Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

22 Mayıs 2026 Cuma

Sünnete ve Ehline Düşmanlık İçin Bindikleri Dalı Kesen Haricilerin Şaşkınlığı!

 Ebu Umâme el-Bâhilî radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ إِذْ أَتَانِي رَجُلَانِ فَأَخَذَا بِضَبْعَيَّ وَآتَيَا بِي جَبَلًا فَقَالَا لِي اصْعَدْ فَقُلْتُ إِنِّي لَا أُطِيقُهُ فَقَالَا إِنَّا سَنُسَهِّلُهُ لَكَ قَالَ فَصَعِدْتُ حَتَّى إِذَا كُنْتُ فِي سَوَاءِ الْجَبَلِ إِذَا أَنَا بِأَصْوَاتٍ شَدِيدَةٍ فَقُلْتُ مَا هَذِهِ الْأَصْوَاتُ؟ قَالَ هَذَا عُوَاءُ أَهْلِ النَّارِ ثُمَّ انْطَلَقَ بِي فَإِذَا بِقَوْمٍ مُعَلَّقِينَ بِعَرَاقِيبِهِمْ مُنْشَقِّةٌ أَشْدَاقُهُمْ تَسِيلُ أَشْدَاقُهُمْ دَمًا قَالَ قُلْتُ مَنْ هَؤُلَاءِ؟ قَالَ هُمُ الَّذِينَ يُفْطِرُونَ قَبْلَ تَحِلَّةِ صَوْمِهِمْ فَقَالَ أَبُو أُمَامَةَ خَابَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى

Ben uyuyorken, iki adam gelip iki koltuğumdan tutarak çıkması zor bir dağa götürdüler ve: “Buraya çık” dediler. “Buna güç yetiremem” dedim. “Sana kolaylaştırılacak” dediler. Bunun üzerine dağa çıkmaya başladım. Ortasına gelince şiddetli sesler duyuldu. Ben: “Bu sesler nedir?” deyince: “Cehennem halkının feryadıdır” dediler. Tekrar gitmeye başladık. Bir de gördük ki ökçelerinden asılmış, avurtları yarılmış ve bu yarıklardan kanlar akan bir topluluk var! Ben: “Bunlar kim?” dedim. “Oruçlarını vaktinden önce yiyenler” dediler.” Ebu Umame radiyallahu anh dedi ki: “Yahudi ve Hristiyanlar kaybettiler!” …”

Muslim'in şartına göre sahih. Beyhaki İsbatu Azabi’l-Kabr (98) Hâkim (2/228) İbn Hibbân (16/536) İbn Huzeyme (1986) Taberânî (8/157) Taberânî Musnedu’ş-Şamiyyin (577) Beyhakî (4/216) İbn Asakir Tarih (29/331) Elbânî, es-Sahîhâ (3951) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (646)

Munziri, bu hadis için şu başlığı açmıştır:

الترهيب من إفطار شيء من رمضان من غير عذر

“Ramazan’da mazeretsiz olarak iftar etmekten (oruç tutmamaktan) sakındırma” Sonra bu hadisi zikretmiş ve rivayetin ardından şöyle demiştir:

«وَقَوله قبل تَحِلَّة صومهم مَعْنَاهُ يفطرون قبل وَقت الْإِفْطَار»

“Kable tahilleti savmihim” kavlinin anlamı; iftar vaktinden önce iftar etmeleri (yani orucu bozmaları)dır.” (et-Tergib ve’t-Terhib (2/65-66)

Beyhaki şu başlık altında bu hadisi zikreder:

«بابُ التَّغليظِ على مَن أفطَرَ قَبلَ غُروبِ الشَّمسِ»

“Güneşin gurubundan (gözden kaybolmasından) önce iftar edene sert ifade kullanılması”

İbn Hacer el-Heytemi, büyük günahlara dair kitabı ez-Zevacir’de (1/323-324) bu hadisi şu başlık altında zikretmiştir:

«الْكَبِيرَةُ الْأَرْبَعُونَ وَالْحَادِيَةُ وَالْأَرْبَعُونَ بَعْدَ الْمِائَةِ تَرْكُ صَوْمِ يَوْمٍ مِنْ أَيَّامِ رَمَضَانَ»

“141. Büyük günah: Ramazan günlerinden bir günde orucu terk etmek.”

Rivayette Ebu Umame radıyallahu anh; “Yahudiler ve Hristiyanlar kaybetti” demiştir.  Necmuddin el-Gazzi, Husnu’t-Tenebbuh’te (8/94) şu bilgiyi verir:

والنصارى يفطرون من صيامهم قبل الغروب وربما أفطروا عند العصر وهذا من الكبائر.»

