Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

20 Mayıs 2026 Çarşamba

Hakka Karşı İnat Eden İftiracı ve Hadbilmez Cahilleri Kahreden Açık Naslar

 Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında orucunu açması

Ebu Said radiyallahu anh’den:

كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا سَقَطَ الْقُرْصُ أَفْطَرَ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem (güneş’in) yuvarlağı kaybolduğu zaman iftar ederdi.”[1]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Mütevatir olan bu hadis ve birçok rivayetlerde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, iftar vakti olarak güneşin yuvarlağının kaybolması anını tayin etmiştir. Dışarıda etrafına bakan herkes bilir ki, güneşin yuvarlağı, aynı şehirde hatta aynı mahallede birbirinden farklı konumlarda, birbirinden çok farklı vakitlerde kaybolmaktadır. Bazen tek bir mahallede, bir konum ile diğer bir konum arasında iki saate varan fark bulunmaktadır.

Basit bir misal vermek gerekirse, 15 katlı bir binanın 1. Katında oturan bir kimsenin görüş alanından güneşin kaybolması ile 15. Katta oturan bir kimsenin görüş alanından güneşin kaybolması arasında elbette büyük bir zaman farkı olacaktır. Dolayısıyla 15. Katta oturan bir kimse, iftarda acele etmenin teşvik edildiğine dair naslara imanından dolayı, bu iftarda acele amelini icra etmek için aşağıya inse ve iftarını yapıp çıksa, Allah için insaflı olan herkes takdir eder ki, bu şahıs hayırlı bir iş yapmış, Allah’ın ve rasulünün vaadlerine imanı ve ihtisabıyla sünnete ittibayı gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Şimdi böyle davranan bir kimse “Oruç tutmaktan acizlik” yaftasıyla kınanabilir mi?

Ahir zamandayız, elbette kendini bilmez sarhoşlar kınarlar! Bu kınamayı yapanlar, emin kimseleri hâin, hâin kimseleri de emîn, âlimleri cahil, cahilleri âlim, bid’ati ve bidatçileri, sünnet üzere, sünnet ehlini ise bid’atçi olarak gören kimselerin ta kendileridirler!

Güneşin kaybolması hakkında “gurubu’ş-şems”, “gıyabu’ş-şems”, “ihticab”, “vucubu’ş-şems” gibi umumi ifadelerle güneşin gözden kaybolması zikredilmiştir. Bu kayboluşun düz arazide olmasını, deniz ufkunda olmasını vs. şart koşmak sonrakilerin zorlamalarıdır. Bilakis dağ, binalar, sık ağaçlıklar, hatta bulut güneşi perdeleyen şeylerdendir.

Aynı şehirde, hatta yüksek binalarda aynı binanın katları arasında farklı iftar vakitleri söz konusu olabilmektedir. Herkes kendi bulunduğu noktada güneşin gözden kaybolmasına itibar ederek orucunu açar. Birinci katta oturanın onuncu kata çıkarak güneşi kontrol etmesi veya onuncu kattakinin kendisine güneş hakkında şahitlik etmesini istemesi şart koşulmamıştır.

Atiyye (veya Alkame) b. Sufyan b. Abdillah b. Rebia es-Sekafî radiyallahu anh’den:

أبنا وفدُنا الذين كَانُوا قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالُوا قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي رَمَضَانَ فَلَمَّا أسلمنا صمنا فكان بلال مول أَبِي بَكْرٍ مُؤَذِّنِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَأْتِينَا من عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِفِطْرِنَا وَسَحُورِنَا وَنَحْنُ فِي قُبَّةٍ قَدْ ضُرِبَتْ لَنَا فِي الْمَسْجِدِ فَيَأْتِينَا بِفِطْرٍ وَإِنَّا لَنَقُولُ إِنَّا لَنُمَارِي فِي وُقُوعِ الشَّمْسِ لِمَا نَرَى مِنَ الْإِسْفَارِ فَيَضَعُ عشاءنا بين أيدينا فيقولن كُلُوا فَنَقُولُ يَا بِلَالُ رُدَّهُ إِنَّا نَرَى سَفَرًا فَيَقُولُ مَا جِئْتُكُمْ حَتَّى أَكَلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ يَضَعُ يده في الطعام فيلتقم مِنْهُ وَيَقُولُ كُلُوا ….

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e elçi olarak giden heyette olanlar bize haber verip dediler ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Ramazan ayında gittik. Müslüman olduğumuzda oruç tuttuk. Ebu Bekr radiyallahu anh’ın azatlısı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in müezzini olan Bilal radiyallahu anh bize Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından iftarlığımızı ve sahurluğumuzu getirirdi. Biz Mescidde bizim için kurulan bir çadırda idik. Bize iftarlığımızı getirdi. Bizler gördüğümüz aydınlıktan dolayı güneşin batıp batmadığı hususunda tartışıyorduk. Akşam yemeğimizi önümüze koyup: “Yeyin” dediler. Biz dedik ki:

“Ey Bilal! Bunu götür, çünkü biz havanın aydınlık olduğunu görüyoruz.” O da dedi ki: “Ben size Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yemeğe elini koyup ondan lokma almadıkça ve:

Yeyin” demedikçe gelmedim….”[2]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Rivayette bahsedilen misafir heyetindekiler güneşin batıp batmadığı konusunda tartışıyorlardı. Fakat Bilal radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in iftar etmiş olduğunu haber verdi.

Abdullah b. Evfa radiyallahu anh’den: 

كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفَرْ فَقَالَ لِرَجُلٍ مِنَ الْقَوْمِ انْزِلْ فَاجْدَحْ لِي بِشَيْءٍ وَهُوَ صَائِمٌ فَقَالَ الشَّمْسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ إِنْزِلْ فَاجْدَحْ لِي قَالَ فَنَزَلَ فَجَدَحَ لَهُ فَشَرِبَ وَقَالَ وَلَوْ تَرَاءَاهَا أَحَدٌ عَلَى بَعِيرِهِ لَرَآهَا يَعْنِي الشَّمْسَ ثُمَّ أَشَارَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِهِ إِلَى الْمَشْرِقِ قَالَ إِذَا رَأَيْتُمُ اللَّيْلَ أَقْبَلَ مِنْ هَاهُنَا فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ

“Biz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir yolculukta idik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem topluluktan birisine:

İn ve bana sevik bulamacı hazırla” buyurdu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem oruçlu idi. O kişi: “Ey Allah’ın Rasulü! Güneş!” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

İn ve bana sevik bulamacı hazırla” buyurdu. Bunun üzerine adam indi ve sevik bulamacı hazırladı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ondan içti. Sonra şöyle buyurdu:

Şayet güneşi bir kimse görecek olsaydı, devesi üzerinde olan görürdü.” Sonra eliyle doğu tarafına işaret etti ve şöyle buyurdu:

Gecenin şuradan geldiğini gördüğünüzde oruçlu iftar etmiştir.”[3]

Muslim’in rivayetinde şu şekildedir:

«إِذَا غَابَتِ الشَّمْسُ مِنْ هَا هُنَا وَجَاءَ اللَّيْلُ مِنْ هَا هُنَا فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ»

Güneş şuradan kaybolduğu, gece şuradan geldiği zaman oruçlu iftar etmiştir.”

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftarlığını istediğinde, “Ey Allah’ın rasulü! Güneş!” diye neden itiraz ediyor? Sebep şu, güneşin vurduğu bölgelerde aydınlık vardır ve bu itirazı yapan kişi, bir miktar ileri gidilse güneşin görülecek olduğunu bilmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, “Şayet güneşi bir kimse görecek olsaydı, devesi üzerinde olan görürdü” buyurmuştur. Yani bulundukları konumda devesi üzerinde olan kimse dahi güneşi görememektedir. Peki bu devesi üzerinde olanlar, bir miktar ilerleseler güneşi göremeyecekler miydi?

