Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

21 Temmuz 2022 Perşembe

Namazda ve Namaz Dışında Kıyafetin İman Zaafıyla Alakası

 

Namazda ve Namaz Dışında Kıyafetin İman Zaafıyla Alakası

Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın kulu ve rasûlüdür.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

Ey iman edenler! Allah'tan nasıl sakınmak gerekirse öyle sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran; 102)

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten rabbinizden sakının. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا * يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا

“Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)

Bundan sonra. Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.

Said b. El-Haris rahimehullah dedi ki:

سَأَلْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ الصَّلاَةِ فِي الثَّوْبِ الوَاحِدِ فَقَالَ خَرَجْتُ مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ فَجِئْتُ لَيْلَةً لِبَعْضِ أَمْرِي فَوَجَدْتُهُ يُصَلِّي وَعَلَيَّ ثَوْبٌ وَاحِدٌ فَاشْتَمَلْتُ بِهِ وَصَلَّيْتُ إِلَى جَانِبِهِ فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ مَا السُّرَى يَا جَابِرُ فَأَخْبَرْتُهُ بِحَاجَتِي فَلَمَّا فَرَغْتُ قَالَ مَا هَذَا الِاشْتِمَالُ الَّذِي رَأَيْتُ قُلْتُ كَانَ ثَوْبٌ - يَعْنِي ضَاقَ - قَالَ فَإِنْ كَانَ وَاسِعًا فَالْتَحِفْ بِهِ وَإِنْ كَانَ ضَيِّقًا فَاتَّزِرْ بِهِ

“Cabir b. Abdillah radıyallahu anhuma’ya tek elbiseyle namaz hakkında sorduk. Dedi ki:

“Yolculuklarından birinde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber çıktım. Bir işim için gece geldim ve onu namaz kılarken buldum. Üzerimde tek elbise vardı. Hemen ona sarındım ve yanında namaz kıldım. Namazı bitirince buyurdu ki:

Gece gelişinin sebebi nedir ey Cabir?” Ben de ona hacetimi haber verdim. Bittiğinde buyurdu ki:

Gördüğüm bu sarınma şeklin nedir?” Ben de: “Bir elbise vardı - yani o da dardı -” dedim.  Buyurdu ki:

Eğer elbise genişse ona sarınırsın. Eğer dar ise onu (belden aşağı sararak) izar edinirsin.”[1]

Hadisten Çıkarılacak Faidelerden:

Namaz dışında erkeğin tesettürü şart olduğu gibi namazda bu şart ayrıca önem taşımaktadır. Kişi namazda rabbinin huzurunda durduğunun şuurunda olduğu müddetçe namazı namaz olur. Günde beş vakit namazla bu şuuru hissetmek farz kılınmıştır. Kul, nafile namazları da artırdığında bu şuuru daha fazla elde edecek ve Allah’a yakınlığını artıracaktır.

Bu şuur halini devamlı kılarsa ihsanı elde etmiş olur ki ihsan: sen O’nu görmesen de her an Allah’ın seni gördüğünün şuurunda olmandır. Yani ihsanı elde etmek, nefsin namazla terbiyesindeki gayelerdendir.

Bu gayeye ulaşmada insanın zahirdeki görüntüsünün, giyiminin önemi mevzu bahis hadisten anlaşılmaktadır. Bu hadiste namazdaki giyimin asgarisine dikkat çekilmiştir ki erkeğin dar elbiseyle namaz kılması sahih değildir. Pantolonla veya dar şalvarla namazı sahih değildir! Şayet sadece tek parça kumaştan başka bir şeyi yoksa onu izar edinerek belden aşağısını etek gibi bağlamalı, beli ile diz kapakları arasını bolca kapatacak şekilde tesettürü sağlamalıdır. Bundan fazlası ise Allah’ın huzurunda olma şuuruyla süslenmektir ve matluptur:

İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلْيَلْبَسْ ثَوْبَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ أَحَقُّ مَنْ تُزِيِّنَ لَهُ وَزَادَ فُضَيْلٌ عَن مُوسَى عَن نافعٍ عَن ابْنِ عُمَر فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لأَحَدِكُمْ ثَوْبَيْنِ فَلْيُصَلِّ فِي ثَوْبٍ ولاَ يَشْتَمِلْ أَحَدُكُمْ فِي صَلاتِهِ اشْتِمَالَ الْيَهُودِ

Biriniz namaz kıldığı zaman iki elbisesini giysin. Zira Allah kendisi için süslenilmeye en layık olandır. Eğer biriniz iki elbiseyi bulamazsa tek elbiseyle (izar edinerek) namaz kılsın. Namazında Yahudilerin sarınması gibi sarınmasın.”[2]

Nafi rahimehullah’tan:

رَآنِى ابْنُ عُمَرَ وَأَنَا أُصَلِّى فِى ثَوْبٍ وَاحِدٍ فَقَالَ أَلَمْ أَكْسُكَ؟ قُلْتُ بَلَى قَالَ فَلَوْ بَعَثْتُكَ كُنْتَ تَذْهَبُ هَكَذَا؟ قُلْتُ لاَ قَالَ فَاللَّهُ أَحَقُّ أَنْ تَزَيَّنَ لَهُ ثُمَّ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فِى ثَوْبٍ فَلْيَشُدَّهُ عَلَى حِقْوِهِ وَلاَ تَشْتَمِلُوا كَاشْتِمَالِ الْيَهُودِ

“Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma beni tek elbise içinde namaz kılarken gördü ve şöyle dedi:

“Sana elbise vermedim mi?” Ben: “Evet” dedim. Dedi ki: “Şayet seni göndersem bu halde çıkar mıydın?” Ben: “Hayır” dedim. O da şöyle dedi:

“Allah kendisi için süslenilmeye daha layıktır” Sonra şöyle dedi: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Sizden biriniz üst elbiseyle namaz kılarsa düğmelerini iyice pekiştirsin. Yahudiler gibi sarınmayın.”[3]

Ebu Nadra rahimehullah’tan: “Ubey b. Ka’b radiyallahu anh dedi ki:

