Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

11 Ekim 2014 Cumartesi

Hata Kimden Gelirse Gelsin, Reddedilmesi Zorunludur


Şeyh Salih el-Fevzan Hafizehullah’a şöyle soruldu: “Güvenilir alimler tarafından bid’at olduğu belirtilen hizipçilik gibi bid’atlerin çoğundan çok az sakındırılıyor. Hatta yeni bir çığır açarak: “Bundan sakındırmak vatan bütünlüğünü olumsuz etkiler” deniliyor. Bu söz hakkında görüşünüz nedir?

İçtihadı neticesinde bid'at'e sebep olan mazur olmaz.


İbn Ebi Zeyd el-Kayravanî rahimehullah (vefatı: 386 hicrî) Kitabu’l-Cami’de (s.164) şöyle demiştir: “İçtihadının bir bid’ate götürdüğü kimseyi mazur görmemek Ehl-i Sünnetin görüşüdür. Zira Hariciler te’vilde içtihat ettiler, te’villeriyle sahabe’nin yolundan çıktıkları için mazur görülmediler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları dinden ok gibi çıkanlar olarak isimlendirdi. Halbuki müçtehit, hükümler hususunda hata etse dahi mazur görülür.”

Yalan Şahitlikten Sakın!


Allame Rebî el-Medhalî Hafizehullah şöyle diyor: “Bir kimsenin; selefin menheciyle izzet duyup, ona davet ettiğini, bunun için dostluk ve bunun için düşmanlık ettiğini te’kit etmedikçe onun selefi olduğunu söyleme!”
 
Yine şöyle demiştir (el-Mecmu 1/454): "Bâtıl ehli Selefîlik kayasında toslayıp boynuzlarını kırdılar. Bunun üzerine şu hileci üsluba sığındılar: Selefî'lerin şekline bürünüp "Selefî'lik" iddia etmek."

Hatırdan Çıkarılmaması Gereken Sözler!


Yemen’li Şeyh el-Muallimî rahimehullah, Ref’u’l-İştibah An Ma’na’l-İbadeti ve’l-İlah adlı kitabında (152-153) şöyle diyor:
Şunu iyi bil ki, Allah Teâlâ bazı samimî kimseleri, başkalarının hatası türünden şeylerle imtihan edebilir. O’nun sözünü terk edip hakka mı uyacaklar, yoksa fazilet ve saygınlığına aldanacaklar mı diye! Bahsi geçen bu fazilet sahibi kişi mazur, hatta içtihadından ve maksadının hayır oluşundan, kusurda bulunmamasından dolayı ecir de kazanmış olabilir.
Ancak Allah Teâlâ’nın kitabından ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetinden hakiki delillere iltifat etmeksizin onun yüceliğine aldanıp tabi olan mazur değildir! Bilakis o çok büyük bir tehlikededir!
Mü’minlerin annesi Aişe radıyallahu anha Cemel vakasından önce, müminlerin emiri Ali radıyallahu anh’ı takip için Basra’ya gittiği zaman, Hasen b. Ali ve Ammar b. Yasir radıyallahu anhum, insanlara nasihat ettiler. Ammar radıyallahu anh’ın sözleri arasında şunlar vardı:
“Vallahi o, Nebiniz sallallâhu aleyhi ve sellem’in dünyada da, ahirette de hanımıdır. Lakin Allah, kendisine mi itaat edeceksiniz, yoksa O’na mı diye sizi onunla imtihan ediyor!”
Bu manada en önemli örneklerden bir diğeri de Fatıma radıyallahu anha’nın, babasının mirasını talep etmesi hadisesidir. Ebu Bekr es-Sıddık radıyallahu anh için bu büyük bir imtihandı ve Allah Azze ve Celle O’nu bu hususta sebat ettirdi.”

10 Ekim 2014 Cuma

İtiraz Ettiğinizi Görmek Güzel de, Neye, Nasıl, Ne Zaman İtiraz Ettiğiniz Muamma!


Son günlerde sitemde yazdığım bazı yazılardan dolayı itirazlara şahit olmaktayım. Yıllardır gerek şifahen, gerekse sitemde isimsiz uyarılarda ve reddiyelerde bulunmama rağmen, bid’ate, fıska, hataya bulaşmış bazı konularda ısrar eden bazı kimselerin ismen reddedilmesi ve uyarılması üzerine bu itirazlar gündeme gelmektedir. Hatta bazıları daha da ileri giderek: “Bunları neden sitede yazıyorsunuz?”, “Böyle yapınca Allah daha fazla mı razı olacak?” “hakkı söyle geç, herkes alacağını alsın”, “Bu şahıslar kâfir mi, hain mi, belam mı, tagut mu?” gibi sözler etmektedirler.

