Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Sakalın Uçlarından Düzeltmenin Hükmü

 Soru: Selamun aleyküm hocam. İbrahim en-Nehai dedi ki: “Onlar (Sahabe ve Tabiin) sakallarının çene altındaki kısmını kısaltırlar ve yanlarından da alırlardı.” (Musannef İbn Ebî Şeybe 25991-26001) bunun hakkında ne düşünüyorsunuz sahih mi?”

Cevap: Aleykum selam ve rahmetullah. Sakalın uçlarından alma fiili, sahabeden ve tabiinden sabit olmuştur. Bu konuda gelen rivayetler ile ilgili olarak özetle şunlar söylenebilir:

1- Sakalı traş etmek haramdır ve bu konuda ittifak vardır. Sakalı serbest bırakmak ve bolca bırakmak emredilmiştir. Buna aykırı olacak şekilde kısaltmak da haramdır. Bunun kaydı da bir tutamdır. Bu da genellikle göğüse kadar iner. Bundan kısaltmak haramdır.

2- Sakaldan, “bolca bırakma” emrini ihlal etmeyecek şekilde almak, yani bir tutamdan fazlasını almak konusunda eski ve yeni alimler ihtilaf etmişlerdir. Sakaldan almayı caiz görenler bu miktarı caiz görmektedirler. Yani kişi sakalını avuçlar ve dört parmağından taşan kısımlardan alabilir demişlerdir. Bundan fazla kısaltmayı caiz gören hiçbir âlim yoktur.

3- Alimlerin ihtilaf etmelerinin sebebi, i’fâ kelimesinin delalet ettiği mana konusundaki ihtilaf ve bir kaideyi diğer bir kaidenin önüne geçirmeleridir. İ’fâ kelimesi terk etmek, serbest bırakmak anlamındadır. Sakalı i’fâ edin emrinde, hiç dokunmadan olduğu gibi bırakmak mı kastediliyor, yoksa uçlarından düzeltme yapılsa da bolca bırakmak mı kastediliyor diye ihtilaf edilmiştir.

İki kaideye gelince; bunlardan birisi: “Ravinin kendi görüşüne değil, rivayet ettiğine itibar edilir” kaidesi, diğeri de: “Ravi, kendi rivayet ettiği hadisin manasını başkalarından daha iyi bilir” kaidesidir. Nitekim sakalı i’fâ etme emrinin ravilerinden birisi olan İbn Ömer radıyallahu anhuma’nın kendisi sakalın uçlarından alıyordu. Birincisi ihtiyatlı olandır ve sakala hiç dokunmadan olduğu gibi bırakmayı gerektirir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sakalına hiç dokunmadan olduğu gibi bırakmıştır.

El-Hallal el-Vukuf ve’t-Teraccul’de (s.129) dedi ki: Bana Harb haber verdi, dedi ki:

سُئل أحمدُ عن الأخذ من اللِّحية؟ قال: إنَّ ابن عمر يأخذُ منها ما زاد على القبضةِ، وكأنَّه ذهب إليه، قلتُ: ما الإعفاءُ: قال: يُروى عن النبي صلَّى الله عليه وسلم، قال: كأنَّ هذا عنده الإعفاءُ

“Ahmed (b. Hanbel) rahimehullah’a sakaldan almak hakkında sorulunca dedi ki:

“İbn Ömer radıyallahu anhuma bir tutamdan fazlasını alırdı.” Sanki kendisi de bu görüşte gibiydi. Dedim ki: “İf’â ne demektir?” dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilendir.” Sanki ona göre (bir kabzadan fazlasını almak) sakalı i’fâ etmeye aykırı değildi.”

4- Sakalını kesen veya bir tutamdan az olacak şekilde kısaltan kimseye karşı çıkılır, çünkü bu bir münkerdir. Lakin sakalını en az bir tutam olacak kadar bolca salan ve fazlasından alan kimseye karşı çıkılmaz. Nitekim sahabe radıyallahu anhum arasında İbn Ömer ve Ebu Hureyre radıyallahu anh gibi, bu fiili yapanlar vardı, onlara karşı çıkılmazdı.

5- Sakallardan almayı caiz gören selef, hac ve umre ile kayıtlayarak sakalların uçlarından alınabileceğini söylemişlerdir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ

Pis olan yerleri temizlesinler” (Hac 29)

İbn Abbas, Mucahid[1], İbn Curayc[2], Muhammed b. Ka’b el-Kurazî[3] gibi tefsir alimleri bu ayette geçen “tefes” kelimesine sakaldan almanın da dahil olduğunu söylemişler, müfessirlerden buna muhalif bir görüş nakledilmemiştir.

İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir: “et-Tefes: şeytan taşlama, kurban kesmek, saçları traş olmak ve kısaltmak, bıyık, tırnak ve sakaldan almaktır.”[4]

İbn Ömer radıyallahu anhuma hac veya umre yaptığında (saçlarını traş ettiği zaman) sakalını avuçlar, (etrafından) fazlasının bir kısmını (ve bıyıklarından) alırdı.”[5]

Diğer rivayette: “Hac veya umre yaptığı zaman sakalını tutar ve etrafının düzeltilmesini emrederdi.”[6]

Bir rivayette de: “Tavaf etmeden önce bıyıklarından, tırnaklarından ve sakalının ucundan alırdı”[7] şeklindedir.

Cabir b. Abdillah radıyallahu anh şöyle demiştir:

كُنَّا نُعْفِي السِّبَالَ إِلَّا فِي حَجٍّ أَوْ عُمْرَةٍ

“Bizler hac veya umre dışında sakallarımızı serbest bırakırdık.”[8]

Cabir radıyallahu anh, burada i’fâ kelimesini kullanmıştır. Yani sahabe hac ve umre dışında sakallarını serbest bırakırlardı.

* Uyarı: el-Elbani, Ebu’z-Zubeyr’in müdellis olup an’ane ile rivayet etmesi sebebiyle Cabir radıyallahu anh hadisini zayıf görmüştür. Ancak Ramehurmuzi’nin rivayetinde Ebu’z-Zubeyr rahimehullah, Cabir radıyallahu anh’den işittiğini tasrih etmiştir. Ayrıca İbn Ebî Şeybe; Katade – Cabir radıyallahu anh yoluyla şu lafızla rivayet etmiştir:

لا تأخذ من طولها إلا في حج أو عمرة

“Hac veya umre dışında sakalın boyundan alma!”[9]

Katade, Cabir radıyallahu anh’den işitmiştir. Esram’ın rivayetinde İmam Ahmed bu hususu belirtmiştir.

6- Racih olan ve ihtilaftan çıkaran görüş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi sakala hiç dokunmadan serbest bırakmaktır.

Aişe radıyallahu anha’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

عَشْرٌ مِنَ الْفِطْرَةِ قَصُّ الشَّارِبِ وَإِعْفَاءُ اللِّحْيَةِ وَالسِّوَاكُ وَاسْتِنْشَاقُ الْمَاءِ وَقَصُّ الْأَظْفَارِ وَغَسْلُ الْبَرَاجِمِ وَنَتْفُ الْإِبِطِ وَحَلْقُ الْعَانَةِ وَانْتِقَاصُ الْمَاءِ قَالَ زَكَرِيَّا قَالَ مُصْعَبٌ وَنَسِيتُ الْعَاشِرَةَ إِلَّا أَنْ تَكُونَ الْمَضْمَضَةَ

On şey fıtrat'tandır. Bıyığı kırkmak, sakalı kendi haline bırakıp çoğaltmak, misvak kullanmak, burna su çekmek, tırnakla­rı kesmek, parmaklardaki boğumları yıkamak, koltuk altı kıllarını yolmak, kasığı traş etmek, apış arasına su serpmek.” Râvî Zekeriyya diyor ki: “Mus'âb dedi ki:

