Çünkü Kur’ân, akledenleri ve
akletmeye müsait olanları lütufla muhatap alır. Akletmeye müsait olmayanları
değil!
Akıl ile zekâ da birbirinden farklı
şeylerdir! En ebleh bir müslüman, en süper zekâlı olduğu söylenen bir kâfirden
daha akıllıdır! Zekâ beyinde, akıl ise kalptedir.
Bu iki şey; yani akıl ile zekâ arasındaki
farkı dahi ayırt edemeyenler yıllarca kafir güzellemeleri yapıp durdular, “yok
efendim kafirler bilimde sanatta şunda bunda şöyle ileriler, müslümanlar
dinlerinden dolayı geri kaldılar…” türlü terâneler!
Hâlbuki bu lakırdıları yapanlar
akledemezler. Akletseydiler, ahirete iman ederlerdi, ahirete iman etseydiler,
asıl ileride olanların, ileriyi görenlerin müslümanlar olduklarını şıp diye
anlarlardı.
Ya da bunu gördüler, bildiler de
kâfirliklerinden dolayı bu hakikatin üzerini örtmek için bütün yaşamın dünya
hayatından ibaret olduğu manipülasyonu yaparak “ilerleme ve üstünlüğü”
tamamen dünya hayatıyla sınırlamak istiyorlar!
Çünkü küfredenler şu fani dünyada sözde
bir şana sahip olsalar bile ahirette onlara aşağılık ve zilletten başka bir
nasip olmayacak!
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ
قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ (11) أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ
لَا يَشْعُرُونَ (12) وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ
كَمَا آمَنَ السُّفَهَاءُ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ
“Onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın!”
denildiği zaman: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.
Dikkat edin! Doğrusu onlar fesat
çıkaranların ta kendileridir; ne var ki farkında değiller…
Onlara: “İnsanların iman ettiği gibi iman
edin!” denildiğinde: “Biz o akılsızların iman ettiği gibi mi iman edelim?”
derler.
Dikkat edin! Doğrusu onlar akılsızların ta
kendileridir; lakin bilmiyorlar… “ (Bakara 11-13)
Great Reset diyerek öyle bir nesil
türetmeyi amaçladılar ki, haydi iman edecek akılları/kalpleri yok da,
zekâlarını da kullanamasınlar istediler, ellerine iblise endeksli yapay zekâyı
tutuşturdular!
Artık adına “z kuşağı” denilen nesil, her
işini yapay zekâyla görecekmiş!
Hayvanmış gibi çaaat cipiti diye vur
ağzına Gemini!.. Aİİİ, Aİİİ desinler dursunlar!
Hani bazı münafıklar nebevi sünneti inkâr
etmek için “Kur’ân aklınızı kullanın diyor" deyip
dururlar ya… Bu zevât da aklın ve zekânın farkını akledemeyen, yukarıda
bahsettiğim kâfir/inkârcı güruhun zokasını yutmuş başka bir soyka!
(Soyka, halk ağzında ve
Anadolu'da temel olarak ölünün üzerinden çıkarılan giysi veya günlük
kullanımda mecazen hayırsız, işe yaramaz kişi ya da şey anlamına
gelir)
Allah Azze ve Celle iman edenleri,
Kur’ân’ı okudukları/işittikleri halde ondan zerre kadar nasiplenmeyen bu soyka
taife gibi olmaktan sakındırarak şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا
تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ (20) وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا
سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ (21) إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ
الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ (22) وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَأَسْمَعَهُمْ
وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ (23) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا
أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
“Ey iman edenler! Allah’a da rasûlüne
de itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin.
Dinlemedikleri halde “İşittik”
diyenler gibi olmayın. Doğrusu Allah katında yeryüzündeki canlıların en kötüsü
akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
Çünkü Allah onlarda bir hayır olduğunu
bilseydi onlara mutlaka işittirirdi, onlara işittirse bile yüz çevirerek arkalarını
dönerlerdi.
Ey iman edenler! Size hayat verecek
şeylere sizi çağırdıkları zaman Allah’a ve rasûlüne icabet edin ve bilin ki
Allah kişi ile kalbi arasına girer, elbette O’nun huzuruna toplanacaksınız.” (Enfal 20-24)
Allah kişi ile kalbi arasına girer, yani
iman nasip etmeyeceği kimsenin aklını kullanmasını da nasip etmez. Allah’ın
aklını kullanmayı, dolayısıyla iman etmeyi nasip ettiği kimseler ise “Hayat
verecek şeylere çağıran Allah’a ve rasulüne” yani Kur’ân’a ve sünnete icabet
edenlerdir!
Akledip iman edenler az, akletmeyenler ise
çoktur. Bununla beraber, akledip iman eden bir kişi iman etmeyenden on kat
üstündür:
إِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ
يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُوا أَلْفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ
لَا يَفْقَهُونَ
“Sizden sabreden yirmi kişi bulunursa
iki yüz kişiye galip gelir, sizden yüz kişi bulunursa inkâr eden kimselerden
bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar akletmeyen bir topluluktur.” (Enfal 65)
Bu yüzden müslümanların zekâsı en düşük
olan bir ferdi dahi, en zeki geçinen bir kâfirden daha akıllıdır! Çünkü kâfir
akletmemiştir! Akletseydi iman ederdi! Fakat zekâ sahibi olmasına rağmen Allah
onunla kalbi arasına girmiş ve ona akletmeyi nasip etmemiştir!
Müslümanın zekâsı en düşük olanına
gelince, Allah onunla kalbi arasına girmemiştir, ona akletmeyi ve iman etmeyi
nasip etmiştir!
