Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

7 Eylül 2026 Pazartesi

Müslümanlar Arasındaki Bağların Kuvvetlendirilmesi - 1 -

 Güzel Zan ve Zahiri Kabul Etmek

Müslümanlar arasındaki bağları bozan şeylerin en büyüğü zandır! Bundan sakınmak gerekir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah Tevvab’dır, Rahîm’dir.” (Hucurat 12)

Âlimler şöyle demişlerdir: “Muhakkak ki gıybet büyük günahlaradandır ve Allah katında en büyük haramlardandır. Müslümanın gıybetini yapmak, genellikle tecessüsten (kişinin gizliliklerini araştırmaktan) kaynaklanır. Tecessüsün sebebi de zandır.”

Mesela birisi yolda yürürken duvarın arkasında çömelmiş oturan birini görür, kendisini ilgilendirmeyen şeye kalkışarak onu gözlemeye başlar ve bu adamın ne yaptığına bakar. Bazen hoş olmayan şeyler görür veya açıklamasını bilmediği bir şeyle karşılaşır, böylece gıybete dalar.

Halbuki işin başında bu kapıyı kapamak yani kendisini ilgilendirmeyen şeye girişmemek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir. Şüphesiz şeytan Ademoğlunun kanının dolaştığı damarlarda dolaşır. Bu yüzden İslam’da asıl olan, kişinin kardeşine güzel zanda bulunması, kendi nefsine karşı zannını da kötüleştirmesidir. Bu günlerde ise bunun aksini yapmak yaygınlaşmıştır! Kişi kendi nefsine güzel zanda bulunuyor, kendisini masummuş gibi yüksek derecelerde görüyor ve kardeşlerine kötü zanda bulunarak onları düşük mertebelere indiriyor, böylece İslam kardeşleri arasında kinleşme ve nefret yayılıyor!

Kardeşlerinize güzel zanda bulunurken, kendi nefislerinize ise kötü zanda bulunmalısınız! Bir kardeşiyle özel olarak başbaşa görüşmek isteyen birini görünce bunun sebebi ne olabilir diye vesveselere başlayan ve seninle oynayan, bununla yetinmeyip zanlarla yorumlarda bulunmaya, bu işin altında yatan sebebi öğrenmek için seni tecessüse iten, bu iki kişi arasında konuşulanları bir başkasına sormaya, böylece gıybet yapmaya sürükleyen nefsine nasıl hüsnü zanda bulunabilirsin? Muhakkak ki o seni helake götürmek istiyor!

Dinde kötü zan ile amel etmek helal değildir! Muhkem ve açık nasları terk edip de her bâtıl işleyenin yaptığı şey olan kendi katındaki şüphelerle hareket etme! Çünkü şüphelilerin etrafında dolanan onun içine düşer! Şüphelilerden sakınan ise dinini de şerefini de korumuş olur.

En-Nu’man b. Beşir radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:

الحَلاَلُ بَيِّنٌ وَالحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ لاَ يَعْلَمُهَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ فَمَنِ اتَّقَى المُشَبَّهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ كَرَاعٍ يَرْعَى حَوْلَ الحِمَى يُوشِكُ أَنْ يُوَاقِعَهُ أَلاَ وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى أَلاَ إِنَّ حِمَى اللَّهِ فِي أَرْضِهِ مَحَارِمُهُ أَلاَ وَإِنَّ فِي الجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الجَسَدُ كُلُّهُ أَلاَ وَهِيَ القَلْبُ

Helal açıktır, haram açıktır. Bunların arasında insanların çoğunun bilmedikleri şüpheliler vardır. Kim şüphelilerden sakınırsa dinini ve ırzını korumuş olur. Kim şüphelilere düşerse o koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir. Sürünün koruluğa girmesi yakındır. Dikkat edin! Her melikin bir koruluğu vardır. Allah’ın arzındaki koruluğu da haramlardır. Dikkat edin! Muhakkak ki bedende bir et parçası vardır. O düzgün olursa bütün beden düzgün olur. O bozulursa bütün beden bozuk olur. Dikkat edin! O kalptir.”[1]

Kardeşinin sözünü, eğer yorumlanabiliyorsa hayra yorumlaman gerekir. Zira temiz nefis ancak iyi olanı görür, kötü nefis ise her kötülüğün başında durur, neredeyse kötülükten başka bir şey görmez!

