Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

29 Temmuz 2026 Çarşamba

İftar Vakti Hakkında "Gecenin Çökmesi" Şüphesine Cevap

 İbn Teymiyye, Şerhu Umdeti’l-Fıkıh’ta (1/504 no: 518) Said b. Mansur’un, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan şöyle rivayet ettiğini zikrediyor:

إذا تسحّرتَ فقلت إني أرى ذاك الصبح فكُلْ واشْرَبْ وإن قلت إني أظنّ ذاك الصبحَ فكُلْ واشْرَبْ وإذا تبيّن لك فدع الطعامَ وأما الإفطار فلا تنظر إلى الشمس فإن الشمس يواريها الجبالُ والسحاب ولكن انظر إلى الأفق الذي يأتي منه الليل والنهار والشمس والقمر والنجوم فإذا رأيتَ الليل فأفطر

“Sahur yaptığında sabahı şöyle görüyorum dersen yeme içmeye devam et. “Sabahın şöyle olduğunu sanıyorum” dersen yeme içmeye devam et. Sana açıkça belli olursa yemeyi bırak. İftara gelince, güneşe bakma. Zira güneşi dağlar ve bulut perdeler. Lakin sen gecenin, gündüzün, güneşin, ayın ve yıldızların geldiği ufka bak. Geceyi gördüğün zaman iftar et.”

Cevap: Said b. Mansur’un Sunen’i günümüze tam şekliyle ulaşmamıştır ve bu rivayet elimize ulaşan kısımlarda yoktur. Başka bir kaynakta da isnadını bulamadım. Ancak Begavi, el-Ca’diyat’ta, Ali b. el-Cad’ın şöyle rivayetini zikretmiştir: el-Hasen b. Muslim b. Yennâk, İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın şöyle dediğini rivayet etti:

إِنَّ الشَّمْسَ يُوَارِيهَا السَّحَابُ وَالْجِبَالُ وَالْبُيُوتُ فَلَا تُفْطِرُوا حَتَّى يَغْسِقَ اللَّيْلُ عَلَى الظِّرَابِ

“Muhakkak ki güneşi bulutlar, dağlar ve evler kapatabilir. Gece tepelere çökünceye kadar iftar etmeyin.”[1]

el-Hasen b. Muslim Yennak, İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya yetişmemiştir. İsnadı kopuktur. Şayet sahih olsaydı bile bu İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın, merfu rivayetlere aykırı, bağlayıcı olmayan bir şahsi görüşü olurdu, Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bulutun güneşi kapatması sebebiyle iftar etmişler, sonra bulut açılmış ve güneşin batmadığı görülmüştür. Aynı hadise Ömer radıyallahu anh zamanında da meydana gelmiştir.

Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anha’dan:

أَفْطَرْنَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَ غَيْمٍ ثُمَّ طَلَعَتِ الشَّمْسُ قِيلَ لِهِشَامٍ فَأُمِرُوا بِالقَضَاءِ؟ قَالَ لاَ بُدَّ مِنْ قَضَاءٍ وَقَالَ مَعْمَرٌ سَمِعْتُ هِشَامًا لاَ أَدْرِي أَقَضَوْا أَمْ لاَ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında bulutlu bir günde iftar ettik, sonra güneş çıktı.” Ravilerden Ebu Usame dedi ki.

“Hişam’a denildi ki: “Kaza etmekle emrolundular mı?” Hişam b. Urve rahimehullah dedi ki:

“Kaza etmek kaçınılmaz.” Mamer ise şöyle dedi: “Hişam’ın şöyle dediğini işittim:

“Kaza ettiler mi, etmediler mi bilmiyorum.”[2]

İbn Teymiyye rahimehullah şöyle dedi: “Yine Buhârî’nin Sahih’inde Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anha’dan sabit olduğuna göre o şöyle demiştir: “Ramazandan bulutlu bir günde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iftar ettik, sonra güneş meydana çıktı.” Bu hadis iki şeye delalet etmektedir:

Birincisi: (Havanın kapalı olduğu) bulutlu bir günde güneşin battığından kesin emin oluncaya kadar iftarı ertelemek müstehap değildir. Zira onlar bunu yapmamışlar, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de onlara bunu emretmemiştir. Sahabe, nebileriyle beraber bunu en iyi bilen kimselerdir ve Allaha ve rasulüne, kendilerinden sonrakilerden çok daha itaatkârlardır.

