur: İbn Hazm’da, diğer tahkikçiler gibi Zübeyr’in hadislerini reddetmiştir. Bununla beraber eğer Cabir’den, hadis rivayet ettiğini tasrih etmemişse veya Leys b. Sa’d’ın tarikiyle ondan tasrih etmemişse hiç kabul etmemiş.” Muhalla İbn Hazm: 11/325; el-İhkam: 6/135.

(7) 19. sahifede O, İbni Hibban’ın sika gördüklerine eğer maruf olan biriyse itimat ediyor.

Bu da şeyhten olan garip bir fikirdir; Meçhul ile maruf olanların arasını ayırmak, şeyhin icad ettiği şeylerden biridir.

Tahkik sahibi alimlerden hiçbirine rastlanmamıştır. “Tarihi Buhari el-Kebir’de” veya İbni Ebu Hatem’in “Cerh ve Ta’dil” kitaplarında, hakkında sukut edilen birini, İbni Hibban sika görmüş onlar da buna itimat etmiş olsun.

Ancak ondan, sikalardan bir grup rivayet etmişse ve muhalif te değilse, Hasenul hadistir.

(8) Sahife 19-20’de şöyle demiş: İbn Hibban ve Ucli’nin sika görmeleri (ikisi de bu konuda müsamahakardırlar yani katı değiller), adamın rivayetinin tahsini (hasen olması) bakımından yeterlidir.

Bu konuda da müellif, bütün tahkikçilere muhalif davranmıştır. Bilakis o çamuru daha da sulandırarak, Darekutni ve Hatib’in birini sika görmeleriyle, İbni Hibban ve Ucli’nin birini sika görmelerini aynı kefeye veya makama koymuştur.

(9) Zira o, sahife 18’de şöyle bir zanda bulunmuş: En az itimat edilen bazı rivayetler: Ali dereceleri bakımından; İbni Huzeyme, İbni Hibban, Hakim, Heysemi, Suyuti ve diğerlerinin tashih ettiği çoğu hadislerinden daha ali veya üstün derecededir. Hakeza mütesahilinlerinde tashihte bazı payları vardır.

Ve diyorum ki: Vakidi ve metruk olan diğerlerine itimadan şeyh tashih etmiş ve çoğu rivayetleri hasen kılmıştır.

Yapılan bu tashih, Allah aşkına diğer muhlis imamların yaptığı tasihten daha üstün olur mu?!

(10) 2/475’te şöyle demiş: Ahkaf suresindeki şu 17. ayetin sebebi nüzulu “Vellezi kale livalideyhi uffin lekuma etaidanini... ibahirilaye” hakkında şöyle der:

“Bu ayet Abdurrahman b. Ebbekir Sıddık (r.a.) hakkında nazil olmuştur. Bu ifadeyi, Mervan b. Hakem’in sözüne binaen kullanmıştır. Ki Mervan tabiinlerdendir. Buhari’nin Sahih’in de Feth’ul-Bari: 4827’de rivayet ettiğine göre Mervan’ın Rasulullah’ı (s.a.v.) gördüğü hiç bir şekilde doğrulanmamıştır. Birde şunu izafe etmiş veya eklemiş: Abdurrahman b. Ebubekir Sıddık (r.a.), güya Mervan’ın kendisine bunu demesine rağmen karşısında sukut etmiş ve bu da Abdurrahman’ın ikrarı sayılırmış diyor. Diyorum ki:

“Yani Mervan bu konuda Mervan tasdik edilirde, Mervan’dan bu asılsız ifadeyi duyan ve ona cevap veren Ebubekir Sıddik’in kızı Sıddık’a (doğru) olan Aişe (r.a.) tekzip edilir mi? Cevabı şöyle:

“Allah’ın benim özrümün (ifk ile ilgili) dışında, ailemizle ilgili hiçbir ayet nazil etmemiştir.”

Daha sonra müellif, İbni Abbas üzerine mevkuf olan bir rivayetiki, isnadı, zayıf hadisler zincirine bağlı olan bu hadisin isnadı (vah)’tır) ve Kezzab olan Kelbi’nin tarikiyle olan bir rivayeti kendine delil gösteriyor.

İbni Kesir bu meseleyi tefsirinde tahkik edip taşı gediğine koyarak değiştirmiştir. Ve şeyhin kelamı tahkik sahibi gerçek alimlerin kelamına muhalif olduğundan dolayı gayri makbuldur. Zaten kendisi haddi zatından gayri sahihtir.

