Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

27 Eylül 2015 Pazar

Sen Rabbini Razı Etmeyi Gözet

“İnsanların hepsinin senden razı olması mümkün değildir. Bir grup senden razı olurken, diğer bir grup sana öfkelenecektir. Senin Yaradan Azze ve Celle’nin rızasını gözetmen gerekir. İnsanların ve yaratılmışların kalpleri O’nun elindedir. O, bunları evirip çevirendir.
O, yardımıyla mü’minleri destekleyen ve kalplerini birleştirendir. Şayet bütün yeryüzündekileri infak etsen onların kalplerini birleştiremezdin. Lakin Allah aralarını birleştirdi. Şüphesiz O Azizdir, Hakimdir
Yönelme ve yüz çevirme bakımından emri elinde bulunduran Allah subhanehu, kulların kalplerini parmakları arasında dilediği gibi evirip çevirir. Sen O’nu gözet ve amel et, başarı ve zafer ile müjdelen. Ahmed’e, Mehmed’e bakma! Sana düşen Allah Azze ve Celle’yi razı etmektir. Salih selefinizin bu konudaki siyretlerini okuyun. Bu konuda rivayet edilen haberlerde şaşırtıcı haller göreceksiniz."
Şeyh Rebi b. Hâdî

Kötü zanna sebebiyet veren kendisini kınar


“Kötü bir kimseyle beraber görülürsen ve insanlardan kiminle beraber görülürsen sen de ancak onlara nispet edilirsin. Hayır zanda bulunulması imkansızdır. Bu durumda ancak kötü zanda bulunulur. Çünkü kötü kimselerle arkadaşlık itham sebebidir. Müminlerin emiri Ömer radıyallahu anh şöyle demiştir: “Kim kendisini ithama uğrayacağı yerlere sokarsa, kendisine kötü zanda bulunanları kınamasın.”

Sen bid’atçiyle beraber yürüdüğünde insanlar sana hangi zanda bulunsun?

Senin sünnetin destekçisi olduğunu mu zannedeceklerdi?

Hayır vallahi, senin ancak onun gibi biri olduğun zannedilir!
Şeyh Rebi b. Hâdî

Nefsini Yokla!


"Her Müslümanın kendi nefsini, hak üzere olan bir kimseye hevası sebebiyle meylinden dolayı kontrol etmesi gerekir. Kendisine hak açıkça belirmeden önce falan kimsenin delil ile destekli olduğu için mi, yoksa sırf o falan kimse olduğu için mi ona meylediyor diye yoklamalıdır. O kimse hak üzere olsa bile böyle bir meyil caiz değildir. Şöyle der: “Hak üzere olan kimseyle beraber olsa bile böyle bir meyil cahiliyye hükmündendir.” İnsanların çoğu bu tehlikeye aldırmazlar.
Her Müslümanın çeşitli meselelerde bu konuyla ilgili olarak Allah’ı gözetmesi, kimin yanında olursa olsun, maksadının yalnızca hakkı bilmek olması gerekir.  
Bundan dolayı Şafiî rahimehullah şöyle demiştir: “Bir münazaraya girdiğimde hakkın arkadaşımda veya bende bulunmasına aldırmam.” Hakkın yalnız kendisinde olmasını temenni etmez, bilakis hakkın arkadaşında olmasını ve ona destek olmayı temenni ederdi. Bu yüce ahlak ve dosdoğru bir dindir.
Allah’tan bizleri ve sizleri bu şekilde hakkı araştıranlardan kılmasını, hevadan ve cahiliyye üsluplarından uzaklaştırmasını dileriz.
Ey kardeşler! Bizim nefislerimizi kontrol etmemiz gerekir. Kim kendisinde böyle bir hastalık bulursa nefsinin tedavisine yönelmesi, daima hakkı araştırarak kendisini kör taassubdan kurtarması gerekir. Zira kör taassub sahibini Allah Teâlâ’ya şirk koşmaya veya tehlikeli sapıklıklara vardırır.”
Şeyh Rebi b. Hadi el-Medhali’nin sitesinde, et-Taassubu’z-Zemim adlı makaleden.

