Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

16 Mart 2020 Pazartesi

Velâ ve Berâ Kaidesinden Ürken Hastalıklı Nefislere!


Kitap ve sünnete salih selefin menheci üzere davetimizin kendilerine ulaşıp da yüz çevirenlere zillet ve küçüklük vardır. Zira bizler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisinin varisleriyiz:
İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 Kıyametin önünde, kılıçla gönderildim ki hiçbir şey ortak koşulmadan yalnızca Allah’a ibadet edilsin. Rızkım mızrağımın gölgesi altında kılındı. Emrime muhalefet edenlere zillet ve küçüklük yazıldı. Kim kendini bir kavme benzetirse onlardandır.”[1]
Sahip olduğumuz Kur’ân ve hadis ilimlerimiz kılıcımız ve mızrağımızdır. Davetimizden hoşlanmayanlar hevâlarına uymak istedikleri, selefî daveti mıncıklamış bozuk menhecli, bid’at meşrepli kimselere meyletmekte, ihyâ edilmeye çalışılan velâ ve berâ vacibinden nefret etmektedirler.
Selefî menhecin aleyhince gelişigüzel eleştiriler yapan hevâ ehlinden hastalık kapan bazı kimseler şu korkuyu nefislere üflemektedirler: “Bir gün senin de aleyhinde berâ uygulanırsa o zaman gününü görürsün!”
Evet, nefislerini hakka karşı kibirle büyüten kimseler burunlarından kıl alınmasından asla razı olmuyorlar ve kendilerine bir şekilde berâ uygulandığında, kibirli nefisler şahlanarak kendisine berâ uygulayanlara bir nevi harbe giriyor, nefsini hatalı bulmuyor!
Hakka karşı kibir hastalığına yakalanmış olanlara şifa olması ümidiyle bazı hususları hatırlatacağım.
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki, herbirimizin Allah’ın dini karşısında boynumuzun kıldan ince olması gerekir. Her birimizin nefsi, Allah’ın vahyine karşı zilletle boyun eğmek zorundadır. Bu boyun eğiş bize hakkı ulaştıran kimse için değil, o hakkın sahibi içindir. Hakkı ulaştıran kimsede bulunan eksiklikleri ön plana çıkararak kendi nefislerimizin savunucusu olmak, haine arka çıkmaktır!
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki biz sana kitabı hak ile indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin. Hainlerin savunucusu olma!” (Nisa 105)
Vahyin naslarının tehdidine hepimizin nefisleri muhataptır ve nefislerimizi vahye boyun eğdirme konusunda hayat boyunca mücadelemiz devam etmektedir, edecektir.
Allah’ın rasulü sallallahu aleyhi ve sellem dahi, kendisinin bilgisi dışında torunlarının ev içinde oynamakta oldukları köpek yavruları sebebiyle, Cibril aleyhi's-selâm’ın bir süre kendisine gelmekten uzak durmasına muhatap olmuş, dışarıda Cibril aleyhi's-selâm ile karşılaştığında bunun sebebini sormuş, Cibril aleyhi's-selâm da meleklerin içinde suret ve köpek bulunan eve girmediklerini beyan edince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem derhal evden o köpek yavrularının çıkarılmasını emretmiştir.
Amâ bir sahabiye karşı tavrı sebebiyle Allah Azze ve Celle, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i eleştiren ayetler indirmiş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu ayetleri ümmetinden saklama yolunu tutmamış, bilakis vahye teslim olmuştur. Enfal suresinde, Tevbe suresinde ve daha başka surelerde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i eleştiren ayetler nazil olmuş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem asla Allah Azze ve Celle’ye karşı kendisini “eleştirilemez” bir konumda görmemiştir.
Allah rasulü sallallahu aleyhi ve sellem, hanımlarına bir ay hecir uygulamış, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in eşleri bu tavırdan dolayı kibirlenmeye kalkmamış, bilakis nefislerini rasulün fiili ve hakkın takdirine boyun eğdirmek için mücadele etmişlerdir.
Aişe radiyallahu anha’nın azatlısı Zekvan rahimehullah’tan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanında bir esirle beraber Aişe radiyallahu anha’nın yanına gitti. Aişe radiyallahu anha, yanındaki kadınlarla meşgul olduğu için onunla ilgilenmeyince esir çıkıp gitti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gelince ona bunu haber verdiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Ona ne oluyor! Allah elini koparsın!” Müslümanlar onu aramaya çıktılar ve esiri getirdiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gelince Aişe radiyallahu anha ellerini yokluyordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Onun neyi var? Delirdi mi?” buyurdu. Aişe radiyallahu anha dedi ki:  “Ey Allah’ın rasulü! Elimi koparması için Allah’a dua ettin. Ben de elim koptu mu diye bakıyorum.” Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ellerini semaya kaldırdı ve şöyle dua etti:
 Allah’ım! Ben ancak bir beşerim. Diğer insanlar gibi üzülür ve öfkelenirim. Hangi mü’min erkek veya mü’mine kadına beddua edersem, bu bedduayı onun için günahlarından temizlenme vesilesi kıl.”[2]
Enes b. Malik radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hafsa bt. Ömer radiyallahu anha’ya bir adamı teslim etti ve:
Bunu muhafaza et” dedi. Hafsa radiyallahu anha gafil kaldı ve adam gitti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem girdi ve dedi ki:
Ey Hafsa! Adamı ne yaptın?” O da: “Ondan gafil kaldım ey Allah’ın rasulü!” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ellerini şöylece kaldırıp:
Allah ellerini koparsın” diyerek çıktı. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem girdiğinde:
Neyin var ey Hafsa!” dedi. O da dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Önce bana şöyle ve şöyle dedin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Ellerin hakkında rahat ol. Ben Allah Azze ve Celle’den; ümmetimden herhangi bir kimse için Allah’a beddua edersem, onu kendisine bir bağışlama kılmasını istedim.”[3]
Ağır bir bedduaya muhatap olmasına rağmen Hafsa radiyallahu anha’nın bu teslimiyeti ibret ve örnek alınması gereken bir husustur. Sahabe, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in öfkelendiği anlarda hakaretine maruz kaldıklarında haşa "Rasulullah'ın psikolojisi bozuk" gibi abuk subuk iftiralar atmıyor, nefislerindeki kusuru itiraf ediyorlardı!
Bu konuyla ilgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatı dönemiyle ilgili sayılamayacak kadar çok örnekler vardır. Lakin burada Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra meydana gelmiş bir örnek zikredelim ki, hak cemaat unsurunun sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatı dönemiyle sınırlı olmadığı iyi anlaşılsın:
Ebu Hureyre radiyallahu anh dedi ki: “Ömer radiyallahu anh bana şöyle dedi: “Ey Allah’ın ve İslam’ın düşmanı! Allah’ın malına hıyanet ettin!” Ben ona dedim ki:
“Allah’ın da, İslam’ın da düşmanı değilim. Aksine ikisine düşman olana düşmanım. Allah’ın malına hıyanet etmiş değilim. Bunlar da develerimin bedeli ile payıma düşen mallardır.” Ömer radiyallahu anh aynı sözleri bana bir daha söyleyince ben de aynı cevabı verdim. Bunun üzerine on iki bin (dirhem) ödememe hükmetti. Sabah namazına kalktığımda: “Allah’ım! Mü’minlerin emirini bağışla” diye dua ettim. Daha sonraları Ömer radiyallahu anh bana görev vermek istedi, ancak görevi kabul etmedim. Ömer radiyallahu anh bana:
“Neden? Oysa senden daha hayırlı biri olmasına rağmen Yusuf aleyhi's-selâm görev istemişti” dedi. Ben de dedim ki:
“Yusuf aleyhi's-selâm nebi oğlu nebî oğlu nebî oğlu nebî idi. Ben ise Umeyme’nin oğluyum ve üç ile iki şeyden korkarım.” Ömer radiyallahu anh:
“Neden beş demiyorsun?” dedi. Ben: “Hayır” dedim. Bana:
“Bunlar nelerdir?” diye sorunca dedim ki: “Bilmediğim bir konuda konuşmaktan, bilgim olmadan fetva vermekten, ceza olarak sırtıma vurulmasından, onuruma dil uzatılmasından ve zorla malımın alınmasından korkuyorum.”[4]
Bu kıssada görüldüğü üzere Ömer radiyallahu anh, hatalı bir bilgiden dolayı Ebu Hureyre radiyallahu anh aleyhinde şiddetli sözler sarf etmiş, lakin Ebu Hureyre radiyallahu anh, haksız gördüğü bu itham ve hakaret sebebiyle cemaati terk etmemiş, Ömer radiyallahu anh’ın saygın konumunu ve itibarını zedeliyici hiçbir işe girişmemiş, bilakis nefsini zelil etmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anh, nefsini haklı çıkarmak için Ömer radıyallahu anh hakkında "zan ile" veya "yanlı davrandığı" gibi bir suçlama da yapmamıştır. 
Yine Ömer radıyallahu anh, Halid b. el-Velid radıyallahu anh'ı görevden azlettiğinde bunu teslimiyetle karşılamış, cihadına asker olarak devam etmiştir. Zamanımızdaki hevâ ehlinin nefislerini yücelterek, cemaatten ayrılmaları ve fitneler yaymaları gibi davranmamış, "Şahsî bir garazından dolayı böyle yaptı" gibi iftiralar atmamıştır. 
Sabig, Ömer radıyallahu anh tarafından sürgün edilip, kimsenin onunla konuşmaması emredildiğinde, Ömer radıyallahu anh hakkında "aşırılık yapıyor, benim sorularım neden zararlı olsun?" gibi itirazlarda bulunmamıştır. Zamanımızın hevâ ehli ise çok büyük çamlar devirip, koca koca fitneler çıkardıkları halde kendilerinin masum olduklarını, kendilerinin zararlarını def eden ilim ehlinin ise zalim olduklarını, taraflı davrandıklarını vs. savunuyorlar! 
Şunu unutmayalım ki, hiçbirimizin nefsi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının nefsinden daha aziz değildir!
İlim talebi yıllarında ve ilmin tebliği zamanlarında haklı ya da haksız çeşitli ithamlara, şiddetli eleştirilere maruz kalmak, bizleri pes ettirirse sabır emrini yerine getirmemiş oluruz:
Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.” (Lukman 17)
Cemaatten ayrılmama ve Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılma emri, nefislere en zor gelen emirlerdendir. Hain nefislerin destekçisi, en büyük düşmanımız İblis ve taifesi ise cemaat bağlarının zayıfladığı anlarda öldürücü darbesini yapar ve şöyle der:
“Tek başına dahi olsan kitap ve sünnet üzere olduğun zaman sen cemaatsin.” Bu, kendisiyle bâtılın kastedildiği hak bir sözdür! Buradaki yanlış istidlal, kişinin kendisinin hak üzere olduğuna hükmetmesidir! Kişi tek başına kitap ve sünnete sarılmakla hak üzere olmaz!
Bilakis, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının üzerinde bulunduğu yolda olan, nerede olursa olsun, tek başına dahi olsa hak üzeredir. Lakin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının üzerinde olduğu yolda, kitap ve sünnet menheci üzere hareket eden ilim ehlinin bulunduğu ortamda, ilim ehlinden ve cemaatten ayrılmak yoktur!
Kitap ve sünnet ile hidayet bulmak ancak ve ancak, selefin menhecine tabi olan alimlerle birlikte olmakla mümkündür. Böyle alimler bulunduğu zaman cemaat onlardır, onlardan ayrılan cemaatten ayrılmış olur. İlim ancak ilim ehliyle birlikte kâimdir. Allah ilmi, alimlerin canlarını almakla kaldırır!
Ziyad b. Lebid el-Ensârî radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir şey anlattı, sonra şöyle buyurdu:
Bunlar ilmin gittiği anlarda olacaktır.” Dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü! İlim nasıl gider? Biz Kur’ân’ı okuduk, çocuklarımıza okuttuk, onlar da çocuklarına okuturlar” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Annen seni düşüreydi ey İbn Ummi Lebid! Şu Yahudiler ve Hristiyanlar Tevratı ve İncil’i okudukları halde ondan bir şeyle faydalanabiliyorlar mı?”[5]
Abdullah b. Amr b. El-Âs radıyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
Muhakkak ki Allah ilmi, insanlara verdikten sonra çekip almak suretiyle kaldırmaz. Lakin aralarından âlimlerin canlarını ilimleriyle beraber almak suretiyle kaldırır. Geriye cahil insanlar kalır ve fetva sorarlar. Onlar da kendi görüşleriyle fetva verirler. Böylece hem kendileri sapar, hem de insanları saptırırlar.”[6]
Salim b. Ebi’l-Ca’d rahimehullah’tan: “Ebu’d-Derdâ radiyallahu anh dedi ki:
“Kaldırılmasından önce ilmi öğrenin. Zira ilmin kaldırılması, âlimlerin vefat etmeleridir. Öğreten ve öğrenen ecirde eşittirler.”[7]
Kitap ve sünnet menheci üzere olan, rasulün varisi hadis ehli bir alim bulunmadığı zaman, işte o zaman cemaat yok, fırkalar vardır. o zaman tek başına kalıp kitap ve sünneti selefin menheci üzere anlayıp uygulamaya çalışman, heva ve re’ylerle hareket eden fırkalardan uzaklaşman gerekir.
Selefin menhecinde olan ilim ehli etrafında Tevhid, Hadis ve Sünnet ehli bir cemaat mevcutken, cemaati terk eden ancak şeytanın igvâlarıyla kendisini hak üzerinde zanneder, lakin o hiçbir şey üzerinde değildir. Zira hadiste bildirildiği gibi, şeytan, bir kişiye, iki kişiden daha yakındır. Cemaatten uzak duran kişi ya ebedî olarak ateşe düşer, ya ateşten nasibini alır yahut cennete girse dahi iyi bir mevkide olamaz.
 İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; Ömer radıyallahu anh Cabiye'de hitap ederken şöyle dedi; "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem aramızda şöyle hutbe verdi;
"Sizden her kim cennetin ortasını istiyorsa cemaate sarılsın. Şüphesiz şeytan tek kişi ile beraberdir ve o, iki kişiden daha uzaktır."[8]
Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah'ın eli cemaat ile beraberdir. Şeytan ise Cemaat'e muhalefet edenlerle birliktedir.”[9]
Ebu Şureyk radıyallahu anh'den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim;
"Allah'ın eli Cemaat üzeredir. Birisi ondan ayrılırsa, tıpkı kurdun sürüden ayrılan koyunu kapması gibi şeytan o kimseyi kapar."[10]
Muhammed ed-Dabbî'den; "Bizimle beraber İbrahim (en-Nehaî)nin sohbetine katılan biri vardı. İbrahim'e onun mürcie mezhebine girdiği haberi geldi. İbrahim bunun üzerine dedi ki;
"Bizim yanımızdan ayrılırsan bir daha dönemezsin."[11]
Muhammed b. Davud el-Harranî dedi ki; "Süfyan b. Uyeyne'ye;
"Şu – yani İbrahim b. Ebi Yahya – kader hakkında konuşuyor" dedim. Bunun üzerine Süfyan dedi ki;
"İnsanlara onun durumunu bildirin ve Rabbinizden afiyet isteyin."[12]


[1] Sahih. Ahmed (2/50, 92) Ebu Davud (4031) İbn Ebi Şeybe (4/212) Taberani Musnedu’ş-Şamiyyin (216) Tahavi Muşkilu’l-Asar (231) Abd b. Humeyd (848). El-Elbani, el-İrva (1269) Ebu Davud ve Ahmed b. Hanbel’in isnadlarında hakkında ihtilaf edilen Abdurrahman b. Sabit b. Sevban bulunmasından dolayı Şuayb el-Arnaut zayıf demiştir. Lakin Ahmed b. Hazlem’in, Hadisu’l-Evzai cüzünde (s.31 no:30) ve Tahavi’nin Muşkilu’l-Asar adlı eserinde (1/238) İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayetinde İbn Sabit yerinde el-Evzai vardır. Bu mutabi ile hadis sahihtir. Ayrıca hadisin şahitleri de vardır. Bu hadisi muhaddislerin geneli hasen ve sahih olarak değerlendirmişlerdir. Bkz.: Darekutni el-İlel (9/272) Iraki el-Muğni (1/217) İbn Hacer Fethu’l-Bari (10/271) Busayri İthafu’s-Sadetil-Mahera (4/484) Zehebi Siyeru A’lami’n-Nubela (15/509) Suyuti Camiu’s-Sagir (8593) Elbani (Sahihu Ebi Davud, Gayetu’l-Meram, Cilbabu’l-Mer’e)
[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İshak b. Rahuye (1125) Ahmed (6/52) Vakıdî el-Megazi (s.220) Beyhakî (9/89) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (1560)
[3] Muslim'in şartına göre sahih. Ahmed (3/141) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (5/19) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (56)
[4] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Hâkim (2/378)
[5] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Hayseme Zuheyr b. Harb Kitabu’l-İlm (52) Hâkim (1/180, 3/681) Ahmed (4/160, 218, 219) Tayalisi (1292) İbn Ebî Şeybe (6/145) İbn Mâce (4048) Taberânî (5/265) İbn Ebi Hayseme Tarih (815) Ebu Ahmed Hâkim el-Esâmi ve’l-Kunâ (5/303) Begavi Mu’cem (885) İbn Ebi Asım el-Âhâd ve’l-Mesânî (1999) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (305)
[6] Sahih. Buhârî (100) lafız ona aittir; Muslim (2673).
[7] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. el-Cevherî Musnedu’l-Muvatta (18) Dârimî (327) İbn Abdilberr Camiu Beyani’l-İlm (1036)
[8] Sahih. Tirmizi (2091) Ahmed (1/18, 26) Ebu Ya'la (1/131-133) Lalkai (1/106) Humeydi (1/19-20) Tayalisi (s.7) İbn Mace (363) Abd b. Humeyd (23) Şafii er-Risale (1315) Şafii Müsned (1836) Buhari Tarihu'l-Kebir (1/102) Tarihu's-Sagir (1/97) Acurri Şeriat (s.7-8) Hatib (2/187, 4/319, 6/57) Taberani Evsat (3/441) Ma'mer Cami (11/341) Deylemi (222) İbn Ebi Hatem İlel (2/355, 371) Hâkim (1/376) İbn Hibban (19/156) Ziya el-Muhtare (96) Elbani es-Sahiha (430)
[9] Sahih. Nesai (3954) Taberani (17/145) Hatib; el-Fakih ve'l-Mutefekkih (1/162) Beyhaki Şuab (7253) İbn Hibban (19/158) İbnu'l-Cevzi; Telbisu İblis (s.6) el-Elbani; sahih demiştir.
İmam Tirmizi (4/467) bu hadislerde geçen "cemaat" kelimesini; fıkıh, ilim ve hadis ehlinin cemaati şeklinde açıklamıştır. İbn Kayyım da İgasetu'l-Lehfan'da (1/69) şöyle der:
"Cemaate sarılmayı emreden hadiste kastedilen hakka sarılmak ve ona temessük edenler az, muhalifleri çok olsa bile ona tabi olmaya devam etmektir. Zira hak; ilk cemaat olan Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in zamanında üzerinde bulunulan şeydir. Bidat ehlinin ve sonrakilerin çok oluşuna bakılmaz."
[10] Şahitleriyle sahihtir. Taberani (1/206) İbn Ebi Asım es-Sunne (1/40) Lalkai (1/99) İbn Kani Mu'cem (1/3) İbnu'l-Cevzi Telbisu İblis (s.6) Ebu Nuaym Marifetus Sahabe (2/375) Mekasıdul Hasene (s.96) Mecma (5/218) isnadında Abdula'la b. Ebi’l-Musavir vardır. O zayıf bir ravidir. Lakin hadis şahidleriyle sahihtir.
[11] Hilye (4/223) İbn Vaddah el-Bid'a (s.52) İbnul Cevzi Telbis (s.12)
[12] İbnul Cevzi Telbis (s.12) Zehebi Siyeru A'lam (8/452)

