Soru: Selamun aleykum. Hocam dinde yolculuktan gece dönmenin, kişinin ailesinin yanına gece gelmesinin hükmü nedir? Hadis kitaplarına baktığımızda Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bundan yasakladığı, kerih gördüğü şeklinde hadisler varid olmuştur. Bazı hadislerde; kişinin yokluğunun uzun sürmesi, habersiz gelme, ailesinin hıyanetini anlamak yahut kusurlarını araştırmak için gece aniden onların yanına dalmasını veya kocası gurbette olan kadının usturasını kullanması, dağınık saçlı olanın da taranması gibi illetler zikredilmiştir. Günümüzde yolcunun bunu telefon, internet ve b vasıtasıtalarla önceden haber vermesi yahut kişinin her gün sefer mesafesinde çalışmaya gidip akşama dönmesi gibi durumlarda söz konusdur. Ayrıca zamansal olarak da sabah, akşam, yatsı vakti gibi farklı rivayetler gelmiştir. Bu konuda Kitap ve Sünnet ışığında bizi aydınlatmanızı istiyoruz. Allah Azze ve Celle sizi hayırla mükafatlandırsın.
Cevap: Aleykum selam ve rahmetullah
Bu soru birkaç mesele içermektedir:
1- Kişinin mutâd (düzenli) olarak bilinen veya tahmin edilen
bir vakitte gece evine dönmesi durumu. Böyle bir durumda ailesine her defasında
gelişini haber vermesi gerekmez. Nitekim bir haberde şu şekilde gelmiştir: Ebu Hureyre radiyallahu anh’den:
أَعْتَمَ
رَجُلٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَهْلِهِ
فَوَجَدَ الصِّبْيَةَ قَدْ نَامُوا فَأَتَاهُ أَهْلُهُ بِطَعَامِهِ فَحَلَفَ لَا يَأْكُلُ
مِنْ أَجْلِ صِبْيَتِهِ ثُمَّ بَدَا لَهُ فَأَكَلَ فَأَتَى رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ فَرَأَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا فَلْيَأْتِهَا
وَلْيُكَفِّرْ عَنْ يَمِينِهِ
“Bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında gece geç vakte
kadar kaldı. Sonra ailesine döndüğünde çocukların uyumuş olduklarını gördü. Eşi
ona yiyeceğini getirdi, o da çocukların uyumuş olmalarından dolayı yemeyeceğine
yemin etti. Sonra yemek yemeyi daha uygun gördü ve Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem’e gelip durumu anlattı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu ki: “Kim bir şeye yemin eder de sonra ondan başkasını daha hayırlı
görürse onu yapsın ve yemininin keffaretini ödesin.”[1]
2- Kişinin döneceği vaktin kesin olarak belli olmadığı bir yolculuktan
gece vakti ailesinin yanına dönmesi durumu. Böyle bir durumda kişi eğer
ailesine haber de verememişse, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde
olduğu gibi, önce mescide gitmesi, evine gitmek için gündüzü beklemesidir.
Ka’b b. Malik radiyallahu anh’den:
أَنَّ
النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ ضُحًى
دَخَلَ المَسْجِدَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ يَجْلِسَ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yolculuktan ancak gündüz, kuşluk
vaktinde dönerdi. Döndüğü zaman önce mescide gider orada iki rekât namaz kılar,
sonra orada otururdu.”[2]
3- Kişi, ailesine haber vermeksizin gece yolculuktan dönecek olursa, bu
vakitte evine gitmesi mekruhtur. Günümüzde telefon gibi iletişim vasıtalarını
kullanarak haber vermek bu konudaki sakıncayı ortadan kaldırır. Konuyla ilgili
yasağın illeti zaten hadiste ifade edilmektedir:
Cabir radiyallahu
anh’den:
نَهَى
رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يَطْرُقَ الرَّجُلُ أَهْلَهُ لَيْلًا
يَتَخَوَّنُهُمْ أَوْ يَلْتَمِسُ عَثَرَاتِهِمْ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kişinin yolculuktan ailesine gece gelerek ailesinin yanına dalmasını onların
hıyanetini anlamak istemesini yahut kusurlarını araştırmasını yasakladı.”[3]
Yine askerde veya
benzeri kalabalık bir cemaat içinde seferde bulunur da dönmekte oldukları ve şehre
girecekleri haber verilirse, istediği zaman evine girmesinde sakınca yoktur.
