Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

7 Eylül 2026 Pazartesi

Müslümanlar Arasındaki Bağların Kuvvetlendirilmesi - 2 -

 Göz Yummak ve Detaycı Olmamak

Yahya b. Muaz rahimehullah, Allah için olan sevginin iyilikle artmayacağını ve kabalıkla eksilmeyeceğini söylemiştir.

Göz yummak ile kastedilen, fazileti olan kimselerin ayıp ve kusurlarını görmezden gelmektir. Çünkü ayıp ve kusuru bulunmayan insan yoktur. Masum olan ise nebilerdir. (aleyhimusselam). Diğer insanlar ise masum değillerdir. Bilakis her insanın mutlaka hata ve sürçmeleri olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

ولَقَدْ عَهِدْنَا إلَى آَدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

And olsun biz, daha önce de Âdem'e ahit vermiştik. Ne var ki o, terk etti. Onda azim de bulmadık.” (Taha 115)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

كل ابن آدم خطاء

Her ademoğlu hatâ edicidir.”[1]

Tabiinin efendisi Said b. el-Museyyeb rahimehullah şöyle demiştir: “Hiçbir şeref sahibi, hiçbir âlim, hiçbir fazilet sahibi yoktur ki bir ayıbı olmasın. Lakin insanlardan ayını zikredilmeyecek olanlar vardır. Kimin fazileti kusurlarından fazla ise, faziletinden dolayı kusurları görmezden gelinir.”[2]

Bu, gözetilmesi gereken önemli kaidelerdendir. Sabit usulü olan, kâidelere uyan kimseler olmamız gerekir,  her gün görüş değiştiren, her sene farklı menhec tutan kimseler olmamalıyız. Aksi halde ihtilaflar bitmez, hata ile isabetli olan, hak ile bâtıl biribirinden ayırt edilemez.

Üzerinde icma edilen meselelerden birisi, kötülüklerin önünü kapama (seddu’z-zerâi) kuralıdır.

Selefin üzerinde olduğu sabitelerden birisi, sahabeden hiçbirine dil uzatılmasına musamaha göstermemek, sahabeye sövenleri sapıklar olarak görmektir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

لا تسبوا أصحابي

Ashabıma sövmeyin[3] buyurarak bunu yasaklamıştır.

Ali radıyallahu anh de, Muaviye radıyallahu anh de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabındandır, , ikisine de güzel zanda bulunmaktan başkası caiz değildir. Her ne kadar Ali radıyallahu anh’ın daha üstün olduğunu kesin olarak bilsek de bu, Muaviye radıyallahu anh’ın faziletini eksiltmek anlamına gelmez ve ona dil uzatmayı da caiz kılmaz.

Deriz ki: Ebu Hureyre radıyallahu anh’ı itham edenler de ancak yalancılar ve iftiracılardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini inkar etmeye kalkışanlar sapık bid’atçilerdir. Onlar helakin eşiğindedirler. Bundan Allah’a sığınırız.

Sonra bize düşen, haddi aşmamak, insaflı olmaktır. Fazilet sahiplerinden birisi herhangi bir meselede hata eder ve bu konuda sabitelerden birine muhalefet ederse, onun fazileti kusuruna galip gelmiştir deriz. İnsanlar arasında faziletinden dolayı ayıbı görmezden gelinecek kimseler vardır.

Mesela Şeyh el-Elbani, sahih sünnetleri ortaya koyup ihya etmek, bâtıl, hurafe ve bid’atlerin söndürülmesi konusunda inkar edilemez faziletlere sahiptir. Onun kadının yüzünü örtmesini farz görmemesi, dünyanın küre olduğu yalanına aldanması, sigaranın haram olduğunu söylemesi gibi hataları vardır. Bu hataları sebebiyle el-Elbani rahimehullah’ın fazileti inkar edilemez.

Yine Şeyh İbn Baz rahimehullah ömrü boyunca müslümanlara faydalı olmuş, küfre, şirke ve bid’atlere karşı duruş sergilemiştir. Lakin krala yakın olması, kafirlerden yardım alma meselesi gibi hataları olmuştur.  Lakin bu adamın faziletlerinin üstün gelmesi sebebiyle, onun değerini müslümanların gönüllerinde düşürmek ve faziletlerini inkar etmek zikretmiş olduğumuz kurala aykırıdır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

اتق الله عز وجل ولا تحقرن من المعروف شيئاً، ولو أن تفرغ من دلوك في إناء المستسقي، وإياك والمخيلة فإنَّ الله تبارك وتعالى لا يحب المخيلة، وإنْ امرؤ شتمك وعَيَّرك بأمر يعلمه فيك فلا تعيره بأمر تعلمه فيه، فيكون لك أجره، وعليه إثمه، ولا تشتمن أحداً

