Ebu Azbe Amr b. Suleym el-Hadrami el-Humusî rahimehullah dedi ki:
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ
رضي الله عنه فَأَخْبَرَهُ أَنَّ أَهْلَ الْعِرَاقِ قَدْ حَصَبُوا أَمِيرَهُمْ
فَخَرَجَ غَضْبَانًا فَصَلَّى لَنَا صَلَاةً فَسَهَا فِيهَا حَتَّى جَعَلَ
النَّاسُ يَقُولُونَ سُبْحَانَ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ فَلَمَّا سَلَّمَ
أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ مِنْ هَاهُنَا مِنْ أَهْلِ الشَّامِ؟ فَقَامَ
رَجُلٌ ثُمَّ آخَرُ ثُمَّ قُمْتُ أَنَا ثَالِثًا أَوْ رَابِعًا فَقَالَ يَا أَهْلَ
الشَّامِ اسْتَعِدُّوا لِأَهْلِ الْعِرَاقِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ بَاضَ
فِيهِمْ وَفَرَّخَ اللَّهمّ إِنَّهُمْ قَدْ لَبَّسُوا عَلَيَّ فَأَلْبِسْ
عَلَيْهِمْ وَعَجِّلْ عَلَيْهِمْ بِالْغُلَامِ الثَّقَفِيِّ يَحْكُمُ فِيهَا
بِحُكْمِ الْجَاهِلِيَّةِ لَا يَقْبَلُ مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَلَا يَتَجَاوَزُ عَنْ
مُسِيئِهِمْ
“Bir adam Ömer b.
el-Hattab radıyallahu anh’e geldi ve Irak halkının emirlerini taşladıkları
haberini verdi. Ömer radıyallahu anh öfkeli bir şekilde çıktı, bize namazı
kıldırdı ve namazda yanıldı. İnsanlar: “Subhanallah! Subhanallah” demeye
başladılar. Ömer radıyallahu anh selam verince insanlara döndü ve şöyle dedi:
“Burada
Şam halkından kimse var mı?” Bir adam kalktı, sonra bir adam daha kalktı, sonra
üçüncü veya dördüncü kişi olarak ben kalktım. Dedi ki:
“Ey Şam halkı! Irak
halkına karşı hazırlık yapın. Zira şeytan onların aralarında yumurta bıraktı ve
ondan yavru çıktı. Allah’ım! Onlar beni şaşırttılar, sen de onları şaşırt!
Onlara Sakif’li gencin çıkışını hızlandır ki orada cahiliyye hükmüyle
hükmetsin, onların iyiliklerini kabul etmesin ve kötülüklerini bağışlamasın.”[1]
Faideler:
Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem Sakif’ten bir yalancı ve bir kan dökücünün çıkacağını haber
vermişti.
Ebu’s-Sıddık en-Naci rahimehullah’tan:
أَنَّ الحَجّاجَ دَخَلَ عَلَى أَسماءَ بِنت أَبي بَكرٍ فَقالَ لَها إِنَّ
ابنَك أَلحَدَ في هَذا البَيت وإِنَّ اللهَ أَذاقَهُ مِن عَذابٍ أَليم وفَعَلَ بِه
وفَعَلَ فَقالَت لَهُ كَذَبتَ كانَ بَرًّا بِالوالِدَين صَوّامًا قَوّامًا
ولَكِنَّ والله لَقَد أَخبَرنا رَسولُ الله صَلى الله عَليه وسَلم أَنَّهُ
سَيَخرُجُ مِن ثَقيفٍ كَذّابان الآخَرُ مِنهُما شَرٌّ مِنَ الأَوَّلِ وهوَ مُبيرٌ
“el-Haccac b. Yusuf,
Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anhuma’nın yanına girdi ve ona dedi ki: “Oğlun
Kâ’be’de fitne çıkardı. Allah da buna karşılık ona acı bir azabı tattırdı ve
ona malum şeyleri yaptı” dedi. Esma radiyallahu anha ona şöyle dedi:
“Yalan
söylüyorsun! Zira anne babasına iyi davranan, çokça oruç tutup namaz kılan
birisiydi. Lakin vallahi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle
haber vermişti:
“Sakif
kabilesinden iki yalancı çıkacaktır. İkincisi birincisinden daha kötü olacaktır
ve o kan dökücü biridir.”[2]
Abdullah b. İsmet rahimehullah’tan: “İbn Ömer
radiyallahu anhuma’yı şöyle derken işittim:
أَنْبَأَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ فِي
ثَقِيفَ مُبِيرًا وَكَذَّابًا
“Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem bize Sakif kabilesinden bir mubîr (çok kan döken kimse) ve bir
kezzâb (çok yalan söyleyen kimse) çıkacağını haber verdi.”[3]
Abdullah b. İsmet
rahimehullah dedi ki: “Deniliyordu ki: Çok yalancı olan; el-Muhtar b. Ebi Ubeyd
es-Sakafîdir. Kan dökücü olan ise el-Haccac b. Yusuf’tur.”
Ömer radıyallahu
anh’ın bu sözü, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zalim Haccac hakkında
daha fazla şeyler haber verdiğini göstermektedir.
Ömer radıyallahu anh
Irak halkına ikinci defa vali gönderdiğinde, tıpkı öncekine yaptıkları gibi bu
valiyi de taşlamışlar, bunun üzerine bu bedduayı onlar hakkında yapmıştır.
Ömer radıyallahu anh,
Irak’ta şeytanın yumurtladığını söylemekle, o bölgenin fitne ve kargaşaların
yurdu olacağını haber vermiş, tarih boyunca da Ömer radıyallahu anh’ın işaret
etmiş olduğu gibi, bu bölge fitnelerin ve saptırıcı bid’atlerin başlangıç
merkezi olmuştur.
Irak’ta Hasen
el-Basrî, Amr b. Meymun, Eyyub es-Sahtiyani, Şa’bî, A’meş, Veki b. el-Cerrah,
Abdullah b. el-Mubarek, Ahmed b. Hanbel, Sufyan es-Sevrî, Cuneyd el-Bağdadî,
Bişr b. Haris el-Hafi, Ma’ruf el-Kerhi, Abdulkadir el-Geylanî, Ebu Zur’a
el-Irakî gibi hidayet imamları da çıkmışlardır. Lakin hak ehli, yaşadıkları
dönemlerde azınlık olarak kalmışlardır.