الصَّلَاةُ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ سُنَّةٌ كُنَّا نَفْعَلُهُ مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَا يُعَابُ عَلَيْنَا فَقَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ إِنَّمَا كَانَ ذَاكَ إِذْ كَانَ فِي الثِّيَابِ قِلَّةٌ فَأَمَّا إِذْ وَسَّعَ اللهُ فَالصَّلَاةُ فِي الثَّوْبَيْنِ أَزْكَى

“Tek elbiseyle namaz kılmak sünnettir. Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bunu yapardık ve kınanmazdık.” Bunun üzerine İbn Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:

“Bu ancak elbiselerin az bulunduğu zaman söz konusuydu. Ama Allah bolluk verince iki elbise ile namaz kılmak daha temizdir.”[4]

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den:

أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ السَّدْلِ فِي الصَّلاةِ وَأَنْ يُغَطِّي الرَّجُلَ فَاهُ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namazda (saçı ve elbiseyi) sarkıtmaktan ve kişinin ağzını örtmesinden yasakladı.”[5]

Bu hadiste namazda ve namaz dışında maske takmanın yasaklandığı da anlaşılmaktadır. Bazı satılmış zındık hoca(!)ların “hastalık bulaşması” gibi cahiliye inancı olan bir gerekçeyse namazda maske takmaya cevaz vermelerine aldanma! Allah ve rasulünün sözleri mü’minlere yeter!

 

İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلْيَتَّزِرْ وَلْيَرْتَدِ

Biriniz namaz kıldığı zaman izar ve rida giysin[6]

* İzar; belden aşağısını örten etekli giysidir. Ridâ; belden yukarısını örten atkı, gömlek gibi giysilerdir.

Burayde b. Husayb radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لا تُصَلِّ فِي سَرَاوِيلَ لَيْسَ عَلَيْكَ رِدَاءٌ

Üzerinde rida (cübbe gibi uzun elbise) olmadan şalvar ile namaz kılma.”[7]

Bu hadiste şalvar ile kastedilen, cellabiye altına giyilen ve dar olan iç donlardır. Şalvar eğer bol ise ve ağ kısmı diz kapaklarına kadar inerek veya ağ kısmı uyluğun yarısına kadar olup bacak kısımları bol ise, izar hükmündedir. Bu durumda bazı yerlerde moda olan: şalvarın ağ kısmının ayak bileklerine kadar inmesi erkeklere yasaklanan sarkıtma kapsamında olur.

Kadınların namazdaki kıyafetleri hakkında da şu rivayetler gelmiştir:

Aişe radiyallahu anha dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لَا تُقْبَلُ صَلَاةُ امْرَأَةٍ قَدْ حَاضَتْ إِلَّا بِخِمَارٍ

Hayız görmüş bir kadının namazı, başörtüsü olmadan kabul edilmez.”[8]

Amra bt. Abdirrahman rahimehallah’tan: “Aişe radiyallahu anha dedi ki:

لاَبُدَّ لِلمَرأَة مِن ثَلاَثَة أَثوابٍ تُصَلّي فيهنَّ دِرعٌ وجِلبابٌ وخِمارٌ وكانَت عائِشَةُ تَحُلُّ إِزارَها فَتَجَلبَبُ بِه

“Kadının namazda üç elbisesi olmak zorundadır: Kollu elbise, boydan elbise ve başörtüsü.” Aişe radiyallahu anha izarını giyer ve onunla boydan boya örtünürdü.”[9]

Meymune radiyallahu anha’nın üvey oğlu Ubeydullah el-Havlanî rahimehullah dedi ki:

رَأَيْتُ مَيْمُونَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تُصَلِّي فِي دِرْعٍ سَابِغٍ ضَيِّقٍ وَخِمَارٍ لَيْسَ عَلَيْهَا إزار

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımı Meymune radiyallahu anha’yı sık dokunmuş uzun entari ve başörtüsü ile üzerinde izar olmadan namaz kılarken gördüm.”[10]

Benzeri Umm Seleme radiyallahu anha’dan rivayet edilmiştir.[11]

Bunlardan anlaşıldığı üzere kişinin namazda iken tesettüre riayet edip de, namaz dışında buna riayet etmemesi, büyük bir iman zayıflığıdır ve hal diliyle: “Allah beni sadece namazda görüyor, namaz dışında görmüyor” der gibidir!

Muaviye b. Hayde radıyallahu anh’den:

قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ عَوْرَاتُنَا مَا نَأْتِي مِنْهَا وَمَا نَذَرُ؟ قَالَ احْفَظْ عَوْرَتَكَ إِلَّا مِنْ زَوْجَتِكَ أَوْ مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِذَا كَانَ الْقَوْمُ بَعْضُهُمْ فِي بَعْضٍ؟ قَالَ إِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ لَا يَرَيَنَّهَا أَحَدٌ فَلَا يَرَيَنَّهَا قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِذَا كَانَ أَحَدُنَا خَالِيًا؟ قَالَ اللَّهُ أَحَقُّ أَنْ يُسْتَحْيَا مِنْهُ مِنَ النَّاسِ

“Dedim ki: “Ey Allah’ın rasulü! Avretlerimiz konusunda nelerden sakınalım?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Eşin ve sağ elinin sahip oldukları (cariyelerin) dışında herkesten avretini koru.” Dedim ki: “Birbirimiz (erkekler) arasında nasıl olur?” Buyurdu ki:

Gücün yettiği kadarıyla avretini kimseye gösterme” Dedim ki: “Birimiz yalnız başına olduğunda?” Buyurdu ki:

Allah Tebarek ve Teâlâ kendisinden hayâ edilmeye en layık olandır.”[12]

Bu şekilde imanı zayıf olan kimseler iş, sosyal çevre gibi bahanelerle İslam’ın farz ve mustehap olarak emri olan tesettürüne bürünmüyorlar, sakal bırakmak, şalvar ya da izar yahut cübbe giymek gibi farzları yerine getirmiyor,  sarık sarmak gibi müstehaplarla da küfür ve bid'at ehlinden teberri edemiyorlarsa ahiretlerini tehlikeden kurtarmak için ya buna mani olan işlerini, sosyal çevrelerini vb. terk etmek zorundadırlar yahut da bir an önce imanlarını kuvvetlendirip İslam’ın şeklinde bürünmek, İslam ile izzet bulmak zorundadırlar.

İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَا تَرَكَ عَبْدُ للهِ أَمْراً لاَ يَتْرُكُهُ إِلاَّ لَهُ إِلاَّ عَوَضَهُ اللهُ مَا هُوَ خَيْرٌ لَهُ

Kim bir şeyi Allah için terk ederse, Allah ona ondan daha hayırlısını verir.[13]

Aynısını Ubey b. Ka’b radiyallahu anh rivayet etmiştir.[14]

Humeyd b. Hilal rahimehullah’tan: “Ebu Katade ve Ebu’d-Dehmâ radiyallahu anhuma dediler ki:

أَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ فَقَالَ الْبَدَوِيُّ أَخَذَ بِيَدِير َسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَجَعَلَ يُعَلِّمُنِي مِمَّا عَلَّمَهُ اللَّهُ فَكَانَ مِمَّا حَفِظْتُ عَنْهُ أنه قَالَ إِنَّكَ لَنْ تَدَعَ شَيْئًا إتِّقَاءً الله عَزَّ وَجَلَّ إِلَّا أَعْطَاكَ اللَّهُ خَيْرًا مِنْهُ

“Bedevilerden bir adama gittik. Bedevî dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elimi tuttu ve Allah Tebarek ve Teâlâ’nın kendisine öğrettiği şeylerden bana öğretmeye başladı. O’ndan ezberlediklerim arasında şu da vardı:

Muhakkak ki sen Allah Azze ve Celle’den sakınarak bir şeyi terk ettiğinde mutlaka Allah sana ondan daha hayırlısını verir.”[15]



[1] Sahih. Buhârî (361)

[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Bezzar (12/211) Taberânî Evsat (9/144) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/377) İbnu’l-Munzir el-Evsat (2379) Beyhaki (2/236) el-Elbani es-Sahiha (1369)

[3] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Beyhaki (2/236) İbn Huzeyme (766) Hâkim (1/383) Abdurrazzak (1/358) Tahavî Şerhu Meâni'l-Âsâr (1/377) Ebu Tahir es-Silefi, Mecmu’un Fihi Musannefati Ebi’l-Abbas el-Asam ve İsmail es-Saffar (619)

[4] Muslim'in şartına göre sahih. Ahmed (5/141) İbn Ebî Şeybe (1/313) Abdurrazzak (1/356) Taberânî (9/348) Beyhakî (2/238)

[5] Buhârî'nin şartına göre sahih. Ebu Muhammed eş-Şirazi, Hadisu Bekr b. Ahmed eş-Şirazi (el yazma no: 5) Hâkim (1/384) İbn Huzeyme (772, 918) İbn Hibbân (6/117) Ahmed (2/295, 345) Ebû Dâvûd (643) İbn Mâce (966) Begavi Şerhu’s-Sunne (519) Taberânî Evsat (2/70) Bezzar (16/186) İbnu’l-Munzir el-Evsat (1629, 2382) Abdulhalık b. Esed el-Hanefi Mu’cem (457) Beyhakî (2/242) Hâkim, rivayetinde Suleyman el-Ahvel’den rivayet eden ravinin ismini el-Huseyn b. Zekvan el-Muallim olarak zikretmiştir. Bu durumda hadis Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre olur.

[6] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.  Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/378) İbn Hibbân (4/613) Ahmed (2/148) Beyhakî el-Adab (584, 724)

[7] Hasen. Hâkim (4/303) Ebu Davud (636) Beyhaki (2/236)

[8] Muslim'in şartına göre sahih. İbnu’l-Ca’d Musned (3308) İbn Huzeyme (775) İbn Hibbân (4/612) Hâkim (1/380) İbnu’l-Carud el-Munteka (173) Ahmed (6/150, 218, 259) Ebû Dâvûd (641) Tirmizî (377) İbn Mâce (655) Begavi Şerhu’s-Sunne (527) İbn Ebî Şeybe (2/40) İshak b. Rahuye (1284) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (1994) İbn Hazm el-Muhalla (1/90, 3/219) İbnu’l-Munzir el-Evsat (2403) Beyhakî (2/233, 6/57) el-Elbani İrvau’l-Galil (196)

[9] Muslim'in şartına göre sahih. İbn Sa’d Tabakat (8/71) el-Elbani Cilbabu’l-Mer’e (s.135)

[10] Sahih. Haris b. Ebi Usame (134) Beyhakî (2/233) İbnu’l-Munzir (2406) Fesevi Marife (2/440)

[11] Sahih. Mâlik Muvatta (1/142) Ebû Dâvud, (639-640) Darekutni (2/62) Beyhakî (2/233)

[12] Hasen. Ahmed (5/3) Ebu Davud (4017) İbn Mace (1920) Tirmizi (2769)

[13] Sahih. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (2/196) Ebu Bekr ez-Zekvani Emali (el yazma no: 146) Ebu Tahir es-Silefi Tuyuriyyat (971) İbn Asakir Tarih (10/374, 52/153) Deylemi (6206)

[14] Hasen. Ebû Dâvûd Zühd (201) İbnu’l-Mubarek Zühd (36) Şecerî Emali (2468) Dineveri Mucalese (2583) el-Esbehani et-Tergib ve’t-Terhib (715) İbn Ebi’d-Dunya Kitabu’l-İlm (42) isnadında Muslim b. Şeddad vardır. Onun hakkında İbn Hibban ve el-İcli sika demişlerdir.

[15] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam el-Huteb ve’l-Mevaiz (7) Ahmed (5/78, 79, 363) Veki Zühd (2/635) İbnu’l-Mubarek Zühd (1168) Haris b. Ebi Usame Musned (1101) el-Esbehani et-Tergib (705) Kudai Musnedu’ş-Şihab (1135) Beyhakî (5/335) Beyhakî el-Adab (1011) Mizzi Tehzibu’l-Kemal (23/570) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (1489)

6 Temmuz 2022 Çarşamba

Her B.ka Konan Sinek Gibi Oldular!