Hafız İbn Hacer, Fethu’l-Bari’de bu hadisin şerhinde şöyle demiştir: “Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu sahabi ortalık hala aydınlık olduğu ve güneş ışınları tam olarak kaybolmadığı için güne­şin batmadığını düşünmüş ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e bu şekilde karşılık vermiş­tir. Belki de dağ, tepe veya başka bir nedenle güneş görünmemiş ya da hava bulutlu olduğu için güneşin battığı kesin olarak bilinememiştir. Olayı nakleden ravinin güneşin battığını söylemesi mevcut durumu anlatmaktan ibarettir. Zira bu olayın kahramanı olan sahabi güneşin battığını kesin olarak bilseydi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in talebi karşısında asla duraksamazdı. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in herhangi bir emri karşısında duraksayacak olursa itirazcı konumuna düşerdi. Söz konusu sahabi, olayın tam olarak açıklığa kavuşmasını istediği ve ihtiyata göre amel etme düşüncesinde olduğu için böyle davranmıştır...”

Hakkımda “binanın arkasına geçerek iftar ediyor” iftirasını atan beyinsiz şeref yoksunları, daha benim bu konuda ne söylediğimi, nasıl amel ettiğimi bilmiyorlar, anlamazlar da. Çünkü onlar hayvanlar gibidir. Benim söylediğim ise şudur: Kişinin bulunduğu yerde yüksek binalar varsa ve ikindi vakti çıktıktan (güneşin sararmasından) sonra güneş bu binaların arkasında kayboluyorsa, bu kimselerin ufuğu kapatan, dolayısıyla kendileri ufuk haline gelen bu binaların arkasındaki güneşi araştırma mükellefiyetleri yoktur. Nitekim geçmişte ve asrımızda da birçok ilim ehli bu şekilde fetvalar vermişlerdir ve bunların bir kısmını sitemde yayınlamıştım. Allah’ın izni ve lütfuya, başkasına sapılmaması gereken hak da budur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in geçen hadislerinin yanı sıra aşağıda nakledeceğim bazı selefî eserler de buna delalet etmektedir

Lakin kişi güneşin sararmasından önce güneşin gözlerden kaybolduğu bir mıntıkada yaşıyorsa, bu durumdaki kimseler vakitleri tayin konusunda kendileri içtihat ederler. Bu kimselerin içtihatları, tozlu fırtınada herbirinin kıbleyi tayin için içtihat ederek farklı yönlere doğru namaz kılan sahabilerin durumu gibidir.

Fakat, kişinin güneşi gördüğü halde, kendisini güneşten gizleyecek bir duvarın arkasına saklanmasına gelince, işte bu üzerime atılmış bir iftiradır ve bu iftirayı yapanlar ve yalan yanlış sözlerle müçtehit âlimlere dil uzatarak havlayanlar, dünyada bunun cezasını görecekleri gibi, ahirette de âlemlerin rabbinin huzurunda elbette hesap vereceklerdir.

Ömer radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında iftar etmesi

Halid b. Eslem rahimehullah dedi ki:

أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ أَفْطَرَ ذَاتَ يَوْمٍ فِي رَمَضَانَ فِي يَوْمٍ ذِي غَيْمٍ وَرَأَى أَنَّهُ قَدْ أَمْسَى وَغَابَتِ الشَّمْسُ فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ عُمَرُ الْخَطْبُ يَسِيرٌ وَقَدِ اجْتَهَدْنَا

“Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh Ramazan’da bulutlu bir günde iftar etti. Akşam olduğunu görmüştü ve güneş kaybolmuştu. Bir adam geldi ve dedi ki:

“Ey Mü’minlerin emiri! Güneş çıktı!” Ömer radiyallahu anh dedi ki:

“Bu basit bir şeydir, biz içtihat ettik.”[4]