“Onuncuyu unut­tum, ağzı su ile çalkalamak olabilir.”[10]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِنَّ فِطْرَةَ الْإِسْلَامِ الْغُسْلُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَالِاسْتِنَانُ وَأَخْذُ الشَّارِبِ وَإِعْفَاءُ اللِّحْيَةِ فَإِنَّ الْمَجُوسَ تُعْفِي شَوَارِبَهَا وَتُحْفِي لِحَاهَا فَخَالِفُوهُمْ فَخُذُوا شَوَارِبَكُمْ وَأَعْفُوا لِحَاكُمْ

Şüphesiz Cuma günü gusletmek, misvaklanmak, bıyıkları almak ve sakalı serbest bırakmak İslâm fıtratıdır. Muhakkak ki mecusîler bıyıklarını serbest bırakır ve sakallarını kısaltırlar. Onlara muhalefet edin; bıyıklarınızı kesin ve sakallarınızı serbest bırakın.”[11]

Bu hadislerde sakalı i’fâ etmek, yani kendi haline terk edip salmak fıtrat hasletlerinden sayılmaktadır.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِنَّ أَهْلَ الشِّرْكِ يُعِفُّونَ شَوَارِبَهُمْ وَيُحِفُّونَ لِحَاهُمْ فَخَالِفُوهُمْ فَأَعِفُّوا اللِّحَى وَأَحِفُّوا الشَّوَارِبَ

Şüphesiz şirk ehli bıyıklarını uzatır, sakallarını kısaltırlar. Siz onlara muhalefet edin, sakalları bırakın, bıyıkları kısaltın.”[12]

Yine bu hadiste de sakallarını kısaltan Mecusilere muhalefeti, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sakalları i’fâ etmek/serbest bırakmak suretiyle ortaya koymayı emretmektedir.

7- Soruda İbrahim en-Nehai rahimehullah’tan rivayet zikredilmiştir. Rivayet sahihtir. İbn Ebî Şeybe; Gunder – Şu’be – Mansur yoluyla şöyle de rivayet etmiştir:

سمعت عطاء بن أبي رباح قال: كانوا يحبون أن يعفوا اللحية إلا في حج أو عمرة، وكان إبراهيم يأخذ من عارض لحيته

“Atâ b. Ebi Rabah rahimehullah’ı şöyle derken işittim: “Onlar (sahabiler) hac ve umre dışında sakalları i’fâ etmeyi/serbest bırakmayı severlerdi.” İbrahim (en-Nehai) de sakalının kenarlarından alırdı.”

Bu isnad sahihtir. Lakin selefin sakalların uçlarından almayı hac ve umre menasikleri ile sınırlı tuttuklarına delalet etmektedir.



[1] Sahih maktu. Taberi (17/150) Tefsiru’l-Mucahid (s.423)

[2] Sahih maktu. Taberi (17/150)

[3] Hasen maktû. Taberi (17/149) İbn Abdilberr et-Temhid (3/38-Fethu’l-Berr)

[4] Sahih mevkuf. İbn Ebi Şeybe (4/85) Taberi (14/149) Mehamilî, Emali (135)

[5] Sahih mevkuf. Buhari (5892) Muslim (259) parantez içindeki ziyade: Muvatta (1397) İbn Abdilberr et-Temhid (3/138-Fethul-Berr)

[6] Sahih mevkuf. Beyhaki Şuab (6435)

[7] Sahih mevkuf. Tahavî Şerhu Meani’l-Asar (2/231)

[8] Sahih. Ebu Davud (4201) Ramehurmuzi Muhaddisu’l-Fasl (494)

[9] Sahih. İbn Ebi Şeybe (5/225)

[10] Hasen. Muslim (261); Ahmed (6/137); Nesai (5040); Tirmizi (2757); Ebu Davud (53); İbn Mace (293).

[11] Hasen. İbn Hibban (4/23) Mehâmilî, Emali (402) Tarsusi, Musnedu Ebi Hureyre (59)

[12] Sahih ligayrihi. Bezzar (14/390) Keşfu’l-Estar (2970-2971) İbn Hacer, Muhtasaru Zevaidi’l-Bezzar (1222) İbn Hacer: “Hasen” demiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)