Duâ
30 Eylül 2015 Çarşamba
27 Eylül 2015 Pazar
Facebook'un Belalarından
Şeyh Halid Hamude şöyle
demiştir:
“Facebook’un ve diğer sosyal
paylaşım sitelerinin en büyük belalarından birisi münkere ülfet ve alışkanlık
oluşturmasıdır.
...Bu da ancak bunların gözler
önünde akışının ve kalp üzerinden geçişinin tekrar etmesi sebebiyledir. (Özel
olarak haram suretleri genel olarak bütün kötülükleri kastediyor) bu yüzden âlimlerimize, sahiplerinden emin
olsalar bile, şer ve fesat sitelerinden uzak durmalarını tavsiye ederim. Çünkü
bunun zararının en hafifi Müslümanın kalbinde münkere karşı çıkmanın
eksilmesidir. Bu yüzden küfür
ülkelerinde yaşayanların muhatap oldukları şeyin en önemlisi şirki ve
müşrikleri görmeyi alışkanlık haline getirmeleridir. Yardım istenecek olan Allah’tır.
Bizler bu hayır vesilelerinin bize eziyet veren sebep haline gelmemesini
umarız. Allah bizi de sizleri de bunun şerrinden korusun. Allah hepimizi hak
üzerinde sabit kılsın. Şüphesiz O işiten ve icabet edendir."“Bu Meselede İhtilaf Var” Sözünü Gerekçe Göstermek
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bu, hiç şüphesiz, benim dosdoğru yolumdur; bu itibarla ona uyun;
diğer yollara uymayın. Aksi halde sizi O'nun yolundan ayırır. İşte sakınasınız
diye Allah size bunları tavsiye etmiştir” (En’am 153)
“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Rasule itaat edin. Ve sizden olan emir
sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve âhiret gününe
inandığınız takdirde, onu, Allah'a ve rasule arz edin. Bu, netice itibariyle
daha hayırlı ve daha güzeldir.” (Nisa 59)
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Muhakkak
sizden yaşayacak olanlarınız pek çok ihtilaf görecektir. Size benim sünnetim ve
benden sonra raşid halifelerimin sünneti gerekir. Ona azı dişlerle tutunun”
Allah ve rasulü bizlere âlimlerin bir meselenin hükmünde ihtilaf
etmeleri halinde onların sözlerinden kitap ve sünnetten delili olanı almamızı,
delile aykırı olanı ise terk etmemizi emretmektedir. Şüphesiz bu Allah’a ve
ahiret gününe iman etmenin alametidir ve bu bizim için en hayırlısı ve sonucu
en güzel olanıdır.
Bizler delile aykırı olan sözleri alırsak bunlar bizi Allah’ın
yolundan ayırır ve bizi başarısızlık ve sapıklık yollarına düşürür. Nitekim
Yahudi ve Hristiyanların âlimlerini ve rahiplerini (âbidlerini) Allah’ın
dışında rabler edindikleri haber verilmiştir.
Adiy b. Hâtim radıyallahu anh’e onların Allah’ın dışında rabler
edinilmesi konusu müşkil gelince Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ona alimleri
ve rahipleri rab edinmenin anlamını, Allah’ın haram kıldığı şeyleri helal ve
helal kıldığı şeyleri haram saymada onlara itaat etmeleri şeklinde olduğunu
açıklamıştı. Bugün insanların birçoğunu bir muhalefet üzerinde görsen de bundan
yasaklasan sana:
“Bu meselede ihtilaf vardır” der ve işlediği şey delile
aykırı bile olsa bundaki ihtilafı temize çekmeye kalkar.
Peki bu kimseyle âlimlerini ve rahiplerini rabler edinmiş olan
kitap ehlinin ne farkı vardır?
Onların kendileri hakkında Allah’tan sakınmaları ve bir meselede
ihtilaf bulunduğu zaman delile muhalefet etmelerinin caiz olmadığını
öğrenmeleri gerekir. Hatta cahillerin çoğu bilgisayarlarda kayıtlı olan kitaplardan
nakledilen ihtilafları araştırır ve o görüşlerden hevasına uyan ile fetva
verir, sahih bir delil üzere olan ile delil üzere olmayanı ayırt etmez! Bunu ya
cahilliğinden dolayı yapar, ya da nefsinin hevasına uyduğundan yapar.