Şüphesiz bu itirazlar, selefin menheci hakkında bilgisizlikten dolayıdır ve ismi geçen şahıslara taassup alametidir.

Aslında selefin menheciyle hiç tanışmadıkları halde selefîlik iddiasında bulunanların, - sonraki ilim ehlinden ve muasır davetçilerden değil, bilakis selefi kaynaklardan - önce bir araştırmaları, bakmaları, okumaları, selefin akidesi nedir, menheci nedir göz atmaları gerekir.

Haris b. Havt el-Leysî, Ali radıyallahu anh’e gelir ve der ki: “Sen müminlerin annesi Aişe’nin, cennetle müjdelenmiş olan Talha ve Zübeyr’in bâtıl üzerinde bir araya geleceklerini mi sanıyorsun?” Ali radıyallahu anh de ona asırlarca dillerde meşhur olan şu cevabı verir: “Meseleler sana karışık gelmiş! Yukarıdan bakarsan aşağıyı göremezsin! Hak kişilerle bilinmez! Bilakis kişiler hakka göre tanınır. Sen önce hakkı tanı, hakkın tarafında olanları da öğrenirsin. Önce kişileri tanıyarak işe başlarsan hakka asla ulaşamazsın.”  

Evet, selefin menheci öğrenildiği zaman kimler selefin akide ve menhecine davet ediyor, kimler muhalefet ediyor açıkça ortaya çıkar.

Selefi’lik iddia ettikleri halde selefin menhecine düşmanlık ettiklerini söyleyerek isimlerini zikrettiğim şahıslardan herhangi birini tekfir etmekten Allah’a sığınırım. Ancak onların bid’at ehli oldukları, hatta bazılarının nifak üzere oldukları su götürmez bir gerçektir. “Kitap, sünnet ve salih selefin menheci” sloganı dillerinde olduğu halde, uygulamada taban tabana zıt hareket etmeleri nifak göstergesidir.

Onlar sorgulanamaz, eleştirilemez kimseler değildir.

“İmanın şubesi; yolda eziyet veren şey hakkında uyarıda bulunup geçmek değil, ezayı kaldırıp atmaktır.” Bid’at, şirk, fısk gibi unsurlar alenen işlendiği zaman bunlara ikaz etmek, bunlarda ısrar eden masiyet sahiplerine karşı da tavır almak, imanın gereğidir.

Bid’at sahiplerini reddetmek, ilim sahipleri üzerine bir farzdır. Bu kimselerin yapmakta oldukları çirkinlikler hakkında sükût etmem halinde, hem o kardeşlere karşı hakkı eda etmediğimden ve hem de Müslümanları aldanmaya maruz bırakmaktan dolayı lanete uğramaktan korkarım. Nitekim bu konuda gerek Kur’ân ve sünnet naslarından, gerekse selefin eserlerinden bir çok nakilleri daha önce defalarca aktarmış bulunuyorum. Eski yazılara bakabilirsiniz.

Adı geçen kardeşlere bazen ifadelerin ağırlaşması, işlenen cürmün şiddetlenmesinden dolayıdır. Bu tavır, haşa şahıslarından nefret ettiğimden değil, fiillerinin, kendilerini ateşe götürmekte olduğunu gördüğümden dolayıdır. Münkere karşı dil ile karşı çıkabilecekken bunu terk etmem, hatta bilakis hakka muhalefetlerinde onlara hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya devam etmem, bâtılda destek olmam, takdir edersiniz ki imana aykırıdır, mudahenedir, münafıklıktır.

İtiraz edenlere gelince, elbette ben dahi eleştirilmez, hatasız bir kimse değilim.

Lakin bid’at ehline ve bâtıl amellere karşı tavır göstereceğiniz yere sünnete göre amel edildiğinde itiraz ediyorsunuz. Neden böyle bir tavır alındığını, üzerine basa basa ifade etmeme rağmen, hala “neden?” diye soruyorsunuz. Olayı kişisel bir mesele mi zannediyorsunuz? Bid’at ehline reddiye vermeyi; Ebu Emre’nin şahsi ihtiraslarıyla ve hak hukuk tanımayan yalanlarıyla yaptığı çıkışlarla ne hakla benzetirsiniz?!

Reddiyelerde adı geçen kimseler;

* İslam’a davette suret kullanma bid’atini çıkardılar, karşı çıkmadınız bilakis iştirak ettiniz,

* Kadınların huzuruna çıkıp ders verdiler, karşı çıkmadınız bilakis iştirak ettiniz.