 Bid’at ve bid’atçilerle fingirdeşme içinde olanlar, kendilerini aklamak için “Müslüman arı gibi olmalı, her çiçekten almalıdır” sözünü kullanıyorlar. Lakin çiçeklere değil b.klara konarak pislik ortaya çıkaran sineklere daha çok benzerler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi: “Sinekler cehennemdedir[1]

Ebu Hanzala taklitçileri, “Tevhid Dergisi” adı altında ortaya çıkardıkları şirk ve bid’at pislikleriyle, zaten her yanı kuşatmış olan ufûneti daha da dayanılmaz hale getiriyor! Sözde dine davet için ruh taşıyan canlı sureti yapma şirkini helal saymış, abuk subuk çizgi filimler yapmaya başlamışlardı. Şimdi de dine davet amaçlı tiyatro şaklabanlığına girişerek rezillik ortaya koyuyorlar! 

Daha önce Bizden Olmayanlar kitabımda “Tiyatro ve Sinema Yapanlar Kafirlere Benzer” başlığı altında yayımladığım yazıyı aşağıda aktaracağım. 

Haram unsurlar içermeyen tiyatro hakkında gevşeklerin alimi ve alimlerin gevşeği İbn Useymin’in bir cevaz fetvası zikredilir. O, bu fetvasında, dini şiarlarla alay edilmemesi, erkeğin kadın kılığına, kadının erkek kılığına girmemesi, hayvanların taklidi yapılmaması vb. şartlarla tiyatroda sakınca olmadığını zikreder(!).İbn Useymin ucunun nerelere ulaştığını bilemediği birçok sorumsuzca verdiği fetvalarla elbette kabrinde karşı karşıyadır. Allah taksiratını affetsin! Fakat onunla muasır diğer alimler tiyatrodaki belaları fark etmiş ve bunun neden caiz olmayacağını açıklamışlardır. 

Bunun en büyük tehlikelerinden biri, halklar arasında (ilk üç asırdan sonrasından beri her dönemde ümmetin çoğunluğunu münafıklar oluşturuyor olması gerçeğinden hareketle) şerefsiz, şahsiyetsiz tipler bulunmaktadır ve İslamî değerleri hevalarına alet etmek için her fırsatı değerlendirirler. Sözün başında dediğimiz gibi, çiçeğe de, b.ka da konan sinekler var! İbn Useymin ve tiyatroya cevaz verme gafletinde bulunan her kim ise, insan olması hasebiyle dışkılarlar, lakin asıl bela bu dışkılardan ümmetin aleyhine geneli kuşatan zehirleri taşıyan sineklerdir. Yani asalak taklitçiler! 

Maalesef ümmetin durumu İbn Useymin’in hüsnüzan ettiği gibi temiz değildir, tiyatro konusu insanları güldürmek için basit bir taklitten ibaret değildir! Güldürme işini ve şakacılığı meslek edinenlerin şahitliğinin kabul edilmeyeceği fıkıh kitaplarında anlatılır. Durum bu kadarla da kalmıyor, bok sineği kılıklı mahluklar tiyatroyu “Dini anlatmak” için kullanıyor ve habis bir bid’at çıkarıyorlar!

Şeyh Bekr Ebu Zeyd rahimehullah et-Temsil adlı kitabında (s.35-36) şöyle der: “Mürüvvet, dinin maksatlarındandır ve mürüvveti ortadan kaldıran şeyler yargıda şahitliği geçersiz kılar. Din, üstün ahlakı emreder ve düşük ahlaktan yasaklar. Tiyatro yapan kimselerin kendilerini hangi hallere soktuklarını, her hangi bir uzvuna yaptıklarını, hareketlerini, seslerini değiştirmeleri, hatta deli, ahmak, bunak rolüne girdikleri görülmektedir. Nitekim fakihler “şahitlikler” babında şahitlik vasfını düşüren şeyler arasında gülünç, sihirbaz,  alaycı, çokça şaka yapan kimseleri saymışlardır. Dört mezhep fakihleri ve diğer fakihler arasında bu durum meşhurdur… Bundan dolayı akıl sahibi şüphe etmez ki; tiyatroculuk mürüvveti yok eden şeylerin başında gelir, bu ve bunun gibi şeyler yargıda şahitlik vasfını iptal eder. Muhakkak ki din bunu hiçbir şekilde onaylamaz. Yine şu husus kabul edilen şeylerdendir ki: tiyatro mürüvvet ehlinin sanatı olamaz. Akıl ve din ile anılan bir kimsenin de sıfatı olamaz.”

Evet, durumu bu olan tiyatronun hele bir de dine davet, dini anlatmak vb. gayelerle yapılması çok daha iğrenç bir çirkinliktir. BÂTIL HAK SURETİNDE GELEBİLİR AMA HAK ASLA BÂTIL SURETTE GELMEZ!

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olduğuna göre, imanı zayıf olanların kâfirlere benzeyeceklerini, kendilerini kâfirlerin karşısında eksik ve hâkir hissedeceklerini, bu yaptıklarını çirkin görerek şöylece haber vermiştir: Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لتَتَّبِعُنَّ سَنَن مَنْ كان قبلكم شِبْرا بِشِبر، وَذِرَاعا بِذِراع حتى لو دَخَلُوا جُحْرَ ضَبّ لَتَبِعْتُموهُمْ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللهِ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى قَالَ: فَمَنْ

Elbette sizden öncekilerin yoluna adım adım, karış karış uyacaksınız. Hatta öyle ki, onlar bir kertenkele deliğine girseler siz de onları takip edeceksiniz.” Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh dedi ki:

“Biz: Ey Allah’ın rasulü! Yahudi ve Hıristiyanları mı (kastediyorsun)? Dedik. Buyurdu ki:

(Başka) kimler olacaktı ki?[2]

Sünen; yollar demektir. Bu hadis Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in mucizelerindendir. Bu yüzden Müslüman erkek ve kadınların çoğunun bugün pek çok konuda, hatta kendilerine hiçbir faydası olmayan giyim, saçların şekli, yanaklardaki tüyleri ve sakalları tıraş etmeleri gibi hususlarda bile kâfirleri taklit ettiklerini görürsün. Öyle ki Müslüman erkek ve kadınlar gazete ve dergilerde batıdaki veya doğudaki kâfirlerin son modalarını araştırıp aynısını yapmaktadırlar.

