1- Sefine Radıyallahu anh’den: Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem nakışlarla süslenmiş bir eve girmezdi” Sahihtir.
İbn Hibban (8/91) Hakim (2/186) Ahmed (5/220-222) İbn Mace (3360) Ebu Davud
(3755) Taberani (7/84)
2- Ebu Sa’lebe el-Huşenî radıyallahu anh’den:
“Bir adam parmağında altından bir yüzük bulunduğu halde Nebî sallallahu aleyhi
ve sellem’in yanına oturdu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem elindeki
değnekle adamın eline vurdu. Sonra da adama gereken önemi göstermedi. Adam da
yüzüğünü çıkarıp attı…” Hasendir. İbn Hibban (1/410) Tahavi (4/261) Ahmed (4/195)
Nesai (8/171)
3- Ebû Said el-Hudrî radıyallahu anh’den:
“Bir adam parmağında altından bir yüzük olduğu halde Necran’dan Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına geldi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
yüzüğü görünce adamdan yüz çevirdi. Adam da Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’e hiçbir şey soramadı. Bunun üzerine adam, hanımının yanına geri döndü
ve ona durumu anlattı. Hanımı: “Sende bir hal var. Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem’in yanına dön ve yüzüğü de at” dedi. Adam gelip Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in yanına girmek için izin istedi. Ona izin verdi. Adam selam
verdi, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de selamı aldı. Adam: “Ey Allah’ın
rasulü! Benden niçin yüz çevirdin?” diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem: “Sen bana parmağında ateşten bir kor tanesi olduğun halde geldin.” Buyurdu.
Adam: “Ey Allah’ın rasulü! O halde ben şu anda size pekçok ateş koru getirdim”
dedi. Zira adam bahreyn’den süslü eşyalar getirmişti. Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem: “Getirdiğin şeyler bizden bir şeyi zenginleştirecek değildir ve bizim
yanımızda Harre’nin taşlarından farksızdır. Fakat onlar dünya hayatının
geçimliğidir” buyurdu. Adam: “O halde ashabının içerisinde bana mazeret beyan
et ki, senin herhangi bir şey sebebiyle bana kızdığını sanmasınlar” dedi. Bunun
üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ayağa kalkıp adama mazeret beyan
etti ve aralarında geçen durumun yüzükle ilgili olduğunu bildirdi. Adam: “O
halde yüzüğü neden yaptırayım?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Demir,
gümüş veya tunçtan” buyurdu.” Sahihtir. İbn Hibban (7/411) Ahmed (3/14) Nesai
(8/170)
4- Cabir b. Abdillah radıyallahu anhuma’dan:
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’e Mekke’nin
fethi yılında Muhassab vadisinde iken, Kabe’ye varmasını, orada bulunan bütün
suretlerin silinmesini emretti. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Kabe’nin
içindeki bütün resimler silininceye kadar oraya girmemiştir.” Sahihtir. İbn
Hibban (7/540) Ebû Davud (4156) Beyhaki (7/268) Ahmed (3/335, 336, 383, 396)
5- Kumandanlardan birini bir kimse övmeye
başlayınca Mikdad b. Esved radıyallahu anh onun üzerine toprak atmaya başlamış
ve “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bize meddahların yüzüne toprak saçmamızı
emretti” demiştir. Sahihtir. Muslim (Zühd 68)
6- İbn Abbas radıyallahu anhuma Arafatta
cemaatin telbiye getirmediklerini görünce bunun sebebini sormuş, halkın
Muaviyeden korktukları için telbiye getirmediğini öğrenince hemen çadırından
çıkmış ve: “Lebbeyk, Allahumme Lebbeyk. Onlar Ali radıyallahu anh’e
kızgınlıklarından dolayı sünneti terk ediyorlar!” diye söylenmiştir. Sahihtir. Nesai,
(3006)
7- İbn Ömer radıyallahu anhuma’nın azatlı
cariyesi ona Medine’den gitmek istediğini, zamanın kötüleştiğini söyleyince,
İbn Ömer radıyallahu anhuma: “Yerinde otur! Aptal! Zira ben Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’i “Eğer bir kimse Medinenin şiddet ve sıkıntısına
katlanırsa, kıyamet gününde ben ona şahit yahut şefaatçi olurum” buyururken
işittim.” Demiştir. Sahihtir. Muslim (Hac 482)
8- Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma
oğlunun, hanımını mescide göndermeyeceği ile ilgili sözü üzerine, daha önce
hiçkimseye sövmediği şekilde sövmüştür. Sahihtir. Abdurrazzak (3/147, 5107) Ahmed
(2/127, 140, 143)
9- Birisi İbn Ömer radıyallahu anhuma’ya
Ramazanda Teravihi imamın arkasında kılayım mı?” diye sordu. O da ona Kur’an’ı
okuyup okuyamadığını sordu. Adam evet deyince: “Öyleyse neden eşek gibi
susuyorsun? Git evinde kıl” dedi. Sahihtir. Abdurrazzak (4/263)
10- Umare b. Rueybe, Bişr b. Mervan’ı Cuma
günü minberde ellerini kaldırarak dua ederken görünce: “Allah bu ellerin
belasını versin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i minber üzerinde
gördüm; işaret parmağından başkasını kaldırmazdı” demiştir. Sahihtir. Muslim
(hac 53)
11- Ebu Bekre radıyallahu anh Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in taş atmayı yasakladığına dair hadisi anlatırken
amcasının oğlu taşı almış ve: “Bunu mu yasakladı?” diyerek atmış, Ebu Bekre radıyallahu
anh de bunun üzerine: “Dikkat et! Ben sana Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’den haber veriyor ve yasakladığını söylüyorum, sen ise hala atıyorsun.