Zeyd b. Vehb rahimehullah’tan:

أَفْطَرَ النَّاسُ فِي زَمَانِ عُمَرَ قَالَ فَرَأَيْتُ عِسَاسًا أُخْرِجَتْ مِنْ بَيْتِ حَفْصَةَ فَشَرِبُوَا فِي رَمَضَانَ ثُمَّ طَلَعَتِ الشَّمْسُ مِنْ سَحَابٍ فَكَأَنَّ ذَلِكَ شَقَّ عَلَى النَّاسِ وَقَالُوا نَقْضِي هَذَا الْيَوْمَ؟ فَقَالَ عُمَرُ وَلِمَ؟ فَوَاللَّهِ مَا تَجَنَّفْنَا لِإِثْمٍ

“Ömer radiyallahu anh’ın zamanında insanlar iftar etmişlerdi. Hafsa radiyallahu anha’nın evinden bir bekçinin çıktığını ve Ramazan’da içecek içtiklerini gördüm. Sonra güneş bulutların arasından göründü. Bu durum insanlara sanki ağır gelmişti. “Bunun yerine bir gün kaza eder miyiz?” demeye başladılar. Bunun üzerine Ömer radiyallahu anh dedi ki:

“Neden kaza edelim ki? Biz günahı kastetmedik.”[5]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Ömer radıyallahu anh, güneş, bulutların arkasında kaybolunca orucunu açmıştır.

Güneş bulutun arkasında kaybolunca, güneşin ufkun altına hemen düşmeyeceğini Ömer radıyallahu anh’ın takdir etmemiş olduğu düşünülemez. Lakin o, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in güneşin (sararma vaktinden sonra) gözden kaybolması ile akşamın vaktinin girmesine ve iftarda acele etmenin teşvik edilmesi hadisleriyle amel etmiştir.

İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında akşam namazını kıldırması

Abdurrahman b. Yezid rahimehullah dedi ki:

كَانَ عَبْدُ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ يُصَلِّي الْمَغْرِبَ وَنَحْنُ نَرَى أَنَّ الشَّمْسَ طَالِعَةٌ قَالَ فَنَظَرْنَا يَوْمًا إِلَى ذَلِكَ فَقَالَ مَا تَنْظُرُونَ؟ قَالُوا إِلَى الشَّمْسِ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ هَذَا وَالَّذِي لَا إِلَهَ غَيْرُهُ مِيقَاتُ هَذِهِ الصَّلَاةِ ثُمَّ قَالَ {أَقِمُ الصَّلَاةِ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ} فَهَذَا دُلُوكُ الشَّمْسِ

“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh akşam namazını kıldı. Biz ise güneşin batmamış olduğunu görüyorduk. Bir gün buna baktığımızda:

“Neye bakıyorsunuz?” dedi. Biz: “Güneşe bakıyoruz” dedik. Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki: “Kendisinden başka ibadete layık hak ilah olmayana yemin ederim ki namazın vakitleri bunlardır.” Sonra dedi ki:

Güneşin batıya yönelmesinden gecenin çökmesine kadar namaz kıl” (İsra 78) İşte güneşin batıya yönelmesi (duluku’ş-şems) budur.”[6]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Burada Abdurrahman b. Yezid rahimehullah açıkça: “Biz ise güneşin batmamış olduğunu görüyorduk” demiştir.

Şu rivayet de, güneşin bir muhitin bütün ufuklarında batmadan İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın akşam namazını kıldırdığını, hatta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de böyle yaptığını göstermektedir:

Ebu Ubeyde b. Abdillah b. Mes’ud rahimehullah, babası İbn Mes’ud radiyallahu anh’den rivayet ederek dedi ki:

كَانَ يُصَلِّي بِنَا الصُّبْحَ حِينَ يَطْلُعُ الْفَجْرُ وَالْمَغْرِبَ حِينَ تَغِيبُ الشَّمْسُ ثُمَّ يَقُولُ هَذِهِ وَاللَّهِ صَلاتُنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

