Bismillah. Hamd Allah'adır. Salat ve selam Allah'ın rasulü Muhammed'e, âline ve bütün ashabının üzerine olsun.
Saç
ve sakalı siyah renkte boyamanın hükmü konusunda ilim ehlinin çeşitli görüşleri
zikredilmektedir. Kimi âlimler bunu tahrimen mekruh, kimisi tenzihen mekruh,
kimisi caiz görmüşler, kimileri de ayrıntıya giderek yaşlılar ile gençler
arasında fark gözetmiş ve cihad gibi düşmana kuvvetli görünme amacıyla siyaha
boyamanın caiz olduğu kanaatlerini zikretmişlerdir. Bazıları da, yaşlı kimse,
evlenmek istediği kadınları aldatarak genç görünmek için siyaha boyarsa caiz
değil, böyle bir durum söz konusu değilse caizdir demişlerdir.
Elbette
dinde bu gibi re’ylerin bir bağlayıcılığı yoktur. Delil olan ancak Kur’ân ve
sahih sünnet naslarıdır. Bu yüzden ilim ehlinin yukarıda zikredilen görüşlerini
dayandırdıkları aslî delilleri bilmek ve bu naslara göre hareket etmek
mecburiyeti vardır. İlim ehlinin delilini bilmeden onların kendi görüşlerini
taklid etmek ve bunları din edinmek asla caiz değildir. Bilmeyen kimselerin
taklid etmeksizin, ilim ehlinden, istidlalde bulunduğu delili öğrenmesi ve
böylece âlimin deliline ittiba etmesi gerekir. Bilenlerin ise, delileri
incelemesi, sahihi, sakîmi, nasihi mensuhu, mutlakı mukayyedi, üzerinde icma
edilen ve ihtilaf edilenleri araştırıp içtihad etmesi gerekir.
Âlimleri taklid etmeyip, bilakis onların istidlalde bulundukları delilleri ortaya koyarak, bilmeyenlerin ilim ehlinin delillerine ittiba etmeleri ve bilenlerin de içtihad etmelerinde yardımcı olmak için inşaallah saç ve sakalları siyaha boyama meselesi ile ilgili delilleri sunacağım ve karşı görüşte olan ilim ehlinin bakış açılarını da değerlendireceğim.
1. BÖLÜM
Saç ve Sakalı Siyaha Boyamakla İlgili Tehdit İçeren Hadisler
İbn Abbas Radıyallahu Anhuma Hadisi
Ubeydullah
b. Amr – Abdulkerim – Said b. Cubeyr - İbn Abbas radiyallahu anhuma yoluyla:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
يَكُونُ
فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ يَخْضِبُونَ بِالسَّوَادِ كَحَوَاصِلِ الْحَمَامِ لا
يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلا يَجِدُونَ رِيحَهَا
“Ahir zamanda güvercin
kursakları gibi siyah boya ile boyalanan bir topluluk olacaktır. Onlar cennete
giremedikleri gibi onun kokusunu dahi alamayacaklardır.”[1]
Bu
hadisin isnadı Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih görünmektedir, ricali
sahihayn ricalidir. Birçok imamlar da bu hadisi sahih kabul etmişlerdir. Bu
yüzden bu hadisi Sahih Hadisler Kulliyatında tahriç etmiştim.
Zikrettiğim
metin Rafii’nin rivayetindeki metindir. “Cennete giremezler ve onun kokusunu
dahi alamazlar” ifadesi yalnız Rafii’nin rivayetinde gelmiştir.
Diğerlerinin rivayetlerinde yalnız “Cennetin kokusunu alamazlar”
lafzıyla gelmiştir.
Burada
hadisin isnad ve metin olarak ayrıntılı incelemesini sunacağım:
İbn Abbas Radıyallahu Anhuma’dan Mevkuf
Abdullah
el-Begavî - Ebu Talib Abdulcebbar b. Asım en-Nesâî – Ubeydullah b. Amr –
Abdulkerim – Said b. Cubeyr yoluyla: İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle dedi:
سَيَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ أَقْوَامٌ
يَخْضِبُونَ بِالسَّوَادِ كَحَوَاصِلِ الْحَمَّامِ لَا يَرِيحُونَ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ
“Âhir
zamanda güvercin kursakları gibi siyahla boyanan kavimler olacak, cennetin
kokusunu dahi alamayacaklar.”[2]
Darekutni
Abdulcebbar b. Asım’ın sika olduğunu söylemiştir. Lakin Abdulcebbar, hadisi
merfu olarak rivayet eden sikalara muhalefet ederek mevkuf rivayet etmiştir.
Bu Hadisi İbn Abbas Radıyallahu Anhuma’dan Merfu Olarak Rivayet Edenler
Ahmed; Huseyn b. Muhammed el-Mervezi ve Ahmed b.