İkincisi: O orucu kaza etmeleri gerekmez. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şayet onlara kaza etmelerini emretmiş olsaydı, böyle bir günde iftar etmeleri haberinin ulaştığı gibi, bu kaza emri de yayılırdı. Bize buna delalet eden bir şey nakledilmediğine göre, onlara kaza emredilmemiştir. Şayet: “Hişam b. Urve rahimehullah’a: “Kaza ile emrolundular mı?” diye sorulunca o: “Kaza etmekten başka çıkar yol var mı ki?” demiyor mu?” denilirse, şöyle cevap verilir:

Hişam rahimehullah bunu şahsi görüşüyle söyledi. Hadisin metninde rivayet etmedi. Bu da onun bu konu hakkında bilgisi olmadığını gösteriyor.  Ma’mer ise, Hişam’dan “Kaza ettiler mi, etmediler mi bilmiyorum” dediğini rivayet etmiştir. Her ikisini de Buhârî rivayet etmiştir. Hişam, hadisi annesi Fatıma bt. El-Munzir’den, o da Esma radiyallahu anha’dan rivayet etmiştir. Nitekim Hişam’ın, Babası Urve rahimehullah’tan yaptığı rivayette kaza etmekle emrolunmadıkları geçmektedir. Urve ise oğlu Hişam’dan daha bilgilidir.” (İbn Teymiyye Mecmuu’l-Fetava 25/231 vd.)

İmam İbn Huzeyme rahimehullah Esma radıyallahu anha hadisini zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bu rivayette onların orucu kaza etmekle emrolunmaları söz konusu değildir. Kaza etmek gerektiği sözü, Hişam’ın sözüdür. Hadisin metninde geçmemektedir. Bana göre onların kaza etmeleri gerektiğine dair bir açıklık yoktur. Onlar iftar etmişlerdi ve onlara göre güneş batmış idi. Sonra güneşin batmamış olduğu ortaya çıktı. Tıpkı Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh’ın söylediği gibi: “Vallahi kaza etmeyiz. Biz günahı kastetmedik.”[3]

İbn Huzeyme’nin bahsettiği rivayet Zeyd b. Vehb rahimehullah’tan sahih isnadla gelmiştir.[4]

Benzer bir kıssa; Ali b. Hanzala – babası yoluyla Ömer radiyallahu anh’den rivayet edilmiştir ve bu rivayette Ömer radiyallahu anh’ın: “Bunun yerine bir gün kaza etmek kolaydır” dediği geçer. Ancak bu rivayette Ali b. Hanzala ve babası meçhuldürler. Yine aynı kıssaya dair Ömer radiyallahu anh’ın kazayı emrettiği ile ilgili diğer bir rivayet meçhul biri olan Bişr b. Kays yoluyla gelmiştir.

Sahih olan ise Zeyd b. Vehb’in rivayetidir. Nitekim Zeyd b. Vehb’in rivayetinin benzeri başka bir yoldan şu şekilde gelmiştir: Halid b. Eslem rahimehullah dedi ki:

أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ أَفْطَرَ ذَاتَ يَوْمٍ فِي رَمَضَانَ فِي يَوْمٍ ذِي غَيْمٍ وَرَأَى أَنَّهُ قَدْ أَمْسَى وَغَابَتِ الشَّمْسُ فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ عُمَرُ الْخَطْبُ يَسِيرٌ وَقَدِ اجْتَهَدْنَا

“Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh Ramazan’da bulutlu bir günde iftar etti. Akşam olduğunu görmüştü ve güneş kaybolmuştu. Bir adam geldi ve dedi ki: “Ey Mü’minlerin emiri! Güneş çıktı!” Ömer radiyallahu anh dedi ki: “Bu basit bir şeydir, biz içtihat ettik.”[5]

İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın sözünün benzeri, Ömer radıyallahu anh’den şöyle rivayet edilmiştir:

أَلَا وَلَا تُفْطِرُوا حَتَّى تَرَوُا اللَّيْلَ يَغْسِقُ عَلَى الظِّرَابِ

“Gecenin tepelere çöktüğünü görmedikçe iftar etmeyin.”[6]

Bu konuda şüpheye düşenler iki hususta hata etmektedirler:

1. Arap dilinde “el-Leyl” (gece) tabiri; gündüzün bitmesi demektir, bu da güneşin gurubu/batışı olarak açıklanmaktadır.

Ömer radıyallahu anh’ın sözü, neyi kastettiği konusunda müteşabihtir. Zira sahabe ve tabiinden kimisi gasaki’l-leyl; güneşin batmasıdır, derken kimisi yatsı vakti, kimisi ikindi vakti demiştir. Hatta bir rivayette Ömer radıyallahu anh’ın sözündeki “la tuftirû/iftar etmeyin” lafzı, Ebu Muhammed el-Hallal’ın Emali’sinde (no 68)

وَلَا تَنْظُرُوا حَتَّى تَرَوُا اللَّيْلَ يَغْسِقُ عَلَى الصَّوَابِ

“İftar için gecenin tepelere inmesine kadar beklemeyin” şeklinde rivayet edilmiştir.

Şayet bu bir istinsah hatası değilse, Ömer radıyallahu anh’den sabit olan tavra uygun olur. Zira Ömer radıyallahu anh, iftarın geciktirilmesine karşı çıkması meşhurdur.

Sonrakiler ise gasaki’l-leyl ifadesini, karanlığın doğu tarafından başlaması şeklinde yorumlamışlardır.  Doğu tarafında bir karanlık beklemek tespiti neredeyse imkânsız olan bir şeydir Bu yüzden iftarda acele eden sahabelere öğrencilik eden tabiin, onların iftardaki acele edişlerinden şüphe edince, doğu ufkuna bakıp da bir siyahlaşma araştırmamışlar, bilakis batı ufkunda güneşe bakmışlardır. Şayet mesele doğudan gelecek bir karanlığa veya tepelere çöken karanlığa bakarak çözülecek bir şey olsaydı, güneş kaybolunca akşam namazını kılan veya iftar eden sahabilerin fiiline karşı garipseyen tavırlar gösterilmezdi. Yine Ömer radıyallahu anh’ın bizzat kendisi, güneşi bulut kapatınca iftar etmezdi.

Ömer radıyallahu anh’ın sözündeki müteşabihi ise şu rivayet gidermektedir: Abdurrahman b. Yezid rahimehullah dedi ki:

صَلَّى عَبْدُ اللهِ بِأَصْحَابِهِ صَلَاةَ الْمَغْرِبِ فَقَامَ أَصْحَابُهُ يَتَرَاءُونَ الشَّمْسَ فَقَالَ مَا تَنْظُرُونَ؟ قَالُوا نَنْظُرُ أَغَابَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ عَبْدُ اللهِ هَذَا وَاللهِ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَقْتُ هَذِهِ الصَّلَاةِ ثُمَّ قَرَأَ عَبْدُ اللهِ {أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ} وَأَشَارَ بِيَدِهِ إِلَى الْمَغْرِبِ فَقَالَ هَذَا غَسَقُ اللَّيْلِ وَأَشَارَ بِيَدِهِ إِلَى الْمَطْلَعِ فَقَالَ هَذَا دُلُوكُ الشَّمْسِ

“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh arkadaşlarına akşam namazını kıldırdı. Arkadaşları güneşi gözlüyorlardı. İbn Mes’ud radiyallahu anh: “Neye bakıyorsunuz?” dedi. Onlar da: “Güneş kayboldu mu diye bakıyoruz” dediler. Abdullah radiyallahu anh dedi ki:

“Kendisinden başka hak ilah olmayana yemin ederim bu namazın vakti budur.” Sonra Abdullah radiyallahu anh “Güneşin batıya meyletmesinden gecenin çökmesine kadar namaz kıl” (İsra 78) ayetini okudu. Eliyle batıya işaret etti ve:

“Gecenin çökmesi budur.” Eliyle doğuya da işaret etti ve dedi ki: “Bu da dulûku’ş-şems (güneşin batıya meyletmesi)dir.”[7]

Bu rivayette açıkça görüldüğü gibi, Ömer radıyallahu anh’ın: “Gasaki’l-leyl” dediği şeyi, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh, batı tarafına işaret ederek göstermiş ve güneşin gözden kaybolmasını gecenin çökmesi olarak açıklamıştır.

2- Gecenin gelişi, gündüzün gidişi ve güneşin batışını üç ayrı şart zannetmişlerdir. Hâlbuki bu üç şey, tek bir şeyin ifadesidir. Gece ancak güneşin gözden kaybolmasıyla hâsıl olur.

Şayet güneş gözden kaybolmasına rağmen, doğuda kararmayı da gözlemlemek şart koşulursa tenakuza düşülmüş olur. Şöyle ki; böyle bir iddia kabul edilirse, gündüzün batı ufkundan gidişini de aydınlığın batıda kaybolması olarak anlamak gerekir. O zaman da Şiilerin yaptığı gibi ancak yatsı vaktinde şafağın kaybolmasıyla iftar etmek gerekirdi! Hâlbuki iftar vakti ile akşam namazının vaktinin bir olduğu hususunda mütevatir rivayetler ve icma vardır.

Sahabeler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber akşam namazını kıldıktan sonra yaya olarak bir mil (yaklaşık 2 km.) yürüyorlar, sonra ok atışı yapıyorlar ve oklarının düştüğü yeri görebiliyorlardı. Ok atış mesafesi yaklaşık 300 metredir. Yani akşam namazı kılındıktan sonra bile epey bir vakit sonra karanlıktan bir eser yok, görüş mesafesi de net idi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazını kıldığında ortalık epey aydınlık olurdu. Bu durum, onların, güneşin en uzak ufukta batmasını gözlemediklerini, bilakis, kendi bulundukları konumda güneşin dağ, tepe gibi herhangi bir engelin araya girmesiyle gözden kaybolmasını esas aldıklarını göstermektedir:

Enes radıyallahu anh’den:

كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ ثُمَّ يَنْطَلِقُ الْمُنْطَلِقُ مِنَّا إِلَى بَنِي سَلِمَةَ وَهُوَ يَرَى مَوَاقِعَ نَبْلِهِ

“Biz akşam namazını kılardık, sonra içimizden ayrılan Benî Seleme’ye doğru gider de attığı okun düştüğü yeri görebilirdi.”[8]

Aynısını Cabir radiyallahu anh de söylemiştir.[9]

Abdurrazzak, Ahmed, Ebû Ya'lâ ve Abd b. Humeyd’in rivayetlerinde gittikleri yerin Medine’ye bir mil (yaklaşık 2 km.) mesafede olduğu belirtilmektedir.

Ka’b b. Malik radiyallahu anh şöyle demiştir:

كُنَّا نُصَلِّي مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمَغْرِبَ ثُمَّ نَأْتِي بَنِي سَلِمَةَ وَنَحْنُ نُبْصِرُ مَوَاقِعَ نَبْلِنَا فِي بَنِي سَلِمَةَ أَقْصَى الْمَدِينَةِ

“Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber akşam namazını kılar, sonra Seleme oğullarına gelir, ok atışı yapar ve oklarımızın düştüğü yeri görürdük. Seleme oğulları Medine’nin en uzak yerinde idiler.”[10]

Bu konuda birçok sahabeden, aynı durumu ifade eden rivayetler gelmiştir.



[1] Zayıf. İbnu’l-Ca’d Musned (222)

[2] Sahih. Buhârî (1959)

[3] İbn Huzeyme Sahih (3/240 no:1991)

[4] Sahih. Abdurrazzak (7395) Fesevi Ma’rife (2/765) Ebu Ubeyd Garibu’l-Hadis (4/210) İbn Kesir Musnedu’l-Faruk (266) İbn Kesir: “İsnadı sahih” demiştir.

[5] Sahih. Malik Muvatta (1/303) Şafii el-Umm (2/96) Beyhakî el-Ma’rife (2473)

[6] Sahih mevkuf. İbn Ebi'd-Dunyâ Fadailu Ramadan (31) Abdurrazzak (4/265) Beyhakî (4/209)

[7] Sahih. Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar (1/154)

[8] Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih. Ahmed (3/114, 189, 199, 205) Serrac Musned (569) İbn Huzeyme (338) Ebû Dâvûd (416) Taberânî (19/62) Ebû Ya'lâ (6/62) İbnu’l-Ca’d Musned (3350) İbn Ebi Şeybe (1/289) Beyhaki (1/447)

[9] Muslim’in şartına göre sahih. Es-Serrac Musned (572, 1117) İbn Hibbân (10/549) Abdurrazzak (1/552) Ahmed (3/303) Tayalisi (1771) Abd b. Humeyd (1035) Ebû Ya'lâ (4/80) İbnu’l-Ca’d Musned (3317) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/212) Beyhakî (1/370)

[10] Sahih. Taberânî (19/62)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)