Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

7 Eylül 2026 Pazartesi

Müslümanların Arasındaki Bağların Kuvvetlendirilmesi - 3 -

 İnsanlara Hükmetme Konusunda Kurallar

İnsan, İyilikleri ve Kötülükleri Tartılarak Değerlendirilir

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُون

Artık kimlerin tartıları ağır gelirse, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; ebedî cehennemdedirler.” (Mu’minun 102-103)

Allah Azze ve Celle bize iyilikleri kötülüklerine galip gelen kimsenin, kötülüklerinden dolayı pişman olmaları halinde kurtuluş yolunda olduğunu haber vermiştir. Kötülükleri iyiliklerine galip olan ise helak ve azap ehlidir.

Burada iyi ezberlememiz gereken önemli bir fayda vardır. Allah’ın muttakî dostlarından olmak için hatasız olmak şartı yoktur!

Allah Teâlâ, muttakîleri şöyle nitelemiştir:

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُواْ أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُواْ اللهَ فَاسْتَغْفَرُواْ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللهُ وَلَمْ يُصِرُّواْ عَلَى مَا فَعَلُواْ وَهُمْ يَعْلَمُون

Onlar, çirkin bir iş yaptıklarında veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp günahları için bağışlanma dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ayrıca onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.” (Al-i İmran 135)

Takvâ sahibi bir kimse büyük bir günaha da düşebilir. “Çirkin bir iş yaptıklarında” kavlindeki “fahişe/çirkin iş” kelimesi büyük günahlardan birini işleyebilecekleri anlamına gelmektedir. “Veya nefislerine zulmettikleri zaman” kavli de küçük günah işleyebilecekleri anlamına gelmektedir. Lakin onlar hemen günah gafletinden uyanarak tevbe ederler, günahlarda ısrar etmezler. Bilakis yaptıklarından dolayı Allah’tan bağışlanma dilerler.

İmam Zehebî, Mizanu’l-İ’tidal mukaddimesinde şöyle der: “Sika (güvenilir) bir ravi olmak için günahlardan ve hatalardan masum olmak şart değildir. Hiçbir kusuru olmayan kâmil bir ravi neredeyse bulunamayacak kadar azdır.”

İbnu’l-Esir de el-Lubab Fi Tehzibi’l-Ensab’da şöyle der: “Seyyid ancak hataları sayılabilen, yanlışlarından muaheze edilen kimsedir. Dünyada bu konuda mükemmel bir şey bulunamaz.” Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in devesi, bir Yahudinin devesi tarafından yarışta geçilince şöyle buyurmuştur: “Dünyada yükselen hiçbir şey yoktur ki Allah’ın onu alçaltması bir hak olmasın.”[1]

Kardeşlere ve hocalara karşı tatbik edilmesi gereken mizanda da onlardan birinin hatası veya sürçmesi sebebiyle taşkınlık yapmamak ve haklarını eksiltmemek gerekir. Kişi takvâsıyla ölçülür. Kimin iyilikleri çok olursa kötülükleri görmezden gelinir.

Selefimizin sözlerini iyi dinleyin: mam Şafii rahimehullah şöyle demiştir: “Daha önce işitmediğim bir ilmî meseleyi öğrenmek için bütün bedenim adeta bir kulak olur, kulağımla dinlediğim gibi tüm bedenimle dinlerim.”

İmam Zehebi şöyle demiştir: “Muhakkak ki ilimde büyük bir imamın isabetleri çok olup, hakkı aradığı bilinirse, ilmi geniş, zekası ortada, salahı, sakınması ve hakka ittibası ortadaysa onun hataları için bağışlanma dilenir ve onu sapıklıkla niteleyip atmayız! Onun iyiliklerini unutmayız! Evet, bid’atine ve hatasına uymayız ama onun bundan dönüş yapmasını umarız.”

 Bu yüzden bize düşen, bir kimsenin hatasını yaymamak, örtüsünü açmakta ileri girmemektir. Şayet bu kapı açılırsa imamlardan ve davetçilerden hiç kimse bundan selamette kalamaz. Hiçbir imam yoktur ki, dil uzatanlar ona dil uzatmış olmasın ve onun hakkında helâk olanlar bulunmasın.

Mesela bazıları İmam Buhârî’yi zayıf saymıştır. İbn Hacer buna şöyle cevap vermiştir: “Onu zayıf görenin kendisi zayıftır!”

İmam es-Subkî şöyle demiştir: “İmamlığı ve adaleti sabit olanları övenler çok olduğu gibi onu cerh edenler de olur. Burada cerhine sebep olan karine, mezhep taassubu veya başka bir sebep olabilir. Bizler onun hakkındaki cerhe itibar etmeyiz, adaletle amel ederiz.”

Bu konuda asıl; insanlar arasında ayıbı olmayan bir sınıfın olmamasıdır.

Kişinin Bütün Hallerini Dikkate Alarak Değerlendirmek

İbn Hacer rahimehullah şöyle demiştir: “Fiilleri, sözleri, kişileri kayıt altına alacak kimsenin nakilde araştırma yapması, sadece yaygın olan sözlerle yetinmemesi gerekir.”

İbn Hacer ravilerin biyografilerini hazırlama konusunda önemli bir noktaya değinmiştir. Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de davetine başladığında en yakın akrabaları olan müşrikler, O’nun hakkında yalancı, deli, şair gibi yakıştırmaları her tarafta yaydılar. Şayet dışarından biri nebilik iddia eden şahsı araştırmak için müşrikler tarafından yaygınlaştıran bu sözlere itibar etse, “en yakın akrabalarının bile delilikle, yalancılıkla, cinlenmişlikle nitelediği bu adama neden itibar edeyim ki?” diye düşünür ve bu düşünce asla kendisini azaptan kurtarmazdı! Bilakis onun hakkı araştırması ve bu nebinin davetine icabet etmesi vacip idi.

Mesela şeyhin dersine katılan talebelerden birisi şeyhin söylemediği bir söz nakleder. Halbuki bu talebe kendi hatalı anlayışını nakletmektedir! Bu durumda şeyhin kendisine veya naklinde sağlam, güvenilir olan kimselere sorarak araştırmak gerekir ki alimler ve davetçiler adına yalan sözler yayılmasın!

 Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

بئس مطية الرجل زعموا

İddia ediliyor ki…” sözü kişi için ne kötü bir binektir!”[2]

“Deniliyor ki…” “İddia ediliyor ki…” sözleri, isnadın kopuk olduğunun alametlerindendir. Senedin kesintisiz olması zorunludur. Bizzat kendin tahkik etmeli ve araştırmalısın. Özellikle de ilim ve salah ehlinden bir kimsenin eleştirilmesi söz konusu olduğunda! Eğer durumu kapalı olan bir kimse hakkında lekeleyici bir söz veya fiil öğrenilirse bunu yayma konusunda ileri gidilmemelidir. Bilakis işaretle yetinmelidir.

Bu yüzden müslümanın insanların mertebelerini, durumlarını ve konumlarını iyi tanıması, alçağı yükseltmemesi, yükseği de alçaltmaması gerekir.

 Şayet insanların her iddiası kabul edilseydi elbette pekçok mallar ve canlar giderdi. Delilsiz dayanaksız iddialara kulak vermekten sakın! Çünkü bunlar hayır getirmez, “denildi ki, zannediyorum ki, bana ulaştı ki…” sözleri dedikodudan ibarettir.

Adaleti sabit olan, ilmi ve özeni ile bilinen, büyük günahlardan sakınan ve mürüvveti gözeten, hayrı galip gelen, amelindeki şer az olan kimse hakkında delilsiz dayanaksız bir dedi kodu kabul edilemez!

Meselelerin delilleri, insanların şahitliklerinden daha sağlamdır. Ancak haberde bir delil varsa şahitlikle beraber delil var demektir. Çünkü delil yalan söylemez, münafıklık yapmaz, artmaz ve değişmez. İnsanın şahitliği ise bunlardan selamette değildir.

Sözlerin Anlamları ve Maksatları Konusunda Dikkatli Olmak

Edipler derler ki: “Söz vahşî olabilir ama tamamen sevgi ifade edebilir.”

Mesela Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Muaz radıyallahu anh’e: “Annen seni düşürsün” buyurmuştur.[3] Yani seni kaybetsin demektir. Söz ürkütücüdür, lakin sevgiyle söylenmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisine söylediği sözü iyi anlaması için böyle söylemiştir. Nitekim şöyle de demiştir: “Muhakkak ki seni seviyorum ey Muaz!”[4]

Sözlerin delalet ettiği manaları anlamak zorunludur. Dillerde öyle sözler kullanılır ki, zahirde delalet ettiği şey kastedilmez. Bilakis insanlar bu sözü başka bir manada anlarlar. Alışageldikleri, birden anlaşılıveren manaları vardır.

Mesela “Veyl olsun” “Sağ elin toprak olsun” gibi ifadeler böyledir. Akıl ve basiret sahipleri durumun ve konuşan kimsenin hallerini dikkate alarak değerlendirirler. Eğer yakın bir kimse, ürkütücü bir söz kullanırsa, bununla zahirinden başkasını kastettiğini anlarlar. Eğer konuşan düşman bir kimse ise, güzel söz söylese bile bununla kastettiği belayı anlarlar.

Eğer kişi imanına ve istikametine şahit olunan güvenilir bir kimse ise, onun sözlerini ve yazılarını, alışıldık uygun yorumdan başka şekilde yorumlamak doğru olmaz. Bu ve benzerlerinde güzel zanda bulunmak vaciptir. “Lazimu’l-mezhep leyse bimezhep” kuralını açıkladığım başka bir derste bu konuda ayrıntılı örnekler verdiğim için burada sözü uzatmıyorum.

Cerh Edilmesine Gerek Olmayan Kimse Cerh Edilmez

Müslümanın dilini ve azalarını müslümanların ırzlarından sakınması gerekir. Kendisi, müslümanların üzerinde bir gözetmen veya zorlayıcı değildir!

Müslümanın insanları davet etmek ve onları İslam’a güzelce döndürmekle meşgul olması gerekir. Kendisini insanları sınıflandırmak ve onlar hakkında hükmetmekle görevli saymamalıdır!

İnsanlardan kimisini araştırmaya gerek yoktur, onların adaletleri ve cerh edilmiş olmaları araştırılmaz. Faziletli amellerle meşgul olmak varken bunlar ancak yoldan alıkoyar.

Tartışmalara Son Vermek

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَن

Ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin” (Ankebut 46)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

أنا زعيم ببيت في ربض الجنة لمن ترك المراء وإن كان محقاً، وببيت في وسط الجنة لمن ترك الكذب وإن كان مازحاً، وببيت في أعلى الجنة لمن حسن خلقه

Haklı olduğu konuda da olsa, tartışmayı terk eden kimse için cennetin kenarında bir eve kefilim. Mizah için dahi olsa yalanı terk eden kimse için cennetin ortasında bir eve kefilim. Ahlâkını güzelleştiren kimse içinb ise cennetin en yüksek yerinde bir eve kefilim.”[5]

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِاللهِ وَآيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنتُمْ تستهزئون لاَ تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ

Onlara sorsan, elbette şöyle diyecekler: “Biz sadece eğlenip şakalaşıyorduk.” De ki: “Allah ile, O’nun ayetleriyle ve rasûlü ile mi eğleniyordunuz? Özür belirtmeyin. Siz iman ettikten sonra küfre girdiniz.” (Tevbe 65-66)

Mizahın çoğu yalan ve gıybetle karışıktır. Belli bir bölge halkı hakkında, mesela karadenizliler, kayserililer, araplar belli halklar hakkında yaygın olan fıkralar anlatılıp gülündüğünde, kıyamet gününde o halkların tamamının, kendileriyle alay etmen sebebiyle senden hakkını almasından korkulur.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إن العبد ليتكلم بالكلمة ما يتبين فيها يزل بها في النار أبعد مما بين المشرق

Muhakkak ki kul nereye varacağını düşünmediği bir söz söyler de cehennemde iki doğu arasından daha uzak bir yere düşer.[6]

Yine şöyle buyurmuştur:

ويل للذي يحدث بالحديث ليضحك به القوم فيكذب ويل له .. ويل له

Bir topluluğu güldürmek için bir söz söyleyen ve yalan söyleyen kişiye yazıklar olsun, ona yazıklar olsun, ona yazıklar olsun!”[7]

Bu sadece tek bir kelime hakkındadır! Bu iş için üç dört saatlik bir mecliste bu türden sohbete devam etmeye ne denilir?! İyi bil ki, bunları dinleyen de anlatana ortaktır! Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

Hâlbuki muhakkak O size kitapta indirmiştir ki: “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa o zaman muhakkak siz de onlar gibisinizdir.” Muhakkak Allah münafıkları da kâfirleri de hep beraber Cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 140)

Mizah için dahi olsa yalanı terk etmen gerekir! Hakkı savunsan dahi tartışmayı terk etmen gerekir!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

ما ضل قوم بعد هدى كانوا عليه إلا أوتوا الجدل

Hidayete ulaştıktan sonra bir kavim ancak cedel (tartışmalar) sebebiyle sapar.”[8]

İlim ehli şöyle der: “Cedel ve tartışmalar şu dört kalp hastalığına sebep olur

Birincisi: Kalbi fitneye düşürür.

