Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

8 Eylül 2026 Salı

Müslümanlar Arasındaki Bağların Kuvvetlendirilmesi - 4 -

İhtilaf Etmemek

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

{وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ * إِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ}

Rabbinin rahmet ettikleri hariç, ihtilaf edip durmaktadırlar. Onları bunun için yaratmıştır.” (Hud 118-119)

İhtilafları yok etmek iki şeyle mümkün olur:

Birincisi: İhtilafın sebeplerini bilmek

İkincisi: İhtliafın edepleriyle hareket etmek

İhtilafın Sebepleri

1- Kibir:

Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لا يدخل الجنة من كان في قلبه مثقال ذرة من كبر فقال رجل إنَّ الرجل يحب أن يكون نعله حسناً وثوبه حسناً فقال صلى الله عليه وسلم إنَّ الله جميلٌ يحب الجمال الكبر بطر الحق وغمط الناس

Kalbinde zerre ağırlığınca kibir bulunan cennete giremez.” Bir adam dedi ki: “Muhakkak ki kişi ayakkabısının güzel olmasını ve elbisesinin güzel olmasını ister.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu kiÇ

Muhakkak ki Allah Cemîl’dir, cemali (güzelliği) sever. Kibir ise hakkı reddetmek ve (hakkı getiren) insanları küçümsemektir.”[1]

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

َفمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ فَأَنَّى تُصْرَفُون

Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? O halde nasıl döndürülüyorsunuz?” (Yunus 32)

İnsanları küçümsemek, “Falan kim oluyor da bana itiraz ediyor” demektir. Buradan da fırka ve ihtilaf meydana gelir.

Mesela birisi şöyle anlatır: “Mescidde oturuyor ve Kur’an okuyordum. Onu sol elimle tutmuş ve sağıma yaslanmıştım. Yaşı on beşi geçmeyen genç bir kardeş geldi ve bana dedi ki: “Mushafı sağ elinle tutsan daha iyi olmaz mı?” Bir de baktım ki o küçük bir delikanlı! İçimde sol elin ihtiyaç gidermek ve benzeri işlerde kullanıldığı ve mushafı sağ elle tutmanın daha doğru olacağı düşüncesi geçti. Lakin bu uyarıyı yapan küçük bir çocuktu. Nefsimde sıkıntı hissettim. Mushaf sol elimde olduğu halde kendi kendime onu sağ elime almayı düşündüm. Sonuçta dedim ki: “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.” Mushafı sağ elime aldım ve o kardeşe de: “Allah sana hayırlı karşılık versin” dedim.”

Bu kişi, hakkın kendisinin yapmakta olduğu şeyin aksine olduğuna inanıyordu. Bu yaptığı haram olmasa da, daha uygun olanın aksini yapmak idi. Neredeyse kibre yenik düşecek ve nasihati kabul etmeyecekti!

Muhakkak ki hakkı reddetmek ve insanları küçümsemek, hakkı kabul etmemeye götürür ve ikisi de kibirdendir. Kibirden Allah’a sığınırız. Bize düşen tevazu göstermektir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

وَإِنَّ اللهَ أَوْحَى إِلَيَّ أَنْ تَوَاضَعُوا حَتَّى لَا يَفْخَرَ أَحَدٌ عَلَى أَحَدٍ، وَلَا يَبْغِي أَحَدٌ عَلَى أَحَدٍ

“Muhakkak ki Allah bana tevazu göstermenizi, kimsenin kimseye karşı övünmemesini, kimsenin kimseye taşkınlık yapmamasını vahyetti.”[2]

Mü’minler kâfirlere karşı izzetlidirler, mü’min kardeşlerine karşı ise tevazu gösterirler. Kim olursa olsun, kendisine muhalif birinden gelse bile bir şahsın nasihatini kabulden büyüklenmezler. Zira bilemezsin belki o senden üstündür. Kibrin zerre kadarı sebebiyle cennete girmekten mahrum olma!

2- Bakış Açılarının Farklılığı

Bakış açılarının farklılığı ihtilafa sebep olmamalıdır. Çünkü bu bir kusur değildir. Bilakis müçtehid bazen hata eder, bazen isabet eder. Her görüşünde isabetli olan bir âlim yoktur. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem dışında herkesin sözünde alınacak olan ve reddedilecek olan vardır.

