Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında orucunu açması
Ebu Said radiyallahu anh’den:
كَانَ
النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا سَقَطَ الْقُرْصُ أَفْطَرَ
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem (güneş’in) yuvarlağı kaybolduğu zaman iftar ederdi.”[1]
Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere
karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için
açıklama: Mütevatir olan bu hadis ve birçok rivayetlerde Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem, iftar vakti olarak güneşin yuvarlağının kaybolması
anını tayin etmiştir. Dışarıda etrafına bakan herkes bilir ki, güneşin
yuvarlağı, aynı şehirde hatta aynı mahallede birbirinden farklı konumlarda,
birbirinden çok farklı vakitlerde kaybolmaktadır. Bazen tek bir mahallede, bir
konum ile diğer bir konum arasında iki saate varan fark bulunmaktadır.
Basit bir misal vermek gerekirse, 15 katlı bir binanın 1. Katında
oturan bir kimsenin görüş alanından güneşin kaybolması ile 15. Katta oturan bir
kimsenin görüş alanından güneşin kaybolması arasında elbette büyük bir zaman
farkı olacaktır. Dolayısıyla 15. Katta oturan bir kimse, iftarda acele etmenin teşvik
edildiğine dair naslara imanından dolayı, bu iftarda acele amelini icra etmek
için aşağıya inse ve iftarını yapıp çıksa, Allah için insaflı olan herkes
takdir eder ki, bu şahıs hayırlı bir iş yapmış, Allah’ın ve rasulünün
vaadlerine imanı ve ihtisabıyla sünnete ittibayı gerçekleştirmeyi amaçlamıştır.
Şimdi böyle davranan bir kimse “Oruç tutmaktan acizlik” yaftasıyla kınanabilir
mi?
Ahir zamandayız, elbette kendini bilmez sarhoşlar kınarlar!
Bu kınamayı yapanlar, emin kimseleri hâin, hâin kimseleri de emîn, âlimleri
cahil, cahilleri âlim, bid’ati ve bidatçileri, sünnet üzere, sünnet ehlini ise
bid’atçi olarak gören kimselerin ta kendileridirler!
Güneşin kaybolması
hakkında “gurubu’ş-şems”, “gıyabu’ş-şems”, “ihticab”, “vucubu’ş-şems” gibi
umumi ifadelerle güneşin gözden kaybolması zikredilmiştir. Bu kayboluşun düz
arazide olmasını, deniz ufkunda olmasını vs. şart koşmak sonrakilerin
zorlamalarıdır. Bilakis dağ, binalar, sık ağaçlıklar, hatta bulut güneşi
perdeleyen şeylerdendir.
Aynı şehirde, hatta yüksek binalarda aynı binanın
katları arasında farklı iftar vakitleri söz konusu olabilmektedir. Herkes kendi
bulunduğu noktada güneşin gözden kaybolmasına itibar ederek orucunu açar.
Birinci katta oturanın onuncu kata çıkarak güneşi kontrol etmesi veya onuncu
kattakinin kendisine güneş hakkında şahitlik etmesini istemesi şart
koşulmamıştır.
Atiyye (veya Alkame) b. Sufyan b. Abdillah b. Rebia es-Sekafî
radiyallahu anh’den:
أبنا وفدُنا الذين كَانُوا قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى
اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالُوا قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي رَمَضَانَ فَلَمَّا أسلمنا صمنا فكان بلال مول أَبِي بَكْرٍ
مُؤَذِّنِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَأْتِينَا من عِنْدَ
رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِفِطْرِنَا وَسَحُورِنَا وَنَحْنُ
فِي قُبَّةٍ قَدْ ضُرِبَتْ لَنَا فِي الْمَسْجِدِ فَيَأْتِينَا بِفِطْرٍ وَإِنَّا لَنَقُولُ
إِنَّا لَنُمَارِي فِي وُقُوعِ الشَّمْسِ لِمَا نَرَى مِنَ الْإِسْفَارِ فَيَضَعُ عشاءنا
بين أيدينا فيقولن كُلُوا فَنَقُولُ يَا بِلَالُ رُدَّهُ إِنَّا نَرَى سَفَرًا فَيَقُولُ
مَا جِئْتُكُمْ حَتَّى أَكَلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ
يَضَعُ يده في الطعام فيلتقم مِنْهُ وَيَقُولُ كُلُوا ….