Abdilmelik – Ubeydullah b. Amr er-Rakkî – Abdulkerim yoluyla merfu
olarak rivayet etti. Ahmed b. Abdilmelik el-Harrani Buhârî ricalinden, sika bir
ravidir. Huseyn b. Muhammed el-MerveziBuhârî ve Muslim ricalinden, sikadır.
İbn Sa’d, İbn Ebi Hayseme, Ebu Ya’la ve Ebu Amr ed-Dani;
Abdullah b. Ca’fer er-Rakki – Ubeydullah b. Amr er-Rakkî – Abdulkerim
yoluyla merfu olarak rivayet ettiler. Abdullah b. Ca’fer Buhârî ve Muslim
ricalinden sika bir ravidir.
Ebû Dâvûd; Ebu Tevbe Rebi b. Nafi – Ubeydullah b. Amr
– Abdulkerim el-Cezeri yoluyla merfu olarak rivayet etti. Ebu Tebve,
Buhârî ve Muslim ricalinden, sika bir ravidir.
Nesâî; Abdurrahman b. Ubeydillah el-Halebi –
Ubeydullah b. Amr - Abdulkerim yoluyla merfu olarak rivayet etti.
Abdurrahman b. Ubeydillah saduk bir ravidir.
Tahavi; Ali b. Ma’bed – Ubeydullah b. Amr – Abdulkerim
el-Cezeri yoluyla merfu olarak rivayet etti. Ali b. Ma’bed sikadır.
İbn Şahin ve Şecerî, Ebu Nuaym Ubeyd b. Hişam
el-Halebi – Ubeydullah b. Amr – Abdulkerim el-Cezeri yoluyla merfu
olarak rivayet ettiler. Ebu Nuaym el-Halebî saduk olup, hafızası bozulmuş ve
telkin kabul eder olmuştur.
İbn Şahin, Ebu Tahir el-Muhallis ve Ebu’l-Kasım el-Begavi;
ve Haşim b. el-Haris el-Mervezi – Ubeydullah b. Amr – Abdulkerim yoluyla
merfu olarak rivayet ettiler. Haşim b. el-Haris sikadır.
Ziyau’l-Makdisi; İsa b. Salim eş-Şaşî – Ubeydullah b.
Amr – Abdulkerim el-Cezerî yoluyla merfu olarak rivayet etti. İsa b.
Salim eş-Şaşî sikadır.
Taberani, Şerhu’s-Sunne’de Ebu Muhammed el-Begavi,
Ebu’l-Hasen el-Hilaî ve Beyhakî; Amr b. Halid el-Harrani – Ubeydullah b.
Amr – Abdulkerim el-Cezeri yoluyla merfu olarak rivayet ettiler. Amr b.
Halid el-Harrani Buhârî ricalinden, sika bir ravidir.
Taberani ve Hakîm et-Tirmizî; Cendel b. Vâlik –
Ubeydullah b. Amr – Abdulkerim yoluyla merfu olarak rivayet etti. Cendel b.
Vâlik saduktur.
Beyhakî Şuabu’l-İman’da; el-A’lâ b. Hilal er-Rakki ve
Abdullah b. Ca’fer er-Rakkî – Ubeydullah b. Amr – Abdulkerim el-Cezeri yoluyla
rivayet etti. El-A’lâ b. Hilal er-Rakkî zayıftır. Abdullah b. Ca’fer Buhârî ve
Muslim ricalinden, sikadır.
Rafii, Ubeyd b. Cennad el-Halebî er-Rakki –
Ubeydullah b. Amr – Abdulkerim yoluyla merfu olarak rivayet etmiştir.
İshak b. Rahuye Musned’inde; Zekeriya b. Adiy
– Ubeydullah b. Amr – Abdulkerim – Said b. Cubeyr – İbn Abbas
radıyallahu anhuma yoluyla rivayet etmiştir ve lafzı şu şekildedir:
يَخْضِبُونَ لِحَاهُمْ بِالسَّوَادِ
“…Sakallarını siyaha boyarlar...”[3]
Zekeriya b. Adiy Buhârî ve Muslim ricalinden, sika bir
ravidir.
İbn Abbas radıyallahu anhuma hadisi; Abdulkerim – Said b.
Cubeyr – İbn Abbas radıyallahu anhuma isnadı etrafında dönmektedir. Abdulkerim
adlı ravi hakkında da ihtilaf edilmiş, rivayetlerin çoğunda bu ravi nispesiz
zikredilmiştir.
İbnu’l-Cevzi ise bu ravinin Ebu Umeyye Abdulkerim b.
Ebi’l-Meharik olduğu görüşündedir ve hadisi el-Mevduat’ta zikredip şöyle
demiştir: “Bu hadis Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sahih değildir.
