İbn Teymiyye, Şerhu Umdeti’l-Fıkıh’ta (1/504 no: 518) Said b. Mansur’un, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan şöyle rivayet ettiğini zikrediyor:
إذا تسحّرتَ فقلت إني أرى ذاك الصبح
فكُلْ واشْرَبْ وإن قلت إني أظنّ ذاك الصبحَ فكُلْ واشْرَبْ وإذا تبيّن لك فدع
الطعامَ وأما الإفطار فلا تنظر إلى الشمس فإن الشمس يواريها الجبالُ والسحاب ولكن
انظر إلى الأفق الذي يأتي منه الليل والنهار والشمس والقمر والنجوم فإذا رأيتَ
الليل فأفطر
“Sahur yaptığında sabahı şöyle görüyorum dersen yeme içmeye
devam et. “Sabahın şöyle olduğunu sanıyorum” dersen yeme içmeye devam et. Sana
açıkça belli olursa yemeyi bırak. İftara gelince, güneşe bakma. Zira güneşi
dağlar ve bulut perdeler. Lakin sen gecenin, gündüzün, güneşin, ayın ve
yıldızların geldiği ufka bak. Geceyi gördüğün zaman iftar et.”
Cevap: Said b. Mansur’un Sunen’i günümüze tam şekliyle
ulaşmamıştır ve bu rivayet elimize ulaşan kısımlarda yoktur. Başka bir kaynakta
da isnadını bulamadım. Ancak Begavi, el-Ca’diyat’ta, Ali b. el-Cad’ın şöyle
rivayetini zikretmiştir: el-Hasen b. Muslim b. Yennâk, İbn Abbas radıyallahu
anhuma’nın şöyle dediğini rivayet etti:
إِنَّ الشَّمْسَ يُوَارِيهَا السَّحَابُ وَالْجِبَالُ
وَالْبُيُوتُ فَلَا تُفْطِرُوا حَتَّى يَغْسِقَ اللَّيْلُ عَلَى الظِّرَابِ
“Muhakkak ki güneşi bulutlar, dağlar ve evler kapatabilir.
Gece tepelere çökünceye kadar iftar etmeyin.”[1]
el-Hasen b. Muslim Yennak, İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya
yetişmemiştir. İsnadı kopuktur. Şayet sahih olsaydı bile bu İbn Abbas radıyallahu
anhuma’nın, merfu rivayetlere aykırı, bağlayıcı olmayan bir şahsi görüşü olurdu, Nitekim Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem zamanında bulutun güneşi kapatması sebebiyle iftar etmişler,
sonra bulut açılmış ve güneşin batmadığı görülmüştür. Aynı hadise Ömer radıyallahu
anh zamanında da meydana gelmiştir.
Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anha’dan:
أَفْطَرْنَا عَلَى
عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَ غَيْمٍ ثُمَّ طَلَعَتِ الشَّمْسُ
قِيلَ لِهِشَامٍ فَأُمِرُوا بِالقَضَاءِ؟ قَالَ لاَ بُدَّ مِنْ قَضَاءٍ وَقَالَ مَعْمَرٌ
سَمِعْتُ هِشَامًا لاَ أَدْرِي أَقَضَوْا أَمْ لاَ
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında bulutlu bir
günde iftar ettik, sonra güneş çıktı.” Ravilerden Ebu Usame dedi ki.
“Hişam’a denildi ki: “Kaza etmekle emrolundular mı?” Hişam
b. Urve rahimehullah dedi ki:
“Kaza etmek kaçınılmaz.” Mamer ise şöyle dedi: “Hişam’ın
şöyle dediğini işittim:
“Kaza ettiler mi, etmediler mi bilmiyorum.”[2]
İbn Teymiyye rahimehullah şöyle dedi: “Yine Buhârî’nin
Sahih’inde Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anha’dan sabit olduğuna göre o şöyle
demiştir: “Ramazandan bulutlu bir günde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
zamanında iftar ettik, sonra güneş meydana çıktı.” Bu hadis iki şeye delalet
etmektedir:
Birincisi: (Havanın kapalı olduğu) bulutlu bir günde
güneşin battığından kesin emin oluncaya kadar iftarı ertelemek müstehap
değildir. Zira onlar bunu yapmamışlar, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de
onlara bunu emretmemiştir. Sahabe, nebileriyle beraber bunu en iyi bilen
kimselerdir ve Allaha ve rasulüne, kendilerinden sonrakilerden çok daha
itaatkârlardır.
İkincisi: O orucu kaza etmeleri gerekmez. Çünkü Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şayet onlara kaza etmelerini emretmiş olsaydı,
böyle bir günde iftar etmeleri haberinin ulaştığı gibi, bu kaza emri de
yayılırdı. Bize buna delalet eden bir şey nakledilmediğine göre, onlara kaza
emredilmemiştir. Şayet: “Hişam b. Urve rahimehullah’a: “Kaza ile
emrolundular mı?” diye sorulunca o: “Kaza etmekten başka çıkar yol var mı ki?”
demiyor mu?” denilirse, şöyle cevap verilir:
Hişam rahimehullah bunu şahsi görüşüyle söyledi. Hadisin
metninde rivayet etmedi. Bu da onun bu konu hakkında bilgisi olmadığını
gösteriyor. Ma’mer ise, Hişam’dan “Kaza
ettiler mi, etmediler mi bilmiyorum” dediğini rivayet etmiştir. Her ikisini de
Buhârî rivayet etmiştir. Hişam, hadisi annesi Fatıma bt. El-Munzir’den, o da
Esma radiyallahu anha’dan rivayet etmiştir. Nitekim Hişam’ın, Babası Urve
rahimehullah’tan yaptığı rivayette kaza etmekle emrolunmadıkları geçmektedir.
Urve ise oğlu Hişam’dan daha bilgilidir.” (İbn Teymiyye Mecmuu’l-Fetava 25/231
vd.)
İmam İbn Huzeyme rahimehullah Esma radıyallahu anha hadisini
zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bu rivayette onların orucu kaza etmekle
emrolunmaları söz konusu değildir. Kaza etmek gerektiği sözü, Hişam’ın sözüdür.
Hadisin metninde geçmemektedir. Bana göre onların kaza etmeleri gerektiğine
dair bir açıklık yoktur. Onlar iftar etmişlerdi ve onlara göre güneş batmış
idi. Sonra güneşin batmamış olduğu ortaya çıktı. Tıpkı Ömer b. el-Hattab
radiyallahu anh’ın söylediği gibi: “Vallahi kaza etmeyiz. Biz günahı
kastetmedik.”[3]
İbn Huzeyme’nin bahsettiği rivayet Zeyd b. Vehb
rahimehullah’tan sahih isnadla gelmiştir.[4]
Benzer bir kıssa; Ali b. Hanzala – babası yoluyla Ömer
radiyallahu anh’den rivayet edilmiştir ve bu rivayette Ömer radiyallahu anh’ın:
“Bunun yerine bir gün kaza etmek kolaydır” dediği geçer. Ancak bu rivayette Ali
b. Hanzala ve babası meçhuldürler. Yine aynı kıssaya dair Ömer radiyallahu
anh’ın kazayı emrettiği ile ilgili diğer bir rivayet meçhul biri olan Bişr b.
Kays yoluyla gelmiştir.
Sahih olan ise Zeyd b. Vehb’in rivayetidir. Nitekim Zeyd b. Vehb’in rivayetinin
benzeri başka bir yoldan şu şekilde gelmiştir: Halid b. Eslem rahimehullah dedi ki:
أَنَّ عُمَرَ
بْنَ الْخَطَّابِ أَفْطَرَ ذَاتَ يَوْمٍ فِي رَمَضَانَ فِي يَوْمٍ ذِي غَيْمٍ
وَرَأَى أَنَّهُ قَدْ أَمْسَى وَغَابَتِ الشَّمْسُ فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا
أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ عُمَرُ الْخَطْبُ يَسِيرٌ
وَقَدِ اجْتَهَدْنَا
“Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh Ramazan’da bulutlu bir
günde iftar etti. Akşam olduğunu görmüştü ve güneş kaybolmuştu. Bir adam geldi
ve dedi ki: “Ey Mü’minlerin emiri! Güneş çıktı!” Ömer radiyallahu anh dedi ki: “Bu
basit bir şeydir, biz içtihat ettik.”[5]
İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın sözünün benzeri, Ömer
radıyallahu anh’den şöyle rivayet edilmiştir:
أَلَا وَلَا تُفْطِرُوا
حَتَّى تَرَوُا اللَّيْلَ يَغْسِقُ عَلَى الظِّرَابِ
“Gecenin tepelere çöktüğünü görmedikçe iftar etmeyin.”[6]
Bu konuda şüpheye düşenler iki hususta hata etmektedirler:
1. Arap dilinde “el-Leyl” (gece) tabiri; gündüzün bitmesi
demektir, bu da güneşin gurubu/batışı olarak açıklanmaktadır.
