İnsanlara Hükmetme Konusunda Kurallar
İnsan,
İyilikleri ve Kötülükleri Tartılarak Değerlendirilir
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ
هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا
أَنفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُون
“Artık kimlerin tartıları ağır gelirse, işte
asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık
bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; ebedî cehennemdedirler.” (Mu’minun
102-103)
Allah Azze ve Celle bize iyilikleri kötülüklerine
galip gelen kimsenin, kötülüklerinden dolayı pişman olmaları halinde kurtuluş
yolunda olduğunu haber vermiştir. Kötülükleri iyiliklerine galip olan ise helak
ve azap ehlidir.
Burada iyi ezberlememiz gereken önemli bir fayda
vardır. Allah’ın muttakî dostlarından olmak için hatasız olmak şartı yoktur!
Allah Teâlâ, muttakîleri şöyle nitelemiştir:
وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً أَوْ
ظَلَمُواْ أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُواْ اللهَ فَاسْتَغْفَرُواْ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ
الذُّنُوبَ إِلاَّ اللهُ وَلَمْ يُصِرُّواْ عَلَى مَا فَعَلُواْ وَهُمْ يَعْلَمُون
“Onlar, çirkin bir iş yaptıklarında veya
nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp günahları için bağışlanma
dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ayrıca onlar
yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.” (Al-i İmran 135)
Takvâ sahibi bir kimse büyük bir günaha da düşebilir. “Çirkin bir iş
yaptıklarında” kavlindeki “fahişe/çirkin iş” kelimesi büyük günahlardan
birini işleyebilecekleri anlamına gelmektedir. “Veya nefislerine
zulmettikleri zaman” kavli de küçük günah işleyebilecekleri anlamına gelmektedir.
Lakin onlar hemen günah gafletinden uyanarak tevbe ederler, günahlarda ısrar
etmezler. Bilakis yaptıklarından dolayı Allah’tan bağışlanma dilerler.
İmam Zehebî, Mizanu’l-İ’tidal mukaddimesinde
şöyle der: “Sika (güvenilir) bir ravi olmak için günahlardan ve hatalardan
masum olmak şart değildir. Hiçbir kusuru olmayan kâmil bir ravi neredeyse
bulunamayacak kadar azdır.”
İbnu’l-Esir de el-Lubab Fi Tehzibi’l-Ensab’da
şöyle der: “Seyyid ancak hataları sayılabilen, yanlışlarından muaheze edilen
kimsedir. Dünyada bu konuda mükemmel bir şey bulunamaz.” Nitekim Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in devesi, bir Yahudinin devesi tarafından yarışta
geçilince şöyle buyurmuştur: “Dünyada yükselen hiçbir şey yoktur ki Allah’ın
onu alçaltması bir hak olmasın.”[1]
Kardeşlere ve hocalara karşı tatbik edilmesi
gereken mizanda da onlardan birinin hatası veya sürçmesi sebebiyle taşkınlık
yapmamak ve haklarını eksiltmemek gerekir. Kişi takvâsıyla ölçülür. Kimin
iyilikleri çok olursa kötülükleri görmezden gelinir.
Selefimizin sözlerini iyi dinleyin: mam Şafii rahimehullah
şöyle demiştir: “Daha önce işitmediğim bir ilmî meseleyi öğrenmek için bütün
bedenim adeta bir kulak olur, kulağımla dinlediğim gibi tüm bedenimle dinlerim.”
İmam Zehebi şöyle demiştir: “Muhakkak ki ilimde
büyük bir imamın isabetleri çok olup, hakkı aradığı bilinirse, ilmi geniş,
zekası ortada, salahı, sakınması ve hakka ittibası ortadaysa onun hataları için
bağışlanma dilenir ve onu sapıklıkla niteleyip atmayız! Onun iyiliklerini
unutmayız! Evet, bid’atine ve hatasına uymayız ama onun bundan dönüş yapmasını
umarız.”
Bu yüzden
bize düşen, bir kimsenin hatasını yaymamak, örtüsünü açmakta ileri girmemektir.
Şayet bu kapı açılırsa imamlardan ve davetçilerden hiç kimse bundan selamette
kalamaz. Hiçbir imam yoktur ki, dil uzatanlar ona dil uzatmış olmasın ve onun
hakkında helâk olanlar bulunmasın.
Mesela bazıları İmam Buhârî’yi zayıf saymıştır.
İbn Hacer buna şöyle cevap vermiştir: “Onu zayıf görenin kendisi zayıftır!”
İmam es-Subkî şöyle demiştir: “İmamlığı ve
adaleti sabit olanları övenler çok olduğu gibi onu cerh edenler de olur. Burada
cerhine sebep olan karine, mezhep taassubu veya başka bir sebep olabilir. Bizler
onun hakkındaki cerhe itibar etmeyiz, adaletle amel ederiz.”
Bu konuda asıl; insanlar arasında ayıbı olmayan
bir sınıfın olmamasıdır.
Kişinin
Bütün Hallerini Dikkate Alarak Değerlendirmek
İbn Hacer rahimehullah şöyle demiştir: “Fiilleri,
sözleri, kişileri kayıt altına alacak kimsenin nakilde araştırma yapması,
sadece yaygın olan sözlerle yetinmemesi gerekir.”
İbn Hacer ravilerin biyografilerini hazırlama
konusunda önemli bir noktaya değinmiştir. Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
de davetine başladığında en yakın akrabaları olan müşrikler, O’nun hakkında
yalancı, deli, şair gibi yakıştırmaları her tarafta yaydılar. Şayet dışarından
biri nebilik iddia eden şahsı araştırmak için müşrikler tarafından
yaygınlaştıran bu sözlere itibar etse, “en yakın akrabalarının bile delilikle,
yalancılıkla, cinlenmişlikle nitelediği bu adama neden itibar edeyim ki?” diye
düşünür ve bu düşünce asla kendisini azaptan kurtarmazdı! Bilakis onun hakkı
araştırması ve bu nebinin davetine icabet etmesi vacip idi.
Mesela şeyhin dersine katılan talebelerden birisi
şeyhin söylemediği bir söz nakleder. Halbuki bu talebe kendi hatalı anlayışını nakletmektedir!
Bu durumda şeyhin kendisine veya naklinde sağlam, güvenilir olan kimselere
sorarak araştırmak gerekir ki alimler ve davetçiler adına yalan sözler
yayılmasın!
Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
بئس مطية الرجل زعموا
“İddia ediliyor ki…” sözü kişi için ne kötü
bir binektir!”[2]
“Deniliyor ki…” “İddia ediliyor ki…” sözleri,
isnadın kopuk olduğunun alametlerindendir. Senedin kesintisiz olması zorunludur.
Bizzat kendin tahkik etmeli ve araştırmalısın. Özellikle de ilim ve salah
ehlinden bir kimsenin eleştirilmesi söz konusu olduğunda! Eğer durumu kapalı
olan bir kimse hakkında lekeleyici bir söz veya fiil öğrenilirse bunu yayma
konusunda ileri gidilmemelidir. Bilakis işaretle yetinmelidir.
Bu yüzden müslümanın insanların mertebelerini,
durumlarını ve konumlarını iyi tanıması, alçağı yükseltmemesi, yükseği de
alçaltmaması gerekir.
Şayet insanların
her iddiası kabul edilseydi elbette pekçok mallar ve canlar giderdi. Delilsiz
dayanaksız iddialara kulak vermekten sakın! Çünkü bunlar hayır getirmez, “denildi
ki, zannediyorum ki, bana ulaştı ki…” sözleri dedikodudan ibarettir.
Adaleti sabit olan, ilmi ve özeni ile bilinen,
büyük günahlardan sakınan ve mürüvveti gözeten, hayrı galip gelen, amelindeki şer
az olan kimse hakkında delilsiz dayanaksız bir dedi kodu kabul edilemez!
Meselelerin delilleri, insanların
şahitliklerinden daha sağlamdır. Ancak haberde bir delil varsa şahitlikle
beraber delil var demektir. Çünkü delil yalan söylemez, münafıklık yapmaz,
artmaz ve değişmez. İnsanın şahitliği ise bunlardan selamette değildir.
Sözlerin
Anlamları ve Maksatları Konusunda Dikkatli Olmak
Edipler derler ki: “Söz vahşî olabilir ama
tamamen sevgi ifade edebilir.”
Mesela Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
Muaz radıyallahu anh’e: “Annen seni düşürsün” buyurmuştur.[3]
Yani seni kaybetsin demektir. Söz ürkütücüdür, lakin sevgiyle söylenmiştir. Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem kendisine söylediği sözü iyi anlaması için böyle
söylemiştir. Nitekim şöyle de demiştir: “Muhakkak ki seni seviyorum ey Muaz!”[4]
Sözlerin delalet ettiği manaları anlamak zorunludur.
Dillerde öyle sözler kullanılır ki, zahirde delalet ettiği şey kastedilmez.
Bilakis insanlar bu sözü başka bir manada anlarlar. Alışageldikleri, birden
anlaşılıveren manaları vardır.
Mesela “Veyl olsun” “Sağ elin toprak olsun” gibi
ifadeler böyledir. Akıl ve basiret sahipleri durumun ve konuşan kimsenin
hallerini dikkate alarak değerlendirirler. Eğer yakın bir kimse, ürkütücü bir
söz kullanırsa, bununla zahirinden başkasını kastettiğini anlarlar. Eğer
konuşan düşman bir kimse ise, güzel söz söylese bile bununla kastettiği belayı
anlarlar.
Eğer kişi imanına ve istikametine şahit olunan
güvenilir bir kimse ise, onun sözlerini ve yazılarını, alışıldık uygun yorumdan
başka şekilde yorumlamak doğru olmaz. Bu ve benzerlerinde güzel zanda bulunmak
vaciptir. “Lazimu’l-mezhep leyse bimezhep” kuralını açıkladığım başka bir
derste bu konuda ayrıntılı örnekler verdiğim için burada sözü uzatmıyorum.
Cerh
Edilmesine Gerek Olmayan Kimse Cerh Edilmez
Müslümanın dilini ve azalarını müslümanların ırzlarından
sakınması gerekir. Kendisi, müslümanların üzerinde bir gözetmen veya zorlayıcı
değildir!
Müslümanın insanları davet etmek ve onları İslam’a
güzelce döndürmekle meşgul olması gerekir. Kendisini insanları sınıflandırmak
ve onlar hakkında hükmetmekle görevli saymamalıdır!
İnsanlardan kimisini araştırmaya gerek yoktur,
onların adaletleri ve cerh edilmiş olmaları araştırılmaz. Faziletli amellerle
meşgul olmak varken bunlar ancak yoldan alıkoyar.
Tartışmalara
Son Vermek
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا
بِالَّتِي هِيَ أَحْسَن
“Ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mücadele
edin” (Ankebut 46)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:
أنا زعيم ببيت في ربض الجنة لمن ترك المراء
وإن كان محقاً، وببيت في وسط الجنة لمن ترك الكذب وإن كان مازحاً، وببيت في أعلى الجنة
لمن حسن خلقه
“Haklı olduğu konuda da olsa, tartışmayı terk eden kimse
için cennetin kenarında bir eve kefilim. Mizah için dahi olsa yalanı terk eden
kimse için cennetin ortasında bir eve kefilim. Ahlâkını güzelleştiren kimse
içinb ise cennetin en yüksek yerinde bir eve kefilim.”[5]
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا
كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِاللهِ وَآيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنتُمْ تستهزئون
لاَ تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ
“Onlara sorsan, elbette şöyle diyecekler: “Biz sadece eğlenip
şakalaşıyorduk.” De ki: “Allah ile, O’nun ayetleriyle ve rasûlü ile mi
eğleniyordunuz? Özür belirtmeyin. Siz iman ettikten sonra küfre girdiniz.” (Tevbe
65-66)
Mizahın çoğu yalan ve gıybetle karışıktır. Belli bir bölge halkı
hakkında, mesela karadenizliler, kayserililer, araplar belli halklar hakkında yaygın
olan fıkralar anlatılıp gülündüğünde, kıyamet gününde o halkların tamamının,
kendileriyle alay etmen sebebiyle senden hakkını almasından korkulur.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
إن العبد ليتكلم بالكلمة ما يتبين فيها يزل
بها في النار أبعد مما بين المشرق
“Muhakkak ki kul nereye varacağını düşünmediği bir söz söyler
de cehennemde iki doğu arasından daha uzak bir yere düşer.”[6]
Yine şöyle buyurmuştur:
ويل للذي يحدث بالحديث ليضحك به القوم فيكذب
ويل له .. ويل له
“Bir topluluğu güldürmek için bir söz söyleyen ve yalan
söyleyen kişiye yazıklar olsun, ona yazıklar olsun, ona yazıklar olsun!”[7]
Bu sadece tek bir kelime hakkındadır! Bu iş için üç dört
saatlik bir mecliste bu türden sohbete devam etmeye ne denilir?! İyi bil ki,
bunları dinleyen de anlatana ortaktır! Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ
أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ
مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ
اللهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
“Hâlbuki muhakkak O size kitapta indirmiştir ki: “Allah’ın ayetlerinin
inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar başka bir
söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa o zaman muhakkak siz de
onlar gibisinizdir.” Muhakkak Allah münafıkları da kâfirleri de hep beraber
Cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 140)
Mizah için dahi olsa yalanı terk etmen gerekir! Hakkı
savunsan dahi tartışmayı terk etmen gerekir!
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
ما ضل قوم بعد هدى كانوا عليه إلا أوتوا الجدل
“Hidayete ulaştıktan sonra bir kavim ancak cedel (tartışmalar)
sebebiyle sapar.”[8]
İlim ehli şöyle der: “Cedel ve tartışmalar şu dört kalp
hastalığına sebep olur
Birincisi: Kalbi fitneye düşürür.
İkincisi: Kinleşme meydana getirir
Üçüncüsü: Kalbi katılaştırır.
Dördüncüsü: Konuşma ve amel konusunda verayı (sakınmayı)
zayıflatır.
Halid b. Yezid rahimehullah şöyle demiştir: “Kişi tartışmacı,
ısrarcı ve kendi görüşünü beğenen biriyse ziyana uğramışlığını tamamlamış
demektir.”
Hasen el-Basri rahimehullah şöyle demiştir: “Sizi
tartışmadan sakındırırım. Zira o alimin cahillik ettiği ve bu sayede şeytanın
kendisinin ayağını kaydırdığı bir andır.”
Bu yüzden İmam Acurri değerli kitabı Ahlaku’l-Ulama’da şöyle
der: “Mü’min idare eder, tartışmaya girmez. Allah Subhenehu’nun hikmetini
neşreder, eğer kabul edilirse Allah’a hamd eder, şayet reddedilirse yine Allah’a
hamd eder.”
Abdurrahman b. Ebi Leyla rahimehullah şöyle demiştir: “Hiçbir
kardeşimle asla tartışmam. Çünkü onunla tartışırsam ya onu yalanlarım ya ona öfkelenirim.
Ben tartışmamak sebebiyle bu iki durumdan selametteyim.”
Ehl-i Sünnetin hatibi İbn Kuteybe rahimehullah başından
geçen bir hadiseyle husumetin sonuçlarını anlatmıştır. Diyor ki: “Bşir b.
Abdillah b. Ebi Bekra rahimehullah bana uğrayıp: “Neden burada oturuyorsun?”
dedi. Ben de: “Benimle amcaoğlum arasında bir husumet var” dedim. Dedi ki:
“Muhakkak ki babanın benim üzerimde bir hakkı var. Bu yüzden
sana bir karşılık vermek istiyorum. Vallahi ben, husumet (tartışmak,
iddialaşmak) kadar dini götüren, mürüvveti eksilten, ibadetin lezzetini gideren
ve kalbi Allah’tan alıkoyan bir şey görmedim.” Bunun üzerine hemen kalktım. Hasmım:
“Ne oldu?” dedi. Ben de: “Vallahi seninle asla davalaşmayacağım” dedim. Dedi
ki: “Galiba benim haklı olduğumu anladın” Dedim ki: “Hayır, lakin nefsim bundan
daha değerlidir.” O da bana dedi ki: “Vallahi senden bir şey talep etmeyeceğim,
aramızda dava konusu olan şey senindir!”
[1]
Sahih. Buhârî (2872)
[2]
Sahih. Ebû Dâvûd (4972) Ahmed (4/119,
5/401) Buhârî Edebu’l-Mufred (762) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (1/68) el-Elbani
es-Sahiha (866)
[3]
Hasen. Tirmizî (2616) İbn Mace (3973)
[4]
Sahih. Ebû Dâvûd (1522) Nesâî (1303)
Ahmed (5/247)
[5]
Sahih. Ebû Dâvûd (4800) Taberânî
Mu'cemu'l-Kebîr (8/117) el-Elbani es-Sahiha (273)
[6]
Sahih. Buhârî (6477) Muslim (2988)
[7]
Hasen. Tirmizî (2315) Ebû Dâvûd
(4990)
[8]
Sahih. Tirmizî (3253) İbn Mace (48) Ahmed (5/252, 256) Hakim (2/486)