İslam cemâl ve kemâl dinidir. Müslümanın şerefini korumaya da oldukça hırs gösterir. Ona açık bir delil olmaksızın zanda bulunulmasını engeller. Zan, bir temel üzerine bina edilmemiş, tahkik edilmemiş düşüncedir. Bu yüzden Allah Azze ve Celle bize tesebbütü emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ

Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu iyice araştırın. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat 6)

Bir kıraatte “fetebeyyenû” kavli yerine “fetesebbetû” şeklindedir.

Bu ayette ilk bakışta, sana âdil bir kimse, bir kardeşin hakkında bir haber verirse bu âyetin kapsamına girmiyormuş gibi gelebilir! Bu anlayış doğru değildir! Zira Allah nemmâmı (laf taşıyanı) fasık diye isimlendirmiştir! Bir müslümanla aranı bozacak bir sözü sana taşıyan herkes bir fâsıktır! Allah onu sözün başında fasık olarak isimlendirmiş, taşınan her haberde tesebbüt ve tebeyyünü vacip kılmıştır. Çünkü bu müslüman ile kardeşinin arasının bozulmasıyla sonuçlanabilir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إياكم والظن فإنَّ الظنَّ أكذبُ الحديث ولا تجسسوا ولا تحسسوا ولا تحاسدوا ولا تدابروا ولا تباغضوا وكونوا عباد الله إخواناً المسلم أخو المسلم لا يظلمه ولا يخذله ولا يحقره التقوى ههنا ويشير إلى صدره ثلاث مرات بحسب امرئ من الشر أن يحقر أخاه المسلم

Sizleri zandan sakındırırım! Zira zan sözlerin en yalanıdır. Tecessüs yapmayın (insanların gizli hallerini araştırmayın) Tehassüs yapmayın (Başkalarının konuşmalarını gizlice dinlemeyin, araştırmayın). Birbirinize haset etmeyin. Bibirinize arka çevirmeyin.  Birbirinize kin tutmayın. Allah’ın kardeş kulları olun. Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez. (göğsüne işaret ederek üç defa şöyle buyurdu) “Takvâ şuradadır! Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hâkir görmesi yeter!”[2]

İnsanların hallerini araştırmamayı ve konuşmalarını araştırmamayı emrediyor! Bu da müslümanın selim kalpli olmasını gerektirir, aksi halde neden müslümanların ayıplarını araştırsın?!!

Yine şöyle buyurmuştur: Bera radıyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize hutbe verdi hatta perde arkasında olan kızlar dahi işitti. Yüksek sesle seslenerek şöyle buyurdu:

يَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يَخْلُصِ الإِيمَانُ إِلَى قَلْبِهِ لا تَغْتَابُوا الْمُسْلِمِينَ وَلا تَتَّبِعُوا عَوَرَاتِهِمْ فَإِنَّهُ مَنْ يَتَّبِعْ عَوْرَةَ أَخِيهِ اتَّبَعَ اللَّهُ عَوْرَتَهُ وَمَنِ اتَّبَعَ عَوْرَتَهُ فَضَحَهُ فِي جَوْفِ بَيْتِهِ

Ey diliyle iman etmiş fakat kalplerine iman ulaşmamış topluluk! Müslümanları gıybet etmeyin! Onların ayıplarını araştırmayın! Zira kim kardeşinin ayıbını araştırırsa Allah da onun ayıbını takip eder ve evinin ortasında dahi olsa onu rezil eder.”[3]

Dikkat et! “Muhakkak ki Allah Hayiy (hayâ sahibi) ve Sittîr (örtücüdür), örtmeyi sever.” “Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da onun ayıbını hem dünyada, hem ahirette örter.”[4]

Bunlar şu an hayatlarımızda arzuladığımız şeyler değil midir? Neden hoş bir hayat bırakılıp da hayatı kötüleştirecek şeylerin, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri araştırmanın peşine düşülür? Bunun sebebi kötü zan değil midir? Başlangıçta bu cürüm işlenir, ardından birçok günahlara bulaşılır!

Zannı güzelleştimek gerekir. Kötü yorumlanabilecek bir söz veya fiil ile karşılaştığında kardeşin için mazeret gözetmen ve olabildiğince güzel yorumlamaya çalışman ve kalbinin selamet üzere kalması senin yükümlülüğündür!

İmam Şafii rahimehullah’ın vefat hastalığı zamanında yanına öğrencisi Rebi b. Suleyman girmişti ve dedi ki: “Allah senin zayıflığını kuvvetlendirsin ey imam!” Şafi rahimehullah dedi ki:

“Ne söylediğine iyi bak! Şayet Allah benim zayıflığımı kuvvetlendirirse beni öldürür!” Yani şayet zayıflğım artarsa ölürüm dedi. Rebi dedi ki:

“Vallahi bunu kastetmedim ey imam!” Şafii dedi ki:

“Bana sövseydin bile senin bunu kastetmediğini bilirdim.”

Şüphesiz bu, müslümana güzel zandır. Şafii rahimehullah bize ölüm yatağında bu dersi veriyor!

Büyük hadis imamlarından Meymun b. Mihran rahimehullah’a şöyle denildi: “Falan kimse seni ziyaretten geç kalıyor (derse geç geliyor)!” (Bu sözü söyleyen asalak kişi, akranının önüne geçebilmek için şeyh ile talebelerinden birinin arasını açmak istedi.) Meymun rahimehullah dedi ki:

“Sana ne! Kalpte sevgi sabit olunca, ayrılığın uzaması sakınca vermez.”

Müslümanlara zannı güzelleştirmek gerekir. Mesela bu durum, şeyhin kendisini geç kalmış olduğunu görmesini istemediğinde, derse katılmaktan hayâ etmesine yorumlanabilir. Veya “Subhanallah, bir meşguliyeti çıkmıştır, belki de bir rahatsızlığı vardır” denilebilir. Derse katılmaya düzenli devam eden bir kardeşin bir defasında derse gelmese, kalbin cahiliyedeki haline dönmesin! Ona zannı güzelleştir, onun durumunu sor.

Kardeşinden sana hoş olmayan bir şey ulaşırsa onun için yetmiş türlü mazeret araştır. Eğer bir mazeret bulamazsan, “Belki de benim bilmediğim bir mazereti vardır” de. Çünkü sana gizli kalan birçok durumlar söz konusu olabilir. İnsanların Allah’tan başka kimsenin bilmediği sırları vardır.

Kötü zan, içine konan şeyleri eriten asit gibidir! Kötü zan da tıpkı asit gibi kalplerdeki sevgiyi eritir yok eder.

Salih selefimizin hayatından şu örneğe bak! Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah, dine aykırı olan örflere, adetlere ve taklidlere karşı çıktığı zaman dünya onun aleyhine ayaklanmıştı. İnsanlardan birisi Şeyhulislam’a tuzak kurdu ve onu yöneticiye şikayet edip Dımeşk kalesinde hapse attırdı. İbn Teymiyye rahimehullah bu işlerin arkasındaki kişiyi öğrenince öğrencilerinden birisini ona gönderdi ve kendisine karşı nasıl davranacağına dair görüşünü sordu.

 İbn Teymiyye’nin sebebi öğrenmek için yaptığı davranışa dikkat edin! Ashabına dedi ki: “Benimle alakalı bu işte onun mağdur olmasına önce ben sebep oldum. Siz de biliyorsunuz ki değil öğrencilerim, müslümanlardan hiçbir kimsenin dahi eziyet görmesini istemem.”