Bu rivayette itham edilen; Abdulkerim b. Ebi’l-Meharik Ebu Umeyye
el-Basri’dir.”[4]
Hafız İbn Hacer ona itiraz ederek şöyle demiştir:
“İbnu’l-Cevzi hata etmiştir. Zira bu isnaddaki Abdulkerim; İbn Malik
el-Cezeri’dir. O sika olup hadisi Sahih’te tahric edilmiştir.”[5]
İbn Arrak da şöyle demiştir: “İbnu’l-Cevzi’yi bu konuda
hatalı görme hususunda Hafız el-A’lâî, Hafız İbn Hacer’den önce hareket
etmiştir.”[6]
Şu sebeplerden dolayı bu iki hafızın görüşünü kuvvetlendirir:
Birincisi: Yukarıda işaret edildiği üzere; sika
raviler olan; Abdullah b. Ca’fer, Ebu Tevbe, Ali b. Ma’bed, İsa b. Salim
eş-Şaşi ve Amr b. Halid onun el-Cezeri olduğunu tasrih etmişlerdir.
İkincisi: Ubeydullah b. Amr er-Rakkî, İbn Ebi’l-Meharik’ten
rivayette bulumamıştır. Mizzi Tehzibu’l-Kemal’de onun öğrencileri arasında
zikretmemiştir. Abdulkerim b. Ebi’l-Meharik, Basra’lı olup Mekke’ye
yerleşmiştir. Ubeydullah er-Rakki’nin, kendi beldesi halkından olan Abdulkerim
el-Cezeri’den rivayeti ise meşhurdur. Nitekim hadis Tuhfetu’l-Eşraf’ta (4/424) Abdulkerim
el-Cezeri’nin musnedi olarak zikredilmiştir.
İbn Hacer bu hadis hakkında dedi ki: “İsnadı kuvvetlidir.
Ancak merfu ve mevkuf rivayetinde ihtilaf edildi. Mevkuf olarak rivayet
edildiği tercih edilecek olursa böyle bir söz şahsi görüşle söylenemeyeceğinden
merfu hükmündedir.”[7]
Derim
ki: Eğer bu rivayetin mevkuf olduğu tercih edilecek olsaydı, hükmen merfu
sayılamazdı. Çünkü İbn Abbas radıyallahu anhuma, İsrailiyyattan da rivayet eden
birisidir. Nitekim az sonra tahric edileceği üzere bu söz, Ka’b el-Ahbar
rahimehullah’tan da gelmiştir.
Lakin Abdulkerim el-Cezeri, Said b.
Cubeyr’den bu hadisi rivayet etme hususunda tek kalmış, Said b.
Cubeyr’in Eyyub, Minhal b. Amr gibi meşhur ashabından hiçbiri
bunu rivayet etmemişlerdir.
Birçok imamların, sika bir ravinin akranlarından bağımsız
olarak tek kalması durumunda bu durumu hadis için bir illet olarak gördükleri
doğrudur. Ancak el-Cezerî tek kalsa bile bu konuda mu’temed bir ravidir.
İbn İbn Hibban el-Cezeri hakkında dedi ki: “Saduk olsa da
sika kimselerden bazı münker rivayetlerde tek kalmıştır. Onun tek kaldığı bir
haberle delil getirmek hoşuma gitmez. Sikalara uygun rivayetlerine itibar
edilmesinde ise bir sakınca yoktur. O, kendisi hakkında Allah’a istihare
yapılacak kimselerdendir.”[8]
İbn Hibban’ın, el-Cezeri’nin bütün rivayetleri hakkında
genellemede bulunması kabul edilemez. Abdulkerim el-Cezeri sadece Atâ’dan
rivayeti konusunda tenkid edilmiştir. Abdulkerim el-Cezeri sikadır ve
sikalığında ittifak edilmiştir. Cerh ve ta’dil imamları onu ta’dilin en üstün
ifadeleri ile tevsik etmişlerdir. İmam Ahmed, Yahya b. Main ve İbnu’l-Medini,
onun hakkında: “Sika, sebt” diyerek te’kidli bir tevsikte bulunmuşlardır.
Sufyan es-Sevrî onun hakkında şöyle demiştir: “Ondan üstün
kimse görmedim. Sadece kendisinde bulunan bir şey rivayet ettiğinde bununla
övünmezdi.”[9]
Humeydî, Sufyan’ın, Abdulkerim el-Cezeri hakkında şöyle
dediğini rivayet etti: “Hafız idi ve sikalardandı. Sadece “işittim, bize tahdis
etti ve gördüm” diyerek rivayet ederdi.”[10]
Abdurrazzak dedi ki: “Sufyan es-Sevri’nin Sufyan b.
Uyeyne’ye şöyle dediğini işittim: “Abdulkerim el-Cezeri, Eyyub ve Amr b.
Dinar’ı gördün mü? Bunlar ve benzerleri hakkında eleştiride bulunan kimse
yoktur.”[11]
İbn Abbas radıyallahu anhuma hadisinde geçene yakın ifadeler
az sonra geleceği üzere İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın ashabından; Mucahid
rahimehullah’tan maktû olarak ve Mucahid’in Kabisa b. Bera rahimehullah’tan
rivayeti olarak da sabit olmuştur. Muhtemelen Kabisa bunu İbn Abbas radıyallahu
anhuma’dan işitmiştir. Bu durum, el-Cezeri’nin Said b. Cubeyr’den rivayetini
kuvvetlendirmektedir.
Hadisin mevkuf olarak rivayeti ise Abdulkerim el-Cezeri’den
değil, Ubeydullah b. Amr’dan rivayette bulunan Ebu Talib Abdulcebbar’dan kaynaklanmaktadır.
Nitekim Ebu Talib, bunu Ubeydullah b. Amr yoluyla merfu olarak rivayet eden
sikalar cemaatine muhalefet etmiştir.
İbn Abbas Radıyallahu Anhuma’dan
Diğer Tarik
Ali b. Said er-Razi – Ali b. Haşim b. Merzuk –
Abdulvehhab b. Atâ – Hişam ed-Destevaî – Abdulkerim b. Ebi Umeyye – Mucahid –
İbn Abbas radıyallahu anhuma – Nebî sallallahu aleyhi ve sellem yoluyla:
Ve: Hakîm et-Tirmizî; Ebu Hamze es-Sukkerî – Abdulkerim –
Mucahid yoluyla İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan zikrederek, Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
يَكُونُ فِي
آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ يُسَوِّدُونَ أَشْعَارَهُمْ لَا يَنْظُرُ اللَّهُ
إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Ahir zamanda saç ve
sakallarını siyahlaştıran bir topluluk olacak, Allah kıyamet gününde onlara
bakmayacaktır.”[12]
Bunun isnadında Ebu Umeyye
Abdulkerim b. Ebi’l-Meharik zayıftır. Eyyub es-Sahtiyani onun hakkında:
“Vallahi o sika değildir” dedi. Yahya b. Main: “Bir şey değildir” dedi. Ahmed
b. Hanbel: “Bir şey değildir, metruka benziyor” dedi. Darekutni de onun metruk
olduğunu söylemiştir.
Bununla beraber metninde zikredilen tehdit de farklı
şekilde zikredilmiştir. Onların cennetin kokusunu dahi alamayacakları
şeklindeki tehdit burada yoktur. Böylece zayıf olan İbn Ebi’l-Meharik, sika ravilerin
aktardıkları metinden farklı bir metin rivayet etmiştir.
Mucahid Rahimehullah’ın Sözü
Hallal;
Yahya – Abdulvehhab – Hişam b. Abdillah – Abdulkerim Ebu Umeyye – Mucahid
yoluyla, onun şöyle dediğini rivayet etti:
يَكُونُ فِي آخِرِ
الزَّمَانِ قَوْمٌ يُسَوِّدُونَ أَشْعَارَهُمْ لَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ
“Ahir
zamanda saç sakallarını siyahlaştıran bir kavim olur, Allah kıyamet gününde
onlara bakmaz.”[13]
Abdulkerim b. Ebi’l-Meharik’ın isnadda da ıdtırap yaptığı
görülüyor. Abdulkerim b. Ebi’l-Meharik’e kadar ravileri güvenilirdir. Görüldüğü
gibi İbn Ebi’l-Meharik, burada Mucahid’in kendi sözü olarak rivayet etmiştir. Önceki
rivayette ise İbn Abbas radıyallahu anhuma yoluyla merfu rivayet edilmişti!
Sahih olanı Mucahid rahimehullah’tan maktu olarak
rivayetidir. Nitekim Ma’mer sahih isnadla,
Mucahid rahimehullah’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
يَكُونُ فِي آخِرِ
الزَّمَنِ قَوْمٌ يَصْبُغُونَ بِالسَّوَادِ لَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ أَوْ قَالَ
لَا خَلَاقَ لَهُمْ
“Ahir zamanda bir topluluk
siyahla boyanacaklar, Allah onlara bakmayacaktır. Veya: “Onların bir nasibi
yoktur” dedi.”[14]
Mucahid
rahimehullah bu sözü İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan değil, sahabiliği sabit
olmayan Kabisa b. Bera’dan işitmiştir:
Kabisa b. el-Berâ Rahimehullah’ın Sözü
Hammad b. Seleme – Abdullah
b. Osman b. Huseym – Mucahid – Kabisa b. el-Bera rahimehullah isnadıyla:
إِذَا خُسِفَ بِأَرْضِ كَذَا وَكَذَا ظَهَرَ قَوْمٌ
يَخْضِبُونَ بِالسَّوَادِ لَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ قَالَ مُجَاهِدٌ فَقَدْ
رَأَيْتُ تِلْكَ الْأَرْضَ الَّتِي خُسِفَ بِهَا
“Falan ve filan bölgeler
yere geçirildiğinde siyaha boyanan bir kavim ortaya çıkar. Allah onlara
bakmaz.” Mucahid rahimehullah dedi ki: “Ben yere geçirilecek o bölgeyi gördüm.”[15]
Kabisa b. el-Bera sadece bu
rivayetle bilinmektedir. Sahabi oluşu sabit olmamıştır. Sahabe arasında
zikredilen Kabisa b. Burme radıyallahu anh’den farklı birisi olarak
zikredilmektedir.
Bu rivayet hem Mucahid rahimehullah’ın sözünün
kaynağını ortaya koymakta, hem de saç ve sakallarını siyaha boyayacak olan bu
kavmin, yere batma hadiselerinden sonra ortaya çıkacak olan bir topluluk
olduğunu açıklamaktadır.
Neticede bu söz, Mucahid rahimehullah’tan ve Kabisa b. Bera
rahimehullah’tan sabit olmuştur. Kabisa b. el-Bera’nın sahabi oluşu sabit
olmadığına göre, Tabii’nin bu gibi sözleri hükmen merfu kabul edilebilir mi?
Tabiinden birinin şahsi görüşle söylenemeyecek sözü, mürsel
rivayetin hükmündedir. Şahsî görüşle söylenemeyecek bir sözün sahabiden mevkuf
olması ile tabiinden maktu olması arasında farklar vardır.
Birincisi: Sahabi genellikle bunu ya kendisi
mertebesinde olan başka bir sahabiden rivayet etmiştir ya da Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’den işitmiştir. Dolayısıyla aradaki vasıta da
sikadır. Eğer bu sahabi, israiliyattan rivayeti ile bilinmeyen biri ise bu tür
rivayeti merfu hadis hükmünde olabilir. Tabii ise başka bir tabiiden rivayet
etmiş olabilir. O tabiinin ise hafız olup olmadıği bilinmemektedir.
İkincisi: Böyle bir rivayetin mürsel hükmünde olduğu
kabul edilirse, tabiinin mürseli zayıftır. Sahabinin mürseli ise böyle
değildir.
Üçüncüsü: Sahabinin İsrailiyyattan rivayet etmeyen
birisi olması şart koşulur. Peki ya tabii de durum nasıl olur?
Kuvvetle muhtemeldir ki, Kabisa b. el-Bera, bu sözü İbn
Abbas radıyallahu anhuma’nın rivayetinden işitmiştir.
Allah en iyi bilendir.
Bu Bâbda Sabit Olmayan Rivayetler
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’ın Sözü
Mulazim b. Amr – Musa b. Necde – dedesi (Ebu Kesir) Yezid b.
Abdirrahman rahimehullah yoluyla:
سَأَلْتُ أَبَا
هُرَيْرَةَ مَا تَرَى فِي الْخِضَابِ بِالْوَسْمَةِ؟ فَقَالَ لَا يَجِدُ الْمُخْتَضِبُ
بِهَا رِيحَ الْجَنَّةِ
“Ebu Hureyre radıyallahu anh’e vesme ile boyanmak hakkında
ne dersin diye sordum. Dedi ki: “Onunla boyanan cennetin kokusunu alamaz.”[16]
Bu isnad çok zayıftır. Musa b. Necde meçhuldür. Mulazim b.
Amr dışında kimse ondan rivayette bulunmamıştır ve kimse onu tevsik etmemiştir.
Bu yüzden Hafız İbn Hacer onun meçhul olduğunu söylemiştir.
Meçhulu’l-ayn olan bu gibi ravilerin rivayetleri şiddetli
zayıf türündendir. Şayet ondan iki sika rivayette bulunmuş olsaydı
meçhulu’l-hâl/mestur mertebesine çıkar ve rivayeti şahit ve mutabaat ile
kuvvetlenmeye elverişli olurdu.
Ancak burada böyle bir durum söz konusu değildir.
Abdullah b. Amr Radıyallahu Anhuma Hadisi
Muhammed b. Muslim Ebu Said el-Mueddib – Muhammed b.
Ubeydillah (el-Arzemî) – Amr b. Şuayb – babası – dedesi (Abdullah b. Amr
radıyallahu anhuma) yoluyla: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
مَنْ غَيَّرَ الشَّعْرَ سَوَادًا لَمْ يَنْظُرِ
اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَيْهِ
“Saç ve sakallarını siyaha boyayana Allah Azze ve Celle
bakmaz.” Diğer lafzı şöyledir:
«مَنْ غَيَّرَ الْبَيَاضَ سَوَادًا لَمْ
يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Aklarını siyaha boyayan kimseye Allah kıyamet gününde
bakmaz.”[17]
Muhammed b. Ubeydillah el-Arzemî metruktur. Muhammed b.
Muslim el-Mueddib hakkında Buhârî: “Fîhi nazar/onda şüphe var” demiştir. Bu
hadis şiddetli zayıf olup şahit ve mutabaata da gelmez.
El-Musenna b. es-Sabbah – Amr b. Şuayb – babası – dedesi
yoluyla rivayette lafzı şöyledir:
مَنْ صَبَغَ بِالسَّوَادِ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ
إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Siyah ile boyanana Allah kıyamet gününde bakmaz.”[18]
Bunun isnadında el-Musenna b. es-Sabbah zayıf olup ömrünün
sonlarında hafızası bozulmuştur.
Ömer b. Kays – Reca b. Ebi
Haris – Mucahid – Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma yoluyla rivayet ediyor:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ رِجَالٌ مِنْ
أُمَّتِي يُغَيِّرُونَ بِالسَّوَادِ لا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Ahir zamanda ümmetimden
bazı adamlar olur, siyahla boyanırlar. Allah kıyamet gününde onlara bakmaz.”[19]
Bunun isnadında geçen Ömer
b. Kays; Sendel lakabıyla bilinen Ebu Ca’ferdir. Takrib’de geçtiği üzere o
metruk bir ravidir. Bu tariklerin her biri şiddetli zayıf olduklarından
birbirini takviye etmezler.
Ebu’d-Derdâ Radıyallahu Anh Hadisi
Muhammed b. Suleyman b. Ebi Davud - Zuheyr b. Muhammed –
el-Vadiyn b. Atâ – Cunade – Ebu’d-Derda radıyallahu anh yoluyla: Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
مَنْ خَضَبَ بِالسَّوَادِ سَوَّدَ اللَّهُ
وَجْهَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Siyaha boyananın yüzünü Allah kıyamet gününde
siyahlaştırır.”[20]
Bunun isnadında Muhammed b. Suleyman’da ve Vadiyn b. Ata’da
zayıflık vardır. Metninde münkerlik vardır. Müteşeddidlerden olan Hafız Ebu
Hatim bu hadisin uydurma olduğunu söylemiştir.[21]
Hasen el-Basri Rahimehullah Mürseli
El-Hallal; Muhammed b. Ali – Muhenna – Ebu Asım Davud –
Zuheyr b. Muhammed el-Anberî – el-Hasen (el-Basri) rahimehullah yoluyla rivayet
ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
يَكُونُ قَوْمٌ يُغَيِّرُونَ الْبَيَاضَ بِالسَّوَادِ قَالَ مَرَّةً يُغَيِّرُونَ
بَيَاضَ اللِّحْيَةِ وَالرَّأْسِ بِالسَّوَادِ يُسَوِّدُ اللَّهُ وُجُوهَهُمْ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ
“Saç ve
sakallarındaki beyazı siyahlaştıran bir kavim olacak, Allah onların yüzlerini
kıyamet gününde siyahlaştıracaktır.”[22]
Hasen el-Basri rahimehullah’ın mürselleri en zayıf
mürsellerdendir. Ebu Asım Davud meçhuldür.
Ka’b el-Ahbar Rahimehullah’ın Sözü
İsmail b. Ayyaş – Akil b.
Mudrik – el-Velid b. Amir el-Yezeni – Yezid b. Umeyr yoluyla: Ka’b el-Ahbar
rahimehullah şöyle demiştir:
لَيَقْرَأَنَّ
الْقُرْآنَ رِجَالٌ وَإِنَّهُمْ أَحْسَنُ أَصْوَاتًا مِنَ الْعَزَّافَاتِ وَحُدَاةِ
الْإِبِلِ لَا يَنْظُرُ اللهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَيَصْبِغَنَّ أَقْوَامٌ
بِالسَّوَادِ لَا يَنْظُرُ اللهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Muhakkak ki Kur’ân’ı
şarkıcılardan ve deve sürücülerinden daha güzel seslerle okuyan bazı adamlar
okuyacaklar, Allah onlara kıyamet gününde bakmayacaktır. Yine muhakkak ki
siyaha boyanan bazı kavimlere Allah kıyamet gününde bakmayacaktır.”[23]
Zehebi, Akil b. Mudrik’in
saduk olduğunu söylemiş, İbn Hibban onu es-Sikat’ta zikretmiştir. El-Velid b.
Amir el-Yezenî meçhuldür. Yezid b. Umeyr de meçhuldür.
Bu Bölümün Neticesi:
1- Bu hadisin en iyi tariki olan Ubeydullah b. Amr –
Abdulkerim el-Cezeri – Said b. Cubeyr – İbn Abbas radıyallahu anhuma yoluyla
rivayetinde mevkuf ve merfu ihtilafı vardır.
Yani bu söz hakikatte Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in sözü mü, yoksa İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın sözü müdür şeklinde
şüphe meydana gelmiştir. Şayet İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın kendi sözü ise,
bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işitmiş olması da,
israiliyyattan nakletmiş olması da ihtimal dâhilindedir.
Başka bir yoldan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
böyle bir söz söylediği sabit olmamıştır, fakat İsrailiyyat nakleden Ka’b
el-Ahbar rahimehullah’ın bu manada sözü vardır! Ancak bu illet rivayetin
sıhhatini yaralayıcı değildir. Zira sika bir topluluk bunu merfu olarak rivayet
etmişlerdir. Ka’b el-Ahbar’dan gelen rivayetin ise isnadı zayıftır.
2- Said b. Cubeyr’den bu hadisi rivayet konusunda Abdulkerim
el-Cezeri tek kalmış, Said b. Cubeyr’in meşhur ashabı bunu rivayet
etmemişlerdir. Bu da aslen sıhhati yaralayıcı bir illet değildir.
3- Hadiste geçen metin, Mucahid rahimehullah’tan kendi sözü
olarak ve Mucahid’in Kabisa b. Bera’dan rivayeti olarak sabit olmuştur. Kabisa
b. Bera rahimehullah’ın bu sözü İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın rivayetinden
işitmiş olması ihtimali yüksektir.
Zayıf bir ravi olan Abdulkerim b. Ebi’l-Meharik’in bu sözü
hem Mucahid’in kendi sözü olarak ve hem de İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya
dayandırdığı söz olarak rivayet etmiş olması, Abdulkerim el-Cezeri’nin
rivayetinden bağımsız olarak ele alınması gereken bir rivayettir.
4- Metinde saç ve sakallarını siyaha boyayanlar hakkındaki
tehditler birbirinden farklı ağır ifadelerle gelmiştir.
Bununla beraber ileride geleceği üzere, Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in siyah renk veren kına ve ketem ile boyandığı ve
tavsiye ettiği, başta cennetle müjdelenmiş sahabiler olmak üzere seleften
birçok kimsenin saç ve sakallarını siyaha boyadıkları sabit olmuştur.
5- Kıyamet alametleri ile ilgili gelen rivayetlerde kapalılık ve müteşabihlik
vardır. Bu gibi kapalı hadiseler ancak gerçekleştiği zaman hakikati ortaya
çıkacak şeylerdir. Bu yüzden bu tür rivayetleri hüküm istinbatında kullanmak
selametli bir yol değildir.
6- Hadiste âhir zamanda siyahla boyalanan bir topluluk
zikredilmektedir. Saç ve sakalın siyahla boyanması ise müslümanlar arasında
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in asrından beri mevcut olan bir
durumdur.
İbn Abbas radıyallahu anhuma hadisinde ise sakallarının yan
taraflarını traş ederek top sakal bırakan ve onu siyaha boyayarak kibirlenen ve
böbürlenen bir topluluğun alameti haber verilmiş olmalıdır. Bu yüzden siyaha boyanmak
dışında, “Güvercin kursakları gibi” benzetmesi yapılmıştır.
Araplardan
birçoğu yanaklarını traş edip çenelerinde toplayarak bunu yapmakta, bu hususta
kâfirleri taklid etmektedirler. Nitekim onlar aynı zamanda sarıkları terk edip,
dinde meşru olmayan taylasanları da başlarına örterek kullanmaktadırlar.
Et-Tac
müellifi Mansur Nasıf da bu hadisle ilgili olarak düştüğü dipnotta şu
açıklamayı yapmıştır: “Muhtemeldir ki bazı kâfirlerin adetlerinde olduğu gibi,
yanaklarını traş ederek çenelerinde sakallarını bırakan, böylece sakallarını
güvercin kursakları gibi bir görünüme getiren, gurur ve böbürlenmeyle de onu
siyaha boyayan kimseler kastedilmektedir…”[24]
7- Sırf saç ve sakalı siyaha boyamaktan dolayı tehdit
gerektiren bir lafız sabit olmamıştır. İbn Abbas radıyallahu anhuma hadisinde
saç ve sakalı siyaha boyamanın haramlığını gösteren bir ifade de yoktur.
İbn Ebi Asım dedi ki:
“Eğer birisi daha önce geçen rivayetleri delil getirerek şöyle derse: “Saçı
ve sakalı siyaha boyamak caiz değil mekruhtur” ona denilir ki:
Bu rivayetlerde
yasaklama ve sakındırma yoktur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,
alametleri siyaha boyanmak olan bir kavmi haber vermiştir. O kavmin bir alameti
olsa da siyaha boyanmayı yasaklamış değildir. Nitekim Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem Haricilerin başlarını traş etmelerini de bir alamet olarak
haber vermiş, başı traş etmeyi yasaklayan bir söz söylememiştir.”[25]
İbn
Ebi Asım’ın bu açıklamasını, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu
hadisi de destekler:
بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا
نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ
“Kıyametten
önce ayakkabıları kıldan olan bir kavimle savaşırsınız.”[26]
Bu
hadiste de kendileriyle savaşılacak bu kavmin bir alameti haber verilmiş, fakat
kıldan ayakkabı giymek yasaklanmamıştır. Şu halde İbn Abbas radıyallahu anhuma
hadisinde saç ve sakalları siyaha boyamanın haramlığına delalet eden bir durum
yoktur.
Bütün
bu sebeplerden dolayı, bu hadise dayanarak saç ve sakalı siyaha boyamanın
haram olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim bu konuda aslolan helalliktir.
Sahih ve sarih bir delil olmadan bunun haram olduğu söylenemez.
İhtiyat gereği bunu haram görmek de isabetli olmaz. Çünkü
asıl ihtiyat, müçtehidin bu gibi çekişmeli meselelerde şüphe sebebiyle, yakîn
olmadan bir şeyin haram olduğunu söylemekten sakınmasıdır. Nitekim helali haram
sayanın, haramı helal sayan kimse gibi olduğuna dair nas varid olmuştur:
İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ مُحَرِّمَ الْحَلَالِ كَمُحِلِّ
الْحَرَامِ
“Muhakkak ki helali haram kılan, haramı helal kılan gibidir.”[27]
Fakat kişi kendisi adına ihtiyat gereği bundan sakınabilir.
Bu durum başkalarını da bununla bağlayıcı kılmayı gerektirmez. Allah en iyi
bilendir.
[1]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Rafii et-Tedvin Fi Ahbari Kazvin (3/415) Ahmed (1/273) Ebû Dâvûd (4212) Nesâî
(5075) Begavi Şerhu’s-Sunne (3180) Ebû Ya'lâ (4/471) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr
(11/443) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (10/232-233) İbn Sa’d Tabakat (1/441) Ebu
Tahir el-Muhallis el-Muhallisiyyat (11) Şeceri Emali (2710) ed-Dani
Sunenu’l-Varide Fi’l-Fiten (319) İbn Şahin Nasihu’l-Hadis (618) el-Hilaiyyat
(10) İbn Ebi Hayseme Tarih (909) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (3699) Beyhaki
Şuabu’l-İman (5/215) Beyhaki (7/311) Hakîm et-Tirmizî el-Menhiyyat (s.199)
Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (635)
[2]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih mevkuf.
İbn Şahin Nasihu’l-Hadis (618) el-Muhallisiyyat (10)İbnu’l-Cevzi el-Mevduat
(3/55)
[3]
İbn Hacer Nuketu’z-Zuraf Ale’l-Atraf (4/424)
[4]
El-Mevduat (1455)
[5]
İbn Hacer el-Kavlu’l-Musedded (s.48)
[6]
Tenzihu’ş-Şeria (2/275)
[7]
Fethu’l-Bari (6/499)
[8]
İbn Hibban el-Mecruhin (2/146)
[9]
Tehzibu’t-Tehzib (6/375)
[10]
Mizzi Tehzibu’l-Kemal (18/256)
[11]
İbn Asakir Tarih (36/463) Mizzi Tehzibu’l-Kemal (18/256)
[12]
Çok zayıf. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat
(3803) Hakîm et-Tirmizî el-Menhiyyat (199)
[13]
Zayıf. Hallal el-Vukuf ve’t-Tereccul
(140)
[14]
Sahih maktu. Ma’mer b. Raşid Cami (792)
[15]
Sahih maktu. Nuaym b. Hammad el-Fiten
(1712) Ebu Nuaym Ma’rife (5744)
[16]
Çok zayıf. İbn Ebî Şeybe (5/184)
[17]
Çok zayıf. İbn Şahin Nasihu’l-Hadis
(620) Haris b. Ebi Usame (580) Ebu’ş-Şeyh Ahlaku’n-Nebi (878) İbn Adiy el-Kamil
(6/100)
[18]
Zayıf. Taberânî Musnedu'ş-Şamiyyîn
(1393) İbn Sa’d Tabakat (1/379) İbn Asakir Tarih (34/114)
[19]
Çok zayıf. Ebu’l-Hasen el-İhmîmî
Fevaid (95) Siyratu’l-Halebiyye (3/127) Camiu Turasi’l-Elbani (17/715)
[20]
Münker. Taberânî Musnedu'ş-Şamiyyîn
(652) İbn Şahin Nasihu’l-Hadis (619) Şeceri Emali (2708) İbn Adiy el-Kamil
(4/185) el-Elbani Daifu’l-Cami (5573)
[21]
İbn Ebî Hâtim İlelu’l-Hadis (2411)
[22]
Çok zayıf. Hallal el-Vukuf
ve’t-Tereccul (143)
[23]
Çok zayıf maktu. Ebû Nuaym
Hilyetu'l-Evliyâ (5/377)
[24]
Et-Tac (3/174)
[25]
İbn Mulakkin et-Tavdih (28/130)
[26]
Sahih. Buhârî (3591) Muslim (2912)
[27]
Hasen. Taberânî Evsat (8/67)
İbnu’l-Kayserani Kitabu’s-Semâ (s.51, 52) Ebu Bekr en-Nisaburî Fevaid (el yazma
no: 98)