Bid’at Ehlini Savunmanın ve Onları Eleştirmeyi Çirkin Görmenin Hükmü

Şeyh Bekr Ebu Zeyd rahimehullah Hecru’l-Mubtedi adlı eserinin dokuzuncu bölümünde (s.48-49) şöyle demiştir:
“Hicri 406 yılında vefat etmiş olan Ebu Ali ed-Dekkak rahimehullah’ın dediği gibi; “Bâtılı söyleyen kişi konuşan şeytandır. Hak hususunda sükut eden ise dilsiz şeytandır.” (Şezeratu’z-Zeheb 3/80)
Sabit sünnetlerden birisi de Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisidir. Nitekim Enes radıyallahu anh şöyle demiştir: “Müslümanlar İslam nimetine sevinmelerinden sonra bu hadise sevindikleri kadar başka bir şeye sevinmediler.” (el-Fetava 11/517-518)
Nitekim imamlar itikadın aslına çelişen kimselere şiddet göstermişler ve bid’atçilere hecr uygulayarak terk etmişlerdir.
Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah İttihadçılara reddiye verirken şöyle demiştir: “Onlara nispet edilen veya onları savunan yahut onları öven, kitaplarını yücelten, onlara yardım etmekle bilinen ve onları eleştirmeyi hoş görmeyen yahut “O bu sözün ne olduğunu bilmiyordu” veya “O kitabı o mu yazdı?” gibi sözlerle onlara mazeret bulmaya çalışan herkesin cezalandırılması gerekir. Bu sözleri ancak bir cahil veya bir münafık söyler. Bilakis onların durumunu bildiği halde onların aleyhinde olanlara yardım etmeyen herkesin cezalandırılması gerekir. Çünkü onların aleyhinde olmak en önemli farzlardandır. Zira onlar akılları ve dinleri şeyhler, âlimler, yöneticiler ve emirlerden olan halka karşı kışkırtarak ifsat etmişlerdir. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için çalışmışlar, Allah’ın yolundan alıkoymuşlardır.” (el-Fetava 2/132)
Allah Şeyhulislam İbn Teymiyye’ye rahmet etsin ve ona cennet nehirlerinden içirsin.
Şüphesiz bu sözler dikkat gerektiren ince ve önemli sözlerdir. Her ne kadar İttihadçılar hakkında söylenmiş olsa da, bütün bid’atçileri, bid’ate destek olan, bid’at kitaplarını yücelten, Müslümanlar arasında yayan, bid’at ve sapıklıkları üfüren, bunlarda bulunan itikad çözülmelerine ve sapmalara karşı uyarmayan herkesi kapsayıcıdır. Çünkü bu kimseler bu meselede gevşeklik yapmışlardır. Bu kötülüğün başka Müslümanlara da bulaşmaması için ardının kesilmesi gerekir.
Bu zamanda bu minval üzere bid’atçileri öven, onların sözlerini yayan, onların düştükleri sapıklıklara karşı uyarıda bulunmayan topluluklarla müptela olduk. Bid’atçilere karşı “Ebu Cehil” olan bu kimselerden sakının. Şekavetten ve şekavet ehlinden Allah’a sığınırız.”