Eğer cahil ise onun, okuduğu şeye ve sıhhatini ve kitap ile
sünnetten delilini bilmediği bir kayıta dayanarak Allah’ın dini hakkında
konuşması caiz değildir. Allah bize yalnızca bir fıkıh kitabına anlamaksızın bakmamızı
emretmemiştir. Bilakis bize ilim ehline sormamızı emretmiştir. Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:
“Eğer bilmiyorsanız zikr ehline sorun.” (Nahl 43)
Heva sahibinin de görüşlerden hevasına uyanı alıp hevasına uymayanı
terk etmek suretiyle hevasını Allah’ın dışında ilah edinmesi caiz değildir. Allah
Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Allah’tan bir hidayet olmaksızın hevasına uyandan daha sapık
kim vardır?” (Kasas 50)
“Hevasını ilah edineni gördün mü? Sen onun üzerine vekil
değilsin.” (Furkan 43)
Kendisinde ilim bulunan kimsenin “kolaylaştırma”
gerekçesiyle insanların arzularına uygun şeyleri gözeterek onları Allah’ın
yolundan saptırması caiz değildir. Kolaylaştırma ancak ve ancak delile tabi
olmakla olur. Ta ki Allah Teâlâ’nın haklarında şöyle buyurduğu kimselerden
olunmasın:
“Bunu da, kıyamet günü, kendi günâhlarını tam olarak, bilgisizce
saptırdıklarının günâhlarını da kısmen yüklenmek için söylerler. Bilesiniz ki,
yüklendikleri ne kötü bir şeydir” (Nahl 25)
Allah hepimizi faydalı ilim ve salih amelde muvaffak kılsın. Allah’ın
salat ve selamı Muhammed’e, âline ve ashabı üzerine olsun.
İki İmamdan İki İnci
İmam İbnu’l-Kayyım rahimehullah es-Savaiqu’l-Mursele’de
(s.52) şöyle demiştir:
“Malumdur ki, bâtılı konuşma ile hakkı açıklamaktan sükut
etmek evlenirse, bu izdivaçtan hakka cahillik ve halkı saptırmak doğar.”
Hafız Zehebî rahimehullah
Siyeru A’lami’n-Nubelâ’da (14/166) şöyle demiştir: “Fesat yaygınlaşmış, bid’atler
galip gelmiş ve sünnetler gizlenmiştir. Hakkı söyleyen çok azdır. Şayet alim
samimiyet ve ihlas ile hakkı dile getirse, vaktinin alimlerinden bir çok kimse
ona itiraz eder, ona öfkelenir ve cahillikle suçlarlar. La havle vela kuvvet
illa billah!”
Sen Rabbini Razı Etmeyi Gözet
“İnsanların
hepsinin senden razı olması mümkün değildir. Bir grup senden razı olurken,
diğer bir grup sana öfkelenecektir. Senin Yaradan Azze ve Celle’nin rızasını
gözetmen gerekir. İnsanların ve yaratılmışların kalpleri O’nun elindedir. O,
bunları evirip çevirendir.
“O,
yardımıyla mü’minleri destekleyen ve kalplerini birleştirendir. Şayet bütün
yeryüzündekileri infak etsen onların kalplerini birleştiremezdin. Lakin Allah
aralarını birleştirdi. Şüphesiz O Azizdir, Hakimdir”
Yönelme ve
yüz çevirme bakımından emri elinde bulunduran Allah subhanehu, kulların
kalplerini parmakları arasında dilediği gibi evirip çevirir. Sen O’nu gözet ve
amel et, başarı ve zafer ile müjdelen. Ahmed’e, Mehmed’e bakma! Sana düşen
Allah Azze ve Celle’yi razı etmektir. Salih selefinizin bu konudaki
siyretlerini okuyun. Bu konuda rivayet edilen haberlerde şaşırtıcı haller
göreceksiniz."
Şeyh Rebi b. Hâdî
Kötü zanna sebebiyet veren kendisini kınar
“Kötü bir kimseyle beraber görülürsen ve insanlardan kiminle
beraber görülürsen sen de ancak onlara nispet edilirsin. Hayır zanda
bulunulması imkansızdır. Bu durumda ancak kötü zanda bulunulur. Çünkü kötü
kimselerle arkadaşlık itham sebebidir. Müminlerin emiri Ömer radıyallahu anh
şöyle demiştir: “Kim kendisini ithama uğrayacağı yerlere sokarsa, kendisine
kötü zanda bulunanları kınamasın.”
Sen bid’atçiyle beraber yürüdüğünde insanlar sana hangi
zanda bulunsun?
Senin sünnetin destekçisi olduğunu mu zannedeceklerdi?
Hayır vallahi, senin ancak onun gibi biri olduğun
zannedilir!
Şeyh Rebi b. HâdîNefsini Yokla!
"Her Müslümanın kendi nefsini, hak üzere olan bir kimseye hevası
sebebiyle meylinden dolayı kontrol etmesi gerekir. Kendisine hak açıkça belirmeden
önce falan kimsenin delil ile destekli olduğu için mi, yoksa sırf o falan kimse
olduğu için mi ona meylediyor diye yoklamalıdır. O kimse hak üzere olsa bile böyle
bir meyil caiz değildir. Şöyle der: “Hak üzere olan kimseyle beraber olsa bile
böyle bir meyil cahiliyye hükmündendir.” İnsanların çoğu bu tehlikeye
aldırmazlar.
Her Müslümanın çeşitli meselelerde bu konuyla ilgili olarak Allah’ı
gözetmesi, kimin yanında olursa olsun, maksadının yalnızca hakkı bilmek olması
gerekir.
Bundan dolayı Şafiî rahimehullah şöyle demiştir: “Bir
münazaraya girdiğimde hakkın arkadaşımda veya bende bulunmasına aldırmam.”
Hakkın yalnız kendisinde olmasını temenni etmez, bilakis hakkın arkadaşında
olmasını ve ona destek olmayı temenni ederdi. Bu yüce ahlak ve dosdoğru bir
dindir.
Allah’tan bizleri ve sizleri bu şekilde hakkı araştıranlardan
kılmasını, hevadan ve cahiliyye üsluplarından uzaklaştırmasını dileriz.
Ey kardeşler! Bizim nefislerimizi kontrol etmemiz gerekir.
Kim kendisinde böyle bir hastalık bulursa nefsinin tedavisine yönelmesi, daima
hakkı araştırarak kendisini kör taassubdan kurtarması gerekir. Zira kör taassub
sahibini Allah Teâlâ’ya şirk koşmaya veya tehlikeli sapıklıklara vardırır.”
Şeyh Rebi b. Hadi el-Medhali’nin sitesinde, et-Taassubu’z-Zemim
adlı makaleden.
Bid’at Ehlini Savunmanın ve Onları Eleştirmeyi Çirkin Görmenin Hükmü
Şeyh Bekr Ebu Zeyd rahimehullah Hecru’l-Mubtedi adlı
eserinin dokuzuncu bölümünde (s.48-49) şöyle demiştir:
“Hicri 406 yılında vefat etmiş olan Ebu Ali ed-Dekkak rahimehullah’ın
dediği gibi; “Bâtılı söyleyen kişi konuşan şeytandır. Hak hususunda sükut eden
ise dilsiz şeytandır.” (Şezeratu’z-Zeheb 3/80)
Sabit sünnetlerden birisi de Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’in: “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisidir. Nitekim Enes radıyallahu anh
şöyle demiştir: “Müslümanlar İslam nimetine sevinmelerinden sonra bu hadise
sevindikleri kadar başka bir şeye sevinmediler.” (el-Fetava 11/517-518)
Nitekim imamlar itikadın aslına çelişen kimselere şiddet
göstermişler ve bid’atçilere hecr uygulayarak terk etmişlerdir.
Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah İttihadçılara reddiye
verirken şöyle demiştir: “Onlara nispet edilen veya onları savunan yahut onları
öven, kitaplarını yücelten, onlara yardım etmekle bilinen ve onları eleştirmeyi
hoş görmeyen yahut “O bu sözün ne olduğunu bilmiyordu” veya “O kitabı o mu
yazdı?” gibi sözlerle onlara mazeret bulmaya çalışan herkesin cezalandırılması
gerekir. Bu sözleri ancak bir cahil veya bir münafık söyler. Bilakis onların
durumunu bildiği halde onların aleyhinde olanlara yardım etmeyen herkesin
cezalandırılması gerekir. Çünkü onların aleyhinde olmak en önemli
farzlardandır. Zira onlar akılları ve dinleri şeyhler, âlimler, yöneticiler ve
emirlerden olan halka karşı kışkırtarak ifsat etmişlerdir. Onlar yeryüzünde
bozgunculuk için çalışmışlar, Allah’ın yolundan alıkoymuşlardır.” (el-Fetava
2/132)
Allah Şeyhulislam İbn Teymiyye’ye rahmet etsin ve ona cennet
nehirlerinden içirsin.
