Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah’a şöyle soruldu: “İdgam, ihfâ, uzatmalarda hareke sayısını sınırlama gibi tecvid hükümleri hakkında dinde deliller gelmiş midir?”
Cevap: Sesi güzelleştirme ve tertil
açısından tecvid hükümlerine gelince;
“Kur’an’ı tertîl ile (tane tane)
oku” (Muzzemmil 4) buyrulmuştur, bu istenen bir şeydir.
Sesi güzelleştirme hakkında da Buhârî
ve Muslim Sahih’lerinde Ebu Hureyre radıyallahu anh’den Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:
ما
أذن الله لشيء ما أذن لنبي حسن الصوت بالقرآن يتغنى به
“Allah Azze ve Celle Kur’ân’ı
güzel sesle teganni ederek okuyan bir nebiye kulak verdiği gibi başka bir şeye
kulak vermemiştir.”
Yani Allah Azze ve Celle, Kur’ân ile
teganni ederek güzel sesle okuyan bir nebiyi dinlediği gibi başka bir şeyi
dinlememiştir.
Ebû Dâvûd, Sunen’inde, Sa’d b. Ebi
Vakkas radıyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir:
من لم يتغنّ بالقرآن
فليس منّا
“Kur’ân ile teganni etmeyen
bizden değildir.”
Bunu ancak Ebû Dâvûd’un Sa’d radıyallahu
anh’den rivayeti olarak zikrettik, Buhârî’nin Ebu Hureyre radıyallahu anh’den
rivayeti olarak zikretmedik. Çünkü Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisi tenkide
uğramıştır. Darekutni bu hadisi şu sözleriyle tenkid etmiştir: “Bu hadisin
aslı: “Allah Azze ve Celle Kur’ân’ı güzel sesle teganni ederek okuyan bir
nebiye kulak verdiği gibi başka bir şeye kulak vermemiştir” şeklindedir. El-Bera b. Azib radıyallahu anhuma, Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
زيّنوا القرآن
بأصواتكم
“Kur’ân’ı seslerinizle süsleyin.”
Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisi de aynı şekilde gelmiştir. El-Bera b. Azib radıyallahu
anh hadisini hatırladığım kadarıyla Hakim bir çok yoldan Abdurrahman b. Avsece –
babası – el-Bera radıyallahu anh tarikiyle rivayet etmiştir. Yardım istenecek
olan Allah’tır.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in
med yaparak (uzatma yaparak) okuduğu gelmiştir. Yine Muaviye radıyallahu anh Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’in Fetih günü bineği üzerinde iken üç elif miktarı
uzatma yaparak okuduğunu rivayet etmiştir. Dediler ki: Nebî sallallahu aleyhi
ve sellem’in bu şekilde uzatma yapmasının sebebi bineğinin hareketidir. Bu da,
başka bir şey de ihtimal dâhilindedir.
Ama altı hareke, dört hareke, iki
hareke şeklinde taksim edilmesine dair bir şey Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den
sabit olmamıştır. Yine idgam da böyledir. İdgam, Arap lügatinden bir lügattir.
Lakin bu konuda yapılan aşırılıklar bazen Arap lügatinin dışına çıkmaktadır.
Tamtît (fazla uzatarak sesi dalgalandırma)
da aynı şekilde, (Arap lügatının dışına çıkarmaktadır). Bazen Abdulbasit
(Abdussamed)’i dinlediğinde şarkı mı söylüyor yoksa Kur’ân mı okuyor
ayıramazsın! Neden? Tamtît sebebiyle!
Her halukârda Kur’ân’ı tertîl ile
(tane tane) okumak vaciptir. Yine bir adam İbn Mes’ud radıyallahu anh’e gelmiş
ve demiştir ki: “Dün gece Mufassal’ı okudum.” Abdullah b. Mes’ud radıyallahu
anh dedi ki: “Onu şiir okur gibi mi okudun?” Yani onu tedebbür ile (tefekkür ederek)
okumalıydın. “Öyle olmasa Kur’an’ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa bir
takım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?”
(Muhammed 24)
Aşırılık ve zorlamaya gelince, İbnu’l-Kayyım,
İgasetu’l-Lehfan kitabında bazılarının Fatiha suresini okumayı bir ay tekrar
ettiğini, bazen ağzından tükürükler saçıldığını zikretmektedir. Yani Kur’ân
okurken böyle olduğunu kastediyor.