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e elçi olarak giden heyette
olanlar bize haber verip dediler ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e
Ramazan ayında gittik. Müslüman olduğumuzda oruç tuttuk. Ebu Bekr radiyallahu
anh’ın azatlısı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in müezzini olan
Bilal radiyallahu anh bize Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından
iftarlığımızı ve sahurluğumuzu getirirdi. Biz Mescidde bizim için kurulan bir
çadırda idik. Bize iftarlığımızı getirdi. Bizler gördüğümüz aydınlıktan dolayı
güneşin batıp batmadığı hususunda tartışıyorduk. Akşam yemeğimizi önümüze
koyup: “Yeyin” dediler. Biz dedik ki:
“Ey Bilal! Bunu götür, çünkü biz havanın aydınlık olduğunu görüyoruz.” O
da dedi ki: “Ben size Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yemeğe elini koyup
ondan lokma almadıkça ve:
“Yeyin” demedikçe gelmedim….”[2]
Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere
karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için
açıklama: Rivayette bahsedilen misafir heyetindekiler güneşin batıp batmadığı
konusunda tartışıyorlardı. Fakat Bilal radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in iftar etmiş olduğunu haber verdi.
Abdullah b. Evfa radiyallahu anh’den:
كُنَّا
مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفَرْ فَقَالَ لِرَجُلٍ
مِنَ الْقَوْمِ انْزِلْ فَاجْدَحْ لِي بِشَيْءٍ وَهُوَ صَائِمٌ فَقَالَ الشَّمْسُ
يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ إِنْزِلْ فَاجْدَحْ لِي قَالَ فَنَزَلَ فَجَدَحَ لَهُ
فَشَرِبَ وَقَالَ وَلَوْ تَرَاءَاهَا أَحَدٌ عَلَى بَعِيرِهِ لَرَآهَا يَعْنِي
الشَّمْسَ
ثُمَّ أَشَارَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِهِ إِلَى الْمَشْرِقِ قَالَ إِذَا رَأَيْتُمُ اللَّيْلَ
أَقْبَلَ مِنْ هَاهُنَا فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ
“Biz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir yolculukta idik.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem topluluktan birisine:
“İn ve bana sevik bulamacı hazırla” buyurdu. Nebî sallallahu
aleyhi ve sellem oruçlu idi. O kişi: “Ey Allah’ın Rasulü! Güneş!” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“İn ve bana sevik bulamacı hazırla” buyurdu. Bunun üzerine adam
indi ve sevik bulamacı hazırladı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ondan içti.
Sonra şöyle buyurdu:
“Şayet güneşi bir kimse görecek olsaydı, devesi üzerinde olan görürdü.”
Sonra eliyle doğu tarafına işaret etti ve şöyle buyurdu:
“Gecenin şuradan geldiğini gördüğünüzde oruçlu iftar etmiştir.”[3]
Muslim’in rivayetinde şu şekildedir:
«إِذَا غَابَتِ الشَّمْسُ مِنْ هَا هُنَا وَجَاءَ
اللَّيْلُ مِنْ هَا هُنَا فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ»
“Güneş şuradan kaybolduğu, gece şuradan geldiği zaman oruçlu iftar
etmiştir.”
Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere
karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için
açıklama: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftarlığını istediğinde, “Ey
Allah’ın rasulü! Güneş!” diye neden itiraz ediyor? Sebep şu, güneşin vurduğu
bölgelerde aydınlık vardır ve bu itirazı yapan kişi, bir miktar ileri gidilse
güneşin görülecek olduğunu bilmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
ise, “Şayet güneşi bir kimse görecek olsaydı, devesi üzerinde olan görürdü”
buyurmuştur. Yani bulundukları konumda devesi üzerinde olan kimse dahi güneşi
görememektedir. Peki bu devesi üzerinde olanlar, bir miktar ilerleseler güneşi
göremeyecekler miydi?