Irak Necid’inin Fitnelerin Merkezi Olması
İbn Ömer radiyallahu
anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي
يَمَنِنَا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَفِي نَجْدِنَا؟ قَالَ اللَّهُمَّ
بَارِكْ لَنَا فِي شَأْمِنَا اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي يَمَنِنَا قَالُوا يَا
رَسُولَ اللَّهِ وَفِي نَجْدِنَا؟ فَأَظُنُّهُ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ هُنَاكَ
الزَّلاَزِلُ وَالفِتَنُ وَبِهَا يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ
“Allah’ım! Bize
Şam’ımızı bereketli kıl. Allah’ım! Bize Yemen’imizi bereketli kıl.” Dediler
ki: “Ey Allahın rasulü! Necid’imizi de?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
yine:
“Allah’ım! Bize
Şam’ımızı bereketli kıl. Allah’ım! Bize Yemen’imizi bereketli kıl” buyurdu.
Dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü! Necid’imizi de?” Zannederim üçüncü seferinde
şöyle buyurdu:
“Orada zelzeleler
ve fitneler vardır. Şeytanın boynuzu da oradan çıkar.”[4]
Abdullah b. Ömer
radiyallahu anhuma’dan:
رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُشِيرُ إِلَى
المَشْرِقِ فَقَالَ هَا إِنَّ الفِتْنَةَ هَا هُنَا إِنَّ الفِتْنَةَ هَا هُنَا
مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ
“Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’i doğuya işaret ederek şöyle buyururken gördüm:
“Fitne
işte şuradadır! Fitne işte şuradadır! Şeytanın boyunuzunun çıktığı yerden!”[5]
İlk Haricilerin Irak’ta Çıkması
* İlk Hariciler
Irak’ta Harura’da ve Nehrevan bölgesinde toplanmışlar ve Haricilere karşı ilk
savaş burada yapılmıştır. İlk harici önderlerinden Abdullah b. Vehb er-Rasibî
Irak’ta yerleşmiştir.
Ukbe b. Vessac
rahimehullah dedi ki:
كَانَ صَاحِبٌ لِي يُحَدِّثُنِي عَنْ شَأْنِ الْخَوَارِجِ وَطَعْنِهِمْ عَلَى
أُمَرَائِهِمْ فَحَجَجْتُ فَلَقِيتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو فَقُلْتُ لَهُ
أَنْتَ مِنْ بَقِيَّةِ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
وَقَدْ جَعَلَ اللَّهُ عِنْدَكَ عِلْمًا وَأُنَاسٌ بِهَذَا الْعِرَاقِ يَطْعَنُونَ
عَلَى أُمَرَائِهِمْ وَيَشْهَدُونَ عَلَيْهِمْ بِالضَّلَالَةِ فَقَالَ لِي
أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَلِيدٍ مِنْ ذَهَبٍ
وَفِضَّةٍ فَجَعَلَ يَقْسِمُهَا بَيْنَ أَصْحَابِهِ فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ
الْبَادِيَةِ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ وَاللَّهِ لَئِنْ أَمَرَكَ اللَّهُ أَنْ
تَعْدِلَ فَمَا أَرَاكَ أَنْ تَعْدِلَ فَقَالَ وَيْحَكَ مَنْ يَعْدِلُ عَلَيْهِ
بَعْدِي؟ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ رُدُّوهُ رُوَيْدًا فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ فِي أُمَّتِي أَخًا لِهَذَا يَقْرَءُونَ
الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ كُلَّمَا خَرَجُوا فَاقْتُلُوهُمْ
ثَلَاثًا
“Bana Haricilerin
durumunu ve yöneticilerine yaptıkları hakaretleri anlatan bir arkadaşım vardı.
Hac yaptım ve Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma ile karşılaştım. Ona dedim ki:
“Sen
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından hayatta kalan
kimselerdensin. Allah ilmi senin yanında kılmıştır. Irak’taki insanlar
yöneticilerini eleştiriyor ve onların sapıklık içinde olduğunu söylüyorlar.” Bana
dedi ki:
“Allah’ın, meleklerin
ve bütün insanların laneti onların üzerine olsun. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem’e altın ve gümüşten kolyeler getirildi. Bunları ashabı arasında
taksim ediyordu. Bedevilerden bir adam kalktı ve dedi ki:
“Ey Muhammed! Vallahi
Allah sana adil olmanı emretmişse senin adaletli olduğunu görmüyorum.” Bunun
üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Sana yazıklar
olsun! Benden başka kim adil olabilir?” Adam dönüp giderken:
“Onu geri çevirin”
buyurdu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem sonra buyurdu ki:
“Muhakkak ki
ümmetimde bu adamın Kur’an’ı okuyan ve okudukları gırtlağından aşağı inmeyen
kardeşleri olacaktır. Onlar huruc ettikçe onları öldürün.” Bunu üç defa
söyledi.”[6]
Kerbela Olayında Irak’lıların İhaneti
* Kerbela faciasında
Irak halkının dönekliğinin büyük etkisi olmuştur.
İbn Ebi Nu’m
rahimehullah’tan:
كُنْتُ شَاهِدًا لِابْنِ عُمَرَ وَسَأَلَهُ رَجُلٌ عَنْ دَمِ البَعُوضِ
فَقَالَ مِمَّنْ أَنْتَ؟ فَقَالَ مِنْ أَهْلِ العِرَاقِ قَالَ انْظُرُوا إِلَى
هَذَا يَسْأَلُنِي عَنْ دَمِ البَعُوضِ وَقَدْ قَتَلُوا ابْنَ النَّبِيِّ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَسَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
يَقُولُ هُمَا رَيْحَانَتَايَ مِنَ الدُّنْيَا
“İbn Ömer radiyallahu
anhuma’ya bir adamın sivrisinek kanı hakkında sorduğuna şahit oldum. İbn Ömer
radiyallahu anhuma ona dedi ki: “Sen nerelisin?” O da: “Irak halkındanım” dedi.
İbn Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:
“Şuna
bakın! Bana sivrisineğin kanı hakkında soruyor! Halbuki Nebî sallallahu aleyhi
ve sellem’in oğlunu katlettiler. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i (el-Hasen
ve el-Huseyn radiyallahu anhuma hakkında) şöyle buyururken işittim:
“O ikisi
dünyadan iki reyhanımdır.”[7]
Rafiziliğin Tohumlarının Irak’ta Atılması
* Abdullah b. Sebe
denilen zındık Şiiliğin ilk tohumlarını Irak bölgesinde saçmıştır.