İkincisi: Kinleşme meydana getirir

Üçüncüsü: Kalbi katılaştırır.

Dördüncüsü: Konuşma ve amel konusunda verayı (sakınmayı) zayıflatır.

Halid b. Yezid rahimehullah şöyle demiştir: “Kişi tartışmacı, ısrarcı ve kendi görüşünü beğenen biriyse ziyana uğramışlığını tamamlamış demektir.”

Hasen el-Basri rahimehullah şöyle demiştir: “Sizi tartışmadan sakındırırım. Zira o alimin cahillik ettiği ve bu sayede şeytanın kendisinin ayağını kaydırdığı bir andır.”

Bu yüzden İmam Acurri değerli kitabı Ahlaku’l-Ulama’da şöyle der: “Mü’min idare eder, tartışmaya girmez. Allah Subhenehu’nun hikmetini neşreder, eğer kabul edilirse Allah’a hamd eder, şayet reddedilirse yine Allah’a hamd eder.”

Abdurrahman b. Ebi Leyla rahimehullah şöyle demiştir: “Hiçbir kardeşimle asla tartışmam. Çünkü onunla tartışırsam ya onu yalanlarım ya ona öfkelenirim. Ben tartışmamak sebebiyle bu iki durumdan selametteyim.”

Ehl-i Sünnetin hatibi İbn Kuteybe rahimehullah başından geçen bir hadiseyle husumetin sonuçlarını anlatmıştır. Diyor ki: “Bşir b. Abdillah b. Ebi Bekra rahimehullah bana uğrayıp: “Neden burada oturuyorsun?” dedi. Ben de: “Benimle amcaoğlum arasında bir husumet var” dedim. Dedi ki:

“Muhakkak ki babanın benim üzerimde bir hakkı var. Bu yüzden sana bir karşılık vermek istiyorum. Vallahi ben, husumet (tartışmak, iddialaşmak) kadar dini götüren, mürüvveti eksilten, ibadetin lezzetini gideren ve kalbi Allah’tan alıkoyan bir şey görmedim.” Bunun üzerine hemen kalktım. Hasmım: “Ne oldu?” dedi. Ben de: “Vallahi seninle asla davalaşmayacağım” dedim. Dedi ki: “Galiba benim haklı olduğumu anladın” Dedim ki: “Hayır, lakin nefsim bundan daha değerlidir.” O da bana dedi ki: “Vallahi senden bir şey talep etmeyeceğim, aramızda dava konusu olan şey senindir!”



[1] Sahih. Buhârî (2872)

[2] Sahih. Ebû Dâvûd (4972) Ahmed (4/119, 5/401) Buhârî Edebu’l-Mufred (762) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (1/68) el-Elbani es-Sahiha (866)

[3] Hasen. Tirmizî (2616) İbn Mace (3973)

[4] Sahih. Ebû Dâvûd (1522) Nesâî (1303) Ahmed (5/247)

[5] Sahih. Ebû Dâvûd (4800) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (8/117) el-Elbani es-Sahiha (273)

[6] Sahih. Buhârî (6477) Muslim (2988)

[7] Hasen. Tirmizî (2315) Ebû Dâvûd (4990)

[8] Sahih. Tirmizî (3253) İbn Mace (48) Ahmed (5/252, 256) Hakim (2/486)

Müslümanlar Arasındaki Bağların Kuvvetlendirilmesi - 2 -

 Göz Yummak ve Detaycı Olmamak

Yahya b. Muaz rahimehullah, Allah için olan sevginin iyilikle artmayacağını ve kabalıkla eksilmeyeceğini söylemiştir.

Göz yummak ile kastedilen, fazileti olan kimselerin ayıp ve kusurlarını görmezden gelmektir. Çünkü ayıp ve kusuru bulunmayan insan yoktur. Masum olan ise nebilerdir. (aleyhimusselam). Diğer insanlar ise masum değillerdir. Bilakis her insanın mutlaka hata ve sürçmeleri olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

ولَقَدْ عَهِدْنَا إلَى آَدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

And olsun biz, daha önce de Âdem'e ahit vermiştik. Ne var ki o, terk etti. Onda azim de bulmadık.” (Taha 115)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

كل ابن آدم خطاء

Her ademoğlu hatâ edicidir.”[1]

Tabiinin efendisi Said b. el-Museyyeb rahimehullah şöyle demiştir: “Hiçbir şeref sahibi, hiçbir âlim, hiçbir fazilet sahibi yoktur ki bir ayıbı olmasın. Lakin insanlardan ayını zikredilmeyecek olanlar vardır. Kimin fazileti kusurlarından fazla ise, faziletinden dolayı kusurları görmezden gelinir.”[2]

Bu, gözetilmesi gereken önemli kaidelerdendir. Sabit usulü olan, kâidelere uyan kimseler olmamız gerekir,  her gün görüş değiştiren, her sene farklı menhec tutan kimseler olmamalıyız. Aksi halde ihtilaflar bitmez, hata ile isabetli olan, hak ile bâtıl biribirinden ayırt edilemez.

Üzerinde icma edilen meselelerden birisi, kötülüklerin önünü kapama (seddu’z-zerâi) kuralıdır.

Selefin üzerinde olduğu sabitelerden birisi, sahabeden hiçbirine dil uzatılmasına musamaha göstermemek, sahabeye sövenleri sapıklar olarak görmektir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

لا تسبوا أصحابي

Ashabıma sövmeyin[3] buyurarak bunu yasaklamıştır.