(11) sahife (41)’de şöyle demiş: Ali b. Ebu Talha’nın İbni Abbas’tan olan rivayetleri konusunda ağlep olarak vasıta, Mücahid’tir. Muhalif olmadığı zaman isnadı hasendir. Ve daha sonra bu mevzuda, mastır tezini önsöz yaparak kendine delil göstermiştir.

Ve diyorum ki: Tahkikçiler bu isnadın var oluşu hakkında (munkatı) olduğunu beyan etmişler. Ali b. Ebu Talha denilen bu adam, İbni Abbas’ı hiç görmemiştir. Sonra o, kendi kafasından konuşmaktadır. İsnadının hasen olması nerde?! Mümkün de değildir.

(12) Bu minval üzere müellif, Muhammed b. Ebu Muhammed Medeni’nin rivayetini kabulünde meçhullük üzeredir!

(13) Müellifin sevab olan yönleri de çoktur: Garanik kıssasını batıllığını ispat eden muhadislerin görüşlerine ve olayı kökünden kazıyan el-Elbani’nin “Nesh’ul Meranik li-nesfi kısset’il ğeranik” kitabındaki görüşe ve talebesi Şeyh Ali b. Hasan İbn Abdul-Humeyd’in “Delail’ut tahkik li-ibtali kısset’il ğaranik” kitabındaki görüşlere te’yid ederek takviye temiş ve isimlerini de zikrederek garanik kıssasıyla ilgili olan bu şahısları da kınamıştır. Müellifin yanında en önemli olaylardan biride Feth’ul-Bari’de: 8/439’da olan Hafız İbn Hacer’in kelamıdır. Müellifin kıssaya verdiği takviye, birbirine destek olan Merasillerledir. 2/537-48’e bakınız.

Eğer her mürsel bir başka yönden yine mürsel olarak geliyorsa o zaman mütad ve makbuldur. Öyleyse şeyh Tarhuni’nin kahkaha ile ilgili hadisi kabul etmesi lazım. Çünkü tabiinden olan bir gruptan mürsel olarak ta gelmiştir. Hiçbir mahzuru var mıdır veya birşey denilebilir mi?

Bazılarının tefsirine birşey denilebilir mi şu ayet hakkında: “Felemma atahuma salihen ceala lehu şurekae fima atahum” Hasan’ın rivayetiyle Semure’den merfu olarak rivayet edilmiştir ki ayette kastedilen iki kişi Adem (a.s.) ve Havva (a.s.)’dır? Hasan Basri (anene) tarikiyle rivayet ettiğinden müdellistir ve bundan başka herhangi bir illeti de yoktur.

Geniş bilgi için “silsilet’ul ehadisu’d-daifeti ve’l-mevduati’da 606-607 rakamlarına bakın. Elbani bu makamda gerçekten tafsilatıyla hakkını vererek açıklamış ve Allah ecrini artırsın.

(14) 1/270’te: Sirede aslıda Muttalib b. Abdullah b. Kays b. Mahreme’ye dayandırılan bir rivayet zikretmiş ve İbni Hibban’ın bu raviyi sika gömesine binaen o da hasen görmüştür ve sonra bu görüşüne iki şahit getirmiş ve şahitlerinin birinde; Abdulaziz b. Sabit vardır. Şeyh bunun için metruk ve daha sonra bu isnat zayıftır demiş.

Ve diğer Şahidinde de: Zekeriya b. Yahya Kesai vardır, yine şeyh, bunun metruk olduğunu itiraf etmiştir. Müellif bu rivayeti nasıl hasen kabul etmiştir? Aslıda meçhul olan Muttalib’e dayanıyor ve bu adamdan İbni İshak’tan başka kimse ondan rivayet etmemiş ve İbni Hibban’dan başka da kimse onu sika kabul etmemiştir.

İsnadlarında metruk olan iki şahidi kendisine nasıl delil getirmiştir? Allah aşkına yapılan bu tashih mi? (Heysemi, Suyuti ve ikisinden öncede Hakim, İbni Hibban ve İbni Huzeyme’lerin yaptıkları tashihlerden çok daha üstündür?

(15) Amma 1/324’te (peygamber olarak gönderilmeden önce) Rasulullah’ın (s.a.v.) putlara dokunup ziyaret ettiği hadisi zikretmiş. Bu hadisin metni hakkında bazı alimler “Munkerun cidden” ifadesini kullanmışlar ve Zehebi de onlardan biridir ve Mizan’ul-İtidal’de 3/36’da demiş: Bilakis İmam Ahmed’in bu konuda nefret, kınama ve şiddeti artarak, Ukayli’nin (edduafa) 3/223 adlı kitapta rivayet ettiği bu ve buna benzer diğer hadisler hakkında şöyle demiş:

“Bu hadisler mevzudur. Veya sanki bu hadisler mevzu gibidir” Ve şöyle demiş:

“Onu kardeşi Ebubekir b. Ebu Şeybe, Osman b. Ebu Şeybe’nin kardeşi bu hadisi rivayet etmişlerdir ve (la yuzennu) lafzını onun için kullanmıştır. Yani bu hadisten herhangi bir şeyle kendi nefsini tedlis etmez ve daha sonra, din ve dünya hakkında Allah’tan selamet isteriz demiş ve bu hadisle vehmettiğini görüyorum selamet, selamet ver demiş.”

Ebubekir, sika, hafız bir musanniftir. Hakeza kardeşi Osman da öyledir ancak bazı evhamları vardır. Kur’an’ı hıfzetmemiştir deniliyor. Belki bu kendisinin evhamlarından biridir veya deriz ki:

“O, Abdullah b. Muhammed b. Ukayl’in evhamlarındandır. Çünkü o kendi kafasından konuşurdu. Osman’a vehmi isnat etmekten daha evladır bu görüş. Çünkü Osman hafız musannef sahibi ve sika biridir. İbni Ukayl ise, bu ayrıcalığın onda olması ihtimali de yoktur!”

Faraza, Hafız İbni Hacer ve Zehebi gibi bu hadisin subutunu (var oluşunu) düşünsek ve kabul etsek te şüphesiz o hadis yakini olarak, Zehebi, İbni Hacer ve diğerlerinin zikrettikleriyle te’vil edilmiştir.

(16) Müellifin şeyhi, meşhur (Kezzap: yalancı ve vedda hadis uyduran) Davud b. Muhabbir (veya muhabber) hakkında sukut etmekle tesahul (kolaylık gösterme veya müsamaha etme) etmiş ve onu zayıf görmekle iktifa etmiştir. 2/381’de Süheyli’den nakletmiştir ve Hakeza Ebubekir Huzeli için de zayıftır demiş. (2/504).

Sevap olan ise o”zaifun cidden”’dir. Tehzib 12/46’da ⁄under onu yalancılıkla itham etmiştir.

(17) 2/533’te Cüveybir’in rivayetini şahit getirerek, onun zannına göre o sadece (zayıf)’tır ifadesini kullanmıştır. Sevap olan: O “zaifun cidden” ve o şahit delil gösterilmez. Tehzib: 2/124.

(18) 2/337’de (Hiç kimse Ebu Süfyan Talha b. Nafi’in Cabir’den simal (duyması işitmesi) hakkında bir şey konuşmamıştır) diyor ve keza sevap olan şudur demiş:

“Onun Cabir’den olan simal yönünden (yani hadis işitmesi) hakkında konuşulan biridir. İmamlardan bazıları bunu bir sahife kadar olduğunu addetmişler bazıları da sadece ondan dört hadisin olduğunu söylemişler ve bu da ondan kat’i olan bir şey değildir. Ve”(tuhfetut tahsil bi ahkamil merasil” adlı esere rakam 296 ve keza “Cami’ut-Tahsil” esere rakam 313’te yaptığım tahkike bakın.

(19) Orada şeyhin içine girdiği başka büyük bir olay ya da büyük bir hata daha vardır: Rasulullah’ın (s.a.v.) miraca gidişinin uyanıkken ceset ile değil uykudayken ruh ile gitmiştir diyor. 2/385-410.

Bu kavlin mutlaka böyle olduğunu zannetmiş ve şu sebeble: Rivayetlerde olan idtırab ve işkalin neyinden ötürü.

Şeyhe şöyle deriz: Allah’a hamdolsun, tahkik sahibi gerçek alimlerin yanında işkal yoktur. Ve üzerine ihtilaf ettikleri herşeyde de muzdarilik yoktur.