Vallahi yaşadığım sürece artık seninle konuşmam” demiştir. Sahihtir. Ahmed
(5/46) Muslim (sayd 54)
12- İbn Ömer radıyallahu anhuma mescidde
hadis rivayet ederken orada bulunan bir kıssacıya sırtını dönerek oturmuş, o
kıssacı ellerini kaldırıp dua etmiş, İbn Ömer radıyallahu anhuma ise elini
kaldırmamıştır. Hasendir. Abdurrazzak (3/218)
13- Muaviye b. Ebi Sufyan, altın veya
gümüşten yapılmış su kabını kendi ağırlığından daha fazlasıyla satınca Ebu’d-Derda
radıyallahu anh: “Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim, O
böyle yapılmasını yasakladı. Ancak misli misline satılmasına izin verdi” dedi.
Muaviye: “Ben bunda sakınca olduğunu sanmıyorum” dedi. Ebu’d-Derda: “Bunun
yaptığını kınayıp beni destekleyecek yok mu? Ben ona Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’den hadis rivayet ediyorum, o ise kendi görüşünü söylüyor. Ben
senin bulunduğun yerde artık kalamam…” demiştir. Sahihtir. Malik (buyu 33)
Şafii, er-Risale (s.192)
14- İbn Ömer radıyallahu anhuma Ebu Eyyub
radıyallahu anh’ı evine davet etti. Ebu Eyyub duvarda bir perde asılı olduğunu
gördü. İbn Ömer: “Duvara perde (duvar halısı gibi) asma hususunda kadınlar bize
galip geldi” deyince, Ebu Eyyub: “Bunu herkesten beklerdim de senden
beklemezdim. Vallahi senin yemeğini yemeyeceğim” diyerek geri döndü. Sahihtir.
Buhari (Nikah 76)
15- İbn Mes’ud radıyallahu anh bir evde
suret görünce geri dönmüştür. Sahihtir. Buhari (Nikah 76)
16- Vali Mervan b. Hakem sünnette olanın
aksine olarak bayram namazında hutbeyi öne alınca Ebu Said radıyallahu anh
bunun sebebini sordu. Mervan bu durumun terk edildiğini söyleyince Ebu Said radıyallahu
anh üç defa: “Asla olmaz! Allaha yemin ederim ki siz benim bildiğimden daha
hayırlısını yapamazsınız” diyerek oradan ayrılmıştır. Sahihtir. Muslim (Salatu’l-iydeyn
9)
17- Aişe radıyallahu anha kendisinin
yanında kalan bir ailenin evinde tavla olduğunu öğrenince: “Eğer o tavlayı
çıkarmazsanız, ben sizi evimden kovacağım” demiştir. Hasendir. Malik (Ru’ya 6)
Şerhu’s-Sunne (12/385) Buhari Edebu’l-Mufred (1274)
18- Ömer radıyallahu anh, Ebu Bekr radıyallahu
anh’ın kızkardeşini ölü ardından feryatla ağladığı için yanından
uzaklaştırmıştır. Sahihtir. Buhari (husumat 5)
19- Ömer radıyallahu anh bir adamın
başında kedi derisinden bir şapka göründe onu alıp yırtmış ve “Ben bunu ancak
leş olarak görüyorum” demiştir. Munkatı. Abdurrazzak (1/71)
20- Huzeyfe radıyallahu anh Medain’de
iken kendisine gümüş kapta su getiren birisinin elinden bardağı alıp sahibine
fırlatmış ve “Bunu ilk defa yapmadım. Ben onu gümüş bardakla su vermekten
yasaklamıştım. Fakat o vazgeçmedi” demiş ve ilgili hadisi rivayet etmiştir. Sahihtir.
Ahmed (5/396, 397, 398, 400)
21- İbn Ömer radıyallahu anhuma kendisine
gümüş kapla su verilirse o kabı kırardı. Sahihtir. Abdurrazzak (Ma’mer’in Cami
kitabı 11/70)
Şüphesiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in ve ashabının, hüccet ulaşmış kimselerin sünnete muhalefet etmelerine
karşı yukarıda zikredilenler ve daha burada zikredemediğim bir çok rivayetlerde
tavırları ortadadır.
Video çekimleri yapan ve suretlerini
yayınlayan saptırıcı şeyhlerin ve onları dinleyenlerin selefilik iddiaları
nerede, suret bulunan bir eve girmeyi dahi kabul etmeyen bu ümmetin selefi
nerede?