Ömer radıyallahu anh’ın sözü, neyi kastettiği konusunda
müteşabihtir. Zira sahabe ve tabiinden kimisi gasaki’l-leyl; güneşin
batmasıdır, derken kimisi yatsı vakti, kimisi ikindi vakti demiştir. Hatta bir
rivayette Ömer radıyallahu anh’ın sözündeki “la tuftirû/iftar etmeyin” lafzı,
Ebu Muhammed el-Hallal’ın Emali’sinde (no 68)
وَلَا تَنْظُرُوا حَتَّى تَرَوُا اللَّيْلَ
يَغْسِقُ عَلَى الصَّوَابِ
“İftar için gecenin tepelere inmesine kadar beklemeyin” şeklinde rivayet edilmiştir.
Şayet bu bir istinsah hatası değilse, Ömer radıyallahu
anh’den sabit olan tavra uygun olur. Zira Ömer radıyallahu anh, iftarın
geciktirilmesine karşı çıkması meşhurdur.
Sonrakiler ise gasaki’l-leyl ifadesini, karanlığın doğu tarafından başlaması şeklinde yorumlamışlardır. Doğu tarafında bir karanlık beklemek tespiti neredeyse imkânsız olan bir şeydir Bu yüzden iftarda acele eden sahabelere öğrencilik eden tabiin, onların iftardaki acele edişlerinden şüphe edince, doğu ufkuna bakıp da bir siyahlaşma araştırmamışlar, bilakis batı ufkunda güneşe bakmışlardır. Şayet mesele doğudan gelecek bir karanlığa veya tepelere çöken karanlığa bakarak çözülecek bir şey olsaydı, güneş kaybolunca akşam namazını kılan veya iftar eden sahabilerin fiiline karşı garipseyen tavırlar gösterilmezdi. Yine Ömer radıyallahu anh’ın bizzat kendisi, güneşi bulut kapatınca iftar etmezdi.
Ömer radıyallahu anh’ın sözündeki müteşabihi ise şu rivayet
gidermektedir: Abdurrahman b. Yezid rahimehullah dedi ki:
صَلَّى عَبْدُ اللهِ بِأَصْحَابِهِ صَلَاةَ الْمَغْرِبِ فَقَامَ أَصْحَابُهُ يَتَرَاءُونَ
الشَّمْسَ فَقَالَ مَا تَنْظُرُونَ؟ قَالُوا نَنْظُرُ أَغَابَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ
عَبْدُ اللهِ هَذَا وَاللهِ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَقْتُ هَذِهِ الصَّلَاةِ
ثُمَّ قَرَأَ عَبْدُ اللهِ {أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ}
وَأَشَارَ بِيَدِهِ إِلَى الْمَغْرِبِ فَقَالَ هَذَا غَسَقُ اللَّيْلِ وَأَشَارَ بِيَدِهِ
إِلَى الْمَطْلَعِ فَقَالَ هَذَا دُلُوكُ الشَّمْسِ
“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh arkadaşlarına akşam
namazını kıldırdı. Arkadaşları güneşi gözlüyorlardı. İbn Mes’ud radiyallahu
anh: “Neye bakıyorsunuz?” dedi. Onlar da: “Güneş kayboldu mu diye bakıyoruz”
dediler. Abdullah radiyallahu anh dedi ki:
“Kendisinden başka hak ilah olmayana yemin ederim bu namazın
vakti budur.” Sonra Abdullah radiyallahu anh “Güneşin batıya meyletmesinden
gecenin çökmesine kadar namaz kıl” (İsra 78) ayetini okudu. Eliyle batıya
işaret etti ve:
“Gecenin çökmesi budur.” Eliyle doğuya da işaret etti ve
dedi ki: “Bu da dulûku’ş-şems (güneşin batıya meyletmesi)dir.”[7]
Bu rivayette açıkça görüldüğü gibi, Ömer radıyallahu anh’ın:
“Gasaki’l-leyl” dediği şeyi, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh, batı tarafına
işaret ederek göstermiş ve güneşin gözden kaybolmasını gecenin çökmesi olarak
açıklamıştır.
2- Gecenin gelişi, gündüzün gidişi ve güneşin batışını üç
ayrı şart zannetmişlerdir. Hâlbuki bu üç şey, tek bir şeyin ifadesidir. Gece
ancak güneşin gözden kaybolmasıyla hâsıl olur.
