Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar * Makale sahibi isminin yayınlanmasını istememiştir. Tercüme Eden: Ebu Muaz el...

30 Mart 2014 Pazar

MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE NAMAZ KILMAYI GEREKTİREN MESAFE NE KADARDIR?

Hamd, yalnızca Allah'adır.
Mikrofonsuz olarak normal bir insanın sesiyle okunan ezanı işiten kimsenin, ezanı işittiği mescit veya câmide namazı cemaatle kılması gerekir.

28 Mart 2014 Cuma

Makam-ı Mahmud şefaattir, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Arş'ın üzerine oturtulması değildir


Soru: Allah Teâlâ'nın:
(( وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَحْمُوداً )) [ سورة الإسراء الآية: 79 ]
"(Ey Nebi!) Gecenin bir kısmında (uykundan) kalk, sana mahsus nâfile olarak onunla (Kur'an ile) namaz kıl (ki kadrin yücelsin ve derecelerin yükselsin). Umulur ki Rabbin (kıyâmet günü insanlara şefaatçi olman için) seni Makam-ı Mahmud'a (övülen makama) ulaştırır. " (İsrâ Sûresi: 78-79)
Sözü hakkında: "Makam-ı Mahmud, Allah Teâlâ'nın, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kendisinin yanında Kürsî'nin üzerine oturtmasıdır", diye İmam Mücahid'den rivâyet edilen tefsirin sıhhati nedir? Ya da Allah Teâlâ, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Arş'ının üzerine kendisinin yanına mı oturtacaktır?
Cevap: Hamd, yalnızca Allah'adır.

AYETLERİN DUVARLARA ASILMASININ HÜKMÜ


Hamd, yalnızca Allah'adır.Panolar asmak veya üzerinde âyetlerin yazılı olduğu bez parçalarının evlerde, okullarda, ofis veya iş yerlerinde asılı olmasında şer’i bakımdan bir kısım mahzurlar bulunmaktadır.
Bunlar:

Kadınlar ve İlim Tahsili Hususunda Dikkat Edilecek Hususlar


Ebu Muâz el-Çubukâbâdî
- Türkiye'de Hadis Ehlinin Selefî Menhecini tahrip etmek için kendilerini selefîliğe nispet eden face-bok davetçisi sahtekârların, velâ ve berâ, maslahat, tekfir, ircâ,  mescidlerden uzaklaşıp derneklere çağırma, davete video bid'atini karıştırma, oy kullanma ve demokrasi küfründen gaflete getirme gibi akide ve menhec meselelerini tahrif etmelerine ek olarak, tesettür ve kadınların ilim tahsili meselesini saptırmalarına reddiyedir -
Bismillah.
Muasır Mu’tezile kelamcıları, “İyiliği emretme ve kötülükten yasaklama vazifesi erkeklere farz olduğu gibi kadınlara farzdır. Kadının iyiliği emredip kötülüğü yasaklayabilmesi için de bilgi sahibi olması gerekir” gerekçesiyle kadınların öğretim ve öğrenim faaliyetlerine aktif olarak katılabileceklerini iddia ediyor, buradan hareketle;

23 Mart 2014 Pazar

Umûma Özel Mektup


İster dost ol, ister düşman, bu mektubumu rabbinle yanlız kaldığında, şeytandan Allah’a sığınarak, benim aşağıda kendini temize çeken bir kafa adına yazdığım tavırdan tiksinerek, nefsini temize çekmeden oku kardeşim.

20 Mart 2014 Perşembe

Kadınların Oy Kullanmaya Çıkması Daha Çirkindir!/Şeyh Mukbil b. Hadi


...Kadınların yayın vasıtalarına aldanmamaları gerekir. Nitekim “falan şeyh televizyonda şöyle dedi” denilir. Derim ki: “Eğer bu şeyhte bir hayır olsaydı televizyona çıkmazdı. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah suret yapanlara lanet etsin” buyurmuştur.
Ben onun tamamen hayırsız olduğunu söylemiyorum, lakin bu meclisinde hayır yoktur. Ya da derler ki; filan şeyh kadının nikaplı olarak çıkmasında sakınca olmadığına fetva verdi.” Peki tagutluğa (oy kullanmaya) çıkabilir mi? Bilakis çarşıda, bahçesinde veya işlerinde bir ihtiyacı olup bunu kendisi için yerine getirecek kimsesi yoksa çıkar.
Bu sözümü işiten bütün kadınların oy pusulasını alıp ateşe atmasını umarım. Ancak böylece kendini ateşten kurtarırsın. Zira insanların çoğu kendilerine aldırmaz haldedirler. Hatta İslam ve müslümanlar kurban ediliyor olsa dahi, seçimlerde kazanmayı önemsemektedirler!...”[1]



[1] Tuhfetu’l-Mucib – Tahrimu’l-İntihabat Ale’n-Nisa

Kadın Muhaddisler Perde Arkasından Hadis Rivayet Etmişlerdir/Şeyh Mukbil b. Hâdi


Soru 45: Kendilerinden erkeklerin de hadis rivayet ettikleri kadın muhaddisler mevcuttur. Bu konuda görüşünüz nedir?