14 Mart 2020 Cumartesi

Bedevîliğin Kınanmayan Şekli



Urve b. ez-Zubeyr rahimehumallah’tan: Aişe radiyallahu anha dedi ki: 
قَدِمَتْ أُمُّ سُنْبُلَةَ الْأَسْلَمِيَّةُ وَمَعَهَا وَطْبٌ مِنْ لَبَنٍ تُهْدِيهِ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَوَضَعَتْهُ عِنْدِي وَمَعَهَا قَدَحٌ لَهَا فَدَخَلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ مَرْحَبًا وَأَهْلًا يَا أُمَّ سُنْبُلَةَ فَقَالَتْ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي أَهْدَيْتُ لَكَ هَذَا الْوَطْبَ قَالَ بَارَكَ اللهُ عَلَيْكَ صُبِّي لِي فِي هَذَا الْقَدَحِ فَصَبَّتْ لَهُ فِي الْقَدَحِ فَلَمَّا أَخَذَهُ قُلْتُ قَدْ قُلْتَ لَا أَقْبَلُ هَدِيَّةً مِنْ أَعْرَابِيٍّ قَالَ أَعْرَابُ أَسْلَمَ يَا عَائِشَةُ إنَّهُمْ لَيْسُوا بِأَعْرَابٍ وَلَكِنَّهُمْ أَهْلُ بَادِيَتِنَا وَنَحْنُ أَهْلُ حَاضِرَتِهِمْ إذَا دَعَوْنَاهُمْ أَجَابُوا وَإِذَا دَعُونَا أَجَبْنَاهُمْ ثُمَّ شَرِبَ
“Um Sunbule el-Eslemiyye yanında bir kırba sütü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hediye etmek için getirip yanıma koydu. Yanında bir de bardak vardı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem girdi ve:
Merhaba, hoş geldin ey Umm Sunbule!” buyurdu. O da dedi ki:
“Babam ve annem sana feda olsun. Sana şu kırbayı hediye getirdim.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Allah sana mubarek kılsın. Şu bardağa benim için ondan doldur.” O da bardağa sütü doldurdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu alınca dedim ki:
“Sen bir bedevîden hediyye kabul etmeyeceğini söylemiştin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Eslem (kabilesinin) bedevîleri ey Aişe! Şüphesiz onlar bedeviler değiller, lakin köylülerimizdirler. Biz de onların şehirlileriyiz. Onları davet ettiğimiz zaman icabet ediyorlar, bizi davet ettikleri zaman biz de onlara icabet ederiz.” Sonra sütü içti.”[1]
* Tahavî hadisi rivayet ettikten sonra şöyle demiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Eslem kabilesinin kırsalda yerleşmiş olsalar da, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in murad ettiği şeye davet edildiklerinde icabet ettiklerini haber vermiştir. Nitekim onlar kırsala yerleşmemiş olsalar da aynı şekilde icacet eden kimselerdir. Böyle oldukları için onlar hiç kırsala yerleşmemiş gibidirler. Bu da gösteriyor ki kınanmış bedevîlik; davet edildiklerinde icabet etmeyenlerin kırsala yerleşmeleridir. Ama bunun aksine olan bedevîlik, şehirde ikamet edenler gibi davrananlardır. Nitekim Allah Azze ve Celle bedevîleri kitabında bir yerde kınayarak zikretmiş, onların küfürde ve münafıklıkta en şiddetli kimseler olduklarını, Allah’ın rasulüne indirdiği sınırları bilmeyen kimseler olduklarını haber vermiş, başka bir yerde de onları iman ile nitelemiş ve şöyle buyurmuştur: “Bedevilerden öyleleri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve Rasulün dua ve bağışlanma dileklerine vesile edinir. İyi bilin ki bu, onlar için gerçekten bir yakınlaşmadır.” (Tevbe 99) Kınanmış olan bedeviler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den uzak kalarak Allah’ın indirdiği hükümleri, Rasulü diliyle uyguladığı farzları öğrenmeyen kimselerdir. Böyle olmayanları ise Allah Azze ve Celle övmüştür. Eslem kabilesi de (Allah onlardan razı olsun) bu kapsamda olanlardandır. Onlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den uzaklaşmayanlar gibiydiler.”

Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam rahimehullah da hadisi şöyle açıklamıştır: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, vatanlarında kalsalar dahi imanı hicret olarak isimlendirmiştir. Ancak sana anlattığım gibi şehirliler daha üstündür. Bu hadis açıklıyor ki ihtiyaç olduğu zaman onların (bedevîlerin) müslümanlarla beraber olmaları bir haktır. Bu hak, imamın takdirine göre az ya da çok olur.”



[1] Muslim'in şartına göre sahih. Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (1734-35) Tahavî Şerhu Meâni'l-Âsâr (4/167) Ahmed (6/133) Ebu Ubeyd el-Emval (539) İbn Zencuye el-Emval (779) Ebu Arube el-Harrani el-Muteka Min Tabakat (1) Bezzar (Keşfu’l-Estar 1940) Hâkim (4/142) Ebû Ya'lâ (8/209) İbn Sa’d Tabakat (8/294) Ebu Nuaym Marife (7945) Beyhakî Şuab (6/480) el-Elbani es-Sahiha (2985)

13 Mart 2020 Cuma

Allah'tan Başkasının İzzeti İçin Savaşılamaz!


Yönetici Otoritesi İçin Müslümanlarla Savaşırsa Onunla Beraber Savaşılamaz

İbn Mesud radıyallahu anh’den: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

يَجِيءُ الرَّجُلُ آخِذًا بِيَدِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ يَا رَبِّ هَذَا قَتَلَنِي فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ لِمَ قَتَلْتَهُ؟ فَيَقُولُ قَتَلْتُهُ لِتَكُونَ الْعِزَّةُ لَكَ فَيَقُولُ فَإِنَّهَا لِي وَيَجِيءُ الرَّجُلُ آخِذًا بِيَدِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ إِنَّ هَذَا قَتَلَنِي فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ لِمَ قَتَلْتَهُ؟ فَيَقُولُ لِتَكُونَ الْعِزَّةُ لِفُلَانٍ فَيَقُولُ إِنَّهَا لَيْسَتْ لِفُلَانٍ فَيَبُوءُ بِإِثْمِهِ

Kıyamet gününde bir adam diğer bir adamın elinden tutarak şöyle diyecek:

“Rabbim! Bu adam beni öldürdü. Bunun üzerine Allah katile:

“Onu niçin öldürdün?” der. Katil, Allah’a:

“İzzetin sadece Senin olduğunu bildirmek için öldürdüm” der. Allah da:

“İzzet sadece benimdir” der. Yine bir adam birinin elinden tutarak gelir ve şöyle der:

“Bu adam beni öldürdü.” Allah da:

“Onu niçin öldürdün?” der.

“İzzet falanın olsun için öldürdüm” der. Allah da:

“İzzet benden başkalarının olamaz” der ve o adam günahını çekmek üzere Cehenneme gider.”[1]

Ebu İmran el-Cevni rahimehullah’tan: “Cundub radiyallahu anh’e dedim ki:

إِنِّي قَدْ بَايَعْتُ هَؤُلَاءِ يَعْنِي ابْنَ الزُّبَيْرِ وَإِنَّهُمْ يُرِيدُونَ أَنْ أَخْرُجَ مَعَهُمْ إِلَى الشَّامِ فَقَالَ أَمْسِكْ فَقُلْتُ إِنَّهُمْ يَأْبَوْنَ إِلَّا أَنْ أُقَاتِلَ مَعَهُمْ بِالسَّيْفِ فَقَالَ جُنْدُبٌ حَدَّثَنِي فُلَانٌ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ يَجِيءُ الْمَقْتُولُ بِقَاتِلِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ أَيْ رَبِّ سَلْ هَذَا فِيمَ قَتَلَنِي؟ قَالَ فَأَحْسَبُهُ يَقُولُ عَلَى مَا قَتَلْتَهُ؟ فَيَقُولُ قَتَلْتُهُ عَلَى مُلْكِ فُلَانٍ فَقَالَ جُنْدُبٌ فَاتَّقِهَا

“İbnu’z-Zubeyr’e, kendileriyle Şam’a gitmek üzere biat ettim.” Bana: “Gitme” dedi. Ben:

“Onlarla beraber kılıçla savaşmam dışında bir seçeneği kabul etmiyorlar” deyince, Cundub radiyallahu anh dedi ki: “Falanın bildirdiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Kıyamet günü maktul katiliyle gelir ve: “Ey rabbim! Buna beni neden öldürdüğünü sor” der. Allah:  “Onu neden öldürdün?” diye sorunca, kul:

“Falanın hükümranlığı için öldürdüm cevabını verir.” Dolayısıyla sen bu işe karışma.”[2]



[1] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Nesâî (3997) Taberani (10/96) Ebu Nuaym Hilye (4/147) Muhammed b. İbrahim el-Curcani Emali (14) Beyhakî (8/191) Beyhakî Şuab (4/340) el-Elbani es-Sahiha (2698) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (1910, 1978, 3212, 3300)
[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ru’yani (964) Ahmed (4/63, 5/367, 375) Nesâî (3998) Beyhakî (8/191) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (1517)

10 Mart 2020 Salı

Müslüman Velisi Bulunmayan Kadının Nikâhı Meselesi


Soru: Selamun aleykum velisinin iznini almadan evlenmenin hükmünü istiyorum. Dul kadin, dul bakire ve kız hakkinda hükümler ayni midir? Kaynaklariyla 
yazarsaniz sevinirim.
Cevap: Aleykum selam. Kadın ister bakire, ister dul olsun, velisinin onayı olmadan nikâhı helal değildir.
Â’işe radiyallahu anha’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Herhangi bir kadın eğer velisinin izni olmaksızın kendisini nikâhlayacak olursa onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır. Şayet onunla yatarsa, onun fercini kendisine helal kılmasından dolayı kadın için mehir tahakkuk eder. Aralarında anlaşmazlık çıkarsa sultan onun velisidir.’[1]
Ebu Musa radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Velisiz nikâh olmaz.”[2]
Muhammed b. Sîrîn rahimehullah dedi ki: “Ebu Hureyre radiyallahu anh şöyle dedi: “Bizler (ashab) kendisini evlendiren kadının zinâkâr olduğunu konuşurduk.”[3]

Kadın Velî Olamaz, Nikâh Kıyamaz:

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Kadın, kadını evlendiremez, kendi kendini de evlendiremez.[4]
El-Kasım b. Muhammed rahimehullah’tan: “Aişe radiyallahu anha’nın kız kardeşlerinin oğullarından bir genç, diğer kızkardeşlerinin kızlarından birini istediği zaman Aişe radiyallahu anha onların arasına bir perde koyar ve konuşurdu. Eğer nikâhtan başka bir ihtimal kalmazsa Aişe radiyallahu anha derdi ki: “Ey Falan! Nikâhlan. Zira kadınlar nikâh yapamazlar.”[5]

Dul Kadın, Evlenmek İstediğini Kendisi Belirtmelidir:

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Dul kadın kendisi hakkında velisinden daha hak sahibidir. (Evlenme isteğini kendisi açıkça beyan eder) Bakireden ise (evlendirilme hususunda) izni istenir. Onun izni susmasıdır.”[6]
Bir rivayette: “Velinin, dul kadının evlenme isteğine mani olma hakkı yoktur. Yetim kızın görüşü alınır. Onun susması ikrar demektir” şeklindedir.[7]
Bu hadislerden dul kadının velisinin izni olmadan evlenebileceği anlaşılmaz. Bilakis dul kadının velisinden talepte bulunulur. Velisi, dul kadına evlenme talebini bildirir. Dul, evlenmek isteyip istemediğini açıkça ifade eder. Bakirede olduğu gibi çekingen davranmaz. Şayet evlenmek istemediğini belirttiği halde velisi zorla evlendirirse, velîsi günaha girer. Velisi izin vermediği halde dul kadın evlenirse, o da günaha girmiş olur. Hadisin beyanı, velinin evlendirme izni alırken görüş bildirme hususunda dul ile bakire arasındaki fark hakkındadır. Yoksa dul kadının veli izni olmadan evlenebilmesi hakkında değildir.
İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لَيْسَ لِوَلِيٍّ مَعَ الثَّيِّبِ أَمْرٌ وَالْيَتِيمَةُ تُسْتَأْمَرُ وَصَمْتُهَا إِقْرَارُهَا
Velî’nin dul kadına soracağı bir şey yoktur. Yetim kıza ise danışılır. Susması, kabul etmesi demektir.”[8]
* Muslim yakın bir lafızla rivayet etmiştir. İbn Hibban zevaidinin tercümesinde hadis yanlış tercüme edildiği için buraya bu lafızla aldım. İbn Hibban rivayetin ardından şöyle demiştir:
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Velinin dul kadına soracağı bir şey yoktur” sözü, görüşümüzün doğruluğunu ortaya koymaktadır. Rıza ve tercih kadınlara aittir, nikâh akdi ise velilere aittir. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem velinin, kadın dul ise, onun hakkında tek başına hareket edemeyeceğini belirtmiştir. Çünkü kadının kendisiyle nikâh akdi yapılacak kişi hakkında tercih ve rıza hakkı vardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Yetime danışılır” sözüyle kastedilen; kendisiyle evlendirilmek istenen kişiden razı olup olmadığının sorulmasıdır. Eğer susarsa bu onun ikrarıdır. Sonra kız büluğ çağına ulaşıncaya kadar beklenir. Zira o sırada sussa ve izin verilse dahi, kızın izin yetkisi yoktur. İzin yetkisi ancak buluğa ermiş kıza aittir.”[9]

Dul Kadın İzni Olmadan Evlendirilemez

Şayet veli, dul kadını zorla birisiyle evlendirirse, o kadın mahkemeye başvurarak nikahın iptalini talep edebilir:
Hansâ bt. Hıdam el-Ensariyye radiyallahu anha’dan: ‘Kendisi dul bir kadın iken istemediği halde babası onu biriyle evlendirdi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip durumu anlattı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onun nikahını iptal etti.’[10]

Velisi, Dul Kadının Evlenmek İstediği Kimseye Mani Olamaz

Ma’kıl b. Yesar radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde kızkardeşini müslüman erkeklerden biriyle evlendirdi. Sonra adam onu ric’î talakla boşadı ve iddeti doluncaya kadar geri almadı. Sonra adam da o kadına, kadın da adama sevdalandı. Bunun üzerine adam boşadığı bu kadına talip oldu. O zaman Ma’kıl radiyallahu anh:
“Onu sana verdim, ama sen kalktın onu boşadın. Allah’a yemin ederim ki artık ebediyyen o sana dönmeyecektir” dedi. Ancak Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: “Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde eski kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın.” (Bakara 232) ayetini indirdi. Ma’kıl radıyallahu anh ayeti duyduğunda:
“Bana Rabbimin sözünü dinlemek ve itaat etmek düşer” dedi ve kardeşini o adamla evlendirerek yeminine keffaret ödedi.”[11]
Bu hadis, dul kadının da nikahında velinin şart olduğuna delildir.

Kadının Velisi Müslüman Değilse?

Kadının müslüman olup, velileri kitap ehli veya kitapsız kâfirlerden yahut İslam’dan çıkmış mürtetlerden ise yahut bir velisi yoksa onun velisi yöneticidir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah kâfirler için müminler üzerine bir yok kılmayacaktır.” (Nisa 141)
 Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenlerden dininizi eğlence ve oyun edinenleri ve kâfirleri veliler edinmeyin. Mü’minler iseniz Allah’tan sakının!” (Maide 57)
İbn Kudame şöyle demiştir: “Kâfirin, müslüman kız üzerinde velayetinin geçerli olmadığı hususunda başta Malik, Şafii, Ebu Ubeyd ve re’y ashabı olmak üzere ilim ehli icma etmişlerdir.”
İbnu’l-Munzir dedi ki: “Kendilerinden ilim ezberlediğimiz bütün ilim ehli bu hususta icma etmişlerdir.”
Kadının bütün akrabaları kâfir ise onun müslüman kadı evlendirir. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Velisi olmayanın velisi sultandır” buyurmuştur.

Kadının Velisi Münafıklardan İse?

Şayet kadının velileri; Kur’ân’dan ayet inkâr etmek, Allah’ın hükmünü inkâr, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinin bağlayıcılığını inkâr, Rafizilik (İran Caferîleri vb.), Cehmilik (Allah’ın sıfatlarını inkâr etmek), namazın terkinin küfür olduğunu bile bile namaz kılmamak gibi, bariz küfürlerini izhar etmelerine rağmen Müslüman olduğunu iddia eden zındık münafıklardan ise, böyle kimselerin salih ve saliha müslümanlar üzerinde velayetleri yoktur.
* Maturidi ve Hanefiler aslen habis Mürcie taifesinden olsalar da, zamanımızdaki Maturidî Hanefîler Cehmîler hükmündedir, Allah’ın sıfatlarını inkâr etmektedirler. Bunlar da zındıklar sınıfındandırlar.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin ki, sizi ifsat etmekten geri durmazlar ve sizin sıkıntıda olmanızı arzu ederler. Doğrusu ağızlarından kin taşmaktadır. Sinelerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Aklederseniz sizin için elbette ki ayetleri iyice açıkladık. İşte siz öyle kimselersiniz ki sizi sevmedikleri halde onları seversiniz ve kitabın hepsine inanırsınız. Sizinle karşılaştıkları zaman: “İman ettik.” derler; baş başa kaldıklarında ise size olan kinlerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: “Kininizle ölün! Şüphesiz ki Allah sinelerde olanı hakkıyla bilendir!” (Al-i İmran 118-119)
Mucahid b. Cebr rahimehullah dedi ki: “Bu ayetler münafıkları veli edinmekten ve onlara meyletmekten yasaklamak üzere nazil olmuştur.”[12]
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenlerden dininizi eğlence ve oyun edinenleri ve kâfirleri veliler edinmeyin. Mü’minler iseniz Allah’tan sakının!” (Maide 57)
Bu ayet, müslüman olduklarını izhar edip kalplerinde küfrü gizleyen kitap ehli münafıkları veli edinmekten yasaklamaktadır. Onlar da münafıkların genel kapsamı içindedir. Onlar birbirlerinin velileridirler. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
 Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerinin velileridirler.” (Tevbe 67) Onları veli edinmek bir nifaktır.
Bu yüzden Allah Teâlâ onlardan razı olmayı yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: “Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız da, şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.” (Tevbe 96)
Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için arka çıkanları velî edinmenizi yasaklar. Kim onları velî edinirse, artık onlar zalimlerin kendileridir.” (Mumtehine 9)
Ancak küfürlerini içlerinde gizleyen, küfürleri açığa çıktığında bundan dönüş yapmış gibi davranan veya amelî nifak sahiplerinden ise bunların velilikleri geçerlidir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının zamanında münafıklar bu şekilde davranıyorlardı ve onlara zahiren islam hükümleri icra ediliyordu. İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir:
“Münafıklar İslam ile izzet bulurlar, Müslümanları nikâhlarlar, onlara varis olurlar, ganimetten pay alırlar. Öldükleri zaman ise Allah onlardan bu izzeti alır.”[13]
Cabir b. Abdillah radiyallahu anhuma şöyle demiştir: “Bizler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında münafıkları “Kâfirler” diye isimlendirmezdik.”[14]

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatından sonra ise vahiy kesildiği için münafıklar nifaklarını daha açık ortaya koymaya başlamışlar, ashab da buna göre tavır almışlardır. Nitekim Buhari'nin rivayet ettiği haberde Huzeyfe radıyallahu anh bunu açıkça belirtmiş, artık nifakın gizli olmadığını söylemiştir.

Kadının Kendi Ailesi Aleyhine Hissî Hükümlerine Karşı Uyarı:

Burada kadının kendi ailesi hakkında küfrüne şahitliği hususunda meseleye hissî yaklaşıp yaklaşmadığına dikkat edilmesi gerekir. Zira bazen hissî yaklaşımlar sebebiyle kadın adil şahitlikte bulunmamakta, ailesiyle birlikte yaşamaktan biran önce kurtulma arzusu veya evlenmek istediği kimseye karşı tutkusu sebebiyle meseleyi olduğundan daha farklı arz etmiş olabilir. Bu durumda meselenin tahkiki gerekir.
Ancak dinini yaşamak istemesinden dolayı ailesinden baskı ve eziyet gördüğü için dışlanan veya dinine düşmanlık edenlerden kaçarak Allah’a ve rasulüne itaat üzere bir hayatı arzuladığı için zulümden hicret eden ve adaletine güvenilen kadınlar hakkında tek kadının şahitliğine de itibar edilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Ey iman edenler! Mü’min kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Şayet onların mü’min kadınlar olduğunu öğrenirseniz, artık sakın onları kâfirlere döndürmeyin. Ne bunlar onlara helaldir, ne de onlar bunlara helal olur. Onlara harcadıklarını verin. Ücretlerini verdiğiniz takdirde onları nikâhlamanızda size bir güçlük yoktur..” (Mumtehine 10)
Görüldüğü üzere imtihan edilerek doğru söylediğine güvenilen tek kadın dahi olsa şahitliği kabul edilir.

Kadının Salih Bir Kimseyi Velî Tayin Etmesi

Müslümanların kadısı bulunmadığında, müslümanların adaletine güvendikleri bir kimse onun velisi olur.
İbn Kudame şöyle demiştir: “Kadının velisi yoksa ve yetki sahibi bir idareci bulunmazsa İmam Ahmed’den gelen bir rivayete göre adil bir kimse, kızın izniyle onu evlendirir.”
Zamanımızda müslümanların yöneticisi bulunmadığı için velisi olmayan bakire kızın velisi kendilerine itibar edilen bizden olan, tevhid ve sünnet ehli âlimler olur. Zira ashab, Nisa 59. Ayetinde geçen ulu’l-emrin âlimler olduğunu söylemişlerdir.
Atâ b. Ebi Rabah rahimehullah Allah Azze ve Celle’nin: “Allah’a itaat edin, rasule itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de” (Nisa 59) ayeti hakkında dedi ki:
“Yetki sahipleri ile kastedilen ilim ve fıkıh ehlidir. Rasule itaat kitap ve sünnete ittiba etmektir.”[15]
El-A’meş rahimehullah dedi ki: “Mucahid b. Cebr rahimehullah Allah Teâlâ’nın: “Allah’a itaat edin, rasule itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de” (Nisa 59) ayeti hakkında dedi ki:
“Yetki sahipleri ile kastedilen ilim ve fıkıh ehlidir.”[16]
İbn Ebi Nuceyh rahimehullah’tan: “Mucahid b. Cebr rahimehullah Allah Teâlâ’nın: “Allah’a itaat edin, rasule itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de” (Nisa 59) ayeti hakkında dedi ki:
“Yetki sahipleri ile kastedilen akıl (diğer rivayette: ilim) ve Allah Azze ve Celle’nin dininde fıkıh sahibi olanlardır.”[17]
Hasen el-Basrî rahimehullah dedi ki: Allah Teâlâ’nın: “Allah’a itaat edin, rasule itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de” (Nisa 59) ayetinde geçen yetki sahipleri ile kastedilenler âlimler ve fakihlerdir.”[18]
İbrahim en-Nehâî rahimehullah dedi ki: “Sizden olan yetki sahipleri” (Nisa 59) kavlinde kastedilenler fakihler ve âlimlerdir.”[19]
Kadın dul ise ve müslüman bir velisi yoksa velisini kendisi, salih müslümanlardan birini vekil tayin ederek belirleyebilir:
Umm Hakîm bt. Kârız, Abdurrahman b. Avf radiyallahu anh’e: “Beni birçok kimse istiyor. Uygun gördüğün biriyle beni evlendir” dedi. Abdurrahman radıyallahu anh:
“Nikâh yetkini bana verdin mi?” dedi. O da: “Evet” dedi. Bunun üzerine
“Seni (kendime) nikâhladım” dedi.[20]
Abdurrahman radıyallahu anhe göre nikâh veya bir şeyin satışında vekil olan onu kendisine alabilir ve bu vekâleti tek lafızda üstlenebilir.
Yine dul olan Umm Suleym radiyallahu anha, Ebu Talha radiyallahu anh ile evlenirken oğlu Enes radıyallahu anhı velisi olarak tayin etmiştir.


Sabit el-Bunanî ve İsmail b. Abdillah b. Ebi Talha rahimehumallah’tan: Enes b. Malik radiyallahu anh dedi ki: “Ebu Talha radiyallahu anh Umm Suleym radiyallahu anha’ya talip oldu ve dedi ki:
“Ey Ebu Talha! Bilmiyor musun ki kendisine ibadet ettiğin ilahın yeryüzünde biten ağaçlardandır. Falan oğullarından bir Habeş’li onu getirmektedir. Müslüman olursan senden başka bir mehir istemem. Ne dersin?” O da dedi ki: “Meseleyi bir düşüneyim.” Böylece gitti ve sonra gelip dedi ki “Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın rasulüdür.” Bunun üzerine Umm Suleym radiyallahu anha dedi ki: Ey Enes! Ebu Talha ile beni evlendir."
Muslim'in şartına göre sahih. Ebu’l-Kasım el-Hannâî el-Hannaiyyat (177) İbn Huzeyme Fevaidu’l-Fevaid (6) Ebu’l-Feth er-Razi Min Hadisi’l-Kısar (4) Hâkim (2/195) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (5395) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (2/60) Ebu Nuaym Marife (7937) Ebu Bekr eş-Şafii el-Gaylaniyyat (317) Beyhakî (7/132) Beyhakî el-Hilafiyyat (4089) İbn Asakir Tarih (19/401) İbnu’l-Cevzi et-Tahkik (1723) es-Subkî Mu’cemu’ş-Şuyuh (s.228)
 
