Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

26 Eylül 2026 Cumartesi

Tecvid Konusunda İfrat ve Tefritten Sakındırma - Şeyh Mukbil

 Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah’a şöyle soruldu: “İdgam, ihfâ, uzatmalarda hareke sayısını sınırlama gibi tecvid hükümleri hakkında dinde deliller gelmiş midir?”

Cevap: Sesi güzelleştirme ve tertil açısından tecvid hükümlerine gelince;

“Kur’an’ı tertîl ile (tane tane) oku” (Muzzemmil 4) buyrulmuştur, bu istenen bir şeydir.

Sesi güzelleştirme hakkında da Buhârî ve Muslim Sahih’lerinde Ebu Hureyre radıyallahu anh’den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

ما أذن الله لشيء ما أذن لنبي حسن الصوت بالقرآن يتغنى به

“Allah Azze ve Celle Kur’ân’ı güzel sesle teganni ederek okuyan bir nebiye kulak verdiği gibi başka bir şeye kulak vermemiştir.”

Yani Allah Azze ve Celle, Kur’ân ile teganni ederek güzel sesle okuyan bir nebiyi dinlediği gibi başka bir şeyi dinlememiştir.

Ebû Dâvûd, Sunen’inde, Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

من لم يتغنّ بالقرآن فليس منّا

“Kur’ân ile teganni etmeyen bizden değildir.”

Bunu ancak Ebû Dâvûd’un Sa’d radıyallahu anh’den rivayeti olarak zikrettik, Buhârî’nin Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayeti olarak zikretmedik. Çünkü Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisi tenkide uğramıştır. Darekutni bu hadisi şu sözleriyle tenkid etmiştir: “Bu hadisin aslı: “Allah Azze ve Celle Kur’ân’ı güzel sesle teganni ederek okuyan bir nebiye kulak verdiği gibi başka bir şeye kulak vermemiştir” şeklindedir.  El-Bera b. Azib radıyallahu anhuma, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

زيّنوا القرآن بأصواتكم

“Kur’ân’ı seslerinizle süsleyin.” Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisi de aynı şekilde gelmiştir. El-Bera b. Azib radıyallahu anh hadisini hatırladığım kadarıyla Hakim bir çok yoldan Abdurrahman b. Avsece – babası – el-Bera radıyallahu anh tarikiyle rivayet etmiştir. Yardım istenecek olan Allah’tır.

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in med yaparak (uzatma yaparak) okuduğu gelmiştir. Yine Muaviye radıyallahu anh Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in Fetih günü bineği üzerinde iken üç elif miktarı uzatma yaparak okuduğunu rivayet etmiştir. Dediler ki: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bu şekilde uzatma yapmasının sebebi bineğinin hareketidir. Bu da, başka bir şey de ihtimal dâhilindedir.

Ama altı hareke, dört hareke, iki hareke şeklinde taksim edilmesine dair bir şey Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olmamıştır. Yine idgam da böyledir. İdgam, Arap lügatinden bir lügattir. Lakin bu konuda yapılan aşırılıklar bazen Arap lügatinin dışına çıkmaktadır.

Tamtît (fazla uzatarak sesi dalgalandırma) da aynı şekilde, (Arap lügatının dışına çıkarmaktadır). Bazen Abdulbasit (Abdussamed)’i dinlediğinde şarkı mı söylüyor yoksa Kur’ân mı okuyor ayıramazsın! Neden? Tamtît sebebiyle!

Her halukârda Kur’ân’ı tertîl ile (tane tane) okumak vaciptir. Yine bir adam İbn Mes’ud radıyallahu anh’e gelmiş ve demiştir ki: “Dün gece Mufassal’ı okudum.” Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh dedi ki: “Onu şiir okur gibi mi okudun?” Yani onu tedebbür ile (tefekkür ederek) okumalıydın. “Öyle olmasa Kur’an’ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa bir takım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?” (Muhammed 24)

Aşırılık ve zorlamaya gelince, İbnu’l-Kayyım, İgasetu’l-Lehfan kitabında bazılarının Fatiha suresini okumayı bir ay tekrar ettiğini, bazen ağzından tükürükler saçıldığını zikretmektedir. Yani Kur’ân okurken böyle olduğunu kastediyor.

Önemli olan tedebbür ile (okunanın manalarını tefekkürle) meşgul olmaktır. Allah şöyle buyuruyor: “Öyle olmasa Kur’an’ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa bir takım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?” (Muhammed 24) Yardım istenecek olan Allah’tır.”[1]

Yine Şeyh Mukbil rahimehullah, bu konuda başka bir cevabında şöyle demiştir:

“Sahih olanı bunun (tecvid kurallarının) vacip olmamasıdır. “Kur’ân’ı tertîl ile oku” ayetinin manası, harfleri birbirine girdirmeksizin, açık açık, tane tane oku demektir.

İbnu’l-Cezerinin Kur’ân’ı tecvid ile okumayanın günaha gireceğine dair sözleri ise doğru değildir. Bilakis Buhârî ve Muslim’in Sahih’lerinde Aişe radıyallahu anha’dan Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

الماهر بالقرآن مع السفرة الكرام البررة ، والذي يقرأه ويتتعتع فيه وهو عليه شاق له أجران

“Kur’ân’ı okuma konusunda mâhir olan, seçkin Sefere melekleri ile beraberdir. Onu zorlanarak okuyan kimseye ise iki ecir vardır.”

Vacip olma bakımında durum böyledir. Ama sesi güzelleştirmeye teşvike gelince, bu da istenen bir şeydir. Sunen’de el-Bera b. Azib radıyallahu anh’ın, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

زينوا القرآن بأصواتكم

“Kur’ân’ı seslerinizle süsleyin.”

Yine Sunen’de Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

من لم يتغن بالقرآن فليس منا

“Kur’ân ile teganni etmeyen bizden değildir.”

Yani Kur’ân okurken sesini güzelleştirmeyen bizden değildir.

Buhârî ve Muslim’in Sahih’lerinde Ebu Hureyre radıyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

ما أذن الله لشيء ما أذن لنبي حسن الصوت بالقرآن يتغنى به

“Allah Azze ve Celle Kur’ân’ı güzel sesle teganni ederek okuyan bir nebiye kulak verdiği gibi başka bir şeye kulak vermemiştir.”

Kıraatte sesi Arapça kurallarına göre güzelleştirmek istenen bir şeydir. Tecvid konusunda taassup gösterenlerden biri bize ders verirken şöyle derdi:

“Hatta araplar kendi şiirlerini tecvid yaparak okurlardı.” Sonra şairin şu beytini okudu:

قفا نبك من ذكرى حبيب ومنزل

Bunu okurken be harfinde kalkale yaptı, tenvin ve vav harflerinde de idgam yaptı. Kendisine denildi ki:

“Ey şeyh! İmriu’l-Kaysın bu beyti senin okuduğun gibi okuduğuna dair isnad nerede?!!”

Hafız İbn Kayyım, İgasetu’l-Lehfan kitabında tecvidde aşırılık ve zorlamanın şeytanın tuzaklarından olduğunu zikretmiştir. Orada, ilim talebelerinden birinin kârilerden birine kırk gün Fatiha suresini okuyabilmek için gidip geldiğini anlatmıştır. Yine bazısının tecvidle okuyabilmek için kustuğunu, yanaklarının şiştiğini, yüzünün kızardığını ve kusacak gibi olduğunu anlatmıştır.

İnsanlar ifrat ile tefrit arasındadır. Kimi insanlar sesini Kur’ân ile güzelleştirmeye hiç başını kaldırıp aldırış etmez, kimisi de – Abdussamed gibi – aşırılık yapar. Öyle ki onu Kur’ân okurken işitsen onun şarkı mı söylüyor, yoksa Kur’ân mı okuyor olduğunu bilemezsin!

Selef radıyallahu anhum bu gibi zorlamalara karşı çıkıyorlardı. Nitekim Hamze’nin kıraatine karşı çıkmışlardır. Hatta El-Mizan’da aktarıldığı üzere, selefimizden biri (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Hamze’nin kıraati bid’attir.”

Tecvidde zorlama kötülenmiştir. Tecvid konusunda tefrite de gitmemelidir. Tecvid öğreten kimsenin yanında bunu öğrenmek ve istifade etmek gerekir. Ama bunun vacip olduğuna itikad edilmez!

Durum, eş-Şevkânî rahimehullah’ın, el-Bedru’t-Tali’ kitavında, Muhammed b. İbrahim el-Vezir rahimehullah’ın hal tercemesinde söylediği şu sözlerdeki gibidir:

“Bazıları ilim dallarından bir dalı zikrederek onunla teselli bulurlar ve bir yönünden bahsederler. Sonrakiler de gelip bunu ilmin olmazsa olmaz zorunluluklarından zannederler!”

Tecvidi öğretenlerden istifade edilir, tecvid öğrenmeye hırs gösterilir ve arap dilini de öğrenmeye önem verilir. Kur’ân Arap lügatiyle nazil olmuştur. Acem lügatiyle, Dammaj lügatiyle, Aden lügatiyle, Hadramiye lügatiyle veya Amerika lügatiyle değil! Kur’ân’ı bu lügatlerle okumak istiyorsan hayır! Bilakis Kur’ân’ı, nazil olduğu gibi Arap lügatiyle okumalısın. Gerekli olan budur!

Bazıları diyorlar ki: “Tecvid, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den okuyan kurrâlardan bu kurrâlara ulaşan isnadlarla (ağızdan ağıza) alınmıştır.” Onlara denilir ki:

“Nerede bu isnadlar? Şu uzatmaların, bazısının bir hareke, bazısının iki hareke, bazısının dört, bazısının altı hareke miktarı uzatılmasına dair isnadlar nerede?”

Evet, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in med yaparak okudğu sabit olmuştur, sen de med yaparak oku! Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın emrettiği gibi tertîl ile (düşünerek, tane tane) oku! Bazı insanlar ihfâ’da aşırılık yaparak idgama çıkarıyor! O, sakin nun’un veya tenvinin ihfâsı iken sad harfi veya başka bir ihfâ harfi geldiğinde, kelimeyi tutuyor ve idgama çeviriyor!

“De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde aşırlık etmeyin!”

Bize gereken, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in, sahabe radıyallahu anhum’un ve selef rahimehumullah’ın okuduğu şekilde okumaya hırs göstermemizdir.

Kur’ân’ı okurken harfleri birbirine girdirenin okuyuşu ile tertil yaparak (tane tane okuyan) ve tecvid yapanın arasındaki fark büyüktür! Sen tertil ve tecvid ile okuyanı örnek al! Nitekim bir adam İbn Mes’ud radıyallahu anh’e gelmiş ve: “Ey İbn Mes’ud! Dün gece Mufassal’ı okudum” demiş, bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh: “Onu şiir okur gibi mi okudun?” demiştir!

Bu işte orta yol tutulmalıdır. “Kur’ân’ı tertîl ile oku” ayeti hüküm ifade eder. Yani açık açık, tane tane oku demektir. Her harfi ve her kelimeyi açık oku.

Bazı imamlar bazen namaza başlangıç duasını okumayı beceremiyor, sadece “Allahu ekber” diyor, başlangıç duasını, Fatihayı ve sonra bir sureyi okuyuveriyor! Bu eğlenmektir! Yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. Namazdaki kıraatte, diğer ibadetlerde, muamelelerde ve itikadlarda!”[2]

Şeyh Mukbil rahimehullah’ın bu fetvaları şu maddelerle özetlenebilir:

1- Şu an günümüzde öğretilmekte olan şekliyle tecvid kurallarının sünnette ve mutevatir kıraatlerde bir aslı yoktur!

2- Bu yüzden bunun vacip olduğuna inanmak caiz değildir!

3- Kur’ân’ı okurken sesi güzelleştirmek, harflerin mahreclerini öğrenmek, med, izhar, idgam, ihfâ gibi kuralları, zorlamaya kaçmaksızın ve vacip olduğuna itikad etmemek şartıyla öğrenmek ve uygulamak müstehaptır. Bilakis Arap dilinin kurallarına uygun şekilde uzatma yapılması gereken yerleri en az bir elif miktarı uzatmak gerekir. Fakat bu medler için iki, üç, dört, altı elif miktarı gibi miktarlar tayin etmenin dayanağı yoktur. Kıraatte sesi güzelleştirmek için iki, üç elif miktarı uzatılır, lakin bunun vacip olduğuna itikad edilmez!

4-  Bazı kurrâların med, idgam, izhar gibi, tecvidi bazen Arap dili kurallarının da dışına çıkacak şekilde tecvid hükümleri konusunda zorlama yapmaları, şeyhlerini taklid etmelerinin bir neticesidir. Onlar, bunların mütevatir kıraatlerde nakledildiğini sanıyorlar! Hatta bazıları bunun bidati hasene olduğunu iddia eder!! Hâlbuki bid’atin güzeli yoktur, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi “Bütün bid’atler sapıklıktır.”

5- Abdulbasit b. Abdissamed gibi bazı kurrâların med, izhar, ihfâ ve idgam yaparken aşırılık ve zorlamaları, şarkı okur gibi seslerini dalgalandırarak uzatmaları caiz olmayan kıraatlerdir.

6- Bu konuda ifrat ve tefritten kaçınılmalıdır.

İfrat; Kur’ân’ı şarkı okur gibi, musiki makamlarına uydurmak için tecvid kurallarını alet edenlerin yaptıkları, dinde sonradan çıkarılmış bir bid’at olan okumalar ve idgam, ihfâ, med miktarları gibi kuralları vacip görmektir.

Tefrit ise; Arap dilinin özellikleri içerisinde bulunan bu kuralları terk etmek ve bunlara karşı çıkmaktır. 

Nitekim Kur’ân Arap lügatinde nazil olmuş ve bu lügate göre okumak esas kılınmıştır. Arap lügatlerinde idgam, ihfâ, izhar gibi kurallar vardır. Lakin bu kuralları uygulamak vacip kılınmamıştır, tecvid için mustehap olan kurallardır. Bu kuralları uygulamak, Kur’ân ile teganni ve kıraatte sesi güzelleştirmeye dahildir. Bu kurallar uygulanmadan da tegannî/kıraatte sesi güzelleştirme mümkündür. Lakin bu kuralları uygulamakta hiçbir sakınca yoktur, bilakis müstehaptır. Çünkü bu kurallar Kur’ân’ın kendisiyle nazil olduğu Arap lehçeleri arasında mevcuttur. 

Kur’ân’ın nazil olduğu sırada mevcut olan Arap lehçelerinde her okuyuş güzeldir.  Bu tecvid kurallarını içeren lehçeler de, içermeyen lehçeler de mevcut olduğundan, bu kuralları vacip görmek dayanaksız bir iddiadır.

Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Aramızda bedevîlerin ve Arap olmayanların da bulunduğu bir cemaatte Kur'ân okuyorduk. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanımıza geldi ve dinledikten sonra buyurdu ki;

اقْرَءُوا فَكُلٌّ حَسَنٌ وَسَيَأْتِي قَوْمٌ يُقِيمُونَهُ كَمَا يُقِيمُونَ الْقِدْحُ يَتَعَجَّلُونَهُ وَلا يَتَأَجَّلُونَهُ

"Okuyun, her okuyuş güzeldir. Öyle kimseler gelecek ki onlar, Kuran’ı(n kelime ve  lafızlarını), ok yapılacak çubuğun düzlenmesi gibi düzleyecekler. Ondan elde edilecek ücreti (âhirete) bırakmayıp (dünyada) alacaklar."[3]



[2] Mukbil b. Hadi, Kam’ul-Muânid (2/434-436)

[3] Sahih. Ebu Davud (830) Said b. Mansur (1/150-152) İbn Ebi Şeybe (6/125) Ahmed (3/357, 397) Ebu Ya’la (4/140) Beyhaki Şuabu’l-İman (2/538-539) Buhari Halku Ef’ali’l-İbad (612) İbn Bişran Emali (228) Firyabi Fadailu’l-Kur’an (157) Acurri Ahlaku Hameleti’l-Kur’an (28) Elbani es-Sahiha (259)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)