“Hristiyanlar güneşin batmasından önce, bazen ikindi vaktinde oruçlarını açarlar. Bu ise büyük günahlardandır.”

El-Elbani rahimehullah bu hadis hakkında şu açıklamayı düşmüştür:

أي قبل غروب الشمس وليس قبل الأذان كما يظن بعض الجهلة

“Kastedilen güneşin gurubundan önce orucu bozmaktır. Bazı cahillerin zannettiği gibi ezandan önce oruç açmak değil!”

Yine Şeyh el-Elbani rahimehullah, bu hadis hakkında şöyle demiştir:

قلت في تعليقي على «صحيح موارد الظمآن» ما نصه: «أقول: هذه عقوبة من صام ثم أفطر عمداً قبل حلول وقت الإفطار، فكيف يكون حال من لا يصوم أصلاً؟ ! نسأل الله السلامة والعافية في الدنيا والآخرة»، وذكرت هناك ما مفاده أن من شؤم الاعتماد على المؤذنين الذين يؤذنون على التوقيت الفلكي المذكور في «الروزنامات»؛ أن بعض الناس سيفطر قبل الوقت؛ فإن بعضهم يؤذن قبل الوقت، وبعضهم بعد الوقت، وهذا أمر شاهدناه بأعيننا، وسمعناه بآذاننا، فعلى المسلمين أن يحافظوا على الأذان الشرعي الذي يختلف وقته من بلد إلى بلد آخر، وأن يؤدوا العبادات في مواقيتها الشرعية! .

 “Sahihu Mevaridi’z-Zeman kitabına dipnotumda şöyle demiştim: “Derim ki: Bu ceza, oruç tutup da, iftar vaktinin girmesinden önce kasten orucunu bozan kimse hakkındadır. Peki ya hiç oruç tutmayan nasıl olur? Allah’tan dünyada ve ahirette selamet ve afiyet dileriz.” Şimdi astronomik vakitlerle hazırlanmış takvimlerdeki vakitlere göre ezan okuyan müezzinleri zikretmek istiyorum. Bazı insanlar vaktinden önce iftar ediyorlar! Zira bazıları vaktinden önce ezan okuyorlar! Bazıları da vaktinden sonra ezan okuyorlar! Bu, gözlerimizle şahit olduğumuz ve kulaklarımızla işittiğimiz bir durumdur. Müslümanların bir beldeden diğer beldeye göre değişkenlik gösteren şer’î ezanı gözetmeleri ve ibadetleri şer’î vakitlerinde eda etmeleri gerekir.” (Silsiletu’s-Sahiha 7/3-1671-1672)

Ebu Umame radıyallahu anh hadisinin devamında zina gibi büyük günahların cezaları da zikredilmekte, dolayısıyla burada iftar konusu ile ilgili olarak, büyük günah olan bir durumdan bahsedilmektedir. Ramazan’dan bir günde mazeretsiz olarak orucu bozmak veya hiç oruç tutmamanın büyük günahlardan olduğuna şüphe yoktur.

Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah şöyle demiştir: “Mazeretsiz olarak kasten orucu bozan kimse büyük günah işlemiştir.”

Hafız Zehebi rahimehullah şöyle demiştir: “Mü’minler katında şurası karara bağlanmıştır: Hastalık veya herangi bir mazeret olmaksızın Ramazan orucunu terk eden kimse, zina edenden, vergi toplayandan ve sarhoş edici içki bağımlısından daha şerlidir. Hatta onun müslüman oluşundan şüphe edilir. Onun zındıklardan olduğu zannedilir.”

Bütün bu açıklamalardan sonra, sözkonusu hadisi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının iftarda acele etmeye dair teşviklerini ve fiili uygulamalarını inkar etmek yahut çelişki varmış gibi göstermeye çalışmak yahut bu sünnetten insanları uzaklaştırmaya çalışmak ancak tagutlaşmış, şeytanın kulu olmuş rezillerin işidir!

Üstelik bu hadis kendi aleyhlerine bir hüccettir. Nitekim İbn Teymiyye rahimehullah, zındıkların ve bid’at ehlinin, sünnet ehline karşı delil getirmeye çalıştıkları her ayet veya hadisin mutlaka kendilerinin aleyhine bir delil olduğunu söylemiştir.

Bu konuda da zındıklar baltayı taşa vurmaktadırlar! Şöyle ki: İftarın vakti, kitap, sünnet ve icmaya göre güneşin görüş açısından kaybolmasıdır. Bu da gurubu’ş-şems, vucubu’ş-şems, ihticabu’ş-şems gibi ifadelerle gelmiştir.