Hafız İbn Hacer, Fethu’l-Bari’de bu hadisin şerhinde şöyle demiştir: “Öyle anlaşılıyor
ki, söz konusu sahabi ortalık hala aydınlık olduğu ve güneş ışınları tam olarak
kaybolmadığı için güneşin batmadığını düşünmüş ve Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’e bu şekilde karşılık vermiştir. Belki de dağ, tepe veya başka bir
nedenle güneş görünmemiş ya da hava bulutlu olduğu için güneşin battığı kesin
olarak bilinememiştir. Olayı nakleden ravinin güneşin battığını söylemesi
mevcut durumu anlatmaktan ibarettir. Zira bu olayın kahramanı olan sahabi
güneşin battığını kesin olarak bilseydi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in
talebi karşısında asla duraksamazdı. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem'in herhangi bir emri karşısında duraksayacak olursa itirazcı konumuna
düşerdi. Söz konusu sahabi, olayın tam olarak açıklığa kavuşmasını istediği ve
ihtiyata göre amel etme düşüncesinde olduğu için böyle davranmıştır...”
Hakkımda “binanın arkasına geçerek iftar ediyor” iftirasını
atan beyinsiz şeref yoksunları, daha benim bu konuda ne söylediğimi, nasıl amel
ettiğimi bilmiyorlar, anlamazlar da. Çünkü onlar hayvanlar gibidir. Benim
söylediğim ise şudur: Kişinin bulunduğu yerde yüksek binalar varsa ve ikindi vakti
çıktıktan (güneşin sararmasından) sonra güneş bu binaların arkasında
kayboluyorsa, bu kimselerin ufuğu kapatan, dolayısıyla kendileri ufuk haline
gelen bu binaların arkasındaki güneşi araştırma mükellefiyetleri yoktur. Nitekim
geçmişte ve asrımızda da birçok ilim ehli bu şekilde fetvalar vermişlerdir ve
bunların bir kısmını sitemde yayınlamıştım. Allah’ın izni ve lütfuya, başkasına
sapılmaması gereken hak da budur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
geçen hadislerinin yanı sıra aşağıda nakledeceğim bazı selefî eserler de buna
delalet etmektedir
Lakin kişi güneşin sararmasından önce güneşin gözlerden
kaybolduğu bir mıntıkada yaşıyorsa, bu durumdaki kimseler vakitleri tayin konusunda
kendileri içtihat ederler. Bu kimselerin içtihatları, tozlu fırtınada herbirinin
kıbleyi tayin için içtihat ederek farklı yönlere doğru namaz kılan sahabilerin
durumu gibidir.
Fakat, kişinin güneşi gördüğü halde, kendisini güneşten
gizleyecek bir duvarın arkasına saklanmasına gelince, işte bu üzerime atılmış
bir iftiradır ve bu iftirayı yapanlar ve yalan yanlış sözlerle müçtehit âlimlere
dil uzatarak havlayanlar, dünyada bunun cezasını görecekleri gibi, ahirette de âlemlerin
rabbinin huzurunda elbette hesap vereceklerdir.
Ömer radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında
iftar etmesi
Halid b. Eslem rahimehullah dedi ki:
أَنَّ
عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ أَفْطَرَ ذَاتَ يَوْمٍ فِي رَمَضَانَ فِي يَوْمٍ ذِي
غَيْمٍ وَرَأَى أَنَّهُ قَدْ أَمْسَى وَغَابَتِ الشَّمْسُ فَجَاءَهُ رَجُلٌ
فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ عُمَرُ الْخَطْبُ
يَسِيرٌ وَقَدِ اجْتَهَدْنَا
“Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh Ramazan’da bulutlu bir günde iftar
etti. Akşam olduğunu görmüştü ve güneş kaybolmuştu. Bir adam geldi ve dedi ki:
“Ey Mü’minlerin emiri! Güneş çıktı!” Ömer radiyallahu anh dedi ki:
“Bu basit bir şeydir, biz içtihat ettik.”[4]
Zeyd b. Vehb rahimehullah’tan:
أَفْطَرَ
النَّاسُ فِي زَمَانِ عُمَرَ قَالَ فَرَأَيْتُ عِسَاسًا أُخْرِجَتْ مِنْ بَيْتِ حَفْصَةَ
فَشَرِبُوَا فِي رَمَضَانَ ثُمَّ طَلَعَتِ الشَّمْسُ مِنْ سَحَابٍ فَكَأَنَّ ذَلِكَ
شَقَّ عَلَى النَّاسِ وَقَالُوا نَقْضِي هَذَا الْيَوْمَ؟ فَقَالَ عُمَرُ وَلِمَ؟ فَوَاللَّهِ
مَا تَجَنَّفْنَا لِإِثْمٍ
“Ömer radiyallahu anh’ın zamanında insanlar iftar etmişlerdi. Hafsa
radiyallahu anha’nın evinden bir bekçinin çıktığını ve Ramazan’da içecek
içtiklerini gördüm. Sonra güneş bulutların arasından göründü. Bu durum insanlara
sanki ağır gelmişti. “Bunun yerine bir gün kaza eder miyiz?” demeye başladılar.
Bunun üzerine Ömer radiyallahu anh dedi ki:
“Neden kaza edelim ki? Biz günahı kastetmedik.”[5]
Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere
karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için
açıklama: Ömer radıyallahu anh, güneş, bulutların arkasında kaybolunca
orucunu açmıştır.
Güneş bulutun arkasında kaybolunca, güneşin ufkun altına
hemen düşmeyeceğini Ömer radıyallahu anh’ın takdir etmemiş olduğu düşünülemez.
Lakin o, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in güneşin (sararma vaktinden
sonra) gözden kaybolması ile akşamın vaktinin girmesine ve iftarda acele etmenin
teşvik edilmesi hadisleriyle amel etmiştir.
İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması
anında akşam namazını kıldırması
Abdurrahman b. Yezid rahimehullah dedi ki:
كَانَ
عَبْدُ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ يُصَلِّي الْمَغْرِبَ وَنَحْنُ نَرَى أَنَّ الشَّمْسَ
طَالِعَةٌ قَالَ فَنَظَرْنَا يَوْمًا إِلَى ذَلِكَ فَقَالَ مَا تَنْظُرُونَ؟ قَالُوا
إِلَى الشَّمْسِ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ هَذَا وَالَّذِي لَا إِلَهَ غَيْرُهُ مِيقَاتُ
هَذِهِ الصَّلَاةِ ثُمَّ قَالَ {أَقِمُ الصَّلَاةِ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ
اللَّيْلِ} فَهَذَا دُلُوكُ الشَّمْسِ
“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh akşam namazını kıldı. Biz ise
güneşin batmamış olduğunu görüyorduk. Bir gün buna baktığımızda:
“Neye bakıyorsunuz?” dedi. Biz: “Güneşe bakıyoruz” dedik. Abdullah b. Mes’ud
radiyallahu anh dedi ki: “Kendisinden başka ibadete layık hak ilah olmayana
yemin ederim ki namazın vakitleri bunlardır.” Sonra dedi ki:
“Güneşin batıya yönelmesinden gecenin çökmesine kadar namaz kıl”
(İsra 78) İşte güneşin batıya yönelmesi (duluku’ş-şems) budur.”[6]
Allah kendisine fıkıh nasip
etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt
anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Burada Abdurrahman b.
Yezid rahimehullah açıkça: “Biz ise güneşin batmamış olduğunu görüyorduk” demiştir.
Şu rivayet de, güneşin bir
muhitin bütün ufuklarında batmadan İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın akşam namazını
kıldırdığını, hatta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de böyle
yaptığını göstermektedir:
Ebu Ubeyde b. Abdillah b. Mes’ud rahimehullah, babası İbn Mes’ud
radiyallahu anh’den rivayet ederek dedi ki:
كَانَ يُصَلِّي بِنَا الصُّبْحَ حِينَ يَطْلُعُ
الْفَجْرُ وَالْمَغْرِبَ حِينَ تَغِيبُ الشَّمْسُ ثُمَّ يَقُولُ هَذِهِ وَاللَّهِ صَلاتُنَا
مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“İbn Mes’ud radiyallahu anh bize sabah namazını güneş doğacakken ve
akşamı güneş batarken kıldırdı. Sonra dedi ki:
“Vallahi şu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber
kıldığımız namazımızdır.”[7]
Alkame rahimehullah dedi ki:
أُتِيَ
عَبْدُ اللهِ بِجَفْنَةٍ فَقَالَ لِلْقَوْمِ ادْنُوَا فَكُلُوا فَاعْتَزَلَ رَجُلٌ
مِنْهُمْ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللهِ مَا لَكَ؟ قَالَ إنِّي صَائِمٌ فَقَالَ عَبْدُ
اللهِ هَذَا وَالَّذِي لاَ إلَهَ غَيْرُهُ حِينَ حَلَّ الطَّعَامُ لآكِلٍ
“Abdullah b. Mes'ud radiyallahu anh'e yemek sahanı
getirildi. Sonra topluluğa: “Yaklaşın ve yeyin” dedi. Gruptan bir adam ayrıldı.
Bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh ona: “Sana ne oluyor da
yemiyorsun?” diye sorunca adam: “Ben oruçluyum” dedi. Abdullah radiyallahu anh
de ona dedi ki: “Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki şu
vakit, yiyen için yemeğin helal olduğu vakittir”[8]
Allah kendisine fıkıh nasip
etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt
anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Abdullah b. Mes’ud radıyallahu
anh’ın, “neden yemiyorsun?” diye sorduğu adam, oruçlu olduğunu söylemiştir,
yani güneşin görebileceği her tarafta batmadığı kanaatindedir. İbn Mes’ud radıyallahu
anh ise o vaktin iftar vakti olduğunu açıklamıştır.
Ebu Said radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması
anında iftar etmesi
Eymen el-Habeşî el-Mekkî rahimehullah’tan:
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ قَالَ دَخَلْتُ عَلَيْهِ فَأَفْطَرَ عَلَى عِرْقٍ وَإِنِّي أَرَى
الشَّمْسَ لَمْ تَغْرُبْ
“Ebu Said radiyallahu anh’ın yanına girdim. İftar ediyordu. Ben güneşin
henüz batmadığını görüyordum.”[9]
Allah kendisine fıkıh nasip
etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt
anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Eymen el-Habeşî rahimehullah,
açıkça güneşin batmamış olduğunu gördüğünü söylüyor! Ebu Said radıyallahu anh
ise bulunduğu konumda güneşin kaybolduğunu görmüş olmasa, iftar eder miydi?
İbn Ömer radıyallahu anhuma’nın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması
anında iftar etmesi
Mucahid rahimehullah dedi ki:
إنِّي
كُنْت لآتِيَ ابْنَ عُمَرَ بِفِطْرِهِ فَأُغَطِّيهِ اسْتِحْيَاءً مِنَ النَّاسِ أَنْ
يَرَوْهُ
“Ben İbn Ömer radiyallahu anhuma’ya iftarlığını
getirirdim, insanların görmesinden çekinerek onu gizlerdim.”[10]
Allah kendisine fıkıh nasip
etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt
anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Mucahid rahimehullah, İbn
Ömer radıyallahu anhuma’nın iftardaki acelesini neden insanlardan gizleme
gereği duyuyordu? Şayet herkes güneşin battığını gördüyse, iftarda acele etmek
neden Mucahid rahimehullah’ın insanlardan çekineceği bir tavır olsun? Üstelik
Asr-ı Saadete en yakın dönemdeydiler ve Mucahid rahimehullah’ın çekindiği
insanlar, zamanımızdaki anlayışı kıt sapık bidatçiler değillerdir! Anlaşılan o
ki, İbn Ömer radıyallahu anhuma, güneşi göremeyeceği bir yere geçerek iftar
ediyordu.