Allah Azze ve Celle’den sakın ve iyilikten hiçbir şeyi küçük görme! Kendi kovandan su isteyen kimsenin kabına su boşaltman olsa bile! Seni büyüklenmekten sakındırırım! Zira Allah Tebarek ve Teâlâ böbürlenmeyi sevmez! Bir kimse, sende olduğunu bildiği bir şey sebebiyle sana hakaret etse ve ayıplasa, sakın sen onu onda olduğunu bildiğin bir şeyden dolayı ayıplama! Bu durumda ecir senin, günah da onun olur. Hiç kimseye sövme!”[4]

Subhanalla! Şayet çocuklarımızı dört yaşından itibaren bu hadisleri ezberletsek nübüvvet ahlakıyla yetişen bir neslimiz olurdu!

Bu hadiste birçok faideler vardır. Hadisin başında, insan gözünde değeri ne olursa olsun, iyilik işlemeye teşvik ediliyor. Bu, kardeşine bir bardak su vermek olsa bile! Allah’ın buna da bir ecir yazacağı bildiriliyor. Yine bu hadiste kibirden, böbürlenmeden yasaklanmaktadır. Çünkü bunda dış görünüşlere kulluk vardır!

تعس عبد الدرهم والدينار والقطيفة والخميصة

Gümüşün kulu helak olsun! Altının kulu helak olsun! Pahalı/gösterişli elbiselerin kulu helak olsun!”[5]

Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize şu büyük edebi öğretiyor: Bir kimse sana söver veya ayıplarsa sana düşen şey bu günaha ortak olmamaktır! Bilakis kendi nefsinde olan ayıp ve kusurlardan dolayı kendi nefsini kına!

Ebu Bekr radıyallahu anh otururken bir adam ona sövüp saymaya başladı. Bu adamın yaptığı cahillik ancak onun hilmini artırıyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de orada oturuyordu. Adam cahilliğini artırınca Ebu Bekr radıyallahu anh adama cevap vermek istedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalkıp gitti. Sonra şöyle haber verdi: “Adam Ebu Bekr radıyallahu anh’e sövdükçe ona cevap vermek ve: “Bilakis bu söylediklerine layık olan sensin” demek üzere Allah bir melek göndermişti. Adam sövdükçe Ebu Bekr radıyallahu anh de: “Allah seni bağışlasın” diyor, melek de: “Bilakis bağışlanmaya layık olan sensin” diyordu. Ebu Bekr radıyallahu anh adama cevap vermek isteyince melek ayrıldı ve onun yerine şeytan geçti.”[6]

Bizler insanların yaptıkları cahilliklere karşılık verme konusunda bu yolu tutsak, onlarla değil, rableriyle muamelede bulunmuş oluruz. Rabbimiz ise kendi nefsimiz için öfkelenmemizi sevmez! Dolayısıyla Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize, kim olursa olsun insanlara sövmemeyi öğretiyor!

Muhakkak ki sen hiçbir kusuru olmayan kâmil bir insan asla bulamazsın. Detaylara inersen asla buna yol bulamazsın. Allah’ın koruduğundan başka masum olan yoktur. Mutlak kemâl yalnız Allah’a aittir.

Burada maksat şudur: Kardeşliğin sahih olması için kardeşinin zahirî ve bâtinî özelliklerinde kemâle etmiş olması şart değildir! Kendisinde bütün hayırları bir araya getimiş bir insan bulman çok nadirdir. Nadirle de hükmedilmez/istisnalar kâideyi bozmaz.

Size düşen, kusurları görmezden gelmek ve ince ayrıntıları araştırmamak, detayları bilmeye çalışmamaktır! Seleften birisi şeyhinin dersine gitmeden önce sadaka verir ve şöyle derdi: “Allah’ım! Hocamın ayıbını benden gizle ki onun ilmininin bendeki bereketi gitmesin.” Şimdilerde ise kusur araştırılıyor, hatalar tenkid ediliyor. Vallahi bu niyet bozukluğundandır!

 Bazıları çıkıyor: “İmam Nevevi bidatçidir!” diyor! Subhanallah! Sahihu Muslim’i Nevevi’nin şerhiyle, tenkid gözüyle okumayı talep ediyor! İlim öğrenme ve rabbin rahmetine kavuşma amacıyla değil! Hata bulup ilim ehlini tenkid amacıyla okumayı öneriyor! İşte bu bozuk niyettir! Hata varsa, Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin dediği gibi; “Müctehid isabet ederse ona iki ecir, hata ederse bir ecir vardır!”

