Soru: Selamun aleyküm hocam. İbrahim en-Nehai dedi ki: “Onlar (Sahabe ve Tabiin) sakallarının çene altındaki kısmını kısaltırlar ve yanlarından da alırlardı.” (Musannef İbn Ebî Şeybe 25991-26001) bunun hakkında ne düşünüyorsunuz sahih mi?”
Cevap: Aleykum selam ve rahmetullah. Sakalın
uçlarından alma fiili, sahabeden ve tabiinden sabit olmuştur. Bu konuda gelen
rivayetler ile ilgili olarak özetle şunlar söylenebilir:
1- Sakalı traş etmek haramdır ve bu konuda ittifak vardır.
Sakalı serbest bırakmak ve bolca bırakmak emredilmiştir. Buna aykırı olacak
şekilde kısaltmak da haramdır. Bunun kaydı da bir tutamdır. Bu da genellikle göğüse
kadar iner. Bundan kısaltmak haramdır.
2- Sakaldan, “bolca bırakma” emrini ihlal etmeyecek şekilde
almak, yani bir tutamdan fazlasını almak konusunda eski ve yeni alimler ihtilaf
etmişlerdir. Sakaldan almayı caiz görenler bu miktarı caiz görmektedirler. Yani
kişi sakalını avuçlar ve dört parmağından taşan kısımlardan alabilir
demişlerdir. Bundan fazla kısaltmayı caiz gören hiçbir âlim yoktur.
3- Alimlerin ihtilaf etmelerinin sebebi, i’fâ kelimesinin
delalet ettiği mana konusundaki ihtilaf ve bir kaideyi diğer bir kaidenin önüne
geçirmeleridir. İ’fâ kelimesi terk etmek, serbest bırakmak anlamındadır. Sakalı
i’fâ edin emrinde, hiç dokunmadan olduğu gibi bırakmak mı kastediliyor, yoksa
uçlarından düzeltme yapılsa da bolca bırakmak mı kastediliyor diye ihtilaf edilmiştir.
İki kaideye gelince; bunlardan birisi: “Ravinin kendi
görüşüne değil, rivayet ettiğine itibar edilir” kaidesi, diğeri de: “Ravi,
kendi rivayet ettiği hadisin manasını başkalarından daha iyi bilir” kaidesidir.
Nitekim sakalı i’fâ etme emrinin ravilerinden birisi olan İbn Ömer radıyallahu
anhuma’nın kendisi sakalın uçlarından alıyordu. Birincisi ihtiyatlı olandır ve
sakala hiç dokunmadan olduğu gibi bırakmayı gerektirir. Nitekim Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem sakalına hiç dokunmadan olduğu gibi bırakmıştır.
El-Hallal el-Vukuf ve’t-Teraccul’de (s.129) dedi ki: Bana
Harb haber verdi, dedi ki:
سُئل أحمدُ عن
الأخذ من اللِّحية؟ قال: إنَّ ابن عمر يأخذُ منها ما زاد على القبضةِ، وكأنَّه ذهب
إليه، قلتُ: ما الإعفاءُ: قال: يُروى عن النبي صلَّى الله عليه وسلم، قال: كأنَّ
هذا عنده الإعفاءُ
“Ahmed (b. Hanbel) rahimehullah’a sakaldan almak hakkında
sorulunca dedi ki:
“İbn Ömer radıyallahu anhuma bir tutamdan fazlasını alırdı.”
Sanki kendisi de bu görüşte gibiydi. Dedim ki: “İf’â ne demektir?” dedi ki: “Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilendir.” Sanki ona göre (bir
kabzadan fazlasını almak) sakalı i’fâ etmeye aykırı değildi.”
4- Sakalını kesen veya bir tutamdan az olacak şekilde
kısaltan kimseye karşı çıkılır, çünkü bu bir münkerdir. Lakin sakalını en az bir
tutam olacak kadar bolca salan ve fazlasından alan kimseye karşı çıkılmaz.
Nitekim sahabe radıyallahu anhum arasında İbn Ömer ve Ebu Hureyre radıyallahu
anh gibi, bu fiili yapanlar vardı, onlara karşı çıkılmazdı.
5- Sakallardan almayı caiz gören selef, hac ve umre ile
kayıtlayarak sakalların uçlarından alınabileceğini söylemişlerdir.
Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ
“Pis olan
yerleri temizlesinler” (Hac 29)
İbn Abbas,
Mucahid[1], İbn Curayc[2], Muhammed b. Ka’b el-Kurazî[3] gibi tefsir alimleri bu ayette
geçen “tefes” kelimesine sakaldan almanın da dahil olduğunu söylemişler,
müfessirlerden buna muhalif bir görüş nakledilmemiştir.
İbn Abbas
radıyallahu anhuma şöyle demiştir: “et-Tefes: şeytan taşlama, kurban kesmek,
saçları traş olmak ve kısaltmak, bıyık, tırnak ve sakaldan almaktır.”[4]
İbn Ömer
radıyallahu anhuma hac veya umre yaptığında (saçlarını traş ettiği zaman)
sakalını avuçlar, (etrafından) fazlasının bir kısmını (ve bıyıklarından)
alırdı.”[5]
Diğer rivayette: “Hac veya umre yaptığı zaman sakalını
tutar ve etrafının düzeltilmesini emrederdi.”[6]
Bir rivayette
de: “Tavaf etmeden önce bıyıklarından, tırnaklarından ve sakalının ucundan
alırdı”[7] şeklindedir.
Cabir b.
Abdillah radıyallahu anh şöyle demiştir:
كُنَّا نُعْفِي السِّبَالَ إِلَّا فِي حَجٍّ
أَوْ عُمْرَةٍ
“Bizler hac
veya umre dışında sakallarımızı serbest bırakırdık.”[8]
Cabir radıyallahu anh, burada i’fâ kelimesini kullanmıştır.
Yani sahabe hac ve umre dışında sakallarını serbest bırakırlardı.
* Uyarı: el-Elbani, Ebu’z-Zubeyr’in müdellis olup an’ane ile
rivayet etmesi sebebiyle Cabir radıyallahu anh hadisini zayıf görmüştür. Ancak
Ramehurmuzi’nin rivayetinde Ebu’z-Zubeyr rahimehullah, Cabir radıyallahu anh’den
işittiğini tasrih etmiştir. Ayrıca İbn Ebî Şeybe; Katade – Cabir radıyallahu
anh yoluyla şu lafızla rivayet etmiştir:
لا تأخذ من طولها إلا في حج أو عمرة
“Hac veya umre dışında sakalın boyundan alma!”[9]
Katade, Cabir radıyallahu anh’den işitmiştir. Esram’ın
rivayetinde İmam Ahmed bu hususu belirtmiştir.
6- Racih olan ve ihtilaftan çıkaran görüş, Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi sakala hiç dokunmadan serbest
bırakmaktır.
Aişe radıyallahu anha’dan:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
عَشْرٌ مِنَ الْفِطْرَةِ قَصُّ الشَّارِبِ وَإِعْفَاءُ
اللِّحْيَةِ وَالسِّوَاكُ وَاسْتِنْشَاقُ الْمَاءِ وَقَصُّ الْأَظْفَارِ وَغَسْلُ الْبَرَاجِمِ
وَنَتْفُ الْإِبِطِ وَحَلْقُ الْعَانَةِ وَانْتِقَاصُ الْمَاءِ قَالَ زَكَرِيَّا قَالَ مُصْعَبٌ وَنَسِيتُ الْعَاشِرَةَ إِلَّا
أَنْ تَكُونَ الْمَضْمَضَةَ
“On şey
fıtrat'tandır. Bıyığı kırkmak, sakalı kendi haline bırakıp çoğaltmak, misvak
kullanmak, burna su çekmek, tırnakları kesmek, parmaklardaki boğumları
yıkamak, koltuk altı kıllarını yolmak, kasığı traş etmek, apış arasına su
serpmek.” Râvî Zekeriyya diyor ki: “Mus'âb dedi ki:
“Onuncuyu unuttum, ağzı su ile çalkalamak olabilir.”[10]
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ فِطْرَةَ الْإِسْلَامِ الْغُسْلُ يَوْمَ
الْجُمُعَةِ وَالِاسْتِنَانُ وَأَخْذُ الشَّارِبِ وَإِعْفَاءُ اللِّحْيَةِ فَإِنَّ
الْمَجُوسَ تُعْفِي شَوَارِبَهَا وَتُحْفِي لِحَاهَا فَخَالِفُوهُمْ فَخُذُوا شَوَارِبَكُمْ
وَأَعْفُوا لِحَاكُمْ
“Şüphesiz
Cuma günü gusletmek, misvaklanmak, bıyıkları almak ve sakalı serbest bırakmak
İslâm fıtratıdır. Muhakkak ki mecusîler bıyıklarını serbest bırakır ve
sakallarını kısaltırlar. Onlara muhalefet edin; bıyıklarınızı kesin ve
sakallarınızı serbest bırakın.”[11]
Bu hadislerde sakalı i’fâ etmek, yani kendi haline terk edip
salmak fıtrat hasletlerinden sayılmaktadır.
