Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

24 Haziran 2026 Çarşamba

Cerh ve Ta'dil Konusunda Salih Selefin Yadırganan Üslubu

 “Sünnet menhecine intisap ettiğini bildiğim kardeşim ve Hocam Seyfullah Erdoğmuş, Allah Teâlâ hepimizi rızasına muvaffak kılsın, kalplerimizi tevhitte, lisanlarımızı edepte ve ayaklarımızı Selef-i Salihîn’in sahih menheci üzere sabitkadem eylesin. Hocam; tevhidin ikamesi, sahih hadislerin neşri ve ümmetin uydurma rivayetlerden, şirkiyyattan tasfiyesi yolunda verdiğin ilmî gayretleri bilmekteyim. Lakin geçtiğimiz günlerde neşrettiğin bazı satırları, hususiyle büyük âlimlere dair sarf ettiğin sözleri ve muhaliflerine karşı kullandığın üslubu okuduğumda, kalbimi derin bir hüzün kapladı. Sünnet müdafaası gibi ulvî bir davayı omuzlayan bir kalemin, nasıl olup da ilmî usulden, Selef’in ahlakından ve vakarı koruma kaidelerinden bu denli savrulduğunu görmek, beni ziyadesiyle üzdü. Bu satırları bir tartışma kapısı aralamak için değil; ahiret gününün dehşetinden, hesap gününde lisanımızın hasadından korkan bir müminin, kardeşine duyduğu şefkat ve ilmî bir mesuliyetin tezahürü olarak yazıyorum.

​İki temel hususta, Ehl-i Sünnet usulünden ve ilmin vakarından uyuşmadığını üzülerek müşahede ettim:

​1. İlmî Vakarın Terki ve Cerh Sınırlarının Aşılarak "Tahkir"e Girilmesi: Bid’at ehline veya sapkın fırkalara reddiyeler yazarken takındığın üslup, şer'î "cerh" kaidelerini aşarak nefsanî bir "tahkir, tezyif ve teşhir" halini almıştır. İlim adamlarının lisanı, nübüvvet mirasıdır; pazar yerlerinin, sokakların veya avamın diliyle kirletilemez. Karşındaki şahıs Ehl-i Bid'at dahi olsa, ismini tahrif ederek "zübbe" gibi lakaplar takman veya ilmî bir metnin içine "mal mal konuşuyorlar" gibi kelimeler dercetmen, savunduğun Sünnet davasının izzetini ayaklar altına almaktadır.

​Rabbimiz, muhkem kitabında bizleri şöyle terbiye eder: "...Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (Hucurât Suresi, 11)

​Cerh ve Ta'dil ilmi, dinin muhafazası için zarureten meşru kılınmıştır ve zaruretler kendi miktarınca takdir edilir. Bir mübtedi'nin batılını nasslarla çürütmek haktır; lakin ismini bozmak, argoyla alay etmek Selef-i Salihîn'in menhecinde yoktur. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: "Mümin; insanları kötüleyen, lanetleyen, kaba ve çirkin sözlü kimse değildir." (Tirmizî, Birr 48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/405 - Sahih)

​Kardeşim ve Hocam! İmam Ahmed'in, İbn Maîn'in veya İbn Teymiyye'nin cerhlerine dönüp bir bakalım. Onlar bid'ati yerle bir ederken, şahıslara avam diliyle sövmemişler, ilmî bir vakarla batılı tahkik etmişlerdir. Eğri bir lisan ile doğru bir akide tebliğ edilemez.

​2. İctihad Hukuku ve Ehl-i Sünnet İmamlarını "Batıl" ile İtham Etme Vebali: Bu yazıyı yazmama sebep olan asıl hayal kırıklığım ise, yeryüzünün şekli (küre dünya) meselesi üzerinden; ömürlerini şirki ve bid'ati yok etmeye adamış asrımızın Sünnet imamlarına karşı sarf ettiğin şu sözlerdir:

"Bu hakka benzeyen, çürük istidlallere dayalı batıl yorumları, selefilik iddiasında olan İbn Useymin, İbn Baz, Tuveycirî, el-Elbani, Abdulmuhsin el-Abbad, gibi âlimlerin kitaplarında ve fetvalarında da görebilirsiniz."