Şüphesiz bu sözler dikkat gerektiren ince ve önemli
sözlerdir. Her ne kadar İttihadçılar hakkında söylenmiş olsa da, bütün bid’atçileri,
bid’ate destek olan, bid’at kitaplarını yücelten, Müslümanlar arasında yayan,
bid’at ve sapıklıkları üfüren, bunlarda bulunan itikad çözülmelerine ve
sapmalara karşı uyarmayan herkesi kapsayıcıdır. Çünkü bu kimseler bu meselede
gevşeklik yapmışlardır. Bu kötülüğün başka Müslümanlara da bulaşmaması için
ardının kesilmesi gerekir.
Bu zamanda bu minval üzere bid’atçileri öven, onların
sözlerini yayan, onların düştükleri sapıklıklara karşı uyarıda bulunmayan
topluluklarla müptela olduk. Bid’atçilere karşı “Ebu Cehil” olan bu kimselerden
sakının. Şekavetten ve şekavet ehlinden Allah’a sığınırız.”
21 Eylül 2015 Pazartesi
Seferî'nin ve Bayram Namazını Kaçıran Kimsenin Bayram Namazı
Buhârî Sahih’in şöyle bab
açmıştır: “Bayram Namazını Kaçıran Kimseler İki Rekat
Namaz Kılarlar. Kadınlar, evlerinde ve köylerde bulunanlar da bu hüküm
kapsamına girerler. Çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: "Bu biz müslümanların bayramıdır."
Enes b. Mâlik radıyallahu anh (Basra'ya iki fersah
uzaklıktaki) Zaviye denen yerleşim biriminde bulunan evinde iken kölesi İbn Ebi
Utbe'ye ailesini ve çocuklarını toplamasını emrederdi ve herkes toplandıktan
sonra şehirdekilerin namaz kılıp tekbir getirdiği gibi namaz kıldırırdı.”
İkrime şöyle demiştir: "Sevâd halkı (Köylüler ve
çiftçiler) bayram günlerinde toplanır ve imamın yaptığı gibi iki rekat namaz
kılardı."
Atâ şöyle demiştir: "Bir kimse bayram namazını
kaçıracak olursa iki rekat namaz kılar."
Hafız İbn Hacer, Enes radıyallahu anh rivayetini İbn Ebi
Şeybe’nin Musannef’te mevsul olarak rivayet ettiğini ve Zaviye’nin Basra
yakınlarda bir yer olduğunu söylemiştir. Enes radıyallahu anh’ın orada bir
bahçesi olduğunu ve çoğunlukla orada ikamet ettiğini zikretmiştir. İkrime ve
Ata’nın sözlerini de yine İbn Ebi Şeybe’nin mevsul olarak rivayet ettiklerini
zikretmiştir. (Bkz.: Fethu’l-Bari 3/127-128) el-Elbani de Muhtasaru’s-Sahihi’l-Buhari’de
bu mevsul rivayetlerin isnadlarının sahih olduğunu belirtmiştir. (1/302)
Beyhaki isnadıyla Ubeydullah b. Ebi Bekr b. Enes b.
Malik’ten şöyle rivayet eder: “Enes radıyallahu anh imamla beraber bayram
namazını kaçırdığında ailesini toplar, onlara imamın bayramda kıldırdığı namaz
gibi namaz kıldırırdı.”
Sonra Beyhaki şöyle der: “Enes b. Malik radıyallahu
anh’ın Zaviye’de evi olduğu, Basra’daki bayram namazına katılamadığı,
kölelerini ve çocuklarını toplayıp azatlısı Abdullah b. Ebi Utbe’ye onlara
şehir halkınınki gibi iki rekat namaz kıldırmasını ve tekbirleri almasını
emrettiği zikredilmiştir.”
Beyhaki şunları da
zikreder: “İkrime dedi ki: “Sevad halkı
(köylüler ve çiftçiler) bayramda toplanıp imamın yaptığı gibi iki rekat
kılarlardı.”
Muhammed b. Sirin dedi
ki: “Kişi bayram namazını
kaçırdığı zaman Ceban’a gidip imamın yaptığı gibi yapması (aynı namazı
kılmasını) müstehap görürlerdi.” Atâ bayram namazını kaçırdığı zaman tekbirsiz
olarak iki rekat namaz kılardı.” (Sunenu’l-Beyhaki 3/305)
Abdurrazzak, Ma’mer’den,
o da Katade’den rivayet ediyor: dedi ki: “Ramazan bayramında bayram namazını
kaçıran imamın kıldığı gibi iki rekat kılar.” Ma’mer dedi ki: “Kişi Ramazan
veya Kurban bayramında hutbeyi veya namazı kaçırırsa, ancak bundan sonra
yetişebilirse iki rekat namaz kılar.” (Musannef 3/300-301)
İbn Ebi Şeybe, isnadıyla
Hasen el-Basri’den rivayet ediyor: “Bayram namazını kaçıran imamın kıldığı gibi
iki rekat kılar.”
Yine İbrahim en-Nehai’den
şöyle rivayet eder: “İmamla beraber (bayram) namazını kaçırırsan imamın kıldığı
gibi kıl.”
İbrahim en-Nehai dedi ki:
“İnsanlar geri dönerlerken yetişirsen mescidin bir kenarına gir ve imamın
kıldığı gibi namaz kıl. Bayram namazına çıkmayan, imamın kıldığı gibi kılar.”
Hammad şöyle dedi: “Bayram
namazına yetişemeyen imamın kıldığı gibi iki rekat kılar ve onun aldığı gibi tekbirleri
de alır.” (İbn Ebi Şeybe Musannef 2/183-184)
Bazı âlimler bayram
namazını kaçıranın dört rekat kılacağını söylemişlerdir. Bunda dayanakları İbn
Mes’ud radıyallahu anh’ın sözüdür. Fakat el-Elbani’nin el-İrva’da (3/121) dediği
gibi bu rivayet zayıftır, isnadı munkatı/kopuktur.
İbn Hacer Tagliku’t-Talik’te
Buhari’nin muallak olarak zikrettiği rivayetleri şu lafızlarla zikreder:
“Ubeydullah b. Ebi Bekr
b. Enes b. Malik dedi ki: “Enes b. Malik radıyallahu anh imamla beraber bayram
namazını kaçırdığı zaman ailesini toplar ve imamın bayramda kıldırdığı namaz
gibi namaz kıldırırdı.”
İbn Ebi Şeybe’nin
rivayeti: Yunus, Enes radıyallahu anh’ın ailesinden birinden rivayet ediyor:
“Enes radıyallahu anh
bazen ailesini ve kölelerini bayram gününde toplar ve onlara Abdullah b. Ebi
Utbe iki rekat namaz kıldırırdı.”
Firyabi’nin rivayeti: Ebu
Bekr b. Enes radıyallahu anh’den: “Enes radıyallahu anh’ın azatlısı Basra’nın
rastaklarından birisinde idi ve Enes radıyallahu anh ona kurban ve ramazan
bayramlarında ailesini toplayıp (namaz kıldırmasını) emretti.”
İbn Ebi Şeybe, İkrime’nin
kavlini şöyle rivayet etmiştir: “Seferde (yolculukta) bulunan sevad halkı
ramazan ve kurban bayramlarında toplanır ve onlardan biri imam olup namaz
kıldırırdı.”
Ata’nın sözüne gelince
Musannef’te şöyledir: “Kişi imam ile beraber namaz kılmayı kaçırırsa iki rekât
kılar ve tekbirleri alır.” (İbn Hacer, Tagliku’t-Ta’lik (2/386-387)
Bu rivayetlerden şunlar anlaşılmaktadır:
Enes radıyallahu anh’ın
Basra’ya iki fersah mesafede bulunan Zaviye’de bir bahçe evi vardı ve
çoğunlukla orada kalır, burada bulunduğu sırada seferî olurdu. Fakat orada
bulunan ailesi mukim oldukları için kendisi Basra’da kılınan bayram namazına
katılamadığında ev halkına azatlısı İbn Ebi Utbe’nin namaz kıldırmasını
emretmiş, kendisi seferi olduğu için bayram namazı kılmamıştır. Enes radıyallahu
anh’ın ev halkına kendisinin namaz kıldırdığına dair rivayet, başka bir hadise
olup, kendisinin namazı kaçırdığı zaman yaptığı uygulama olmalıdır. Allah en
iyi bilendir.