Şayet güneş gözden kaybolmasına rağmen, doğuda kararmayı da
gözlemlemek şart koşulursa tenakuza düşülmüş olur. Şöyle ki; böyle bir iddia
kabul edilirse, gündüzün batı ufkundan gidişini de aydınlığın batıda kaybolması
olarak anlamak gerekir. O zaman da Şiilerin yaptığı gibi ancak yatsı vaktinde
şafağın kaybolmasıyla iftar etmek gerekirdi! Hâlbuki iftar vakti ile akşam
namazının vaktinin bir olduğu hususunda mütevatir rivayetler ve icma vardır.
Sahabeler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber
akşam namazını kıldıktan sonra yaya olarak bir mil (yaklaşık 2 km.) yürüyorlar,
sonra ok atışı yapıyorlar ve oklarının düştüğü yeri görebiliyorlardı. Ok atış
mesafesi yaklaşık 300 metredir. Yani akşam namazı kılındıktan sonra bile epey
bir vakit sonra karanlıktan bir eser yok, görüş mesafesi de net idi.
Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazını kıldığında ortalık epey aydınlık
olurdu. Bu durum, onların, güneşin en uzak ufukta batmasını gözlemediklerini,
bilakis, kendi bulundukları konumda güneşin dağ, tepe gibi herhangi bir engelin
araya girmesiyle gözden kaybolmasını esas aldıklarını göstermektedir:
Enes
radıyallahu anh’den:
كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ ثُمَّ يَنْطَلِقُ الْمُنْطَلِقُ مِنَّا إِلَى
بَنِي سَلِمَةَ وَهُوَ يَرَى مَوَاقِعَ نَبْلِهِ
“Biz akşam namazını kılardık, sonra içimizden ayrılan Benî
Seleme’ye doğru gider de attığı okun düştüğü yeri görebilirdi.”[8]
Aynısını Cabir radiyallahu anh de söylemiştir.[9]
Abdurrazzak, Ahmed, Ebû Ya'lâ ve Abd b. Humeyd’in
rivayetlerinde gittikleri yerin Medine’ye bir mil (yaklaşık 2 km.) mesafede
olduğu belirtilmektedir.
Ka’b b. Malik radiyallahu anh şöyle demiştir:
كُنَّا نُصَلِّي مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمَغْرِبَ
ثُمَّ نَأْتِي بَنِي سَلِمَةَ وَنَحْنُ نُبْصِرُ مَوَاقِعَ نَبْلِنَا فِي بَنِي سَلِمَةَ
أَقْصَى الْمَدِينَةِ
“Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber
akşam namazını kılar, sonra Seleme oğullarına gelir, ok atışı yapar ve
oklarımızın düştüğü yeri görürdük. Seleme oğulları Medine’nin en uzak yerinde
idiler.”[10]
Bu konuda birçok sahabeden, aynı durumu ifade eden
rivayetler gelmiştir.
[1]
Zayıf. İbnu’l-Ca’d Musned (222)
[2]
Sahih. Buhârî (1959)
[3]
İbn Huzeyme Sahih (3/240 no:1991)
[4]
Sahih. Abdurrazzak (7395) Fesevi
Ma’rife (2/765) Ebu Ubeyd Garibu’l-Hadis (4/210) İbn Kesir Musnedu’l-Faruk
(266) İbn Kesir: “İsnadı sahih”
demiştir.
[5]
Sahih. Malik Muvatta (1/303) Şafii
el-Umm (2/96) Beyhakî el-Ma’rife (2473)
[6]
Sahih mevkuf. İbn Ebi'd-Dunyâ Fadailu
Ramadan (31) Abdurrazzak (4/265) Beyhakî (4/209)
[7]
Sahih. Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar
(1/154)
[8]
Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih.
Ahmed (3/114, 189, 199, 205) Serrac Musned (569) İbn Huzeyme (338) Ebû Dâvûd
(416) Taberânî (19/62) Ebû Ya'lâ (6/62) İbnu’l-Ca’d Musned (3350) İbn Ebi Şeybe
(1/289) Beyhaki (1/447)
[9]
Muslim’in şartına göre sahih.
Es-Serrac Musned (572, 1117) İbn Hibbân (10/549) Abdurrazzak (1/552) Ahmed
(3/303) Tayalisi (1771) Abd b. Humeyd (1035) Ebû Ya'lâ (4/80) İbnu’l-Ca’d
Musned (3317) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/212) Beyhakî (1/370)
[10]
Sahih. Taberânî (19/62)