Huceyye b. Adiy
el-Kindi rahimehullah dedi ki: “Ali radıyallahu anh’ı minber üzerinde şöyle
derken işittim:
مَنْ يَعْذِرُنِي فِي هَذَا الْحَمِيتِ الْأَسْوَدِ الَّذِي يَكْذِبُ عَلَى
اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَلَى رَسُولِهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَعْنِي
ابْنَ السَّوْدَاءِ لَوْلَا أَنْ لَا يَزَالَ تَخْرُجُ عَلَيَّ عِصَابَةٌ تَنْعِي
عَلَيَّ دَمَهُ كَمَا ادُّعِيَتْ عَلَيَّ دِمَاءُ أَهْلِ النَّهَرِ لَجَعَلْتُ
مِنْهُمْ رُكَامًا
“Allah Azze ve Celle
ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem üzerine yalan söyleyen şu habis yani İbn
Sevda (Abdullah b. Sebe’) hakkında kim beni mazur görecek? Şayet Nehravan
halkının kanlarını talep edenler çıktığı gibi bunun da kanını talep eden
topluluklar bana karşı çıkmayacak olsa elbette onu ibretlik kılardım.”[8]
Zeyd b. Vehb
rahimehullah’tan: “Suveyd b. Gafele rahimehullah Ali radiyallahu anh’ın
hilafeti zamanında onun yanına girdi ve dedi ki:
إِنِّي مَرَرْتُ بِنَفَرٍ يَذْكُرُونَ أَبَا بَكْرٍ يَرَوْنَ أَنَّكَ تُضْمِرُ
لَهُمَا مِثْلِ ذَلِكَ منهم عبدالله بن سبأ وكان عبدالله أول من أظهر ذَلِكَ
فَقَالَ عليّ ما لي ولهذا الخبيث الأسود ثُمَّ قال مُعَاذَ اللَّهِ أَنْ أُضْمِرَ
لَهُمَا إِلَّا الحسن والْجَمِيلِ ثم أرسل إلى عبدالله بن سبأ فسيره إلى المدائن
وقال لا يساكنني في بلدة أبدًا ثُمَّ نَهَضَ إلى المنبر حتى اجتمع النَّاسُ فذكر
القصة فِي ثنائه عليهما بطوله وفِي آخِرِهِ أَلَا وَلَا يَبْلُغُنِي عَنْ أَحَدٍ
يُفَضِّلُنِي عَلَيْهِمَا إِلَّا جَلَدْتُهُ حَدَّ الْمُفْتَرِي
“Muhakkak ki ben Ebu
Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’nın İslam ehli olmadıklarını söyleyen bir
topluluğa uğradım. Onlar senin de onlar hakkında aynı şekilde düşündüğünü ama
bunları içinde gizlediğini söylüyorlar. Abdullah b. Sebe de onlardan biridir ve
bu sözleri ilk ortaya atan da odur.” Bunun üzerine Ali radiyallahu anh dedi ki:
“Bu siyah pislikten ben berîyim.” Sonra dedi ki:
“Ebu
Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma hakkında içimde iyilik ve güzellik dışında bir
şey gizlemekten Allah’a sığınırım.” Sonra Abdullah b. Sebe’yi Medain’e sürgün
ettirdi ve dedi ki:
“Onunla asla aynı
beldede yaşamam!” Sonra minbere çıktı, insanların toplanmalarını bekledi, Ebu
Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’yı öven kıssayı uzunca anlattı. Sonra dedi ki:
“Dikkat edin! Bana
kimin beni Ebu Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma’dan üstün tuttuğu ulaşırsa ona
mutlaka iftira haddi uygulayacağım!” Ebu Nuaym’ın rivayetinde Ali radiyallahu
anh’ın bu hutbesinde şunları söylediği de geçmektedir:
وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ لَا يُحِبُّهُمَا إِلَّا
مُؤْمِنٌ فَاضِلٌ وَلَا يُبْغِضُهُمَا وَيُخَالِفُهُمَا إِلَّا شَقِيٌّ مَارِقٌ
فَحُبُّهُمَا قُرْبَةٌ وَبُغْضُهُمَا مُرُوقٌ مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَذْكُرُونَ
أَخَوَيْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَوَزِيرَيْهِ
وَصَاحِبَيْهِ وَسَيِّدَيْ قُرَيْشٍ وَأَبَوَيِ الْمُسْلِمِينَ؟ فَأَنَا بَرِيءٌ
مِمَّنْ يَذْكُرُهُمَا وَعَلَيْهِ مُعَاقِبٌ
“Taneyi yaran ve
tohumu çıkarana yemin olsun ki o ikisini ancak faziletli bir mü’min sever ve
ancak bahtsız, dinden çıkmış bir kimse o ikisine buğzedip muhalefet eder.
Onları sevmek yakınlık, onlara buğzetmek ise dinden çıkıştır. Bazı kimselere ne
oluyor ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in iki kardeşi, iki veziri,
iki arkadaşı olan, Kureyş’in iki efendisi ve müslümanların iki babası olan Ebu
Bekr ve Ömer radiyallahu anhuma hakkında ileri geri konuşuyorlar? Ben onlar
aleyhinde konuşanlardan beriyim ve bu kimseleri cezalandıracağım.”[9]
İmrân b. el-Hâris rahimehullah şöyle dedi:
بَيْنَا
نَحْنُ عِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ مِنْ أَيْنَ جِئْتَ؟ قَالَ
مِنَ الْعِرَاقِ قَالَ مِنْ أَيِّهِمْ؟ قَالَ مِنَ الْكُوفَةِ قَالَ فَمَا الْخَبَرُ؟
قَالَ تَرَكْتُهُمْ وَهُمْ يَتَحَدَّثُونَ أَنَّ عَلِيًّا خَارِجٌ عَلَيْهِمْ فَقَالَ
مَا تَقُولُ لَا أَبَا لَكَ لَوْ شَعَرْنَا ذَلِكَ مَا أَنْكَحْنَا نِسَاءَهُ وَلَا
قَسَمْنَا مِيرَاثَهُ ثُمَّ قَالَ أَنَا سَأُحَدِّثُكَ عَنْ ذَلِكَ إِنَّ الشَّيَاطِينَ
كَانُوا يَسْتَرِقُونَ السَّمْعَ وَكَانَ أَحَدُهُمْ يَجِيءُ بِكَلِمَةِ حَقٍّ قَدْ
سَمِعَهَا النَّاسُ فَيَكْذِبُ مَعَهَا سَبْعِينَ كِذْبَةً فَيُشْرِبَهَا قُلُوبَ النَّاسِ
فَأَطْلَعَ اللَّهُ عَلَى ذَلِكَ سُلَيْمَانَ بْنَ دَاوُدَ فَأَخَذَهَا فَدَفَنَهَا
تَحْتَ الْكُرْسِيِّ، فَلَمَّا مَاتَ سُلَيْمَانُ قَامَ شَيْطَانٌ بِالطَّرِيقِ فَقَالَ
أَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى كَنْزِ سُلَيْمَانَ الَّذِي لَا كَنْزَ لِأَحَدٍ مِثْلُ كَنْزِهِ
الْمُمْتَنِعِ؟ قَالُوا نَعَمْ فَأَخْرَجُوهُ فَإِذَا هُوَ سِحْرٌ فَتَنَاسَخَتْهَا
الْأُمَمُ فَبَقَايَاهَا مِمَّا يَتَحَدَّثُ بِهِ أَهْلُ الْعِرَاقِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ
عُذْرَ سُلَيْمَانَ فَقَالَ {وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ
سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا} الْآَيَةُ
“Bir gün biz, İbn
Abbâs'ın yanında oturuyorduk, adamın biri geldi. İbn Abbâs ona:
“Nereden gelirsin?”