Aişe (r.a.) ve Muaviye’den (r.a.) rivayet edilenle de zayıftır; Aişe’den gelen isnatta cehalet olduğundan ve Muaviye’den gelen isnatta da müdallik olduğundan ötürü. Siret İbni Hişam 2/50 sahihliği hakkında hiçbir şüphe yoktur ki büyük olan bu isra ve miraç, uykuda değil uyanıkken gerçekleşmiştir. İmamlardan çoğu da bu görüş üzerinedirler. Onlardan biri olan ve sunnetin temel dayanak ve destekçisi olan imam hafız Ebu Kasım Isbehani’dir ve şu eserinde: “el hucccetu fi beyanil mahacceti ve şerhu akideti ehli sunne): 1/511-514. Çok önemlidir mutlaka oraya bakın.

(20) 2/333’te Zehebi’nin söylediği şu kelamına müteakıp (Buhari’den nakletiğini söyleyen Halid b. Ebu Bekir b. Ubeydullah’tır. Zayıftır. Şöyle söylemiş: “Lehu menakirun” yani onun menakir hadisleri vardır. Ve şeyh şöyle söylemiş: “Bunun hadisleri zayıf görülemez ancak onun menakirlerinden olduğu kesin olarak saptanırsa müstesna.”

Biz şeyhe şöyle deriz: Halid denilen bu adam hakkında (takrib)’te 1628’de hafız şöyle demiş: “Fihi leyyinun”.

Bu hafızdan gereği gibi olan bir hükümdür. Dayanak mercii de, cerh ve ta’dil imamlarının bu Halid denilen hakkında belirttikleri görüşler üzerine olan tam bir istikra usulüyledir. Tehzib’te 3/82-83’te öyle bir ibare zikretmiştir ki eğer Tarhuni bu görüşe rastlamış olsaydı bu hataya düşmezdi.

Buhari’den şu kavl nakledilmiş: “Halid b. Ebubekir’in (Salim’den) menakirleri vardır.

Halit denilen bu adam isnadı Salim b. Abdullah’tan olan ve üzerinde konuştuğumuz hadisi rivayet ediyor:

“Yani bu hadis Buhari’nin yanında onun menakirlerindendir ve şeyh buna ne diyecek?

Sonra İbni Hibban onun hakkında şöyle demiş: “Sikaları zikrettikten sonra (yuhtiu) hata ediyor.”

(21) Tedlisi’nin çok olduğundan ve çoğu tarafından zayıf görülen Ebu Cenab için: 2/313’te o burada simaının olduğunu beyan etmiş. Öyleyse bir zararı yoktur demiş.

Cevap: Ebu Cenab denilen kişinin ismi, Yahya b. Ebu Habbe’dir. Bazı imamların yanında mutlak suretle zayıftır. Fellas; ona metruktur demiş. Bundan dolayı Hafız onu tedlisçilerin beşinci mertebesine koyup zikretmiştir. Hadisini kabul etmeyenler onlardır, Meğer onun simaını tasrih etseler de; çünkü onların onu zayıf görmeleri tedlis dışında başka bir şey iledir. Tedlis fil hadis sh. 145 ve Camiu tahsil sh. 113 bakınız ve Ebu Cenab’ın ta’yinini veya belirginliğini, Alai, bu mertebeye bir misalmiş gibi yapmıştır.

Umulur ki bu kadar yazmamız yeterli olsun. İnşallah. Kendimiz, muhterem şeyh ve bütün müslümanlar için Allah’tan şunu dileriz: Hakkı hak olarak görüp bizi onunla rızıklandırmayı batılı da batıl olarak gördürüp ondan kaçınmayı bize nasip etsin. Şüphesiz o, semi ve karibtir.



Bazı İslami Terbiye kitaplarında geçen yalan ve asılsız hadislerden olan tahzir:



Ahmed’in Müsned’te 1/65’te Osman b. Affan’dan merfu olarak rivayet etitği şu hadis Rasulullah’dan (s.a.v.) geldiği sahihtir:

“Kim benim söylemediğim şeyi söyleyip bana atfederse ateşteki yerini hazırlasın”

Bu hadise şahit olarak ceyyid bir isnatla Tahavi’nin yanında Müşkil’il-Asar’da 1/361’de 399 nolu rakamla rivayet edilen Aişe’den rivayet edilen 1/359’da 394 nolu hadiste vardır.

Şu lafızla: “Kim kasıtlı olarak benim üzerime yalan söylerse ateşteki yerini hazırlasın” Bu pekçok sahabiden mütevatir olarak gelen sahih bir hadistir.