Kadınların huzuruna çıkarak sohbet yapan
haramhor hevaperestler, mütevatir naslar ve icma ile sabit olmuş perde hicabını
hevalarıyla ortadan kaldıran, hatta kadınların da erkeklerin huzuruna çıkıp
sohbet verebileceğini iddia eden selefilik takiyyesi yapan habis mutezile
şeyhleri nerede, Kadından daha zararlı bir fitne unsuru bırakmadığını söyleyen Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem ile O’nun ancak perde arkasından hadis rivayet eden
hanımları nerede?
İyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama
vacibini ortadan kaldırıp rahatça günahları işleme ortamı kurmak için “Önce
tevhid” sloganını kötü emellerine alet eden, fıkhi konulardaki saptırmaları bu
sloganla gizlemeye çalışan, sünnetlerin ihya edilmesini fitne olarak gören,
sünnete uyulmasından dolayı “rezil olduk” yaygarası koparan eyyamcı sahte
selefiler nerede, yukarıda hallerinden örnek verdiğimiz Nebî sallallahu aleyhi
ve sellem ve ashabı nerede?
Fıtır sadakasının para ile
verilebileceğini, kadının mahremsiz yolculuğa çıkabileceğini, avamın dahi kâfir
ülkelerinde yaşayabileceğini, oy kullanmanın imandan(!) olduğunu, bidat ehline
karşı yumuşak davranılacağını, tevhid(!) uğruna her türlü tavizin
verilebileceğini vs. türlü kelam ve felsefe oyunlarıyla gündeme getiren yol
kesiciler nerede, “iman söz ve ameldir” diyen, Muhammedun Rasulullah sözüyle
ittiba olmadan tevhid geçersizdir diyen, Allah ve rasulünün emirlerinden hiçbir
şeyi önemsiz, faydasız ve küçük görmeyen Ehl-i Sünnet menheci nerede?
Hocalarının hatırı için Allah rasulünün
sünnetini görmezden gelen, müteşabihlere tutunup muhkemi reddeden, Hadis
ehlinin sünnete mutabık davet metodunu “Üslupsuz(!)” gören, bâtılı reddedeceği
yerde, bâtıla karşı çıkanla uğraşıp: “ilim ehli hiç böyle yapar mı, yakışır mı?”
diyen ve bu samandan iddianın altından mikroplu su yürüten türedi anlayış
nerede, Allah ve rasulünün önüne kimseyi geçirmeyen, geçen olursa kim olursa
olsun; elleriyle, dilleriyle ve kalpleriyle ona mani olan Sahabe ve tabiinin
anlayışı nerede?
İhtilaflardan ibret alınması gerekirken,
hevalarının gösterdiği doğrultuda ihtilafı örnek gösteren anlayış nerede, Allah
Azze ve Celle’nin ihtilafı kınaması ve iman edenlere ihtilaflarını Allah ve
rasulüne arz etmeyi emretmesi nerede?
Son söz ve uyarı:
Bazı kimseler batıl üzerinde toplanmış,
birbirlerine hakka itaat yolunda yardım etmeyen, kalitesiz bir kalabalığı
cemaat zannetmekte ve böylesi toplulukların hak açıklanınca dağılmalarını
çirkin görmektedirler. Allaha yemin olsun, bu hayırdır, lakin insanların hayır
zannettikleri birçok şeyde şer vardır.
Cabir b. Abdillah radıyallahu anhuma’dan:
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “De ki: O, size üzerinizden bir
azap göndermeye kadirdir” ayeti indiği zaman Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle dedi: “Senin vechine sığınırım.” Sonra ayetin: “Yahut
sizi fırkalara ayırıp birbirinize düşürerek kötülüklerinizi birbirinize
tattırmaya kadirdir!” (En’am 65) kısmı nazil olunca: “Bu ikisi daha
hafif – veya daha kolay –“ buyurdu. Buhârî (4628, 7313, 7406) rivayet
etmiştir.
Evet, hak ile batıl arasında ayrım
yapmayan, batılı bildiği halde ona karşı çıkmayan bir topluluk toptan azabı hak
eder. Böyle bir topluluktan bazısının hakkı beyan etmesi ve hakka uymak için
ayrılması üzerine bir kısmının bâtıl üzerinde devam etmesi ve müslümanlardan bu
iki grubun birbirine sıkıntı vermesi, toptan azaba uğramalarından ehvendir.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Eğer
mü'minlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa, aralarını düzeltin. Eğer
biri diğerine tecavüz ederse, Allah'ın emrine donünceye kadar, tecavüz edenle
savaşın. Eğer Allah'ın emrine dönerse, aralarını adaletle düzeltin ve adil
davranın. Allah, şüphesiz adil davrananları sever” (Hucurat 9)
Allah bizi ve sizi hakkı hak olarak bilip ona
tabi olmakla rızıklandırsın ve batılı batıl bilip ondan uzaklaşmakla rızıklandırsın.
Bizleri ancak hak üzerinde bir araya getirsin, onda sabit kılsın, batıldan ve
batıl ehlinden uzaklaştırsın.
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî