Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

21 Haziran 2016 Salı

Salih Selef’in Bid’at Ehlinden Sakınma ve Sakındırma Menheci

Salih Selef’in Bid’at Ehlinden Sakınma ve Sakındırma Menheci

Hazırlayan: Ebu Muaz
Bismillahirrahmanirrahim.
Hamd Allah’adır. Salat ve selam Rasulullah’a, âline ve ashabı üzerine olsun. Bundan sonra:
Bu nakledilecek olan sözler, sünneti insanlar arasında yaymada ve hevâ ile bid’at ashabının getirdikleri hurafelerden ayrılmada öne çıkan seçkin âlimler topluluğunun sözleridir. Onların bu sözleri; sünnî olanın hak yolu bilip ona tâbi olması ve bâtıl yolu bilip ondan uzaklaşması için nakledilmiştir. Her sözü sahibine nispet ederken kaynağı olan kitabın cilt ve sayfa numarası ile belirtilmiştir. Bazılarına düşülen açıklamalar, onların sözlerine ekleme yapmak için değil, bilakis onların ibarelerini açıklığa kavuşturmak içindir. Bu çalışma, Allah Teâlâ’nın vechini aramak ve müslümanların geneline nasihat olması maksadıyla yapılmıştır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan bizden bunu kabul etmesini dileriz. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.
Sufyan es-Sevrî dedi ki: “Bir kimseyi Allah için sevdiğinde o kimse İslam’da olmayan bir şey çıkardığı zaman ona buğz etmiyorsan onu Allah için sevmemişsin demektir.” (Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ)

20 Haziran 2016 Pazartesi

Selefî Davete Zarar Veren Hususlar


Selefî Davete Zarar Veren Hususlar
Şeyh Ahmed b. Ömer Bazemul
Tercüme: Ebu Muaz
1- Samimî selefî ile hak ile oynayarak selefî olduğunu söyleyeni ayırt etmemek
2- Selefî'lik iddia edenlerin hileleri sebebiyle samîmî selefî'leri eleştirmek
3- Asıl kaynağını bilmediği halde bir sözü veya fiili selefî bir alime nispet etmek
4- Selefî’nin kendi anlayış ve düşüncesini âlimin anlayışı ve maksadı olarak lanse edip, âlimin kastetmediği şeyi ona nispet etmek.
5- Gençlerin beceremedikleri konularda tartışmaları ve kendilerini ilgilendirmeyen meselelere girmeleri
6- Kardeşlikte samimi olmamak ve kasıtlı kimselerin yaydıkları sözlere kulak vermek
7- Özellikle âlimler katında özel olan ve nakledildiği zaman fırsat kollayan kimselerin sû-i isti'mâl edeceği meseleleri yaymak
8- Hak ile batıl arasındaki ihtilafı şahsî ihtilaf olarak nitelemek. Gevşemeciler, daveti yardımsız bırakanlar ve Haddadî’ler buna ne kadar da sevinirler!
9- Kimden ilim alınacağını bilmemek. İlimle beraber Allah’tan sakınmanın bulunması zorunludur.
10- Takvadan çok, günahkarlığa yakın olan kimselerden ilim almak. Kendisine helâl olmayan şeylerle Allah’ın dinini kullanarak avcılık yapan ne kadar da çoktur!
11- Âlimlere danışmadan bazı ilim talebelerini (sohbet etmesi için) misafir etmek
12- Selefî olduğunu söyleyen herkesi; ilmi ve dindarlığı hususunda güvenilir bir selefî zannetmek
13- Yaratılmış olanları hakkın önüne geçirmek. Onlardan birinin âlimlere karşı edeb suretinde hakkı reddettiğini ve bâtılı desteklediğini görürsün.
14- Kasıtlı yanlış ile kasıtsız hata arasını ayırmamak. Bu ikisini eşit görmek aşırılık veya gevşekliktir.
15- Gençlerin ilim talebelerinin etrafında toplanması. İlim talebesinden istifade edilebilir, fakat o tâbî olunan bir önder edinilemez.
16- İlim talebesinin tasarruflarını âlimlerin tasarruflarına kıyaslamak. Halbuki ikisinin arasındaki fark gayet açıktır.
17- Dünyevi maslahatlarını elde etmek için bazı kimselerin hoca olarak ön plana çıkmaları
18-Davette ön planda yer alan ilim talebelerinin âlimlerle irtibatta bulunmamaları, âlimlere danışmamaları, bilakis bunu gereksiz görmeleri. Bu tehlikeli bir sapmadır.
19- Bazı ilim talebelerinin selef’i olmayan (yani kendisinden önce o meseleyi dile getiren bir âlime dayanmadan)  kaideler koymaları. Bunu ya kendisini beğenmişliğinden ya da âlimlik taslamasından yapar.
20- Bazı ilim talebelerine âlimlermiş gibi muamele edilmesi hatta âlimlerden önde tutulması. Hâlbuki ilim talebesinin bunu hak etmediği bilinmektedir.
21- Bazı ilim talebelerinin, etrafındakileri kendisine taassup edecek ve kendisinin görüşlerine boyun eğecek şekilde yetiştirmeleri.
22- Menhec üzerinde giden bir selefî’yi; cerhte (bid’at ehlini eleştirme ve reddetme hususunda) aşırılıkla veya acelecilikle suçlamak.
23- Bazı ilim talebelerinin, mezheplerin delile aykırı görüşlerini, başka bir görüşü desteklemek için yaymaları.
24- Delile aykırı olan ve selef'i olmayan şaz ve reddedilmiş görüşleri ortaya koyarak yaymak. Böyle bir tutumu sünnet âlimleri kötülemişlerdir.
25- Bazı ilim talebelerinin, muhaliflere karşı çıkan samimi selefîlere karşı insanları kışkırtmaları.
26- Bazı selefî'lerin ihtilaflı konulara girerek hükümde bulunmaya çalışmaları ve kendisinden büyük âlimler hakkında hükümde bulunmaları. Bu bir edepsizliktir.
27- Renkten renge giren bazılarının selefî'lerin saflarına girerek insanları birbirine düşürmeleri ve nasihatçi suretinde fitnelerin ateşini yakmaları
28- Şer’î ilim derslerinin aşamalarını gözetmeden ve edepleriyle edeplenmeden davet etmek ve ders vermek için öne çıkmak.
29- Selefî davet adı altında mal toplayıp bunları gayesi dışında yerlere harcamak.

Ehl-i Sünnet'i İyiliği Emir ve Kötülükten Yasaklamada Bid'at Ehlinden Ayıran Unsur


Soru: Şu an selefinin hakkı batıldan ayırması yeterli midir, yoksa heva ehlini reddetmesi de gerekir mi? Bu onun davetinin ayırıcı özelliği midir?

19 Haziran 2016 Pazar

Alimi Taklit Etmemek ve Alimin Hatasını Uyarmak?

Soru: Kişi İlim ehlinden birinin bazı dini meselelerde hata ettiğine hükmettiği zaman kötülük işlemiş olur mu? Bizim dört imamdan birinin veya başka âlimlerin bazı içtihatlarında hata ettiklerine kanaat edersek, o âlimler hakkında günaha mı girmiş oluruz? Başkalarının içtihatlarının ondan daha isabetli olduğunu fark etsek de böyle midir? Nitekim şu zamanımızda fıkıh ve ilim kitapları yayılmıştır. Yahut sonrakiler daha fazla malumata ulaşmaktadır.
İslamQA Fetva no: 220570
Yayınlanma tarihi: 20.08.2014
Tercüme: Ebu Muaz
Cevap: Hamd Allah’adır.

14 Haziran 2016 Salı

Mescidlerde Def Çalmak ve Alimlere Karşı Edep Hakkında Sorular


Soru: “Hevâ ehli bazı cahiller ilimsiz olarak Allah’ın dini hakkında hükümler koyup, şeytanın sünnet ehlini mescidlerden ve müslümanların cemaatinden uzaklaştırma girişimlerine ön ayak oluyorlar. Şüphe attıkları hususlardan birisi, mescidlerde nikâhın ilanı için def çalınmasının haram olduğunu iddia etmeleridir. Soru şu şekilde:

1- Nikâhın ilanı için mescidde def çalınması caiz midir? Defi erkeklerin çalması caiz midir?

2- İlim ehli olmayan hatta namazı sahih olacak kadar Kur’an okumasını dahi bilmeyen kimselerin naslardan istinbatta bulunarak ilim ehlini hata ve yanlışla suçlamaları ve tenkit etmeleri caiz midir?

Cevap:

1- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem nikâhın deflerle ilanını emretmiştir. Âlimlerin geneli bu emri müstehap bir emir olarak değerlendirmişlerdir. Dolayısıyla müstehap olan bir işin mescidde yapılmasında bir beis yoktur. Hatta bazı rivayetlerde nikâhı mescidlerde ilan edin lafzı da varid olmuştur. Allah’tan ve rasulünden bir delil olmaksızın bu mustehap işin hatta herhangi bir mubah işin mescidde yapılmasının haram olduğunu söylemek Allah’a ve rasulüne iftiradır. Allah hakkında ilimsizce söz söylemektir. Hele bunu bir de içtihada ehil olmayan kimselerin iddia etmesi daha da çirkin, kınanmayı gerektiren bir davranıştır.
İlim ehli, mescidlerde def çalarak Allah'ı zikreden sufileri, Allah'ın zikrine defi karıştırdıkları için reddetmişlerdir. Zira Allah'ı zikretmek bir ibadettir ve ibadette asıl olan, onun meşru oluşunu gösteren bir delil bulunmadıkça; men olunmaktır. Allah'ı zikretme konusunda def çalmak sonradan icad edilen bir uygulama olduğundan bunun bid'at olmasından korkulur.

Defi erkeklerin çalması meselesine gelince, erkeklerin def çalmasını yasaklayan bir nas yoktur. Eşyada asıl ibahadır. Yasaklayan bir delil olmadıkça kimse bunun haram olduğunu söyleyemez. Bunu haram kılabilecek yegâne delil Kur’an ve sünnetten ibaret vahiydir. Vahiyde bunu haram kılan bir delil sabit olmamıştır. Her ne kadar bazı ilim ehli sahabe arasındaki yaygın örfte defi kadınların çalıyor olduklarından hareketle erkeklerin def çalamayacağını iddia etmişlerse de bu delilden yoksun bir görüştür. Zira örfler zaman ve mekana göre değişir ve şeriat bu konuda defi kadınlarla sınırlayıcı bir hüküm koymamıştır. Bilakis hadiste gelen “Vadribû” kavli, erkeklere hitaptır. Bu hitabın zahiri erkeklerin de def çalmalarının meşru olduğuna delalet eder.

2- Bu mesele her ne kadar din gayretinden kaynaklansa da, her müslümanın bütün davranışlarında hevâya uymaktan sakınma zorunluluğu vardır. İlim ehli arasında dahi hevâya uymaktan selamette kalabilenin az olduğu söylenir. Cahillerin ise bu konuda cesur davranması hoş görülmeyecek bir cürettir.

İlim ehli olmayan kimselerin ilim ehlini tenkit ederek onların hatalı olduklarını söylemeleri edepsizliktir. Allah azze ve celle: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zumer 9) buyurmuştur. İlim ehlini eleştirmek, herhangi bir kimseyi eleştirmek gibi değildir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Alimimizin hakkını tanımayan bizden değildir" buyurmuştur.Alimin hakkını tanımak; alim olmayanın kendi sınırlarını aşmamasıyla olur.
Seleften bazılarından "Alimlerin eti zehirlidir" şeklinde bir söz nakledilir ki, bunun manası, alimlere dil uzatan ve onların gıybetini edenlerin bundan kendilerinin zarar göreceklerini ifade eder.  
İlim ehlinin hatasını ancak yine delillere ve içtihat malzemelerine sahip başka bir ilim ehli tespit eder, hatayı ilmî delillerle reddeder. İlim ehli olmayan kimselerin ise delillerden bahsedip ilim ehlini tenkit etmesi had bilmezliktir. Delile muhalefet söz konusu ise, bu konuda ilim ehli olmayan kimseler, ilim ehline karşı hayatta olan veya vefat etmiş olan ilim ehlinin sözleri ve fetvalarıyla mukabele etmelidir. Bu hususta daha başka gözetilmesi gereken edepler de vardır. Lakin bunları sıralamanın yeri burası değildir.

Âlimler hata etmeyen, yanlıştan masum olan kimseler değildir. Lakin ilim ehli olmayanların yerlerini bilmesi, nasların mantuku ile amel etmesi, kendi üzerine düşen kulluk vazifesiyle ilgilenmesi gerekir. Naslardan istinbat etmek, helale ve harama hükmetmek, bid’ate ve bid’atçiye hükmektmek ve bu konularda başkalarına tebliğde bulunmak ancak; Arap dilini, Kur’ân’ın nasihini ve mensuhunu, hâssını ve âmmını, mutlakını ve mukayyedini, sünnetin sahihini ve zayıfını, icma edilen ve ihtilaf edilen konuları, nasların delalet ettiği ahkâmı vb. bilen kimselerin vazifesidir. Din konusunda herkesin hevasına göre konuşması ilimde bir terördür.

İlim ehli olan kimselerin dahi din konusunda tartışıp cedele girmeleri yasaklanmış iken, cahillerin bu konulara dalmaları ve tartışmaya girmeleri caiz değildir. Âlim olmayan bir kimse, bir başkasına şayet güzelce ezberlemişse sadece vahyin nassını söyleyerek tebliğ eder, üzerine bir şey eklemez ve istinbatta bulunamaz. Bilakis istinbat ettiği mana yalnızca kendisini bağlar ve bu konuda bilmediği bir nassa veya icmaya muhalefet edip etmediğini öğrenmek için ilim ehline müracaat eder.
Allah en iyi bilendir.

10 Haziran 2016 Cuma

Müzik Bulunan Cafe, Restoran Gibi Yerlerde Oturmanın Hükmü

"Bilmek gerekir ki, müziğe nispetle haramlık ve günah ancak müziği kasıtlı olarak dinlemeye bağlıdır. Ama kasıtsız olarak işiten ve zihnini dinlediği şeyden alıkoyup kalbiyle bundan ikrah duyan kimse için günah söz konusu değildir. Zira bunda kişinin kendi kesbettiği bir şey yoktur. Münkere güç yettiği kadarıyla karşı çıkmak gerekir. Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin, buna güç yetiremeyen diliyle, buna da gücü yetmeyen kalbiyle. Bu da imanın en zayıfıdır.” Muslim rivayet etmiştir.
Zikrettiğimiz hususun delili İbn Ömer radiyallahu anhuma’nın azatlısı Nafi’nin rivayetidir. O dedi ki: “İbn Ömer radiyallahu anhuma çalgı sesi işitince parmaklarını kulaklarına koydu ve bineğinin yönünü çevirdi.
“Ey Nafi! Sesi işitiyor musun?” diyor, ben de:
“Evet” diyordum. Ben hayır deyinceye kadar ilerledi. Bunun üzerine parmaklarını çekti ve yola devam etti. Dedi ki:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in çoban kavalı işittiği zaman aynı böyle yaptığını gördüm.” Bunu Ahmed, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmişler, el-Elbani, Tahrimu Alati’t-Tarb’da sahih demiştir.
İbn Receb, Nuzhetu’l-Esma’da dedi ki: “İbn Ömer radiyallahu anhuma Nafi’ye kulağını tıkamasını emretmemiştir. Çünkü o kasıtlı dinlemiyordu. Bilakis sadece işitiyordu. İşiten, dinleyen ile aynı değildir ve işitmekten dolayı haramlık söz konusu olmaz. Çünkü bunu kasıtlı olarak yapmıyor. İşitmeyene kadar kulağını tıkaması daha evla olsa da durum böyledir.”
Şeyhulislam İbn Teymiyye Mecmuu’l-Fetava’da şöyle demiştir: “Emir ve yasak mücerred olarak işitmek hakkında değil, bilakis dinlemek hakkındadır. Görme meselesi de böyledir. Zira gayri ihtiyari olarak görme ile kasıtlı olarak görme farklıdır. Yine (yabancı kadından gelen) güzel kokuyu hissetme de böyledir. Yasak ve haramlık ancak kasıtlı olarak koklamak hakkındadır. Ama kişi kendi kastı olmadan burnuna koku gelirse bundan dolayı ona bir şey gerekmez.
Beş duyu yani işitme, görme, koklama, tatma ve dokunma ile işlenen haramlarda durum böyledir. Emir ve yasak ancak kulun bu konudaki kastı ve ameline bağlıdır. Ama kendi isteği olmadan meydana gelence emir veya yasaklama söz konusu değildir. Sünen’de İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan gelen hadis bunu ifade etmektedir. – burada yukarıda geçen hadisi zikreder – Bazı insanlar der ki; hadis sahih ise, İbn Ömer radiyallahu anhuma’ya kulaklarını tıkaması emredilmemiştir. Buna onun yaşı küçük olduğu veya onun kasıtlı olarak dinlemediği şeklinde cevap verilmiştir. O sadece işitmiştir ve bundan dolayı günah söz konusu değildir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ise daha faziletli ve daha kamil olanı talep ettiğinden kulaklarını tıkamıştır. Bu tıpkı, caiz olmayan şeyleri konuşan bir topluluğa uğrayan kimsenin kulaklarını tıkamasının daha güzel olması gibidir. Fakat kulaklarını tıkamasa da ona günah yoktur. Fakat işittiği şeylerde dinî bir zarar varsa ve bunu ancak kulaklarını tıkamakla engelleyebiliyorsa o zaman bunu yapmalıdır.”
Buna göre evlâ olan müzik sesini işitmemek için mümkünse kulakları tıkamaktır. Şayet bu mümkün olmazsa kalbiyle bu sesten yüzçevirir. Zira kulak ancak kalbin hazır bulunmasıyla dinler. Nefsini ve kalbini zikir ve bu zikirlerin manalarını tefekkür ile meşgul et. Veya içinden Kur’an oku veya Allah’ın kevnî ayetlerini tedebbür et.
Kalbinle müzik dinlemekten yüz çevirip, ondan hoşlanmadığın sürece bunu işitmende sakınca yoktur.”
İslamweb.net fetvaları, fetva no: 142457
Tercüme: Ebu Muaz

9 Haziran 2016 Perşembe

Batı’dakiler, Hilali Görmeye Doğudakilerden Daha Önceliklidir

Yazan: Abdulaziz Harbuş Tarih: 5 Haziran 2016
Tercüme: Mehmed Güneş
Şüphesiz ki astronomik hesaplamalar, son derece hassas bir merhaleye ulaşmıştır. Bu hesaplamalar, günümüzde, deniz, hava ve fezâ yolculuklarında temel olarak alınmaktadır. Yine aynı şekilde, belirli zaman ve mekân dairesinde cereyan eden ay ve güneş tutulmalarının ve bu tür hesaplamaların temeli de astronomik hesaplara dayanmaktadır.
Nitekim bugün, bazı ay ve güneş tutulmaları, dakîka dakîka ve saniye saniye önceden hesap edilebilmektedir.
Bazı devletler -özellikle de doğu tarafındaki devletler-, 5 Haziran 2016 Pazar akşamı, Ramazan hilâlinin görüldüğünün sabit olduğunu ilan edecekler. Bu devletler özellikle, ayların başladığının isbât edilmesinin, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in: “Hilâli görünce oruç tutunuz; hilâli görünce Fıtr bayramına giriniz!” şeklindeki hadîsi şerîfinden yola çıkarak aslen mücerred/çıplak gözle olduğunu açıklamalarına rağmen, hassas astronomik verilerin tamamı, (bu sene) hilâlin çıplak gözle görülemeyeceği bilgisini teyit etmektedir.

6 Haziran 2016 Pazartesi

Mescidde Alım Satım Yapmanın Hükmü


Mescidde alışverişin hükmü hakkında âlimler arasında mutlak olarak haram olduğunu, tahrimen veya tenzihen mekruh olduğunu ve mutlak olarak caiz olduğunu söyleyenler olmuştur.

Bureyde radiyallahu anh’den: “Bir adam mescidde yitiğini ilan etti ve: “Kim kızıl deveyi gördü?” dedi. Bunu işiten Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Bulamaz ol! Mescidler neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir!’ buyurdu.” Muslim, (569).

Ebû Hureyre radiyallahu anh’den; Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Mescidde alışveriş yapan birini gördüğünüz zaman: “Allah ticaretine kazanç vermesin” deyiniz.” İbn Huzeyme, (1305) Tirmizi (1321) Hâkim (2/56).

2 Haziran 2016 Perşembe

Allah'ın Rahmetine Kavuşmak İsteyenler Nerede?


Bismillahirrahmanirrahim

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Mü'min erkekler ve mü'mine kadınlar da birbirlerinin dostları olup iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah'a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte, Allah bunlara rahmet edecektir. Allah, Azizdir; Hakîm'dlr.” (Tevbe 71)

1 Haziran 2016 Çarşamba

Orucun Lezzeti


Orucun Lezzeti
Tercüme: Ebu Muaz

Bismillahirrahmanirrahim

1- Oruç tutmak Allah Azze ve Celle’nin sevgisidir: Ramazan ayını Allah’ın sevgisiyle karşılamak ne kadar da güzeldir! Ey kalp!.. Orucunda Allah’ın sevgisini hissediyor musun? Orucun hakikatini ve Allah Teâlâ’ya sevgini öne geçirerek nefsin için sevdiğin şeyleri terk etmeni düşün. Nitekim kudsî hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Yemesini, içmesini ve arzusunu benim için terk etti.” Buhari ve Müslim rivayet etmiştir… Sevdiğin ve kendisine ibadet ettiğin rabbin için aç ve susuz kalmandan daha lezzetli ne olabilir ki!.. Allah’ım! Senden senin sevgini, sevdiklerinin sevgisini ve beni sevgine yakınlaştıracak amelin sevgisini isterim.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)