Her müslümana gerekli olan ise; bunlardan ders veya ibret alarak kendine bir siper edinerek, Rasulullah (s.a.v.) hakkında söylemediği şeyler hakkında yalan söylemlere düşüp cezaya maruz kalmaktan şiddetle sakınsın. Gerçekten ne kadar esef verici bir olaydır ki, İslami terbiye usülünde araştırma yapan ve te’lif edilen bir çok eser görüyoruz ki çeşitli mevzulardan müteşekkil olup ve çok şekilde mevzularına; zayıf, aslı olmayan El-Vahiye bilakis mekzup (yalan) olan hadisleri almışlardır.

“Terbiyet’ul-İslamiyettu suluha ve tetavvuruha fil bil adil arabiyyeti” adlı kitap Dr. Muhammed Munir Mürsi’nindir. Vakii olarak murad ettiğimizi misal bu makalededir.

(1) Sh. 26’da şu mevzu hadisi zikretmiş: “Çinde de olsa ilmi talep ediniz” Bunu sh. 38 ve 52’de de tekrar etmiş.

(2) Şu hadis: “Dünyayı isteyen ilme yanaşsın, Ahireti isteyen ilme sarılsın ve her ikisini de isteyen de ilme sarılsın” Bu da bir önceki hadis misalidir.

(3) Şu hadis: “Şüphesiz hikmet, şerif olana şeref kazandırır ve köleyi de, kralların yerine kadar makamını kaldırıp yüceltir” Bu hadis, zayıftır Ebu Nuaym’ın Hilye’de olan rivayetlerindendir. (6/173)

(4) “İlim meclisinde bulunmak bin rekat namazdan daha efdaldir. İlim meclisinde bulunmak, bin hastayı ziyaret etmekten daha efdaldir. İlim meclisinde bulunmak, bin cenazeyi hazırlayıp defnetmekten daha efdaldir.” Denildiki:

“Ya Rasulallah, Kur’an’ın kıraatinden mi?” O da şöyle dedi:

“İlim olmadan Kur’an’ın kıraatı fayda verir mi?” Bu hadis. İbni Cevzi’nin (mevzuat) kitabındadır. Hafız Iraki (ihya’nın) tahricini yaparkan o da aynen bu görüşü söylemiştir. 1/16.

(5) Hadis sh. 27: “İlmi öğrenin ve öğrendiğiniz ilmi ve öğrendiğiniz ilmi insanlarada öğretin.” Elbani’nin de Müşkil Mesabih’te 279 rakamda dediği gibi zayıftır.

(6) Hadis: “İlmi öğrenin. İlmi Allah için öğrenmek güzeldir. Keza sevab olan: Onun korku ve tedrisi tesbihtir. Onu araştırmak cihadtır. Talep etmek ibadettir, onun ta’limi sadakadır. Onu ehli için sarfetmek (bezl) yakınlaşmaktır (kurbe).” Muaz b. Cebel’den rivayet edilmiştir. İsnadında Vedda (hadis uyduran) vardır. Ebu Hureyre’den hadisinden zayıf bir isnatta Tenzihu’ş-Şeri’a 1/281-282’de rivayet edilmiştir.

(7) Hadis: “İlim ehline engel çıkarmayınız, zira bunda dinimiz için fesat olur ve gözleriniz kör olur” Bu aslı olmayan bir hadistir.

(8) Sh. 38’de Hadis: “ilim yolunda sefere çıkan, Allah yolunda mücahidmiş gibi olur. İlim yolunda sefere çıkıp ölen şehittir. İlim mü’minin yitiğidir nerde bulursa onu alır.” Bu da bir önceki gibi asılsızdır.

(9) Sh. 60’ta hadis: Zayıf hadis olup muhtelif lafızları da vardır. Elbani’nin “Daifu’l-Camiu’s-Sağir” eseri (4080)’e bakın.

(10) Sh. 73 te hadis:

“Kim ilmin bir gayesi olduğunu zannederse onun hakkını çiğnemiş olur ve Allah’ın vasfettiği şeklin dışında bir menzile koymuş olur.” Ve şöyle diyor: “Size pek az ilim verilmiştir” Bu hadisin Rasulullah’tan (s.a.v.) olduğuna dair aslı yoktur.

(11) sh. 74-75’te hadis:

“Bir baba çocuğuna güzel edepten daha hayırlı bir miras bırakmamıştır.” Zayıf bir hadistir. Şu lafızda da rivayet edilmiştir. Matahalle: “Silsiletu daife: 1121.

(12) Sh. 75’te hadis:

“Ahmak çocuklarınızı süt annelere vermeyiniz.” Zayıf hadistir. (Mecmauz’z-Zevaid Heysemi: 4/262.

(13) Sh. 79’da Hadis: “Küçük yaşta öğrenenin misali kaya üzerine yapılan nakış (oyma ile) gibidir. Büyükken öğrenenin misali, su üzerine yazılan yazı gibidir.” Rasulullah (s.a.v.) üzerine uydurulan mevzu bir hadistir. Senedinde hadis uyduran Mervan b. Salim Şami vardır. Elbaninin silsiletud daife: 618-619.

(14) sh. 97’de Hadis:

“Biz peygamberler güruhu insanları kendi mevkilerine indirilmekle ve onlarla akılları miktarınca konuşmakla emrolunduk.”

Bu öyle bir hadistir ki; Rasulullah’a (s.a.v.) merfu edilmesi sahih değildir. İki isnadla rivayet edilmiş bir isnadı (şedidu da’f)tır.

Bu hadisin mürsel bir şahidi Ukayli’nin “Ed-Duafa) adlı kitabında (4/425)’tedir. İsnadında, babasından Menakirleri rivayet eden Yahya b. Malik b. Enes vardır. Sehavi: “Makasidu’l-Hasene” 180.

(15) Sh. 98’de hadis: “Hiç kimse yoktur ki birilerine hadis söyleyip te akıllarına ulaşamıyorsa ancak bu bazılarına fitne olmuştur.”

Bunun merfu edilişi de sahih değildir. Sevah olan İbni Mes’ud üzerinde sahih değildir. Sevab olan İbni Mes’ud üzerine mevkuftur. Müslim, Sahih’in mukaddimesinde rivayet etmiş: 1/11.

(16) Sh. 105 hadis: “İslam güzel ahlaktır.” Deylemi’nin Müsned’indeki rivayetlerindendir. Bu, zayıf ve mevzu hadislerden olduğu zannediliyor.

Yine sh. 105’te hadis:

“Güzel ahlaka sarıl zira insanların güzel ahlaklısı dininde güzel olanıdır.”

Elbani’nin belirttiğine göre mevzu hadistir. (Daif’ul-Cami): 3748.

(17) Aynı sahifede hadis:

“Kötü ahlak müstesna herşeyin tevbeyle olması mümkündür.”

Mevzu hadistir. İsnadında kezzap (yalancı) olan Amr b. Cumey vardır.

(18) Başka bir lafzı şöyle:

“Kötü ahlak öyle bir şeydir ki günahı affolunmaz.”

Sh. 106’da hadis:

“Ahlakınızı güzelleştiriniz” isnadında inkıta (kopukluk) olduğundan zayıftır. İthaf Sadet’ul-Müttekin’de olduğu gibi: 7/332.

(19) Sh. 108 hadis:

“Kötü arkadaştan sakın.” Mevzu hadistir. Bu, hadis uyduran Muhammed b. Müslim Vasiti’nin afetidir. Silsilet Daife: 847.

(20) Sh. 108 hadis:

“Facir olanla arkadaş olmayın zira onun fucurundan size de bulaşır”

Merfu olması sahih olmayan bir hadistir. Ömer b. Hattab’tan mevkuf olarak rivayet edilmiş. İbni Ebu Asım Zühd: 91.

(21) Hadis:

“Allah’ın ilk yarattığı şey akıldır.”

Sh. 111. Mekzup hadistir. Rasulullah’dan (s.a.v.) aklın fazileti hakkında olması sahih değildir. Doktor mekzub olan bu rivayeti yapmakla yetinmemiş bir de şunu eklemiş:

“Deniliyor ki: Biraz önceki hadisten maksat (mekzup hadis) akıldır. Allah’ın şu ayetinde vardır:

“İzzetime ve celalime yemin olsun ki benim yanımda senden daha aziz bir yaratık ve senden daha faziletli birşey yaratmadım. Seninle alır ve yine seninle veririm.”

(22) Sh. 121 hadis:

“Hiçbir baba çocuğuna, güzel edepten daha faziletli birşey vermemiştir.”

Daha önce zayıf olduğu açıklanmıştı.

(23) Aynı sahife hadis:

“Kendisine çocuğunun iyilikle muamele etmeye yardım eden kula Allah rahmet etsin ve çocuğuna iyiliği hoş gösteren, onu ona öğreten ve onunla terbiye eden kula da Allah rahmet etsin.”

Bir önceki zayıftır. Şevkani “Fevaidu’l-Mecmua” rakam 774.

