Kötü Sözlerin Nakledilmesine
Engel Olmak
Gönül genişliği ve kalp selameti isteyen kimse, birinin başka biri
hakkında konuşmasını dinlememeli, böyle bir konuşmaya iltifat etmemelidir. Bu
tür konuşmalar yapanların geneli iyi akledemeyen ve sabit olmayan şeyler
konuşan kimselerdir.
Seleften birisi bu tür konuşmalar yapan kimseleri şöyle nitelemiştir:
“Bir iyilik gördükleri zaman onu gizlerler, kötülük gördükleri zaman onu hemen
yayarlar, bilmedikleri konularda da yalan söylerler.”
Bunlar ancak düşmanların halleridir ve fitne ehlinin özellikleridir. Laf
taşıyan kimse hasta bir adamdır, aklı hayallerle, kalbi kötü zanlarla doludur.
İnsanlar onun katında kaş göz işaretleriyle ve hakaretlerle küçümsenen
konumdadır. Onun nazarında insanlar ancak ayıpları konuşulacak kimselerdir.
İmam Şafii rahimehullah şöyle demiştir: “Dillerinizi kötü söz
konuşmaktan koruduğunuz gibi kulaklarınızı da kötü söz işitmekten uzak tutun.
Çünkü dinleyen, konuşana ortaktır. Sefih kimse kabındaki en pis şeyi çıkarıp
sizin kaplarınıza boşaltmayı gözler.”
Laf taşıyan kimse kötü sözleri nakletmekle fitne için bir merdiven olur,
kardeşliklerin saflığını bozar. Buna engel olunmazsa onun günahı ve
bozgunculuğuna ortak olunmuş olunur.
İmam Şafii şöyle der: “Taşınan sözü kabul etmek, laf taşımaktan daha
zararlıdır. Çünkü laf taşımak delalet iken, onu kabul etmek icazet (izin)
demektir. Bir şeye delalet eden, onu kabul edip izin veren gibidir.”
İbn Mes’ud radıyallahu anh’den: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhuma ile mescide girdi, Bir de baktılar ki İbn
Mes’ud namaz kılıyor ve Nisa suresini okumakta. Yüzüncü ayete geldiğinde İbn
Mes’ud radıyallahu anh kıyam halinde namazda iken dua etmeye başladı. Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“İstekte bulun, sana verilecek, istekte bulun, sana verilecek.”
Sonra dedi ki:
“Kim Kur’ân’ı nazil olduğu şekilde okumak isterse İbn Ummi Abd’in
(İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın) kıraatiyle okusun.” Sabah olunca Ebu Bekr
radıyallahu anh İbn Mes’ud radıyallahu anh’ı müjdelemek için gitti ve ona dedi
ki: “Dün akşam duanda ne istedin?” O da dedi ki:
“Allah’ım! Senden tereddütsüz bir iman, tükenmeyen nimetler ve kalıcılık
cennetinin en yükseğinde Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile arkadaşlık
isterim” dedim.” Sonra Ömer radıyallahu anh geldi, ona denildi ki: “Ebu Bekr
senden önce davrandı.” O da dedi ki:
“Allah Ebu Bekr’e rahmet etsin. Hangi hayra teşebbüs etsem mutlaka o
beni geçmiştir.”[1]
Sahabenin, kardeşinin ulaştığı hayrı müjdelemek için çabasına bakın! Bu
hakkı, doğruluğu ve hayrı nakletmek için çabalamadır. Bâtılı, günahı ve düşmanlığı
nakletmek için değil!
Eğer nakledilen söz doğru olup bir ayıbı ortaya koyan, hürmeti kaldıran
bir şey içeriyorsa bu, bozuk bir davranıştır. Eğer nakledilen söz yalan ise,
iftira, yalan şahitlik ve Allah’a karşı harp açmaktır. Bu, tedavi edilmesi gereken
nemime hastalığıdır. Tedavi edilemeyen organ, bedenin kalan kısımlarının
selameti için kesilir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kattat
cennete giremez.”[2]
Ve “Nemmam cennete giremeyecektir”[3]
buyurmuştur.
Kattat ve nemmam laf taşıyan kimse demektir.
Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mü’min
mü’minin aynasıdır. Mü’min, mü’minin kardeşidir. Onun açığını kapatır ve onu
arkasından gözetir.”[4]
Bu kimseler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu tehdidinden
sakınmazlar mı: “Ey dilleri iman edip kalpleri iman etmeyenler topluluğu!
Müslümanların ayıplarını araştırmayın! Kim müslümanın ayıbını araştırırsa Allah
da onun ayıbını ortaya koyar.”[5]
Evet, bu kimseler hastalardır. Mü’minlerin emiri Osman b. Affan
radıyallahu anh’ı katledenler de böylesi hastalıklı zihniyette idiler. Osman
radıyallahu anh’ın içtihadıyla yapmış olduğu bazı işleri hastalıklı akıllarıyla
yorumladılar ve bu yorumları kabul eden zayıf kalpler için fitneye vesile
oldular.
Osman b. Affan radıyallahu anh katledilince Huzeyfe b. el-Yeman
radıyallahu anh minbere çıkıp şöyle hitap etti: “Allah’ın onu katledene ve ona
sövenlere lanet et! Muhakkak ki biz onu eleştiriyorduk, o da bizi
eleştiriyordu. Bunu fitne için merdiven yaptılar! Allah’ım! Onları ancak
kılıçlarla öldür!”
Hataları fitne için merdiven kılmamak gerekir! Bizler, fitnelerin
yayılmasına değil, kalplerin birleştirilmesine muhtacız. Allah Azze ve Celle
şöyle buyurmuştur:
إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ
فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ
يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُون
“İman edenler arasında çirkin şeylerin
yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza
vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Nur 19)
Muhakkak ki laf tasıyan kimsenin önünde Allah Azze
ve Celle’ye tevbe etmek dışında bütün kapılar kapalıdır! “Allah Teâlâ gece
günah işleyenler için gündüz elini açar, ve gündüz günah işleyenler için
geceleyin elini açar.”[6]
Sen de elini ancak hayır için aç, dilinle maruf
olandan başkasını söyleme! Fudayl b. Iyad rahimehullah şöyle demiştir: “Bize
göre yüksek mertebelere ancak cömertlik, gönül selameti ve müslümanlara
samimiyet ile ulaşılır.”
Şiârın daima “Nezafet/temizlik” olsun. Kastedilen zahirdeki temizlik
değil sadece. Bilakis iç temizliği! Gönlün ve düşüncelerin temizliği, dilin,
elin ve azaların temizliği! İnsanlarla ilişkilerin ve tutulan yolun temizliği!
Kalbin kinlerden ve kirlerden temizliği!
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem söven, müstehcen konuşan, lanet
eden biri değildi! Azarladığı zaman şöyle derdi: “Ona ne oluyor! Alnı toprak
olsun!”[7]
Müslüman, dilinden ve elinden selamette olunan kimsedir.[8]
Hem azaların temizliği, hem de kalbin şüphelerden ve şehvetlerden
temizliğini kastediyoruz!
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنَّ اللهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ
الْمُتَطَهِّرِين
“Doğrusu Allah
çokça tevbe edenleri de sever, çokça temizlenenleri de sever.” (Bakara 222)
Bu temizlik için, müslümanlardan bir kimse hakkında konuşan kimseyi
dinleme kapısını kapamak zorunludur. Böylece gönül huzurlu, kalp selim kalır,
aramızda güzel zan ihya olur. Laf taşıyan kimse sana geldiği zaman de ki: “Allah’tan
beni, seni ve onu bağışlamasını dile!” Sana eziyet verecek sözü dinlemekten yüz
çevir. Çünkü o dikenli bir yoldur.
Ebu Hureyre
radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
سَيُصِيبُ أُمَّتِي دَاءُ
الْأُمَمِ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا دَاءُ الْأُمَمِ؟ قَالَ الْأَشَرُ وَالْبَطَرُ
وَالتَّدَابُرُ وَالتَّنَافُسُ فِي الدُّنْيَا وَالتَّبَاغُضُ وَالْبُخْلُ حَتَّى يَكُونَ
الْبَغِيُّ ثُمَّ يَكُونَ الْهَرْجُ
“Ümmetime ümmetlerin hastalığı isabet edecek.”
Dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü!
Ümmetlerin hastalığı nedir?” Buyurdu ki:
“Kibir ve hakkı
kabullenmeyip insanları hor görmektir, çoklukla övünmek, dünya için yarışmak,
birbirine buğzetmek, birbirine hased etmektir. Bunun sonucunda taşkınlık, sonra
cinayetler ortaya çıkar.”[9]
ez-Zubeyr b. el-Avvam
radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
دَبَّ إِلَيْكُمْ دَاءُ الْأُمَمِ قَبْلَكُمُ الْحَسَدُ وَالْبَغْضَاءُ وَالْبَغْضَاءُ
هِيَ الْحَالِقَةُ لَا أَقُولُ تَحْلِقُ الشَّعَرَ وَلَكِنَّهَا تَحْلِقُ الدِّينَ
وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَا تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا
تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِمَا يُثَبِّتُ ذَاكَ لَكُمْ
أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ
“Sizden önceki
ümmetlerin hastalığı sizin içinize girdi. Hased ve kin. Kinleşme: O tıraş
edicidir, dini tıraş edicidir, saçı tıraş edici demiyorum! Nefsim elinde olana
yemin olsun ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevinceye kadar
da iman etmiş olmazsınız. Dikkat edin! Yaptığınız takdirde birbirinizi
seveceğiniz şeyi size bildireyim mi? Aranızda selamı yayın.”[10]
Ya hayır söyle, ya da sus! Kendi kusurlarınla meşgul ol! Seni
ilgilendirmeyen şeyi terk et! Müslümanlar arasında husumetlerin, düşmanlıkların
sebebi olmaktan sakın!
Ebu’d-Derda radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
ألا أخبركم بأفضل من درجة الصيام والصلاة
والصدقة قالوا بلى قال صلاح ذات البين، فإنَّ فساد ذات البين هي الحالقة
“Dikkat edin! Size namaz, oruç ve sadakadan üstün bir dereceyi haber
vereyim mi?” Dediler ki: “Evet” Buyurdu ki:
“Ara bulmaktır. Muhakkak ki ara bozmak (dini) traş edicidir!”[11]
İspiyonculuk ve laf taşıma sebebiyle birbirine darılan nice kardeş vardır!
Gönlü geniş olduğu halde sevdiği kardeşlerinin arasına gelen nice kardeş vardır
ki şeytan kin tohumlarını atar ve kalpleri bozar, öyle ki mescidi terk etmeye
başlar ve şeytanın avanesinden olur!
Daima kardeşlerinle yakınlık sağladığın anları hatırla, ilim talebinde
yardımlaşmanızı, ilim ve zikir meclislerine katılmada birbirinize destek
olmanızı, birbirinize Allah’ı hatırlatmanızı, bunların seyyiatı hasenata
çeviren vesileler olduğunu, bir cumadan diğer cumaya arada geçenlere keffaret olduğunu,
bu büyük lütufa kardeşin vesilesiyle ulaşabildiğini, cemaatteki bereketleri
hatırla ve bu faziletleri senden iyi bilen şeytanın seni bunlardan mahrum etmek
için kurduğu tuzaklara karşı gaflet etmemen gerektiğini aklından çıkarma!
Tabiinin büyüklerinden Avn b. Abdillah b.Utbe b. Mes’ud rahimehullah
şöyle demiştir: “Bir kimsenin insanların ayıpları konusunda dalmasının ancak
kendi nefsi hakkında gaflet sebebiyle olduğunu düşünüyorum.”
رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا
الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ
آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
“Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla ve
kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma! Rabimiz gerçekten sen
Rauf’sun, Rahim’sin” derler.” (Haşr 10)
[1]
Sahih. Ahmed (1/454) Taberânî
Mu'cemu'l-Kebîr (9/67)
[2]
Sahih. Buhârî (6056) Muslim (105)
[3]
Sahih. Muslim (105)
[4]
Hasen. Ebû Dâvûd (4918) Buhârî
Edebu’l-Mufred (239)
[5]
Sahih. Ebû Dâvûd (4880) Ahmed (4/421)
[6]
Sahih. Muslim (2759)
[7]
Sahih. Buhârî (6301)
[8]
Sahih. Buhârî (10) Muslim (41)
[9]
Sahih ligayrihi. Taberani Evsat (9016) Hâkim (4/185)
İbn Vaddah el-Bid’a (227) İbn Ebi’d-Dunya Zemmu’l-Bagy (2) İbn Ebi’d-Dunya
el-Ukubat (261) Deylemi (3457) el-Elbani, es-Sahiha (680)
[10]
Hasen. Tirmizi (2510) Ahmed (1/165, 167) Tayalisi
(190) Bezzar (6/192) Abd b. Humeyd (97)
İbn Vaddah el-Bid’a (226)
[11]
Sahih. Tirmizî (2590) Ebû Dâvûd
(4919) Ahmed (6/444)