Göz Yummak ve Detaycı Olmamak
Yahya b. Muaz rahimehullah, Allah için olan sevginin
iyilikle artmayacağını ve kabalıkla eksilmeyeceğini söylemiştir.
Göz yummak ile kastedilen, fazileti olan kimselerin ayıp ve
kusurlarını görmezden gelmektir. Çünkü ayıp ve kusuru bulunmayan insan yoktur.
Masum olan ise nebilerdir. (aleyhimusselam). Diğer insanlar ise masum değillerdir.
Bilakis her insanın mutlaka hata ve sürçmeleri olur. Allah Teâlâ şöyle
buyurmuştur:
ولَقَدْ عَهِدْنَا إلَى آَدَمَ مِنْ قَبْلُ
فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا
“And olsun biz, daha önce de Âdem'e ahit
vermiştik. Ne var ki o, terk etti. Onda azim de bulmadık.” (Taha 115)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:
كل ابن آدم خطاء
“Her ademoğlu hatâ edicidir.”[1]
Tabiinin efendisi Said b. el-Museyyeb rahimehullah şöyle
demiştir: “Hiçbir şeref sahibi, hiçbir âlim, hiçbir fazilet sahibi yoktur ki
bir ayıbı olmasın. Lakin insanlardan ayını zikredilmeyecek olanlar vardır.
Kimin fazileti kusurlarından fazla ise, faziletinden dolayı kusurları görmezden
gelinir.”[2]
Bu, gözetilmesi gereken önemli kaidelerdendir. Sabit usulü
olan, kâidelere uyan kimseler olmamız gerekir,
her gün görüş değiştiren, her sene farklı menhec tutan kimseler
olmamalıyız. Aksi halde ihtilaflar bitmez, hata ile isabetli olan, hak ile
bâtıl biribirinden ayırt edilemez.
Üzerinde icma edilen meselelerden birisi, kötülüklerin önünü
kapama (seddu’z-zerâi) kuralıdır.
Selefin üzerinde olduğu sabitelerden birisi, sahabeden
hiçbirine dil uzatılmasına musamaha göstermemek, sahabeye sövenleri sapıklar
olarak görmektir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
لا تسبوا أصحابي
“Ashabıma sövmeyin”[3]
buyurarak bunu yasaklamıştır.
Ali radıyallahu anh de, Muaviye radıyallahu anh de
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabındandır, , ikisine de güzel
zanda bulunmaktan başkası caiz değildir. Her ne kadar Ali radıyallahu anh’ın
daha üstün olduğunu kesin olarak bilsek de bu, Muaviye radıyallahu anh’ın
faziletini eksiltmek anlamına gelmez ve ona dil uzatmayı da caiz kılmaz.
Deriz ki: Ebu Hureyre radıyallahu anh’ı itham edenler de
ancak yalancılar ve iftiracılardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
sünnetini inkar etmeye kalkışanlar sapık bid’atçilerdir. Onlar helakin
eşiğindedirler. Bundan Allah’a sığınırız.
Sonra bize düşen, haddi aşmamak, insaflı olmaktır. Fazilet
sahiplerinden birisi herhangi bir meselede hata eder ve bu konuda sabitelerden
birine muhalefet ederse, onun fazileti kusuruna galip gelmiştir deriz. İnsanlar
arasında faziletinden dolayı ayıbı görmezden gelinecek kimseler vardır.
Mesela Şeyh el-Elbani, sahih sünnetleri ortaya koyup ihya
etmek, bâtıl, hurafe ve bid’atlerin söndürülmesi konusunda inkar edilemez
faziletlere sahiptir. Onun kadının yüzünü örtmesini farz görmemesi, dünyanın
küre olduğu yalanına aldanması, sigaranın haram olduğunu söylemesi gibi
hataları vardır. Bu hataları sebebiyle el-Elbani rahimehullah’ın fazileti inkar
edilemez.
Yine Şeyh İbn Baz rahimehullah ömrü boyunca müslümanlara
faydalı olmuş, küfre, şirke ve bid’atlere karşı duruş sergilemiştir. Lakin
krala yakın olması, kafirlerden yardım alma meselesi gibi hataları
olmuştur. Lakin bu adamın faziletlerinin
üstün gelmesi sebebiyle, onun değerini müslümanların gönüllerinde düşürmek ve
faziletlerini inkar etmek zikretmiş olduğumuz kurala aykırıdır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
اتق الله عز وجل ولا تحقرن من المعروف شيئاً،
ولو أن تفرغ من دلوك في إناء المستسقي، وإياك والمخيلة فإنَّ الله تبارك وتعالى لا
يحب المخيلة، وإنْ امرؤ شتمك وعَيَّرك بأمر يعلمه فيك فلا تعيره بأمر تعلمه فيه، فيكون
لك أجره، وعليه إثمه، ولا تشتمن أحداً
“Allah Azze ve Celle’den sakın ve iyilikten hiçbir şeyi
küçük görme! Kendi kovandan su isteyen kimsenin kabına su boşaltman olsa bile!
Seni büyüklenmekten sakındırırım! Zira Allah Tebarek ve Teâlâ böbürlenmeyi
sevmez! Bir kimse, sende olduğunu bildiği bir şey sebebiyle sana hakaret etse
ve ayıplasa, sakın sen onu onda olduğunu bildiğin bir şeyden dolayı ayıplama! Bu
durumda ecir senin, günah da onun olur. Hiç kimseye sövme!”[4]
Subhanalla! Şayet çocuklarımızı dört yaşından itibaren bu
hadisleri ezberletsek nübüvvet ahlakıyla yetişen bir neslimiz olurdu!
Bu hadiste birçok faideler vardır. Hadisin başında, insan
gözünde değeri ne olursa olsun, iyilik işlemeye teşvik ediliyor. Bu, kardeşine
bir bardak su vermek olsa bile! Allah’ın buna da bir ecir yazacağı
bildiriliyor. Yine bu hadiste kibirden, böbürlenmeden yasaklanmaktadır. Çünkü
bunda dış görünüşlere kulluk vardır!
تعس عبد الدرهم والدينار والقطيفة والخميصة
“Gümüşün kulu helak olsun! Altının kulu helak olsun!
Pahalı/gösterişli elbiselerin kulu helak olsun!”[5]
Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize şu büyük
edebi öğretiyor: Bir kimse sana söver veya ayıplarsa sana düşen şey bu günaha
ortak olmamaktır! Bilakis kendi nefsinde olan ayıp ve kusurlardan dolayı kendi
nefsini kına!
Ebu Bekr radıyallahu anh otururken bir adam ona sövüp
saymaya başladı. Bu adamın yaptığı cahillik ancak onun hilmini artırıyordu.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de orada oturuyordu. Adam cahilliğini
artırınca Ebu Bekr radıyallahu anh adama cevap vermek istedi. Bunun üzerine
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalkıp gitti. Sonra şöyle haber verdi:
“Adam Ebu Bekr radıyallahu anh’e sövdükçe ona cevap vermek ve: “Bilakis bu
söylediklerine layık olan sensin” demek üzere Allah bir melek göndermişti. Adam
sövdükçe Ebu Bekr radıyallahu anh de: “Allah seni bağışlasın” diyor, melek de: “Bilakis
bağışlanmaya layık olan sensin” diyordu. Ebu Bekr radıyallahu anh adama cevap
vermek isteyince melek ayrıldı ve onun yerine şeytan geçti.”[6]
Bizler insanların yaptıkları cahilliklere karşılık verme
konusunda bu yolu tutsak, onlarla değil, rableriyle muamelede bulunmuş oluruz.
Rabbimiz ise kendi nefsimiz için öfkelenmemizi sevmez! Dolayısıyla Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem bize, kim olursa olsun insanlara sövmemeyi
öğretiyor!
Muhakkak ki sen hiçbir kusuru olmayan kâmil bir insan asla
bulamazsın. Detaylara inersen asla buna yol bulamazsın. Allah’ın koruduğundan
başka masum olan yoktur. Mutlak kemâl yalnız Allah’a aittir.
Burada maksat şudur: Kardeşliğin sahih olması için
kardeşinin zahirî ve bâtinî özelliklerinde kemâle etmiş olması şart değildir! Kendisinde
bütün hayırları bir araya getimiş bir insan bulman çok nadirdir. Nadirle de
hükmedilmez/istisnalar kâideyi bozmaz.
Size düşen, kusurları görmezden gelmek ve ince ayrıntıları
araştırmamak, detayları bilmeye çalışmamaktır! Seleften birisi şeyhinin dersine
gitmeden önce sadaka verir ve şöyle derdi: “Allah’ım! Hocamın ayıbını benden
gizle ki onun ilmininin bendeki bereketi gitmesin.” Şimdilerde ise kusur
araştırılıyor, hatalar tenkid ediliyor. Vallahi bu niyet bozukluğundandır!
Bazıları çıkıyor: “İmam
Nevevi bidatçidir!” diyor! Subhanallah! Sahihu Muslim’i Nevevi’nin şerhiyle,
tenkid gözüyle okumayı talep ediyor! İlim öğrenme ve rabbin rahmetine kavuşma
amacıyla değil! Hata bulup ilim ehlini tenkid amacıyla okumayı öneriyor! İşte
bu bozuk niyettir! Hata varsa, Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin dediği gibi; “Müctehid
isabet ederse ona iki ecir, hata ederse bir ecir vardır!”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
أقيلوا ذوى الهيئات عثراتهم إلا الحدود
“Had cezaları dışında, fazilet sahiplerinin sürçmelerini
görmezden gelin.”[7]
İmam Nevevi, Kurtubi ve İbn Hacer el-Askalani fazilet sahiplerindendir.