Çünkü ansızın geceleyin girmek evdekiler hazır olsun, telâşa düşmesinler diye
yasak edilmiştir. Burada böyle bir telâş yoktur.
4- Her ne kadar lügat olarak gece lafzının kapsamına güneşin
batmasından fecrin doğuşuna kadar olan bütün vakitler dahil olsa da,
yolculuktan gece vakti dönme yasağı kapsamına bu vakitlerin tamamı dahil
edilmemiştir.
Enes radıyallahu anh şöyle demiştir:
أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ لَا يَطْرُقُ أَهْلَهُ
لَيْلًا وَكَانَ يَأْتِيهِمْ غُدْوَةً، أَوْ عَشِيَّةً
“Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem yolculuktan ailesinin yanına geceleyin gelmezdi. Onlara ya
sabah yahud akşamleyin (aşiyye/yatsı vakti) gelirdi.”[4]
Cabir radıyallahu anh’den rivayetin bir lafzı şu şekildedir:
كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ فِي غَزَاةٍ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ ذَهَبْنَا لِنَدْخُلَ فَقَالَ
أَمْهِلُوا حَتَّى نَدْخُلَ لَيْلًا - أَيْ عِشَاءً - كَيْ تَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ
وَتَسْتَحِدَّ الْمُغِيبَةُ
“Bir gazada Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bulunuyorduk. Medine'ye geldiğimizde girmeye
kalkıştık. Bunun üzerine buyurdu ki: “Ağır olun da oraya geceleyin (aşiyye/yani
yatsı zamanı) girelim. Tâki dağınık saçlı kadın taransın, kocası gurbette olan
da usturasını kullansın!”[5]
Bu hadislerde geçen “turuk” kelimesi, geceleyin gelmek manasınadır. Kadının ustura kullanmasından murad kasık ve
koltuklardaki kılları yok etmesidir.
Bütün bu rivayetlerden
anlaşılıyor ki; uzun zaman ailesinden uzak yaşayan kimsenin dönüşte geceleyin
ansızın evine gelmesi mekruhtur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
gecenin başladığı akşam vaktinde döndüğünde yatsı vaktini beklemeyi tavsiyesi,
söz konusu illetlerin ortadan kalkıp, kişinin eşinin durumdan haberdar olmasını
ve hazırlık yapmasını sağlamak amaçlıdır.
5- Kişinin
kıskançlıkta aşırılık ederek gündüz vakitlerinde de onun hıyanetini araştırması
aynı şekilde hoş olmayan bir durumdur. Bu şekilde kusur araştırma ve tecessüs yasağı
sadece gece vaktine has bir durum değildir. Hadislerde uzun süreli yolculuktan
gece vakti dönüşle ilgili olarak bu yasağın zikredilmesi, galip olan duruma
nazarandır. Tecessüs ve insanların hatalarını, kusurlarını araştırmak
yasaklanmıştır. Kişinin eşi olması bu yasağın dışına çıkarmaz.
Ebu Hureyre
radıyallahu anh’ten: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِيَّاكُمْ
وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ وَلَا تَحَسَّسُوا وَلَا
تَجَسَّسُوا وَلَا تَنَافَسُوا وَلَا تَحَاسَدُوا وَلَا تَبَاغَضُوا وَلَا
تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللهِ إِخْوَانًا
“Sizi zandan sakındırırım.
Zira zan sözün en yalanıdır. Birbirinizi gizlice
dinlemeyin, birbirinizin ayıplarını araştırmayın, birbirinizle rekabet etmeyin,
birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt
çevirmeyin, Allah’ın kardeş kulları olun.”[6]
Nitekim Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem, Ensar kadınlarıyla evlenmekten çekinmesinin
sebebini, onların kocalarına şiddetli kıskançlık göstermesi olarak zikretmiştir:
Enes radiyallahu anh’den:
قَالُوا
يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلَا تَتَزَوَّجُ مِنْ نِسَاءِ الْأَنْصَارِ قَالَ إِنَّ
فِيهِمْ لَغَيْرَةً شَدِيدَةً
“Dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü! Ensar kadınlarından biriyle
evlenmeyecek misin?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz
onlarda şiddetli kıskançlık vardır.”[7]
6- Aşırı kıskançlıkla
kişinin eşini baskı altına alması her halukarda hoş olmayan bir durumdur. Bu
aşırı kıskançlığı ister erkek yapsın, ister kadın yapsın fark etmez.
Ebu Hureyre radiyallahu
anh’den: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
مِنَ الْغَيْرَةِ مَا يُحِبُّ اللَّهُ
وَمِنْهَا مَا يَكْرَهُ اللَّهُ فَأَمَّا مَا يُحِبُّ اللَّهُ فَالْغَيْرَةُ فِي
الرِّيبَةِ وَأَمَّا مَا يَكْرَهُ فَالْغَيْرَةُ فِي غَيْرِ رِيبَةٍ
“Gayret (kıskançlık); Allah’ın sevdiği ve sevmediği
olmak üzere iki çeşittir; Allah’ın sevdiği kıskançlık; kulun Allah’a isyan
edildiğine şahit olduğu zaman gösterdiği kıskançlıktır. Allah’ın sevmediği
kıskançlık ise; haksız yere gösterilen kıskançlıktır.”[8]
Ali radıyallahu anh
şöyle demiştir: “Kıskançlık kişiyi ateşe sokar”[9]
Ali radıyallahu anh şöyle demiştir:
وَالْغَيْرَةُ غَيْرَتَانِ غَيْرَةٌ
حَسَنَةٌ جَمِيلَةٌ يُصْلِحُ بِهَا الرَّجُلُ أَهْلَهُ وَغَيْرَةٌ تُدْخِلُهُ
النَّار تحمله على الْقَتْل فَيقْتل
“Gayret (kıskançlık) iki çeşittir: Güzel olanı kişiyi
ve ailesini ıslah eder. Bir tür kıskançlık daha vardır ki ateşe sokar,
öldürmeye ve öldürülmeye sürükler.”[10]
Hülasa: Yolculuktan gece eve dönme yasağındaki en
önemli illetlerin, kişinin eşi hakkında kötü zanna kapılması, onun kusurunu araştırması
veya onu hazırlıksız bir durumda görüp eşlerin arasına soğukluğun girmesi halleri
olduğu anlaşılmaktadır. Kişinin sorumlu olduğu kişilere karşı göstermesi
gereken kıskançlık; Allah’a isyan içeren fiilere karşı öfkelenmesidir. Şayet sorumlu
olduğu kişiler, kendisinin şahsî haklarına karşı bir kusur işlerse, affedici
olmak, kusurları örtücü olmak faziletlidir. Lakin şahsî hakları konusunda
onların kusurlarını araştırmak ifsad edicidir. Daha kötüsü ise kendisine karşı
işlenmiş suçları, Allah’a karşı işlenmiş suçlardan daha büyük görmektir!
Sa'd b. Ubâde radiyallahu anh: “Eğer hanımımla beraber
birisini görürsem dört şahidi beklemeksizin onu kılıçla paramparça ederim”
demesi üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
أَتَعْجَبُونَ مِنْ غَيْرَةِ سَعْدٍ وَاللَّهِ
لَأَنَا أَغْيَرُ مِنْهُ وَاللَّهُ أَغْيَرُ مِنِّي وَمِنْ أَجْلِ غَيْرَةِ
اللَّهِ حَرَّمَ الفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ
“Sad’ın kıskançlığına şaşıyor musunuz? Ben Sad’dan
daha kıskancım ve Allah da benden daha kıskançtır. Bu yüzden Allah,
çirkinliklerin açığını da gizlisini de haram kılmıştır.”[11]
Burada Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, Sa’d b. Ubade radıyallahu
anh’ın şahsî hakkına karşı yapılan bir kötülüğü cezalandırma konusunda Allah’ın
koyduğu sınırlara muhalefet etmesine bir eleştiri vardır! Zira zina eden kimse
hakkında Allah’ın kuralları, bunun dört şahitle veya kişinin kendi aleyhinde
dört defa şahitlik ederek itiraf etmesi halinde cezalandırmayı gerektirir. Kişi
eşini zina ederken görse dahi, kendi başına bu cezayı uygulayamaz! İşte Allah Azze
ve Celle, kendisinin kurallarına riayet edilmesi konusunda kıskançtır! Kişi
şahsî kıskançlığı sebebiyle, Allah ve rasulünün kıskançlık gösterdikleri
sınırları aşamaz!
Bu konularda Cahiliyye örfü ile hareket edilmesi sebebiyle
birçok cinayetler işlenmekte, bazı değerlerin anlamı, dinin tayin ettiği
şekilde değil de, örfün ve hevâların belirlediği şekilde belirlenmektedir! Suç
ancak Allah ve rasulünün suç olarak tanımladığı şeylerdir ve ceza da ancak Allah
ve rasulünün belirledikleri şekilde olmak zorundadır. Bu konuda kişisel hisleri
veya örfleri esas almak, Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmenin en
çirkin şekilllerinden biridir!
[1]
Sahih. Muslim (1650)
[2]
Sahih. Buhârî (3088) Muslim (716)
[3]
Sahih. Muslim (715) Buhârî (1801,
443)
[4]
Sahih. Muslim (1928)
[5]
Sahih. Muslim (715)
[6]
Sahih. Muslim (2563)
[7]
Muslim'in şartına göre sahih. Nesâî
(3233) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (99)
[8] Sahih.
İbn Mace (1996) Deylemi (5996) İbn Nasıruddin Dımeşki Tavdihu’l-Muştebeh
(5/126) Elbani Sahihu’l-Cami (5905)
* Ka’b b. Malik radıyallahu anh’den hasen isnadla:
Haraiti İtilalu’l-Kulub (717) İbnu’l-Cevzi Ahbaru’n-Nisa (s.23)
* Atik el-Ensari radıyallahu anh’den hasen isnadla:
İbn Ebi Şeybe (3/467) İbn Hibban (1/530, 11/78) Ahmed (5/445) Beyhaki (7/308)
İbn Ebi Asım el-Ahad ve’l-Mesani (2142) Taberani (2/189)
* Cabir b. Atik radıyallahu anh’den hasen isnadla:
Ahmed (5/445) Ebu Davud (2659) Nesai (2558) Darimi (2281) Beyhaki (9/156)
Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat (1053) Nesai Kübra (2/40) Taberani (2/189, 190)
Elbani Sahihu’l-Cami (2221)
* Ukbe b. Amir radıyallahu anh’den hasen isnadla:
Ahmed (4/154) İbn Huzeyme (4/113) Hâkim (1/579) Taberani (17/341) Elbani İrva
(7/59)
[9] Sahih
mevkûf. Ziyau’l-Makdisi (2/226 no: 606) İbn Ebi Şeybe (10/90) Ali b.
Ca’d, Musned (1/319) Rusteh’e nispetle; Kenzu’l-Ummal (8736)
* Abdullah b. Şeddad’ın sözü olarak:
Haraiti İ’tilalu’l-Kulub (718) İbnu’l-Cevzi Ahbaru’n-Nisa (s.23)
[10] Sahih
mevkûf. Ziyau’l-Makdisi (2/226 no: 606) İbn Ebi Şeybe (10/90) Ali b.
Ca’d, Musned (1/319) Rusteh’e nispetle; Kenzu’l-Ummal (8736)
[11] Sahih. Buhari (7416) Müslim (1499) Ahmed (4/248)
Hâkim (4/398) İbn Hibban (13/86) Taberani (20/389) Darimi (2282) Abdullah b.
Ahmed es-Sunne (1135)