“İbn Mes’ud radiyallahu anh bize sabah namazını güneş doğacakken ve akşamı güneş batarken kıldırdı. Sonra dedi ki:

“Vallahi şu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber kıldığımız namazımızdır.”[7]

Alkame rahimehullah dedi ki:

أُتِيَ عَبْدُ اللهِ بِجَفْنَةٍ فَقَالَ لِلْقَوْمِ ادْنُوَا فَكُلُوا فَاعْتَزَلَ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللهِ مَا لَكَ؟ قَالَ إنِّي صَائِمٌ فَقَالَ عَبْدُ اللهِ هَذَا وَالَّذِي لاَ إلَهَ غَيْرُهُ حِينَ حَلَّ الطَّعَامُ لآكِلٍ

“Abdullah b. Mes'ud radiyallahu anh'e yemek sahanı getirildi. Sonra topluluğa: “Yaklaşın ve yeyin” dedi. Gruptan bir adam ayrıldı. Bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh ona: “Sana ne oluyor da yemiyorsun?” diye sorunca adam: “Ben oruçluyum” dedi. Abdullah radiyallahu anh de ona dedi ki: “Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki şu vakit, yiyen için yemeğin helal olduğu vakittir”[8]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’ın, “neden yemiyorsun?” diye sorduğu adam, oruçlu olduğunu söylemiştir, yani güneşin görebileceği her tarafta batmadığı kanaatindedir. İbn Mes’ud radıyallahu anh ise o vaktin iftar vakti olduğunu açıklamıştır.

Ebu Said radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında iftar etmesi

Eymen el-Habeşî el-Mekkî rahimehullah’tan:

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ قَالَ دَخَلْتُ عَلَيْهِ فَأَفْطَرَ عَلَى عِرْقٍ وَإِنِّي أَرَى الشَّمْسَ لَمْ تَغْرُبْ

“Ebu Said radiyallahu anh’ın yanına girdim. İftar ediyordu. Ben güneşin henüz batmadığını görüyordum.”[9]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Eymen el-Habeşî rahimehullah, açıkça güneşin batmamış olduğunu gördüğünü söylüyor! Ebu Said radıyallahu anh ise bulunduğu konumda güneşin kaybolduğunu görmüş olmasa, iftar eder miydi?

İbn Ömer radıyallahu anhuma’nın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında iftar etmesi

Mucahid rahimehullah dedi ki:

إنِّي كُنْت لآتِيَ ابْنَ عُمَرَ بِفِطْرِهِ فَأُغَطِّيهِ اسْتِحْيَاءً مِنَ النَّاسِ أَنْ يَرَوْهُ

“Ben İbn Ömer radiyallahu anhuma’ya iftarlığını getirirdim, insanların görmesinden çekinerek onu gizlerdim.”[10]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Mucahid rahimehullah, İbn Ömer radıyallahu anhuma’nın iftardaki acelesini neden insanlardan gizleme gereği duyuyordu? Şayet herkes güneşin battığını gördüyse, iftarda acele etmek neden Mucahid rahimehullah’ın insanlardan çekineceği bir tavır olsun? Üstelik Asr-ı Saadete en yakın dönemdeydiler ve Mucahid rahimehullah’ın çekindiği insanlar, zamanımızdaki anlayışı kıt sapık bidatçiler değillerdir! Anlaşılan o ki, İbn Ömer radıyallahu anhuma, güneşi göremeyeceği bir yere geçerek iftar ediyordu.  