dedi. O da: “Irak'tan” dedi. İbn Abbâs:
“Hangi şehirden?”
deyince o: “Kûfe'den” dedi. İbn Abbâs:
“Ne haber var?” deyince
o: “Ali radiyallahu anh'ın (dirilip) onların aleyhinde hurûc ettiğini
konuşurlarken duymuştum” dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs bağırarak:
“Ne diyorsun? Eğer bunu
bilseydik, karısını nikâhlamaz, mirasını taksim etmezdik, ancak ben size bu
konuda bir söz nakledeceğim. Şöyle ki: Şeytanlar gökyüzünde ses dinliyorlardı ve
her biri gökyüzündeki şeyleri duyacak kadar göğe yükseliyorlardı. Bunlardan
birisi tecrübe edilince o doğrulanıyor, ama yanında da yetmiş tane yalan naklediliyordu.
Bu yalanlar halkın içine sızıyordu. Bunun üzerine Allah Süleyman
aleyhi's-selâm’ı durumdan haberdar kılıp onları koltuğunun altına gizledi,
Süleyman aleyhi's-selâm vefat edince, yol şeytanı kalktı ve dedi ki;
“Size eşi ve benzeri
bulunmayan yasak bir hazineyi göstereyim mi? İşte o, koltuğun altındadır. Onu
çıkardılar ve dediler ki; milletleri kendisine bağlayan sihir işte budur. Ki
onun kalıntılarını Irak halkı konuşur durur. İşte bu konuda Allah Azze ve
Celle:
“Şeytanların
Süleyman’ın mülkü hakkında uydurduklarına uydular.” (Bakara 102) âyetini
indirdi.”[10]
Cehmîyye Küfrünün Irak’ta Başlaması
* Me’mun ve Mu’tasım
dönemlerinde Cehmîlik Irak merkezli ilerlemiştir. Cehm b. Safvan Kufe'de Ca'd
b. Dirhem'le buluşmuş ve Cehmilik fikirlerini ondan almıştır.
Kadı Seleme b. Amr
rahimehullah dedi ki:
لَا رَحِمَ اللَّهُ أَبَا حَنِيفَةَ فَإِنَّهُ أَوَّلُ مَنْ زعم أن الْقُرْآَن
مَخْلُوقٌ
“Allah Ebu Hanife’ye
rahmet etmesin! Zira o Kur’ân’ın mahlûk olduğunu iddia eden
ilk kişidir.”[11]
Sufyan es-Sevrî dedi
ki: “Hammad b. Ebi Suleyman bize şöyle dedi:
أَفِيكُمْ مَنْ يَأْتِي أَبَا حَنِيفَةَ؟ بَلِّغُوا عَنِّي أَبَا حَنِيفَةَ
أَنِّي بَرِيءٌ مِنْهُ وَكَانَ يَقُولُ الْقُرْآَنُ مَخْلُوقٌ
“İçinizde Ebu
Hanife’ye gidecek olan var mı? Ebu Hanife’ye benim kendisinden berî (uzak)
olduğumu tebliğ etsin. O Kur’ân’ın mahlûk olduğunu söylüyor.”[12]
*
Bozuk felsefecilerin görüşlerinin İslam medreselerine sokuşturulmasını başlatan
Beytu’l-Hikme zındıklık hareketi Irak’ta başlamıştır.
Mu'tezile ve Eş'ariyye Irak Menşe'lidir
* Mu’tezilenin kurucusu
sayılan Vasıl b. Atâ Irak’ta Basra’da yaşamıştır.
Abbad b. Avvam dedi
ki: “Şureyk b. Abdillah elli seneye yakın bizim orada (Irak'ta) kaldı. Ona
dedim ki:
يَا أَبَا
عَبْدِ اللَّهِ إِنَّ عِنْدَنَا قَوْمًا مِنَ الْمُعْتَزِلَةِ يُنْكِرُونَ هَذِهِ
الْأَحَادِيثَ قَالَ فَحَدَّثَنِي بِنَحْو مِنْ عَشَرَةِ أَحَادِيثَ فِي
هَذَا وَقَالَ أَمَّا نَحْنُ فَقَدْ أَخَذْنَا دِينَنَا عَنِ التَّابِعِينَ عَنْ
أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَهُمْ عَمَّنْ
أَخَذُوا
“Ey Ebu Abdillah!
Bizim orda Mu’tezile’den bir topluluk şu hadisleri inkâr ediyorlar.” Onlarca
hadis zikrettim. Dedi ki: “Bize gelince, biz şu dinimizi tabiîn’den aldık.
Onlar da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabelerinden aldılar.
Peki, onlar dinlerini kimden almışlar?”[13]
* Ebu'l-Hasen el-Eşari
de Irak'lıdır. Eşariyye mezhebi mu'tezile meşrepli olarak devam etmektedir.
Mürcie Hanefiler Irak’ta Türemiştir
* Re’y ehlinin sapık
Hanefileri, Kufe’den neş’et etmiştir. Saptırıcı sapık Ebu Hanife Kufe’lidir.
İshak b. İsa et-Tabbâ
dedi ki: “Hammad b. Zeyd rahimehullah’ın yanındaydık ve Vehb b. Cerir
rahimehullah da yanımızdaydı. Bize Ebu Hanife’nin görüşünden bir şeyler
zikretti. Hammad b. Zeyd rahimehullah dedi ki:
اسْكُتْ وَلَا يَزَالُ الرَّجُلُ مِنْكُمْ دَاحِضًا فِي بَوْلِهِ يَذْكُرُ
أَهْلَ الْبِدَعِ فِي مَجْلِسِ عَشِيرَتِهِ حَتَّى يَسْقُطَ مِنْ أَعْيُنِهِمْ
ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا حَمَّادٌ فَقَالَ أَتَدْرُونَ مَا كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ
إِنَّمَا كَانَ يخَاصِمُ فِي الْإِرْجَاءِ فَلَمَّا تَخَوَّفَ عَلَى مُهْجَتِهِ
تَكَلَّمَ فِي الرَّأْيِ فَقَاسَ سُنَنَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ بَعْضَهَا بِبَعْضٍ لِيُبْطِلَهَا وَسُنَنُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تُقَاسُ
“Sus! Kişi,
aşiretinin meclisinde bid’at ehlini anmakla idrarı içinde debelenip durur ve onların
gözlerinden düşer.” Sonra Hammad bize döndü ve dedi ki:
“Ebu
Hanife ne yaptı biliyor musunuz? O ancak Mürcie görüşlerini savundu. Menheci
hakkında korkuya kapılınca re’y hakkında konuşmaya başladı ve Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerini iptal etmek için onları birbirine
kıyasladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerine kıyas
yapılamaz!”[14]
Said b. Muslim b.
Banek rahimehullah dedi ki:
قُلْتُ لِأَبِي يُوسُفَ أَكَانَ أَبُو حَنِيفَةَ جَهْمِيًّا؟ قَالَ
نَعَمْ قُلْتُ أَكَانَ مُرْجِئًا؟ قَالَ نَعَمْ فَقُلْتُ لَهُ فَعَلَامَ كُنْتُمْ
تُجَالِسُونَهُ؟ قَالَ عَلَى مُدَارَسَةِ الْعِلْمِ
“Ebu Yusuf’a: “Ebu
Hanife Cehmî miydi?” dedim. “Evet” dedi. “O aynı zamanda mürcie miydi?” dedim.
“Evet” dedi.” Ben:
“Peki
neden onunla oturuyordunuz?” dedim. Dedi ki: “İlim dersi yaptığından dolayı.”[15]
Ebu Bekr el-Humeydî rahimehullah dedi ki: “Bize Sufyan (b.
Uyeyne) rahimehullah Hişam b. Urve rahimehullah’tan ezberleyemediğim bir isnad
zikretti, dedi ki: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لَمْ يَزَلْ أَمْرُ بَنِي إِسْرَائِيلَ
مُعْتَدِلًا مُسْتَقِيمًا حَتَّى نشأ فيهم أبناء سبايا الأمم فقالوا بِالرَّأْيِ
فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا قَالَ سُفْيَانُ فَنَظَرْنَا فَإِذَا أَوَّلُ
مَنْ تَكَلَّمَ بِالرَّأْيِ بِالْمَدِينَةِ رَبِيعَةُ وَبِالْكُوفَةِ أَبُو
حَنِيفَةَ وَبِالْبَصْرَةِ الْبَتِّيُّ فَوَجَدْنَاهُمْ مِنْ أَبْنَاءِ سَبَايَا
الْأُمَمِ
“İsrailoğullarının
durumu aralarında başkalarından esir aldıkları kimselerin çocukları yayılıncaya
kadar dengeli ve istikamet üzere devam etti. Onlar re’yleriyle görüş
belirttiler, hem saptılar, hem de saptırdılar.” Sufyan rahimehullah dedi
ki:
“Medine’de re’y ile ilk konuşan Rebîa, Kufe’de Ebu Hanife ve
Basra’da (Osman) el-Bettî’yi araştırdık ve gördük ki onlar diğer ümmetlerden
esir alınanların çocuklarındandır.”[16]
Kaderiyye Sapıklığı Irak’ta Türemiştir
Yahya b. Ya’mer
rahimehullah’tan:
قُلْتُ لِابْنِ عُمَرَ إِنَّ عِنْدَنَا رِجَالًا بِالْعِرَاقِ يَقُولُونَ إِنْ
شَاءُوا عَمِلُوا وَإِنْ شَاءُوا لَمْ يَعْمَلُوا وَإِنْ شَاءُوا دَخَلُوا
الْجَنَّةَ وَإِنْ شَاءُوا دَخَلُوا النَّارَ وَإِنْ شَاءُوا وَإِنْ شَاءُوا
فَقَالَ إِنِّي مِنْهُمْ بَرِيءٌ وَإِنَّهُمْ مِنِّي بَرَاءٌ
“İbn Ömer radıyallahu
anhuma’ya dedim ki: “Bizim yanımızda Irak’ta bazı kimseler var ki,
şöyle diyorlar: “Kullar isterlerse amel ederler, isterlerse amel etmezler.
Dilerlerse cennete girerler, dilerlerse cehenneme girerler. Dilerlerse şunu,
dilerlerse şunu yaparlar” İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:
“Ben
onlardan berîyim, onlar da benden berîdirler.”[17]
Abdullah b.
Abdirrahman rahimehullah dedi ki:
قَالَ رَجُلٌ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ إِنَّ نَاسًا مِنْ أَهْلِ
الْعِرَاقِ يُكَذِّبُونَ بِالْقَدَرِ وَيَزْعُمُونَ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ
لَا يُقَدِّرُ الشَّرَّ قَالَ فَبَلِّغْهُمْ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ
مِنْهُمْ بَرِيءٌ وَأَنَّهُمْ مِنْهُ بَرَاءٌ وَاللَّهِ لَوْ أَنَّ لِأَحَدِهِمْ
مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا ثُمَّ أَنْفَقَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا قَبِلَ اللَّهُ
مِنْهُ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ
“Bir adam Abdullah b.
Ömer radıyallahu anhuma’ya dedi ki: “Irak’lı bazı kimseler kaderi yalanlıyorlar
ve diyorlar ki: “Allah Azze ve Celle şerri takdir etmez.” İbn Ömer
radıyallahu anhuma dedi ki:
“Onlara
şöyle ulaştır: “Muhakkak ki Abdullah b. Ömer onlardan berîdir, onlar da O’ndan
berîdirler.” Vallahi şayet onlardan birinin Uhud dağı gibi altını olsa da onu
Allah yolunda infak etse, kaderin hayrına ve şerrine iman etmedikçe Allah ondan
bunu kabul etmez.”[18]
Kaderiyyenin ilk
temsilcilerinden Mabed el-Cuheni Iraklıdır.
