Kişinin herhangi bir övülen vasıfla kendi nefsine temize çekmeye çalışması, kendisini başkalarından üstün görmesi veya diğer insanlara hakaret gözüyle bakmasının en çirkin hasletlerden olduğunda bir şüphe yoktur.
İlim vasfıyla böbürlenmek de böyledir. Lakin sünnet ehli bir
âlimin, hakka karşı inat eden ve cahilleri önder edinen bid’atçilerin insanları
saptırıcı şüphelerini def etme konusunda, sahip olduğu ilme şahitlik etmesi
garipsenecek bir durum değildir. Zamanımızda âlim olmadıklarını itiraf
ettikleri halde dinin neredeyse her meselesinde ahkâm kesme cüretine kalkışan,
ilim ehline dil uzatarak kendilerini onlarla aynı seviyede hatta daha üstün görmek
isteyen taklid ile tescilli cahillere hadlerini bildirmek için ilim sahiplerinin
ilimlerini ortaya koymaları ve din meseleleri hakkında söz söylemeye, hadis
rivayet etmeye yetkili olduklarını, icazet sahibi olduklarını ifade etmeleri,
hakka şahitliktir. Eğer bu ilim iddiasında bulunan kişi yalan bir şahitlikte
bulunuyorsa, ilim ehli olmadığı halde ilim iddia ediyorsa bunun vebali de
şüphesiz kendisinin üzerinedir.
Bir de şu duruma uyarıda bulunmak gerekir: Hasen el-Basri rahimehullah’ın
da dediği gibi ilim iki türlüdür. Bir türü kesbîdir ki, zahirdeki ilimdir, kişi
ilim vasıtalarında çaba göstererek bu ilmi elde eder. Bir türü de vehbîdir, bâtındadır.
Yani Allah Azze ve Celle’den kula lutfedilen fıkıh/kavrama kabileyetidir.
İlim iddia eden kişi, zahirdeki ilmi iddia eder ve bu konudaki
muktesebatını ortaya koyar, ilmini ispatlar, yahut yalan bir iddiada bulunursa
bu konudaki yalanı hemen ortaya çıkar.
Şayet ilim iddia eden kişi, batındaki ilmi, yani vehbî olan
bâtın ilmi iddia ederse, Allah’ın kendisi hakkında hayır dilediği kullardan olduğunu
iddia etmiş olur. Zira mütevatir hadiste buyrulduğu gibi, “Allah hayrını
dilediği kulu fakih kılar.” Böyle bir ilmi iddia etmede şaibe vardır ve kendini
temize çekme manası taşıyabilir.
Lakin mesela tıp ilmini ehlinden okumuş birinin tabip
olduğunu söylemesi, hendese ilmini ehlinden öğrenmiş birinin mühendis olduğunu
söylemesi nasıl hiç tuhaf değilse, hadis ilmini, tefsir ilmini, fıkıh ilmini,
nahiv ilmini ehlinden okumuş kimselerin de bu ilimlere sahip olduğunu/âlim
olduğunu söylemesi, elbette tuhaf değildir.
Bu önemli ayrıntıyı dikkatten kaçıranlar, bazı kitaplarda
hadis veya selefin sözü olarak aktarılan uydurma bir sözü gündeme getirerek, “Âlim
olan kişi zaten âlim olduğunu söylemez. Âlim olduğunu söyleyen gerçekten alim
olsaydı “Ben alimim” demezdi” şeklinde bir hurafeyi kural ediniyorlar!
İmam Suyuti rahimehullah, A’zebu’l-Menahil adlı risalesinde,
“Ben âlimim” diyen kimse cahildir” şeklinde Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem, Ömer radıyallahu anh’e ve seleften bazılarına isnad edilen
sözün sahih bir aslı olmayıp uydurma olduğunu uzunca açıkladıktan sonra şöyle
demiştir: “Sadedinde olduğumuz bu hadisin bâtıl oluşunu destekleyen şeylerden
birisi de, bu sözün manasının aralarında Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Mes’ud,
Muaviye b. Ebi Sufyan, Abdullah b. Abbas radıyallahu anhum’un da bulunduğu sahabeden
bir cemaatten sabit olmuş olmasıdır. Şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
böyle bir kınamada bulunmuş olsaydı onlar bu sözleri söyleyerek muhalif
düşmezlerdi. Yine bu söz (yani “Ben alimim” sözü) tabiinden ve sonrakilerden
sayılamayacak kadar çok kimselerden sabit olmuştur. Onların sözlerinin
lafızlarına dair rivayetleri es-Savaik Ale’n-Navaik adlı kitapta zikrettim.
Şüphesiz ki şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem böyle söylemeyi kınamış
olsaydı o imamlar bu sözü kullanmazlardı. Bunun en açık bir örneği Allah’ın
nebisi Yusuf aleyhi's-selâm’ın: “Muhakkak ki ben bir
koruyucuyum, alîmim (bilenim).” (Yusuf 55) sözüdür…”
Yine Hafız İbn Hacer el-Heytemi, ez-Zevacir kitabında kişinin zaruret
olmadan ve haksız yere (alim olmadığı halde övünmek için) “Ben alimim” demesini
büyük günahlar arasında zikretmiş, sonra şu uyarıyı eklemiştir: “Burada “haksız
yere ve zaruret olmaksızın” kaydını şart koştum. Zira kişi ilminin ve taatinin
bilinmediği bir beldede olursa, bunların kendisinden kabul edilmesi ve
faydalanmaları maksadıyla bu hususları zikretmeye hakkı vardır. Tıpkı Yusuf aleyhi's-selâm’ın
şu sözünde olduğu gibi: “Dedi ki: “Beni ülkenin hazineleri üzerine tayin et.
Çünkü ben bir koruyucuyum, bilenim.” (Yusuf 55) Yine aynı şekilde, inatla
ve cahillikle kişinin ilmi inkar ediliyorsa, onun ilminden bahsetmesi ve cahil
inatçıların burnunu sürtmek için buna delil getirmesi hakkıdır. Ta ki bu sayede
insanlar onu kabul etsinler ve ilminden istifade etsinler.”
Hafız el-Acluni de Keşfu’l-Hafa adlı kitabında (2557) “Kim “Ben mü’minim”
derse o kâfirdir. Kim “Ben alimim” derse o cahildir” şeklinde hadis diye
aktarılan söz hakkında, bu rivayetin sahih olmadığına dair açıklamaları
zikretmiş, sonra şöyle demiştir:
“Sahabeden ve onların dışında sayılamayacak kadar çok kimseden her
birinin “Ben alimim” şeklinde sözler söyledikleri sabit olmuştur. Onların Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in kınadığı bir duruma düşmüş oldukları söylenemez.
Hatta Yusuf aleyhi's-selâm’ın “Ben hafîz ve alîmim” (Yusuf 55) sözü
bundan daha ileridir….”