Enes radıyallahu anh’ın kendi bulunduğu konumda güneşin kaybolması anında iftar etmesi

Humeyd rahimehullah dedi ki:

كُنَّا عِنْدَ أَنَسٍ وَكَانَ صَائِمًا فَدَعَا بِعَشَائِهِ فَالْتَفَتَ ثَابِتٌ يَنْظُرُ إِلَى الشَّمْسِ وَهُوَ يَرَى أَنَّ الشَّمْسَ لَمْ تَغِبْ فَقَالَ أَنَسٌ لِثَابِتٍ لَوْ كُنْتَ عِنْدَ عُمَرَ لَأَحْفَظَكَ

“Biz Enes radiyallahu anh’ın yanındaydık ve o oruçlu idi. Akşam yemeğini istedi. Sabit rahimehullah güneşe bakmaya başladı. O güneşin henüz batmamış olduğunu görüyordu. Bunun üzerine Enes radiyallahu anh, Sabit’e dedi ki:

“Şayet Ömer radiyallahu anh’ın yanında olsaydın elbette seni yakalardı.”[11]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Enes radıyallahu anh iftar ediyor, Sabit el-Bunanî rahimehullah ise henüz batmamış olan güneşe bakıyordu! Enes radıyallahu anh’ın da güneşin batmamış olduğunu gördüğü düşünülemez. Şu halde Enes radıyallahu anh, güneşin gözünden kaybolduğu bir konumda iftar etmek suretiyle, iftarda acele etme sünnetini gerçekleştiriyordu! Rivayetin sonunda da, sünnetlerine azı dişlerimizle sarılmamız emredilen raşid halife Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’ın, bu şekilde aceleye karşı çıkanları cezalandırıyor olmasını haber veriyor!

Halid rahimehullah’tan: “Humeyd rahimehullah dedi ki:

عَنْ أَنَسٍ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يَنْتَظِرُ الْمُؤَذِّنَ فِي الْإِفْطَارِ وَكَانَ يُعَجِّلُ الْفِطْرَ

“Enes radiyallahu anh iftarda müezzini beklemez, iftarda acele ederdi.”[12]

Allah kendisine fıkıh nasip etmediği için muhaddis fakihlere karşı taşkınlık ve saygısızlık eden kıt anlayışlı kimselerin anlayabilmesi için açıklama: Enes radıyallahu anh iftarda müezzini neden beklemiyordu? O, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabenin ve tabiinin asırlarında yani, ibadetlerin şer’î vakitlere göre icra edildiği zamanlarda yaşadı. Dolayısıyla müezzin de güneşin battığını görünce ezan okuyordu. Fakat Enes radıyallahu anh, kendi bulunduğu konumda, güneşin kayboluşunu müezzinden daha önce gördüğü için iftar ediyordu.

Sünnete karşı bâtıl felsefî re’yleriyle itiraz eden zamanımızın sapık zihniyetlileri ise, “müezzinin de güneşin battığını görmesini beklese nolur?” veya “Bulunduğu yerden ileri geçerek güneşin gözüktüğü yerlerde de güneşin kaybolmasını beklese ya, oruç tutmaktan aciz mi?” diyebilirler!

İlim Ehlinin Konuyla İlgili Fetvalarından

Halid e-Muşeykıh şöyle demektedir: “Fakihler arasında iftar vaktinin güneşin batışının gerçekleşmesiyle girdiği hususunda ihtilaf yoktur. Delili:

1- Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Sonra geceye kadar orucu tamamlayın” (Bakara 187) Gece ise güneşin batışı ile başlar.

2- İbn Ömer radıyallahu anhuma hadisinde şöyle buyrulmuştur: “Gece şuradan geldiğinde, gündüz şuradan gittiğinde oruçlu iftar etmiştir. Gecenin gelmesi ve gündüzün gitmesi; güneşin batışıyla gerçekleşir.

Uyarı: “Uçağa binen bir kimse, yakın beldenin iftar vaktini saat veya benzeri bir vasıtayla öğrense, fakat uçağın yüksekte olması sebebiyle güneşi görse o iftar edemez. Nitekim es-Subkî, Bazı Hanefilerden şöyle nakleder:

“İskenderiye’de güneş battı, fakat minarede olan kimse güneşi görüyor, bu durumda iftar nasıl olur?” diye sorulunca şöyle dedi:

“Belde halkının iftar etmesi caizdir. Minare üzerindeki ise iftar edemez.”  Delili: Allah Teâlâ’nın: “Geceye kadar orucu tamamlayın” (Bakara 187) ayetidir. Güneşi görmekte olan kimse için bu gaye gerçekleşmemiştir.”[13]

Fahruddin ez-Zeylâî şöyle demiştir: “el-Muhtasar sahibi Fakih Ebu Musa ed-Darir’den rivayet edildiğine göre İskenderiye’ye geldiğinde ona:

"İskenderiye minaresine çıkan kimse uzun süre güneşi görmeye devam ediyor. Hâlbuki şehir halkına göre güneş batmış oluyor. Bu kimsenin iftar etmesi helal midir?” diye soruldu. O da:

“Hayır. Belde halkına ise iftar etmeleri helaldir. Çünkü her biri kendine göre muhataptır” dedi.”[14]

el-Feyz’de şöyle denildi: “İskenderiye minaresi gibi yüksek bir yerde bulunan, kendisine göre güneş batmadıkça iftar edemez. Belde halkına gelince, onlara göre güneş batınca bu kimseden önce iftar ederler. Yine sabah namazı ve sahur hakkında da fecrin doğuşuna itibar edilir.”[15]

el-Elbânî rahimehullah şöyle demiştir:“Gerçekten üzücü şeylerden birisi de bugün insanların bu sünnete muhalefet ettiklerini görmemizdir. Zira onların çoğu güneşin battığını gözleriyle görüyorlar, buna rağmen beldenin ezanını işitinceye kadar iftar etmiyorlar. İki konuda cahildirler:

Birincisi: Ezan güneşin batışını gözlemleyerek değil, astronomik hesaplara göre okunmaktadır.

İkincisi: Aynı şehirde batış zamanı bölgeden bölgeye farklı olmaktadır. Bunun sebebi dağlar ve vadilerdir. Bazı insanlar görürüz ki güneşin battığını gördükleri halde iftar etmezler!

Diğer bazıları da güneş batmamış ve görünüyor olduğu halde, sırf ezanı işittikleri için iftar ediyorlar! Allah yardımcımız olsun!”[16]

Bu meseleyi sitemde çeşitli zamanlarda yayınladığım yazılarda ve Modern Bilimsel Hurafeler kitabımda ayrıntılarıyla tahkik etmiştim. Lakin ilim ehliyle boy ölçüşmeye kalkışan, had bilmez bir cahil, kendisini ilim ehli zannederek kendi başına cahilce hükümlere kalkışmış, hatta kendi başına hilalin rü’yeti gibi konularda abuk subuk ahkâm kesmeye kalkışmış, bid’atlerinin birikmesi sebebiyle kendisini engelleyip alakamı kesmiştim. Selamını almıyor olmama garezlenen bu sapık, münafık karakterini ortaya koydu ve aslında çok daha öncesinde yayınladığımı bildiği bu iftarda acele meselesini konu ederek şahsımı hedef alan yazılar yayınlamaya başladı. Tabi ki Allah’ın tertemiz nimetlerinden ve şifa kaynağı olan sigara kulanıyor olmamı da kullanmasa olmazdı.

Bu konuları dillerine dolayan ve şeytanın bütün dostlarına süfle ettiği: “yakınımdakileri taklitçi” ya da “tarikatçılar gibi olma” iftiralarıyla, cahilce darazlananlar korosuna neden şimdi katıldı? 30 senedir zevkle kullandığım sigara, yahut iftarda acele etme konusu, yahut içtihat ve taklid konularındaki aydınlatmalarım yeni mi aklına gelmişti? Hayır, bu münafıkların standart karakterlerindendir. Onların en şaşmaz özelliklerinden birisi “eleddu’l-hisam” olmalarıdır. Yani arası iyiyken ses çıkarmazlar, ara açılınca biriktirdikleri kusurları ortaya dökerler. Hatta kusur olmayan şeyleri kusur gibi gösterir, yetmezse iftira ederek kusur uydururlar!