Sapkın Sufilik Irak’ta Başlamıştır
Ebu Hazım Seleme b. Dinar rahimehullah şöyle anlattı:
مَرَّ
ابْنُ عُمَرَ بِرَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْعِرَاقِ سَاقِطًا وَالنَّاسُ حَوْلَهُ فَقَالَ
مَا هَذَا؟ فَقَالُوا إِذَا قُرِئَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ أَوْ سَمِعَ اللَّهَ يُذْكَرُ
خَرَّ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ وَاللَّهِ إِنَّا لَنَخْشَى اللَّهَ
وَمَا نَسْقُطُ
“İbn Ömer radıyallahu anhuma Irak’lı bir adama uğradı. Adam yere düşmüş,
insanlar etrafına toplanmışlardı. “Ne oluyor?” diye sorunca: “Bu adama Kur’ân
okunduğu zaman veya Allah’ın zikredildiğini işittiği zaman Allah korkusundan
düşüp bayıldı” dediler. İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki: “Allah’a yemin
olsun biz de Allah’tan korkuyoruz ama düşüp bayılmıyoruz.”[19]
Seyyar Ebu’l-Hakem
rahimehullah şöyle dedi:
أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ
حُدِّثَ أَنَّ أُنَاسًا بِالْكُوفَةِ يُسَبِّحُونَ بِالْحَصَا فِي الْمَسْجِدِ
فَأَتَاهُمْ وَقَدْ كَوَّمَ كُلُّ رَجُلٍ مِنْهُمْ بَيْنَ يَدَيْهِ كَوْمَةَ حَصًا
قَالَ فَلَمْ يَزَلْ يَحْصِبُهُمْ بِالْحَصَا حَتَّى أَخْرَجَهُمْ مِنَ
الْمَسْجِدِ وَيَقُولُ لَقَدْ أَحْدَثْتُمْ بِدْعَةً ظُلْمًا أَوْ قَدْ فَضَلْتُمْ
أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عِلْمًا
“Abdullah b. Mes’ud
radiyallahu anh’e Kufe’de bazı insanların mescidde taşlarla tesbih ettikleri
anlatıldı. Bunun üzerine onların yanına gitti. Topluluktan her bir kimsenin
önünde bir öbek taş vardı. Onları mescidden çıkarıncaya kadar taşlamaya devam
etti ve şöyle diyordu:
“Bir
zulüm olarak bir bid’at çıkardınız yahut Muhammed sallallahu aleyhi ve
sellem’in ashabından daha üstün bir ilminiz var!”[20]
Şafii rahimehullah
şöyle demiştir: “Irak’ı zındıkların uydurduğu ve adına tagbir dedikleri şeyle
terk ettim. Bu vesileyle insanları Kur’an’dan alıkoyuyorlardı.”[21]
Tagbir hakkında Ebu
Mansur el-Ezheri şöyle demiştir: “Bir topluluk Allah’ı zikir, dua ve yalvarma
ile toz kaldırırlar. Allah Azze ve Celle’yi zikrederken söyledikleri şiirlere
“tagbir: toz kaldırma” adını vermişlerdir. Sanki onlar söyledikleri şarkı
esnasında ayaklarıyla yere vurmaları ve raks etmeleri sebebiyle toz kaldırma
anlamına gelen bu ismi kullanmışlardır.
Ahmed b. Hanbel
rahimehullah şöyle demiştir: “Tagbir sonradan çıkarılmış bir bidattir”[22]
Sufilerin kendilerini
nispet ettikleri Hasen elBasri, Cuneyd el-Bapdadi, Haris el-Muhasibi
Iraklılardır. Lakin bu imanların sufilerin çıkardıkları bidatlerle alakası
yoktur.
Yunus b. Ubeyd
rahimehullah dedi ki: “İnsanlar toplanmışlardı. Hasen el-Basri rahimehullah
onlara gelince bir adam dedi ki:
يَا
أَبَا سَعِيدٍ مَا تَرَى فِي مَجْلِسِنَا هَذَا؟ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ
وَالْجَمَاعَةِ لَا يَطْنَعُونَ عَلَى أَحَدٍ نَجْتَمِعُ فِي بَيْتِ هَذَا يَوْمًا
وَفِي بَيْتِ هَذَا يَوْمًا فَنَقْرَأُ كِتَابَ اللَّهِ وَنَدْعُو رَبَّنَا
وَنُصَلِّي عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَنَدْعُو
لِأَنْفُسِنَا وَلِعَامَةِ الْمُسْلِمِينَ؟ قَالَ فَنَهَى عَنْ ذَلِكَ الْحَسَنُ
أَشَدَّ النَّهْيِ
“Ey Ebu Said! Şu
meclisimiz hakkında ne dersin? Ehl-i sünnet ve’l-cemaatten bir topluluk kimseyi
eleştirmiyor, bir gün şunun evinde, bir gün bunun evinde toplanıyoruz, Allah’ın
kitabını okuyor ve rabbimize dua, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e salat
ediyoruz. Kendimiz için ve müslümanlar için dua ediyoruz?” Hasen el-Basrî
rahimehullah bundan şiddetle nehyetti.”[23]
Nakşibendîlik,
Kadirîlik ve Rifailik bu bölgede kuvvetlenmiştir.
Bukalemun Abdullah Yolcu Irak’lıdır
* Araplar tarafından
yapılan fonlarla Türkiye’de Guraba yayınevini kuran, önceleri sünnete davet
ederek taraftar toplayan, biti kanlanınca gerçek yüzlerini ortaya çıkaran,
mezhep taklidine çağırmaya, selefi tevhid davetine dil uzatmaya, Ebu Hanife
bağnazlığı yapmaya ve Harici Sururî taraftarlığını ortaya koymaya başlayan,
korona plandemisinde cemaatle namazların yasaklanmasını, maske takmayı ve aşı
olmayı teşvik ederek açıkça dinden çıkan Abdullah Yolcu adlı sapık da
Irak’lıdır.
Işid Sapkınlığı Irak’ta Kurulmuştur
* Tarih boyunca Irak
halkının çoğunluğunu teşkil eden münafıklar İslam dünyasının zarar görmesinde
etkili olmuşlardır. Son olarak kâfir İslam düşmanları tarafından organize
edilen Işıd teröristleri, Irak’ta kurulmuştur.
Deccal Irak’tan, Haricilerin Arasından Çıkacaktır
* Deccal de Irak’tan
çıkacak, en çok taraftarını bu bölgeden ve İran bölgesinden edinecektir.
Nevvas b. Sem’an
radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem Deccal’in Irak ile Şam arasında bir bölgeden çıkacağını bildirmiştir.[24]
el-Heysem b. el-Esved
rahimehullah dedi ki: “Muaviye radiyallahu anh’ın yanında iken Abdullah b. Amr
b. As radiyallahu anhuma bana dedi ki:
تَعْرِفُونَ أَرْضًا قَبْلَكُمْ يُقَالُ لَهَا كُوثَى
كَثِيرَةُ السِّبَاخِ قُلْتُ نَعَمْ قَالَ مِنْهَا يَخْرُجُ الدَّجَّالُ
“Sizin o taraflarda
(Irak tarafında) Kûse denilen, gübreliği bol olan bölgeyi biliyor musunuz?”
