Soru: Selamün aleyküm. Bir sorum olacaktı: Bir baba
“Sen de malın da babana aitsin” hadisini delil getirerek kızının mehrini
alabilir mi? Çocukların mehrini vermiyor bu hadise dayanarak alıp yiyebilirim
istersem diyor. Çocukları mehiri isteyince de yanında duruyor kötü
günleri olursa kullanırsınız diyor
Cevap: Aleykum selam ve rahmetullah
Öncelikle ilgili hadisin metnini nakledelim: Abdullah b. Amr
radıyallahu anhuma’dan:
جاءَ رجلٌ إلى
النَّبيِّ صلَّى اللَّهُ عليْهِ وسلَّمَ فقالَ إنَّ أبي اجتاحَ مالي فقالَ
أنتَ ومالُكَ لأبيكَ وقالَ رسولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليْهِ وسلَّمَ إنَّ
أولادَكم من أطيبِ كسبِكُم فَكلوا من أموالِهم
“Bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi
ki: “Babam malımdan faydalanıyor.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu ki:
“Sen de malın da babanınsınız.” Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle de dedi:
“Muhakkak ki evlatlarınız en temiz kazancınızdır. Onların
malından yiyebilirsiniz.”
Bunu Ebû Dâvûd (3530) İbn Mace (2292) ve Ahmed (7001)
rivayet etmişlerdir. El-Elbani Sahihu Suneni İbn Mace’de (1870) sahih demiştir.
Babanın evladı üzerinde büyük bir hakkı vardır. Onun hakkını
tanımak ve yerine getirmeye çalışmak da tevhidden sonra en üstün salih
amellerdendir. Bu hadiste gelen adam: “Babam malımdan faydalanıyor” diyor, yani
iznim olmadan alıyor diyor. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de: “Sen de,
malın da babanınsınız” diyor ve ekliyor: “Muhakkak evlatlarınız en temiz
kazançlarınızdandır. Onların mallarından yiyebilirsiniz.”
Burada kişinin muhtaç olan babasını, nafakasını
karşılamamaktan men söz konusudur. Hadisin manası, baban, senin malından muhtaç
olduğu kısmı alabilir demektir. Li-ebîke lafzındaki lam harfi, temlik lâm’ı
değil, ibaha lâm’ıdır. Zira evladın malı, evlada aittir, zekatını vermek ona
düşer, varisleri onun malına varis olurlar. Nitekim Allah Teâlâ her baba ve
oğulun malları üzerindeki mâli sorumlulukları birbirinden bağımsız (müstakil)
kılmıştır. Bunun delili, oğulun babası adına zekatı çıkarmayışı ve babanın da
oğlu adına zekatı çıkarmayışıdır. Baba, oğlunun malına tayin edilen pay kadar
varis olur. Şayet oğlunun malı aynı zamanda kendisinin malı olsaydı, onun
tamamını alması gerekirdi. Buna göre, baba, oğlunun malı üzerinde hakikî bir
malik değildir. Onda çocuğunun rızası olmadan dilediği gibi tasarrufta
bulunamaz. Hadisin anlamı şudur: Baba fakir olup, çocuğunun malına, onun
nafakasını karşılamasına muhtaç olduğu zaman, ihtiyacı olan kadarını çocuğunun
malından alabilir. Eğer çocuğun malı yoksa ve kazanmaya güç yetirebiliyorsa,
çocuğun çalışıp babasının nafakasını karşılamak için kazanç sağlaması gerekir.
Hadiste kastedilen şey, mutlak olarak çocuğun malının babaya ait olması ve
babanın da dilediği gibi ondan alması değildir!
Bu cevabı destekleyen şeylerden birisi, Hakim’in (2/312) Aişe radıyallahu
anha’dan şu rivayetidir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
إنَّ أولادَكم هِبَةُ اللهِ لكم {يَهَبُ
لِمَنْ يَشَاءُ إِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ الذُّكُورَ} فهم
وأموالُهم لكم إذا احتجْتُم إليها
“Muhakkak ki çocuklarınız Allah’ın
size bir bağışıdır: “Dilediğine dişiler bağışlar, dilediğine de erkekler bağışlar.” (Şura
49) Onlar ve malları, ihtiyaç duyduğunuz zaman sizedir.” (Bkz.: el-Elbani es-Sahiha (2564)
Bu hadiste “Ona ihtiyaç duyduğunuz zaman”
kaydı konulmuştur. Böylece ortaya çıkmıştır ki, Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma
hadisinde geçen ifade temlik/mülkiyet manasında değildir. Lakin iyilik ve ikram
anlamındadır. Böylece hadiste, ana babaların ihtiyaç duydukları malî yardım ve
bağışları yapmaya evlatlar teşvik edilmektedir.
Burası anlaşıldıysa, soruda geçen baba hadisi
doğru anlamamış ve kızının hakkı olan mehiri, haram bir zulüm olan başlık
parası gibi bir konuma koymuş, evladının
mehrine el koymakla zulmetmiştir. Buna hakkı yoktur.