Peki iftarda acele etme sünnetine düşmanlık eden bu Haricî zındık zihniyete göre tahilletu savm yani iftar etmenin helal olduğu vakit hangi vakittir? Güneşin kendi şehirlerinin bütün ufuklarından kaybolması mı? Eğer evet derlerse, böyle bir sınırlamanın hiçbir delili olmadığı gibi, o şehirde asla oruç açılamaz. Çünkü o şehirin semaından uçmakta olan uçaklardan halâ güneş görülmeye devam edecektir.

Şayet: “Uçaktakilerin gördüğü güneş bizi bağlamaz, biz kendi ufkumuzda güneşin kaybolmasını esas alırız” derlerse yine çelişkiye düşerler. Çünkü bir şehrin alçak mekanda oturan sakinlerine göre ufukta güneş kaybolmuştur. Bu kimselerin aynı şehrin yüksek konumda oturanların ufuklarında güneşin kaybolmasını beklemelerini gerektiren bir şey yoktur. Yok eğer bu gereklidir derlerse, o zaman uçakta güneşin görülmesini bağlayıcı görmemeleriyle kendi kendilerine çelişmiş olurlar.

Hem bu şekilde hareket edildiğinde mesela çok katlı yüksek binaların üst katlarında oturanlar da güneşi görmeye devam ettiklerinden, onların vaktinden önce iftar etmelerine sebebiyet verilir!

Sünnet ehli olarak biz diyoruz ki, iftar edebilmek için ikindi vaktinin aşmış olması, güneşin de bulunulan konumda gözden kaybolmuş olması şarttır. Sahih sünnette güneşin sararması vaktinin ikindinin son vakti olduğu beyan edilmiştir. Dolayısıyla güneş sararmış olup henüz güneş gözden kaybolmamışsa iftar edilemez. Yahut güneşi perdeleyen başka engeller sebebiyle güneş, sararmadan önce gözden kaybolmuşsa mesela bulutun arkasına geçmişse yahut ikindi vakitlerinde güneşin kaybolduğu Umman’daki Vekan köyünde olduğu gibi yüksek dağların arasında yaşanıyorsa yine iftar edilemez. Çünkü ikindi vakti çıkmamıştır. Vekan’da yaşayanların ikindi vaktini çıktığına kanaat edinceye kadar beklemeleri, sonra galip zanlarına göre hareket etmeleri gerekir. Böylece konuyla ilgili olarak gelen bütün hadisler cem edilerek amel edilmiş olur.

Ebu Umame radıyallahu anh hadisini, iftarda acele etme hadisleriyle çelişkiliymiş gibi göstermeye çalışan ebleh, bizzat kendisi bu hadisteki tehdite muhatap olmuştur! Şöyle ki, bu sene Ramazan bayramı hilali bizlerin yaşadığı bölgelerde de, bu ahmağın yaşadığı mıntıkada da görülememişti. Amerika kıtasından önce de görülmesine zaten imkân yoktu.

Bu sebeple ben müçtehit bir âlim olarak Ramazan ayının 30’a tamamlanacağını beyan ettim. Bu ahmak ise ilim ehli olmadığı halde müçtehitliğe kalkışarak, Amerika kıtasında hilalin görülmüş olmasıyla bayram olduğuna fetva vermeye kalktı, hem kendi orucunu bozdu, hem de saptırdığı kimselerin oruçlarını bozdu! Böylece Ebu Umame radıyallahu anh hadisindeki tehditin muhatabı oldu!

Hâlbuki Amerika kıtasında görülen bir hilal, sonraki günün hilali olarak kabul edilir. Çünkü bizim muhitlerimizde hilalin semada kalma süresinin dolmasından çok çok sonra bir vakitte Amerika’da ancak akşam vakti girmektedir.

Meselenin daha iyi anlaşılması için izah edeyim: Şer’î vakitlere göre akşam güneşin batmasıyla hicrî ayın günü başlar. Yani diyelim Ankarada Ramazan’ın 29. Günü güneş saat 18:00’da batmış olsun, şayet hilal görülmemişse Ramazan ayının 30’u başlamış olur. Bundan 12 saat sonra Amerika’da hilal görülse, 30 Ramazan akşamında görülmüş olacaktır! Dolayısıyla Ankaradakiler de ancak 30 Ramazan’ın bittiği akşamda hilali görecekler ve ertesi gün doğal olarak bayram olacaktır. Fakat Amerika’da görülen hilal ile bayram ilan edenler, 30 Ramazan’da oruçlarını terk ederek yanlış bir bayram yapmış olacaklardır!

Yok eğer gün ve gecenin tayininde günün önce geceyle başlamasını gerektiren sünneti değil de, önce gündüzün yahut gece 24:00 saatiyle başlamasını gerektiren Greenwich’i esas alan kafirlerin yoluna uyuyorlarsa  Sizin dininiz size, benim dinim bana” (Kafirun 6)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)