* Hatta kadın davetçi bid’atini çıkarıp erkeklerin dahi huzurunda kadınların ders verebileceğini söylediler, itiraz etmediniz, desteklediniz,

* Fasit te’villerle kadınların mahremleri bir erkek bulunmadan yolculuğa çıkabileceğine fetva verdiler, itiraz etmediniz, desteklediniz.  

* Demokrasi küfrünün bir ameli olduğu için ilim ehlinin haram gördükleri, oy kullanma fiiline cevaz verdiler,  vacip dediler, Akp’ye oy vermeyi imanın gereği saydılar, itiraz etmediniz, savundunuz, bu düşünceye de karşı çıktığımız için haricilikle itham edildik, siz de öylece kabul ettiniz, itiraz etmediniz. 

* Tayyip hakkında “Necaşi’den bile daha salih lideri desteklemek zorundasınız” iftirasını attılar, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Munafık Esed’i mürtet ilan ettiler, ona karşı ayaklanmaya çağırdılar, fitneye; cihad, haricilere mucahid dediler itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Fıtır zekatı parayla da verilir dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz

* Kulağı küpeli hayvan da kurban olur dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Bid’at ehlinin batıl oluşu apaçık ortada olan şahitlikleriyle, apaçık delillere aykırı olmasına rağmen bayram ilan ettiler, itiraz etmediniz, desteklediniz,

* Bid’at ehline şirin görünmek için “bid’at önderlerine yapılan reddiye onların ilahlarına sövmektir. Onlara ilmî reddiye verenlerle şeytan oynuyor” dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* İftar ve sahur vakitleri hakkındaki hata ortaya konulup, sünnetteki emirlerin gereği açıklanınca: “Fitne çıkarmayın” dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Derneklerin bid’at olduğu ve hizipçiliğe götürdüğüne dair uyarılar yapıp, mescidlerin ihya edilmesine çağırdığımızda ve bu konuda muasır menhec imamlarının fetvalarını yayınladığımızda: “bu tekfirciliktir” iftirasını attılar, karşı çıkmadınız, desteklediniz.

* Bid’atlere karşı çıkılmasına itiraz ettiler, selefî menhecin ayrılmaz bir parçası olan “bid’at ehline karşı berâ” uygulanmasını tekfircilik olarak lanse ettiler, “önce tevhid” sloganını amelî mevzuları savsaklamak için kullandılar, itiraz etmediniz desteklediniz.

* “Said Nursi imamdır, müçtehittir, Usame b. Ladin imamdır, müçtehittir” diyen, bununla beraber “Şeyh Mukbil, Elbani ve Şeyh Rebi fitnecidir, Şeyh Fevzan vakıayı iyi bilmez cahildir, Bin Baz etrafından gelen telkine aldanır” diyen, “dört mezhep levhi mahfuzda haktır” diyen, “kıyası kabul etmeyen sapıktır” diyen Abdullah Yolcu ile ondan hiç aşağı kalmayan Ebu Zerka gibi bozuk meşrep sahibi kimseler hakkında “Tevhid ehli kardeşlerimiz” iftirasında bulundular, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Selefin menheciyle samimi davranılıp kardeşliğin hakkı yerine getirildiğinde, zalim olan kardeşimizi zulmünden alıkoymak için ifadeleri sertleştirmek zorunda kaldığımızda “üslupsuzluk” yakıştırması yapılarak vakıadan uzaklaşmak ve uzaklaştırmak istediler, siz de “Evet, çok üslupsuz” dediniz, hakikatten uzaklaştınız, selefin menheci nasıldı, onların üslubu neydi, alimler bu meseleye nasıl bakıyor diye hiç sorgulamadınız, araştırmadınız.

* Bâtıl üzerinde toplanıldığına uyarıp, yanlışların düzeltilmesine uyardığımızda “fitneci, bölücü” olmakla itham edildik, “evet, fitneci” dediniz, dolduruşlara uygun adım ilerlediniz.

Bu sayılanlar ve benzeri meselelerde Allah ve rasulü’nün tarafında yer alabilmek, selefin menheci üzerinde kalabilmek için, ilmî deliller ortaya konulup, sünnete muhalefet edilen konular açıklandığında, söz konusu muhalefetlere sevdiğiniz, hatta bizim de sevdiğimiz – lakin fiillerinden nefret ettiğimiz - kimselerin bulaşmış olduğu gerçeği ortaya çıkınca neden itiraz ediyorsunuz?

Hak hoşumuza gitmediğinde önceki kitap ehlinin yaptığı gibi mi yapacağız?

Allah ve rasulünün sözlerini bir tarafa atıp, Allah için sevdiğimizi iddia ettiğimiz bu şahıslara bağlılıkta devam mı edeceğiz!

Allah şahittir ki, biz onları sevsek de Allah’ı sever gibi sevmiyoruz! Rasulünü sever gibi sevmiyoruz! Allah ve rasulünün karşısında olduklarında kim olurlarsa olsunlar, şöyle kenarda kalırlar. Onlar bid’at ve masiyetlerinden tevbe edip, ıslah etmedikleri sürece de, bizim için kenarda kalmaya devam ederler.

Şüphesiz sizlerin takındığı bu tavır, münkeri yasaklamak ve marufa karşı çıkmaktır ve bu münafıkların özelliklerindendir. Sevdiklerimizin, yakınlarımızın, tarafımızdakilerin aleyhine dahi olsa, Allah için adaletle şahitliği ikame etmediğimiz sürece, dostluklarımızı, akrabalıklarımızı, arkadaşlık ve kardeşliklerimizi yeniden gözden geçirip, sadece Allah için olanla, Allah’tan başkasının payı karışanları ayırt etmediğimiz sürece Allah’ın yardımına asla nail olamayız.

Bu yazı, kendimi nifaktan temize çektiğime yorulmamalıdır! Bilakis nifaktan Allah’a sığınmakta, kusurlarımdan Allah’a tevbe etmekte, Allah’tan kendisinin sevmediği hasletleri benden ve bütün Müslümanlardan uzaklaştırması, bizlere de sevdirmemesi için dua etmekteyim. Hidayet ve sebat ancak Allah’tandır.

7 Ekim 2014 Salı

Suriye'de Meşru Bir Cihad Var mı?


Soru: “Suriye’deki cihadın hükmü nedir?”
Muhammed b. Ömer Bazemul’un cevabı: Suriye’de ve başka ülkelerde bildiğim kadarıyla meşru bir cihad yoktur. Zira cihadın şartları mevcut değildir. Buradaki savaş, ülke dışındakiler için bir fitnedir. Yine ülke içinde canını, malını ve ırzını savunmak için taarruz etmeyenler için de öyledir. Allah muvaffak kılsın.
Link: http://www.bazmool.net/fatawa/%D9%85%D8%A7-%D8%AD%D9%83%D9%85-%D8%A7%D9%84%D8%AC%D9%87%D8%A7%D8%AF-%D9%81%D9%8A-%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A%D8%A7-%D8%9F

Bid'at Çıkarandan Sakındırmak Selefin Yoludur


Soru: “Şerhu Usuli İtikadi Ehli’s-Sunne ve’l-Cemaa kitabında rivayet edildiğine göre Asım el-Ahvel, Katade’nin şöyle dediğini rivayet ediyor: “Ey Ahvel! Kişi bir bid’at çıkardığı zaman sakındırıncaya kadar onu anlat” Bu eserin manası nedir?

Muhammed b. Ömer Bazemul’un cevabı: “Katade’den gelen bu eser, dinin iki esas üzerine kurulu olduğundan hareketle söylenmiştir:
Birinci esas: Allah’tan başkasına ibadet etmememiz.
İkinci esas: Allah’a; meşru kılınanlardan başkasıyla ibadet etmememiz.
Bu durum, bid’at ehlinden de sakındırmayı gerektirir. Çünkü bid’at ehlinin yolu, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabının üzerinde bulunduklarına aykırıdır.
Katade rahimehullah arkadaşlarına bu esası öğreterek: “Kişi bir bid’at çıkardığı zaman sakındırıncaya kadar onu anlat” diyor. Yani insanları ondan sakındır, insanlar o adamdan sakınsın demek istiyor. İşte bu salih selefin yoludur. Onlar, meşhur olduğu ve tanındıkları zaman bid’at ashabını anlatırlar, insanları ondan sakındırırlardı. Özellikle de insanların onlardan etkilenmeleri endişesi söz  konusu ise.
Bu rivayette, selefilerin bid’at ehlini çokça reddetmeleri ve onlardan sakındırarak anlatmaları sebebiyle onları kötüleyenlere reddiye vardır. Çünkü Katade rahimehullah, alimlerin üzerinde bulundukları menhece işaret etmiştir.”
Link: http://www.bazmool.net/fatawa/%D8%B9%D9%86-%D8%A3%D8%AB%D8%B1-%D9%82%D8%AA%D8%A7%D8%AF%D8%A9-%D9%8A%D8%A7-%D8%A3%D8%AD%D9%88%D9%84%D8%8C-%D8%A5%D9%86-%D8%A7%D9%84%D8%B1%D8%AC%D9%84-%D8%A5%D8%B0%D8%A7-%D8%A7%D8%A8%D8%AA%D8%AF%D8%B9-%D8%A8%D8%AF%D8%B9%D8%A9%D8%8C-%D9%8A%D9%86%D8%A8%D8%BA%D9%8A-%D9%84%D9%87%D8%A7-%D8%A3%D9%86-%D8%AA%D8%B0%D9%83%D8%B1-%D8%AD%D8%AA%D9%89-%D8%AA%D8%AD%D8%B0%D8%B1

Mecbur Olmadıkça Bid'atçinin Arkasında Namaz Kılınmaz


Soru: “Ben işim gereği çoğunluğunun hatta imamın bile haricîlerden olduğu bir mescidde namaz kılıyorum. Onlarla beraber mi namaz kılayım, yoksa yalnız başıma mı kılayım?
Muhammed b. Ömer Bazemul’un cevabı: “Hayır, onlarla beraber kılma. Onlarla beraber namaz kılma. Çık ve eğer işinde veya okulunda onlardan başka beraber namaz kılabileceğin bir kardeş varsa, onunla beraber namaz kıl. Ancak sen yönetici tarafından bu mescidde namaz kılmaya mecbur bırakılmış isen o başka.”

Kişi Selefî'likten Neyle Çıkar?


Soru: “İnsanı selefi’likten ne çıkarır? Kişide muamelelerinde bazı muhalefetler varsa ve yalan söylüyorsa o selefin menheci üzerinde midir? Ona selefi diyebilir miyiz?
Muhammed b. Ömer Bazemul’un cevabı: Kişi inadı ve Ehli Sünnetin üzerinde olduğu büyük meselelerde veya cüz’i meselelerin bir çoğunda muhalefet ederek hevaya uyar da, hüccet kendisine ikame edildiği halde delilin gerektirdiğine dönmezse selefilikten çıkar. Yahut Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve onunla gelenler dışında kendisine bir imam edinir veya bir şey belirler, dostluk ve düşmanlığını ona göre yaparsa selefilikten çıkar.
Link: http://www.bazmool.net/fatawa/%D9%85%D8%A7-%D8%A7%D9%84%D8%B0%D9%8A-%D9%8A%D8%AE%D8%B1%D8%AC-%D8%A7%D9%84%D8%A5%D9%86%D8%B3%D8%A7%D9%86-%D9%85%D9%86-%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%84%D9%81%D9%8A%D8%A9-%D8%9F

Neden Bütün Fırkalar Selefi'lere Düşmanlık Ediyor?


Soru: “Neden bütün mezhep ve gruplar Selefi’lere düşmanlık ediyorlar?
Muhammed b. Ömer Bazemul’un cevabı: “Çünkü selefiler bid’atlerinde onlarla ittifak etmezler ve sünnete muhalefetlerini beyan ederler. Bu manada; “Biri dışında hepsi de ateştedir.” Denildi ki: “Ey Allah’ın rasulü, o biri hangisidir?” Şöyle buyurdu: “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olanlar” diğer rivayette “el-cemaattir” buyurdu."
Link: http://www.bazmool.net/fatawa/%D9%84%D9%85%D8%A7%D8%B0%D8%A7-%D8%AC%D9%85%D9%8A%D8%B9-%D8%A7%D9%84%D8%B7%D9%88%D8%A7%D8%A6%D9%81-%D9%85%D8%B0%D9%87%D8%A8%D9%87%D9%85-%D9%82%D8%A7%D8%A6%D9%85-%D8%B9%D9%84%D9%89-%D9%85%D8%B9%D8%A7%D8%AF%D8%A7%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%84%D9%81%D9%8A%D8%A9-%D8%9F

mütercimin notu: Selefin menhecine sarılan hakiki selefilere düşmanlık edenler arasında kendilerini selefiliğe nisbet eden; 
Harici örgütleri; el-Kaide ve İşid mensupları ile onlara sözlü destekte bulunan Ebu Enes, Ebu Erva, Ubeydullah Arslan gibiler, 
mezhepçiliğe ve taklide çağıran Abdullah Yolcu, Ebu Zerka, Talha Bekret gibiler, 
oy kullanmaya, ihtilata/deyyusluğa, akıl oyunlarıyla sünnete muhalefete çağıran Ebu Said, Bayburdi, Abdulkadir Gürsever, Mesut Körpe, Bilgin Yalçın gibiler de vardır.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)