Ben: “Evet” dedim. Dedi ki: “Deccal işte oradan çıkacaktır.”[25]
Abdullah b. Amr
radiyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle
buyurduğunu işittim:
سَتَكُونُ هِجْرَةٌ بَعْدَ هِجْرَةٍ يَخْرُجُ خِيَارُ
الْأَرْضِ إِلَى مُهَاجَرِ إِبْرَاهِيمَ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَيَبْقَى فِي
الْأَرْضِ شِرَارُ أَهْلِهَا تَلْفِظُهُمْ أَرْضُوهُمْ وَتَقْذَرُهُمْ نَفْسُ
اللَّهِ وَتَحْشُرُهُمُ النَّارُ مَعَ الْقِرَدَةِ وَالْخَنَازِيرِ وَقَالَ
رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَخْرُجُ نَاسٌ مِنْ قِبَلِ
الْمَشْرِقِ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ كُلَّمَا قُطِعَ
قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ كُلَّمَا قُطِعَ قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ كُلَّمَا قُطِعَ
قَرْنٌ نَشَأَ قَرْنٌ ثُمَّ يَخْرُجُ فِي بَقِيَّتِهِمُ الدَّجَّالُ
“Hicretten sonra
bir hicret olacak, İbrahim aleyhi's-selâm'ın hicret yeri (olan Şam), yeryüzü
sakinlerinin en hayırlı olanlarını içerisine alacak, (Şam'ın) dışında kalan
kısımlarında, dünyanın en şerli halkı kalacaktır. Sonra onları da kendi
toprakları dışarı atacaktır. Allah onlardan hoşlanmayacak, oradan oraya atacak
sonra maymunlar ve domuzlarla birlikte kendilerini ateş saracaktır.” Yine
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Doğu
tarafından Kur’ân’ı okuyan fakat okudukları gırtlaklarını geçmeyen bazı
insanlar çıkacaktır. Onların ardı kesildikçe başka bir nesil yetişecek, ardı
kesildikçe başka bir nesil yetişecek, sonra onların kalanları arasından Deccal
çıkacaktır.”[26]
İbn Abbas radıyallahu
anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
يَخْرُجُ
الدَّجَّالُ مِنْ يَهُودِيَّةِ أَصْبَهَانَ حَتَّى يَأْتِيَ الْكُوفَةَ فَيَلْحَقَهُ
قَوْمٌ مِنَ الطُّورِ وَقَوْمٌ مِنْ ذِي يَمَنٍ وَقَوْمٌ مِنْ قَزْوِينَ
“Deccal, Esbehan’ın Yahudiyye bölgesinden çıkar, sonra Kufe’ye gelir
ve Tur’dan bir kavim, Yemen’den bir kavim ve Kazvin’den bir kavim ona katılırlar…”[27]
Suleyman b. Şihab
rahimehullah’tan: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından olan Abdullah
b. Mu’tem radiyallahu anh’a misafir oldum. Bana Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
الدَّجَّالُ لَيْسَ بِهِ خَفَاءٌ إِنَّهُ يَجِيءُ مِنْ
قِبَلِ الْمَشْرِقِ فَيَدْعُو إِلَى حَقٍّ فَيُتَّبَعُ وَيَنْصِبُ لِلنَّاسِ فَيُقَاتِلُهُمْ
وَيَظْهَر عَلَيْهِمْ فَلَا يَزَالُ عَلَى ذَلِكَ
حَتَّى يَقْدَمَ الْكُوفَةَ فَيُظْهِرُ دِينَ اللهِ وَيُعْمَلُ بِهِ فَيُتَّبَعُ ثُمَّ
يَقُولُ بَعْدَ ذَلِكَ إِنِّي نَبِيُّ فَيَفْزَعُ مِنْ ذَلِكَ كُلُّ ذِي لُبٍّ وَيُفَارِقُهُ
فَيَمْكُثُ بَعْدَ ذَلِكَ حَتَّى يَقُولَ أَنَا اللهُ فَتُغْشَى
عَيْنه وَتُقْطَعُ أُذُنَهُ وَيُكْتَبُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ فَلَا يَخْفَى
عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فَيُفَارِقُهُ كُلُّ أَحَدٍ مِنَ الْخَلْقِ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ
حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنَ الْإِيمَانِ وَيَكُونُ أَصْحَابُهُ وَجُنُودُهُ الْمَجُوسَ وَالْيَهُودَ
وَالنَّصَارَى وَهَذِهِ الْأَعَاجِمُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ يَدْعُو بِرَجُلٍ فِيمَا
يَرَوْنَ فَيَأْمُرُ بِهِ فَيُقْتَلُ ثُمَّ تُقَطَّعُ أَعْضَاؤُهُ كُلُّ عُضْو عَلَى
حِدَةٍ فَيُفَرِّقُ بَيْنَهَا حَتَّى يَرَاهُ النَّاسُ ثُمَّ يَجْمَعُ بَيْنَهَا ثُمَّ
يَضْرِبُهُ بِعَصَاهُ فَإِذَا هُوَ قَائِمٌ فَيَقُولُ أَنَا اللهُ الَّذِي أُحْيِي
وَأُمِيتُ وَذَلِكَ سِحْرٌ يَسْحَرُ بِهِ أَعْيُنَ النَّاسِ لَيْسَ يَصْنَعُ مِنْ ذَلِكَ
شَيْئًا
"Deccal gizlenecek değildir. Şüphesiz o doğu
tarafından gelir ve hakka davet eder. İnsanların kendisine tabi olması ve
kendisine mensup olmaları için onlarla harp eder ve galip gelir. Kufe’ye
gelinceye kadar bu şekilde devam eder. Allah'ın dinini açığa çıkararak onunla
amel eder. Bundan sonra: “Ben şüphesiz bir nebîyim” der. Bunun üzerine akıl
sahibi olan herkes ondan kaçar ve ayrılır. “Ben Allah'ım” diye iddia edinceye
kadar böylece bekler. Bu iddiası üzerine de gözü kaplanır, kulağı kesilir ve
iki gözü arasına hiçbir Müslüman'a gizli olmayacak şekilde “Kâfir” yazılır.
Böylece kalbinde imandan hardal zerresi kadar olan herkes ondan ayrılır. Deccal’in ashabı ve ordularını;
Mecusiler, Yahudiler, Hristiyanlar ve şu müşriklerden olan acemler oluşturur.
Sonra görmekte oldukları bir adamı çağırır ve ona emreder, onu öldürür, sonra
azalarını keserek insanların görmeleri için her birini ayrı bir yere ayırır.