Yukarıda kalbi/aklı olana yeterli gelecek deliller zikredildi. Dolayısıyla bu konuda bana muvafakat edenler, taklit eden kimseler değil, delile tabi olanlardır! Yaşayan delil üzere yaşasın, helak olan da delil üzere helak olsun diye bu delillerin bir kısmını tekrar zikretmiş oldum.

Peki ya şahsım hakkında ve benden istifade edenler hakkında papağan gibi, her defasında duvara çalınarak çürütülmüş iftiraları tekrar edenler, delil üzere mi birbirlerinin aynı sözleri söylüyorlar yoksa hepsinin müracaat ettikleri tek kaynak iblis olduğu ve onun fısıldadığı kelime kalıpları olduğu için mi aynı bâtılda ittifak ediyorlar?!

Ben, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in varisi bir âlim olarak, aynı zamanda Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e atılan iftiraların da varisi olduğumun farkındayım. Peki siz ey muhalif cahiller! Kimlerin varisi olduğunuzun siz farkında mısınız?

Biz böylece her nebiye insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlardan kimisi kimini aldatmak için yaldızlı sözler fısıldar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen de onları iftiraları ile başbaşa bırak.” (En’âm 112)



[1] Muslim'in şartına göre sahih. Ebu Tahir İbn Ebi’s-Sakr el-Enbarî Meşyeha (27)

[2] Sahih. Ebû Ya'lâ’dan naklen: Busayri İthaf (2275) Bezzar Keşfu’l-Estar (981) Ebu Nuaym Marife (5457) İbn Ebi Hayseme Tarih (1438-39) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (7/70, 18/9) Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (834)

[3] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (4/226) el-Elbani Muhtasaru’l-Buhari (1/460) Bkz.: Buhari (1955) Müslim (1101)

[4] Sahih. Malik Muvatta (1/303) Şafii el-Umm (2/96) Beyhakî el-Ma’rife (2473)

[5] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (4/179) Fesevi Ma’rife (2/765) Ebu Ubeyd Garibu’l-Hadis (4/210) İbn Kesir Musnedu’l-Faruk (266)

* Benzer bir kıssa Ömer radiyallahu anh’den Ali b. Hanzala – babası yoluyla rivayet edilmiştir ve bu rivayette Ömer radiyallahu anh’ın: “Bunun yerine bir gün kaza etmek kolaydır” dediği geçer. Ancak bu rivayette Ali b. Hanzala ve babası meçhuldürler. Yine aynı kıssaya dair Ömer radiyallahu anh’ın kazayı emrettiği ile ilgili diğer bir rivayet meçhul biri olan Bişr b. Kays yoluyla gelmiştir. Zeyd b. Vehb’in rivayeti daha sahihtir.

[6] Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih. Hâkim (2/395) Abdurrazzak (1/568) Taberânî (9/231) el-Muhallisiyyat (1594) Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar (1/154) Beyhaki (1/370)

[7] Hasen. Ebu Amr el-Hirî, Fevaidu’l-Hâc (el yazma no:89) İbn Adiy el-Kamil (8/212)

[8] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebi Şeybe (2/429)

[9] Buhârî'nin şartına göre sahih. İbn Ebî Şeybe (2/430)

[10] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebi Şeybe (2/430) Abdurrazzak (4/226) Firyabi es-Siyam (55)

[11] Muslim'in şartına göre sahih. Firyabî es-Siyam (50)

[12] Muslim'in şartına göre sahih. Firyabî es-Siyam (51)

[13] Halid b. Ali el-Muşeykıh, Marifetu Evkati’s-Sıyam (s.36)

[14] Zeylai, Tebyinu’l-Hakaik (1/321)

[15] İbn Abidin ed-Durru’l-Muhtar (2/420)

[16] Silsiletu’l-Ahadisi’s-Sahiha (2081 no’lu hadisin açıklamasında)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)