​Subhanallah! İnsan bu satırları okurken haya ediyor ve Allah'a sığınıyor. Hocam; İbn Bâz, İbn Useymîn, el-Elbânî ve el-Abbâd gibi ömrünü Sünnet'e vakfetmiş ilim dağlarını "Selefilik iddiasında olanlar" sıfatıyla tebdi' edercesine küçümsemek ve onların ictihadını "batıl yorumlar" olarak nitelemek, hangi ilmi usule sığar? Dünyanın şekli gibi kevnî ayetlerin tefsirinde ihtilaf edilmesi, bir "Akide ve Usulü'd-Din" ihtilafı değildir ki, bu alimleri Selef menhecinden çıkarıp "iddiacı" konumuna düşürsün. Bu husus, nassların fehmi (anlaşılması) noktasındaki bir ictihad meselesidir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ictihad eden alimin hukukunu şu sahih hadisle anlatmıştır:

"Hâkim (alim) hüküm verirken ictihad eder ve isabet ederse onun için iki sevap vardır. Eğer hükmederken ictihad eder de hata ederse onun için bir sevap vardır." (Buhârî, İ’tisâm 21; Müslim, Akdiye 15)

​Hülasa-i Kelâm:

​Seyfullah Hocam; bu yazım, husumet veya tefrika gayesi gütmeyen, bilakis ilmî savrulmalara karşı bir kardeşi Sünnet'in asil ve vakarlı menhecine davet gayretidir. Senden, bir ilim talebesi ciddiyetiyle, yalnız kaldığında şu satırları tahkik etmeni; kalemine bulaşan sokak lisanından ve Ehl-i Sünnet imamlarına yönelttiğin bu cerhten dolayı Allah'a rücu etmeni niyaz ediyorum. Ehl-i Sünnet menhecinde fazilet; hatada ısrar etmek değil, Hakk'ın nassı kendisine hatırlatıldığında "İşittik ve itaat ettik" diyebilmektir. Allah Teâlâ hepimizi sevdiği ve razı olduğu kullarından eylesin, kusurlarımızı affetsin ve bizleri Ahirette Sünnet'in müdafileri olarak haşretsin. Âmin.

​Selam, hidayete tâbi olanların üzerine olsun. 9 Muharrem 1448 / 23 Haziran 2026

Sana dua eden ve ilminden istifade eden bir kardeşin.

Cevap:

Öncelikle yapıcı olmaya çalıştığınız eleştirileriniz için teşekkür ederim. Elbette hatasız değilim. Lakin sözde ilim namına konuşan münafık karakterli, yağcı, gevşek ağızlı hatiplerin çokça yaygın olması sebebiyle, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in siyreti, raşid halifelerin sünneti, ashabın ve onlara güzellikle uyanların bâtıl sahiplerini reddetme konusundaki menheci hususunda cehalet almış başını gitmiştir.

Bu yüzden salih selefin güzel ahlâk ve menhecinden numunlere tabi olunarak bid’at ve sapıklık ehli aşağılağında ve reddedildiğinde, mudahane ile bulamaç edilmiş nefisler, selefin ahlak ve menhecini üslupsuzluk ve kabalık zannediyorlar. Cehaletin yayıldığı bu zamanda bu yanlış zanlar normal karşılanabilir. Lakin kendi şahsiyetlerine en ufak bir halel geldiğinde insanlıklarından çıkan, fakat Allah’ın dinine, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine karşı haince ve fütursuzca ihlallerde bulunanlara karşı kılı kıpırdamayan, hatta muhaliflerine çiçekler atan nifak takımının kaypaklığını asla kabul edemiyorum.

Nitekim bahsettiğim münafıklığın bir numunesine şu yazımda işaret etmiştim:

http://www.ebumuaz.blogspot.com/ دار السنة: Ehli Hadisin Üslubundan Rahatsız Olan Münafık İlahiyatçılara!

Yine üslup ya da üslupsuzluğun ölçüsü hakkında çok daha önce şu linkteki makalemi yayınlamıştım:

http://www.ebumuaz.blogspot.com/ دار السنة: Üslup Ya da Üslupsuzluğa Kim Karar Veriyor?

1- “Cerh Sınırlarını Aşarak Tahkire Gidilmesi ve Selefin Ahlakına Aykırı Hareket Edilerek Muhaliflerin İsimlerde Değiştirme Yapılması” İddiası

Sizin eleştirdiğiniz konu özelinde ise çok daha fazla örnekler bulunsa da, aşağıda aktaracağım rivayetler, hızlıca hazırlayabildiğim birkaç örnektir. Bu numuneler, bâtıl ehline hakaret etmenin, ilmi sokak ağzına indirgeyerek değerini düşürme iddiasının yersizliğini, selefin menheci konusunda bilgisizce hareket ederek, ilim ehline haksız kötü zanlarda bulunulduğunu ve bâtıl bir suçlama yapıldığını, ortada Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisine aykırı davranışın değil, tahkir edilmesi gereken bid’at ehline karşı hüsnüzannın ön plana çıkarılmaya çalışıldığını ortaya koyacaktır.