Sehl b. Sa’d radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَرْكَبُنَّ سُنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ مِثْلًا بِمِثْلٍ

Nefsim elinde olana yemin olsun ki, sizden öncekilerin yaptıklarını aynısıyla siz de yapacaksınız[3]

Şeddad b. Evs radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لَيَحْمِلَنَّ شِرَارُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَلَى سَنَنِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ أَهْلِ الْكِتَابِ حَذْوَ الْقُذَّةِ بِالْقُذَّةِ

Bu ümmetin kötüleri, daha önce yaşayan Ehl-i Kitab’ın yaptıklarını eksiksiz bir şekilde, adım adım aynen yapacaktır.[4]

Mısır Allamesi Ahmed Muhammed Şakir Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma’ya: “Kâfirlerin elbisesini giyme” buyurduğu hadisin dipnotunda şöyle demiştir:

“Bu hadis, giyim ve görünüm konusunda kâfirlere benzemenin haram olduğunu açıkça ifade etmektedir. Nitekim diğer bir sahih hadiste: “Kim kendisini bir kavme benzetirse onlardandır” buyrulmuştur. İlim ehli ilk asırlardan bu son asırlara kadar, kâfirlere benzemenin haramlığı hususunda ihtilaf etmemişlerdir. Müslümanlar arasında köleleşmeye çalışan zelil nesiller çıkmış, her konuda kâfirlere benzeyerek onlara alay konusu olmuş ve köleleşmişlerdir. Sonra ilme yapışan ve kendilerini ilme nispet edip, giyim, görünüm, şekil, ahlak ve her konuda kâfirlere benzeme işini onlara süsleyen kimseler buldular. Durum o hale geldi ki, ümmet arasında içine bidat soktukları namaz, oruç ve hac görüntüleri dışında kâfirlere benzetmedik bir İslam alameti kalmadı.”[5]

Bazı âlimler kâfirlere benzeme kastı olmaksızın sadece benzemeyi haram, kâfirlere benzeme kastı varsa dinden çıkaran küfür olarak görmüşlerdir. Bu görüşe göre onlara benzeme kastı olmasa da teşebbüh gerçekleşmiş olur. Şayet bu amelini beğenir ve hoşlanırsa küfür olmayıp, haramdır.

İbn Haldun şöyle demiştir: “Yenilmiş kavimler, giyim ve kuşam, mezhep, diyanet ve başkaca hal ve itiyatlarında kendilerine galip gelen kavim ve hükümdarları örnek edinirler. Bunun sebebi şudur; nefis ve kalp daima kendi kavimlerine galebe çalmış ve kendi kavmine boyun eğdirmiş olanların olgunluk ve üstünlüklerine inanır. Buda kendisine galebe çalanı ululamak, kalbinde yerleşmiş yahut kendisinin ona boyun eğmesinin tabii sebeplerinden olmayarak kendisini yenen kimsenin kemal ve fazilet sahibi olmasından ileri gelmiş olduğuna inanmasından ve bu hususta yanılmasından ileri gelir. Yenilen kimse buna inandıktan sonra bütün iş ve hareketlerinde kendisini yeneni örnek edinir ve ona benzemeye çalışır… Oğulların babalarına benzemesi hususundaki hallerine dikkat edersen, oğulların daima babalarını kendilerine örnek edindiğini görürsün. Bu da oğulların babalarının olgunluk ve üstünlüklerine inanmalarından ileri gelir… Bu hal çağımızda Endülüs’te de görülmektedir. Bu ülkedeki Müslümanlar kendilerine galebe çalan Gal’leri örnek alarak giyim-kuşam, birçok adet ve halleriyle onlara benzemeye çalışmaktadırlar. Bu durumu gören bunların birer istila belgesi olduğunu hikmet gözüyle görür…”[6]

Tiyatro ve Sinema Yapanlar Kâfirlere Benzer

Video cihazlarıyla yapılan şeylerin en meşhuru “İslami temsiller/tiyatrolar” denilen şeyler ve benzerleridir[7] ki bunlar haramdır. Bunlar ister insanların sureti çekilmek suretiyle olsun, ister çizgifilm şeklinde olsun fark etmez. Bunların haramlığı şu açılardandır:

1- Temsil/tiyatro denilen şeyin aslı Hristiyanlardan, eski ve modern tarihteki putperestlerden alınmıştır.

* Temsil/tiyatro, Yunan putperestlerinde başlamış, sonra Hristiyanlara intikal etmiş, mabedlerine kilisilerine bu tiyatroları yapmışlar, sonra da onlardan başkalarına geçmiştir.

*Modern tarihte ise Avrupa’da başlamış, sonra Nakkaş Marun denilen Yunan bir hristiyan eliyle müslümanlara geçmiştir. 1840 yılında ilk arapça temsilini yapmış, sonra insanlar temsil yapmaya başlamışlardır… Allah yardımcımız olsun.

Temsil bu kimselere benzemektir. Müsned’de ve diğer hadis kitaplarında İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan gelen hadiste:

Kim kendisini bir kavme benzetirse onlardandır” buyrulmuştur.