Ali radıyallahu anh de, Muaviye radıyallahu anh de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabındandır, , ikisine de güzel zanda bulunmaktan başkası caiz değildir. Her ne kadar Ali radıyallahu anh’ın daha üstün olduğunu kesin olarak bilsek de bu, Muaviye radıyallahu anh’ın faziletini eksiltmek anlamına gelmez ve ona dil uzatmayı da caiz kılmaz.

Deriz ki: Ebu Hureyre radıyallahu anh’ı itham edenler de ancak yalancılar ve iftiracılardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini inkar etmeye kalkışanlar sapık bid’atçilerdir. Onlar helakin eşiğindedirler. Bundan Allah’a sığınırız.

Sonra bize düşen, haddi aşmamak, insaflı olmaktır. Fazilet sahiplerinden birisi herhangi bir meselede hata eder ve bu konuda sabitelerden birine muhalefet ederse, onun fazileti kusuruna galip gelmiştir deriz. İnsanlar arasında faziletinden dolayı ayıbı görmezden gelinecek kimseler vardır.

Mesela Şeyh el-Elbani, sahih sünnetleri ortaya koyup ihya etmek, bâtıl, hurafe ve bid’atlerin söndürülmesi konusunda inkar edilemez faziletlere sahiptir. Onun kadının yüzünü örtmesini farz görmemesi, dünyanın küre olduğu yalanına aldanması, sigaranın haram olduğunu söylemesi gibi hataları vardır. Bu hataları sebebiyle el-Elbani rahimehullah’ın fazileti inkar edilemez.

Yine Şeyh İbn Baz rahimehullah ömrü boyunca müslümanlara faydalı olmuş, küfre, şirke ve bid’atlere karşı duruş sergilemiştir. Lakin krala yakın olması, kafirlerden yardım alma meselesi gibi hataları olmuştur.  Lakin bu adamın faziletlerinin üstün gelmesi sebebiyle, onun değerini müslümanların gönüllerinde düşürmek ve faziletlerini inkar etmek zikretmiş olduğumuz kurala aykırıdır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

اتق الله عز وجل ولا تحقرن من المعروف شيئاً، ولو أن تفرغ من دلوك في إناء المستسقي، وإياك والمخيلة فإنَّ الله تبارك وتعالى لا يحب المخيلة، وإنْ امرؤ شتمك وعَيَّرك بأمر يعلمه فيك فلا تعيره بأمر تعلمه فيه، فيكون لك أجره، وعليه إثمه، ولا تشتمن أحداً

Allah Azze ve Celle’den sakın ve iyilikten hiçbir şeyi küçük görme! Kendi kovandan su isteyen kimsenin kabına su boşaltman olsa bile! Seni büyüklenmekten sakındırırım! Zira Allah Tebarek ve Teâlâ böbürlenmeyi sevmez! Bir kimse, sende olduğunu bildiği bir şey sebebiyle sana hakaret etse ve ayıplasa, sakın sen onu onda olduğunu bildiğin bir şeyden dolayı ayıplama! Bu durumda ecir senin, günah da onun olur. Hiç kimseye sövme!”[4]

Subhanalla! Şayet çocuklarımızı dört yaşından itibaren bu hadisleri ezberletsek nübüvvet ahlakıyla yetişen bir neslimiz olurdu!

Bu hadiste birçok faideler vardır. Hadisin başında, insan gözünde değeri ne olursa olsun, iyilik işlemeye teşvik ediliyor. Bu, kardeşine bir bardak su vermek olsa bile! Allah’ın buna da bir ecir yazacağı bildiriliyor. Yine bu hadiste kibirden, böbürlenmeden yasaklanmaktadır. Çünkü bunda dış görünüşlere kulluk vardır!

تعس عبد الدرهم والدينار والقطيفة والخميصة

Gümüşün kulu helak olsun! Altının kulu helak olsun! Pahalı/gösterişli elbiselerin kulu helak olsun!”[5]

Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize şu büyük edebi öğretiyor: Bir kimse sana söver veya ayıplarsa sana düşen şey bu günaha ortak olmamaktır! Bilakis kendi nefsinde olan ayıp ve kusurlardan dolayı kendi nefsini kına!

Ebu Bekr radıyallahu anh otururken bir adam ona sövüp saymaya başladı. Bu adamın yaptığı cahillik ancak onun hilmini artırıyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de orada oturuyordu. Adam cahilliğini artırınca Ebu Bekr radıyallahu anh adama cevap vermek istedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalkıp gitti. Sonra şöyle haber verdi: “Adam Ebu Bekr radıyallahu anh’e sövdükçe ona cevap vermek ve: “Bilakis bu söylediklerine layık olan sensin” demek üzere Allah bir melek göndermişti. Adam sövdükçe Ebu Bekr radıyallahu anh de: “Allah seni bağışlasın” diyor, melek de: “Bilakis bağışlanmaya layık olan sensin” diyordu. Ebu Bekr radıyallahu anh adama cevap vermek isteyince melek ayrıldı ve onun yerine şeytan geçti.”[6]

Bizler insanların yaptıkları cahilliklere karşılık verme konusunda bu yolu tutsak, onlarla değil, rableriyle muamelede bulunmuş oluruz. Rabbimiz ise kendi nefsimiz için öfkelenmemizi sevmez! Dolayısıyla Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize, kim olursa olsun insanlara sövmemeyi öğretiyor!

Muhakkak ki sen hiçbir kusuru olmayan kâmil bir insan asla bulamazsın. Detaylara inersen asla buna yol bulamazsın. Allah’ın koruduğundan başka masum olan yoktur. Mutlak kemâl yalnız Allah’a aittir.

Burada maksat şudur: Kardeşliğin sahih olması için kardeşinin zahirî ve bâtinî özelliklerinde kemâle etmiş olması şart değildir! Kendisinde bütün hayırları bir araya getimiş bir insan bulman çok nadirdir. Nadirle de hükmedilmez/istisnalar kâideyi bozmaz.

Size düşen, kusurları görmezden gelmek ve ince ayrıntıları araştırmamak, detayları bilmeye çalışmamaktır! Seleften birisi şeyhinin dersine gitmeden önce sadaka verir ve şöyle derdi: “Allah’ım! Hocamın ayıbını benden gizle ki onun ilmininin bendeki bereketi gitmesin.” Şimdilerde ise kusur araştırılıyor, hatalar tenkid ediliyor. Vallahi bu niyet bozukluğundandır!

 Bazıları çıkıyor: “İmam Nevevi bidatçidir!” diyor! Subhanallah! Sahihu Muslim’i Nevevi’nin şerhiyle, tenkid gözüyle okumayı talep ediyor! İlim öğrenme ve rabbin rahmetine kavuşma amacıyla değil! Hata bulup ilim ehlini tenkid amacıyla okumayı öneriyor! İşte bu bozuk niyettir! Hata varsa, Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin dediği gibi; “Müctehid isabet ederse ona iki ecir, hata ederse bir ecir vardır!”

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

أقيلوا ذوى الهيئات عثراتهم إلا الحدود

Had cezaları dışında, fazilet sahiplerinin sürçmelerini görmezden gelin.”[7]

İmam Nevevi, Kurtubi ve İbn Hacer el-Askalani fazilet sahiplerindendir. Onların kusurlarının görmezden gelinmesi gerekir. Evet, te’vil meselesinde onlardan hata meydana gelmiş ve Eş’arilerin görüşlerine muvafık düşmüşlerdir. Lakin “Allah onları bağışlasın” deriz. Fazileti sebebiyle ayıpları zikredilmeyecek insanlar vardır dememiş miydik?

İmam Şafii rahimehullah bu hadiste geçen fazilet sahipleri kavlini şöyle açıklamıştır: “Onlar kötülükle tanınmayan, fakat had cezası gerektiren suçlar dışında sürçmesi olan, Allah’ın sürçmesini bağışladığı kimselerdir. Bu sürçme ile anılmazlar ve bununla çirkin gösterilmezler. Had cezalarına gelince, Allah’ın hadlerinden birinde aracılık olmaz.”

Abdurrahman b. Ömer el-Esbehani şöyle demiştir: “Bizler Abdurrahman b. Mehdi rahimehullah’ın meclisinde idik. Bir genç girdi ve ona yaklaşmaya devam etti, sonunda yanına oturdu. Meclisteki bir şeyh dedi ki: “Ey Ebu Said! Bu genç senin hakkında konuşuyor ve sana da yalan söylüyor!” Bunun üzerine Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah dedi ki:

“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.” (Fussilet 34-35)”

Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah büyük muhaddislerden ve İmam Buhârî’nin şeyhlerinden biridir. Salih selefimizin böyle bir duruma nasıl güzellikle karşılık verdiklerine dikkat edin! Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah bunları söyledikten sonra şöyle rivayet etti: “Ebu Ubeyde en-Naci şöyle tahdis etti: “Biz el-Hasen el-Basri’nin meclisinde idik. Bir adam ona doğru kalkıp dedi ki:

“Ey Ebu Said! Burada senin meclisine katılan ve sözlerindeki hataları araştıran kimseler var.” Bunun üzerine el-Hasen rahimehullah dedi ki:

“Ey şuradaki! Muhakkak ki ben nefsimin Allah’ın yakınında olmasını istedim, nefsim de istedi. Ben nefsimin hurilerle olmasını istedim, nefsim de istedi. Ve nefsimin insanlardan yana selamette olmasını istedim, ama nefsim istemedi. Şüphesiz ben insanların Allah’tan razı olmadıklarını gördüm. Anladım ki, onlar kendileri gibi mahluk olan birinden hiç razı olmazlar!”

İnsanlar Allah Azze ve Celle hakkında bile ileri geri konuşurlarken mahlukları hakkında mı konuşmayacaklar?!

Bize düşen şey, aleyhimizde konuşsalar bile, başkaları hakkında ancak güzel konuşmaktır. İşte bu, sana kötülük yapana karşı; kötülüğü güzellikle savmadır.

Sen eğer Allah Azze ve Celle’den sakınırsan kalpler seni sevmeye hareketlenir. Zira kalper Rahman’ın elindedir, dilediği gibi çevirir.

Said b. Abdilaziz rahimehullah’tan: “Habib b. Mesleme’nin bir dostu bir gün bir sıkıntı yaptı. (Yani kötü ahlaktan bir şey gösterdi) Habib dedi ki: “Elinden geliyorsa bu ahlakını daha güzeliyle değiştir. Aksi halde bizim ahlakımız senin şu ahlakına sıkıntı verecek.”

Muhakkak ki insanlara ahlakınızla gösterdiğiniz genişliği, mallarınızla asla gösteremezsiniz!

Kadı Iyad, Tertibu’l-Medarik’te şöyle anlatır: “Muhammed b. Mahbub dedi ki: “Bir gün Abdullah b. et-Talib et-Temimi el-Mekki el-Maliki’nin yanındaydık. Meclisindekilerden biri kendisine kaba şekilde hitap etti. O ise ona aynı şekilde karşılık vermedi. İbnu’t-Talib sanki hiç kötü söz işitmemiş gibi konuşmasına devam etti. Adam kalkıp gidince İbnu’t-Talib dedi ki:

“Birbirinize baktığınızı gördüm ve kendi kendime dedim ki: “Adam benim üzerime düşen hakkı eda etmemi istedi, ona da usule uygun davranmak düşüyordu. O benim otoritemin altında idi. Vallahi o elbette alçaktır.”

Allah ona rahmet etsin, şunu kastediyor: “Bana gelip de bana hakaret eden bu adam biliyordu ki ben kendisinin hakkı konusunda hata etmeyeceğim. Siz etrafımda olduğunuz zaman sizin çoğunluk olduğunuzu gördüm ve ona cevap verdim. Fakat o alçaktır.”

İnsanların cahillik, kabalık ve düşük ahlaklarına karşı onların gönül genişliği böyleydi!

İbn Murad dedi ki: Abdullah b. Ayyaş, tabiinin zahidlerinden olan Ömer b. Zer’e karşı kötü sözler söyledi. O da kalkıp evine girdi. Abdullah onun amcasının oğlu idi. İbn Ayyaş pişman oldu ve Ömer’e gitti: “Zalim girebilir mi?” dedi. Ömer de dedi ki: “Evet, bağışlanmış olarak. Vallahi senin hakkında Allah’a isyan edene, onun hakkında Allah’a itaat ederek karşılık vermek gibisiyle bir karşılık veremezsin!”

İşte bu göz yumma, nefiste bir kimseye karşı şaibe bırakmaz. Senin güzel muamelede bulunman ve onun için Allah’a dua etmen gerekir. Nefsin hakkında Allah’a itaat et ve ileri gitme. Başkası hakkında da Allah’a itaat et ve onun sana yaptığı şekilde ona davranma! Bil ki başında da sonunda da o senin bir kardeşindir!

Kardeşin sana kötü ahlakla davranırsa bu yüzden onu terk etme! Senin kendinde de razı olunmayan ve sabredilmekte olan şeyler vardır! Kendi nefsine sabrettiğin gibi kardeşine de sabret.

Kardeşlerinizin dostlukta en kamil özelliklere sahip olmasını mı istiyorsunuz? Sizler âbid, zâhid, âlim veya ilim talibi olup, tevazu sahibi, infakta eli açık, gündüzleri oruçlu, geceleri kıyamlı, güleryüzlü, daima etrafında bulabileceğiniz bir kardeş bulabileceğinizi sanıyor musunuz? Siz bu vasıflarda değilken, bu vasıflarda olan kardeşi nerede bulmayı düşünüyorsunuz? Bu yüzden göz yummak ve detayları araştırmamak gerekir! Her birimizin kendi kusurlarıyla ilgilenmesi gerekir!

Ömer b. Abdilaziz rahimehullah’ın veziri Reca b. Hayve rahimehullah şöyle demiştir: “Sadece kusursuz bir kardeş arayanın arkadaşı az olur. Arkadaşından ihlastan (samimiyetten) başkasına razı olmayanın öfkesi sürekli olur. Her suçunda kardeşini azarlayanın düşmanı çok olur.”[8]

Bu yüzden seleften birisi, öfkelendiği bir kardeşine gittiğinde dedi ki: “Seni azarlamak için geldim.” O da dedi ki: “Böyle söyleme! Bilakis bağışlanma dilememiz ve birbirimize musamaha göstermemiz, olanları unutmamız için geldin.”

Adam kardeşine dedi ki: “Seni Allah için seviyorum.” O da dedi ki: “Şayet benim günahlarımı bilsen bana Allah için buğzederdin.” Adam dedi ki: “Şayet senin günahlarını bilseydim, kendimde bildiğim günahlar benim senden Allah için buğzetmeme mani olurdu.”

İşte kardeşlerle nefsî muameleler böyle olmalıdır. Onda gördüğün güzelliği kendi nefsine de hediye et, onda gördüğün kötülüğü ise alma, at. Kardeşinin iyilikleri ile kötülüklerini tartan bir terazi olma! Onlardan gördüğün kötülükler sebebiyle iyiliklerini unutma! Kimin iyilikleri kötülüklerinden çok olursa cennete girecektir!

Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, zikredenler için bir öğüttür.” (Hud 114)



[1] Hasen. Tirmizî (2499) İbn Mace (4251) Ahmed (2/198) Hakim (4/244)

[2] Hatib el-Kifaye (s.79)

[3] Sahih. Buhârî (3673) Muslim (2540)

[4] Sahih. Ahmed (5/63) İbn Hibban (2/279) el-Elbani es-Sahiha (770)

[5] Sahih. Buhârî (2887)

[6] Hasen. Ebû Dâvûd (4896) Ahmed (2/436) es-Sahiha (2376)

[7] Sahih. Ebû Dâvûd (4375) Ahmed (6/181) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (9/43) el-Elbani es-Sahiha (683)

[8] Muhtasaru Tarihi Dimeşk (5/317)

Müslümanlar Arasındaki Bağların Kuvvetlendirilmesi - 1 -

 Güzel Zan ve Zahiri Kabul Etmek

Müslümanlar arasındaki bağları bozan şeylerin en büyüğü zandır! Bundan sakınmak gerekir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah Tevvab’dır, Rahîm’dir.” (Hucurat 12)

Âlimler şöyle demişlerdir: “Muhakkak ki gıybet büyük günahlaradandır ve Allah katında en büyük haramlardandır. Müslümanın gıybetini yapmak, genellikle tecessüsten (kişinin gizliliklerini araştırmaktan) kaynaklanır. Tecessüsün sebebi de zandır.”

Mesela birisi yolda yürürken duvarın arkasında çömelmiş oturan birini görür, kendisini ilgilendirmeyen şeye kalkışarak onu gözlemeye başlar ve bu adamın ne yaptığına bakar. Bazen hoş olmayan şeyler görür veya açıklamasını bilmediği bir şeyle karşılaşır, böylece gıybete dalar.

Halbuki işin başında bu kapıyı kapamak yani kendisini ilgilendirmeyen şeye girişmemek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir. Şüphesiz şeytan Ademoğlunun kanının dolaştığı damarlarda dolaşır. Bu yüzden İslam’da asıl olan, kişinin kardeşine güzel zanda bulunması, kendi nefsine karşı zannını da kötüleştirmesidir. Bu günlerde ise bunun aksini yapmak yaygınlaşmıştır! Kişi kendi nefsine güzel zanda bulunuyor, kendisini masummuş gibi yüksek derecelerde görüyor ve kardeşlerine kötü zanda bulunarak onları düşük mertebelere indiriyor, böylece İslam kardeşleri arasında kinleşme ve nefret yayılıyor!

Kardeşlerinize güzel zanda bulunurken, kendi nefislerinize ise kötü zanda bulunmalısınız! Bir kardeşiyle özel olarak başbaşa görüşmek isteyen birini görünce bunun sebebi ne olabilir diye vesveselere başlayan ve seninle oynayan, bununla yetinmeyip zanlarla yorumlarda bulunmaya, bu işin altında yatan sebebi öğrenmek için seni tecessüse iten, bu iki kişi arasında konuşulanları bir başkasına sormaya, böylece gıybet yapmaya sürükleyen nefsine nasıl hüsnü zanda bulunabilirsin? Muhakkak ki o seni helake götürmek istiyor!

Dinde kötü zan ile amel etmek helal değildir! Muhkem ve açık nasları terk edip de her bâtıl işleyenin yaptığı şey olan kendi katındaki şüphelerle hareket etme! Çünkü şüphelilerin etrafında dolanan onun içine düşer! Şüphelilerden sakınan ise dinini de şerefini de korumuş olur.

En-Nu’man b. Beşir radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:

الحَلاَلُ بَيِّنٌ وَالحَرَامُ بَيِّنٌ وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ لاَ يَعْلَمُهَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ فَمَنِ اتَّقَى المُشَبَّهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ كَرَاعٍ يَرْعَى حَوْلَ الحِمَى يُوشِكُ أَنْ يُوَاقِعَهُ أَلاَ وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى أَلاَ إِنَّ حِمَى اللَّهِ فِي أَرْضِهِ مَحَارِمُهُ أَلاَ وَإِنَّ فِي الجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الجَسَدُ كُلُّهُ أَلاَ وَهِيَ القَلْبُ

Helal açıktır, haram açıktır. Bunların arasında insanların çoğunun bilmedikleri şüpheliler vardır. Kim şüphelilerden sakınırsa dinini ve ırzını korumuş olur. Kim şüphelilere düşerse o koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir. Sürünün koruluğa girmesi yakındır. Dikkat edin! Her melikin bir koruluğu vardır. Allah’ın arzındaki koruluğu da haramlardır. Dikkat edin! Muhakkak ki bedende bir et parçası vardır. O düzgün olursa bütün beden düzgün olur. O bozulursa bütün beden bozuk olur. Dikkat edin! O kalptir.”[1]

Kardeşinin sözünü, eğer yorumlanabiliyorsa hayra yorumlaman gerekir. Zira temiz nefis ancak iyi olanı görür, kötü nefis ise her kötülüğün başında durur, neredeyse kötülükten başka bir şey görmez!

İslam cemâl ve kemâl dinidir. Müslümanın şerefini korumaya da oldukça hırs gösterir. Ona açık bir delil olmaksızın zanda bulunulmasını engeller. Zan, bir temel üzerine bina edilmemiş, tahkik edilmemiş düşüncedir. Bu yüzden Allah Azze ve Celle bize tesebbütü emretmiş ve şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ

Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu iyice araştırın. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat 6)

Bir kıraatte “fetebeyyenû” kavli yerine “fetesebbetû” şeklindedir.

Bu ayette ilk bakışta, sana âdil bir kimse, bir kardeşin hakkında bir haber verirse bu âyetin kapsamına girmiyormuş gibi gelebilir! Bu anlayış doğru değildir! Zira Allah nemmâmı (laf taşıyanı) fasık diye isimlendirmiştir! Bir müslümanla aranı bozacak bir sözü sana taşıyan herkes bir fâsıktır! Allah onu sözün başında fasık olarak isimlendirmiş, taşınan her haberde tesebbüt ve tebeyyünü vacip kılmıştır. Çünkü bu müslüman ile kardeşinin arasının bozulmasıyla sonuçlanabilir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إياكم والظن فإنَّ الظنَّ أكذبُ الحديث ولا تجسسوا ولا تحسسوا ولا تحاسدوا ولا تدابروا ولا تباغضوا وكونوا عباد الله إخواناً المسلم أخو المسلم لا يظلمه ولا يخذله ولا يحقره التقوى ههنا ويشير إلى صدره ثلاث مرات بحسب امرئ من الشر أن يحقر أخاه المسلم

Sizleri zandan sakındırırım! Zira zan sözlerin en yalanıdır. Tecessüs yapmayın (insanların gizli hallerini araştırmayın) Tehassüs yapmayın (Başkalarının konuşmalarını gizlice dinlemeyin, araştırmayın). Birbirinize haset etmeyin. Bibirinize arka çevirmeyin.  Birbirinize kin tutmayın. Allah’ın kardeş kulları olun. Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez. (göğsüne işaret ederek üç defa şöyle buyurdu) “Takvâ şuradadır! Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hâkir görmesi yeter!”[2]

İnsanların hallerini araştırmamayı ve konuşmalarını araştırmamayı emrediyor! Bu da müslümanın selim kalpli olmasını gerektirir, aksi halde neden müslümanların ayıplarını araştırsın?!!

Yine şöyle buyurmuştur: Bera radıyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize hutbe verdi hatta perde arkasında olan kızlar dahi işitti. Yüksek sesle seslenerek şöyle buyurdu:

يَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يَخْلُصِ الإِيمَانُ إِلَى قَلْبِهِ لا تَغْتَابُوا الْمُسْلِمِينَ وَلا تَتَّبِعُوا عَوَرَاتِهِمْ فَإِنَّهُ مَنْ يَتَّبِعْ عَوْرَةَ أَخِيهِ اتَّبَعَ اللَّهُ عَوْرَتَهُ وَمَنِ اتَّبَعَ عَوْرَتَهُ فَضَحَهُ فِي جَوْفِ بَيْتِهِ

Ey diliyle iman etmiş fakat kalplerine iman ulaşmamış topluluk! Müslümanları gıybet etmeyin! Onların ayıplarını araştırmayın! Zira kim kardeşinin ayıbını araştırırsa Allah da onun ayıbını takip eder ve evinin ortasında dahi olsa onu rezil eder.”[3]

Dikkat et! “Muhakkak ki Allah Hayiy (hayâ sahibi) ve Sittîr (örtücüdür), örtmeyi sever.” “Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da onun ayıbını hem dünyada, hem ahirette örter.”[4]

Bunlar şu an hayatlarımızda arzuladığımız şeyler değil midir? Neden hoş bir hayat bırakılıp da hayatı kötüleştirecek şeylerin, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri araştırmanın peşine düşülür? Bunun sebebi kötü zan değil midir? Başlangıçta bu cürüm işlenir, ardından birçok günahlara bulaşılır!

Zannı güzelleştimek gerekir. Kötü yorumlanabilecek bir söz veya fiil ile karşılaştığında kardeşin için mazeret gözetmen ve olabildiğince güzel yorumlamaya çalışman ve kalbinin selamet üzere kalması senin yükümlülüğündür!

İmam Şafii rahimehullah’ın vefat hastalığı zamanında yanına öğrencisi Rebi b. Suleyman girmişti ve dedi ki: “Allah senin zayıflığını kuvvetlendirsin ey imam!” Şafi rahimehullah dedi ki:

“Ne söylediğine iyi bak! Şayet Allah benim zayıflığımı kuvvetlendirirse beni öldürür!” Yani şayet zayıflğım artarsa ölürüm dedi. Rebi dedi ki:

“Vallahi bunu kastetmedim ey imam!” Şafii dedi ki:

“Bana sövseydin bile senin bunu kastetmediğini bilirdim.”

Şüphesiz bu, müslümana güzel zandır. Şafii rahimehullah bize ölüm yatağında bu dersi veriyor!