Sonra azaları bir araya toplar, asasıyla ona vurur, bir de görürler ki adam
ayakta duruyor! Der ki: “Ben dirilten ve öldüren Allah’ım” Bu, insanların
gözlerini boyadığı bir sihirden ibarettir. O böyle bir şeyi hakikatte yapamaz.”[28]
[1]
Hasen. İbn Sa’d Tabakat (7/442) Fesevi Ma’rife
(2/306, 3/79) Beyhakî Delail (6/486-487) Dulabi el-Kuna ve’l-Esma (1268)
el-Lalekai Keramatu’l-Evliya (68) Hatib el-Muttefak ve’l-Mufterak (1208) İbn
Asakir Tarih (12/168, 67/82) İbnu’l-Adim Bugyetu’t-Taleb (5/2057) İbn Kesir
Musnedu’l-Faruk (961) İbn Kesir el-Bidaye (9/132) İbn Hacer el-İsabe (4/145)
Ebu Azbe tabiinin büyüklerinden olup onun hakkında Fesevi: “Sika” demiştir.
el-Elbani ed-Daife’de (5520) bu kıssayı zikretmiş ve isnadının hasen olduğunu
söylemiştir.
[2]
Buhârî ve Muslim'in
şartlarına göre sahih. İbn Sa’d Tabakat (8/254) Ahmed (6/351) İbn Asakir
Tarih (12/121) el-Elbani es-Sahiha (3538)
[3]
Hasen. Ebû Ya'lâ (10/125) Ahmed (2/87, 91) Tirmizî
(2220, 3944) Beyhakî Delail (6/482) el-Elbani es-Sahiha (3538) Mukbil b. Hadi
Camiu’s-Sahih (243, 2330)
[4]
Sahih. Buhârî (7094,
1037)
[5]
Sahih. Buhârî (3279,
3104) Muslim (2905)
[6]
Buhârî'nin şartına göre sahih. İbn Ebi Asım es-Sunne (934) Bezzar (Keşfu’l-Estar 1850) Mukbil b. Hadi
Sahihu’l-Musned (790)
[7]
Sahih. Buhârî (5994,
3753)
[8]
Sahih mevkuf. Ebu Tahir
ez-Zuhelî Cüz (157) İbn Ebi Hayseme Tarih (4359) İbn Asakir Tarih (29/8)
[9]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu İshak el-Fezari’den naklen: İbn Hacer Lisanu’l-Mizan (3/290) Yahya b.
Hamze ez-Zubeydî’nin Tavku’l-Hamame kitabından naklen: İhsan İlahi Zahir
es-Sunnetu Ve’ş-Şia (s.8) Hatib el-Kifaye (1194) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ
(7/201) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (579) İbnu’l-Esir Usdu’l-Gabe (4/156) İbn Asakir
Tarih (44/366) Mukbil b. Hadi İlhadu’l-Humeynî (s.64)
[10]
Muslim'in
şartına göre sahih.
Hâkim (2/291) Vahidî, Esbabu Nuzul (s.19)
[11]
Sahih maktu. Ebu Zur’a
Tarih (s.506) Hatib Tarih (13/375) İbn Asakir Tarih (22/105) Mukbil b. Hadi
Neşru’s-Sahife (s.347)
[12]
Hasen maktu. Ukayli ed-Duafa
(4/268)
[13]
Sahih maktu. İbn Batta
(7/202) Darekutni es-Sifat (65) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (509) Makdisi
el-Hucce (2/531) Zehebi el-Uluv (393) Beyhaki el-Esma ve’s-Sifat (949)
[14]
Hasen maktu. Ebu Nuaym
Hilye (6/258)
[15]
Sahih maktu. Fesevi
Ma’rife (2/782) İbn Şahin Şerhu Mezahibi Ehli’s-Sunne (32) Mukbil b. Hadi
Neşru’s-Sahife (s.335)
[16]
Sahih. Fesevi Ma’rife (3/134) Hatib
Tarih (13/414) Ebu Zur’a ed-Dimeşkî Tarih (s.508)
[17]
Hasen mevkuf. İbn Batta
el-İbane (2/644, 4/153) İbn Bişran Emali (1157) Acurri eş-Şeria (207) Ahmed
(2/107) Mervezi Tazimu Kadri’s-Salat (371)
[18]
Hasen. İbn Batta
el-İbane (4/56, 153)
[19]
Muslim'in şartına göre sahih. Ebu Ubeyd
Fadailu’l-Kur’ân (305)
[20]
Sahih ligayrihi. İbn Vaddah,
el-Bid’a (16)
[21]
Sahih maktu. El-Hallal,
el-Emru bi’l-Maruf (191, 192) İbn Cevzi Telbis (s.205)
[22]
Sahih maktu. İbn Cevzi
Telbis (s.203) Hallal el-Emru bi’l-Ma’ruf (s.106) es-Silefi Tuyuriyyat (43)
[23]
Hasen maktu. İbn Vaddah el-Bid’a
ve’n-Nehyu Anhâ (26)
[24]
Sahih. Muslim (2937)
[25]
Sahih mevkuf. Nuaym b.
Hammad el-Fiten (1504, 1511) Ma’mer, Cami (1451) İbn Ebî Şeybe (8/657) Ebu Bekr
en-Neccad Emali (14) Abdulgani el-Makdisi Ahbaru’d-Deccal (52)
[26]
Muslim'in şartına göre sahih. Tayalisi (2407) Hâkim (3/556) Abdurrazzak (11/376) Ahmed
(2/209) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/53) Taberânî Evsat (7/42) İbn Asakir
Tarih (1/161)
[27]
Bunu Rafii et-Tedvin’de (1/12) isnadında Hasen b. Ziyad el-Lu’luî’nin bulunduğu
bir tarikle rivayet etmiştir.
[28]
Hasen. Ebu Nuaym Marife (4052) İbn
Asakir Tarih (2/229, 230) Fethu’l-Bari (13/91) el-İsabe (4/243) Mecmau’z-Zevaid
(7/340) İbn Kesir en-Nihaye (1/90) Elbani Kıssatu Mesihi’d-Deccal (s.66) Heysemi
dedi ki; "Taberani bunu uzun bir metinle rivayet etti. İsnadında Metruk
olan Said b. Muhammed el-Verrak vardır." Derim ki: Hafız Ebu Nuaym
Marife’de Muhammed b. Said el-Cermi el-Kufi şeklinde zikretmiştir. Muhammed b.
Said el-Cermi güvenilirdir. İbn Ebi Şeybe’nin rivayetinde ise Abdullah b.
Numeyr, Hallad (veya Hallam) b. Salih’ten rivayetle mutabaat etmektedir. Hadis
hasen olmaya elverişlidir. Bu yüzden Hafız İbn Hacer: “Zayıflığı ileri boyutta
değildir” der.
* Abdullah b. Mu’tem radıyallahu anh’den mevkuf
olarak: İbn Ebi Şeybe (7/497) İbn Sa’d Tabakat (6/202)