Onların kusurlarının görmezden gelinmesi gerekir. Evet, te’vil meselesinde onlardan
hata meydana gelmiş ve Eş’arilerin görüşlerine muvafık düşmüşlerdir. Lakin “Allah
onları bağışlasın” deriz. Fazileti sebebiyle ayıpları zikredilmeyecek insanlar
vardır dememiş miydik?
İmam Şafii rahimehullah bu hadiste geçen fazilet sahipleri
kavlini şöyle açıklamıştır: “Onlar kötülükle tanınmayan, fakat had cezası
gerektiren suçlar dışında sürçmesi olan, Allah’ın sürçmesini bağışladığı
kimselerdir. Bu sürçme ile anılmazlar ve bununla çirkin gösterilmezler. Had
cezalarına gelince, Allah’ın hadlerinden birinde aracılık olmaz.”
Abdurrahman b. Ömer el-Esbehani şöyle demiştir: “Bizler
Abdurrahman b. Mehdi rahimehullah’ın meclisinde idik. Bir genç girdi ve ona
yaklaşmaya devam etti, sonunda yanına oturdu. Meclisteki bir şeyh dedi ki: “Ey
Ebu Said! Bu genç senin hakkında konuşuyor ve sana da yalan söylüyor!” Bunun
üzerine Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah dedi ki:
“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle
arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna ancak
sabredenler kavuşturulur; buna ancak büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.” (Fussilet 34-35)”
Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah büyük muhaddislerden ve
İmam Buhârî’nin şeyhlerinden biridir. Salih selefimizin böyle bir duruma nasıl
güzellikle karşılık verdiklerine dikkat edin! Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah
bunları söyledikten sonra şöyle rivayet etti: “Ebu Ubeyde en-Naci şöyle tahdis
etti: “Biz el-Hasen el-Basri’nin meclisinde idik. Bir adam ona doğru kalkıp
dedi ki:
“Ey Ebu Said! Burada senin meclisine katılan ve sözlerindeki
hataları araştıran kimseler var.” Bunun üzerine el-Hasen rahimehullah dedi ki:
“Ey şuradaki! Muhakkak ki ben nefsimin Allah’ın yakınında
olmasını istedim, nefsim de istedi. Ben nefsimin hurilerle olmasını istedim,
nefsim de istedi. Ve nefsimin insanlardan yana selamette olmasını istedim, ama
nefsim istemedi. Şüphesiz ben insanların Allah’tan razı olmadıklarını gördüm. Anladım
ki, onlar kendileri gibi mahluk olan birinden hiç razı olmazlar!”
İnsanlar Allah Azze ve Celle hakkında bile ileri geri
konuşurlarken mahlukları hakkında mı konuşmayacaklar?!
Bize düşen şey, aleyhimizde konuşsalar bile, başkaları
hakkında ancak güzel konuşmaktır. İşte bu, sana kötülük yapana karşı; kötülüğü
güzellikle savmadır.
Sen eğer Allah Azze ve Celle’den sakınırsan kalpler seni
sevmeye hareketlenir. Zira kalper Rahman’ın elindedir, dilediği gibi çevirir.
Said b. Abdilaziz rahimehullah’tan: “Habib b.
Mesleme’nin bir dostu bir gün bir sıkıntı yaptı. (Yani kötü ahlaktan bir şey
gösterdi) Habib dedi ki: “Elinden geliyorsa bu ahlakını daha güzeliyle
değiştir. Aksi halde bizim ahlakımız senin şu ahlakına sıkıntı verecek.”
Muhakkak ki insanlara ahlakınızla gösterdiğiniz
genişliği, mallarınızla asla gösteremezsiniz!
Kadı Iyad, Tertibu’l-Medarik’te şöyle anlatır: “Muhammed
b. Mahbub dedi ki: “Bir gün Abdullah b. et-Talib et-Temimi el-Mekki el-Maliki’nin
yanındaydık. Meclisindekilerden biri kendisine kaba şekilde hitap etti. O ise
ona aynı şekilde karşılık vermedi. İbnu’t-Talib sanki hiç kötü söz işitmemiş
gibi konuşmasına devam etti. Adam kalkıp gidince İbnu’t-Talib dedi ki:
“Birbirinize baktığınızı gördüm ve kendi kendime
dedim ki: “Adam benim üzerime düşen hakkı eda etmemi istedi, ona da usule uygun
davranmak düşüyordu. O benim otoritemin altında idi. Vallahi o elbette alçaktır.”
Allah ona rahmet etsin, şunu kastediyor: “Bana
gelip de bana hakaret eden bu adam biliyordu ki ben kendisinin hakkı konusunda
hata etmeyeceğim. Siz etrafımda olduğunuz zaman sizin çoğunluk olduğunuzu gördüm
ve ona cevap verdim. Fakat o alçaktır.”
İnsanların cahillik, kabalık ve düşük ahlaklarına
karşı onların gönül genişliği böyleydi!
İbn Murad dedi ki: Abdullah b. Ayyaş, tabiinin
zahidlerinden olan Ömer b. Zer’e karşı kötü sözler söyledi. O da kalkıp evine
girdi. Abdullah onun amcasının oğlu idi. İbn Ayyaş pişman oldu ve Ömer’e gitti:
“Zalim girebilir mi?” dedi. Ömer de dedi ki: “Evet, bağışlanmış olarak. Vallahi
senin hakkında Allah’a isyan edene, onun hakkında Allah’a itaat ederek karşılık
vermek gibisiyle bir karşılık veremezsin!”
İşte bu göz yumma, nefiste bir kimseye karşı
şaibe bırakmaz. Senin güzel muamelede bulunman ve onun için Allah’a dua etmen
gerekir. Nefsin hakkında Allah’a itaat et ve ileri gitme. Başkası hakkında da
Allah’a itaat et ve onun sana yaptığı şekilde ona davranma! Bil ki başında da
sonunda da o senin bir kardeşindir!
Kardeşin sana kötü ahlakla davranırsa bu yüzden
onu terk etme! Senin kendinde de razı olunmayan ve sabredilmekte olan şeyler
vardır! Kendi nefsine sabrettiğin gibi kardeşine de sabret.
Kardeşlerinizin dostlukta en kamil özelliklere
sahip olmasını mı istiyorsunuz? Sizler âbid, zâhid, âlim veya ilim talibi olup,
tevazu sahibi, infakta eli açık, gündüzleri oruçlu, geceleri kıyamlı,
güleryüzlü, daima etrafında bulabileceğiniz bir kardeş bulabileceğinizi sanıyor
musunuz? Siz bu vasıflarda değilken, bu vasıflarda olan kardeşi nerede bulmayı
düşünüyorsunuz? Bu yüzden göz yummak ve detayları araştırmamak gerekir! Her
birimizin kendi kusurlarıyla ilgilenmesi gerekir!
Ömer b. Abdilaziz rahimehullah’ın veziri Reca b.
Hayve rahimehullah şöyle demiştir: “Sadece kusursuz bir kardeş arayanın arkadaşı
az olur. Arkadaşından ihlastan (samimiyetten) başkasına razı olmayanın öfkesi
sürekli olur. Her suçunda kardeşini azarlayanın düşmanı çok olur.”[8]
Bu yüzden seleften birisi, öfkelendiği bir
kardeşine gittiğinde dedi ki: “Seni azarlamak için geldim.” O da dedi ki: “Böyle
söyleme! Bilakis bağışlanma dilememiz ve birbirimize musamaha göstermemiz,
olanları unutmamız için geldin.”
Adam kardeşine dedi ki: “Seni Allah için
seviyorum.” O da dedi ki: “Şayet benim günahlarımı bilsen bana Allah için
buğzederdin.” Adam dedi ki: “Şayet senin günahlarını bilseydim, kendimde
bildiğim günahlar benim senden Allah için buğzetmeme mani olurdu.”
İşte kardeşlerle nefsî muameleler böyle
olmalıdır. Onda gördüğün güzelliği kendi nefsine de hediye et, onda gördüğün
kötülüğü ise alma, at. Kardeşinin iyilikleri ile kötülüklerini tartan bir terazi
olma! Onlardan gördüğün kötülükler sebebiyle iyiliklerini unutma! Kimin iyilikleri
kötülüklerinden çok olursa cennete girecektir!
“Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu,
zikredenler için bir öğüttür.” (Hud 114)
[1]
Hasen. Tirmizî (2499) İbn Mace (4251)
Ahmed (2/198) Hakim (4/244)
[2]
Hatib el-Kifaye (s.79)
[3]
Sahih. Buhârî (3673) Muslim (2540)
[4]
Sahih. Ahmed (5/63) İbn Hibban
(2/279) el-Elbani es-Sahiha (770)
[5]
Sahih. Buhârî (2887)
[6]
Hasen. Ebû Dâvûd (4896) Ahmed (2/436)
es-Sahiha (2376)
[7]
Sahih. Ebû Dâvûd (4375) Ahmed (6/181)
Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (9/43) el-Elbani es-Sahiha (683)
[8]
Muhtasaru Tarihi Dimeşk (5/317)