2- Temsilde açık bir yalan vardır. Zira o olmadığı halde, filan kimse olduğunu iddia eder. Öyle bir iş yapmadığı halde, o işi yapar. Kıssası yalandır! Bu ise ciddi de olsa, şaka yoluyla da olsa haramdır. Nitekim İmam Ahmed, sahih isnadla, Şu’be’den, o Ebu İshak’tan, o da Ebu Ahvas’tan diyerek, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’ın şöyle dediğini rivayet eder:

“Şüphesiz yalanın ciddisi de, şakası da yaramaz. Kişi çocuğuna yapmayacağı birşeyin sözünü vermesin. Muhakkak ki Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle buyurdu:

وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يَكُونَ صِدِّيقًا وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk olarak yazılır. Yine kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzab/çok yalancı yazılır.”[8]

Eğer tiyatrosu (veya filmi) oynanan kıssa sahih ise ve aslı varsa da yalana nispet edilir:

3- Bu müslümanların mahremiyetine girmektir ve rızası olmadan onun adına anlatmaktır. Bu ise haram olan gıybettendir. Nitekim Sahihu Muslim’de Ebu Hureyre radıyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ؟ قَالُوا: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ قِيلَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ؟ قَالَ: إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ، فَقَدِ اغْتَبْتَهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَّهُ

Bilir misiniz gıybet nedir?” “Allah ve rasulü daha iyi bilir” dediler. Buyurdu ki:

Kardeşini hoşlanmayacağı şekilde zikretmendir” denildi ki:

“Söylediğim şey kardeşimde mevcutsa ne dersin?” Şöyle buyurdu:

Eğer onda söylediğin mevcutsa gıybetini etmişsin demektir. Yok, eğer onda mevcut değilse, iftira etmişsindir.”[9]

Birinin fiillerini ve sözlerini taklid etmek amelî gıybettir. Aişe radıyallahu anha şöyle demiştir: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e birinin taklidini yaptım. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

مَا يَسُرُّنِي أَنِّي حَكَيْتُ رَجُلًا وَأَنَّ لِي كَذَا وَكَذَا

Bana şu kadar ve şu kadar verilse bile herhangi birinin taklidini yapmak hoşuma gitmez” buyurdu.[10]

Şayet bu taklitler çizgi film denilen resimlerle yapılırsa bu daha da çirkindir. Zira buna şunlar da eklenir:

4- Çizgifilmler şu kötülükleri bir araya getirir:

* El ile suret çizmek. Bu dinde kötülenen şeyin aslıdır.

* Rızası olmadan müslümanın taklidini yapmak.

* Çocuklar için müslümanı tasvir etmek ve resmini çizmek. Bunda alay etme söz konusudur. Hiçkimsenin bu şekilde tasvir edilmesine razı olacağını ve buna izin vereceğini zannetmem. Şahısların fiil olarak taklid edilmesi, resminin çizilmesinden daha ehvendir!

* İki açıdan yalan söz konusudur: birincisi: Resmi yapan bu suretlerin o kimselere ait olduğunu iddia eder, lakin kendisi onları görmemiştir. İkincisi: Bu resimlerin diliyle konuşur, onun sözlerine yalan katar. Daha önce açıklandığı gibi, bu da üçüncü açıdır.

Eğer gayri müslimlerin taklidi yapılıyorsa buna da şunlar katılır:

5- Bu, yollarında, sözlerinde ve fiillerinde kâfirlere benzemektir. Bu ise daha önce geçtiği gibi, haramdır.

Eğer buna onların putlara secde, islam ile alay etmek gibi küfür olan görüşlerinden veya ibadetlerinden bir şey de eklenirse bu Allah’a sığınırız, küfürdür. Bu gibi münkeratın sunumuyla tiyatro (ve sinema)ya ruhsat yoktur.

Bu tiyatro (ve filmler), tıpkı “İslâmî” diye isimlendirmelerinde olduğu Allah’a yakınlık olarak yapılır ve öyle görülürse:

6- Bu dinde bid’at çıkarmaktır! Rasullerin efendisinin yoluna aykırılıktır! Nitekim Sahih’te Aişe radıyallahu anha’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ، فَهُوَ رَدٌّ

Emrimizde ondan olmayan bir şey çıkaran reddolunur[11] Diğer rivayette:

مَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ

Kim emrimiz olmayan bir amelde bulunursa reddolunur[12] buyrulmuştur.”



[1] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Taberânî (12/398, 419) Abdurrazzak (5/213)

[2] Sahih. Buhari (3456) Müslim (2669) benzerini Ebu Hureyre radıyallahu anh’den Buhari (7319) rivayet etmiştir.

[3] Hasen ligayrihi. Ahmed (5/340) Taberani (8/204)

[4] Hasen. Ahmed (4/125) Tayalisi (1217) Taberani (7/281)

[5] Musned (10/19)

[6] İbni Haldun Mukaddime (1/374)

[7] Ömer Muhtar, gibi islami film denilen şeylerde bu kimseler müzik dışında bir münker görmemektedirler! Sonra da kalkıp “İslamî” diyorlar. Ayn-ı Calut Aslanı, Fatih Sultan Mehmed ve benzerleri gibi elle çizilen çizgi filmlerde de durum aynıdır. “İslami video”(!) yu helal sayanlar ruh taşıyan canlıların resimlerini “İslami tasvir” adı altında yapmakta yarışıyorlar! Bu filmler hakikatte büyük günahlardan ve ifsattandır. La havle vela kuvvete illa billah..

[8] Sahih. Buhari (6094) Muslim (2607)

[9] Sahih. Muslim (2589)

[10] Sahih. Tirmizi (2502) Ebu Davud (4875) Ahmed (6/128, 136, 189, 206) İshak b. Rahuye (1596-97) Beyhaki (10/247) Beyhaki Şuab (5/301) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (1080) Haraiti Mesaviu’l-Ahlak (198)

[11] Sahih. Buhari (7350) Muslim (1718)

[12] Sahih. Buhari (2697) Muslim (1718)

17 Haziran 2022 Cuma

Riddet Küfrü ve Nifak Küfrü Hakkında – el-Elbani

 Soru: Allah'ın indirdiğiyle hükmeden ve içerisinde bariz yanlış ve isyanların bulunduğu bir devlet ile yabancı kanunlar ile hükmeden devletten hangisi kafirdir?