Enes radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında
iftar etmesi
Humeyd rahimehullah dedi ki:
كُنَّا
عِنْدَ أَنَسٍ وَكَانَ صَائِمًا فَدَعَا بِعَشَائِهِ فَالْتَفَتَ ثَابِتٌ يَنْظُرُ
إِلَى الشَّمْسِ وَهُوَ يَرَى أَنَّ الشَّمْسَ لَمْ تَغِبْ فَقَالَ أَنَسٌ
لِثَابِتٍ لَوْ كُنْتَ عِنْدَ عُمَرَ لَأَحْفَظَكَ
“Biz Enes radiyallahu anh’ın yanındaydık ve o oruçlu idi. Akşam yemeğini
istedi. Sabit rahimehullah güneşe bakmaya başladı. O güneşin henüz batmamış
olduğunu görüyordu. Bunun üzerine Enes radiyallahu anh, Sabit’e dedi ki:
“Şayet Ömer radiyallahu anh’ın yanında olsaydın elbette seni yakalardı.”[11]
Allah kendisine fıkıh nasip
etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt
anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Enes radıyallahu anh
iftar ediyor, Sabit el-Bunanî rahimehullah ise henüz batmamış olan güneşe
bakıyordu! Enes radıyallahu anh’ın da güneşin batmamış olduğunu gördüğü düşünülemez.
Şu halde Enes radıyallahu anh, güneşin gözünden kaybolduğu bir konumda iftar
etmek suretiyle, iftarda acele etme sünnetini gerçekleştiriyordu! Rivayetin
sonunda da, sünnetlerine azı dişlerimizle sarılmamız emredilen raşid halife
Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’ın, bu şekilde aceleye karşı çıkanları
cezalandırıyor olmasını haber veriyor!
Halid rahimehullah’tan: “Humeyd rahimehullah dedi ki:
عَنْ
أَنَسٍ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يَنْتَظِرُ الْمُؤَذِّنَ فِي الْإِفْطَارِ وَكَانَ
يُعَجِّلُ الْفِطْرَ
“Enes radiyallahu anh iftarda müezzini beklemez, iftarda acele ederdi.”[12]
Allah kendisine fıkıh nasip
etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt
anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Enes radıyallahu anh
iftarda müezzini neden beklemiyordu? O, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
sahabenin ve tabiinin asırlarında yani, ibadetlerin şer’î vakitlere göre icra
edildiği zamanlarda yaşadı. Dolayısıyla müezzin de güneşin battığını görünce
ezan okuyordu. Fakat Enes radıyallahu anh, kendi bulunduğu konumda, güneşin
kayboluşunu müezzinden daha önce gördüğü için iftar ediyordu.
Sünnete karşı bâtıl felsefî re’yleriyle
itiraz eden zamanımızın sapık zihniyetlileri ise, “müezzinin de güneşin battığını
görmesini beklese nolur?” veya “Bulunduğu yerden ileri geçerek güneşin gözüktüğü
yerlerde de güneşin kaybolmasını beklese ya, oruç tutmaktan aciz mi?”
diyebilirler!
İlim Ehlinin Konuyla İlgili Fetvalarından
Halid e-Muşeykıh şöyle demektedir: “Fakihler arasında iftar vaktinin güneşin batışının gerçekleşmesiyle
girdiği hususunda ihtilaf yoktur. Delili:
1- Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur: “Sonra geceye kadar orucu tamamlayın” (Bakara 187)
Gece ise güneşin batışı ile başlar.
2- İbn Ömer
radıyallahu anhuma hadisinde şöyle buyrulmuştur: “Gece şuradan geldiğinde,
gündüz şuradan gittiğinde oruçlu iftar etmiştir.” Gecenin gelmesi ve gündüzün gitmesi; güneşin
batışıyla gerçekleşir.
Uyarı: “Uçağa binen bir kimse, yakın beldenin
iftar vaktini saat veya benzeri bir vasıtayla öğrense, fakat uçağın yüksekte
olması sebebiyle güneşi görse o iftar edemez. Nitekim es-Subkî, Bazı
Hanefilerden şöyle nakleder:
“İskenderiye’de
güneş battı, fakat minarede olan kimse güneşi görüyor, bu durumda iftar nasıl
olur?” diye sorulunca şöyle dedi:
“Belde halkının
iftar etmesi caizdir. Minare üzerindeki ise iftar edemez.” Delili: Allah Teâlâ’nın: “Geceye kadar
orucu tamamlayın” (Bakara 187) ayetidir. Güneşi görmekte olan kimse için bu
gaye gerçekleşmemiştir.”[13]
Fahruddin ez-Zeylâî şöyle demiştir: “el-Muhtasar
sahibi Fakih Ebu Musa ed-Darir’den rivayet edildiğine göre İskenderiye’ye
geldiğinde ona:
"İskenderiye minaresine çıkan kimse uzun süre
güneşi görmeye devam ediyor. Hâlbuki şehir halkına göre güneş batmış oluyor. Bu
kimsenin iftar etmesi helal midir?” diye soruldu. O da:
“Hayır. Belde halkına ise iftar etmeleri helaldir.
Çünkü her biri kendine göre muhataptır” dedi.”[14]
el-Feyz’de şöyle denildi: “İskenderiye minaresi gibi
yüksek bir yerde bulunan, kendisine göre güneş batmadıkça iftar edemez. Belde
halkına gelince, onlara göre güneş batınca bu kimseden önce iftar ederler. Yine
sabah namazı ve sahur hakkında da fecrin doğuşuna itibar edilir.”[15]
el-Elbânî rahimehullah şöyle demiştir:“Gerçekten üzücü
şeylerden birisi de bugün insanların bu sünnete muhalefet ettiklerini
görmemizdir. Zira onların çoğu güneşin battığını gözleriyle görüyorlar, buna
rağmen beldenin ezanını işitinceye kadar iftar etmiyorlar. İki konuda
cahildirler:
Birincisi: Ezan güneşin batışını gözlemleyerek değil,
astronomik hesaplara göre okunmaktadır.
İkincisi: Aynı şehirde batış zamanı bölgeden bölgeye
farklı olmaktadır. Bunun sebebi dağlar ve vadilerdir. Bazı insanlar görürüz ki
güneşin battığını gördükleri halde iftar etmezler!
Diğer bazıları da güneş batmamış ve görünüyor olduğu
halde, sırf ezanı işittikleri için iftar ediyorlar! Allah yardımcımız olsun!”[16]
Bu meseleyi sitemde çeşitli zamanlarda yayınladığım
yazılarda ve Modern Bilimsel Hurafeler kitabımda ayrıntılarıyla tahkik etmiştim.
Lakin ilim ehliyle boy ölçüşmeye kalkışan, had bilmez bir cahil, kendisini ilim
ehli zannederek kendi başına cahilce hükümlere kalkışmış, hatta kendi başına
hilalin rü’yeti gibi konularda abuk subuk ahkâm kesmeye kalkışmış, bid’atlerinin
birikmesi sebebiyle kendisini engelleyip alakamı kesmiştim. Selamını almıyor
olmama garezlenen bu sapık, münafık karakterini ortaya koydu ve aslında çok
daha öncesinde yayınladığımı bildiği bu iftarda acele meselesini konu ederek
şahsımı hedef alan yazılar yayınlamaya başladı. Tabi ki Allah’ın tertemiz
nimetlerinden ve şifa kaynağı olan sigara kulanıyor olmamı da kullanmasa
olmazdı.
Bu konuları dillerine dolayan ve şeytanın bütün dostlarına
süfle ettiği: “yakınımdakileri taklitçi” ya da “tarikatçılar gibi olma”
iftiralarıyla, cahilce darazlananlar korosuna neden şimdi katıldı? 30 senedir
zevkle kullandığım sigara, yahut iftarda acele etme konusu, yahut içtihat ve
taklid konularındaki aydınlatmalarım yeni mi aklına gelmişti? Hayır, bu
münafıkların standart karakterlerindendir. Onların en şaşmaz özelliklerinden
birisi “eleddu’l-hisam” olmalarıdır. Yani arası iyiyken ses çıkarmazlar, ara
açılınca biriktirdikleri kusurları ortaya dökerler. Hatta kusur olmayan şeyleri
kusur gibi gösterir, yetmezse iftira ederek kusur uydururlar!
Yukarıda kalbi/aklı olana yeterli gelecek deliller zikredildi.
Dolayısıyla bu konuda bana muvafakat edenler, taklit eden kimseler değil,
delile tabi olanlardır! Yaşayan delil üzere yaşasın, helak olan da delil üzere
helak olsun diye bu delillerin bir kısmını tekrar zikretmiş oldum.
Peki ya şahsım hakkında ve benden istifade edenler hakkında papağan
gibi, her defasında duvara çalınarak çürütülmüş iftiraları tekrar edenler,
delil üzere mi birbirlerinin aynı sözleri söylüyorlar yoksa hepsinin müracaat
ettikleri tek kaynak iblis olduğu ve onun fısıldadığı kelime kalıpları olduğu
için mi aynı bâtılda ittifak ediyorlar?!
Ben, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in varisi bir âlim
olarak, aynı zamanda Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e atılan iftiraların da
varisi olduğumun farkındayım. Peki siz ey muhalif cahiller! Kimlerin varisi
olduğunuzun siz farkında mısınız?
“Biz böylece her nebiye insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık.
Onlardan kimisi kimini aldatmak için yaldızlı sözler fısıldar. Rabbin dileseydi
bunu yapamazlardı. Artık sen de onları iftiraları ile başbaşa bırak.” (En’âm
112)
[1]
Muslim'in şartına göre sahih. Ebu
Tahir İbn Ebi’s-Sakr el-Enbarî Meşyeha (27)
[2]
Sahih. Ebû Ya'lâ’dan naklen: Busayri
İthaf (2275) Bezzar Keşfu’l-Estar (981) Ebu Nuaym Marife (5457) İbn Ebi Hayseme
Tarih (1438-39) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (7/70, 18/9) Taberânî Mu'cemu'l-Evsat
(834)
[3]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Abdurrazzak (4/226) el-Elbani Muhtasaru’l-Buhari (1/460) Bkz.: Buhari (1955) Müslim
(1101)
[4]
Sahih. Malik Muvatta (1/303) Şafii
el-Umm (2/96) Beyhakî el-Ma’rife (2473)
[5]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Abdurrazzak (4/179) Fesevi Ma’rife (2/765) Ebu Ubeyd Garibu’l-Hadis (4/210) İbn
Kesir Musnedu’l-Faruk (266)
* Benzer bir
kıssa Ömer radiyallahu anh’den Ali b. Hanzala – babası yoluyla rivayet
edilmiştir ve bu rivayette Ömer radiyallahu anh’ın: “Bunun yerine bir gün kaza
etmek kolaydır” dediği geçer. Ancak bu rivayette Ali b. Hanzala ve babası
meçhuldürler. Yine aynı kıssaya dair Ömer radiyallahu anh’ın kazayı emrettiği
ile ilgili diğer bir rivayet meçhul biri olan Bişr b. Kays yoluyla gelmiştir.
Zeyd b. Vehb’in rivayeti daha sahihtir.
[6]
Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih.
Hâkim (2/395) Abdurrazzak (1/568) Taberânî (9/231) el-Muhallisiyyat (1594)
Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar (1/154) Beyhaki (1/370)
[7]
Hasen. Ebu Amr el-Hirî, Fevaidu’l-Hâc
(el yazma no:89) İbn Adiy el-Kamil (8/212)
[8]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
İbn Ebi Şeybe (2/429)
[9]
Buhârî'nin şartına göre sahih. İbn
Ebî Şeybe (2/430)
[10]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
İbn Ebi Şeybe (2/430) Abdurrazzak
(4/226) Firyabi es-Siyam (55)
[11]
Muslim'in şartına göre sahih. Firyabî
es-Siyam (50)
[12]
Muslim'in şartına göre sahih. Firyabî
es-Siyam (51)
[13]
Halid b. Ali el-Muşeykıh, Marifetu Evkati’s-Sıyam (s.36)
[14]
Zeylai, Tebyinu’l-Hakaik (1/321)
[15]
İbn Abidin ed-Durru’l-Muhtar (2/420)
[16]
Silsiletu’l-Ahadisi’s-Sahiha (2081 no’lu hadisin açıklamasında)