(24) Hadis:

“Birinizin, çocuğunu terbiye etmesi, ona hergün yarım sa’ miskinlere sadaka vermesinden daha hayırlıdır.” Zayıftır.

Elbani: “Daif Sünen Tirmizi: 332.

Ve daha sonra bu üç hadisi sh. 140’ta toplayıp şunu eklemiş:

“Çocuğun babasının üzerindeki hakları. Kendisine yazıyı, yüzmeyi ve atıcılığı öğretmesidir.” Bu hadis (daifun cidden)’dir. Elbani’nin de söylediği gibi: “Daif’ul-Cami: 2732.

(25) Sh. 151 hadis:

“Kimin çocuğu olursa üzerine su serpsin veya döksün” Zayıftır. (Daif’ul-Cami: 5800).

(26) Sh. 156. Hadis:

“İlimden sukunet ve vakar öğreniniz. İlim ehlinden olana tevazu gösterin.”

Senedinde vedda (hadis uyduran) vardır. Başka bir lafzı şöyle:

“İlmi öğreniniz, ilimden vakara öğreniniz” Bu hadis daifun cidden’dir. (Silsilet’ut Daife: 1610).

(27) Sh. 157’de birinden şöyle bir hadis rivayet edilmiş: “İlim talep etme peşinde koşuşturunuz. Rabbime ilmin ümmetim için mübarek kılınması için niyazda bulundum.” Evvelinde olan ziyadeki de zayıf bir hadistir. Keza perşembe gününün ziyade olmasıyla da zayıftır. “Rabbime ilmin ümmetim için mübarek kılınması için niyazda bulundum.” Evvelinde olan ziyadelikte zayıf bir hadistir. Keza “perşembe günü”nün ziyade olmasıyla da zayıftır. Rabbime hamdolsun zira ben bunu tafsilatıyla tahkik ettim: “El-İbtihac biezkaril musafiril hac sh. 10. Hafız Sehavi.

(28) Sh. 57’de şu lafızla hadis:

“Ümmetim için cumartesi ilmin peşinde koşuşturmak mübarek kılınmıştır.”

Bu lafız asılsızdır. Hafız İbni Mülkin’in dediği gibi. Keşf’ul-Hafa: 1/187. Şu hadisi de zikretmiş:

“İlmi pazartesi günü talep edin, bugünde istemek ilim talibi için kolaylaştırlar.”

Zayıftır. Keşf’ul-Hafa: 1/139.

(29) Sh. 163’te yalancılıkla itham edilen Vakidi’den nakledilmiş:

“Rasulullah’ın (s.a.v.) zevceleri Aişe ve Ümmü Seleme okuma-yazmayı öğrenmişlerdir.” Zira sahih olan odur ki Şifa binti Abdullah tarafından okuma yazma öğretilen Hafsa binti Ömer’dir. (Silsilet sahife: 178).

(30) Sh. 163 hadis: “Dininizin yarısını şu Humeyradan alınız.” Mekzup ve asılsız hadistir. (Makasid’ul-Haseneh: 432.)

(31) Sh. 170-171. Hadis:

“Ben ancak muallim olmak için gönderildim” Zayıf hadis.

Bu konudaki Elbani’nin tahricine müracat edin Silsilet’ut-Daife rakam. 11.

(32) Sh. 171’de hadis:

“İnsanların en hayırlısı ve yeryüzünde yürüyenlerin hayırlısı muallimlerdir.” Mevzu’dur. Karib lafzıyle (Fevaid’ul-Mucemma)’ya bakın. 864.

(33) Sh. 175. Hadis:

“Kendisinden öğrendiğiniz kimselere karşı vakarlılık veya saygı gösteriniz. Kendisine ilim öğrettiğiniz kimselere de vakarlılık ve saygı gösteriniz.”

Mekzup hadistir. Daif’ul-Cami: 6126.

(34) Aynı sahifede hadis:

“Öğretiniz ama aşırıya gitmeyin. Zira muallim aşırı gidenden daha hayırlıdır.” Zayıf hadistir. Daif’ul-Cami: 3731.

(35) Hadis:

“Öğrettiklerinize karşı ve sizi öğretenlere karşı yumuşak olun.” Zayıftır. İthaf Sade: 8/27.

(36) Hadis: “İnsanlar hayvan kığılamasını (pislik, tezek) ufaltmaktan alıkonulmuş olsalardı bile yine onu ufaltırlardı.” Dediler ki: “Nehyedildiğmiz herşeyde bir şey vardır.”

