Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

12 Ağustos 2026 Çarşamba

Ey “Z Kuşağı” İddiasıyla Başkaldırıyı Hoş Görenler! Kur’ân Sizi Muhatap Bile Almıyor!

 

 Çünkü Kur’ân, akledenleri ve akletmeye müsait olanları lütufla muhatap alır. Akletmeye müsait olmayanları değil!

Akıl ile zekâ da birbirinden farklı şeylerdir! En ebleh bir müslüman, en süper zekâlı olduğu söylenen bir kâfirden daha akıllıdır! Zekâ beyinde, akıl ise kalptedir.

Bu iki şey; yani akıl ile zekâ arasındaki farkı dahi ayırt edemeyenler yıllarca kafir güzellemeleri yapıp durdular, “yok efendim kafirler bilimde sanatta şunda bunda şöyle ileriler, müslümanlar dinlerinden dolayı geri kaldılar…” türlü terâneler!

Hâlbuki bu lakırdıları yapanlar akledemezler. Akletseydiler, ahirete iman ederlerdi, ahirete iman etseydiler, asıl ileride olanların, ileriyi görenlerin müslümanlar olduklarını şıp diye anlarlardı.

Ya da bunu gördüler, bildiler de kâfirliklerinden dolayı bu hakikatin üzerini örtmek için bütün yaşamın dünya hayatından ibaret olduğu manipülasyonu yaparak “ilerleme ve üstünlüğü” tamamen dünya hayatıyla sınırlamak istiyorlar!

Çünkü küfredenler şu fani dünyada sözde bir şana sahip olsalar bile ahirette onlara aşağılık ve zilletten başka bir nasip olmayacak!

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ (11) أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ (12) وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاءُ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ

Onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın!” denildiği zaman: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. 

Dikkat edin! Doğrusu onlar fesat çıkaranların ta kendileridir; ne var ki farkında değiller… 

Onlara: “İnsanların iman ettiği gibi iman edin!” denildiğinde: “Biz o akılsızların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. 

Dikkat edin! Doğrusu onlar akılsızların ta kendileridir; lakin bilmiyorlar… “ (Bakara 11-13)

Great Reset diyerek öyle bir nesil türetmeyi amaçladılar ki, haydi iman edecek akılları/kalpleri yok da, zekâlarını da kullanamasınlar istediler, ellerine iblise endeksli yapay zekâyı tutuşturdular!

Artık adına “z kuşağı” denilen nesil, her işini yapay zekâyla görecekmiş!

Hayvanmış gibi çaaat cipiti diye vur ağzına Gemini!.. Aİİİ, Aİİİ desinler dursunlar!

Hani bazı münafıklar nebevi sünneti inkâr etmek için “Kur’ân aklınızı kullanın diyor" deyip dururlar ya… Bu zevât da aklın ve zekânın farkını akledemeyen, yukarıda bahsettiğim kâfir/inkârcı güruhun zokasını yutmuş başka bir soyka!

(Soyka, halk ağzında ve Anadolu'da temel olarak ölünün üzerinden çıkarılan giysi veya günlük kullanımda mecazen hayırsız, işe yaramaz kişi ya da şey anlamına gelir)

Allah Azze ve Celle iman edenleri, Kur’ân’ı okudukları/işittikleri halde ondan zerre kadar nasiplenmeyen bu soyka taife gibi olmaktan sakındırarak şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ (20) وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ (21) إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ (22) وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَأَسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ (23) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Ey iman edenler! Allah’a da rasûlüne de itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin. 

Dinlemedikleri halde “İşittik” diyenler gibi olmayın. Doğrusu Allah katında yeryüzündeki canlıların en kötüsü akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. 

Çünkü Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi onlara mutlaka işittirirdi, onlara işittirse bile yüz çevirerek arkalarını dönerlerdi. 

Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdıkları zaman Allah’a ve rasûlüne icabet edin ve bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer, elbette O’nun huzuruna toplanacaksınız.” (Enfal 20-24)

Allah kişi ile kalbi arasına girer, yani iman nasip etmeyeceği kimsenin aklını kullanmasını da nasip etmez. Allah’ın aklını kullanmayı, dolayısıyla iman etmeyi nasip ettiği kimseler ise “Hayat verecek şeylere çağıran Allah’a ve rasulüne” yani Kur’ân’a ve sünnete icabet edenlerdir!

Akledip iman edenler az, akletmeyenler ise çoktur. Bununla beraber, akledip iman eden bir kişi iman etmeyenden on kat üstündür:

إِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُوا أَلْفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ

Sizden sabreden yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelir, sizden yüz kişi bulunursa inkâr eden kimselerden bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar akletmeyen bir topluluktur.” (Enfal 65)

Bu yüzden müslümanların zekâsı en düşük olan bir ferdi dahi, en zeki geçinen bir kâfirden daha akıllıdır! Çünkü kâfir akletmemiştir! Akletseydi iman ederdi! Fakat zekâ sahibi olmasına rağmen Allah onunla kalbi arasına girmiş ve ona akletmeyi nasip etmemiştir!

Müslümanın zekâsı en düşük olanına gelince, Allah onunla kalbi arasına girmemiştir, ona akletmeyi ve iman etmeyi nasip etmiştir!

Yalnızca Allah’a kulluğu ortaya koymak gayesiyle getirildiğimiz ve herkesin fani olduğunu çok iyi bildiği bu dünyada geçici makam, câh, şöhret gibi unsurlarla başları döndürülmüş, üstünlüğü bu dünyada arayanlarda akıl var mı? Zekâlarını kullanabilmişler mi?

Yoksa “özgürlük” iddiasıyla tek olan Allah’a kulluk izzetinden sıyrılıp, şeytana ve şeytanın dostları olan tagutlara kölelik mi yapmaktadırlar?

وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَنْ يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِ (17) الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ

Tâğut'a (şeytana ve taraftarlarına) kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele. 

O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zumer 17-18)

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ (60) وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ (61) وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ (62) هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ (63) اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

 “Ey Âdemoğulları! Sizden “Şeytana kulluk etmeyin, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır. Ve bana kulluk edin, dosdoğru yol budur” diye söz almadım mı? 

Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz? İşte, size vâad edilen cehennem budur. İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin!” (Yâsîn 60-64)

Şeytana kulluk edenler, yani Allah ve rasulünün emir ve yasaklarına uymayanlar akletmeyenlerdir!

Her insan Allah’a kulluk etmek ve şeytana kulluk etmeyip onu düşman bilmek üzere söz vermiştir! Sözünüzü bozmayın, akılsızlık etmeyin! Düşmanınızın tuzaklarına düşmeyin! Şeytana kulluk edenlerle dostluk etmeyin! En yakınınız, ana babanız, evladınız, kardeşiniz, amca dayınız, yakın arkadaşınız olsalar bile!

لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا اُو۬لٰٓئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (17) يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ عَلَى شَيْءٍ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ (18) اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنْسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ (19) إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْأَذَلِّينَ (20) كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (21) لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ وَأَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

"Malları Allah’a karşı kendilerine hiçbir şekilde fayda sağlamaz, evlatları da. Onlar ateşin halkıdır. Orada süreklidirler. Onların tümünü Allah’ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzere olduklarını sanacaklardır. 

Dikkat edin; gerçekten onlar, yalancıların kendileridir. Şeytan onları kuşatmış; böylelikle onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur. 

İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların kendileridir. 

Hiç şüphesiz Allah’a ve rasûlüne muhalefet edenler; işte onlar, alçaklar arasındadır. Allah: “Mutlaka galip geleceğim; ben de elçilerim de” diye yazmıştır. Şüphesiz Allah Kavî’dir, Azîz’dir. 

Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavmin, Allah’a ve rasûlüne muhalefet eden kimselere, babaları, oğulları, kardeşleri veya aşiretleri olsa bile sevgi beslediklerini göremezsin. 

Kalplerine imanı yazmış ve kendisinden bir ruh ile onları desteklemiştir. 

Onları, altından nehirler akan cennetlere sokacaktır; orada süreklidirler. 

Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah’ın fırkasıdır.  Dikkat edin şüphesiz Allah’ın fırkası kurtuluşa erenlerin kendileridir." (Mucadele 17-22)

Size Allah’a kulluktan yüz çevirmeyi ve şeytana kulluğu, hevâya ittibâyı süsleyenlerle karşılaştığınızda da şöyle deyin:

قُلْ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ أَيُّهَا الْجَاهِلُونَ

De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (Zümer 64)

قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَمَّا جَاءَنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبِّي وَأُمِرْتُ أَنْ أُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ (66) هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا أَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (67)

De ki: “Bana rabbimden apaçık deliller gelince, sizin Allah'ı bırakıp o taptıklarınıza kulluk etmem bana yasaklandı ve bana âlemlerin rabbine teslim olmam emredildi

Sizi topraktan, sonra meniden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan) yaratan sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız -ki içinizden daha önce vefat edenler de vardır- ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O'dur. Umulur ki akledersiniz” (Mü’min 66-67)

Evet, Allah Azze ve Celle, akletmeyi nasip etmediği kimseleri Kur’ân’da muhatap almıyor, mü’minlere de şöyle demelerini emrediyor:

قُلْ يَا أَيُّهَا  الْكَافِرُونَ (1) لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ (2) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ (3) وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ (4) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ (5) لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ (6)

De ki: “Ey kâfirler! Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz. Ve ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet edecek değilim. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana” (Kafirun 1-6)

O halde ey iman edenler! Allah’ın lütufla muhatap almadığı o kâfirleri sizin de hoşgörü ve lütufla muhatap almaya ne hakkınız var?!

Allah’ın hidayet etmek istemediği kimseleri şaklabanlığınızla hidayet edebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Yoksa onların çarpık ve bozuk hayatlarının şatafatına mı tamah ediyorsunuz?!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ

Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir.” (Tevbe 28)

O halde pislikle oynamayın! Sakın imanınızdan ve imanın gereklerini yapıyor olmanızdan dolayı ancak birer pislik olan kâfirler karşısında komplekse kapılmayın:

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

Gevşemeyin ve üzülmeyin; eğer mü’minler iseniz en üstün olan sizsiniz!” (Al-i İmran 139)

Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)