Allah’a davet eden bu şeyh, taklid ve taassubu yıkan, adetlere aykırı olan şer’î bir mesele ortaya koyunca ashabıyla beraber tepkilere, cezalandırmalara maruz kalıyor. Bu tepkilerden mağdur olan talebelerinden birisi onu sultana şikayet ediyor! İbn Teymiyye rahimehullah bu şikayet sebebiyle hapsedilmiş olmasına rağmen, bu talebesinin kendisinin yüzünden eziyete uğramış olmasını, sultana da bu yüzden şikayette bulunmuş olmasını değerlendiriyor, kendisi sebebiyle meydana geldiğini düşündüğü bir sıkıntıyı dikkate alarak, şikayette bulunan talebesine karşı tavrında zulümden sakınıyor, onun dahi eziyete uğramasına razı olmuyor!

Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah, bizlere kendi nefsilerimizin değerini eleştirilemez, sorgulanamaz bir mertebeye koymama dersi veriyor! Kendi nefsini veya kendi hocasını İslam’ın merkezi kabul edip, ona karşı meydana gelebilecek her bir haksız dil uzatma yahut bâtıl bir sataşmayı, mazeretleri göze almadan, şartları gözetmeden en büyük küfür/dinin kendisine düşmanlık gibi değerlendirmenin kör cahiliyye taassubu olduğunu öğretiyor!

Çünkü herkesin durumu farklıdır. Bazısı içtihat eder ve isabet eder, bazısı hata eder, bazısı da suçludur. İçtihad edip de isabet eden ecir alır, içtihat edip de hata eden, içtihadından dolayı ecir alır, hatası affedilir. Suçlu olana gelince, Allah bizi ve tüm müslümanları bağışlasın.

İbn Teymiyye rahimehullah adetâ kendisinin hapsedilmesine sebep olan bu adam hakkında konuşmayı bırakmayı tembihliyor! Falan kimse kusurlu davrandı, şeyhe destek olmadı, filan sebebiyle şeyhe eziyet verildi… bu söylemlerin önüne geçiyor!

Allah’tan sakının! İnsanların ayak takımı olanları ise alimlerin, davetçilerin ve müslümanların genelinin birbirlerine karşı kalplerine kin meydana gelmesi için bilerek veya bilmeyerek vesile olurlar!

 Davetçi ile kardeşlerinden biri arasında meydana gelen bir ihtilafın çözümü basit bir şey iken birisi tutar: “Ey şeyh! Bunu kabul etmek mümkün değildir! Bu dindir” der… Böylece yangın çıkaracak bir ateşi alevlendirir! Ey kardeşim! Ya hayır konuş, ya da sus!

Zamanımızdaki büyük şeyhlerden birinin yanına biri gelip, bazılarının isimlerini sayarak, “Falan sana selam söylüyor, filan sana selam söylüyor” diyor. Meclis dağılınca birisi gelip, selam ileten bu adama diyor ki: “Sen selamını ilettiğin bu kimselerin hepsini gördün mü?” O da diyor ki:

“Subhanallah! Onlar her namazda “Bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine selam olsun” demiyor mu? Şeyh de Allah’ın salih kullarından biridir!”

İşte bu da, kalpleri birleştirmeye dâhil bir örnek! Allah bizleri müslümanlara hüsnü zan ile rızıklandırsın.



[1] Sahih. Buhârî (52) Muslim (1599)

[2] Sahih. Buhârî (6064) Muslim (2563)

[3] Sahih. Ebu Ya’la (3/237) Ebu Nuaym Sıfatu’n-Nifak (2) Ebu Nuaym Delail (356) Temmam, Fevaid (242) Şecerî, Emali (2510-2511) Abdulhalık eş-Şehami, Erbain (39) Ru’yani, Musned (305) İbn Ebi’d-Dunya el-Gıybet (28) İbn Ebi’d-Dunya es-Samt (167) Ebu’ş-Şeyh, et-Tevbih (87) Beyhakî, Şuab (7/108, 521)

[4] Muslim (2699)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)