El-Elbani dedi ki: Zannedersem geçen oturumda küfür veya şirk hakkında konuşmuştuk. Küfür iki kısımdır: itikadî küfür ve amelî küfür. İtikadî küfür kişinin akidesiyle alakalıdır. Her kim Allah Tebarek ve Teala’nın getirmediği ve kulları için teşri kılmadığı düzeni, kanunları veya hukuku kalbiyle helal sayar ve benimserse onun bu küfrü riddet küfrüdür, bu küfrü itikadî küfürdür ki sahibi rabbinin şeriatına aykırı bir şeyi benimseyip kalben ona itikat ettiğinden Müslüman değildir. Her kim de Allah Tebarek ve Teala’nın şeriatını sistem ve hüküm olarak benimserse müslümandır, bizim lehimize olan onun da lehinedir aleyhimize olan onun da aleyhinedir. Onun bizim üzerimizde Temim ed-Dari radiyallahu anh’ın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiği sahih hadiste bildirilen hakkı vardır:

"Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir." Dediler ki: "Kim için ey Allah'ın rasulu?" Dedi ki:

"Allah için, kitabı için, Rasulu için, Müslümanların imamı ve avamı için"

Her kim din olarak, sistem olarak, kanun olarak İslam'ı benimserse onun hakkındaki görüşümüz hiç bir yöneticinin noksanlık, hata ve benzeri kusurlardan hali olamayacağı gibi onun da olamayacağıdır. Bize düşen gücümüz yettiğince ona nasihat etmek, marufu emretmek ve onu münkerden nehyetmektir. Eğer yönetici düzen ve sistem olarak İslam'dan başkasını benimsemiş olan bir yöneticiyse onun hükmü altında yaşayan kimseye İslam hükümlerinin egemen olduğu bir beldeye yolculuk edip oradan hicret etmesi gerekir. Bu da yine umum bir kaide olan güç yetirme kaidesine göredir. "Allah'tan gücünüz yettiğince sakının" Yine Nebi aleyhissalatu ve’s-selam’ın dediği gibi:

"Size bir şey emrettiğimde onu gücünüz yettiğince yerine getirin, bir şeyden yasakladığımda ona son verin"

Soru soran kişi: Güzel... Peki eğer helal görmüyorsa yani Allah'ın indirdiğiyle hükmetmenin vacip olduğuna iman ediyor fakat Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmek isteyen buna ihtiyaç duyan kimse...

El-Elbani: Uzamasından çekindiğimden geçmiş konuları tafsilatıyla tekrarlamak istemiyorum... Özellikle de göründüğü kadarıyla kardeşlerin de soruları var. Ayrıca diğer kardeşlerin de soracakları var.

Soru soran: İşareten de olsa izah güzel olur.

El-Elbani: Biz diyoruz ki her kim İslam'dan başkasını akide olarak benimserse onun küfrü irtidad küfrüdür. Her kim de ister yönetici ister yönetilen olsun İslam'ı benimserse bu kişi de az önce de belirttiğimiz gibi Müslümandır. Ancak bu yönetici veya yönetilen İslam ile gelen bir şeye muhalif bir harekette bulunursa onun bu muhalefeti küfürden değil, masiyetten kabul edilir. Her ne günah işlemiş olursa olsun veya günahı ne kadar büyük olursa olsun kalbiyle bu günahını helal görmedikçe yani işlediğim bu şey günah değildir ne haramdır ne helaldir demedikçe böyledir. Ne zaman ki bunu der küfre girmiş ve dininden irtidad etmiş olur.

İşte bundan dolayı riddet küfrü ile masiyet küfrünü birbirinden ayırmamız gerekiyor. Riddet küfrü kalp ile alakalıdır. Kişinin kalbi Allah'ın şeriatine karşı gelmektedir. Masiyet küfründe ise kişinin kalbi Allah'ın şeriatinden yana olsa da ameliyle hevasına uymaktadır. Aksi takdirde Allah Azze ve Celle’ye karşı isyan eden herkesin riddet küfrüyle kâfir olduğunun söylenmesi gerekir ki bir Müslüman bunu söylemez.

Nifak da aynı küfür gibi bu kabildendir. Bu da aynı şekilde bugün insanların çoğuna kapalı kalmış meselerdendir. Nifağın da aynı küfür gibi itikadi ve ameli kısımları vardır. Bu hakikati hatırladığımızda bazı hadisleri anlamamız da kolaylaşır. Aksi takdirde ilim talebesinin kafası karışacaktır. Mesela meşhur hadis:

"Münafığın alameti üçtür: konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine guvenildiginde hainlik eder"

Münafığın alameti... Bu hadisteki münafık ismini nasıl anlayacağız? Bu Kuran'da geçtiği gibi midir?: "Muhakkak ki münafıklar cehennemin en alt tabakasındadır"

Kim sözünde durmazsa onun cehennemin en alt tabakasında olduğunu mu söyleriz? Bunu ancak şer’i isimlendirmelerin hakikatinden cahil olan kimse söyler.

Münafığın nifağı; ameli nifak da olabilir, itikadi nifak da olabilir. Allah Azze ve Celle’nin haklarında cehennemin en alt tabakasında olduğunu söylediği kişilerin küfrü içlerinde gizleyip İslam'ı izhar eden kişiler olduğunu biliyorsunuz. İşte bunlar kalplerinde yer edenlerden dolayı kâfirlerdir çünkü onlar kalplerinde Allah'ın indirdiklerine karşı bir küfür gizliyorlar. Lakin onlar insanlara İslam'ı zahir ediyorlar. Onlarla namaz kılıyor, oruç tutuyor ve İslam ahkâmını açığa vuruyorlar. Ancak kalplerindekiyle kâfirdirler. İçindekinin zıddını açığa vurduğundan o münafık diye isimlendirilmiştir.

Onun açığa vurduğu güzel olan İslam'dır kalbinde ise büyük bir küfür gizlemektedir. Onun bu küfrü cehennemde ebedi kalmayı gerektiren bir küfürdür, sahibi de cehennemin en alt tabakasındadır.

İşte bu hadiste (münafığın alameti hadisi) ve bunun gibi başka hadislerde mesela Nebi aleyhissalatu ve’s-selam’ın: "Kim cihad etmeden veya nefsinde cihad etmeyi arzulamadan ölürse nifaktan bir şube üzerinde ölmüş olur" sözünde geçen nifak, sahibini cehennemde ebedi kılacak olan nifak mıdır? El-Cevab: Hayır.

Öyleyse "Münafığın alameti" hadisini nasıl anlayacağız? Buradaki Münafığın nifağı tıpkı ameli küfür gibi ameli nifaktır. Yani o inandığına muhalif bir amelde bulunmaktadır. Müslüman kalbinin derinliklerinde yalanın haram olup caiz olmadığına iman etmektedir. Kalbinde durum böyledir peki o ne yapmaktadır? İçinde gizlenenin aksine ameli etmektedir. Kâfir ve mürted olan Münafık da gizlediğinin aksini açığa vurmaktadır. Ancak o şerri gizlemeye hayrı açığa vurmaktayken münafık Müslüman ise hayrı gizlemeye şerri açığa vurmaktadır. Hayra iman etmekte şer işlemektedir.

O, yalanın haram olduğuna, husumetin haram olduğuna inanmakta fakat inandığına (ameliyle) muhalefet etmektedir. Müslümanın amelinin itikadıyla çelişmesi onun sâlih olmayan amelinin sâlih olan akidesiyle çelişmesidir. Bu münafık zahir olan amelinin içinde gizlediğiyle çelişmesi bakımından kâfir ve mürted olan münafıkla ortaktır.

Öyleyse "Münafığın alameti üçtür" hadisi hakkında şimdi diyelim ki... İçinde küfrü gizleyip İslam'ı açığa vuran itikadî nifak sahibi cehennemin en alt tabakasındadır. İçinde Allah katından gelenlerin tümüne imanı barındırıp ameliyle ve sözüyle buna muhalefet eden Müslümana gelince... Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu münafık diye isimlendirmiştir. O halde selim kaideye sahip olup da kendisinden Allah'ın şeriatine muhalif bir amel sadır olan kişinin yönetici veya yönetilen olması arasında hiç bir fark yoktur. Onun bu küfrü ameli küfür, nifağı ameli nifaktır.

İslam'ı izhar edip içinde küfrü barındıran sözüyle İslam'ı izhar edip sonra İslam'ı benimseyen kişiye gelince... O kalben İslam'a karşı koymamaktadır. Kâfir ve cehennemin en alt tabakasında ebedi kalacak olan Münafık ile Allah'ın indirdiklerine iman eden lakin ameliyle az veya çok Allah Azze ve Celle’ye muhalefet eden kimse birbirinden ne kadar da uzaktır! O bununla dinden çıkaran bir küfürle kafir değil, asidir. Bu soruyla alakalı söylenebilecekler bunlardır.

Soru soran: Buna yakın bir soru olaraktan günümüzdeki Kadiyaniler, Şiiler ve onlar gibi fırkalarla Selef'in yoluna muhalif şekillerle İslam'a davet eden fırkaların "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır..." hadisinin kapsamına dayanaraktan mutlak anlamda ateş ehli olduklarına hükmedebilir miyiz?

El-Elbani: Bunda hiç şüphe yok ki evet...

Link: الشيخ محمد ناصر الالباني-متفرقات-216-2 (alathar.net)

15 Haziran 2022 Çarşamba

İftar Vakti Hakkında - el-Elbani

Şeyh el-Elbani rahimehullah dedi ki: “Şu an biz misafir kardeşlerimizin dikkatine dönmek istiyoruz. Bazen onlar bizim ezanı işitmeden önce hurmayla veya içecekle iftar ettiğimizi görüyorlar. Her Müslümanın dinen iftar vaktinin ne zaman olduğunu bilmesi gerekir. Buhârî ve Muslim’de bu konuyla ilgili hadiste şöyle buyrulmuştur: “Gece şuradan geldiğinde” bu sırada doğuya işaret etti “ve gündüz şuradan gittiğinde” bu sırada batıya işaret etti “ve güneş kaybolduğunda oruçlu iftar etmiştir” Her beldenin gecesi, gündüzü, doğusu ve batısı vardır. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim şu sözündeki icazıyla bu hakikate işaret eder: “İki doğunun ve iki batının rabbi” Yani yaz mevsimindeki doğu ile batı ve kış mevsimindeki doğu ile batı kastedilmiştir. Lakin yaz mevsimindeki doğu ile kış mevsimindeki doğu arasında fark vardır. Çünkü güneş her gün şahit olunduğu üzere yer değiştirir. Allah Tebarek ve Teâlâ yine bu hakikate: “Doğuların ve batıların rabbi” kavliyle işaret etmiştir. Önceki ayette “İki doğunun ve iki batının rabbi” buyrulurken burada: “Doğuların ve batıların rabbi” buyrulmuştur. Bu, rabbimiz Azze ve Celle’nin kevni hakikatleridir. Kainatı birçok mıntıkalarda doğular ve batılar şeklinde tedbir etmektedir. Amman’da gördüğümüz gibi dağlar, vadiler ve az da olsa düz araziler bulunduğuna şahit oluyoruz. Bugün işittiğiniz ezan şer’î vakitlere göre değildir! O ancak astronomik hesaplara göredir. Çünkü şer’î vakitlerde fecri sadığın veya güneşin doğduğu yöne bakılır. Yine güneşin battığı yöne bakılır. Biz buna baktığımızda astronomik ezanın veya radyo ezanının diyelim, asla şer’i doğuş yerlerine göre olmadığını görüyoruz. Bu ancak takvimlerdeki astronomik vakitlere göre uygulanmaktadır! Biz bir çok mekanlarda güneşin kaybolduğunu ve güneşin kaybolmasıyla gündüzün gittiğini ve gecenin doğu cihetinden gelmiş olduğunu görüyoruz. Buna rağmen insanlar ezanı işitmedikçe iftar etmiyorlar! Ezan ise birçok dağda on dakika gecikiyor. Amman’ın ortasında olanlara göre yirmi dakikadan fazla gecikiyor. Çünkü Amman cidden alçaktadır. Bu yüzden biz astronomik vakit hesaplarına uymayız. Çünkü bu şer’î bir ezan değildir. Misafir kardeşlerimizden bu gerçeği bilmelerini ve bu beldedekileri ezandan önce iftar ederken gördüklerinde garip karşılamamalarını rica ediyoruz. Çünkü onlar ezanın en az onlarca dakika geç okunduğunu biliyorlar.

Link: الشيخ محمد ناصر الالباني-سلسلة الهدى والنور-جديد-1064-2 (alathar.net)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)