Önemli olan tedebbür ile (okunanın
manalarını tefekkürle) meşgul olmaktır. Allah şöyle buyuruyor: “Öyle olmasa
Kur’an’ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa bir takım kalpler üzerinde kilitler
mi vurulmuş?” (Muhammed 24) Yardım istenecek
olan Allah’tır.”[1]
Yine Şeyh Mukbil rahimehullah, bu
konuda başka bir cevabında şöyle demiştir:
“Sahih olanı bunun (tecvid
kurallarının) vacip olmamasıdır. “Kur’ân’ı tertîl ile oku” ayetinin manası, harfleri
birbirine girdirmeksizin, açık açık, tane tane oku demektir.
İbnu’l-Cezerinin Kur’ân’ı tecvid ile
okumayanın günaha gireceğine dair sözleri ise doğru değildir. Bilakis Buhârî ve
Muslim’in Sahih’lerinde Aişe radıyallahu anha’dan Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
الماهر بالقرآن مع
السفرة الكرام البررة ، والذي يقرأه ويتتعتع فيه وهو عليه شاق له أجران
“Kur’ân’ı okuma konusunda mâhir
olan, seçkin Sefere melekleri ile beraberdir. Onu zorlanarak okuyan kimseye ise
iki ecir vardır.”
Vacip olma bakımında durum böyledir.
Ama sesi güzelleştirmeye teşvike gelince, bu da istenen bir şeydir. Sunen’de
el-Bera b. Azib radıyallahu anh’ın, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den
şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
زينوا القرآن
بأصواتكم
“Kur’ân’ı seslerinizle süsleyin.”
Yine Sunen’de Sa’d b. Ebi Vakkas radıyallahu
anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir:
من لم يتغن بالقرآن
فليس منا
“Kur’ân ile teganni etmeyen
bizden değildir.”
Yani Kur’ân okurken sesini
güzelleştirmeyen bizden değildir.
Buhârî ve Muslim’in Sahih’lerinde
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
ما
أذن الله لشيء ما أذن لنبي حسن الصوت بالقرآن يتغنى به
“Allah Azze ve Celle Kur’ân’ı
güzel sesle teganni ederek okuyan bir nebiye kulak verdiği gibi başka bir şeye
kulak vermemiştir.”
Kıraatte sesi Arapça kurallarına
göre güzelleştirmek istenen bir şeydir. Tecvid konusunda taassup gösterenlerden
biri bize ders verirken şöyle derdi:
“Hatta araplar kendi şiirlerini
tecvid yaparak okurlardı.” Sonra şairin şu beytini okudu:
قفا نبك من ذكرى حبيب
ومنزل
Bunu okurken be harfinde kalkale
yaptı, tenvin ve vav harflerinde de idgam yaptı. Kendisine denildi ki:
“Ey şeyh! İmriu’l-Kaysın bu beyti
senin okuduğun gibi okuduğuna dair isnad nerede?!!”
Hafız İbn Kayyım, İgasetu’l-Lehfan
kitabında tecvidde aşırılık ve zorlamanın şeytanın tuzaklarından olduğunu zikretmiştir.
Orada, ilim talebelerinden birinin kârilerden birine kırk gün Fatiha suresini
okuyabilmek için gidip geldiğini anlatmıştır. Yine bazısının tecvidle
okuyabilmek için kustuğunu, yanaklarının şiştiğini, yüzünün kızardığını ve
kusacak gibi olduğunu anlatmıştır.
İnsanlar ifrat ile tefrit
arasındadır. Kimi insanlar sesini Kur’ân ile güzelleştirmeye hiç başını
kaldırıp aldırış etmez, kimisi de – Abdussamed gibi – aşırılık yapar. Öyle ki
onu Kur’ân okurken işitsen onun şarkı mı söylüyor, yoksa Kur’ân mı okuyor
olduğunu bilemezsin!
Selef radıyallahu anhum bu gibi zorlamalara
karşı çıkıyorlardı. Nitekim Hamze’nin kıraatine karşı çıkmışlardır. Hatta El-Mizan’da
aktarıldığı üzere, selefimizden biri (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Hamze’nin
kıraati bid’attir.”
Tecvidde zorlama kötülenmiştir.
Tecvid konusunda tefrite de gitmemelidir. Tecvid öğreten kimsenin yanında bunu
öğrenmek ve istifade etmek gerekir. Ama bunun vacip olduğuna itikad edilmez!
Durum, eş-Şevkânî rahimehullah’ın,
el-Bedru’t-Tali’ kitavında, Muhammed b. İbrahim el-Vezir rahimehullah’ın hal
tercemesinde söylediği şu sözlerdeki gibidir:
“Bazıları ilim dallarından bir dalı
zikrederek onunla teselli bulurlar ve bir yönünden bahsederler. Sonrakiler de
gelip bunu ilmin olmazsa olmaz zorunluluklarından zannederler!”
Tecvidi öğretenlerden istifade
edilir, tecvid öğrenmeye hırs gösterilir ve arap dilini de öğrenmeye önem
verilir. Kur’ân Arap lügatiyle nazil olmuştur. Acem lügatiyle, Dammaj
lügatiyle, Aden lügatiyle, Hadramiye lügatiyle veya Amerika lügatiyle değil! Kur’ân’ı
bu lügatlerle okumak istiyorsan hayır! Bilakis Kur’ân’ı, nazil olduğu gibi Arap
lügatiyle okumalısın. Gerekli olan budur!
Bazıları diyorlar ki: “Tecvid, Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem’den okuyan kurrâlardan bu kurrâlara ulaşan isnadlarla
(ağızdan ağıza) alınmıştır.” Onlara denilir ki:
“Nerede bu isnadlar? Şu uzatmaların,
bazısının bir hareke, bazısının iki hareke, bazısının dört, bazısının altı
hareke miktarı uzatılmasına dair isnadlar nerede?”
Evet, Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’in med yaparak okudğu sabit olmuştur, sen de med yaparak oku! Allah
Subhanehu ve Teâlâ’nın emrettiği gibi tertîl ile (düşünerek, tane tane) oku!
Bazı insanlar ihfâ’da aşırılık yaparak idgama çıkarıyor! O, sakin nun’un veya
tenvinin ihfâsı iken sad harfi veya başka bir ihfâ harfi geldiğinde, kelimeyi
tutuyor ve idgama çeviriyor!
“De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde
aşırlık etmeyin!”
Bize gereken, Nebî sallallahu aleyhi
ve sellem’in, sahabe radıyallahu anhum’un ve selef rahimehumullah’ın okuduğu
şekilde okumaya hırs göstermemizdir.
Kur’ân’ı okurken harfleri birbirine
girdirenin okuyuşu ile tertil yaparak (tane tane okuyan) ve tecvid yapanın
arasındaki fark büyüktür! Sen tertil ve tecvid ile okuyanı örnek al! Nitekim
bir adam İbn Mes’ud radıyallahu anh’e gelmiş ve: “Ey İbn Mes’ud! Dün gece
Mufassal’ı okudum” demiş, bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh: “Onu
şiir okur gibi mi okudun?” demiştir!
Bu işte orta yol tutulmalıdır. “Kur’ân’ı
tertîl ile oku” ayeti hüküm ifade eder. Yani açık açık, tane tane oku demektir.
Her harfi ve her kelimeyi açık oku.
Bazı imamlar bazen namaza başlangıç
duasını okumayı beceremiyor, sadece “Allahu ekber” diyor, başlangıç duasını,
Fatihayı ve sonra bir sureyi okuyuveriyor! Bu eğlenmektir! Yolların en
hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. Namazdaki kıraatte,
diğer ibadetlerde, muamelelerde ve itikadlarda!”[2]
Şeyh Mukbil rahimehullah’ın bu
fetvaları şu maddelerle özetlenebilir:
1- Şu an günümüzde öğretilmekte olan
şekliyle tecvid kurallarının sünnette ve mutevatir kıraatlerde bir aslı yoktur!
2- Bu yüzden bunun vacip olduğuna
inanmak caiz değildir!
3- Kur’ân’ı okurken sesi güzelleştirmek,
harflerin mahreclerini öğrenmek, med, izhar, idgam, ihfâ gibi kuralları,
zorlamaya kaçmaksızın ve vacip olduğuna itikad etmemek şartıyla öğrenmek ve uygulamak
müstehaptır. Bilakis Arap dilinin kurallarına uygun şekilde uzatma yapılması
gereken yerleri en az bir elif miktarı uzatmak gerekir. Fakat bu medler için
iki, üç, dört, altı elif miktarı gibi miktarlar tayin etmenin dayanağı yoktur.