Cevap: Evet, müminlerin annesi Aişe ve Umm Seleme radıyallahu anhuma böyledirler. Yine onlardan sonra tabiinden Hafsa bt. Sirin, Amre bt. Abdirrahman da böyledirler. Bunlardan sonra da âlimler kadınlardan hadis dinlemeye devam etmişlerdir. Bütün bunlar perde arkasından olduğuna yorumlanır.[1] Zira olnlar Allah Azze ve Celle’den takva üzere idiler. Nitekim Aişe radıyallahu anha hadisinde, O’nun perde arkasından konuştuğu gelmiştir. Bir gün Ebu Hureyre radıyallahu anh gelmiş ve hadis rivayet etmişti. Şöyle diyordu: “Ne diyorsun ey perde sahibi?” Aişe radıyallahu anha ise namaz kılıyordu. Namazdan sonra Aişe radıyallahu anha dedi ki: “Ebu Hureyre nereye gitti?” Ona: “O gitti” dediler. Aişe radıyallahu anha dedi ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sizin şu hızlıca konuşmanız gibi hızlıca konuşmazdı.” Hadis rivayeti perde arkasından olmuştur. Allah yardımcımız olsun.

Eğer erkekler takva hususunda onlar gibi olurlar ve muhaddise kadın da takvada Aişe radıyallahu anha gibi olursa inşaallah bunda sakınca yoktur.[2]



[1] Derim ki: Şeyh Mukbil rahimehullah’ın bu sözünü Hafız Zehebi’nin Siyeru A’lam’da söylediği şu söz desteklemektedir: “Kendilerini hiç görmediğimiz kadınlardan hadis rivayet ettik.”
[2] Şeyh Mukbil b. Hadi, Fetava’n-Nisa (s.75)

Seçenler mi, yoksa seçilenler mi olacağız?

Ebû Hureyre radıyallahu anh'den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:


ستنتقون كما ينقى التمر من حثالته


"Kuru hurmanın döküntülerinden ayıklandığı gibi siz de ayıklanacaksınız."


Hasen. İbn Hibban (15/265) Hakim (4/352, 481) İbn Mace (4038) Temmâm er-Râzî Fevaid (1453) İbn Asakir, Tarih (8/222) el-Elbâni, es-Sahiha (1781) 

15 Mart 2014 Cumartesi

Hadis Ehlinin İslam Alemindeki Vakıaya Karşı Konumu


Suriye’deki vakıa ve daha önceki benzer olaylar hakkında hadis ehlinin izlediği selefî menheci ve haricî metodlara karşı çıkılmasını fütursuzca eleştiren ilimsiz kimselerin saptırmaları sebebiyle birçok kardeşlerimizin zihinleri karışık haldedir. Bu karışıklığa selefî menhec konusundaki bilgisizlik sebep olmakta, insanlar hissî davranmaktan kendilerini alamayarak bazı isimleri takıntı yapmaktadırlar. Herşeyden önce şunu bilmek gerekir; selefî menhec, sonraki selefîlerin bakış açısıyla değerlendirilmez, bilakis sonrakiler, önceki selefin menhecine göre değerlendirilir. Asıl olan budur. Adnan Ar’ur, Muhammed el-Arifî gibi selefîliğe ve ilme nispet edilen kimselerin Suriye fitnesi hakkındaki tavırları Salih Selefin menhecine göre cereyan etmemiştir!
Aynı şekilde Mısır’da sokaklara dökülerek veya parlementoya girmek için seçimlere katılarak İslâmî olmayan metodlarla İslâmî bir hedef güden kimseler de büyük yanlış içerisindedirler!
Zirr b. Hubeyş rahimehullah dedi ki: “İnsanlar el-Velid b. Ukbe b. Ebi Muayt’ın gidişatına karşı çıktıklarında Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’e geldiler. Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh onlara şöyle dedi: “Sabredin. Zira yöneticinin elli senelik zulmü bir aylık herc’den hayırlıdır. Ben bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim. Şöyle buyurmuştu:
«لَا بُدَّ لِلنَّاسِ مِنْ إِمَارَةٍ بَرَّةٍ أَوْ فَاجِرَةٍ، فَأَمَّا الْبَرَّةُ فَتَعْدِلُ فِي الْقَسْمِ، وَيُقْسَمُ بَيْنَكُمْ فَيْؤُكُمْ بِالسَّوِيَّةِ، وَأَمَّا الْفَاجِرَةُ فَيُبْتَلَى فِيهَا الْمُؤْمِنُ، وَالْإِمَارَةُ الْفَاجِرَةُ خَيْرٌ مِنَ الْهَرْجِ» ، قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، وَمَا الْهَرْجُ؟ قَالَ: «الْقَتْلُ وَالْكَذِبُ»
İyi ya da günahkâr olsun insanların yöneticisi bulunmak zorundadır. İyi olursa aranızda adaletli taksimat yapar ve düzgün yöneticilik yapar. Ama günahkâr ise mümin bu konuda müptela olur/belaya uğrar. Günahkâr yöneticilerin bulunması, hercden hayırlıdır.” Denildi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Herc nedir?” Buyurdu ki: “Adam öldürmeler ve yalan(ın yayılması)dır.[1]
Türkiye’de de son gelişen olaylar, gidişatlarında nasları değil de, hisleri belirleyici kılan kimselerin meşrû bir fiil olmayan oy kullanma ameline yönlenmesine sebep olmaktadır.
Oy kullanmadaki amaç nedir? Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetme zulmünü, Allah’ın indirdiğinden başkası olan başka bir zulümle mi def etmek?!
Yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yolunda, demokrasi küfrünün ameliyesine iştirak ederek oy kullanmak gelmemiştir. Allah Azze ve Celle ancak kendisinin dinine yardım edenlere yardım edeceğini vaad etmiştir! Mitinglerle, oy kullanmayla vb. Demokrasi dinine yardım edenlere değil!
Aldanan ve aldatanlarla beraber aldanmayın! Oy kullanmama gibi bir seçenek olduğu sürece, kaçınılmaz olan iki zarara muhatap olmak gibi bir durum söz konusu değildir. Şayet oy kullanmamak da bir zarar ise, bu üç zarardan en hafif olanıdır! Zira oy kullanmak suretiyle gayri meşrû düzene iştirak etmemek, Allah’ın dinine aykırı olan münkere elle, dille, kalple karşı çıkmanın gereğidir. Bâtıl idareler ve zalim yöneticileri değiştirmek için gayri meşrû yöntemlerden Allah bizi sorumlu tutmamış, bilakis sabrı emretmiştir. Yukarıda zikrettiğim hadisi iyi düşünün.


[1] Taberani (10/132) İbn Asakir, Tarihu Dımeşk (63/242) Hafız Iraki Tahricu’l-İhya’da (5/455): “İsnadı sakıncasızdır” demiştir.

4 Mart 2014 Salı

Oy Kullanmanın Hükmü - İbn Useymin, Şeyh Necmî, Muhammed Eman Cami ve Şeyh Fevzan


Allame İbn Useymin rahimehullah Şerhu’l-Mumti’de Müslümanların seçimlere katılmalarının mümkün olmadığını söylemiştir.[1]

Allame en-Necmî[2], Muhammed Eman Cami[3] ve Şeyh Salih el-Fevzan[4] da seçimlere katılmanın caiz olmadığını, bunun kâfirlere benzemek olduğunu açıklamışlardır.



[1] Şerhu’l-Mumti (8/10)
[2] El-Mevridi’l-Azbi’z-Zulal (s.240)
[3] Hakikatu’d-Dimokratiyye (s.33-34)
[4] Şeyh Fevzan’ın internet sitesi 8027 nolu fetva. Bkz.: Es’iletu’l-Menahici’l-Cedide (s.207)

Oy Kullanmanın Hükmü - Şeyh Rebi b. Hâdî


Şeyh Rebi b. Hadi el-Medhali, , Ebu’l-Hasen es-Suleymani’ye son reddiyesinde şöyle demiştir: “Diyorsun ki: “Seçimler konusu içtihadî bir meseledir”

Derim ki: Seçimlerin içtihadi bir mesele olduğunu söylemek caiz değildir. Bilakis bu sapıklık meselelerindendir ve Yahudi ve Hristiyanların uydurdukları kâfir demokrasi pisliklerinden birisidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara tabi olmayı en şiddetli bir şekilde kötülemiştir Elbette sizler, sizden öncekileri karış karış, dirsek dirsek izleyeceksiniz. Hatta onlar keler deliğine girseler sizler de gireceksiniz.” Dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü! Onlar Yahudi ve Hristiyanlar mı?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Başka kim olacaktı?” buyurdu.[1]

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Bundan sonra. Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabı, yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yolu, işlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Her bidat sapıklıktır.”[2]

Yine şöyle buyurmuştur: Şüphesiz aranızdan yaşayacak olanlarınız, birçok ihtilaflar görecektir. Sizlere sünnetime ve hidayet edilmiş raşid halifelerimin sünnetine sarılmak düşer. Ona azı dişlerinizle tutunun. Sizleri sonradan çıkarılan işlerden sakındırırım. Zira her bidat sapıklıktır.”[3]

Demokrasi seçimlerini yapanlar, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve raşid halifelerin sünnetine en ilgisiz kalan insanlardır. Seçimlerin sayılamayacak kadar kötülükleri vardır. Nitekim bu konuda birçok eserler yazılmıştır. Allah fesattan yasaklar. Senin sapıklıkları içtihadi mesele sayma ve hafife alma konusundaki bu menhecin, Rafızilik, Haricilik, Kabircilik gibi sapıklıklara kapı açar. 

Diyorsun ki: “Selefîler arasında bu meselelerde daha önce de ihtilaf vardı. Kuveyt’teki Selefîler seçimlere katılma görüşündeler. Bizler ise Yemen’de bu görüşte değildik. Bu gün uygun gören de var, görmeyen de var.”

Derim ki: Sen ve senin menhecinde olup sana körükörüne tabi olanlar bunu uygun görüyorlar. Selefilere gelince, onların İslamî duruşları sabittir. Sakın karıştırma! Demokratik seçimler hakkında selefilerin ihtilaf ettikleri meselelerden saymaya kalkışma!

Nitekim Allame el-Elbani rahimehullah Kuveyt’te İhyau’t-Turas cemiyetinde demokratik seçim sapıklığına katılma konusuna dalan ve gruplaşan kimseleri reddederek çürütmüştür.”[4]



[1] Sahih. Buhari (3456) Muslim (2669)
[2] Sahih. Muslim (867) Ahmed (3/371)
[3] Sahih. İbn Hibban (1/178) Hakim (1/174, 176, 177) Ahmed (4/126) Ebu Davud (4607) İbn Mace (42) Bezzar (10/137) Taberani (18/245, 248, 249)
[4] Rebi b. Hadi el-Medhali, “Tenbihu’l-Magrur İla Ma Fi Makali Ebi’l-Hasen ve Menhecihi Mine’d-Dalal ve’ş-Şurur” (Hicri 4.11.1432)

Oy Kullanmanın Hükmü - Şeyh Muhammed el-İmâm


Soru: Siyasi partilere üye olmak caiz midir?

Cevap: Siyasi partiler laikliğin gruplarıdır. Laiklik; dinsizliktir. Yani Allah’ın hak dinini din edinmemektir. Hatta laiklik, Allah katından indirilmiş ve değişikliğe uğramamış dini dahi kabul etmez. Laiklik, mesela batıda tahrif edilmiş ve değiştirilmiş Tevrat ve İncil’i de kabul etmez. Kendi iddialarına göre Musa ve İsa aleyhime's-selâmdan kaldığını ileri sürdükleri Yahudilik ve Hristiyanlığı da kabul etmez. Bu, Allah Azze ve Celle’nin katından bir din indiğine iman etmemektir.

Sonra Müslümanlar arasında laiklik yayıldı. Şu kaidelerini ortaya koydular: Din Allah içindir, vatan herkes içindir. Yine: Din kul ile rabbi arasındadır kaidesini yaydılar. Yani namaz, oruç ibadet edenin ibadetidir. Ama hükümler, ahlak, muameleler, siyasi ve iktisadi meselelere gelince bunlarda insanların hükmüne müracaat edilmesi ve insanların kanun koyması görüşündedirler! Bu konularda İslam dininin hükmünü kabul etmezler.  Müslümanların arasında bu laiklik/dinsizlik çoğaldı. Bu, batılı devletlerin laikler için seçtiği laiklik olup Müslümanlar arasında da bulunmaktadır.

Bütün bunlara göre; partiler, laik partiler ile bidat ve sapıklık içeren partiler arasındadır. Bu partilere girmek dinen caiz değildir. Bilakis bu haram, hatta haramların en büyüklerindendir. Zira bunda günahta yardımlaşmak, sapıklık üzere düşmanlık ve haddi aşma vardır. Özellikle siyasi partiler, ister seçim yoluyla gelip barış devrimi denilen, demokrasi kanunlarıyla amel eden demokratik devrim partileri olsun, isterse askeri devrimle gelenler olsun fark etmez.

Yine bu partiler iki şeyi bir arada barındırır. Siyasi partiler fitnelerin ve sapıklıkların kaynağıdır. Müslümanları fazlasıyla parçalamakta ve zayıflatmaktadır. Düşmanlar için Müslümanlara karşı gedikler açmaktadır. Daha bunun gibi Müslümanlara zararlı olan birçok meseleleri vardır. Hareket ve kuvvet ancak Allah’tandır. Allah’a ve ahiret gününe iman eden için partilere girmek caiz değildir. Bilakis Müslümanlara farz olan, tek grup olan Allah’ın seçtiği Allah’ın grubu olmaları, tek ümmet olmalarıdır ki, o da salih selefin ve onlara güzellikle uyanların üzerinde bulundukları nübüvvet menhecine tabi olan İslam ümmetidir.  Allah en iyi bilendir.[1]

Şeyh Muhammed el-İmam şöyle demiştir: “Seçimler, Allah’a ortak koşma kapsamındadır. Bu itaatte şirktir. Zira seçimler demokrasi nizamının bir parçasıdır ki, bunu İslam düşmanları, Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak için koymuşlardır. Kim onu razı olarak, istekle, sahih olduğuna inanarak kabul ederse, Allah Azze ve Celle’nin emrine muhalefet hususunda İslam düşmanlarına itaat etmiş olur. Bu ise itaatte şirkin ta kendisidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği şeyi kendileri için dinden bir şeriat koyan ortakları mı var? Eğer önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, muhakkak aralarında hükmolunurdu. Şüphesiz zâlimler için acı bir azâb vardır. Zâlimleri, işledikleri şeylerin azabından korkan kimseler olarak görürsün ki, bu, mutlaka onların başına gelecektir” (Şura 21-22)

Kendileri için hidayet apaçık belli olduktan sonra arkalarını dönüp tekrar küfre yönelenlere şeytan işlerini kolaylaştırmış, ümidlerini artırmıştır. Bu da, onların, Allah'ın indirdiklerinden hoşnud olmayanlara, “biz, bazı hususlarda size itaat edeceğiz” demiş olmalarındandır.” (Muhammed 25-26)

Onlara itaat ettiğiniz takdirde, şüphe yoktur ki, siz de müşriklerden olursunuz” (En’âm 121)

Bu seçimler Allah’ın kanunlarından mıdır, yoksa beşerin kanunlarından mıdır? Eğer Allah’ın kanunlarındandır derlerse bu Allah’a karşı büyük bir iftiradır. Laik anayasalar Müslümanların ülkelerinde mevcuttur. Bu, seçimlerin laik düzenlerin uygulaması olduğunun en büyük şahididir. Eğer: “Beşerin kanunlarındandır” derlerse, beşerin kanunlarını nasıl kabul edebilirsiniz? Böyle bir kanun koymanın hükmü nedir? Ayet, seçimleri düzenleyen demokrasi kurucularının, insanlar için şeriat koyma hususunda Allah’a ortak koşmakta olduklarını açıklamıyor mu? Seçimleri kabul eden kimse, yaratılmışları şeriat koyucu olarak görmüyorsa, yaratılmışlar nasıl şeriat koyucu olurlar? Geçen ayeti nasıl anlamamız gerekir o halde? “Seçimlere katılmak caizdir” diyen kimse bununla yetinmiyor, daha da çamura batarak: “Oy kullanmak vaciptir, bunu terk eden günahkârdır, emaneti eda etmemiştir…” vs. diyor!”[2]

Şeyh Muhammed el-İmam, Mefasidu’l-İntihabat kitabında demokrasinin birçok pisliklerini anlatmış, demokratik seçimlerde oy kullanmanın caiz olmadığına dair doyurucu açıklamalar yapmış ve “iki zarardan hafif olanına katlanmak” kaidesiyle oy kullananların şüphelerini çürütmüştür.



[1] Fetva tarihi: 02 Cemadiyessani 1433 Link: http://www.sh-emam.com/show_fatawa.php?id=424
[2] Şeyh Muhammed el-İmam Mefasidu’l-İntihabat (s.25)

Oy Kullanmanın Hükmü - Yahyâ el-Hacûrî


Şeyh Yahya el-Hacuri şöyle demiştir: “Eğer sana seçimlerde oy kullanmanın hakikati nedir diye sorarlarsa de ki: “O Allah’ın hak dininden uzak olan Demokrasi nizamıdır ve kâfirlere benzemektir. Onlara benzemek caiz değildir. Oy kullanmakta birçok zararlar vardır ve Müslümanlara hiçbir faydası yoktur. En önemli zararları şunlardır: Çoğunluk hesabıyla hak ile batılın ve hak ehliyle batıl ehlinin eşit sayılması, vela ve beranın (Allah için dostluk ve Allah için düşmanlık ilkesinin) kaybolması, Müslümanları parçalaması, aralarına kin, düşmanlık, partilerle gruplaşma, taassup, aldatma, hile ve yalan sokması, vakitlerin ve malların zayi edilmesi, kadınların saygınlığının yok edilmesi, İslamî din ilimlerine ve ehline karşı güvenin sarsılmasıdır.”[1]

Yine şöyle demiştir: “Zaruretlerin sınırını din belirler. Âlimler şöyle derler: “Zaruret; insanın canı veya malı hususunda tahammül edemeyeceği zarardır.” Bazı insanlar zaruret kaidesini öyle genişletiyorlar ki, sakalı kesmeyi, rezillikleri seyretmeyi, pantolon giymeyi, kadın erkek karışık okullarda okumayı, partileri ve oy kullanmayı dahi zaruret görmektedirler! Bunlar zaruret değil bilakis haram olan şeylerdir.”[2]

Yine Yahya el-Hacuri şöyle demiştir: “Hangi delil seçimlere katılmayı mubah kılabilir? Bu kâfirleri taklittir. Oy kullanmanın kafirleri taklid olması yeter. Hayır vallahi, ilimden az bir nasibi olan alim veya sünnetin rayihasından koklamış kimse bir tarafa, akıl sahibi bir kimse dahi oy kullanmanın Allah Azze ve Celle’nin dininden olduğunu söylemeye cüret edemez. Bu ancak kâfirlerin işidir.”[3]



[1] El-Mebadiu’l-Mufide (s.30)
[2] El-Kenzu’s-Semin (5/131)
[3] Celsetun Saa Fi’r-Reddi Ale’l-Muftiyyine bi’l-İzaa

Oy Kullanmanın Hükmü - Şeyh Abdusselam Berces


Şeyh Abdusselam Berces rahimehullah şöyle demiştir: “Bilinmektedir ki bu parlementolara girmek, hâciyyat ve tahsiniyyat bir tarafa, hakikatte dinin zaruretler hususundaki maksatlarının da kaybedilmesidir. Çünkü bu dini temelinden yıkmaktır. Dinin en yüksek gayesi olan Allah’ın birlenmesini gerçekleştirme esası düşürülmektedir.”[1]


[1] Abdusselam Berces, el-Hucecu’l-Kaviyye (s.37-38)

Oy Kullanmanın Hükmü - Şeyh el-Elbânî


Şeyh el-Elbani rahimehullah şöyle demiştir: “Oy kullanarak seçimlere katılmak zalimlere meyletmektir. Çünkü sahih islâmi kültüre sahip her Müslüman bilir ki, parlemento düzeni ve seçimler İslam düzeninden değildir.”[1]
Şeyh el-Elbani rahimehullah’a şöyle denildi: “Ey şeyh! İşittiğimize göre bazı şartlarda parlementoya girmeye cevaz vermişsiniz?!” el-Elbani dedi ki: “Hayır! Caiz değildir. Bu şartlar pratik değil, teoriktir. Hangi şartları zikrettiğim size ulaştı mı?” soruyu soran: “Birinci şart insanın nefsini muhafaza etmesidir.” Şeyh dedi ki: “Bu mümkün müdür?” Soruyu soran: “Hiç tecrübe etmedim” Şeyh: “İnşaallah tecrübe etmezsin. Bu şartların gerçekleşmesi mümkün değildir. Bizler insanlardan birçoğunun hayatlarında, giyimlerinde, sakallarında, bu meclislere girdikleri zaman değişmeler ve bozulmalar meydana geldiğine şahit oluruz!! Onlar bu işlerini temize çeker, takip ettikleri yolun bunu gerektirdiğini söylerler… Bazı insanlar parlementolara İslami Arap elbisesiyle girmiş, kısa bir zaman sonra giyim şekilleri değişmiştir. Bu bozulmanın mı yoksa düzelmenin mi göstergesidir?” Soruyu soran: “Cezayirdeki kardeşleri ve siyasi alanda yaptıklarını mı kastediyorsunuz?” Şeyh dedi ki: “Tavsiye etmeyiz! Bu günlerde herhangi bir islam ülkesinde siyasi çalışmayı tavsiye etmeyiz.”[2]


[1] Hataru’l-Muşareke fi’l-İntihabat adlı kaset.
[2] Silsiletu’l-Hedyi’n-Nur (2/352) bkz.: Medariku’n-Nazar Fi’s-Siyase (s.345)

Oy Kullanmanın Hükmü - Şeyh Mukbil b. Hâdi


Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadiî rahimehullah şöyle demiştir: “Seçimlere katılmaya davet eden selefi olamaz. O selefi değil, felsefîdir.”[1]

Yine şöyle demiştir: “Seçimlere katılmaya çağıranlar sapık ve fasık sayılırlar. Zira bu, komünistlerin, baasçıların, nasırîlerin ve - Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “İman Yemendendir, hikmet Yemen’lidir[2] buyurduğu - tertemiz topraklarımız üzerine gelecek olan diğerlerinin ayaklarını sağlamlaştırmaktır. Oy kullanma meselesine “içtihadi bir mesele” diyen miskinin de miskinidir.”[3]

Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadiî rahimehullah’a şöyle soruldu: “Seçimlere katılmayı vacip görüyorum. Zira hayır ehlinin bundan geri kalması caiz olmaz. Çünkü hayır ehli bundan geri kalırlarsa hayırsız kimseler oraya girer. Hayırlı kimselerin hükümet meclislerinde bulunmaları iyidir. Zira bu meclislerde doğruyu gösterebilirler. Seçimler hakkında sizin görüşünüz nedir? Bunu caiz gören kimseyi reddetmek için kitap ve sünnetten delil nedir? Bunun haramlığının delili nedir?”

Cevap: Rabbu’l-İzzet, kerim kitabında şöyle buyuruyor: “Hiç mü'min olan kimse fâsık olan gibi midir? Bunlar asla eşit olamazlar.” (Secde 18) Alim, fazilet sahibi, eşek ve komünistin oyları birdir. Allah Teâlâ kerim kitabında şöyle buyuruyor:Yoksa kötülükleri işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, kendilerini, iman eden ve sâlih amel işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı zannediyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar.” (Casiye 21)

Yoksa îman edenleri ve sâlih amel işleyenleri, yeryüzünde fesad çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yahutta Allah'tan korkanları, kötülük işleyenler gibi mi tutacağız?” (Sad 28)

Erkek kız gibi değildir.” (Al-i İmran 36)

Fazilet sahibi kimsenin oyu, günahkâr bir kadının oyu ile eşit sayılmaktadır. Allah Subahnehu ve Teâlâ, müşrikler meleklerin Allah Teâlâ’nın kızları olduklarını söyledikleri ve erkekleri kendilerine nispet ettiklerinde şöyle buyurmuştur: “O halde bu haksız bir taksim” (Necm 22)

Bu seçimler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, Ebu Bekir ve Ömer radıyallahu anhuma zamanlarında, Emeviler ve Abbasiler devletlerinde var mıydı? Nitekim küfür ülkelerinden bazısında livata, erkeğin erkekle evlenmesi, içkiyi ve fazili bankaları serbest bırakma konuları oylanır hale gelmiştir. Oylama ve seçimler gölgesinde her şeyi yapmak mümkündür. Rabbu’l-İzzet ise kerim kitabında şöyle buyuruyor: “Onlar, yine de câhiliyyenin (o kokuşmuş) hükmünü mü arıyorlar?” (Maide 50) Sen dosdoğru olanı talep et. Allah Teâlâ, Nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle buyuruyor: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud 112) Yine şöyle buyurur: “O halde dosdoğruca O'na yönelin” (Fussilet 6) Bizler Kitap ve sünnete karşı dosdoğru olmakla emrolunduk. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Eğer seni sağlam tutmamış olsaydık, neredeyse onlara azıcık meyledecektin.” (İsra 74)

Afganistan’da seçimlerin sonucu ne oldu? Birçok İslamî ülkelerde seçimler ne sonuç getirdi? Bundan da kötüsü,  seçimler demokrasinin vesilesidir. Bu sözler Sudan’lı kardeşlerimize yönelik değildir. Seçimlerden günler sonra kimse benden konuşmamı istemesin. Ben “el-Musara’a”, “Fetva Fi Vahdeti’l-Muslimin Maa’l-Kuffar”, “Kam’u’l-Muanid” ve “Gâretu’l-Eşrita Ala Ehli’l-Cehl ve’s-Safsata” kitaplarımda seçimler hakkında konuşmaktan yoruldum. Elhamdulillah bu kitapların hepsi basılmıştır.”[4]

Şeyh Mukbil rahimehullah’a bazı şeyhlerin oy kullanmaya cevaz verdikleri söylenir ve bunun neden içtihadi bir mesele olmadığı sorulur. Bunun üzerine şöyle cevap vermiştir: “Şeyh el-Elbânî Cezair’de seçimlere katılmaya cevaz vermiş, kadınların nikaplarıyla seçime katılmasında sakınca görmemiştir. Yine Şeyh b. Baz da böyle fetva vermiştir. İhvanu’l-Muflisin de onların fetvalarını yayınlamıştır. Ben de diyorum ki bu iki şeyhin Allah’tan korkmaları ve Ehl-i Sünnet’ten bir çok kimseyi saptırdıkları bu fetvadan dönmeleri gerekir. Allaha hamd olsun Ehl-i Sünnet taklit etmez. Çünkü Allah Azze ve Celle kitabında şöyle buyurmuştur: “Bilmediğin şeyin ardına düşme” (İsra 36)…”

Şeyh Mukbil rahimehullah oy kullanmayı caiz sayan Abdurrahman Abdulhalık ve Ebu İshak el-Huveyni’yi şu sözleriyle reddetmiştir:

“Abdurrahman Abdulhalık’a Allah hayırlı karşılık vermesin. Selefi idi, sonra Sulfatî oldu. Çünkü seçimlere katılma görüşüne tutundu. Oy kullanmak demokratiyye’nin görüşüdür.

Onun Allah’tan korkması ve Allah’a daveti terk etmesi gerekir. Zira ben onun gibilerin yerinde oturması gerektiği görüşündeyim. Onun zararı faydasından büyüktür. Ondan teberri edilmelidir. Çünkü başkalarının Kitap ve sünnet üzerine kurulu olan davetlerine zararı çoktur. Onun tevbe etmesini ve bu partilerden uzaklaşmasını öğütlerim.[5]

Bütün selefilerin sünnet ile izzet bulmaları, bunu şeref saymaları gerekir. Abdurrahman Abdulhalık’ın selefiliği gibi olmamalıdırlar. O Yemen’de, Sudan’da, Cidde’de ve hatta Endonezya’da Ehl-i Sünnet’in saflarını bölmüştür. Abdurrahman Abdulhalık oralara gittiğinde ancak aralarını bölen belalarla dönmüştür. Fikirleriyle değil, dinarlarıyla bölücülük yapmıştır.

Onun İhvanî görüşleri vardır ve seçimlere katılmaya davet etmektedir. Onun ve Abdullah es-Sebt’in daveti Selefî ve Sünnî davete karşı bir lekedir.[6]

Abdurrahman Abdulhalık’ın el-Vela ve’l-Bera kitabı hakkında Şeyh Mukbil şöyle dedi: “Hükümetlere dostluk edenleri ve Salihlerden uzaklaşanları Allah’a davet edenlerin en faziletleri olarak sayıyor” demiştir. Sonra Şeyh Mukbil, Abdurrahman Abdulhalık’ın bu kitabındaki sapık sözlerinden birisi olarak şunu nakleder: “Saddam müminlerin kahramanı ve mucahiddir…” diyor”[7]

Ebu İshak el-Huveyni, Parlemento meselesi hakkında: “Fer’î bir meseledir, aslî mesele değildir. Bizim bundan geri kalmamamız gerekir” demiştir. Ebu Abdillah el-Mısri dedi ki: Şeyh Mukbil, Ebu İshak el-Huveyni hakkında şöyle dedi: “Nasıf Ali dedi ki: “Allah biliyor ya, bu adam hakkında emin olamıyorum.” Kasetlerini dinlemeyi tavsiye etmiyorum.”[8] Bir gün Şeyh Mukbil, Ebu İshak el-Huveyni hakkında eliyle havaya işaret ederek “Şuradan ve buradan yemeyi seven birisi” dedi.[9]

Şeyh Mukbil’in seçimler hakkında birçok açıklamaları; İ’lamu’l-Ecyal Bikelami’l-İmam el-Vadiî Fi’l-Furuk ve’l-Kutub ve’r-Rical kitabında bulunmaktadır.

Şeyh Mukbil’in bu konuda fetvalarından diğer bazıları da şöyledir:

Soru: Hüküm yalnız Allahın olmasına rağmen, “Halkın kendi kendini yönetmesi” sözlerinin anlamı nedir? Oylama Allahın şeriatına muhalif olursa tabi olunabilir mi?

Cevap: Halkın kendi kendini yönetmesi demokrasidir ve bu küfürdür. Zira Allah Teâla: “Hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (Kehf 26) Demokrasi küfürdür başlıklı sesli kaydımız vardır.

Oylamaya gelince, bu Müslümanlara karşı taraf olmaktır. Bu dinde pazarlıktır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bütün cahiliye işleri ayaklarımın altındadır[10] Bizim de: “Partilerin, Ba’asçıların, Nasırilerin görüşleri ayaklarımızın altındadır” dememiz gerekir. Ama Allah’ın kitabını millet meclisine koymamız halinde Kitap ve sünnete aykırı bir oylama yapıldığında, “Millet meclisinin söylediğini alırız” demek küfürdür. “Öyleyse bu haksız bir paylaşma“ (Necm 22) Allah yardımcımız olsun.[11]

Soru: İnsanların birçoğu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Şeytan arap yarımadasında kendisine ibadet edilmesinden ümit kesmiştir” hadisini delil getirerek Arap yarımadasında şirk olmayacağını söylüyor.

Cevap: Şeytanın ümit kesmesi hüccet değildir. O namaz kılanların ibadetinden ümit kesmiş ve namaz kılmayanlara çıkmıştır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Devs kabilesinin kadınlarının kıçları Zu’l-Halasa putu için sallanmadıkça kıyamet kopmaz.”[12]

İşte Arap yarımadasında Allah’tan başkasına dua edenler! İşte Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmedenler! Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmek şirktir. İşte Allah’tan başkasına itikad besleyenler!

Bu sadece şeytanın bir zannıdır ve o zannında hata etmiştir. Şirk günümüzde de kol gezmektedir. Mesela Müslümanların yöneticilerinin hükümde bulunduğu meclisler buna bir örnektir. Bu şekilde muhakeme şirk ve küfürdür. Birleşmiş Milletlerin hükümleri şirk ve küfürdür.: “Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır?“ (Şura 21) 

İşte Irak tagutu Saddam! İşte Kaddafi! Savtu’l-Ummal ve el-Mesar gazeteleri: “el-Vadii Müslümanları tekfir ediyor” diyorlar! Bilakis ben ehl-i sünnetim ey gafiller! Müslümanları değil, kâfirleri tekfir ediyorum! Allah’ın kendilerine vacip kıldıklarını yerine getirerek namaz kılanlara gelince, ben onları tekfir etmiyorum. Size meydan okuyorum: bir müslümanı tekfir ettiğimi ispatlayın!

Bu gazeteleri rezil ederek onların partici olduklarını Müslümanlara bildiren Allah’a hamd olsun. Onların partici olduklarını söylediğimizde hakkımızda: “Siz çok sertsiniz, siz şöylesiniz, siz böylesiniz…” diyorlardı. Bizim bu gazetelerin partici olduğunu yazmaktaki amacımız; Müslümanlara onların partici olduklarını ve küfre hizmet ettiklerini bildirmekti.

Bu zamanda tagutlar çoktur. Millet meclisi taguttur, ülkemizdeki partici bakanlar taguttur. Ey Cezayirli’ler! Şazeli b. Cedid taguttur. Fransa Şazeli b. Cedid’e öfkelenmiş ve ülkesine girmekle tehdit etmiştir. Bu, Şazeli b. Cedid’in Fransa için çalıştığını ve onlara vekâlet ettiğini gösterir.”[13]



[1] Garetu’l-Eşrita (2/20)
[2] Sahih. Muslim (52)
[3] Garetu’l-Eşrita (2/153)
[4] Mukbil b. Hadi, Tuhfetu’l-Mucib (244-246) Garetu’l-Eşrita (2/114, 166)
[5] Fadaih ve Nasaih (s.49, 54)
[6] Garetu’l-Eşrita (Es’ileti’l-Cezairiyye)
[7] Garetu’l-Eşrita (1/286) el-Mahrec Mine’l-Fitne (s.138)
[8] Şemsan nakletmiştir.
[9] Şeyh Yahya b. Ali el-Hacuri hafazahullah nakletmiştir.
[10] Sahih. Müslim (2137)
[11] Mecmuul Fetava’l-Vadii 1/154)
[12] Sahih. Buhari (6583) Müslim (5173)
[13] Mecmuu’l-Fetava’l-Vadii (1/139-140)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)