Zeyneb bt. Ummi Seleme radiyallahu anhuma dedi ki:

دَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ يَغْتَسِلُ فَأَخَذَ حَفْنَةً مِنْ مَاءٍ فَضَرَبَ بِهَا وَجْهِي وَقَالَ وَرَاءَكِ أَيْ لُكَاعِ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem guslederken yanına girdim. Avucuyla su aldı ve yüzüme atıp şöyle buyurdu:

Geri çekil ey ahmak!”[1]

 

 Mucahid rahimehullah dedi ki:

رَأَى النَّبيُّ صَلى الله عَلَيه وسَلم رَجُلاً أَسوَدَ الشَّعر قَد رَآهُ بِالأَمس أَبيَضَ الشَّعر قالَ مَن أَنتَ؟ قالَ أَنا فُلاَنٌ قالَ بَل أَنتَ شَيطانٌ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın sakallarının siyah olduğunu gördü. Hâlbuki bir önceki gün onun sakallarını beyaz görmüştü. Ona:

Sen kimsin?” diye sordu. Adam: “Ben Ebu Fulan’ım” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Bilakis sen bir şeytansın!”[2]

Safiyye bt. Ebi Ubeyd rahimehallah dedi ki:

وَجَدَ عُمَرُ فِي بَيْتِ رَجُلٍ مِنْ ثَقِيفَ خَمْرًا وَقَدْ كَانَ جَلَدَهُ فِي الْخَمْرِ فَحَرِّقَ بَيْتَهُ وَقَالَ مَا اسْمُكَ؟ قَالَ رُوَيْشِدٌ قَالَ بَلْ أَنْتَ فُوَيْسِقٌ

“Ömer radıyallahu anh daha önce içkiden dolayı sopa cezası uyguladığı Sakif’ten bir adamın evinde sarhoş edici içki bulunca onun evini yaktı ve: “Senin ismin ne?” dedi. Adam: “Ruveyşid” dedi. Ömer radıyallahu anh dedi ki:

“Bilakis sen “fuveysık/günahkâr”sın.[3]

Ali radıyallahu anh bir kıssacıya “Sen kimsin?” diye sorunca adam: “Ebu Yahya’yım” dedi. Ali radıyallahu anh dedi ki:

بَلْ أَنْتَ أَبُو اعْرِفُونِي

“Bilakis sen “Ebu A’rifunî!”sin.” Yani “Beni tanıyın, beni tanıyın diyorsun” dedi.[4]

Ebu Said el-Makburi rahimehullah dedi ki:

إِنِّي لَعِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ مَهْرٌ مَوْلًى لِآلِ أَبِي نَمِرٍ فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ مِائَةَ مَرَّةٍ قَالَ مَا اسْمُكَ؟ قَالَ مَهْرٌ قَالَ بَلْ أَنْتَ مُهَيْرٌ يُؤْخَذُ مِنْكَ ثَلَاثَةٌ وَسَبْعَةٌ وَتِسْعُونَ يُحَاسِبُكَ اللَّهُ عز وجل بِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Ben Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’nın yanındaydım. Ona Ebu Nemr ailesinin azatlısı olup kendisine “Mehr” denilen bir adam geldi ve dedi ki:

“Ey Ebu Abdirrahman!” O karısını yüz talakla boşadığını söyledi. İbn Ömer radıyallahu anhuma:

“Senin ismin ne?” dedi. O da: “Mehr” dedi. İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:

“Bilakis sen Muheyr’(devrik)sin! Bu talaklardan üçü senden alınır, kalan doksan yedisinden dolayı da Allah Azze ve Celle seni kıyamet gününde hesaba çeker.”[5]

İmam Şafii rahimehullah Ebu’l-Aliye rahimehullah’ın mürsel bir hadisi hakkında şöyle demiştir:

حديث أبي العالية الرياحي رياح

“Ebu’l-Aliye er-Riyahi’nin hadisi riyah(rüzgârlar gibi)dir.”[6]

 İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah şöyle demiştir:

«أَبُو ثَوْرٍ كَاسْمِهِ»

“Ebu Sevr, ismi gibi sevr (öküz) idi.”[7]

Ebu Tahir es-Silefî kaderiyye görüşünde olan Sevr b. Yezid hakkında şöyle demiştir:

«ثَوْرٍ كَاسْمِهِ»

“İsmi gibi sevr (öküz) idi.”[8]

Yahya b. Main, Reşid el-Hecerî hakkında şöyle demiştir:

ليس برشيدٍ ولا أبوه

“Ne kendisi ne de babası reşîd idi.”[9]

İbn Hibban, el-Me’mun b. Ahmed es-Sulemi el-Herevi hakkında şöyle demiştir:

والمأمون ليس بمأمون

“el-Me’mun, me’mun (güvenilir) değildi.”[10]

Ebu Salih ed-Darra dedi ki:

حَكَيْتُ لِيُوسُفَ بْنِ أَسْبَاطٍ عَنْ وَكِيعٍ شَيْئًا مِنْ أَمْرِ الْفِتَنِ فَقَالَ ذَاكَ يُشْبِهُ أُسْتَاذَهُ يَعْنِي الْحَسَنَ بْنَ حُيَيٍّ قَالَتْ قُلْتُ لِيُوسُفَ أَمَا تَخَافُ أَنْ تَكُونَ هَذِهِ غِيبَةٌ؟ فَقَالَ لِمَ يَا أَحْمَقُ أَنَا خَيْرٌ لِهَؤُلَاءِ مِنْ أُمَّهَاتِهِمْ وَآبَائِهِمْ أَنَا أَنْهِي النَّاسَ أَنْ يَعْمَلُوا بِمَا أَحْدَثُوا فَتَبِعَتْهُمْ أَوْزَارُهُمْ وَمَنْ أَطْرَاهُمْ كَانَ أَضَرَّ عَلَيْهِمْ

“Yusuf b. Esbat rahimehullah’a Veki’den fitnelerle ilgili bir şey naklettim. Dedi ki:

“O da hocası el-Hasen b. Huyey’e benziyor!” Yusuf’a dedim ki:

“Bunun bir gıybet olmasından korkmuyor musun?” Yusuf b. Esbat rahimehullah dedi ki:

“Neden öyle olsun ey ahmak! Ben onlara annelerinden ve babalarından daha hayırlıyım. Ben insanları şunların çıkardıkları şeylerle amel etmelerinden ve yalanlarına tabi olmaktan sakındırıyorum. Onları övenler onlara daha çok zarar veriyorlar.”[11]

2- Alimlerimizin Hatalarını İtiraf Edip Reddetmemizin, Onları Kutsayanlara Göre Cerh Kabul Edilmesi

Diğer meseleye gelince, dünyanın düz olduğuna iman etmek, en önemli itikadî meselelerdendir. Modern Bilimsel Hurafeler kitabımda bu konunun neden akidevî bir mesele olduğunu, bunu akidevî mesele görmeyen asalakların ne denli düzenbaz kimseler olduklarını ortaya koydum.

Vahyin açıkça bildirdiği, selefin üzerinde icma ettiği bir konuda sonrakilerin saçma sapan yorumlarına tabi olarak selefin yolundan ve akidesinden sapmak, son asırda kâfirlerin yalanlarıyla başları döndüğü için vahye iman konusunda tereddütle bocalayan, inançsız kâfirlere şirin görünmek için Kur’an, sünnet ve salih selefin menhecini gizleyerek savsaklamaya çalışan gevşek ağızlı münafık hatiplerin menheci haline gelmiştir.

İbn Useymin, İbn Baz, Elbani ve diğerleri elbette hürmet ettiğimiz, ilimlerinden istifade ettiğimiz kıymetli şahsiyetlerdir ve az önce söylediğim kimselerin menhecinden beridirler. Lakin selefin menhecinde olma iddialarına rağmen kevnî hakikatler karşısında selefin menhecinden saptıkları bir meselede uyarı ve sitemde bulundum.

Hak kimden gelirse kabul edilir, bâtıl kimden gelirse reddedilir. Nefret ettiğimiz kimseler söylüyor diye hakkı reddetmek, sevdiğimiz saydığımız kimseler söylüyor diye batılı kabullenmek ve sükut etmek, kötü bir taassup ve bâtıl bir tarafgirliktir. Adı geçen alimlere bir dil uzatma veya hakaret değil, selefilik iddiası ile bağdaşmayan bir duruma itiraz söz konusudur.