21 Eylül 2015 Pazartesi

Seferî'nin ve Bayram Namazını Kaçıran Kimsenin Bayram Namazı

Buhârî Sahih’in şöyle bab açmıştır: Bayram Namazını Kaçıran Kimseler İki Rekat Namaz Kılarlar. Kadınlar, evlerinde ve köylerde bulunanlar da bu hüküm kapsamına girer­ler. Çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bu biz müslümanların bayramıdır."
Enes b. Mâlik radıyallahu anh (Basra'ya iki fersah uzaklıktaki) Zaviye denen yerleşim biriminde bulunan evinde iken kölesi İbn Ebi Utbe'ye ailesini ve çocuklarını topla­masını emrederdi ve herkes toplandıktan sonra şehirdekilerin namaz kılıp tekbir getirdiği gibi namaz kıldırırdı.”
İkrime şöyle demiştir: "Sevâd halkı (Köylüler ve çiftçiler) bayram günlerinde toplanır ve imamın yaptığı gibi iki rekat namaz kılardı."
Atâ şöyle demiştir: "Bir kimse bayram namazını kaçıracak olursa iki rekat namaz kılar."
Hafız İbn Hacer, Enes radıyallahu anh rivayetini İbn Ebi Şeybe’nin Musannef’te mevsul olarak rivayet ettiğini ve Zaviye’nin Basra yakınlarda bir yer olduğunu söylemiştir. Enes radıyallahu anh’ın orada bir bahçesi olduğunu ve çoğunlukla orada ikamet ettiğini zikretmiştir. İkrime ve Ata’nın sözlerini de yine İbn Ebi Şeybe’nin mevsul olarak rivayet ettiklerini zikretmiştir. (Bkz.: Fethu’l-Bari 3/127-128) el-Elbani de Muhtasaru’s-Sahihi’l-Buhari’de bu mevsul rivayetlerin isnadlarının sahih olduğunu belirtmiştir. (1/302)
Beyhaki isnadıyla Ubeydullah b. Ebi Bekr b. Enes b. Malik’ten şöyle rivayet eder: “Enes radıyallahu anh imamla beraber bayram namazını kaçırdığında ailesini toplar, onlara imamın bayramda kıldırdığı namaz gibi namaz kıldırırdı.”
Sonra Beyhaki şöyle der: “Enes b. Malik radıyallahu anh’ın Zaviye’de evi olduğu, Basra’daki bayram namazına katılamadığı, kölelerini ve çocuklarını toplayıp azatlısı Abdullah b. Ebi Utbe’ye onlara şehir halkınınki gibi iki rekat namaz kıldırmasını ve tekbirleri almasını emrettiği zikredilmiştir.”  
Beyhaki şunları da zikreder: “İkrime dedi ki:  “Sevad halkı (köylüler ve çiftçiler) bayramda toplanıp imamın yaptığı gibi iki rekat kılarlardı.”
Muhammed b. Sirin dedi ki: “Kişi bayram namazını kaçırdığı zaman Ceban’a gidip imamın yaptığı gibi yapması (aynı namazı kılmasını) müstehap görürlerdi.” Atâ bayram namazını kaçırdığı zaman tekbirsiz olarak iki rekat namaz kılardı.” (Sunenu’l-Beyhaki 3/305)
Abdurrazzak, Ma’mer’den, o da Katade’den rivayet ediyor: dedi ki: “Ramazan bayramında bayram namazını kaçıran imamın kıldığı gibi iki rekat kılar.” Ma’mer dedi ki: “Kişi Ramazan veya Kurban bayramında hutbeyi veya namazı kaçırırsa, ancak bundan sonra yetişebilirse iki rekat namaz kılar.” (Musannef 3/300-301)
İbn Ebi Şeybe, isnadıyla Hasen el-Basri’den rivayet ediyor: “Bayram namazını kaçıran imamın kıldığı gibi iki rekat kılar.”
Yine İbrahim en-Nehai’den şöyle rivayet eder: “İmamla beraber (bayram) namazını kaçırırsan imamın kıldığı gibi kıl.”
İbrahim en-Nehai dedi ki: “İnsanlar geri dönerlerken yetişirsen mescidin bir kenarına gir ve imamın kıldığı gibi namaz kıl. Bayram namazına çıkmayan, imamın kıldığı gibi kılar.”
Hammad şöyle dedi: “Bayram namazına yetişemeyen imamın kıldığı gibi iki rekat kılar ve onun aldığı gibi tekbirleri de alır.” (İbn Ebi Şeybe Musannef 2/183-184)
Bazı âlimler bayram namazını kaçıranın dört rekat kılacağını söylemişlerdir. Bunda dayanakları İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın sözüdür. Fakat el-Elbani’nin el-İrva’da (3/121) dediği gibi bu rivayet zayıftır, isnadı munkatı/kopuktur.
İbn Hacer Tagliku’t-Talik’te Buhari’nin muallak olarak zikrettiği rivayetleri şu lafızlarla zikreder:
“Ubeydullah b. Ebi Bekr b. Enes b. Malik dedi ki: “Enes b. Malik radıyallahu anh imamla beraber bayram namazını kaçırdığı zaman ailesini toplar ve imamın bayramda kıldırdığı namaz gibi namaz kıldırırdı.”
İbn Ebi Şeybe’nin rivayeti: Yunus, Enes radıyallahu anh’ın ailesinden birinden rivayet ediyor:
“Enes radıyallahu anh bazen ailesini ve kölelerini bayram gününde toplar ve onlara Abdullah b. Ebi Utbe iki rekat namaz kıldırırdı.”
Firyabi’nin rivayeti: Ebu Bekr b. Enes radıyallahu anh’den: “Enes radıyallahu anh’ın azatlısı Basra’nın rastaklarından birisinde idi ve Enes radıyallahu anh ona kurban ve ramazan bayramlarında ailesini toplayıp (namaz kıldırmasını) emretti.”
İbn Ebi Şeybe, İkrime’nin kavlini şöyle rivayet etmiştir: “Seferde (yolculukta) bulunan sevad halkı ramazan ve kurban bayramlarında toplanır ve onlardan biri imam olup namaz kıldırırdı.”
Ata’nın sözüne gelince Musannef’te şöyledir: “Kişi imam ile beraber namaz kılmayı kaçırırsa iki rekât kılar ve tekbirleri alır.” (İbn Hacer, Tagliku’t-Ta’lik (2/386-387)
Bu rivayetlerden şunlar anlaşılmaktadır:
Enes radıyallahu anh’ın Basra’ya iki fersah mesafede bulunan Zaviye’de bir bahçe evi vardı ve çoğunlukla orada kalır, burada bulunduğu sırada seferî olurdu. Fakat orada bulunan ailesi mukim oldukları için kendisi Basra’da kılınan bayram namazına katılamadığında ev halkına azatlısı İbn Ebi Utbe’nin namaz kıldırmasını emretmiş, kendisi seferi olduğu için bayram namazı kılmamıştır. Enes radıyallahu anh’ın ev halkına kendisinin namaz kıldırdığına dair rivayet, başka bir hadise olup, kendisinin namazı kaçırdığı zaman yaptığı uygulama olmalıdır. Allah en iyi bilendir.
İkrime’nin sözüne göre seferde olan kişi, bir yerleşim biriminde bulunuyorsa orada bulunan cemaatle beraber bayram namazını kılar. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem musallaya herkesin, hatta hutbeyi dinlemeleri için hayızlı kadınların dahi çıkmalarını emretmiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hac yaptığında bayram namazı kılmamıştır. Ne Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ne de raşid halifelerin seferde bayram namazı kıldıkları nakledilmemiştir. Bu husus, yolculuk esnasında bulunanların bayram namazı kılmalarının gerekmediğini göstermektedir.

6 Eylül 2015 Pazar

Ebu Hureyre Radıyallahu Anh Hakkında Bir İftiranın Reddi


Buhârî (no 5355); Ömer b. Hafs – babası - el-A’meş – Ebu Salih - Ebu Hureyre radıyallahu anh yoluyla rivayet ediyor: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«أَفْضَلُ الصَّدَقَةِ مَا تَرَكَ غِنًى، وَاليَدُ العُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليَدِ السُّفْلَى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ» تَقُولُ المَرْأَةُ: إِمَّا أَنْ تُطْعِمَنِي، وَإِمَّا أَنْ تُطَلِّقَنِي، وَيَقُولُ العَبْدُ: أَطْعِمْنِي وَاسْتَعْمِلْنِي، وَيَقُولُ الِابْنُ: أَطْعِمْنِي، إِلَى مَنْ تَدَعُنِي "، فَقَالُوا: يَا أَبَا هُرَيْرَةَ، سَمِعْتَ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟ قَالَ: «لاَ، هَذَا مِنْ كِيسِ أَبِي هُرَيْرَةَ»
Sadakanın üstünü sadaka vereni zengin bırakandır. Yukarıdaki el, aşağıdaki elden üstündür. En yakınlarından başla.” (Ebu Hureyre dedi ki:)
“Kadın: “Beni ya doyur, ya da boşa” der. Köle: “Beni ya doyur ya da çalıştır” der. Oğul: “Beni doyurmayıp da kime bırakacaksın?” der. Dediler ki:
“Bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den mi işittin ey Ebu Hureyre!” O da dedi ki:
“Hayır, bu Ebu Hureyre’nin anlayışındandır.”
Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın anlayışından olan kısım: “Kadın der ki…” kısmından itibaren başlayan kısımdır. İnsanlar Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın hadisin ardından yaptığı bu açıklamayı da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olan bir söz gibi anladılar, bu yüzden kendisinin sözü mü, yoksa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü mü diye tespit etmek için sordular. Ebu Hureyre radıyallahu anh de bu yanlış anlamayı gidermiş oldu.
Sünnete karşı şaibe oluşturmak isteyen şiiler ve onlara tâbi olan zındıklardan bazı maksatlı kimseler bu hadisi, “Ebu Hureyre cebinden hadis uydurduğunu itiraf ediyor” diyerek suiistimal etmeye çalışmaktadırlar. Görüldüğü gibi, bilakis Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiği söz ile kendisine ait açıklamayı ayırt etmiş, kendisine ait sözün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e aitmiş gibi anlaşılması üzerine bu yargıyı düzeltmiştir.
Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (9167) ve Ahmed b. Hanbel’in bir rivayetinde (2/527) İbn Aclan – Zeyd b. Eslem – Ebu Salih – Ebu Hureyre radıyallahu anh isnadıyla ve şu ziyade ile gelmiştir:
“Dediler ki: “En yakınlar kimlerdir ey Allah’ın rasulü?” Bunun üzerine “Kadın der ki:..” buyurdu…” Bu ziyade bu şekliyle münkerdir.  Zira bu şekliyle İbn Aclan rivayet etmiş olup onun hafızası zayıftır.  
İbn Hacer dedi ki: “İbn Aclan Ebu Hureyre hadislerini karıştırmıştır.” Zehebi de şöyle nakleder: “Ezberi kötüdür. Hakim dedi ki: Muslim İbn Aclan’ın rivayet ettiği 13 hadisi ancak şahit getirmek (diğer rivayetleri takviye etmek) amacıyla rivayet etmiştir.”
Buhari’nin isnadındaki sika ve sebt raviler bu kısmı Ebu Hureyre radıyallahu anh’den mevkuf olarak rivayet etmişlerdir.
Nitekim Nesai’nin (Sunenu’l-Kubra 9166) rivayetinde yine İbn Aclan – Zeyd b. Eslem – Ebu Salih – Ebu Hureyre radıyallahu anh tarikiyle gelen rivayete göre Ebu Hureyre bu hadisi rivayet ettikten sonra,
“Ebu Hureyre’ye en yakınlar kimlerdir?” diye sorulmuş, bunun üzerine Ebu Hureyre radıyallahu anh: “Kadın der ki:…” diyerek yukarıda geçtiği gibi cevap vermiştir.
Ahmed b. Hanbel’in (2/524); Abdulmelik b. Amr (el-Kaysî) – Hişam – Zeyd - Ebu Salih – Ebu Hureyre radıyallahu anh yoluyla sevk ettiği rivayette hadisi rivayet ettikten sonra Ebu Hureyre radıyallahu anh’e:
“Yakınlar kimlerdir?” diye sorulduğu, bunun üzerine “Kadın der ki:..” diyerek bu açıklamayı yaptığı geçer.
Bu isnad hasendir. İbn Aclan’ın ikinci rivayetiyle de mutabık olduğundan şahidiyle sahih derecesine çıkar. İbn Aclan’ın birinci rivayetinin ise ezberindeki kusurdan kaynaklandığı anlaşılmış oluyor.
Böylece bütün bu tespitlerden sonra hadisenin şu şekilde cereyan ettiği netlik kazanıyor:
“Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Sadakanın üstünü sadaka vereni zengin bırakandır. Yukarıdaki el, aşağıdaki elden üstündür. En yakınlarından başla.” Ebu Hureyre radıyallahu anh’e:
“En yakınlarla kastedilenler kimlerdir?” diye soruldu. Dedi ki:
“Kadın: “Beni ya doyur, ya da boşa” der. Köle: “Beni ya doyur ya da çalıştır” der. Oğul: “Beni doyurmayıp da kime bırakacaksın?” der. Dediler ki:
“Bunu (yani “en yakınlar” ile ilgili açıklamayı) da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den mi işittin ey Ebu Hureyre!” O da dedi ki:
“Hayır, bu Ebu Hureyre’nin anlayışındandır.”
Önemli Uyarı: Ahmed Naim ve Kâmil Miras tarafından yapılan Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerh’inde (11/373) (Kâmil Miras tarafından)* şu şekilde tercüme edilmiştir ki son derece yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermektedir:
Ya Eba Hureyre! Bu hadisi bu suretle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittin mi?” demişlerdi. Ebu Hureyre de bu suale sinirlenerek: “Hayır, bu Ebu Hureyre’nin cebinden uydurmadır” diye suali inkar ve ta’riz ile karşılamışdı.”
Bu şekilde bir tercümenin hadisin ne metniyle ne de muhtevasıyla bir alakası vardır! Nitekim Sahihu Buhari’deki arapça metninin orjinalini yukarıda nakletmiştim.
Hamd ve Minnet Allah’adır.
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

* Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhinin dördüncü cildinden sonrası yalnızca Kâmil Miras tarafından tercüme ve şerh edilmiştir. Bu sebepten dolayı Ahmed Naim'in adının zikredilmemesi gerektiğine dair ikazda bulunuldu. Abdullah Tekhafızoğlu'na teşekkür ederim.