Batıl ve asılsızdır. Ben “İhyadaki mevzu hadisler” tahkikimde tafsilatıyla üzerinde konuşmuştum. Sh. 19.

(37) Aynı sahifede hadis:

“Hangi müeddib, bu ümmetin çocuklarından üç çocuğun sorumluluğunu üzerine alıp ta, onların fakirlerini zenginleriyle eşit tutup ve zengin olanını fakirle etiş tutup eşit öğretmezse kıyamet gününde hainlerle beraber haşir edilir.” Ve sonra sh. 241’de iade etmiş.

İbni Sahnun “Adabu’l-Mualimin”de sh. 84-85’te muzlim bir isnadla rivayet etmiş.

(38) Sh. 176 hadis:

“İlmi ehlinden menetmeyiniz. Bunda şüphesiz dininiz için fesat ve basiretleriniz açısından iltibas vardır.”

Daha önce asılsız ve mekzup hadis olduğu geçmişti.

(39) Aynı sahifede hadis:

“Kardeşinize, onu irşat edecek ilimle tasadduk edin veya ona keskin bir görüş vermeyi tasadduk ediniz.”

Asılsız hadistir.

(40) Hadis:

“Öğretiniz ve öğreniniz. Zira öğretenle öğrenenizin ecirleri eşittir.”

“Bu ikisinin ecri nedir?” denildi. Dedi ki:

“100 mağfiret ve cennette 100 derecedir.”

Bu lafızla asılsız bir hadistir. Şu lafızla da rivayet edilmiş:

“İnsanlar iki kişiden oluşur: Alim ve müteallim (öğrenen) onların ikisi ecirde eşittir. İnsanlar arasında bunlardan hayırlısı yoktur.”

Daha öncede geçtiği gibi mevzudur. Şu lafızlada rivayet edilmiş:

“Alim ve müteallim, hayır da ortaktırlar. Diğer insanlarda bir hayr yoktur.”

İsnadında Halik ve hadis çalan (Yahya b. Muaviye Sudfi) vardır. Mecma’uz-Zevaid hırsızı: 1/132.

(41) Doktor sh. 176’da hadis zikretmiş:

“Mü’min vakkaftır. (Teeni üzerine olan) Münafık ise vessabtır (teenni üzerine olmayan).” Mevzudur ve asılsızdır.

(42) Sh. 179 hadis:

“Öğretin ama aşırıya gitmeyin...”

“Öğrettiklerinize yumuşak olun...”

İkisinin de zayıf olduğu söylenmiştir.

(43) Sh. 198 hadis:

“Bir kavmin lugatını öğrenen, onların şerrinden emin olur.”

Mekzup ve asılsız hadistir. Şu hadis bir öncekine ihtiyaç duydurtmuyor:

“Yahudilerin kitabını öğren. Zira ben kitabımız üzerine onlardan emin olmuyorum.”

Zeyd b. Sabit’e (r.a.) demiştir: Silsilet Sahiha: 187.

(44) Sh. 241 Hadis:

“Kim ki irab ile Kur’an’ı okursa ona şehid ecri vardır.”

Mekzup ve asılsız hadistir.

(45) Sh. 242 hadis:

“Çocuğu üç hayırlı hasletle terbiye edin. Üzerine bişey eklerse kıyamet gününde sorulur.”

İbni Sahnun Adab’ul-Mualimin’de sh. 91-93’te mürsel olarak zayıf bir isnatla rivayet etmiş.

(46) Sh. 260 hadis:

“Ahlakınızı güzelleştirin” daha önce geçtiği gibi zayıftır.

(47) Başkasından sh 304’te zikri geçen mevzu hadis rivayet edilmiş:

“İnsanların en hayırlısı ve yeryüzünde yürüyenlerin hayırlıları muallimlerdir.”

Bu mülahazaları yapmakla ilim ehli üzerine farz olan gerekli görevimizi ifa etmiş bulunduk ki o da şunlardır:

“Yalan asılsız hadislerden ve tahkik sonucu zayıf olduğu belirtilen hadislerden sakındırmak ve Rasulullah’ın (s.a.v.) şu sözüne binaen:

“Bu ilmin sorumluluğunu kendisinden sonra gelen adil kişi üstlenir ve devam ettirir. Bu ilmi tahrif etmek isteyen sapıkları uzaklaştırırlar.”

Buğyet’ul-Multebis: 3-4; Mişkat’ul-Mesabih: 1/82-83.



Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)