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

أقيلوا ذوى الهيئات عثراتهم إلا الحدود

Had cezaları dışında, fazilet sahiplerinin sürçmelerini görmezden gelin.”[7]

İmam Nevevi, Kurtubi ve İbn Hacer el-Askalani fazilet sahiplerindendir. Onların kusurlarının görmezden gelinmesi gerekir. Evet, te’vil meselesinde onlardan hata meydana gelmiş ve Eş’arilerin görüşlerine muvafık düşmüşlerdir. Lakin “Allah onları bağışlasın” deriz. Fazileti sebebiyle ayıpları zikredilmeyecek insanlar vardır dememiş miydik?

İmam Şafii rahimehullah bu hadiste geçen fazilet sahipleri kavlini şöyle açıklamıştır: “Onlar kötülükle tanınmayan, fakat had cezası gerektiren suçlar dışında sürçmesi olan, Allah’ın sürçmesini bağışladığı kimselerdir. Bu sürçme ile anılmazlar ve bununla çirkin gösterilmezler. Had cezalarına gelince, Allah’ın hadlerinden birinde aracılık olmaz.”

Abdurrahman b. Ömer el-Esbehani şöyle demiştir: “Bizler Abdurrahman b. Mehdi rahimehullah’ın meclisinde idik. Bir genç girdi ve ona yaklaşmaya devam etti, sonunda yanına oturdu. Meclisteki bir şeyh dedi ki: “Ey Ebu Said! Bu genç senin hakkında konuşuyor ve sana da yalan söylüyor!” Bunun üzerine Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah dedi ki:

“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.” (Fussilet 34-35)”

Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah büyük muhaddislerden ve İmam Buhârî’nin şeyhlerinden biridir. Salih selefimizin böyle bir duruma nasıl güzellikle karşılık verdiklerine dikkat edin! Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah bunları söyledikten sonra şöyle rivayet etti: “Ebu Ubeyde en-Naci şöyle tahdis etti: “Biz el-Hasen el-Basri’nin meclisinde idik. Bir adam ona doğru kalkıp dedi ki:

“Ey Ebu Said! Burada senin meclisine katılan ve sözlerindeki hataları araştıran kimseler var.” Bunun üzerine el-Hasen rahimehullah dedi ki:

“Ey şuradaki! Muhakkak ki ben nefsimin Allah’ın yakınında olmasını istedim, nefsim de istedi. Ben nefsimin hurilerle olmasını istedim, nefsim de istedi. Ve nefsimin insanlardan yana selamette olmasını istedim, ama nefsim istemedi. Şüphesiz ben insanların Allah’tan razı olmadıklarını gördüm. Anladım ki, onlar kendileri gibi mahluk olan birinden hiç razı olmazlar!”

İnsanlar Allah Azze ve Celle hakkında bile ileri geri konuşurlarken mahlukları hakkında mı konuşmayacaklar?!

Bize düşen şey, aleyhimizde konuşsalar bile, başkaları hakkında ancak güzel konuşmaktır. İşte bu, sana kötülük yapana karşı; kötülüğü güzellikle savmadır.

Sen eğer Allah Azze ve Celle’den sakınırsan kalpler seni sevmeye hareketlenir. Zira kalper Rahman’ın elindedir, dilediği gibi çevirir.

Said b. Abdilaziz rahimehullah’tan: “Habib b. Mesleme’nin bir dostu bir gün bir sıkıntı yaptı. (Yani kötü ahlaktan bir şey gösterdi) Habib dedi ki: “Elinden geliyorsa bu ahlakını daha güzeliyle değiştir. Aksi halde bizim ahlakımız senin şu ahlakına sıkıntı verecek.”

Muhakkak ki insanlara ahlakınızla gösterdiğiniz genişliği, mallarınızla asla gösteremezsiniz!

Kadı Iyad, Tertibu’l-Medarik’te şöyle anlatır: “Muhammed b. Mahbub dedi ki: “Bir gün Abdullah b. et-Talib et-Temimi el-Mekki el-Maliki’nin yanındaydık. Meclisindekilerden biri kendisine kaba şekilde hitap etti. O ise ona aynı şekilde karşılık vermedi. İbnu’t-Talib sanki hiç kötü söz işitmemiş gibi konuşmasına devam etti. Adam kalkıp gidince İbnu’t-Talib dedi ki:

“Birbirinize baktığınızı gördüm ve kendi kendime dedim ki: “Adam benim üzerime düşen hakkı eda etmemi istedi, ona da usule uygun davranmak düşüyordu. O benim otoritemin altında idi. Vallahi o elbette alçaktır.”