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Nebevî Sünnet Karşısında Hadis İnkarcıları ile Re'y Ehlinin Ortak Konumu


Re'y ve kıyas hakkında Muaz radiyallahu anh'ın "Kitap ve sünnette hüküm bulamadığım konuda re'yimle (görüşümle) içtihat ederim" dediği ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in de bunu onayladığına dair meşhur olan bâtıl bir hadis delil getirilmektedir. Bu rivayet gerek metin olarak ve gerekse isnad olarak münkerdir.
Buhârî, İbn Hazm, Ebû Alî el-Cubbâî, Zehebî, İbnu'l-Cevzî ve daha birçok alimler bu hadisi reddetmişlerdir. el-Elbânî de ed-Daife'de gerek isnad olarak ve gerek metin olarak münker oluşunu açıklamış, Ali b. Hasen el-Halebî "el-İynâs" adını verdiği bir risalede bu konuyu genişçe ele alarak sözkonusu rivayetin sahih olmadığını ayrıntılarıyla açıklamıştır. Burada kısaca şunları nakledebiliriz:
İmam Buhârî rahimehullah Tarihu'l-Kebir'de ve Tarihu'l-Evsat'ta bu rivayet hakkında şöyle der: "(Râvilerinden) Hâris (b. Amr) sadece bu hadis ile biliniyor, sahih değildir."
İbn Hazm rahimehullah şöyle der: "Senedindeki düşüklükten dolayı Muaz hadisini delil getirmek helâl değildir. Zira Hâris b. Amr tariki dışında bir rivayet yolundan gelmemiştir. Haris ise kimse tarafından tanınmayan meçhul bir ravidir. Ayrıca o (Haris b. Amr) bu hadisi kim oldukları bilinmeyen Humus'lu bir topluluktan rivayet etmiştir... Bu rivayet sahabe devrinde bilinmediği gibi, hiçbir sahabi tarafından rivayet edilmeyen, tabiîn devrinde de bilinmeyen bir sözdür."
Ebû Ali el-Cubbâî, Muaz hadisini zayıf bulmuştur.
İmam Tirmizi rahimehullah: "Bu hadisi sadece bu vecihten biliyoruz. İsnadı muttasıl (kesintisiz) değildir" demiştir.
İmam Zehebî, Siyeru A'lami'n-Nubela'da, İmamu'l-Harameyn el-Cuveyni'nin hal tercemesini zikrederken şöyle demiştir: "Bu İmam (el-Cuveynî) fevkalade zekâsına, mezhebinin usûl ve fürû'undaki imamlığına ve münazaradaki kuvvetine rağmen hadîs ilmini metin ve isnad olarak gerektiği şekliyle bilmezdi. Kitabu'l-Burhan'da kıyas konusunda Muaz hadisini delil gösteriyor ve "Bu hadis, sahih kitaplarda mevcuttur ve sıhhatinde ittifak edilmiştir" diyor! Bu hadis nereden sahih oluyormuş?!! O, el-Haris b. Amr isimli meçhul bir râvî'den gelmektedir. O da bunu kim oldukları bilinmeyen bir grup Humus'ludan nakletmektedir"
Her ne kadar bazı fıkıh ehlinin "telakki bi'l-kabul görmüştür" iddiasıyla bu hadisin sahih olduğunu iddia ettikleri vaki olmuşsa da, telakki bi'l-kabul meselesi, rivayetlerin sıhhat değerlendirmesinde geçerli bir metod değildir. Rivayetler, hadis ehlinin usulü ile değerlendirmeye tâbî tutulur. Mezkur rivayetin isnadındaki şiddetli zayıflık ortadadır. Aşağıda metin olarak da din usulüne aykırılığını açıklayacağım. Kaldı ki, isimleri sayılan ve burada saymadığımız birçok âlim bu rivayeti reddetmişken, telakki bi'l-kabul iddiası da bâtıldır.
Metin olarak münkerliğine gelince, söz konusu rivayetin baş tarafında Muaz radıyallahu anh'ın bir meseleyle karşılaştığı zaman Kur'an'a bakacağı, Kur'ân'da bulamazsa Sünnet'e bakacağı... şeklinde ifadeler yer almıştır. Böyle bir metod ise bâtıldır. Zira Kur'an ve sünnete birlikte bakılması zorunludur. Şayet böyle yapılmazsa, mesela; kişi kan ile ilgili bir meselede Kur'an'a baktığında bütün kanların haram kılındığını görür. Hükmü Kur'ân'da bulduğu için de artık sünnete müracaat etmesi gerekmediğini düşünür. Halbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bize kanlardan iki şey ve ölülerden iki şey helal kılındı. Kanlar; karaciğer ve dalak, ölüler ise balık ve çekirgedir" buyurmuştur. Bu konuda bir çok örnekler zikredilebilir. Mesela her namaz için ayrıca abdest gerekip gerekmediği hususunda Kur'an'a bakan kişi, Maide 6. ayetinde "namaza kalktığınız zaman..." ifadesini gördüğünde abdesti olsa dahi, her namaz için ayrıca bir abdest alması gerektiği hükmünü bulmuş olur ve artık sünnete müracaat etmesi gerekmediğini düşünebilir. Halbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetinde, kişi abdestli olduğu sürece birçok namazı kılabileceği hükmü gelmiştir. Dolayısıyle sünnete müracaat etmeden yalnız Kur'an'da bulduğu hükümlerle hükmeden kişi Allah'ın indirdiğinden başkası ile hükmetmiş olur. Yahut da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmettiğini iddia ederek küfre sapmış olur.
Allah'ın indirdiğinden başkası ile hükmedenler; yani sünnetten yüz çevirmek ve böylece Kur'ân'ı beyan edicisinden ayırmak suretiyle "sadece Kur'ân" diyenler ile vahyin nasları ile yetinmeyip, re'y ve kıyasla da hüküm îcâd edenler, Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi:
Zâlimler,
Fâsıklar,
Ya da kâfirlerin ta kendileridirler...