Bütün bu garipsemeniz beni bir ilim ehli değil de, ilim talebesi olarak kabul etmenizden kaynaklanıyor ve “Bir ilim talebesi nasıl olur da âlimlere böyle itiraz edebiliyor” diye düşünüyor olabilirsiniz. Elbette böylesi bir duygusal yaklaşımla benim âlim olduğumu ve adı geçen âlimlere ilmi reddiye verebilecek yetkinlikte olduğumu iddia etmemi kabul etmeyebilirsiniz. Yahut en azından adı geçen âlimlerin yüksek konumları karşısında benim esamemin bile okunmayacak olmasını öne sürebilirsiniz. Lakin hakkın ölçüsü kişiler değil, delillerdir.

Nice küçük yaştaki sahabi, kendisinden ilimde üstün olan sahabilere, nice tabiin, sahabeye reddiye vererek düzeltme yapmıştır. Kadınlardan birinin Ömer radıyallahu anh’e mehir hakkındaki bir ayeti hatırlatarak uyarıda bulunması üzerine, Ömer radıyallahu anh hadislerle sabit olan üstünlüğü gerekçesiyle veya itiraz eden kadının ilimdeki mertebesinin bilinmiyor olması gerekçesiyle, getirilen delili reddetmemiş, bilakis, “Kadın doğru söylüyor, Ömer yanıldı” diyerek hakkı teslim etmiştir. Burada bu kadının itirazı ve düzeltmesi, bu kadının Ömer radıyallahu anh’den daha üstün bir ilme sahip olduğunu göstermediği gibi, mertebesini de O’nun önüne geçirmemiştir.

Zaten buradaki mesele de, hâşâ benim şahsımın adı geçen alimlerden üstün olma davası değil, dinin önemli bir meselesinde hata meydana gelen konuda bâtılın reddedilip, hakkın delilinin ortaya konulması meselesidir.

"Nasların anlaşılması meselesindeki içtihad" denilmesi, bid'atler ve bid'at fırkaları hakkında tam bir cehalet eseridir! Hiçbir bid'at fırkası yoktur ki, nasların analaşılması üzerindeki içtihatlarıyla sapmış olmasınlar! Lakin Sünnet ehli, içtihatlarında selefin anlayışının dışına çıkmayanlardır. Bid'at ehli ise bu konuda salih selefin anlayışını hiç dikkate almadan özgürce takılmak isteyenlerdir!

Adı geçen alimlerin, selefe muhalif düştükleri anlayış hatasının eleştirilmesi, bu alimleri kutsayanlar nezdinde cerh gibi mi anlaşılıyor acaba? İlimden uzak böyle duygusallıklar helak eder, dikkat edin! Ömer radıyallahu anh, Ebu Hureyre radıyallahu anh hakkında zekat malları konusunda kusurlu gördüğü bir davranış sebebiyle, bir anlık öfkeyle, “Allah’ın düşmanı” ifadesini kullanmış, lakin ne Ömer radıyallahu anh, ne de insaf sahibi bir başkası bunu Ebu Hureyre radıyallahu anh’e bir cerh olarak değerlendirmemiştir. Hatta Ömer radıyallahu anh bu sözünden dolayı özür dileyip Ebu Hureyre radıyallahu anh’e tekrar görev vermek istemiş, Ebu Hureyre radıyallahu anh, sorumluluk almak istememiştir. Lakin hevâya dayalı duygusallığı din edinmiş olan Rafızi zındıkları, tekfir ettikleri Ömer radıyallahu anh’ın bu sözünü, Ebu Hureyre radıyallahu anh’ı cerh etmek için dillerine doluyorlar ve “Ehl-i sünnetin hadis kitapları Allah’ın düşmanlarının rivayetleriyle dolu” iftirasını atarak iki yüzlülük ve münafıklık yapıyorlar!



[1] Hasen. Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (24/281) Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (9096) el-İsmailî Mu’cem (179)

[2] Mürsel. İbn Sa’d (1/441)

[3] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (6/76) İbn Kesir Musnedu’l-Faruk (78)

[4] Sahih. Hazimî el-İtibar (s.4) İbnu’l-Cevzi Nevasihu’l-Kur’ân (1/153) muhtasar olarak; Ebu Nuaym Tarihu Esbehan (s.50) Abdurrazzak (3/220)

[5] Sahih. Said b. Mansur Sunen (1066) İbnu’l-Munzir el-Evsat (7641)

[6] İbn Adiy el-Kamil (4/93)

[7] İbn Kayyım Ahkamu Ehli’z-Zimme (2/817)

[8] Siyeru A’lami’n-Nubela

[9] Tarihu Yahya b. Main (326)

[10] Es-Sikat (9/14)

[11] Ukayli ed-Duafa (1/229)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)