Kıraatte sesi güzelleştirmek için iki, üç elif miktarı uzatılır, lakin bunun
vacip olduğuna itikad edilmez!
4- Bazı kurrâların med, idgam, izhar gibi,
tecvidi bazen Arap dili kurallarının da dışına çıkacak şekilde tecvid hükümleri
konusunda zorlama yapmaları, şeyhlerini taklid etmelerinin bir neticesidir.
Onlar, bunların mütevatir kıraatlerde nakledildiğini sanıyorlar! Hatta bazıları
bunun bidati hasene olduğunu iddia eder!! Hâlbuki bid’atin güzeli yoktur, Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi “Bütün bid’atler sapıklıktır.”
5- Abdulbasit b. Abdissamed gibi bazı
kurrâların med, izhar, ihfâ ve idgam yaparken aşırılık ve zorlamaları, şarkı
okur gibi seslerini dalgalandırarak uzatmaları caiz olmayan kıraatlerdir.
6- Bu konuda ifrat ve tefritten
kaçınılmalıdır.
İfrat; Kur’ân’ı şarkı okur gibi,
musiki makamlarına uydurmak için tecvid kurallarını alet edenlerin yaptıkları,
dinde sonradan çıkarılmış bir bid’at olan okumalar ve idgam, ihfâ, med
miktarları gibi kuralları vacip görmektir.
Tefrit ise; Arap dilinin özellikleri içerisinde bulunan bu kuralları terk etmek ve bunlara karşı çıkmaktır.
Nitekim Kur’ân Arap lügatinde nazil olmuş ve bu lügate göre okumak esas kılınmıştır. Arap lügatlerinde idgam, ihfâ, izhar gibi kurallar vardır. Lakin bu kuralları uygulamak vacip kılınmamıştır, tecvid için mustehap olan kurallardır. Bu kuralları uygulamak, Kur’ân ile teganni ve kıraatte sesi güzelleştirmeye dahildir. Bu kurallar uygulanmadan da tegannî/kıraatte sesi güzelleştirme mümkündür. Lakin bu kuralları uygulamakta hiçbir sakınca yoktur, bilakis müstehaptır. Çünkü bu kurallar Kur’ân’ın kendisiyle nazil olduğu Arap lehçeleri arasında mevcuttur.
Kur’ân’ın nazil olduğu sırada mevcut olan Arap lehçelerinde her
okuyuş güzeldir. Bu tecvid kurallarını
içeren lehçeler de, içermeyen lehçeler de mevcut olduğundan, bu kuralları vacip
görmek dayanaksız bir iddiadır.
Câbir (radıyallahu anh)
anlatıyor: "Aramızda bedevîlerin ve Arap olmayanların da bulunduğu bir
cemaatte Kur'ân okuyorduk. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanımıza geldi
ve dinledikten sonra buyurdu ki;
اقْرَءُوا فَكُلٌّ حَسَنٌ وَسَيَأْتِي قَوْمٌ
يُقِيمُونَهُ كَمَا يُقِيمُونَ الْقِدْحُ يَتَعَجَّلُونَهُ وَلا يَتَأَجَّلُونَهُ
"Okuyun, her okuyuş
güzeldir. Öyle kimseler gelecek ki onlar, Kuran’ı(n kelime ve
lafızlarını), ok yapılacak çubuğun düzlenmesi gibi düzleyecekler. Ondan elde
edilecek ücreti (âhirete) bırakmayıp (dünyada) alacaklar."[3]
[2]
Mukbil b. Hadi, Kam’ul-Muânid (2/434-436)
[3] Sahih. Ebu Davud (830) Said b. Mansur
(1/150-152) İbn Ebi Şeybe (6/125) Ahmed (3/357, 397) Ebu Ya’la (4/140) Beyhaki
Şuabu’l-İman (2/538-539) Buhari Halku Ef’ali’l-İbad (612) İbn Bişran Emali
(228) Firyabi Fadailu’l-Kur’an (157) Acurri Ahlaku Hameleti’l-Kur’an (28)
Elbani es-Sahiha (259)