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Siz Onları Görseydiniz


Alkame b. Mersed rahimehullah dedi ki: “İnsanlar içinde hüznü Hasen el-Basrî'den daha fazla kimse görmedik. Biz onu sanki yeni bir musibet içindeymiş gibi görürdük. (Hasen el-Basrî) Şöyle dedi:
“Biz gülüyoruz, lakin belki de Allah bizim amellerimize muttali olup: “Sizden hiç bir şey kabul etmiyorum” diyor olabilir. Yazık sana ey Âdemoğlu! Senin Allah ile harp etmeye gücün yeter mi? Kim Allah’a isyan ederse O’na harp açmış olur. Ben Bedir ashabından yetmiş kişiye yetiştim. Çoğunun elbiseleri yünden idi. Şayet siz onları görseydiniz
“Mecnunlar (cinliler/deliler) derdiniz. Şayet onlar sizin hayırlılarınızı görselerdi elbette:
“Bunlar nasipsiz kimseler” derlerdi. Şayet sizin şerlilerinizi görselerdi:
“Bunlar hesap gününe iman etmiyorlar” derlerdi. Ben dünyanın kendilerine ayakları altındaki topraktan daha değersiz geldiği kimseleri gördüm. Onlardan biri yanında o günlük yiyeceği dışında bir şey bulunmadan akşamlıyor ve:
“Bunun hepsini karnıma doldurmayacağım, bilakis bir kısmını Allah Azze ve Celle için ayıracağım” diyor, kendisi sadaka verilmeye daha muhtaç olduğu halde onu sadaka veriyordu.”

Sahih maktu. Ebû Nuaym Hilye (2/134)