Yalnızca Allah’a kulluğu ortaya koymak
gayesiyle getirildiğimiz ve herkesin fani olduğunu çok iyi bildiği bu dünyada
geçici makam, câh, şöhret gibi unsurlarla başları döndürülmüş, üstünlüğü bu
dünyada arayanlarda akıl var mı? Zekâlarını kullanabilmişler mi?
Yoksa “özgürlük” iddiasıyla tek olan
Allah’a kulluk izzetinden sıyrılıp, şeytana ve şeytanın dostları olan tagutlara
kölelik mi yapmaktadırlar?
وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَنْ يَعْبُدُوهَا
وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِ (17) الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ
الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ
هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ
“Tâğut'a (şeytana ve taraftarlarına)
kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı
müjdele.
O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler,
sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir.
Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zumer 17-18)
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ
إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ (60) وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
(61) وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
(62) هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ (63) اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا
كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
“Ey Âdemoğulları! Sizden “Şeytana
kulluk etmeyin, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır. Ve bana kulluk edin,
dosdoğru yol budur” diye söz almadım mı?
Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp
saptırdı. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz? İşte, size vâad edilen cehennem budur.
İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin!” (Yâsîn 60-64)
Şeytana kulluk edenler, yani Allah ve
rasulünün emir ve yasaklarına uymayanlar akletmeyenlerdir!
Her insan Allah’a kulluk etmek ve şeytana
kulluk etmeyip onu düşman bilmek üzere söz vermiştir! Sözünüzü bozmayın,
akılsızlık etmeyin! Düşmanınızın tuzaklarına düşmeyin! Şeytana kulluk edenlerle
dostluk etmeyin! En yakınınız, ana babanız, evladınız, kardeşiniz, amca
dayınız, yakın arkadaşınız olsalar bile!
لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ
شَيْئًا اُو۬لٰٓئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (17) يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ
اللَّهُ جَمِيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ
عَلَى شَيْءٍ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ (18) اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ
فَأَنْسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ
الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ (19) إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ
اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْأَذَلِّينَ (20) كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي
إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (21) لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ
الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ
أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ
الْإِيمَانَ وَأَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا
الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُو۬لٰٓئِكَ
حِزْبُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
"Malları Allah’a karşı kendilerine hiçbir şekilde fayda sağlamaz,
evlatları da. Onlar ateşin halkıdır. Orada süreklidirler. Onların tümünü
Allah’ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler
ve kendilerinin bir şey üzere olduklarını sanacaklardır.
Dikkat edin; gerçekten onlar, yalancıların kendileridir. Şeytan onları
kuşatmış; böylelikle onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur.
İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası,
hüsrana uğrayanların kendileridir.
Hiç şüphesiz Allah’a ve rasûlüne muhalefet edenler; işte onlar, alçaklar
arasındadır. Allah: “Mutlaka galip geleceğim; ben de elçilerim de” diye
yazmıştır. Şüphesiz Allah Kavî’dir, Azîz’dir.
Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavmin, Allah’a ve rasûlüne
muhalefet eden kimselere, babaları, oğulları, kardeşleri veya aşiretleri olsa
bile sevgi beslediklerini göremezsin.
Kalplerine imanı yazmış ve kendisinden bir ruh ile onları
desteklemiştir.
Onları, altından nehirler akan cennetlere sokacaktır; orada
süreklidirler.
Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar
Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin şüphesiz Allah’ın fırkası kurtuluşa
erenlerin kendileridir."
(Mucadele 17-22)
Size Allah’a kulluktan yüz çevirmeyi ve
şeytana kulluğu, hevâya ittibâyı süsleyenlerle karşılaştığınızda da şöyle
deyin:
قُلْ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ
أَيُّهَا الْجَاهِلُونَ
“De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan
başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (Zümer 64)
قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ
لَمَّا جَاءَنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبِّي وَأُمِرْتُ أَنْ أُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
(66) هُوَ
الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ
طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنْكُمْ مَنْ
يُتَوَفَّى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا أَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
(67)
“De ki: “Bana rabbimden apaçık deliller
gelince, sizin Allah'ı bırakıp o taptıklarınıza kulluk etmem bana yasaklandı ve
bana âlemlerin rabbine teslim olmam emredildi.
Sizi topraktan, sonra meniden, sonra
alakadan (aşılanmış yumurtadan) yaratan sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi
güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız -ki içinizden daha
önce vefat edenler de vardır- ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan
O'dur. Umulur ki akledersiniz” (Mü’min 66-67)
Evet, Allah Azze ve Celle, akletmeyi nasip
etmediği kimseleri Kur’ân’da muhatap almıyor, mü’minlere de şöyle demelerini emrediyor:
قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ
(1) لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ (2) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ (3)
وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ (4) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ
(5) لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ (6)
“De ki: “Ey kâfirler! Ben sizin ibadet
ettiklerinize ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz. Ve
ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet edecek değilim. Siz de benim ibadet
ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana”
(Kafirun 1-6)
O halde ey iman edenler! Allah’ın lütufla
muhatap almadığı o kâfirleri sizin de hoşgörü ve lütufla muhatap almaya ne
hakkınız var?!
Allah’ın hidayet etmek istemediği
kimseleri şaklabanlığınızla hidayet edebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Yoksa
onların çarpık ve bozuk hayatlarının şatafatına mı tamah ediyorsunuz?!
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ
“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir
pisliktir.” (Tevbe 28)
O halde pislikle oynamayın! Sakın
imanınızdan ve imanın gereklerini yapıyor olmanızdan dolayı ancak birer pislik
olan kâfirler karşısında komplekse kapılmayın:
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ
مُؤْمِنِينَ
“Gevşemeyin ve üzülmeyin; eğer
mü’minler iseniz en üstün olan sizsiniz!” (Al-i İmran 139)
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî