Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

18 Ağustos 2017 Cuma

İmam Suyuti'nin ez-Zecru Bi'l-Hecr Kitabının Tercümesi

ez-Zecru Bi'l-Hecr
(Alakayı Keserek Sakındırma)
Te'lif: İmam Celaleddin es-Suyutî
Tercüme ve Dipnotlar: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Zeylinde: Bid'atçi Akrabalardan Alakayı Kesmek
Te'lif: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Okumak için buraya tıklayın

16 Ağustos 2017 Çarşamba

İhtilafın Kısımları ve Muhaliflere Muamele Şekli

İhtilafın Kısımları ve Muhaliflere Muamele Şekli

Ebu Muhammed Abdulhamid el-Hacuri Hafizehullah

Tercüme: Ebu Muaz el-Çubukâbadî

okumak için buraya tıklayın

İmam Berbehârî - Şerhu's-Sunne Tercümesi


Şerhu's-Sunne - İmam Berbehârî

Tercüme: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

okumak için buraya tıklayın

Tahavi Akidesi Üzerine Selefî Uyarılar

Akidetu't-Tahâviyye Üzerine Selefî Uyarılar

Te'lif:
Ebu Muhammed Abdulhamid el-Hacûrî hafizehullah

Tercüme:
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

risaleyi okumak için buraya tıklayın

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Hecr (Bidatçiyi Terk Etmek), Sadece Hecrin Kendisine Fayda Vereceği Kimseye mi Uygulanır?

“Bid’atçiye hecir uygulamak, yani onunla ilişkileri kesmek, o bid’atçiye fayda verecekse uygulanır, fayda vermeyecekse, bu hecir o kimseye daha çok zarar verecekse uygulanmaz” şeklinde bir şüphe zikredilmektedir. Bu vacip, böyle bir şarta bağlı değildir. Şayet hecr uygulamak fayda verir de o bid’atçi bidatinden dönerse ne alâ, fakat dönmezse, bid’atinden tevbe etmediği sürece terk edilir. Nitekim Katade b. Diame rahimehullah bunu açıkça ifade etmiş, Kitap, sünnet ve salih selefin menhecinden gelen deliller bu şekilde gelmiş, zikredilen şart ancak sonrakilerden bazıları tarafından ve bid’atçi hakkında değil de, günahkâr kimseye uygulanacak hecr hususunda iddia edilmiştir.
Tuhaftır, riyakâr bir bid’at davetçisinin; “Bana hecr uygulanması bana fayda vermez, sünnet ehli bana neden hecr uyguluyor” diye ahmakça bir gerekçe öne sürdüğünü dahi işitmişizdir.
Zehebi rahimehullah, Siyeru A’lam’da (11/327) İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah’ın hal tercemesinde şöyle zikreder:
“es-Sulemî dedi ki: “Ebu’l-Kasın en-Nasrabazi’nin şöyle dediğini işittim: “el-Haris el-Muhasibî’nin kelamdan bir şeyler konuştuğu bana ulaştı. Ahmed b. Hanbel, Haris evinde gizlenmiş bir halde ölünceye ona hecr uyguladı. (Onunla ilişkileri kesti ve ondan sakındırdı) Öldüğünde Haris’in cenazesini sadece dört kişi kıldı.” Bunu Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad’da (8/215- 216) rivayet etmiştir.
Görüldüğü gibi, Haris’e hecr uygulanması ona fayda etmemesine rağmen, o ölünceye kadar bu tavır devam ettirilmiştir.

Bid’at Ehli Hakkında Sükût Eden Yalancı Vera Sahiplerine Nasihat

Bid’at Ehli Hakkında Sükût Eden Yalancı Vera Sahiplerine Nasihat


Soru: “Gençler arasında yalancı bir vera yaygınlaştı. Onlar, bid’at ehlinden ve onların menheclerinden sakındıran, onların gerçek yüzünü anlatan, onlara reddiye veren, ölmüş olsalar dahi, insanları fitneye düşürdükleri için onlardan bazılarının isimlerini de zikreden, samimi âlimleri veya ilim talebelerini işittikleri zaman bundan rahatsız oluyorlar. Hâlbuki bu, dinin savunulması için yapılmakta, ümmetin safları arasına girerek şüpheye düşüren, fırka ve ayrılık çıkaran kimselerin durumunu ortaya koymaktadır. Bu meselede sözünüz nedir?
Fevzan'ın Cevabı: Hata ve sapmaya karşı uyarı yapılmasında kaide şudur: Durum, şahısların isimlerini açıkça zikretmeyi gerektirdiği zaman, insanların onlarda aldanmamaları için şahıs olarak açıklanır. Özellikle kendilerinde fikrî sapma ve gidişatında bozukluk olup insanlar arasında meşhur olan ve kendisine güzel zan beslenilen kimseleri isimleriyle zikretmekte ve onlardan sakındırmakta sakınca yoktur.
Âlimler Cerh ve Ta’dil ilmini araştırırlar, ravileri ve onlar hakkında söylenen kusurları zikrederler. Bunu şahıslarını karalamak için değil, ancak ümmete nasihat olması, dini onlar sebebiyle meydana gelecek yanlışlardan veya Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üzerine yalandan korumak için yaparlar.
Hataya uyarmada ilk kural, hata sahibinin isminin zikredilmesi zarar verecekse veya bunda bir fayda yoksa isminin zikredilmemesidir. Ama durum, insanların bu kimseden sakındırılması için isminin açıklanmasını gerektiriyorsa bu, Allah için, rasulü için, müslümanların imamları için ve geneli için bir nasihat olur. İnsanlara durumu kapalı olan ve insanların revaç gösterdikleri kimselerin ismi zikredilir. Özellikle bu kimsenin insanlar arasında bir etkisi varsa ve kendisine güzel zan besleniliyorsa, onun ses kayıtları ve kitapları takip ediliyorsa böyle bir kimsede şöyle ve şöyle hatalar vardır, ona güvenilmez diye şahsen zikredilmesi gerekir. Çünkü bu kimse insanlara zarar vermektedir, durumunun açıklanması zorunludur. Bu iş, şahısların eleştirilmesi amacıyla değil, ancak Allah için, kitabı için, rasulü için, müslümanların imamları için ve geneli için nasihat olmak üzere yapılır.”
Et-Tasfiye ve’t-Terbiye sitesinden tercüme eden: Ebu Muaz
* Uyarı: Bu fetvadan, ilim ehli olmayan bazı kimseler, hevâlarına uyarak ilim sahiplerini eleştirme gibi bir cüretkarlığa kalkışmaya malzeme çıkarmak isterlerse bunun kastedilmediği gayet açıktır.
İlim ehlinin hatasını ancak başka bir ilim ehli, ilmin kuralları ve delilleri çerçevesinde tespit eder ve eleştirir. Cahil ve terbiyesiz, kibir sahibi, menheci bozuk kimselerin yahut şahıslara tarafgirlik taassubuyla hareket eden hevâ ehlinin, ilim ehline karşı dil uzatmaları, onları üslupsuzluk, taassup, hata, isabetsizlik, cahillik gibi suçlamalarda bulunmaları, onlara karşı taşkınlık ederek onlara işlerini öğretmeye kalkışmaları ne Kur'an'a, ne sünnete, ne selefin menhecine ne de insanlığa sığar.
Nitekim herhangi bir mesleğin ustası olan kimseye, o meslek konusunda işten anlamayan kimselerin veya çırak mertebesindekilerin iş öğretmeye kalkışmasını kimse kabullenmez.
Cerh ve ta'dil, hadis ilimleri veya tefsir, fıkıh, menhec, akide ve tevhid konularında alim olan kimseler elbette hatasız kimseler değildir. Lakin ilim ehlinin hatalarından bahsetmek, - tespitlerinde haklı olsalar bile - cahillerin ve ilim talebelerinin işi değildir. Zira onların neyin hata, neyin isabet olduğu konusunda bilgileri ve tecrübeleri kısıtlıdır. Bir alimin yanlışları, ilimde sebkati ve güvenilirliği olan başka bir alim veya alimler tarafından delillendirilmedikçe ilim talebesinin, hocasında gördüğü hatalara - açık nassa veya sabit icmaya muhalif bir durum olmadıkça - mesele gerçekten terk edilmeyi ve reddiye vermeyi gerektiren bir hata mı, yoksa talebenin kendisindeki bir eksik anlayıştan kaynaklanan bir durum mu diye netleşinceye veya ilmin ehli olan güvenilir kimseler tarafından o şahıs açık delillerle cerh edilip durumu ortaya konuncaya kadar sabretmelidir.
Her hata ve hatta düşülmüş olan her bid'at, sahibinin bidatçi olduğuna hükmetmeyi gerektirmez. Meselenin birçok ayrıntıları vardır ve muayyen şahısların bid'atçi olduğuna hükmetmek ilim ehlinin işidir. İlim ehli muayyen bir şahsın bid'atçi olduğuna hükmettiğinde isabet etse de, yanılsa da, bu konuda söz söyleme hakkı cahillere değil, ilim ehline aittir. İlim ehli olmayan kimselerin "Falan alim, filanı bidatçi saymada hata etti veya isabet etti" gibi konuları dillendirerek yorum yapmaları, kendilerini ilgilendirmeyen ve ehli olmadıkları konulara dalarak vebal yüklenmeleri demektir.
İlim ehli, ancak kendilerine zahir olan deliller muvacehesinde şahitlik ederler. İlim ehli olmayanların hadlerini bilmeleri, tarafgirlik taassubuyla asla bu konulara girerek ilim ehline dil uzatmamaları gerekir. Cerh edilen bir bid'at ehli varsa, ilim ehli olmayanlar, o kimseden sakınmalı, şayet şahitliğe ehil iseler bu cerhi ilim ehlinden naklederek başkalarını sakındırmalıdır. Zira ilim ehli olmayanların, ilim ehlini cerh etmeleri hiçbir şekilde makbul değildir.

13 Ağustos 2017 Pazar

Zındık Ne Demektir? Kime Denir?

Bazı cahiller, muayyen bir şahıs hakkında “Zındık” kelimesinin kullanılmasının, İslam’ın ilk yıllarında bu kelimenin kâfir manasında kullanıldığı için Haricîlerin tekfiri ile aynı olduğu şeklinde iddia etmektedirler. 
İbn Kudame rahimehullah şöyle der: “Zındık; İslam’ı izhar edip küfrünü gizleyen münafık demektir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in asrında münafık diye isimlendirilenler, bu günümüzde zındık diye isimlendirilmektedir.”[1]

11 Ağustos 2017 Cuma

Şeyh Abdulhamid el-Hacurî Hafizehullah'ın Hal Tercemesi

11.08.2017 Cuma sabahı Şeyh Abdulhamid el-Hacurî hafizehullah, kendisinin İmam Buhari rahimehullah’a ulaşan isnadıyla Sahihu’l-Buharî rivayet etmem hususunda izin ve icazet vermiştir.
Hamd ve minnet Allah’adır.
Allah şeyh Abdulhamid el-Hacuri’ye hayırlı karşılıklar versin, bizleri ilminden faydalandırsın.
Şeyh Abdulhamid el-Hacurî hafizehullah’ın resmi sitesini hazırlayan kardeşimiz, şeyhin kısa biyografisini yayınlamıştır. Şeyh’e bir teşekkür olarak bu biyografiyi tercüme ettim ve aşağıda yayınlıyorum:

Şeyh Abdulhamid el-Hacûrî ez-Zu’kurî Hafizehullah’ın Özet Hal Tercemesi

Alimler, Oy Kullanma Meselesinde Çelişkili mi Konuşuyor?

Ebu Yasir künyeli birisi,  Yarpuz Filim Karıştırma merkezi adına Yotube’a; “Ebu Muaz’ın Oy Kullanmak Hakkındaki Çelişkileri” diye bir video hazırlayıp atmış.
Eski yıllarda, Ebu Said Yarpuzi denen zındık mu’tezilî’yi tevhid ehli zannettiğim zamanlarda, oy kullanan herkesi tekfir eden bir zihniyete karşı, oy kullanmaya yüklenen manaların tamamının tutarlı olmadığı, başka ihtimallerin de söz konusu olması sebebiyle oy kullanan herkesin tekfir edilmemesi gerektiğini, haricî fikrine kapılmış kimselere karşı savunurken, oy kullanmayı dinden bir vacip gibi gören anlayışa da karşı çıktım.
Ebu Said, Akp’ye oy kullanılmasını tavsiye ettiği zaman, kendisine: “ABD ve Yahudi lobileri, Chp’den çok, Akp’nin iktidar olmasını istiyor, ben Tayyib’in yerinde olsam, neden İslam düşmanları Chp’yi değil de beni istiyor diye kendime bir sorarım” demiştim ve sahih bir cevap alamamıştım. Yine İzmir’de Taceddin Zozik’e; “Biz ancak zaruret halinde oy kullanmanın caiz olabileceğini tartışırken sen nasıl oy kullanmanın vacip olduğunu söylersin?” dediğimde, bunun ağzından kaçtığını söylemiş, fakat bundan sonra da oy kullanmanın vacipliğini savunmaya devam ederek münafıklık yapmıştır.
O zamanlarda da, şimdi de, oy kullanmanın kişinin niyeti ve şartların durumuna göre şirk ile haramlık arasında gidip geldiğini savunuyorum. Yazılarım ve sohbetlerim buna şahittir. Hatta yeri geldiğinde “Oy kullanmak caiz olsaydı, Chp’ye oy vermek daha layık olurdu, zira Chp’nin zararı müslümanlara yönelik iken, Akp’nin zararları İslam’ın kendisine yöneliktir” şeklinde, ahmakların idrak edemediği bazı cümlelerle meselenin ciddiyetine dikkat çekmiştim.
Yine bazı durumlarda bir münkere mani olmanın oy kullanmaktan başka bir yolu olmadığında, yeri geldiğinde oy kullanmanın vacip bile olabileceğini söylemişim, bunu hala söylüyorum. Ses kaydından kesilip alınan kısımda Fransa'daki peçe yasağını kaldıracak kafir partiye oy vermenin zaruret olduğunu söylemişim, doğrudur, çünkü Fransa'da hükmedecek olan parti, yine kafirlere hükmedecektir, bu durumda zaruretlerden olan tesettürün önündeki bir engel kalkacaktır. Fransa'da yaşamak mecbur olmadıkça caiz değil, o ayrı mevzu, mecbur kalan Müslümanlar için söyledim bunu. Peki bunu Müslüman bir ülkede küfrün hükümleriyle hükmedecek olan ve kendilerini İslam'a nispet eden Akp'liler ile nasıl kıyas edersiniz? Bir kimse, Akp'lileri ve Türkiye'deki halkı tekfir etmedikçe onlara oy kullanmayı caiz göremez!  Aksi halde bir Müslümanın (mesela Tayyib'in) Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmek esasına dayalı bir parlementoya, batıl bir sistemin kurallarına uymak üzere girmesine hangi Müslüman razı olabilir? Buna nasıl onay verebilir? Bu yüzden Türkiye'deki sistemde oy kullanmayı caiz görmek Haricîlikten bir şubedir!  
Anlayıştan mı mahrumsunuz, sözü anlamıyor musunuz! Gayet açık bir Türkçe konuştuğum halde ne söylediğimi, vakıanın ne olduğunu anlamıyorlar! Çünkü maksatları münafıkça açık aramak!
Ey anlayıştan nasipsiz! Münker Akp ile mi değişiyor ki Akp’ye oy atmak vacip olsun? Demokrasi pisliğinin ne demek olduğunu hiç idrak etmiyor musun? Ebu Said ve Taceddin Zozik gibi münafıkların taassubunu yapacağına, ne demek istediğimi anlamaya çalışsaydın belki Allah sana hidayet verirdi. Fakat sen hala sapıklık pisliğinde bocalayıp, bulunduğun durumdan zevk almaya devam ediyorsun!
Ben şahsen o dönemlerde de oy kullanmadım, fakat oy kullanmanın tamamen sakıncasız olduğunu, Akp’ye oy vermenin vacip olduğunu söyleyene karşı çıktığım gibi, yersiz yükleme yorumlarla muayyen şahısları sırf oy kullanma sebebiyle tekfir edenlere de reddiye verdim. Ehli Sünnet daima iki sapıklığın ortasındadır, bu sebeple her iki sapıklığın mensupları da hak ehline düşmanlık ederler.
Videoyu hazırlayan anlayış yoksunu, “Sende mi o zamanlar sapıktın o halde?” diye soruyor, evet öyleydim, Allah hidayet etti hamd olsun. Çünkü Deyyusiyye Mu’tezile’lerine, Ebu Emre, Ebu Said, Taceddin Zozik, Ebu Enes, Ebu Erva, Ubeyd Sırtlan, Bilgin Yalçın, Mesut Körpe, Soner Bilgisiz gibi ahlak fukarası kimselere, tevhid ehlidir diye hüsnüzan etmekle çok büyük bir hata içindeydim. Türkiye’de hakkı söyleyen hiç kimse de yoktu ki öğüt alayım. Bunların sözleri ise hakka benziyor, fakat fiilleri hak ehlinin fiillerine benzemiyordu. Yalan, dalavere, düzen kurma, iki yüzlülük, takiyye vs. her türlü ameli problemleri, güya tevhid adına görmezden gelmek gerektiğini zannediyordum. Selefin bid’atçiler ve fasıklara karşı vela ve bera esasını ne kadar çok önemsediklerine dair nasları okudukça, düşündükçe nasıl bir mikrop yuvası içinde olduğum, akreplere ve yılanlara göz yumdukça nasıl birer birer ısırıldığım ortaya çıktı. İnegölde büyük imtihanlar yaşasam da, Allah’a hamd olsun, tevhidi ve selefi daveti iğrenç emellerine alet eden Ebu Saitçi bir mikrop yuvasını Allah, benim vesilemle dağıttı. Yüzlerini göremediğim maske sahiplerinin maskeleri birer birer düştü. Hamd ve minnet Allah’adır.
Videoda, Ebu Said’i, Taceddini tekfir ettiğim vurgulanmış(!) Evet, bu habislere zındık diyorum. Onların nifaklarının büyük nifak olduğunu bağıra bağıra tekrar söylüyorum. Çünkü onlar kalplerindeki küfür akidelerini dilleriyle söylemişler, icma ile haram olanları helal saymışlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisleri ve ashabı ile alay etmişler, dinde vacip olmayanı din edinmişler, birçok bid’atler uydurmuşlar, bid’at ehlinden teberri etme vacibini inkar etmişler, daha nice küfürleri izhar etmişler ve bu sapıklıklarına davet etmektedirler.
Lakin zındık demek; itikadında küfür olduğu halde, kendisini İslam’a nispet eden nifak önderleri hakkında kullanılır. Böyle kimselere İslam devleti olsa, Kadı, tevbe etmeye çağırır, tevbe etmezlerse öldürülürler. Fakat günümüzde bu uygulamayı yapacak bir devlet yoktur. Bu sebeple fertler olarak bizler böyle kimselerin kanlarını, canlarını, mallarını helal saymayız, mürtet demeyiz. Fakat bu münafıklara karşı ümmeti uyarmak, ilim ehlinin üzerine vacip olduğu için bu görevi ifa ediyorum.
Oy verme meselesini anlayışı kıt bu zavallılara biraz daha açık yazayım, umulur ki Allah anlayış nasip eder:
Altın kaideler şerhinde işlediğim gibi, oy kullanmak zaruret halinde caiz olabilir, hatta bazen vacip dahi olabilir. Bu teorik kısmı. Mesela yüzme bilmeyen bir insan, denize gemiyle açılır, gemide yangın çıkar ve yanmaya başlar, bu durumda kalan kimsenin boğularak ölmeyi mi yoksa, yanarak ölmeyi mi tercih etmesi gibi sadece iki seçeneğin olduğu durumlarda iki şerden hafif olanını tercih etmek gibi durumlar söz konusu olabilir.
Oy kullanma konusunu buna uygulayacak olursak, bir kimse sizi canınıza, malınıza, ailenize yönelik bir tehdit altında tutarak; ya A partisine, ya da B partisine oy vereceksin diye ikrah etse, oy kullanmak caiz, hatta vacip olur. Bunda şart olan, kişinin kalbinin demokrasi pisliğini ve oy kullanma fiilini çirkinlik olarak görmesidir.
Ey videocu ahmak, zaruret halinde domuz eti yemek zorunda kalanın bu fiiline vaciptir veya caizdir demek, sana göre; her hâlükârda domuz eti yemenin vacip veya caiz olduğu demek mi oluyor?!!
Şayet Türkiye’deki sistemde, tevhid ehlinden olan birileri, çıkıp parlamentoya girmek için aday olsa ve: “Bize oy verin, yönetime geçelim, küfür düzenini yıkacağız, İslam şeriatini hakim kılacağız, bu yolda da fotoğraf, müzik, pantolon giymek, kravat takmak, karılarla tokalaşmak ve ihtilat etmek gibi hiçbir harama bulaşmayacağız” diye vaad etse, küfür düzenini yıkmanın başka yolu olmadığı takdir edilirse, bu durumda bu kimselere oy vermenin caiz olduğuna, Bin Baz, el-Elbani, İbn Useymin, Muhammed el-Medhalî gibi bazı muasır alimler cevaz vermişlerdir. Görüldüğü gibi bu fetva teoriktir, pratik değildir. Bu yüzden adı geçen bu âlimlerin, günümüzdeki seçimlere katılmaya şiddetle karşı çıkan fetvaları mevcuttur. Bunun anlamı, bu âlimler bir yerde böyle diyor, sonra başka bir yerde başka diyor demek değildir. Farklı şartlar ve durumların değerlendirilmesi yapılmıştır.
Türkiye'deki seçimlerde siz tevhid ehli bir adayın, bahsedilen çerçeveler dâhilinde İslam Şeriatiyle hükmetmeyi vaad ettiğini görüyor musunuz?
Bilakis kendilerine oy kullanmanın vacip olduğunu iddia ettikleri partinin lideri: “Akp ile İslam’ı bir arada zikretmek Akp’ye hakarettir” diyor, bu lider Şeriat talep eden Mısır halkına giderek: “Aman demokrasiden vaz geçmeyin” diyor, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyor, “Her dine karşı eşit mesafedeyiz” diyor, “Kadınların çarşaf giymesi gibi aşırılıklara biz de karşıyız” diyor, tesettürün yasak olduğu ve birçok münkerâtın mevcut olduğu okullara çocukları göndermeyi mecbur kılıyor, göz boyamak için “One Minute” şovu yapıyor, ertesi gün gidip İsrail’li alçaklardan özür diliyor, her gün yalan söylüyor, müzik, kadın erkek karışıklığı, pantolon giymek, sakalı kesmek, hadis inkârı vs. birçok münkeratı caiz sayıyor, Fetocu münafıkları devletin her yerine soktuktan sonra, dünyayı paylaşamayınca, CIA’in Fetö'yü alet ederek sözde darbe girişimlerini, menfaat kapısına çevirip “Demokrasi için şehitlik, gazilik” vs. saçmalıklarla Müslümanların kanlarını birbirine döktürüyor, camileri bu pis oyunlara alet ediyor, neler neler… Sanki Fetö darbeyi becerseydi bunlardan farklı mı olacaktı? Ama o kadar malsınız ki, namazda parmak işareti yapıyor diye salih lider diyorsunuz! Demokrasi meydanları için "Okçu tepesini terk etmeyin" tabirini kullanan geri zekalılara prim veriyorsunuz!
Bu münkerat, Akp diliyle sergilendiğinde halk kitleleri tarafından kabul ile karşılanıyor, fakat bunları Chp’li münafıklar yapsa idi birçok kimse itiraz eder, kabullenmezdi.
Yukarıda bazı teorik şartlarla bazı alimlerin oy kullanmaya cevaz verdiklerini, fakat bu şartlar pratikte asla mevcut olmayacağı için seçimlere katılmaya karşı çıktıklarını zikretmiştim. Benim şahsi kanaatim ise bu sayılan teorik şartların da İslam’ın değişim metodu olamayacağıdır. Bilakis, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizlere zalim ve münafık yöneticilere karşı sabretmemiz gerektiğini, dünyevi konularda bize haksızlık yaptıklarında sabretmemizi, bundan dolayı ayaklanmamamızı, fakat dinimizle ilgili meşru olmayan uygulamalarda onlara itaat etmememizi emretmiştir.
İslamî değişimin metodu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymak, uygulatmak, hayatlarının her meselesinde vahye uyan insanların sayısını artırmak, demokrasi gibi küfür sistemlerine hareket alanı bırakmamaktır. Bu kavgayla, devrimle, darbeyle, oy kullanma vb. Allah’ın yasakladığı metodlarla olmaz. Bilakis toplum, hayatlarında Allah’ın indirdiklerini uygularsa, Allah onlara Allah’ın indirdikleriyle hükmeden yöneticiler nasip eder. Sabır ve mücadele tamamen bunun içindir.
Peki ya sizi kandıranlar ne diyor ey videocu! Rum Suresi ilk ayetleri diyor, iki şerden hafif olanı diyor, din düşmanı olan dinsize karşı din düşmanı olmayan dinsizi seçeriz diyor, türlü hikayeler uyduruyor, öyle değil mi?
İki şerden biri Akp, diğeri Chp öyle değil mi?
Din düşmanı olan dinsiz Chp, Din düşmanı olmayan dinsiz Akp öyle mi?
Peki ya oy kullanmayıp, sabretmek gibi hayrın ta kendisi olan bir seçenek dururken, oy kullanmak nasıl bir zaruret oluyor?
Hayırlı olan üçüncü bir seçenek; yani zulme sabır, oy kullanmamak suretiyle Allah'a ve rasulüne isyan etmemek ve kafirlere benzeme gibi fiillere bulaşmamak gibi bir seçenek dururken, iki şerden  - yani Akp ile Chp'den - birini tercih etme mecburiyetinde bırakan unsur nedir?
Allah’ın vaadine güvenmemeniz mi?
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sabır tavsiyesine inanmamanız mı?
Alnınıza "oy kullanacaksın" diye silah mı dayadılar, baskı mı yaptılar?  
Amacınız ne?
Rum Suresinin ilk ayetleriyle gözleriniz boyanarak nasıl kandırılabiliyorsunuz?
Söyler misiniz Akp ile Chp’den hangisi kitap ehli, hangisi kitapsız kafir?
Her ikisi de kendisini İslam’a nispet eden, Müslüman olduklarını söyleyen, buna rağmen her ikisi de demokrasi vaad eden iki nifak fırkası değil mi?
Yoksa siz tekfirci misiniz? Chp’lileri tekfir mi ediyorsunuz?
Gerçi hocanız her ikisine de dinsiz diyor, sonra da takiyye yapıyor ama neyse… Nasıl olsa çevresinde sizin gibi sözden anlamayan aptallar var, bir şey anlamazsınız.
Allah’ı unutmuşsunuz, Allah da sizi bu pisliğin içinde debelenir bir halde bırakmış. Bilmiyorum size de tevbe etmeyi nasip eder mi, etmez mi…
Keşke bön bön bakıp, kıt anlayışla ilim ehline karşı saldıracağına, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ahir zaman yöneticilerine karşı nasıl tavır almak gerektiğine dair nasihatlerine bir kulak verseydin!
Zalim Yöneticiler Karşısında Tevhid Ehli’nin tavırları kitabımı pdf olarak da yayınladım, nebilerin ve salihlerin tavırlarını sahih kaynaklardan naklettim, tenezzül edip de bir bakmaz mısın acaba?
Yoksa Allah’tan ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelenler, Ebu Said gibi filozofların sözleri kadar hislerine ve hevâna hitap etmiyor mu?

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)