Umm Habibe  radiyallahu anha, habeşistanda iken kocası irtidat edince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona talip olmuş, o da amcasının oğlu Halid b. Said radiyallahu anh’ı kendisine vekil tayin etmiştir. Zira babası (Ebu Sufyan) o sırada müslümanlarla harp halinde olan müşriklerden idi. Bkz. Beyhaki Marife (13693) Beyhaki Sunenu's-Sagir (2380)

Yöneticinin Velîsi Bulunmayan Kadını Evlendirmesi:

Ukbe b. Âmir radiyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir adama:
 Seni falanca kadınla evlendirmemi ister misin?” buyurdu. O kimse de: “Evet” dedi. Sonra kadına:
Seni falanca kimseyle evlendirmemi ister misin?” buyurdu. Ka­dın da:
“Evet” dedi. Bunun üzerine onları birbiriyle evlendirdi...”[21]
Allah en iyi bilendir. Hamd ve minnet Allah’adır.
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî



[1] Hasen. Ahmed (6/166) Tirmizî, (1102); İbn Mâce, (1879) Ebû Dâvud, (2083) İbn Hibban (1247-Mevarid) Hakim (2/168) İbnu’l-Carud (700) Darekutni (3/221).
[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Temmam Fevaid (1431-36) Ahmed (4/394, 413, 418) İbn Hibbân (9/389, 400) Hâkim (2/184, 186, 187) İbnu’l-Carud (701-704) Serrac (600) Tayalisi (525) İbn Ebî Şeybe (3/273, 274, 8/375) Ebû Dâvûd (2085) Tirmizî (1101) İbn Mâce (1881) Dârimî (2228) Darekutni (3514, 3518) Said b. Mansur (527) Ru’yani (447-449, 508) İsmailî Mu’cemu’ş-Şuyuh (247) Begavi Şerhu’s-Sunne (2261) Ebû Ya'lâ (13/195) Bezzar (8/107, 110, 111, 112) Taberânî Evsat (1/211, 8/42) Ebu Nuaym Tarihu İsbehan (s.65) İbnu’l-Arabi Mu’cem (296, 1501) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (3/8, 9) İbn Hazm el-Muhalla (9/452) İbnu’l-Munzir el-Evsat (7176) İbnu’l-Mukri Mu’cem (115, 286, 561) Hatib Tarih (2/214, 6/40, 279, 13/85) İbn Asakir Tarih (5/449, 54/237) Deylemi (7959) Beyhaki (7/107-109) el-Elbani es-Sahiha (1/623) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (815)
[3] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Darekutni (3/227, 228) İbn Mâce (1882) Beyhaki (7/110, 112) el-Elbani İrvau’l-Galil (6/249)
[4] Sahih. İbn Mace (1882) Darekutni (3/227) Beyhaki (7/110) el-İrva (1841)
[5] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebî Şeybe (3/458) Abdurrazzak (6/158) İbn Hazm el-Muhalla (9/453) Beyhakî Marife (13525)
[6] Sahih. Ahmed (1/219) Muslim (1421) Ebu Davud (2098) Tirmizi (1108) Nesai (3260) İbn Mace (1870) Malik (2/524)
[7] Sahih. Ebu Davud (2100) Nesai (3263)
[8] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Hibbân (9/399) Abdurrazzak (6/145) Ahmed (1/234) Ebû Dâvûd (2100) Nesâî (3263) Darekutni (3/239) Beyhakî (7/119)
[9] Sahihu İbn Hibban (9/399)
[10] Sahih. Buhârî (5138); Ebû Dâvud (2101); Tirmizi (1108) Nesa‘î (3268) İbn Mâce (1873).
[11] Sahih. Buhari (4529) Ebu Davud (2087) Tirmizi (2981)
[12] Taberi Tefsir (5/709) İbnu’l-Munzir Tefsir (844) İbn Ebi Hatim Tefsir (4034)
[13] Hasen. Taberi (1/337, 348, 369) İbn Ebî Hâtim (158, 167, 172)
[14] Muslim'in şartına göre sahih. Ebû Ya'lâ (4/88)
[15] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Mutî el-Mısrî Cuz’ân Min Emali (s.17) Dârimî (225) Said b. Mansur Tefsir (655) Taberî Tefsir (7/180, 181) İbnu’l-Munzir Tefsir (1931-32) İbn Vehb el-Cami Fi’t-Tefsir (2/9) el-Lalekai İtikad (75) Hatib el-Fakih ve’l-Mutefakkih (100-104) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (4/183) İbn Abdilber Camiu Beyani’l-İlm (1417)
[16] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Temmam er-Razi Fevaid (631) Veki Nushatu Ani’l-A’meş (20) Ebu Hayseme el-İlm (62) Taberî Tefsir (7/179, 180, 181) İbn Ebî Hâtim Tefsir (5535) İbnu’l-Munzir Tefsir (1934) Said b. Mansur Tefsir (653, 656) İbn Vehb el-Cami Fi’t-Tefsir (1/100) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (3/292) el-Lalekai İtikad (77) Acurri Ahlaku Hameleti’l-Kur’ân (66) Hatib el-Fakih ve’l-Mutefakkih (93-99)
[17] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebi’d-Dunya el-Akl ve Fadlih (74) Abdurrazzak Tefsir (1/166) İbn Ebî Şeybe (7/567) Taberî Tefsir (7/180) İbnu’l-Munzir Tefsir (1928) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (3/293) Beyhakî el-Medhal (271)
[18] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Hatib el-Fakih ve’l-Mutefakkih (105) Taberî Tefsir (7/181) Abdurrazzak Tefsir (1/166) Said b. Mansur Tefsir (654) İbn Ebî Hâtim Tefsir (5536) Beyhakî el-Medhal (272)
[19] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Acurrî Ahlaku’l-Ulema (s.21) Acurri Ahlaku Hameleti’l-Kur’ân (67)
[20] Sahih. Buhari (9/188) İbn Sad (8/472) Buhari'nin muallak olarak zikrettiği bu rivayeti İbn Sa'd mevsul olarak rivayet etmiş, el-Elbani İrvau'l-Galil'de sahih olduğunu söylemiştir.
[21] Muslim'in şartına göre sahih. Kasım b. Kutlubuga Musnedu Ukbe b. Amir (176) İbn Hibbân (9/381) Hâkim (2/198) Ebû Dâvûd (2117) Taberânî Evsat (1/221) Beyhakî (7/232) el-Elbani İrvau’l-Galil (1924, 1940) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (938)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)