Allah ona rahmet etsin, şunu kastediyor: “Bana gelip de bana hakaret eden bu adam biliyordu ki ben kendisinin hakkı konusunda hata etmeyeceğim. Siz etrafımda olduğunuz zaman sizin çoğunluk olduğunuzu gördüm ve ona cevap verdim. Fakat o alçaktır.”

İnsanların cahillik, kabalık ve düşük ahlaklarına karşı onların gönül genişliği böyleydi!

İbn Murad dedi ki: Abdullah b. Ayyaş, tabiinin zahidlerinden olan Ömer b. Zer’e karşı kötü sözler söyledi. O da kalkıp evine girdi. Abdullah onun amcasının oğlu idi. İbn Ayyaş pişman oldu ve Ömer’e gitti: “Zalim girebilir mi?” dedi. Ömer de dedi ki: “Evet, bağışlanmış olarak. Vallahi senin hakkında Allah’a isyan edene, onun hakkında Allah’a itaat ederek karşılık vermek gibisiyle bir karşılık veremezsin!”

İşte bu göz yumma, nefiste bir kimseye karşı şaibe bırakmaz. Senin güzel muamelede bulunman ve onun için Allah’a dua etmen gerekir. Nefsin hakkında Allah’a itaat et ve ileri gitme. Başkası hakkında da Allah’a itaat et ve onun sana yaptığı şekilde ona davranma! Bil ki başında da sonunda da o senin bir kardeşindir!

Kardeşin sana kötü ahlakla davranırsa bu yüzden onu terk etme! Senin kendinde de razı olunmayan ve sabredilmekte olan şeyler vardır! Kendi nefsine sabrettiğin gibi kardeşine de sabret.

Kardeşlerinizin dostlukta en kamil özelliklere sahip olmasını mı istiyorsunuz? Sizler âbid, zâhid, âlim veya ilim talibi olup, tevazu sahibi, infakta eli açık, gündüzleri oruçlu, geceleri kıyamlı, güleryüzlü, daima etrafında bulabileceğiniz bir kardeş bulabileceğinizi sanıyor musunuz? Siz bu vasıflarda değilken, bu vasıflarda olan kardeşi nerede bulmayı düşünüyorsunuz? Bu yüzden göz yummak ve detayları araştırmamak gerekir! Her birimizin kendi kusurlarıyla ilgilenmesi gerekir!

Ömer b. Abdilaziz rahimehullah’ın veziri Reca b. Hayve rahimehullah şöyle demiştir: “Sadece kusursuz bir kardeş arayanın arkadaşı az olur. Arkadaşından ihlastan (samimiyetten) başkasına razı olmayanın öfkesi sürekli olur. Her suçunda kardeşini azarlayanın düşmanı çok olur.”[8]

Bu yüzden seleften birisi, öfkelendiği bir kardeşine gittiğinde dedi ki: “Seni azarlamak için geldim.” O da dedi ki: “Böyle söyleme! Bilakis bağışlanma dilememiz ve birbirimize musamaha göstermemiz, olanları unutmamız için geldin.”

Adam kardeşine dedi ki: “Seni Allah için seviyorum.” O da dedi ki: “Şayet benim günahlarımı bilsen bana Allah için buğzederdin.” Adam dedi ki: “Şayet senin günahlarını bilseydim, kendimde bildiğim günahlar benim senden Allah için buğzetmeme mani olurdu.”

İşte kardeşlerle nefsî muameleler böyle olmalıdır. Onda gördüğün güzelliği kendi nefsine de hediye et, onda gördüğün kötülüğü ise alma, at. Kardeşinin iyilikleri ile kötülüklerini tartan bir terazi olma! Onlardan gördüğün kötülükler sebebiyle iyiliklerini unutma! Kimin iyilikleri kötülüklerinden çok olursa cennete girecektir!

Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, zikredenler için bir öğüttür.” (Hud 114)



[1] Hasen. Tirmizî (2499) İbn Mace (4251) Ahmed (2/198) Hakim (4/244)

[2] Hatib el-Kifaye (s.79)

[3] Sahih. Buhârî (3673) Muslim (2540)

[4] Sahih. Ahmed (5/63) İbn Hibban (2/279) el-Elbani es-Sahiha (770)

[5] Sahih. Buhârî (2887)

[6] Hasen. Ebû Dâvûd (4896) Ahmed (2/436) es-Sahiha (2376)

[7] Sahih. Ebû Dâvûd (4375) Ahmed (6/181) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (9/43) el-Elbani es-Sahiha (683)

[8] Muhtasaru Tarihi Dimeşk (5/317)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)