Büyük hadis imamlarından Meymun b. Mihran rahimehullah’a şöyle denildi: “Falan kimse seni ziyaretten geç kalıyor (derse geç geliyor)!” (Bu sözü söyleyen asalak kişi, akranının önüne geçebilmek için şeyh ile talebelerinden birinin arasını açmak istedi.) Meymun rahimehullah dedi ki:

“Sana ne! Kalpte sevgi sabit olunca, ayrılığın uzaması sakınca vermez.”

Müslümanlara zannı güzelleştirmek gerekir. Mesela bu durum, şeyhin kendisini geç kalmış olduğunu görmesini istemediğinde, derse katılmaktan hayâ etmesine yorumlanabilir. Veya “Subhanallah, bir meşguliyeti çıkmıştır, belki de bir rahatsızlığı vardır” denilebilir. Derse katılmaya düzenli devam eden bir kardeşin bir defasında derse gelmese, kalbin cahiliyedeki haline dönmesin! Ona zannı güzelleştir, onun durumunu sor.

Kardeşinden sana hoş olmayan bir şey ulaşırsa onun için yetmiş türlü mazeret araştır. Eğer bir mazeret bulamazsan, “Belki de benim bilmediğim bir mazereti vardır” de. Çünkü sana gizli kalan birçok durumlar söz konusu olabilir. İnsanların Allah’tan başka kimsenin bilmediği sırları vardır.

Kötü zan, içine konan şeyleri eriten asit gibidir! Kötü zan da tıpkı asit gibi kalplerdeki sevgiyi eritir yok eder.

Salih selefimizin hayatından şu örneğe bak! Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah, dine aykırı olan örflere, adetlere ve taklidlere karşı çıktığı zaman dünya onun aleyhine ayaklanmıştı. İnsanlardan birisi Şeyhulislam’a tuzak kurdu ve onu yöneticiye şikayet edip Dımeşk kalesinde hapse attırdı. İbn Teymiyye rahimehullah bu işlerin arkasındaki kişiyi öğrenince öğrencilerinden birisini ona gönderdi ve kendisine karşı nasıl davranacağına dair görüşünü sordu.

 İbn Teymiyye’nin sebebi öğrenmek için yaptığı davranışa dikkat edin! Ashabına dedi ki: “Benimle alakalı bu işte onun mağdur olmasına önce ben sebep oldum. Siz de biliyorsunuz ki değil öğrencilerim, müslümanlardan hiçbir kimsenin dahi eziyet görmesini istemem.”

Allah’a davet eden bu şeyh, taklid ve taassubu yıkan, adetlere aykırı olan şer’î bir mesele ortaya koyunca ashabıyla beraber tepkilere, cezalandırmalara maruz kalıyor. Bu tepkilerden mağdur olan talebelerinden birisi onu sultana şikayet ediyor! İbn Teymiyye rahimehullah bu şikayet sebebiyle hapsedilmiş olmasına rağmen, bu talebesinin kendisinin yüzünden eziyete uğramış olmasını, sultana da bu yüzden şikayette bulunmuş olmasını değerlendiriyor, kendisi sebebiyle meydana geldiğini düşündüğü bir sıkıntıyı dikkate alarak, şikayette bulunan talebesine karşı tavrında zulümden sakınıyor, onun dahi eziyete uğramasına razı olmuyor!

Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah, bizlere kendi nefsilerimizin değerini eleştirilemez, sorgulanamaz bir mertebeye koymama dersi veriyor! Kendi nefsini veya kendi hocasını İslam’ın merkezi kabul edip, ona karşı meydana gelebilecek her bir haksız dil uzatma yahut bâtıl bir sataşmayı, mazeretleri göze almadan, şartları gözetmeden en büyük küfür/dinin kendisine düşmanlık gibi değerlendirmenin kör cahiliyye taassubu olduğunu öğretiyor!

Çünkü herkesin durumu farklıdır. Bazısı içtihat eder ve isabet eder, bazısı hata eder, bazısı da suçludur. İçtihad edip de isabet eden ecir alır, içtihat edip de hata eden, içtihadından dolayı ecir alır, hatası affedilir. Suçlu olana gelince, Allah bizi ve tüm müslümanları bağışlasın.

İbn Teymiyye rahimehullah adetâ kendisinin hapsedilmesine sebep olan bu adam hakkında konuşmayı bırakmayı tembihliyor! Falan kimse kusurlu davrandı, şeyhe destek olmadı, filan sebebiyle şeyhe eziyet verildi… bu söylemlerin önüne geçiyor!

Allah’tan sakının! İnsanların ayak takımı olanları ise alimlerin, davetçilerin ve müslümanların genelinin birbirlerine karşı kalplerine kin meydana gelmesi için bilerek veya bilmeyerek vesile olurlar!

 Davetçi ile kardeşlerinden biri arasında meydana gelen bir ihtilafın çözümü basit bir şey iken birisi tutar: “Ey şeyh! Bunu kabul etmek mümkün değildir! Bu dindir” der… Böylece yangın çıkaracak bir ateşi alevlendirir! Ey kardeşim! Ya hayır konuş, ya da sus!

Zamanımızdaki büyük şeyhlerden birinin yanına biri gelip, bazılarının isimlerini sayarak, “Falan sana selam söylüyor, filan sana selam söylüyor” diyor. Meclis dağılınca birisi gelip, selam ileten bu adama diyor ki: “Sen selamını ilettiğin bu kimselerin hepsini gördün mü?” O da diyor ki:

“Subhanallah! Onlar her namazda “Bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine selam olsun” demiyor mu? Şeyh de Allah’ın salih kullarından biridir!”

İşte bu da, kalpleri birleştirmeye dâhil bir örnek! Allah bizleri müslümanlara hüsnü zan ile rızıklandırsın.



[1] Sahih. Buhârî (52) Muslim (1599)

[2] Sahih. Buhârî (6064) Muslim (2563)

[3] Sahih. Ebu Ya’la (3/237) Ebu Nuaym Sıfatu’n-Nifak (2) Ebu Nuaym Delail (356) Temmam, Fevaid (242) Şecerî, Emali (2510-2511) Abdulhalık eş-Şehami, Erbain (39) Ru’yani, Musned (305) İbn Ebi’d-Dunya el-Gıybet (28) İbn Ebi’d-Dunya es-Samt (167) Ebu’ş-Şeyh, et-Tevbih (87) Beyhakî, Şuab (7/108, 521)

[4] Muslim (2699)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)