Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



22 Temmuz 2013 Pazartesi

Fethu’l-Bari’den İftar Vakti Hakkında Açıklamalar



Oruçlunun İftar Etmesi Ne Zaman Helal Olur / Oruç Yasakları Ne Zaman Serbest Olur?
 

Ebû Saîd el-Hudrî güneşin (ışınları değil) kendisi batıp kaybolduğu zaman iftar etmiştir.

1954-   Asım İbn Ömer İbnü'l-Hattab'ın babasından naklettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Gece şuradan geldiği, gündüz şuradan gittiği ve güneş battığı zaman oruçlu iftar eder.”

1955- Abdullah İbn Ebi Evfâ'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Peygam­ber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bir yolculukta bulunuyorduk. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu yol­culuk sırasında oruçlu idi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem güneş batınca orada bulunanlardan birisine: 'Kalkıp bize suyla karıştırarak biraz sevik (bulamaç) hazırlar mısın?' dedi. Adam: 'Ey Allah'ın Resulü, akşam olmasını bekleseydiniz!' diye karşılık verdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “İnip bize suyla karıştırarak biraz sevik hazırlar mısın?' dedi. Adam da aynı karşılığı verdi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aynı talebi­ni üçüncü kez iletti: 'İnip bize suyla karıştırarak biraz sevîk hazırlar mısın?' Adam bu sefer: 'Fakat hala gündüz vaktindesiniz!' dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de yine: “İnip bize suyla karıştırarak biraz sevîk hazırlar mısın?' dedi. Bunun üzerine adam bineğinden indi ve suyla karıştırarak sevîki hazırladı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bu­nu içtikten sonra (doğu tarafını) göstererek: 'Gece karanlığının bu taraftan bastırdığını görürseniz artık oruçlunun iftar etme vakti gelmiştir' buyurdu."
 
Açıklama

 

İmam Buhârî bu başlığı kullanarak, güneş battıktan sonra akşam vaktinde de oruca bir süre devam etmenin farz olup olmadığını açıklamak istemiştir. Onun konuyu ele alış tarzına baktığımızda ikinci görüşü tercih ettiğini, yani ona göre güneş battıktan sonra oruca bir süre devam etmenin farz olmadığını anlıyo­ruz. Ebû Saîd hakkındaki rivayete başlık kısmında yer vermesi de bunu göster­mektedir. Fakat güneşin battığını kesin olarak bilmek gerekir.

"Gece karanlığı bu taraftan bastırırsa" Nebî sallallahu aleyhi ve sellem burada doğu tarafını kasdetmiştir. Nitekim peşinden gelen ikinci hadis de bunu göstermekte­dir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sözüyle gece karanlığının gözle görülür şekilde fark edilmesi durumunu anlatmak İstemiştir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Abdullah ibn Ömer'den nakledilen hadiste üç unsura vurguda bulunmuştur: “Gece karanlığının doğu tarafından bastırması, gündüzün batı tarafından geri çekilmesi ve güneşin batması.” Bu üç unsur aslında birbiriyle karşılıklı ve zorunlu bir ilişki içindedir. Ancak kimi zaman görünüş bakımından böyle karşılıklı ve zorunlu bir ilişki olmayabilir. Nitekim güneş ışınlarının yeryü­züne vurmasına engel olan bazı nedenlerle doğu tarafından karanlık bastırabilir ve bu gerçekte gece karanlığı değildir. Gündüzün batı tarafından geri çekilmesi için de aynı durum söz konusu olabilir. İşte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gece karanlığının doğu tarafından bastırması ile gündüzün batı tarafından geri çekilmesinin kesin olarak anlaşılabilmesi için güneşin batması gerektiğini söyleyerek bu duruma açıklık getirmiş ve gece ile gündüzün başka bir sebeple değil ancak güneşin batmasıyla birbirinden ayrılacağını belirtmiştir.

["Fakat hala gündüz vaktindesiniz!"] Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu sahabi ortalık hala aydınlık olduğu ve güneş ışınları tam olarak kaybolmadığı için güne­şin batmadığını düşünmüş ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e bu şekilde karşılık vermiş­tir. Belki de dağ, tepe veya başka bir nedenle güneş görünmemiş ya da hava bulutlu olduğu için güneşin battığı kesin olarak bilinememiştir. Olayı nakleden ravinin güneşin battığını söylemesi mevcut durumu anlatmaktan ibarettir. Zira bu olayın kahramanı olan sahabi güneşin battığını kesin olarak bilseydi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in talebi karşısında asla duraksamazdı. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in herhangi bir emri karşısında duraksayacak olursa itirazcı konumuna düşerdi. Söz konusu sahabi, olayın tam olarak açıklığa kavuşmasını istediği ve ihtiyata göre amel etme düşüncesinde olduğu için böyle davranmıştır.

Zeynüddin Ibnu'l-Müneyyir olayın kahramanı olan sahabinin bu tutumuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmıştır: "Görünen, somut bazı olayların gerçek yüzünü anlamak için çaba gösterilebilir. Çünkü somut durumun, görüldüğü gibi olmaması ihtimal dahilindedir."

Ibnü'l-Müneyyir bu değerlendirmeyi yaparken büyük ihtimalle, söz konusu sahabinin "talebe hemen uymama" konusunda Nebî sallallahu aleyhi ve sellem tarafından onaylanmasına dayanmıştır.

Hadisten Çıkan Sonuçlar

1- İftar   vakti   girince   orucu   daha   fazla   beklemeden   derhal   açmak müstehabtır. Bu bakımdan hadis, ehl-i kitaba uymaktan da sakındırmaktadır. Çünkü onlar oruç tuttukları zaman güneş battıktan sonra da beklerler.

2- Güneş battıktan sonra akşam vaktinde bir süre boyunca oruçlu olmak farz değildir. İftar etmenin serbest olması için güneşin battığının kesin olarak bilinmesi yeterlidir.

3- Konu hakkında bilgi sahibi olanlara (alimlere) unutmuş olabileceklerini düşünerek üç defa hatırlatmada bulunulur ve bundan sonra bir şey söylenmez.

4- Şer'î hükümler, hissî hükümlere göre daha üstün ve etkindir. Akıl hiçbir şeriatın önüne geçemez, şeriata hâkim olamaz.

5- Konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak için birbiriyle karşılıklı ve zo­runlu ilişki içerisinde olan unsurlar (lâzım ve melzûm) söylenmelidir.

İftar Vakti Girer Girmez Orucu Açmak

1957- Sehl Ibn Sa'd'dan nakledildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur; “İftar vakti girer girmez oruçlarını açtıkları sürece insanlar hayır üzerindedir."

1958- Abdullah İbn Ebû Evfâ'nm şöyle dediği nakledilmiştir: "Bir yolculukta Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte idim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam vaktine ka­dar orucunu tuttu. Sonra birisine: 'İnip bize suyla karıştırarak biraz sevîk hazır­lar mısın?' dedi. Adam: 'Ey Allah'ın Resulü, akşam olmasını bekleseydiniz!' diye karşılık verdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “İnip bize suyla karıştırarak biraz sevîk hazırlar mısın?' dedi ve ekledi: 'Gece karanlığının bu taraftan bastırdığını görürsen artık oruçlunun İftar etme vakti gelmiştir' buyurdu."
 
Açıklama

İbn Abdilberr, iftar vakti girer girmez oruç açmak ve sahur vaktini sonuna kadar geciktirmek hakkındaki hadisler sahih ve mütevatir rivayetlerdir, demiştir. Abdürrezzâk'm sahih bir senedle naklettiğine göre Amr İbn Meymûn şöyle demiştir: "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı iftar konusunda en aceleci, sahur konusunda ise en yavaş insanlardı."

"... İnsanlar hayır üzerindedir" ifadesi Ebû Hureyre rivayetinde "... din bas­kın (ve üstün) bir konumdadır' şeklinde geçmektedir. Zaten dinin baskın ve üs­tün bir konumda oluşu hayır üzerinde olmayı zorunlu olarak gerektirir.

Ahmed bin Hanbel'in Ebû Zer'den naklettiği rivayette "İftar vakti girer gir­mez oruçlarını açtıkları sürece..." ifadesine ek olarak "ve sahuru geciktirdikleri sürece..." ifadesi vardır.

[sürece diye çevirisini yaptığımız] edat, zarftır ve hadise şu anlamı katmış­tır: "Sünnete tam anlamıyla uyup, sünnetin belirlediği sınırları aşmadıkları ve kendi akıllarına / kafalarına göre hareket edip bu kuralları değiştirmedikleri süre­ce hayır üzerindedirler."

Ebû Dâvûd, İbn Huzeyme ve diğer bazı hadisçilerin Ebû Hureyre'den nak­lettikleri rivayette ek olarak: "Çünkü Yahudiler ve Hıristiyanlar iftarı geciktirirler" ifadesi yer almaktadır. Ehl-i kitap oruç tuttukları zaman iftarı yıldızlar çıkana kadar geciktirirlerdi. İbn Hibbân ve Hâkim ise bu hadisi yine Sehl'den şu ifade­lerle nakletmişlerdir: "İftar etmek için yıldızların çıkmasını beklemedikleri sürece ümmetim sünnetime göre hareket ediyor demektir." Bu rivayetlerde orucu bir an önce açmanın niçin hayırlı olduğu açıklanmış, bu hükmün gerekçesi belirtilmiştir. Mühelleb konu hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır: "Bu hükmün hikmeti, gündüz tutulan oruca geceden herhangi bir miktarda süre eklememektir. Çünkü bu durum oruçlunun daha rahat etmesine ve ibadetlerini daha dinç bir şekilde yapmasına imkân sağlar." Fakat burada alimlerin şu ortak görüşlerine işaret etmek gerekir: "Orucu bir an önce açma hükmü, güneşin battığına dair kesin bilginin elde edilmesinden sonrasıyla ilgilidir. Bu bilgi ise görme veya iki adil kimsenin tanıklığı ile sağlanır." Bununla birlikte tercih edilen görüşe göre adil olan bir kimsenin güneşin battığına dair tanıklığı da yeterlidir.

İbn Dakîki'l-İd şöyle demiştir: "Bu hadis, iftarı yıldızların ortaya çıkmasına kadar geciktiren Şiilerin uygulamasının yanlış olduğunu göstermektedir. Belki de güneş battıktan sonra hiç beklemeden iftarı yapmanın hayırlı oluşunun sebebi de budur. Çünkü İftarı geciktiren kimseler sünnete aykırı bir tutum sergilemiş olurlar."

İmam Şafiî ei-Ümm adlı eserinde, iftarı bir an önce yapmanın müstehab ol­duğunu ve kasıtlı olarak geciktirilmedikçe mekruh olmayacağını söyledikten sonra iftarı geciktirmeden hemen yapmanın daha faziletli olduğuna değinmiştir…

Ramazanda İftar Ettikten Sonra Güneşin Batmadığının Anlaşılması

 
1959- Hz. Ebû Bekir'in kızı Esma anlatıyor: "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zama­nında havanın kapalı olduğu bir gün orucumuzu açmıştık. Fakat daha sonra güneşin batmadığını anladık." Bu olayı nakleden ravilerden Hişam (İbn Urve Ibnü'z-Zübeyr İbnü'l-Avvâm)'a: 'Peki oruçlarını kaza etmeleri emredildi mi?' diye sorulunca: 'Kaza etmeleri zorunlu mu ki!” diye karşılık vermiştir.

Ma'mer şöyle demiştir: "Hişâm'ın, oruçlarını kaza edip etmediklerini bilmiyo­rum, dediğini işittim."
 
 
 
İftarın Vakti:
Güneşin batı ufkunda kaybolduğunu görmelerine rağmen bilinçaltlarına takvimlerde belirlenen vakitlerle ilgili tereddütlerin yerleşmiş olmasından dolayı - zira özellikle dağ yamaçlarında yaşayan müslümanlar için güneş, takvimlerde belirlenen vakitlerden çok erken batmakta, bu fark bazen bir saati bulmaktadır - iftar etmeyi geciktiren kardeşlerin istifadeleri için  İbn Hacer'in Buhari şerhi Fethu'l-Bari'den bir önceki yazıyı naklettikten sonra Halid b. Ali el-Muşeykıh’ın; Marifetu Evkati’s-Sıyam kitabından (s.36) aşağıdaki kısmı da tercüme ediyorum  - Ebu Muaz -
Halid e-Muşeykıh şöyle demektedir:
 “Fakihler arasında iftar vaktinin güneşin batışının gerçekleşmesiyle girdiği hususunda ihtilaf yoktur. Delili:
1- Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Sonra geceye kadar orucu tamamlayın” Bakara 187
Gece ise güneşin batışı ile başlar.
2- İbn Ömer radıyallahu anhuma hadisinde şöyle buyrulmuştur: “Gece şuradan geldiğinde, gündüz şuradan gittiğinde oruçlu iftar etmiştir.”
Gecenin gelmesi ve gündüzün gitmesi; güneşin batışıyla gerçekleşir.
Uyarı: “Uçağa binen bir kimse, yakın beldenin iftar vaktini saat veya benzeri bir vasıtayla öğrense, fakat uçağın yüksekte olması sebebiyle güneşi görse o iftar edemez. Nitekim es-Subkî, Bazı Hanefilerden şöyle nakleder: “İskenderiye’de güneş battı, fakat minarede olan kimse güneşi görüyor, bu durumda iftar nasıl olur?” diye sorulunca şöyle dedi: “Belde halkının iftar etmesi caizdir. Minare üzerindeki ise iftar edemez.”
Delili: Allah Teâlâ’nın: “Geceye kadar orucu tamamlayın” ayetidir. Güneşi görmekte olan kimse için bu gaye gerçekleşmemiştir.
Müstehap Olan Vakit:
Bu ancak güneşin batmasının gerçekleşmesiyle olur. Bunun delilleri:
1- Sehl b. Sa’d radıyallahu anh’ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayeti: “İnsanlar iftarda acele ettikleri sürece hayır üzere olurlar.”
İftarda acele etmek ancak güneşin batışı ile vaktin girmesi üzerine iftar etmekle olur.
2- Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Din, insanlar iftarda acele ettikleri sürece galip olmaya devam eder. Zira Yahudi ve Hristiyanlar geciktirirler.”
3- Ebu Atiyye şöyle demiştir: “Ben ve Mesruk Aişe radıyallahu anha’ya gittik. Dedik ki: “Ey Müminlerin annesi! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından iki kişiden biri iftarda ve namazda acele ediyor, diğeri ise iftarı ve namazı geciktiriyor” Dedi ki: “Hangisi  iftarda ve namazda acele ediyor?” Biz: “Abdullah b. Mes’ud” dedik. Dedi ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de böyle yapardı.”
4- Enes radıyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namazı kılmadan önce birkaç hurma ile iftar ederdi”
5- Ali radıyallahu anh güneş battığı zaman iftar eder, sonra namaz kılardı.
6- Huzeyfe radıyallahu anh güneş battığı zaman çok az oyalanır sonra iftar ederdi.
7- İbn abbas radıyallahu anhuma güneş battığı zaman namazdan önce iftar ederdi.
8- Amr b. Meymun dedi ki: “Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı iftarda insanların en çok acele edenleri ve sahuru en çok geciktirenleri idiler.”
 

 

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)