Ebu Hureyre
radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ أَهْلَ الشِّرْكِ يُعِفُّونَ شَوَارِبَهُمْ
وَيُحِفُّونَ لِحَاهُمْ فَخَالِفُوهُمْ فَأَعِفُّوا اللِّحَى وَأَحِفُّوا الشَّوَارِبَ
“Şüphesiz
şirk ehli bıyıklarını uzatır, sakallarını kısaltırlar. Siz onlara muhalefet
edin, sakalları bırakın, bıyıkları kısaltın.”[12]
Yine bu hadiste de sakallarını kısaltan Mecusilere
muhalefeti, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sakalları i’fâ etmek/serbest
bırakmak suretiyle ortaya koymayı emretmektedir.
7- Soruda İbrahim en-Nehai rahimehullah’tan rivayet
zikredilmiştir. Rivayet sahihtir. İbn Ebî Şeybe; Gunder – Şu’be – Mansur yoluyla şöyle de rivayet
etmiştir:
سمعت عطاء بن أبي رباح قال: كانوا يحبون
أن يعفوا اللحية إلا في حج أو عمرة، وكان إبراهيم يأخذ من عارض لحيته
“Atâ b. Ebi Rabah rahimehullah’ı şöyle derken işittim: “Onlar
(sahabiler) hac ve umre dışında sakalları i’fâ etmeyi/serbest bırakmayı
severlerdi.” İbrahim (en-Nehai) de sakalının kenarlarından alırdı.”
Bu isnad sahihtir. Lakin selefin sakalların uçlarından
almayı hac ve umre menasikleri ile sınırlı tuttuklarına delalet etmektedir.
[1]
Sahih maktu. Taberi (17/150)
Tefsiru’l-Mucahid (s.423)
[2]
Sahih maktu. Taberi (17/150)
[3]
Hasen maktû. Taberi (17/149) İbn
Abdilberr et-Temhid (3/38-Fethu’l-Berr)
[4]
Sahih mevkuf. İbn Ebi Şeybe (4/85)
Taberi (14/149) Mehamilî, Emali (135)
[5]
Sahih mevkuf. Buhari (5892) Muslim
(259) parantez içindeki ziyade: Muvatta (1397) İbn Abdilberr et-Temhid (3/138-Fethul-Berr)
[6]
Sahih mevkuf. Beyhaki Şuab (6435)
[7]
Sahih mevkuf. Tahavî Şerhu
Meani’l-Asar (2/231)
[8]
Sahih. Ebu Davud (4201) Ramehurmuzi
Muhaddisu’l-Fasl (494)
[9]
Sahih. İbn Ebi Şeybe (5/225)
[10]
Hasen. Muslim (261); Ahmed (6/137); Nesai (5040);
Tirmizi (2757); Ebu Davud (53); İbn Mace (293).
[11]
Hasen. İbn Hibban (4/23) Mehâmilî, Emali (402)
Tarsusi, Musnedu Ebi Hureyre (59)
[12]
Sahih ligayrihi. Bezzar (14/390) Keşfu’l-Estar
(2970-2971) İbn Hacer, Muhtasaru Zevaidi’l-Bezzar (1222) İbn Hacer: “Hasen”
demiştir.