İkrime’nin sözüne göre
seferde olan kişi, bir yerleşim biriminde bulunuyorsa orada bulunan cemaatle
beraber bayram namazını kılar. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
musallaya herkesin, hatta hutbeyi dinlemeleri için hayızlı kadınların dahi
çıkmalarını emretmiştir.
Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem hac yaptığında bayram namazı kılmamıştır. Ne Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in ne de raşid halifelerin seferde bayram namazı
kıldıkları nakledilmemiştir. Bu husus, yolculuk esnasında bulunanların bayram
namazı kılmalarının gerekmediğini göstermektedir.
6 Eylül 2015 Pazar
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh Hakkında Bir İftiranın Reddi
Buhârî (no 5355); Ömer b. Hafs – babası - el-A’meş – Ebu Salih
- Ebu Hureyre radıyallahu anh yoluyla rivayet ediyor: Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
«أَفْضَلُ
الصَّدَقَةِ مَا تَرَكَ غِنًى، وَاليَدُ العُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليَدِ السُّفْلَى،
وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ» تَقُولُ المَرْأَةُ: إِمَّا أَنْ تُطْعِمَنِي، وَإِمَّا
أَنْ تُطَلِّقَنِي، وَيَقُولُ العَبْدُ: أَطْعِمْنِي وَاسْتَعْمِلْنِي، وَيَقُولُ
الِابْنُ: أَطْعِمْنِي، إِلَى مَنْ تَدَعُنِي "، فَقَالُوا: يَا أَبَا
هُرَيْرَةَ، سَمِعْتَ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ؟ قَالَ: «لاَ، هَذَا مِنْ كِيسِ أَبِي هُرَيْرَةَ»
“Sadakanın üstünü sadaka vereni zengin bırakandır.
Yukarıdaki el, aşağıdaki elden üstündür. En yakınlarından başla.” (Ebu Hureyre
dedi ki:)
“Kadın: “Beni ya doyur, ya da boşa” der. Köle: “Beni ya doyur ya da
çalıştır” der. Oğul: “Beni doyurmayıp da kime bırakacaksın?” der. Dediler ki:
“Bunu
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den mi işittin ey Ebu Hureyre!” O da
dedi ki:
“Hayır, bu Ebu Hureyre’nin anlayışındandır.”
Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın anlayışından olan kısım: “Kadın
der ki…” kısmından itibaren başlayan kısımdır. İnsanlar Ebu Hureyre radıyallahu
anh’ın hadisin ardından yaptığı bu açıklamayı da Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem’den sabit olan bir söz gibi anladılar, bu yüzden kendisinin sözü mü,
yoksa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü mü diye tespit etmek için
sordular. Ebu Hureyre radıyallahu anh de bu yanlış anlamayı gidermiş oldu.
Sünnete karşı şaibe oluşturmak isteyen şiiler ve onlara tâbi
olan zındıklardan bazı maksatlı kimseler bu hadisi, “Ebu Hureyre cebinden hadis
uydurduğunu itiraf ediyor” diyerek suiistimal etmeye çalışmaktadırlar.
Görüldüğü gibi, bilakis Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’den işittiği söz ile kendisine ait açıklamayı ayırt etmiş,
kendisine ait sözün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e aitmiş gibi
anlaşılması üzerine bu yargıyı düzeltmiştir.
Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (9167) ve Ahmed b. Hanbel’in bir rivayetinde
(2/527) İbn Aclan – Zeyd b. Eslem – Ebu Salih – Ebu Hureyre radıyallahu anh
isnadıyla ve şu ziyade ile gelmiştir:
“Dediler ki: “En yakınlar kimlerdir ey
Allah’ın rasulü?” Bunun üzerine “Kadın der ki:..” buyurdu…” Bu ziyade bu
şekliyle münkerdir. Zira bu şekliyle İbn
Aclan rivayet etmiş olup onun hafızası zayıftır.
İbn Hacer dedi ki: “İbn Aclan Ebu Hureyre
hadislerini karıştırmıştır.” Zehebi de şöyle nakleder: “Ezberi kötüdür. Hakim
dedi ki: Muslim İbn Aclan’ın rivayet ettiği 13 hadisi ancak şahit getirmek
(diğer rivayetleri takviye etmek) amacıyla rivayet etmiştir.”
Buhari’nin
isnadındaki sika ve sebt raviler bu kısmı Ebu Hureyre radıyallahu anh’den mevkuf
olarak rivayet etmişlerdir.
Nitekim Nesai’nin (Sunenu’l-Kubra 9166) rivayetinde yine İbn
Aclan – Zeyd b. Eslem – Ebu Salih – Ebu Hureyre radıyallahu anh tarikiyle gelen
rivayete göre Ebu Hureyre bu hadisi rivayet ettikten sonra,
“Ebu Hureyre’ye en
yakınlar kimlerdir?” diye sorulmuş, bunun üzerine Ebu Hureyre radıyallahu anh: “Kadın
der ki:…” diyerek yukarıda geçtiği gibi cevap vermiştir.
Ahmed b. Hanbel’in (2/524); Abdulmelik b. Amr (el-Kaysî) –
Hişam – Zeyd - Ebu Salih – Ebu Hureyre radıyallahu anh yoluyla sevk ettiği
rivayette hadisi rivayet ettikten sonra Ebu Hureyre radıyallahu anh’e:
“Yakınlar
kimlerdir?” diye sorulduğu, bunun üzerine “Kadın der ki:..” diyerek bu
açıklamayı yaptığı geçer.
Bu isnad hasendir. İbn Aclan’ın ikinci rivayetiyle de
mutabık olduğundan şahidiyle sahih derecesine çıkar. İbn Aclan’ın birinci
rivayetinin ise ezberindeki kusurdan kaynaklandığı anlaşılmış oluyor.
Böylece bütün bu tespitlerden sonra hadisenin şu şekilde
cereyan ettiği netlik kazanıyor:
“Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sadakanın üstünü sadaka vereni zengin bırakandır.
Yukarıdaki el, aşağıdaki elden üstündür. En yakınlarından başla.” Ebu Hureyre radıyallahu
anh’e:
“En yakınlarla kastedilenler kimlerdir?” diye soruldu. Dedi
ki:
“Kadın: “Beni ya doyur, ya da boşa” der. Köle: “Beni ya
doyur ya da çalıştır” der. Oğul: “Beni doyurmayıp da kime bırakacaksın?” der.
Dediler ki:
“Bunu (yani “en yakınlar” ile ilgili açıklamayı) da Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’den mi işittin ey Ebu Hureyre!” O da dedi ki:
“Hayır, bu Ebu Hureyre’nin anlayışındandır.”
Önemli Uyarı: Ahmed Naim ve Kâmil Miras tarafından yapılan Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerh’inde (11/373) (Kâmil Miras tarafından)* şu şekilde tercüme edilmiştir ki
son derece yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermektedir:
“Ya Eba Hureyre! Bu hadisi bu suretle Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’den işittin mi?” demişlerdi. Ebu Hureyre de bu
suale sinirlenerek: “Hayır, bu Ebu Hureyre’nin cebinden uydurmadır” diye suali
inkar ve ta’riz ile karşılamışdı.”
Bu şekilde bir tercümenin hadisin ne metniyle ne de
muhtevasıyla bir alakası vardır! Nitekim Sahihu Buhari’deki arapça metninin
orjinalini yukarıda nakletmiştim.
Hamd ve Minnet Allah’adır.
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
* Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhinin dördüncü cildinden sonrası yalnızca Kâmil Miras tarafından tercüme ve şerh edilmiştir. Bu sebepten dolayı Ahmed Naim'in adının zikredilmemesi gerektiğine dair ikazda bulunuldu. Abdullah Tekhafızoğlu'na teşekkür ederim.
* Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhinin dördüncü cildinden sonrası yalnızca Kâmil Miras tarafından tercüme ve şerh edilmiştir. Bu sebepten dolayı Ahmed Naim'in adının zikredilmemesi gerektiğine dair ikazda bulunuldu. Abdullah Tekhafızoğlu'na teşekkür ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)

