İhtilaf Etmemek
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
{وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ * إِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ
وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ}
“Rabbinin rahmet ettikleri hariç, ihtilaf edip
durmaktadırlar. Onları bunun için yaratmıştır.” (Hud 118-119)
İhtilafları yok etmek iki şeyle mümkün olur:
Birincisi: İhtilafın sebeplerini bilmek
İkincisi: İhtliafın edepleriyle hareket etmek
İhtilafın Sebepleri
1- Kibir:
Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’den: Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لا يدخل الجنة من كان في قلبه مثقال ذرة من
كبر فقال رجل إنَّ الرجل يحب أن يكون نعله حسناً وثوبه حسناً فقال صلى الله عليه وسلم
إنَّ الله جميلٌ يحب الجمال الكبر بطر الحق وغمط الناس
“Kalbinde zerre ağırlığınca kibir bulunan cennete giremez.”
Bir adam dedi ki: “Muhakkak ki kişi ayakkabısının güzel olmasını ve elbisesinin
güzel olmasını ister.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu kiÇ
“Muhakkak ki Allah Cemîl’dir, cemali (güzelliği) sever.
Kibir ise hakkı reddetmek ve (hakkı getiren) insanları küçümsemektir.”[1]
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
َفمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ
فَأَنَّى تُصْرَفُون
“Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? O halde nasıl
döndürülüyorsunuz?” (Yunus 32)
İnsanları küçümsemek, “Falan kim oluyor da bana itiraz
ediyor” demektir. Buradan da fırka ve ihtilaf meydana gelir.
Mesela birisi şöyle anlatır: “Mescidde oturuyor ve Kur’an
okuyordum. Onu sol elimle tutmuş ve sağıma yaslanmıştım. Yaşı on beşi geçmeyen
genç bir kardeş geldi ve bana dedi ki: “Mushafı sağ elinle tutsan daha iyi
olmaz mı?” Bir de baktım ki o küçük bir delikanlı! İçimde sol elin ihtiyaç
gidermek ve benzeri işlerde kullanıldığı ve mushafı sağ elle tutmanın daha
doğru olacağı düşüncesi geçti. Lakin bu uyarıyı yapan küçük bir çocuktu.
Nefsimde sıkıntı hissettim. Mushaf sol elimde olduğu halde kendi kendime onu
sağ elime almayı düşündüm. Sonuçta dedim ki: “Kovulmuş şeytandan Allah’a
sığınırım.” Mushafı sağ elime aldım ve o kardeşe de: “Allah sana hayırlı
karşılık versin” dedim.”
Bu kişi, hakkın kendisinin yapmakta olduğu şeyin aksine
olduğuna inanıyordu. Bu yaptığı haram olmasa da, daha uygun olanın aksini
yapmak idi. Neredeyse kibre yenik düşecek ve nasihati kabul etmeyecekti!
Muhakkak ki hakkı reddetmek ve insanları küçümsemek, hakkı
kabul etmemeye götürür ve ikisi de kibirdendir. Kibirden Allah’a sığınırız.
Bize düşen tevazu göstermektir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
وَإِنَّ اللهَ أَوْحَى إِلَيَّ أَنْ تَوَاضَعُوا
حَتَّى لَا يَفْخَرَ أَحَدٌ عَلَى أَحَدٍ، وَلَا يَبْغِي أَحَدٌ عَلَى أَحَدٍ
“Muhakkak ki Allah bana tevazu göstermenizi, kimsenin kimseye
karşı övünmemesini, kimsenin kimseye taşkınlık yapmamasını vahyetti.”[2]
Mü’minler kâfirlere karşı izzetlidirler, mü’min kardeşlerine
karşı ise tevazu gösterirler. Kim olursa olsun, kendisine muhalif birinden
gelse bile bir şahsın nasihatini kabulden büyüklenmezler. Zira bilemezsin belki
o senden üstündür. Kibrin zerre kadarı sebebiyle cennete girmekten mahrum olma!
2- Bakış Açılarının Farklılığı
Bakış açılarının farklılığı ihtilafa sebep olmamalıdır.
Çünkü bu bir kusur değildir. Bilakis müçtehid bazen hata eder, bazen isabet
eder. Her görüşünde isabetli olan bir âlim yoktur. Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem dışında herkesin sözünde alınacak olan ve reddedilecek olan vardır.
İbn Nasır, Reddu’l-Vafir kitabında şöyle der: “Alimler,
dinin ferî meselelerinde içtihad edip hata eden kimsenin tekfir edilmeyeceği ve
fasık sayılmayacağı konusunda icma (söz birliği) etmişlerdir.”
Durum böyle olduğuna göre, en küçük bir kardeşinden dahi
gelse hakkı kabul etmen gerekir. Hikmet mü’minin yitiğidir, onu nerede bulursa
onu alır.
Nitekim Ebu Hureyre radıyallahu anh, hurma bekçiliği yaptığı
sırada şeytanı yakaladığı zaman: “Beni bırakırsan sana nasihat vereceğim”
demiş, sonra şöyle demiştir: “Yatağına girdiğin zaman Ayetu’l-Kursi’yi oku. Onu
bir müslüman okuduğunda o gece şeytan ona yaklaşamaz.” Ebu Hureyre radıyallahu
anh bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e haber verdiğinde şöyle
buyurmuştur:
“O çok yalancı olduğu halde sana doğru söylemiş!”[3]
Böylece uyumadan önce Ayetu’l-Kursî okumak sünnetten
olmuştur. Halbuki bu nasihati veren şeytan idi! Öyleyse sana düşen şey, kimden
gelirse gelsin, hakkı kabul etmendir. Çünkü sen buna daha layıksın!
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kimse ikindiyi
Beni Kurayza’ya varmadan kılmasın” buyurunca ashabının durumuna bak!
Onlardan kimisinin bakış açısı lafzın zahiri üzerinde durmaktı ve Kurayza
oğullarının yurduna varmadıkça ikindiyi kılmadı. İkindi namazını ancak vakti
çıktıktan sonra kılabildiler. Kimisi de Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in
sözünü yolculuğu hızlı yapmanın kastedildiğine yorumladı ve namazı vaktinde,
yolda iken kıldılar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ne bunları, ne de
diğerlerini kınadı.[4]
İmam Buhârî’nin Sahih’inde Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in ashabının Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber
yolculuklarında bazılarının oruç tutuuğu, bazılarının da tutmadığını rivayet
etmiştir. Oruç tutan tutmayanı, tutmayan da oruç tutanı kınamamıştır.[5]
3- Cahillik ve Cahiller
Maliki imamlarından Sahnun rahimehullah şöyle demiştir: “Kişi
ilimden bir babda bulunur da hakkın tamamının onda olduğunu zanneder. Bu konuda
söylenen en güzel söz, İmam Ali radıyallahu anh’ın şu sözüdür: “İlim bir nokta
iken cahiller onu çoğaltmıştır.”
Yine dedi ki: “Bilmeyenler sussa ihtilaf kalmaz.”
Cahiller söze girişince ihtilaf meydana gelir. İlmin bir
nokta olmasında asıl, Allah’ın kitabı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
sahih sünneti ve selefin anlayışıdır. İlmin asılları bunlardır. Bunun
dışındakiler ise sapıklık ve cehalettir. Fırkalaşmaya ve ihtilafa sebep olur.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
فَإِنْ آمَنُواْ بِمِثْلِ مَا آمَنتُم بِهِ
فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ
اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيم
“Eğer sizin ona
iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, şüphesiz doğru yolu bulmuş olurlar; yüz
çevirirlerse doğrusu onlar ancak ayrılık içindedirler. Onlara karşı Allah sana
yeter. Şüphesiz O Semi'dir, Alîm'dir.” (Bakara 137)
4- İslâm’a Cüz’î Yaklaşımlar
Kişi, akide, fıkıh veya hadis ıstılahlarına dair meseleler
bulup, bunun dışına çıkmaz ve dinin bundan ibaret olduğunu zanneder. Hâlbuki
İslam bundan çok daha geniştir.
Mesele falan ve filan kitabı elde edip okumak değildir.
Mesele, İslam’ı derin ve kapsamlı olarak anlama meselesidir. Bu da İslam’ı
akide ve ibadet esaslarının tümüyle kuşatmayı gerektirir.
Bu yüzden selef, bir mesele hakkında konuştukları zaman
sadece bu dar çerçeveden bakmazlar, ancak kapsamlı bir bakışla konuşurlardı.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا
أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ
خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِين
“Ey iman edenler,
İslâm’a topluca girin ve şeytanın adımlarına uymayın! Muhakkak o sizin
için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 208)
İslam, bir bütün olarak, her yönüyle kabul
edilmesi gereken bir dindir.
Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle demiştir: “İnsanlar
Allah’ın indirdiklerinden bazısını cehalet veya heva sebebiyle terk ederlerse
aralarında düşmanlık ve kin meydana gelir.”
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمِنَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّا نَصَارَى
أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُواْ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ
الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللهُ
بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ
“Biz elbette Nasara’yız” diyenlerden de kesin
sözlerini almıştık da kendisiyle hatırlatılanlardan büyük kısmını unuttular.
Biz de aralarında kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin yerleştirdik. Allah da
onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir.” (Maide 14)
İslam’ı bütün olarak kuşatmak için ilim talebinde sabır zorunludur.
Uzun yıllar boyunca İslam ilimlerini öğrenmek için sabretmek gerekir.
Konuşmadan önce öğrenmen gerekir. Bildiğini iddia etmeden önce uzun süre
sabretmelisin ki, Allah sana onu açsın.
Seleften biri şöyle demiştir: “İlim üç adımdır. Birinci
adımda kibirlenirsin, ikinci adımda tevazu gösterirsin, üçüncü adıma geldiğinde
ise cahil olduğunu öğrenirsin.”
İmam Şafii rahimehullah şöyle demiştir: “Gün geçtikçe ilmim
arttı ve cehaletimin boyutu bana göründü.”
Bu yüzden öğrenmelisin, ilim talep et, anlamaya çalış,
talebin acılığına katlan.
Maksada ulaştıran yolların farklılığı ihtilafa sürüklemez.
Mesela kimisi namazla yakınlık sağlamak ister, kimisi oruçla, kimisi sadakayla
veya başka ibadetlerle. Ama hepsi de Allah’a ibadetle yönelme konusunda ittifak
halindedir. Her ne kadar bu yöneliş metotları farklı osa da. Aynı şekilde müçtehidler
de şeriat sahibinin maksadına isabet etmeyi amaçlama konusunda ittifak ederler,
bu konuda sözleri birdir, ancak metotlarında farklılık olabilir.[6]
Yani imamlar bir meselede ihtilaf etseler de, hepsinin amacı
hakka isabet etmektir. Hepsi de Allah’ın ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in
rızasını aramaktadırlar. İhtilafa müsait olan içtihadî meselelerde durum
böyledir. Lakin akidevi meseleler ihtilaf kabul etmez!
5- Şahıslara ve Görüşlere Taassup Göstermek
Taassup kınanmıştır ve haramdır. Ancak Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in sözü hariç. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem dışında
herkesin sözü alınabilir de, atılabilir de.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında herhangi bir
şahıs veya Ashab dışında herhangi bir cemaatin görüşüne mutlak taassup caiz
değildir. Çünkü hak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı ile
beraberdir, başkasında değildir!
İbn Mes’ud radıyallahu
anh şöyle demiştir: “Bir kimseyi örnek alacak olan ölmüş olanları (ashabı)
örnek alsın. Zira hayatta olanın fitnesinden emin olunamaz.”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı, bu ümmetin
kalpleri en temiz olanları, ilmi en köklü olanları, zorlaması en az
olanlarıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْه
“Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı
olmuştur.” (Tevbe 100)
Taassup gösteren kimse, taassupta bulunduğu kişinin
kötülüklerine güzel zanda bulunur ve hasımlarına kötü zanda bulunarak onların
güzelliklerini de kötü görür. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن
صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ
وَالتَّقْوَى
“Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydukları için bir topluma olan kininiz sizi
haddi aşmaya sevk etmesin! İyilik etmek ve sakınmak üzere yardımlaşın….” (Maide 2)
İsmi ne olursa olsun aldanma, edep sınırlarında dur ve ilim ehlinin
hakkını yerine getir. Zira âlimlerimiz ve hocalarımız sevdiklerimizdir. Lakin
Allah için dengeyi gözetmek bize daha önceliklidir.
Hata ihtimali taşıyan bir görüşe taassup gösterme! Başkasının görüşü de
isabet ihtimali taşımaktadır. Taassup ancak Allah’ın söylediklerine ve Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in söylediklerine gösterilir. Başkasına değil!