İbn Nasır, Reddu’l-Vafir kitabında şöyle der: “Alimler, dinin ferî meselelerinde içtihad edip hata eden kimsenin tekfir edilmeyeceği ve fasık sayılmayacağı konusunda icma (söz birliği) etmişlerdir.”

Durum böyle olduğuna göre, en küçük bir kardeşinden dahi gelse hakkı kabul etmen gerekir. Hikmet mü’minin yitiğidir, onu nerede bulursa onu alır.

Nitekim Ebu Hureyre radıyallahu anh, hurma bekçiliği yaptığı sırada şeytanı yakaladığı zaman: “Beni bırakırsan sana nasihat vereceğim” demiş, sonra şöyle demiştir: “Yatağına girdiğin zaman Ayetu’l-Kursi’yi oku. Onu bir müslüman okuduğunda o gece şeytan ona yaklaşamaz.” Ebu Hureyre radıyallahu anh bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e haber verdiğinde şöyle buyurmuştur:

O çok yalancı olduğu halde sana doğru söylemiş!”[3]

Böylece uyumadan önce Ayetu’l-Kursî okumak sünnetten olmuştur. Halbuki bu nasihati veren şeytan idi! Öyleyse sana düşen şey, kimden gelirse gelsin, hakkı kabul etmendir. Çünkü sen buna daha layıksın!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kimse ikindiyi Beni Kurayza’ya varmadan kılmasın” buyurunca ashabının durumuna bak! Onlardan kimisinin bakış açısı lafzın zahiri üzerinde durmaktı ve Kurayza oğullarının yurduna varmadıkça ikindiyi kılmadı. İkindi namazını ancak vakti çıktıktan sonra kılabildiler. Kimisi de Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünü yolculuğu hızlı yapmanın kastedildiğine yorumladı ve namazı vaktinde, yolda iken kıldılar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ne bunları, ne de diğerlerini kınadı.[4]

İmam Buhârî’nin Sahih’inde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber yolculuklarında bazılarının oruç tutuuğu, bazılarının da tutmadığını rivayet etmiştir. Oruç tutan tutmayanı, tutmayan da oruç tutanı kınamamıştır.[5]

3- Cahillik ve Cahiller

Maliki imamlarından Sahnun rahimehullah şöyle demiştir: “Kişi ilimden bir babda bulunur da hakkın tamamının onda olduğunu zanneder. Bu konuda söylenen en güzel söz, İmam Ali radıyallahu anh’ın şu sözüdür: “İlim bir nokta iken cahiller onu çoğaltmıştır.”

Yine dedi ki: “Bilmeyenler sussa ihtilaf kalmaz.”

Cahiller söze girişince ihtilaf meydana gelir. İlmin bir nokta olmasında asıl, Allah’ın kitabı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahih sünneti ve selefin anlayışıdır. İlmin asılları bunlardır. Bunun dışındakiler ise sapıklık ve cehalettir. Fırkalaşmaya ve ihtilafa sebep olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَإِنْ آمَنُواْ بِمِثْلِ مَا آمَنتُم بِهِ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيم

Eğer sizin ona iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, şüphesiz doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse doğrusu onlar ancak ayrılık içindedirler. Onlara karşı Allah sana yeter. Şüphesiz O Semi'dir, Alîm'dir.” (Bakara 137)

4- İslâm’a Cüz’î Yaklaşımlar

Kişi, akide, fıkıh veya hadis ıstılahlarına dair meseleler bulup, bunun dışına çıkmaz ve dinin bundan ibaret olduğunu zanneder. Hâlbuki İslam bundan çok daha geniştir.

Mesele falan ve filan kitabı elde edip okumak değildir. Mesele, İslam’ı derin ve kapsamlı olarak anlama meselesidir. Bu da İslam’ı akide ve ibadet esaslarının tümüyle kuşatmayı gerektirir.

Bu yüzden selef, bir mesele hakkında konuştukları zaman sadece bu dar çerçeveden bakmazlar, ancak kapsamlı bir bakışla konuşurlardı. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِين

Ey iman edenler,  İslâm’a topluca girin ve şeytanın adımlarına uymayın! Muhakkak o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 208)

İslam, bir bütün olarak, her yönüyle kabul edilmesi gereken bir dindir.

Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle demiştir: “İnsanlar Allah’ın indirdiklerinden bazısını cehalet veya heva sebebiyle terk ederlerse aralarında düşmanlık ve kin meydana gelir.”

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمِنَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللهُ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ

Biz elbette Nasara’yız” diyenlerden de kesin sözlerini almıştık da kendisiyle hatırlatılanlardan büyük kısmını unuttular. Biz de aralarında kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin yerleştirdik. Allah da onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir.” (Maide 14)

İslam’ı bütün olarak kuşatmak için ilim talebinde sabır zorunludur. Uzun yıllar boyunca İslam ilimlerini öğrenmek için sabretmek gerekir. Konuşmadan önce öğrenmen gerekir. Bildiğini iddia etmeden önce uzun süre sabretmelisin ki, Allah sana onu açsın.

Seleften biri şöyle demiştir: “İlim üç adımdır. Birinci adımda kibirlenirsin, ikinci adımda tevazu gösterirsin, üçüncü adıma geldiğinde ise cahil olduğunu öğrenirsin.”

İmam Şafii rahimehullah şöyle demiştir: “Gün geçtikçe ilmim arttı ve cehaletimin boyutu bana göründü.”

Bu yüzden öğrenmelisin, ilim talep et, anlamaya çalış, talebin acılığına katlan.

Maksada ulaştıran yolların farklılığı ihtilafa sürüklemez. Mesela kimisi namazla yakınlık sağlamak ister, kimisi oruçla, kimisi sadakayla veya başka ibadetlerle. Ama hepsi de Allah’a ibadetle yönelme konusunda ittifak halindedir. Her ne kadar bu yöneliş metotları farklı osa da. Aynı şekilde müçtehidler de şeriat sahibinin maksadına isabet etmeyi amaçlama konusunda ittifak ederler, bu konuda sözleri birdir, ancak metotlarında farklılık olabilir.[6]

Yani imamlar bir meselede ihtilaf etseler de, hepsinin amacı hakka isabet etmektir. Hepsi de Allah’ın ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in rızasını aramaktadırlar. İhtilafa müsait olan içtihadî meselelerde durum böyledir. Lakin akidevi meseleler ihtilaf kabul etmez!

5- Şahıslara ve Görüşlere Taassup Göstermek

Taassup kınanmıştır ve haramdır. Ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü hariç. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem dışında herkesin sözü alınabilir de, atılabilir de.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında herhangi bir şahıs veya Ashab dışında herhangi bir cemaatin görüşüne mutlak taassup caiz değildir. Çünkü hak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı ile beraberdir, başkasında değildir!

 İbn Mes’ud radıyallahu anh şöyle demiştir: “Bir kimseyi örnek alacak olan ölmüş olanları (ashabı) örnek alsın. Zira hayatta olanın fitnesinden emin olunamaz.”

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı, bu ümmetin kalpleri en temiz olanları, ilmi en köklü olanları, zorlaması en az olanlarıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْه

Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuştur.” (Tevbe 100)

Taassup gösteren kimse, taassupta bulunduğu kişinin kötülüklerine güzel zanda bulunur ve hasımlarına kötü zanda bulunarak onların güzelliklerini de kötü görür. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى

Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydukları için bir topluma olan kininiz sizi haddi aşmaya sevk etmesin! İyilik etmek ve sakınmak üzere yardımlaşın….” (Maide 2)

İsmi ne olursa olsun aldanma, edep sınırlarında dur ve ilim ehlinin hakkını yerine getir. Zira âlimlerimiz ve hocalarımız sevdiklerimizdir. Lakin Allah için dengeyi gözetmek bize daha önceliklidir.

Hata ihtimali taşıyan bir görüşe taassup gösterme! Başkasının görüşü de isabet ihtimali taşımaktadır. Taassup ancak Allah’ın söylediklerine ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in söylediklerine gösterilir. Başkasına değil!



[1] Sahih. Muslim (91)

[2] Sahih. Muslim (2865)

[3] Sahih. Buhârî (3275)

[4] Sahih. Buhârî (4119) Muslim (1770)

[5] Sahih. Buhârî (1947) Muslim (1118)

[6] Bkz.: Şatibi el-Muvafakat (4/160)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)