4 Ağustos 2015 Salı

Menhecin Özü: Velâ ve Berâ

Şeyh Muhammed b. Abdillatif b. Abdirrahman rahimehullah, ed-Dureru’s-Seniyye (8/447-450) şöyle demiştir:
“Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Kâfirler birbirlerinin dostlarıdırlar. Bunu ancak yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olması için yaparlar.” (Enfal 73)
Bazı fazilet sahibi âlimler şöyle demişlerdir: “Yeryüzünde fitne ile kastedilen şirktir. Büyük bir fesat ile kastedilen ise Müslümanın kâfirle, itaatkârın isyankâr ile beraber bulunmasıdır. İşte o zaman İslam’ın düzeni bozulur, tevhidin hakikati gider, en iyi Allah’ın bildiği kötülükler meydana gelir. İslâm istikamet üzere olmaz. İyiliği emir ve kötülükten yasaklama ve cihad sancağının yükselmesi ancak Allah için sevmek ve Allah için buğz etmekle, Allah’ın dostlarına yakınlık göstermek ve düşmanlarına düşmanlık etmekle ikame edilebilir. Buna delalet eden ayetler sınırlanamayacak kadar çoktur. Hadislere gelince, zikredilmesine gerek kalmayacak kadar meşhurdur. Bunlardan bazıları:
Bera b. Azib radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
أَوْثَقُ عُرَى الْإِيمَانِ الْحَبُّ فِي اللَّهِ وَالْبُغْضُ فِي اللَّهِ
İmanın en sağlam kulpu; Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.”[1]
Ebu Zerr radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
أفضل الإيمان: الحب في الله والبغض فيه
İmanın en üstünü Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.”[2]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
اللهم لا تجعل لفاجر عندي يداً، ولا نعمة فيودّه قلبي، فإني وجدت فيما أوحيته إليَّ: {لا تجد قوماً يؤمنون بالله واليوم الآخر يوادون من حاد الله ورسوله} [المجادلة/22]
Allah’ım! Bana bir günahkârın yardım ve nimetini nasip etme ki kalbim onu sevmesin. Zira bana vahyettiklerin içinde şunu buluyorum: “Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş hiçbir kavmi Allah ve rasulünden yüz çevirenlere sevgi besler bulamazsın…” (Mucadele 22)[3]
Buhârî ve Muslim, İbn Mes’ud radıyallahu anh’den rivayet ediyorlar: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
المرء مع من أحب
Kişi sevdiğiyle beraberdir.”[4]
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
الْمَرْءُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ
Kişi dostunun dini üzeredir. Biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.”[5]
Ebu Mes’ud el-Bedrî radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لَا تُصَاحِبْ إِلَّا مُؤْمِنًا وَلَا يأكل طعامك إلا تقي
Mü’min kimseden başkasıyla arkadaşlık etme ve yemeğini takva sahibinden başkası yemesin.”[6]
Ali radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
وَلَا يُحِبُّ رَجُلٌ قَوْمًا إِلَّا حُشِرَ مَعَهُمْ
Kişi bir kavmi sevdiği zaman mutlaka onlarla beraber haşredilir.”[7]
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
تقربوا إلى الله ببغض أهل المعاصي، والقوهم بوجوه مُكفهرّة، والتمسوا رضا الله بسخطهم، وتقربوا إلى الله بالتباعد منهم
İsyankârlara buğz etmekle Allah’a yakınlaşın. Onları asık suratla karşılayın. Onları öfkelendirmekle Allah’ın rızasını arayın. Onlardan uzaklaşmakla Allah’a yakınlaşın.”[8]
İsa aleyhi's-selâm şöyle demiştir:
تحببوا إلى الله ببغض أهل المعاصي، وتقرَّبوا إلى الله بالبعد عنهم، واطلبوا رضا الله بسخطهم
İsyankârlara buğz etmekle Allah’ın sevgisini kazanın. Onlardan uzaklaşmakla Allah’a yakınlaşın. Allah’ın rızasını, onları öfkelendirmekle arayın.”[9]
İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan:
أَحِبَّ فِي اللهِ وَأَبْغِضْ فِي اللهِ وَوَالِ فِي اللهِ , وَعَادِ فِي اللهِ، فَإِنَّهُ لَا تُنَالُ وِلَايَةُ اللهِ إِلَّا بِذَلِكَ، وَلَا يَجِدُ رَجُلٌ طَعْمَ الْإِيمَانِ - وَإِنْ كَثُرَتْ صَلَاتُهُ وَصِيَامُهُ - حَتَّى يَكُونَ كَذَلِكَ، وَصَارَتْ مُؤَاخَاةُ النَّاسِ فِي أَمْرِ الدُّنْيَا، وَإِنَّ ذَلِكَ لَا يَجْزِي عَنْ أَهْلِهِ شَيْئًا
Kim Allah için sever ve Allah için buğz ederse, Allah için yakınlık gösterir ve Allah için düşmanlık gösterirse bununla ancak Allah’In dostluğuna ulaşır. Bir kul, namazı ve orucu çok olsa dahi bu şekilde davranmadıkça imanın tadını bulamaz. İnsanların kardeşliklerinin çoğu dünya işi üzerine olmaya başladı. Bu yüzden bu kimseler bir şey bulamazlar[10]
Yani sevgisi ve dostluğu Allah için, buğzu ve düşmanlığı Allah için olmadıkça... Allah ondan razı olsun nesillerin en hayırlısında bulunan İbn Abbas radıyallahu anhuma bunu söylüyorsa, ondan sonra ancak durumun şiddeti ve hayırdan uzaklaşma artmıştır. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
لَا يَأْتِي عَلَيْكُمْ زَمَانٌ إِلَّا وَالَّذِي بَعْدَهُ شَرٌّ مِنْهُ
Üzerinize hiçbir zaman gelmez ki, ondan sonra gelen zaman daha şerli olmasın.”[11]
Hatta bugün insanların dostlukları, sevgileri, arkadaşlıkları küfür, şirk ve günah üzeredir. Kul, Allah’ın düşmanlarıyla birlikte olmaktan, onlara genişlik göstermekten, onlara karşı gaflette olmaktan, onları sırdaş edinmekten, yönetici edinmekten ve onlarla samimi olmaktan alabildiğine sakınmalıdır. Çünkü bu Allah’ın öfkesini ve gazabını gerektirir.
Kurtubî rahimehullah “Kendinizden başkalarını sırdaş edinmeyin” (Al-i İmran 118) ayetinin tefsirinde şöyle demiştir: “Allah Teâlâ, kâfirleri, Yahudileri, hevâ ve bid’at ehlini arkadaş ve dost edinmekten, onlarla görüş alışverişinde bulunmaktan, onlara görev vermekten mümin kullarını sakındırmaktadır.” Er-Rubeyyi’den şöyle dediği rivayet edildi: “Onları sırdaş edinmeyin.” Yani münafıkları müdahale ettirmeyin ve müminlerden başkasını görev sahibi kılmayın.”
Denildiğine göre, senin itikat ve dinine muha­lif olan hiçbir kimse ile karşılıklı konuşmaman gerekir ki ona meyletmeyesin.”
 Tercüme ve dipnotlar: Ebu Muaz


[1] Sahih ligayrihi. Tayalisî (783) Ahmed (4/286) İbn Ebi Şeybe (8/130)
[2] Hasen. Begavî, Şerhu’s-Sunne (3468) Beyhaki Şuab (9068) Ebû Dâvûd (4599) bunu “Amellerin en üstünü…” lafzıyla rivayet etmiştir.
[3] Zayıf. Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Herevî Zemmu’l-Kelam (1344) isnadında Musa b. Ubeyde vardır.
* Muaz radıyallahu anh’den: Deylemî (2011) İbn Hacer Garaibu’l-Multekita (el yazma no:636) Hasen el-Basri, Muaz radıyallahu anh’den işitmemiştir.
[4] Sahih. Buhari (6169) Muslim (2640)
[5] Hasen. Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Ahmed (2/303, 334); Ebû Dâvûd (4833); Tirmizî (2378) Hâkim (4/188) el-Elbani, es-Sahiha (927)
[6] Hasen. Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh’den: İbn Hibbân (2/314, 315, 320) Ahmed (3/38) Ebû Dâvûd (4832) Tirmizî (2395) Dârimî (2101)
[7] Sahih. Taberânî Evsat (6450) Taberânî Sagir (874) Bkz.: Hakim (4/426) Ahmed (6/145)
[8] Hasen ligayrihi. İbn Şahin et-Tergib (482) Deylemi (2320) İbn Hacer, Garaibu’l-Multekita (el yazma no: 1234)
[9] Malik b. Migvel bunu İsa aleyhi's-selâm’ın sözü olarak nakletmiştir: İbnu’l-Mubarek, ez-Zuhd (355) Ahmed, Zühd (299)
[10] Taberânî (12/417) İbn Ebi Şeybe (8/196) Ebû Nuaym Hilye (1/312) İbnu’l-Mubarek Zuhd (353) Lalekâî (1691) isnadına Leys b. Ebi Suleym vardır. Aynı isnad ile İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan da rivayet edilmiştir. Muhtemelen bu Leys b. Ebi Suleym’in hatasıdır. Zira o ömrünün sonlarında hafıza karışıklığına uğramıştı.
[11] Sahih. İbn Hibbân (13/282) Tirmizî (2206)

19 Temmuz 2015 Pazar

Ezanda Sağa ve Sola Dönülür mü?

Ebû Dâvûd’un (no 520) rivayetinde Ebu Cuhayfe radıyallahu anh şöyle demiştir:
رأيتُ بلالاً خرجَ إلى الأبطَحِ، فأذَّنَ، فلمَّا بلغ: "حيَّ على الصَّلاة، حيَّ على الفلاح" لَوَى عُنُقَه يميناً وشمالاً، ولم يَستَدِر
“Bilal’in Ebtah’a çıkıp ezan okuduğunu gördüm. “Hayye ale’s-salat ve hayye ale’l-felah dediği zaman boynunu sağa sola çevirdi fakat dönmedi”
Ebû Dâvûd bunu iki isnad ile rivayet etmiştir. Birinci isnad sahihtir. İkinci isnadda Kays b. er-Rebi hafızası bakımından eleştirilmiştir. “Dönmezdi” sözünün sabit olduğu hususunda ihtilaf vardır.
İbn Mace’nin Sünen’inde (no:711) Haccac b. Ertat’ın Avn b. Cuhayfe’den rivayetinde “Ezan okurken dönerdi” şeklindedir. Haccac mudellis olup bunu tedlis sigası olan an’ane ile rivayet etmiştir.
Ahmed (4/308) ve Tirmizî’nin (no:195) Sufyan es-Sevri yoluyla yaptıkları rivayette: “Bilalin ezan okurken döndüğünü gördüm” şeklinde geçer.  Tirmizî bunun sahih olduğunu söylemiş, Beyhaki ise Sunen’de (1/396) ve İbn Hacer Fethu’l-Bari’de bunu illetli bulmuştur.
İbn Hacer Fethu’l-Bari’de (2/115) dedi ki: “Sufyan’ın Avn’dan rivayetindeki bu kelime müdreçtir.” Sonra Sufyan’ın bu lafzı Haccac’dan aldığını, Haccac’ın ise Avn’dan işitmediğini açıklamıştır. Nitekim Sufyan’dan rivayette bulunan bir cemaat bunu şu lafızla rivayet etmişlerdir: “Ben onun ağzını şu yana ve şu yana çevirirken takip ettim.” 
İbn Hacer’in bu söylediğini Taberânî’nin (22/261) Yahya b. Adem – Avn – babası yoluyla yaptığı şu rivayet netleştirmektedir:
رأيت بلالاً فأذن، فأتبع فاه هاهنا وهاهنا، والتفت يميناَ وشمالاَ، قال سفيان: كان حجاج- يعني ابن أرطاة- يذكر لنا عن عون أنه قال: فاستدار في أذانه، فلما لقينا عوناً لم يذكر فيه الاستدارة
“Bilal’i ezan okurken gördüm. Ağzını şuraya ve buraya çevirirken izledim. Sağa sola yöneldi.” Sufyan dedi ki: Haccac (b. Ertat) bize bunu Avn’dan rivayet ederek “Ezanında dönerdi” diye zikretti. Avn ile karşılaştığım zaman “Bilal’in ezanda döndüğünü” zikretmedi.”
 Nitekim Ahmed’in (no:18762) Veki – Sufyan yoluyla getirdiği rivayetinde – ki bu hadis Muslim’de (no:503) ve Buhârî (no:634) yer alan rivayettir – şöyle gelmiştir: “Bilalin ağzını takip ettim, şöyle ve şöyle yaptı, yani sağa ve sola (döndü)”
İbn Hacer sonra dedi ki: “Bu rivayetlerin arasını şöyle birleştirmek mümkündür: Bilal radıyallahu anh’ın ezan okurken döndüğünü söyleyen rivayetler başıyla döndüğünü ifade eder. Dönmediğini söyleyen rivayetler ise bedeniyle dönmediğini kastetmektedir.”
İbn Hacer’in bu açıklaması inşallah isabetlidir. Nitekim İbn Huzeyme’nin (no:387) Sufyan – Avn – Ebu Cuhayfe radıyallahu anh yoluyla rivayetinde lafız şöyledir:
«رَأَيْتُ بِلَالًا يُؤَذِّنُ فَيَتْبَعُ بِفِيهِ»، وَوَصَفَ سُفْيَانُ: يَمِيلُ بِرَأْسِهِ يَمِينًا وَشِمَالًا
“Bilali ezan okurken gördüm ve ağzını takip ettim.” Sufyan başıyla sağa ve sola meylederek gösterdi.
Hadisin aslını ayrıca; Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (135, 850, 1619, 4189, 9741); Avn b. Ebi Cuhayfe – babası yoluyla rivayet etmiştir. Tirmizî ve İbn Mace’nin rivayetlerinde: “Bilal (radıyallahu anh) iki parmağını iki kulağına koydu” ziyadesi de vardır. Bu ayrıca Ahmed (4/308) ve İbn Hibbân (no:2382) tarafından da rivayet edilmiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)